|
ANAMIZI AĞLATAN ADALETİMİZ
Dün
yine yargıtay başkanından bir alıntı vardı medyada. Deli
Yürek dizisi Adalet Bakanı tarafından insanları ve
özellikle çocukları mafya ve terörizme özendirdmekle
suçlanıyordu. Dizinin yönetmeni Osman Sinav şöyle
diyordu "Yargıtay Başkanının dizilere kızmak yerine
yargıyı etkin kılmak gerekir." sözleri Adalet Bakanına
en güzel cevaptır. Konu adaletten açıldı, keşkte
açılmasaydı, çünkü bu konu yüreğimize hep kanayan bir
yaradır. Doktor Dilşan ablamız bir keresinde "Türkiyede
adaletle tababet iki büyük rezalet" demişti. Ben de
doktorum bunu hangi meslektaşıma hangi hukukçu
arkadaşıma söylesem hiç kimse reddetmedi.
Sevgili dostlar,sevgili okuyucular. Çok şükür bu ülkede
de hakimler var.Demeyi ne kadar isterdik..Ama mesleğe
yeni başlamış genç hakimlerimiz,olsun,orta boy
hakimlerimiz olsun ve de, yüksek mahkemeleri işgal eden
yüksek hakimlerimiz olsun,öyle şaşırtıcı,öyle alangirli
kararlar alıyorlar ki:Sanki her seferinde dudaklarımız
uçukluyor.
Aslında 1000 yıldanberi halkımız bunu hep söyleyip
duruyor. Allah hekimle hakime düşürmesin diye. Benim de
Türkiyedeki adalet konusunda bir tesbitim var amma bunu
söylemeye çekiniyor ve utanıyorum; Çünkü en sediğim
arkadaşlarım ve akrabalarım ya avukat yada hakimdir.
Genede gerçek bildiğimizi söylemek gerekiyor. Hukukçu
arkadaşlarım ve akrabalarım beni bağışlasınlar. Utanarak
duyorum ki Türkiyede Adalet mandadan ağır gider, bazı
davalar yüz yıl sürer. Tabiki genelleme yapılamaz; Çok
şükür Türkiyede hala hakimler var diyebiliyoruz;
Özelleşme çerçevesinde olsa da bunun örnekleri az olmasa
gerekir. Aslını ararsak iki yıl önce Yargıtay Başkanı
Sayın Mehmet Uygun'un yargıtayı açış konuşması benim
adalet konusunda çekinerek söylediğim bu ağır sözlerimin
gizli bir itirafı ve gizli bir savunusu gibiydi; Ne
diyordu Yargıtay Başkanı o zaman: Hakimler diyordu
vicdanıyla cüzdanı arasına sıkışmıştır...
Ananı
belleyen kadı, kimi kime şikayet edeceksin.Milletimizin
binlerce yıldır ne yazıkki:adalete bakış açısı
budur.Acaba yenı devletimiz,yeni gelen hükümetlerimiz
milletimizin binlerce yıldır taşıdığı ve çok acıklı,çok
galiz,galiz olduğu kadar da veciz olan bu kanıyı,bu
yazgıyı birazcık,bir nebzecik değiştirebildi mi?Eğer
değiştirebilmiş olsaydı yeni milenyum da,yirmibirinci
yüzyılda 2001 yılında Türk yargısının en başında bulunan
bir yargıtay başkanı TÜRKİYE YARGISIN DA DEVRİM
GEREKİR.der'mi idi?
Türk
Halkı bin yıldır kendisine Devlet adına adalet dağıtan
kadıdan böyle şikayet ediyor işte. Halkı canından
bezdiren, Halkı umutsuzluğa iten haklı ve yanık
yakınmalardır bunlar. (Ananı belleyen kadı, kimi? kime?
şikayet edeceksin?) Ey etkili kişiler; Ey yetkili
kişiler; Atatürkün en büyük eserimdir dediği Türkiye
Büyük Millet Meclisinin Ey Saygın Milletvekilleri; Ey
Muhterem Hakim beyler; Ey sayın Yargıçlar; Halkın kara
bahtını, Halkın bu acıklı yazgısını değiştirmek için
DAHA NE BEKLİYORSUNUZ?
Biz
eğri oturalım doğru konuşalım baş ağırtmamak için az
söyleyelim öz söyleyelim; Birkaç çarpıcı örnek vermekle
yetinelim. Puf deyip hafızalarımızdaki külleri üfleyelim
birkaç yıl önceydi. İstanbul Maslakta saygıdeğer yüksek
bir hakim trafikte sıkıştırılarak kazamıdır cinayet
midir,hala anlaşılamayan bir olayda can vermişti.
Olaydaki otomobilde bulunan hakim beyin şahsi çantasında
sayın hakim beyin kazancı ve maaşı ile asla
bağdaşmayacak miktarda kallavi para, çeşitli döviz ve
senetler ile çekler çıkmıştı. Gene aynı yıllarda
Parsadan adında biri,dönemin Başbakanı Sayın Tansu
Çiller'e telefon ederek kendini o zaman yeni emekli
olmuş saygıdeğer bir kuvvet komutanı hafızam beni
yanıltmıyorsa Orgeneral Necdet Öztorun paşa olarak
tanıtıyor. Doğru Yol Partisine yirmibeşbin yeni üye
kayıt ettireceğini söyleyerek örtülü ödenekten gene
kallavi miktarda çok bir para sız-dırmayı başarıyordu.
Parsadan yakalanınca olay mahkemeye intikal ediyor ve
mahkeme Sayın Tansu Çillerin emri ile Parsadana örtülü
ödenekten bu paranın verildiğine karar veriyor ve Sayın
Tansu Çiller'e Yüce divanda Yargılama yolu açılıyordu.
Başbakan Sayın Tansu Çiller Yüce Divanda yargılanırsa
başbakanlığı düşüyor ve bir daha Başbakan olamıyordu.
Olay temyiz ediliyor, dosya ilgili yargıtay ceza
dairesine gidiyor ilgili ceza dairesi dosyayı inceliyor.
Parsadana örülü ödenekten para verildiğinin sabit
olduğunu tasdik ediyor amma araya parantez içinde ufacık
bir cümle sıkıştırıyordu; Sıkışık ufacık cümle şuydu:
Para verildiği sabit olmuş amma paranın Parsadan'a ne
amaçla verildiği dosya münderecatından
anlaşılamamıştır.
Yargıtay başkanının Yunanca öğrenmek tutkusunu
bildiğimden bu sayfanın içine ignorobimus kelimesini,
kattım; Alaloya gibi İgnorobimusta eski Yunanca bir
kelimedir... Birkaç defa kendisinden; kayın pederden
yunanca öğrenmeye fırsatım olmadı diye yakındığını
duydum. Niye yunanca öğrenmek istiyorsun diye sorduğumda
aldığım cevap ilginçti: "Sokrates'in müdafaasını kendi
dilinden okumak ve Türkçeye tercüme etmek için
diyordu... Rahmetli kayın pederimiz Saki Rumeli Atinada
okumuş olup Elenika şiivesi ile çok güzel yunanca
konuşurdu; Kendisini erken kaybettik.Giritli kayın
pederimiz Saki Rumeli anısına.
Bir Girit,bir Ayvalık
yazımı buraya aynen almak isterim.
Dr.Hasan HORTO
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
DOĞRULAR-YANLIŞLAR
YARARLILAR-ZARARLILAR
Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında
yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan
sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır.
Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.
Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat
toplumlarıdır.
Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi
tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon
olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası
da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.
Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan
komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve
İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi
görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı
sayın Zekeriya Öze ve şimdiye kadar hiç
tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı
sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkayaya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının
devamını diliyoruz.
2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da
halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben,
beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2
-Yürütme erki, 3- Yargı erki.
Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız
kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi
partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.
Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı
hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al
Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya
dönüşmesin.
Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan,
çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz
ve çıkmaza saplanıyoruz.
Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ?
Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri
yarattı ?
İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.
Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allahın adıyla
ilk dersimizi alalım.
Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim
İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye
insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan
esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde
iyi kullan. Yüce Allahın bu ilk dersini iyi alanlar,
iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.
Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen
harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da
devirir.
İslâmiyetten
önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi elleriyle çamurdan
putlar yaparlardı. Sonrada karşılarına geçip onlara
taparlardı.
BİLİM gelişti.
İnsanlar, olmaz böyle şey dediler. Putları kırıp İslâmı
getirdiler.
Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı
hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini
alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı?
Tökezliyoruz.
Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu
hiç ?
Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok
hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı
karşıyadır.
1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.
2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve
demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne
de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu
ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem
lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek
ülke biziz.
Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi
görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden İslâmın
lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin
İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1
milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı
bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.
Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde,
Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı
intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç
örnekleridir.
2008
yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına
2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van
Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayayı ve Ferhat
Sarıkayanın başına gelenleri hatırlatıyor.
Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın
karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine
terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki:
Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K
anlıyoruz.
Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez
ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün
özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği
de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime
göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman
için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine
bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için
zararlı?
Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları
mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var.
Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları
fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye
boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı?
Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya
yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da
yok ki !!
Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil,
bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça
seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da
yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da,
bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler
gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de
güvenebilsinler.
Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP
CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü
karartmayınız.
2500 yıl önce Sinopta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere nasıl demişti. GÖLGE ETME
BAŞKA İHSAN İSTEMEM.
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci
yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada
ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun
düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak
tanımlanabilir.
Hiç şüphemiz olmasın
ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani
küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı
kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini
UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.
Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan
ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya
neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip
çalacaklardır.
İlave: 29 Mart 2008
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
Bu bölüm ile
ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz
varsa
lütfen "
info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz
memnun olacağım.
|
|
|