| |
ANADOLUDAN BİLİME KATKILAR
Üzerinde yaşadığımız bu toprakların her yöresinde,dünya
kültürünün,dünya uygarlığının önemliKöşetaşları vardır.Kuruluşu M.Ö 3000-2500 yıllarına
rastlayan
Truva ile M.Ö 2000 yıllarındaki Asos antik
kenti de bu çok önemli köşetaşlarından biridir.Aristo
dünyada ilk felsefe okulunu Atinada kurmuş ama bunu
Asosa taşımak zorunda kalmıştır.Bu topraklar uygarlığa
büyük katkı sağladı;temeline harç koydu.
Anadolunun her bölgesinde, yer altında kalmış,1000 yıl
önce,5000 yıl önce,10.000 yıl önce yaşamış
insanlarla,bugün bu toprakların üstünde yaşayan bizim
kuşakların GEN yapıları üzerindeki GENOM çalışmaları
gösterdi ki:Anadolu toprağının her katmanında kalmış
insanlarla biz bugün üstünde yaşayanların GEN
yapıları,gen bağlantıları,tıp a tıp, tamamen birbirinin
aynidir.Son zamanlara kadar Anadolu da çok çeşit insanın
birarada yaşadığını belirtmek üzere ANADOLU MOZAYİĞİ
deyimi kullanılırdı.Son arkeolojik ve bilimsel
gelişmeler ışığında bu deyimin yanlış olduğu
anlaşıldı.Bunun yerine ANADOLU ALAŞIMI=ANADOLU
AMALGAMATİONU kullanılmağa başlandı.Anadolu alaşımı
arkeolojik-bilimsel verilere daha uygun,daha yatkın
olduğu gibi,üzerinde yaşayan insanları daha
bağlayıcı,daha yakınlaştırıcı,daha
birleştiricidir.Bundan böyle bu bölgede binlerce yıl
evvel yaşamış Truvalılar ile Asoslular bizim yakın
akrabalarımız olmaktadırlar.
 |
Sayın Erdal İnönü, 2 Haziran,2004
tarihinde Milliyet Gazetesine verdiği bir ilân-
beyanatta, 50 yıldır Petrol Sanayinde
kullanılmakta olan, kendi adını taşıyan ERGUN
DENKLEMİNİN mûcidi, nerede olduğu
bilinmeyen,kayıp, SABRİ ERGUNUN izini arıyordu.
Sabri Ergunda çok muhtemeldirki:Anadolu alaşımının
dünya uygarlığına son katkılarından biridir
Sayın Erdal İnönü Sabri Ergunun bilimsel yanını ve
fiziğe yapyığı katkıları anlattı. Bende Amerikanın
Pittsburgh kentinde 3-4 yıl arkadaşlık şerefine
kavuştuğum
Sabri Ergunun bizzat kendisinden dinlediğim
sosyal yanını ve bununla ilgili olarak |
eğer deyim
yerinde ise ülkamizin sosyal yarasını anlatmak
isterim.Bana bu fırsatı verdiği için sayın İnönüye
teşekkür ederim.
Konuya girmeden önce izin ve höşgörünüze sığınarak bir
saptama yapmak istiyorum.Yirminci yüzyılın son
çeyreğinde başlayıp,yirmibirinci yüzyıla sarkan Anadolu
arkeolji-genom ortak gelişmeleri aydınlığında Türkiye
Cumhuriyetinin
yeniden
tartışılabileceğini;bu
konuda haklı sandığım gerekçeler ile bilimsel detayları
(Biyolojik-Moleküler Uygarlık
Çağında Cumhuriyetimiz) başlığı altında yazıyorum.
1930 lu yılların sonları veya 1940 lı yılların
başlarında Devletimiz yurtdışına öğrenici göndermek
üzere Türkiye genelinde imtihan açar.Liseyi yeni
bitirmiş Sabri Ergun da imtihanı başarı il
kazanır.Amerikaya fizik öğrenimi için gider.Fizik
öğrenimini tamamladıktan sonra yurda döner.Gelin
görünki:o dönem ne özel srktörde nede Devlet sektöründe
fizik tahsili yapmış insanı çalıştıracak bir kadro
yoktur.Sabri Ergunu Devlet sektöründe kütüphane memuru
olarak tayin ederler.Sabri bey ekmek parasını kütüphane
işinden kazanır ama,esas ilgisi,esas tutkusu fizik
olduğundan asla mutlu olmaz.Herhalde Devlete olan
mecburi hizmetini kütüphane memuru olarak ödedikten
sonra,hem buruk,hemde düşkırıklığı içinde Amerikaya
döner.Amerikanın tanınmış üniversitelerinde hem
bilimini,hemde mesleğini geliştirir.Ülkesini ve
ülkesinin insanını çok sevdiğinden tekrar yurda dönüş
denemesi yapar.Amerikada uzun yıllar Türklerle teması
olmadığından Türkçesi ve şivesi biraz bozulmuştur.
Akrabaları ve yakınları ( sen Ermenilerin Türkçe
konuştuğu gibi,Türkçe konuşuyorsun ) diyerek yarı alaylı
bir şekilde onu eleştirirler.Dost ve akrabalar ( sen
Amerikada ne tahsili yaptın? ) diye sigaya çekerler
Sabri Ergunu..O da ( fizik tahsili yaptım;iyi bir
fizikçiyim ) der.O zamana kadar,bu akrabalar,bu
dostlar,hiç fizik mesleğini duymamış olduklarından olsa
zahir;sorulara devam ederler. Ne yani dotor mu oldun ?
Cevap:Hayır.Mühendis mi oldun ? Cevap:Hayır. Mimar mı
oldun ? Cevap:Hayır.Öyleyse avukat oldun ? Cevap: Gene
Hayır.Sonunda bir akraba kadın,dayanamaz;cevabı kendisi
patlatır. ( HİÇ CANIM FASO-FİSO ).Bu faso-fiso sözü,bir
hançer gibi,öylesine işlemiş ki: Sabri Ergunn
yüreğine;uzun yıllar geçmiş ama etkisini atamamıştı
üzerinden..Her karşılaştığımızda bu tatsız olayı
hatırlardı.
Bu olumsuzluk ve acıların yanı sıra çok sevdiği
ülkesinde mutlu olableceği bir iş
bulamadığından,çaresiz,bir daha geri dönmemek üzere
tekrar Amerikaya gider.Tabii bu sefer burukluk ve
düşkırıklığının ötesinde, kendi ülkesine ve ülkesi
insanına kızgınlık ve nefreti de birlikte taşıyarak..
Amerikanın tanınmış üniversitelerinde tekrar
çalışmalara başlar.Bilime katkılar sağlar.Dorothy Ergun
hanımla evlenir.3 oğlu olur.Ama bu sefer nerede bir Türk
görse Türklerden fersah,fersah kaçar.Geçen yıllar içinde
Türkçeyi tamamen unutur.Ama kan bağıdır,kan çekiyor
herhalde dayanamaz,Pitsburghta biz türklere
yaklaşır.Sabri Ergunu 1969 yılında,Pitsburgh
Türk-Amerikan derneğinin kongresinde tanıdığımda hiç
Türkçe konuşamıyordu.Sadece bir türlü unutamadığı iki
Türkçe kelime kalmıştı belleğinde ( FASO-FİSO )..
Pitsburghta arkadaşlarımızdan hiç ayrılmadı.Pitsburgh
Türk-Amerikan derneğinin inglizce tüzüğünü o hazırladı.O
zaman Orta-Doğu üniversitesinden mezun olmuş başarılı
öğrenicilerimiz Pitsburghta doktora çalışmaları için
bulunuyorlardı.Bu başarılı arkadaşlarımız Türk ve
Amerikan çocukları için folklor çalışmaları
yapıyorlardı.Sabri Ergun dernek ve folklor çalışmalarına
hem maddi, hemde manevi çok büyük yardımlar
sağladı.Türkçeyi yeniden öğrendi..
Pitsburghta folklor çalışmaları yapan,çoğu Ankara Orta
doğu üniversini bitirmiş genç doktora öğrenicilerinden
Abdülkadir ateş Turkiyeye dönerek politikaya
atıldı.turizm bakanı oldu.Erhan Tezgör arkadaşımız
da,ozaman en kuvvetli sendikalarımızdan biri olan
TÜM-DERin genel başkanı oldu.Bu arkadaşlarımız
canla,başla,zevkle, folklor çalışmaları yapıyorlardı
ama,muzikleri hemen,hemen hiç yoktu.Sadece bir
tayple,bir de kasetleri vardı.Onu çalıp çalıp
oynarlardı.O zamanlar,hepside sonradan iflas edip batan
2-3 Türk şirketi Türkiyeye Charter yani dolmuş uçak
seferleri düzenliyorlardı.Bende iflas eden bu
şirketlerden birine ortak olmak talihsizliğine
uğradım;Fakat Türkiyeye birkaç defa bedava seyahat etme
imkanını da sağladım.Bu seyahatlerin ilkinde hemen
Kapalıçarşıya uğradım.Büyük bir davulla,birde zurna
aldım.Davulun hemen hiç denecek kadar az bir ağırlığı ve
fakat kocaman bir cüssesi vardı.Kıvrılıp bükülemezdi
de..Bunu uçakta nereye koyacaktık.Evvela almak
istemediler.Ben dedimki:Bu bizim milli
ünstrumanımızdır.Bizim folklor ekibimiz Pitsburghta
yarışmalara katılacak mutlaka gitmesi lazım.Bunun
üzerine hemen çözüm buldular.Pilotların bagajına
koydular.Nitekim ekibimiz yarışmalara katıldı.Hint ekibi
birinci, bizimkiler ikinci oldu.Amerikada her kim
davulu boynuna asıp tokmağı eline alsa,40 yıllık davulcu
gibi ses çıkarıyor.Davulu bir güzel çalıyordu.Hemen
herkes zurnaya da sarılıyor.zurnayı ağzına yerleştirip
çiğerlerini hava ile doldurarak dudaklarını
şişiriyor.Hababan kendini zorluyor,zorluyor,zorluyor;
Ama bir türlü zurnadan ses çıkmıyordu..Demek ki:Zurnaya
zırt dedirtmek için de çok büyük hüner gerekiyordu..
Sabri Ergun 1973 yılı temmuzunda, oradaki arkadaşlarla
bizleri evinde ağırladı.Bizi Türkiyeye uğurladıktan
sonra , kendisi de ayni yaz Californiya yolunu tuttu.
Bazan olumsuz olayların olumlu sonuçları
olabiliyor.Atalarımız ( Bir musibet,bin nasihattan
evladır) .Derler. Sabri Ergunun bilimsel başarılarında
mesleğini aşağılayıcı anlamda kullanılan bu ( FASO-FİSO
) nun etkisi oldu belkide..
Beni dinlemek sabrını gösterdiğiniz için hepinize
teşekkür eder,saygılar sunarım
Dr.Hasan Horto
18-20 Haziran,2004 tarihinde Asosta bilim
tarihi,felsefesi ve sosyolojisi çalışma gurubunun 2inci
ulusal sempozyumunda bu çalışmamı sundum.Ardından
farkettim ki:Büyük bir hata yapmışım.Bidirimde,( Sabri
Ergunda çok muhtemeldirki:Anadolu alaşımının dünya
uygarlığına son katkılarından biridir. ) diye
yazıyorum.Oysa neden son katkı olsun ki:Hemen ardından
sayın Erdal İnönünün katkıları yokmu?Bu yıl Sayın İnönü
matematiksel fiziğe yaptığı katkılardan dolayı WİGNER
madalyasına layık görülmedi mi?
Ayrıca Erdal İnönü,18 haziran,2004 günü Asosta Feza
Günergun hanımefendinin de dünya fiziğine katkılar
sağladığını açıklamadı mı? Bunları bildirimde yazmam
gerekirdi.Bu yalış ve noksanlardan dolayı kendimi
affedemiyorum.Umarım sayın Erdal İnönü ve Feza Günergun
hanımefendi üzerlerinden hiç eksik etmedikleri, engin
hoşgörüleri ile beni bağışlıyabilirler.Asosta
sempozyumun ilk gününde, tartışma esnasında, bilim
açısından çok önemli olabilecek bir konu
gelişti.Saygıdeğer bir konuşmacı biz insan oğullarının
doğadaki nesnelere bakarken duyum ve algılama
organlarımızı kullandığımızı ve duyum algılamalarımızla,
nesneleri tarif edip adlandırdığımızı söyledi ve hemen
bir sigara tablasını yakalayıp örnek gösterdi.( Mesela
bu tablayı mavi görüyoruz,mavi diye adlandırıyoruz.Başka
bir açıdan yuvarlaktır diyoruz.Tablaya başka bir gözle
bakan biri, kendi duyumlarına uyumlu olarak hayır bu
tabla mavi değil sarıdır.Kırmızıdır,yuvarlak değil
köşelidir.Diyebiliyor. Dolayısile biz insanoğullarının,
kendi dışımızdaki objelere,nesnelere karşı verdiğimiz
vasıf,değer ve hükümler duyumlarımıza bağımlı olarak
değişken oluyor,subjektif oluyor ,kişiden kişiye de
değişebiliyor.) Dedi.Bu tartışmaların haklı ve doğruluğu
da dinleyenler tarafından kabul edildi.
Tam o anda, masasının başında, eğik duran ince uzun
boynunu doğrultarak, uyur gibi görünen yumuk gözlerini
olabildiğince açarak, sayın Erdal İnönü,ince- espirili,
keskin zekâsı ile söze karıştı.Dedi ki:
Biz sigara tablası
hakkında,bunları söylüyor. Bu hükümleri veriyoruz, Ama,
sigara tablasının bunlardan hiç haberi yok. Ona da
sormamız gerekmez mi? Sen mavi misin? Sarı mısın ?
Kırmızı mı ? Yuvarlak mısın ? Köşeli mi ?.
Sayın Erdal İnönü, keskin-sorgulayıcı-yaratıcı zekâsı ve
bilimsel kimliği ile yirmi birinci yüzyılda,yeni
milenyumda bilimin çözmesi gereken en önemli konuyu
ortaya atıyordu.İnorganik, metalik, cansız dünya ile,
organik, canlı dünyanın en gelişmiş organı, insan
beyninin İLETİŞİMİ KONUSUNU.
Anlı, şanlı medyamız, (SAYIN ERDAL İNÖNÜ
ASOSTA,YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN,YENİ MİLENYUMUN SORUSUNU
SORDU) Diye manşet atsa, hiçte yanlış olmazdı sanırız.
Ama, Asosta, felsefe simpozyumunda, felsefe
kongresinde, raytingte yoktu, kazançta yoktu, Para"da
yoktu. Basın ve medya'da yoktu.
Ben eminim ki; Sempozyumda fırtına estiren ülkemizin
gelişmiş, kıymetli beyinleri, çalışmalara ülkemizin genç
araştırmacı beyinlerini de katarak,gelecek günlerde bu
soruya da cevap arayacaklardır.
Asosta sempozyum dolayısile toplanan zengin,yapıcı ve
yaratıcı dinamizm ispatlıyor ve gösteriyor'ki; ANADOLUdan
dünya uygarlığına daha çok katkılar
sağlanacaktır. Demokraside devrim olduğu sürece, bu
katkılarda sürecek ve umarım ben, çocuklarım ve
torunlarım bu katkıları internet sitemiz
demokrasidedevrim.com sayfalarında devamlı yazacağız
DR.Hasan Horto
|
|