AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

ANAMIZI AĞLATAN ADALETİMİZ

 Dün yine yargıtay başkanından bir alıntı vardı medyada. Deli Yürek dizisi Adalet Bakanı tarafından insanları ve özellikle çocukları mafya ve terörizme özendirdmekle suçlanıyordu. Dizinin yönetmeni Osman Sinav şöyle diyordu "Yargıtay Başkanının dizilere kızmak yerine yargıyı etkin kılmak gerekir." sözleri Adalet Bakanına en güzel cevaptır. Konu adaletten açıldı, keşkte açılmasaydı, çünkü bu konu yüreğimize hep kanayan bir yaradır. Doktor Dilşan ablamız bir keresinde "Türkiyede adaletle tababet iki büyük rezalet" demişti. Ben de doktorum bunu hangi meslektaşıma hangi hukukçu arkadaşıma söylesem hiç kimse reddetmedi.

Sevgili dostlar,sevgili okuyucular. Çok şükür bu ülkede de hakimler var.Demeyi ne kadar isterdik..Ama mesleğe yeni başlamış genç hakimlerimiz,olsun,orta boy hakimlerimiz olsun ve de, yüksek mahkemeleri işgal eden yüksek hakimlerimiz olsun,öyle şaşırtıcı,öyle alangirli kararlar alıyorlar ki:Sanki her seferinde dudaklarımız uçukluyor.

 Aslında 1000 yıldanberi halkımız bunu hep söyleyip duruyor. Allah hekimle hakime düşürmesin diye. Benim de Türkiyedeki adalet konusunda bir tesbitim var amma bunu söylemeye çekiniyor ve utanıyorum; Çünkü en sediğim arkadaşlarım ve akrabalarım ya avukat yada hakimdir. Genede gerçek bildiğimizi söylemek gerekiyor. Hukukçu arkadaşlarım ve akrabalarım beni bağışlasınlar. Utanarak duyorum ki Türkiyede Adalet mandadan ağır gider, bazı davalar yüz yıl sürer. Tabiki genelleme yapılamaz; Çok şükür Türkiyede hala hakimler var diyebiliyoruz; Özelleşme çerçevesinde olsa da bunun örnekleri az olmasa gerekir. Aslını ararsak iki yıl önce Yargıtay Başkanı Sayın Mehmet Uygun'un yargıtayı açış konuşması benim adalet konusunda çekinerek söylediğim bu ağır sözlerimin gizli bir itirafı ve gizli bir savunusu gibiydi; Ne diyordu Yargıtay Başkanı o zaman: Hakimler diyordu vicdanıyla cüzdanı arasına sıkışmıştır...

Ananı belleyen kadı, kimi kime şikayet edeceksin.Milletimizin binlerce yıldır ne yazıkki:adalete bakış açısı budur.Acaba yenı devletimiz,yeni gelen hükümetlerimiz milletimizin binlerce yıldır taşıdığı ve çok acıklı,çok galiz,galiz olduğu kadar da veciz olan bu kanıyı,bu yazgıyı birazcık,bir nebzecik değiştirebildi mi?Eğer değiştirebilmiş olsaydı yeni milenyum da,yirmibirinci yüzyılda 2001 yılında Türk yargısının en başında bulunan bir yargıtay başkanı TÜRKİYE YARGISIN DA DEVRİM GEREKİR.der'mi idi?

Türk Halkı bin yıldır kendisine Devlet adına adalet dağıtan kadıdan böyle şikayet ediyor işte. Halkı canından bezdiren, Halkı umutsuzluğa iten haklı ve yanık yakınmalardır bunlar. (Ananı belleyen kadı, kimi? kime? şikayet edeceksin?) Ey etkili kişiler; Ey yetkili kişiler; Atatürkün en büyük eserimdir dediği Türkiye Büyük Millet Meclisinin Ey Saygın Milletvekilleri; Ey Muhterem Hakim beyler; Ey sayın Yargıçlar; Halkın kara bahtını, Halkın bu acıklı yazgısını değiştirmek için DAHA NE BEKLİYORSUNUZ?

Biz eğri oturalım doğru konuşalım baş ağırtmamak için az söyleyelim öz söyleyelim; Birkaç çarpıcı örnek vermekle yetinelim. Puf deyip hafızalarımızdaki külleri üfleyelim birkaç yıl önceydi. İstanbul Maslakta saygıdeğer yüksek bir hakim trafikte sıkıştırılarak kazamıdır cinayet midir,hala anlaşılamayan bir olayda can vermişti. Olaydaki otomobilde bulunan hakim beyin şahsi çantasında sayın hakim beyin kazancı ve maaşı ile asla bağdaşmayacak miktarda kallavi para, çeşitli döviz ve senetler ile çekler çıkmıştı. Gene aynı yıllarda Parsadan adında biri,dönemin Başbakanı Sayın Tansu Çiller'e telefon ederek kendini o zaman yeni emekli olmuş saygıdeğer bir kuvvet komutanı hafızam beni yanıltmıyorsa Orgeneral Necdet Öztorun paşa olarak tanıtıyor. Doğru Yol Partisine yirmibeşbin yeni üye kayıt ettireceğini söyleyerek örtülü ödenekten gene kallavi miktarda çok bir para sız-dırmayı başarıyordu. Parsadan yakalanınca olay mahkemeye intikal ediyor ve mahkeme Sayın Tansu Çillerin emri ile Parsadana örtülü ödenekten bu paranın verildiğine karar veriyor ve Sayın Tansu Çiller'e Yüce divanda Yargılama yolu açılıyordu. Başbakan Sayın Tansu Çiller Yüce Divanda yargılanırsa başbakanlığı düşüyor ve bir daha Başbakan olamıyordu. Olay temyiz ediliyor, dosya ilgili yargıtay ceza dairesine gidiyor ilgili ceza dairesi dosyayı inceliyor. Parsadana örülü ödenekten para verildiğinin sabit olduğunu tasdik ediyor amma araya parantez içinde ufacık bir cümle sıkıştırıyordu; Sıkışık ufacık cümle şuydu: Para verildiği sabit olmuş amma paranın Parsadan'a ne amaçla verildiği dosya münderecatından anlaşılamamıştır. 

Yargıtay başkanının Yunanca öğrenmek tutkusunu bildiğimden bu sayfanın içine ignorobimus kelimesini, kattım; Alaloya gibi İgnorobimusta eski Yunanca bir kelimedir...

Mutlak cehalet anlamına gelir. Bazı bilge kişilere göre hakikatin yolu cehaletten geçer. İnsan zır cahil olarak doğar. Ne öğrenirse hayatı boyunca sürekli olarak öğrenir. Öğrenmenin yaşı yoktur. Ama insan yine cahil olarak ölür. Kadim Yunan’ın yani eski Yunan’ın en bilge kişisi SOKRATES, Bir şey biliyorum. O da hiç bir şey bilmediğimdir.Diyordu.

Eski Yunanca da cehalet üstüne söylenmiş çok  leziz ve çok veciz başka bir deyim daha vardır.

İGNOTUM PER İGNOTUM =

1-MEÇHULÜ MEÇHUL İLE KANITLAMAK.

2-BİLİNMEYENİ BİLİNMEYEN İLE İSPAT ETMEK.

3-CAHİLLİĞE CEHALETİ ŞAHİT GÖSTERMEK.)

 

Birkaç defa kendisinden; kayın pederden yunanca öğrenmeye fırsatım olmadı diye yakındığını duydum. Niye yunanca öğrenmek istiyorsun diye sorduğumda aldığım cevap ilginçti: "Sokrates'in müdafaasını kendi dilinden okumak ve Türkçeye tercüme etmek için diyordu... Rahmetli kayın pederimiz Saki Rumeli Atinada okumuş olup Elenika şiivesi ile çok güzel yunanca konuşurdu; Kendisini erken kaybettik.Giritli kayın pederimiz Saki Rumeli anısına. Bir Girit,bir Ayvalık yazımı buraya aynen almak isterim.

Dr.Hasan HORTO

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

DOĞRULAR-YANLIŞLAR

YARARLILAR-ZARARLILAR

 

          Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.

     Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat toplumlarıdır.

     Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.

     Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı sayın Zekeriya Öz’e ve şimdiye kadar hiç tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

     2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben, beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2 -Yürütme erki, 3- Yargı erki.

     Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.

      Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya dönüşmesin.

          Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.

          Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri yarattı ?

          İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.

          Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allah’ın adıyla ilk dersimizi alalım.

          Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde iyi kullan. Yüce Allah’ın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.

        Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.

        İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.

        BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.

        Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.

         Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu hiç ?

          Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı karşıyadır.

         1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.

         2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek ülke biziz.

          Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1 milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.

          Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde, Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.

         2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı ve Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenleri hatırlatıyor.

       Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki: Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K anlıyoruz.

 

        Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için zararlı?

        Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var. Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı? Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da yok ki !!

        Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil, bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da, bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de güvenebilsinler.

        Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü karartmayınız.

        2500 yıl önce Sinop’ta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi Makedonya’lı büyük İskender’e nasıl demişti. GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM.

        Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

        Dünyaya gelen her insanın en yüce üst kimliği insan olmaktır. Bir kişi Türk, Kürt, Ermeni, Yunan olmadan önce, insandır. Dünya insanlarının ortak bilinci insanları ayırmaz. Birleştirir. Çatıştırmaz. Barıştırır. Bilmem  dikkat ettiniz mi? Beyaz insanlarında, siyah insanların da, sarı insanlarında gözyaşları hep renksiz akıyor.

        Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.

     Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip çalacaklardır.

 

İlave: 29 Mart 2008

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun  olacağım.

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET