AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

BANKA SOYGUNLARI İLE ÖRTÜLÜ ÖDENEKLER  

 Söz örtülü ödenekten açılmışken yolu yok Tansu Çiller’e  değinmeden edemiyeceğim. Public Information act denilen yurttaşlarına kamudan ve özelden her türlü bilgi edinmek hakkı tanıyan yasa 1967’den beri Amerikada yürürlüktedir. Sunshine and Tranceparancy Act denilen İdarede Tam açıklık ve Şeffaflık sağlayan yasayı’da 10 yıldır uygulayan Amerika Birleşik Devletlerinde LAS VEGAS’ı göbeğinde barındıran NEVADA eyaleti, Amerikan özgürlüklerinin en azgın yaşandığı, her türlü kumarın, her türlü çılgınlığın ve hatta her türlü orospuluğun serbest olduğu bir bölgedir. Nevada’da ilerlersin, ilerlersin, serbestçe gidersin, gidersin bir yere vardığın zaman hoop diye her türlü özgürlüğünü kaybedersin. Soluk alıp vermen bile kontrola alınır. İşte burası beyazla siyahın birleştiği noktadır. Beyaz bölgeye adımını bile atamazsın. Siyah bölge isviçre büyüklüğünde güçlü, kuvvetli mamur bir yer olmasına rağmen haritada yerinin olmadığı söylenir. Haritalar burada ne bir yol, ne de bir şehir gösterir. İkinci dünya harbinde Nagazaki ve Hiroşima da patlayan atom bombaları 1942-1943 yıllarında NEVADAnın kervan geçmez, kuş uçmaz; Uçsuz bucaksız çöllerinde denenip geliştirildi. 1959 yılında dünya U-2 olayı ile çalkalandı. Amerika Cumhurbaşkanı DAVID EISENHOVER, Cumhurbaşkanı yardımcısı’da RICHARD  NIXON’du. Eisenhover 2. defa seçildiğinden tekrar aday olamıyordu. Cumhuriyetçilerin Cumhurbaşkanı adayı Eisenhoover in yardımcsı Richard Nixon; Demokratların adayı ise o zamana kadar ismi pek fazla duyulmamış Massachusette senatörü genç JOHN F.KENNEDY idi. İkisi’de Cumhurbaşkanlığı için kıyasıya yarışıyordu. Amerikan Kamu oyu araştırmaları yarışın at başı gibi başa baş geçeceğini gösteriyordu. Tam bu hararetli seçim ortamında Sovyetler Moskova yakınlarında U-2 Amerikan casus uçağını vurup düşürdüler. İşte bu olay dünya gündemine bir bomba gibi düştü. U-2 uçakları çok yüksekten uçuyor, mevcut radarlara yakalanmıyorlardı. Her nasılsa Sovyetler radarlarının ulaşabilme mesafesini arttırdılar ve uçağı tespit edip bir roketle Moskova yakınlarında düşürdüler. Uçağın pilotu GARRY POWERS böyle bir durum karşısında yanına verilen siyanür ile intihar emri almış olmasına rağmen canına kıyamıyor, paraşütle atlayıp Sovyetlere esir düşüyordu. Sorgulanıyor, yargılanıyor ömür boyu hapse mahkum oluyordu. Bu olanlar açık yargılamalar bütün dünya televizyonlarında en ufak teferruatına kadar yayınlanıyordu. Aradan yıllar geçtikten sonra Berlin’de sınırı ayıran bir köprünün ortasında yine  dünya tele-vizyonlarının önünde GARRY POWERS Amerikada tutuklu bulunan bir sovyet casusu ile değiş-tokuş ediliyordu. U-2 casus-luğu dünyada büyük yankılar uyandırdı. Devrin Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Khrushchev bunları çok usta taktiklerle anlatıp açıklıyor, Eisenhover’i Sovyet’lere karşı dostluk değil düşmanlık güden, Sovyet’lere casus uçakları gönderen bir harp kışkırtıcısı olarak tanıtıyordu. Bu yüzden de dünyanın çok merak ve heye-canla beklediği Eisonhover ile Kruchev arasında 1959 yılı kasımında gerçekleştirileceği kararlaştırılan SUBMİT WORLD diye adlandırılan DÜNYA ZİRVE sini iptal ediyordu. Amerika’da seçim oluyor, Richard Nixon’a karşı 250.000 oy farkı ile JOHN F.KENNEDY Amerikan Cumhurbaşkanı oluyordu. İki yıl sonra president KENNEY ile başkan KRUCHEV dünya barışı için Viyana’da bir araya gelince Kruchev Kennedy’ye şöyle diyordu. Biliyormusun sayın President sizi Amerikan Cumhur-başkanı seçtiren benim. Bir an için duraklayıp şaşkınlaşan Kennedy’ye: “Şaşırmayın Sayın President izin verin anlatayım diyordu. 1959 yılında Cumhurbaşkanlığı için Eisenhover’in yardımcısı Richard Nixon ile yarışırken aranızdaki oy farkının çok az olduğu biliniyordu. Eğer ben WORLD SUMMIT diye dünyaca beklenen DÜNYA ZİRVE’sini iptal edip, Eisenhover’in prestijini Amerika’da ve dünyada kırmasaydım NIXON aranızdaki 250.000 oy farkını rahatlıkla alır seni yenerdi; Amma ben NIXON ile seni mukayese ettim. Sizi daha akıllı, daha mantıklı, daha insaflı bulduğumdan sizi tercih ederek size seçim yardımı olsun diye Eisenhover ile aramızda sabırsızlıkla beklenen WORD SUMMIT (Dünya Zirvesi)’ni iptal ettim; Siz’de seçimi kazandınız.” Kennediy bu izah karşısında haklısınız Sayın Başkan demekten başka söz bulamadı.Eisenhower önceleri casus uçuşlarından heberi olmadığını söyleyip inkar etti. Sonradan’da kendi emri ile 4 yıl boyunca bu casus uçaklarının Adana-İncirlikten kalkıp Sovyetler üzerinde uçarak bilgi topladıklarını itiraf etmek zorunda kaldı. 

1950 ile 1959 yılları arasında Türkiye’de Demokrat Partinin ADNAN MENDERES hükümetleri iktidarda idi. Bunlar milliyetçiliği kimseye bırakmıyorlardı. Amma ülkelerinden başka bir devlet başkanının emri ile 4 yıl boyunca uçakların kalkıp komşu bir ülkede casusluk yaptığının farkında bile geğildiler. Uçakların Türkiye’den kalktığını ancak 1959 yılında Eisenhover’in açıklalamalarından sonra öğrendiler. Bunlar NAZIM HİKMET’i Vatan haini diye vatandaşlıktan attılar; Nazım Hikmet vatan haini bunlar vatanperver; Oysa’ki Türk halkının bağrından çıkardığı kılıç yerine kalem kullanan KÖROĞLU’dur NAZIM HİKMET. Bunlar’da milli egemenlikten milli hakimiyetten bahsederken Başka bir devletin emri ile ülkesinden 4 yıl boyunca kalkan casus uçaklarından haberi bile olmayan Milliyetçi, maneviyatçı yöneticiler. U-2 denilen atmosferin çok üst kademelerinde, çok yükseklerde uçma kaabiliyeti olan bu casus uçaklar çok önceleri, uzun yıllar NEVADA çöllerindeki bu SİYAH BÖLGE de hazırlandılar; Geliştirildiler: Denendiler; Ondan sonra uçuşa gönderildiler. Siyah bölge eskiye göre bugün tam manasiyle imar edilmiş adeta modern laboratuvarlar topluluğu gibidir. Burada çalışan bilim adamları, teknisyenler, pilotlar ve subaylar C.I.A. Merkezi Haberalma Teşkilatı ile özel kontratlar yapıyorlar. Bu kontratlarda siyah bölgede gördüklerini, bildiklerini, öğrendiklerini hiçbir surette açıkamayacaklarına. Hatta en yakınlarına bile söylemeyeceklerine dair taahhüt altına girip yemin ediyorlar. Bu taahhüt ve yeminlerine’de ömür boyu sadık kalıyorlar. Orada çalışırken hastalanıp doktora giden Albay rütbesindeki bir subay yüzünde beliren acaip oluşumlar ve hastalık için doktorun ısrarlı sorularına rağmen yeminine sadık kalıp içeri bölgede ne gibi fiziksel, kimyasal etkilere maruz kaldığını bir türlü söylemedi. Hastalığına teşhis konulamadığı için tedavi’de edilemedi ve öldü. Sonraki yıllar televizyona çıkan hanımı durumu kamu oyuna açıklıyor; Kocasının ölümünden dolayı Amerika aleyhine açtığı davayı’da kazanamadığını söylüyordu. Zaten siyah bölgede, iç tarafta bir bölgenin adı da dullar vadisi imiş; Bu dul hanım’da o dullar vadisinde yaşarmış. Siyah bölgede yeni uçakların, yeni silahların, planları, araştırmaları, denemeleri yapılıyor; Gelişen bilim ve teknoloji buralarda yeni uçaklara, yeni silahlara uygulanmaya çalışılıyor. LAZER silahlarının yapılması, denenmesi burada oluyor. Bir Jumbo jet yolcu uçağına lazer silahı burada monte ediliyor. Lazer silahlarından atılan; Tabir caizse mermilerin sürati ışık hızından fazladır. Jumbo jet yolcu uçağı gene yüksek teknoloji ürünü CENSOR denilen hassas uyarı araçları ile donatılmıştır. Çok uzaklardan bile olsa Jumbo Jet’e yöneltilen bir roket daha çıkış anında CENSOR tarafından algılanıyor ve Lazer silahı ateşleniyor. Işıktan hızlı giden lazer; Roketi daha yarı yolda gelmeden yok ediyer. Colarado eyaletinin batı bölgeleri NEVADA siyah bölgesine komşudur. Bu bölgelerde yaşayan insanlar gökyü zünde ve yeryüzünde acayip cisimler görüyorlar; ne olduklarını bir türlü anlıyamıyorlar. Gördüklerine inanamıyorlar; Bu civardaki insanlar hayal ile gerçeği iç içe yaşıyorlar. Gördüklerine inanamıyorlar; Gördüklerinin yaşadıklarının hengisi gerçek, hangisi hayal birtürlü bilemiyorlar.   UFO (Uzay cismi), uzay yaratı ihbarları birada her taraftan daha yoğun, her taraftan daha yaygın. Siyah bölgeyi idare eden yetkililer ise UFO (Uzay cisimleri)’nin kendileri tarafından yaratılıp, yaratılmadığına ne evet, ne’de hayır diyorlar. Amma burada görevli yüksek rütbeli generaller bilim ve teknolojideki sınırsız gelişmeleri silahlara uygulamak zorundayız diyorlar. Çünkü biz yapmazsak başkaları yapabilir ve bizi vurabilir. Haklı bir gerekçe gibi görünüyor. Bir defasında buralara komşu olan bir karı-koca sabah saat 9.30’da mutfaklarında kahvaltı ederken mutfaktaki açık kapıdan 2 metre boyunda 25 santim eninde bir ışık hüzmesi halinde içeri bir misafirin girdiğini gördüler; Buyur arkadaş hoş geldin; Biz kahvaltı ediyoruz sen’de gel soframıza dediler. Misafir daveti kabul etmiyerek geldiği yoldan yavaş yavaş çıktı ve gitti. İşte NEVADA çöllerinin siyah bölgesi hayallerin gerçeklere dönüştürüldüğü yerdir. Siyah bölgede harcanan paralara SECRET BILLIONS DOLLARS (Milyarlarca dolar sırrı) deniyor. Burada kimsaya hesap vermeden, defter kitap tutulmadan mil-yarlarla dolar harcanıyor ve bu paralar Amerikan Vergi Mükelleflerinin ödediği vergilerden geliyor; Ödemeler örtülü ödenek-ten karşılanıyor. Yasalara göre örtülü ödenekler Amerikan Cumhurbaşkanlarının emrindedir. Bizim ülkemizde ise örtülü ödenekler kanunlarımıza göre Başbakanların emrindedir. Amerikan yurttaşları kendi yöneticilerinden o kadar emin’ki: Bu masraflar neden? Nerelere? Nasıl yapılıyor? Diye asla sormuyor. Bugün hayatta olan beş eski Amerikan Cumhurbaşkanı  emekli maaşları ile ve kendilerini konferans için çağıran davetlerden aldıkları ücretlerle yaşıyor. Biz de emekli olmuş eski başbakanların servet ve malvarlıkları ile karşılaştırılınca fakir fukara kalıyorlar. İki defa Başbakan’lık yapmış Sayın Necmettin Erbakan’ın vardlığında 149 kilo altın, milyon dolar artı milyon mark var. Yeni palazlanan yeni yetişme sayınTayyip Erdoğan’ın serveti , henüz daha başbakan olmadan bile trilyonları aşıyor. Sayın Süleyman Demirel, Kardeşi Ali Şevket Demirel, kayın biraderi Ali Şener, Yeğen Yahya Murat Demirel’in servetlerinin haddi hesabı bile bilinmiyor. Sayın Tansu Çiller ve Özer Çiller çiftinin KARUN kadar serveti var. Üstelik Sayın Tansu Çiller babadan kalan mütevazi serveti kısa zamanda nasıl Karun kadar servete kattığını öyle izah ediyor, öyle anlatıyor’ki: Değme gitsin. Bizdeki örtülü ödeneğe gelince 1990 lı yıllarda başbakan olan Sayın Tansu Çiller’e PARSADAN adında biri telefon ederek (Gazetelerin yazdığına göre) o zamanlar yeni emekli olmuş saygıdeğer bir Orgeneral NECDET ÖZTORUN Paşa diye tanıtıyor ve 25 bin yeni üyeyi Doğru Yol Parti’sine kaydettireceğini söyleyerek örtülü ödenekten külliyetli miktar bir para sız-dırmayı başarıyordu. Sonradan Parsadan’ın sahtekarlığı ortaya çıkınca yakalanıyor ve Yerel Mahkemede yargılandıktan sonra mahkum ediliyordu. Mahkeme kararında paranın’da Başbakan Sayın Tansu Çiller’in emri ile verildiğini karara bağlıyordu. Bu karar Sayın Tansu Çiller’e Yüce Divan yolunu açıyordu ve Sayın Tansu Çiller Yüce Divan’a gidince Başbakanlığı düşüyor bir daha başbakan olamıyordu. Karar Temyiz ediliyor, dosya ilgili Yargıtay Ceza Dairesi’ne gidiyor. Yargıtay ilgili Ceza Dairesi dosyayı inceliyor, Parsadan’a örtülü ödenekten para verildiğinin sabit olduğunu tasdik ediyor, ama araya sıkışık, ufacık bir cümle ilave ediyordu. Sıkışık, ufacık cümle şuydu: “Para verildiği sabit olmuş ama paranın Parsadan’a ne amaçla verildiği dosya münderecatından anlaşılamamıştır” işte bu ilave sıkışık küçücük cümle Sayın Tansu Çilleri Yüce Divana gitmekten kurtarıyordu.  Savcı Yargıtay kararına itiraz ediyor ve dosyayı Yargıtay Ceza-Daireleri kuruluna gönderiyordu. Yargıtay Ceza-Daireleri Kurulu Yargıtay kararını oy çokluğu ile onaylıyordu. Ancak şimdiki Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk, o dönemde 4 üncü Ceza-Dairesi Başkanı idi. Karara muhalefet şerhi koyuyordu. Sayın Sami Selçuk’un mhalefet şerhi aynen şöyle idi. “Yargıtayın Yerel Mahkeme kararına parantez açarak, ilave yapmak, cümle koymak veya karardan herhangi bir bölümü veya cümleyi çıkartmak hakkı yoktur. Yargıtayın görevi kendisine gelen dosyayı hiçbir değişikliğe uğratmadan kabul etmek veya reddetmektir.”  

            Bizden selam olsun doğruyu söyleyen, doğruyu yazan, doğruyu savunan hukukçulara. Amerikan Vergi Mükelleflerinin ödediği  vergiler bilimsel araştırmalara, teknolojik gelişmelere harcanıyor. Bizde ise acaba ne oluyor. Yukarıda örtülü ödenek örneğini yazdım.  

            Bankalara gelince: Bağzı kişiler bankalardaki mevduatları kendi veya ortak oldukları şirketlere aktarıyorlar, bankaları hortumlayarak boşaltıyorlar; Paralar Türkiye’de kalsa gene iyi, hayır, bu paralar sahiplerince Yurt dışına kaçırıyorlar. Banka soyulup boşaltıldıktan sonra tıngır-elek; Tıngır-saz Mevduat Sigorta Fonu’na devrediliyor. Ve bankalardan soyulan yurt dışına kaçırılan paraların zararı’da Türk vergi mükelleflerinin ödediği vergilerle karşılanıyor. Ne gariptir’ki:  Bu ince işleri beceren bankacılar’da hep etkili, hep yetkili, hep lider kişilerin akrabaları, yakınları çıkıyor. Bunları yazdım’ki genç kuşaklar okusunlar, bize yaptıkları gibi çocuklarımızı’da torunlarımızı’da keriz yerine, enayi yerine koyamasın, vatansever geçinen BU ZATI MUHTEREMLER!!..

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com" adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET