| |
BİR
GİRİT, BİR AYVALIK ÖYKÜSÜ
(BİZ KİMİZ?. BİZ KİM
DEĞİLİZ)
Biz
Ayvalık halkı Cumhuriyetle birlikte Midilliden,
Rumeliden,Giritten geldik. Gelirken'de bildiklerimizi,
hünerimizi, kültürümüzü getirdik.İsterseniz Girit'in
mitolojik öyküsünden başlayalım önce; Evvela yer ve gök
vardı; Yer ve gök, Titanları Titanlar'da tanrıla-rı
yarattı. Yeryüzünde en önemli Titan Giritli KRONOS
(Saturnus) tur. Kronos'un oğlu ZEUS (Jupiter) babasını
tahtın-dan indirip tanrıların tanrısı oldu; Böylece
insanoğlunun PAGANISM denilen çok tanrılı dönemi, her
yerden evvel Giritte doğdu; Giritin merkezi KANDİYA
(Hereklion) dur. Zeus'un üç oğlu vardı, MİNOS, SARPEDEON
ve RODAMANTİS; MİNOS korsanları yenip Girit'e hakim
oldu; MİNOS UYGARLIĞINI kur-du. MİNOS'un bir kız çocuğu
oldu adını KRETE koydular. O da adını Girit'e verdi.
MİNOS uygarlığı ve dilinden Yunan ve Helen uygarlığı
doğdu. Bundan böyle Giritlilier kendilerini Yunandan
farklı ZEUS'un ve MİNOS'un çocukları sayarlar. 1885 te
Kandi-ya'da doğan ve 1954 te gene kandiya da ölen NİKOS
KAZANCAKİS "GİRİTLİ ZORBA" yı yazdı. ZORBA hayatı çok
seven bir Girit halk kahramanıdır.
Osmanlı donanması Girit'e 26 sefer düzenledi; Bu 26
seferde sadece 1645 yılında
HANYA kalesini alabildi.
Devrin padişahı başarısız Girit seferlerinden bıkmıştı.
"Bundan sonra bana kim Giritten bahsederse kellesini
uçururum" demiş; Kimse ağzına Girit'i alamaz olmuş; Gel
zaman git zaman KARA MUSTAFA PAŞAYI hazırlıyorlar 1649
yılında padişahtan habersiz Girit'i almaya yolluyorlar.
Mustafa Paşa ve Leventleri o zamana kadar Osmanlı
donanmasını Girit'e sokmayan Cenevizli kumandanDUKE
MARK'ı mağlup ederek Girit'i alıyor Kara Mustafa Paşa
mağlup ettiği DUKE MARK'ı huzuruna çaağırıp, bak diyor
"Sen çok takdir ettiğim bir kumandansın, amma savaştık,
ben kazandım, sen kaybettin; Savaşın kuralları gereği
benim senin hayatına son vermem gerekiyor, amma sana bir
şans vereceğim, git 24 saat düşün, Eğer Müslüman olursan
hayatını bağışlarım." DUKE MARK düşündükten sonra
Müslüman oldum diyor. Kara Mustafa Paşa'da onun
adınıdeğiştirip TOKMAK PAŞA yapıyor ve Tokmak paşayı
Girit kuvvetlerinin başına geçirip kendisi İstanbul'a
dönüyor. Tokmak paşanın 17 göbekten torununun torunu
arkadaşım Profesör doktor Kemal Üstay Hacettepe
Üniversitesinden emekli olduktan sonra bugün Amerikan
hastanesinin Kadıköy Kliniğinde çalışıyor.
Uzun
zaman bu zaferi kimse padişaha söyleyemiyor; En sonunda
sarayın ahçıbaşısı hazırladığı "Padişahım bu tatlının
adı TİRİT, FETHOLUNDU GİRİT" yazısı ile durum padişaha
müjdeleniyor. Tabii ki Kara Mustafa paşanın leventleri
Girit'e yanlarında kadın getirmediler. Leventlerimiz
MİNOS'lu kadınlarla evlendi-ler; İyi ki evlendilerde hem
neslimizi, hem de kültürümüzü zenginleştirdiler. İşte
biz Giritliler bu güzel izdivaçların torunları-yız. İşte
biz Giritlilerin büyük nineleri bu MİNOSLU kadınlar.
Ayvalık ve Türkiye sanayisi konusunda yüreğim yanıktır
hep 1940 ve 1950 li yıllara gelinceye kadar Türkiyede
sanayi altında ne varsa Ayvalıkta varadı; Sermaye
Ayvalıkta vardı; Know-how dediğimiz teknoloji ve bilgi
ayvalıkta vardı; Devletin üç beyaz politikaları sonucu
geliştirdiği fabrikalardan başka ne fabrika varsa
Ayvalıkta vardı; Yağ fabrikalarımız vardı, sabun
fabrikalarımız vardı, zenginliğimiz, paramız vardı;
Mantık ve gönül isterdi ki: Türkiyede gelişecek sanayi
Ayvalık sermayesi ile Ayvalık bilgisi ile gelişsin. Ne
yazık ki: Öyle olmadı. Varalıklılarımızın,
zenginlerimizin çocuklarını, torunlarını, nerede görsem
hiç kabahatları olmadığı halde hıncımı onlardan alırım.
Otomobil fabikaları'da Türkiyede ne kadar tesis varsa
sizin olmalıydı; Babalarınız dedeleriniz bu fırsatı
kaçırdı, yörüklere kaptırdı diye.
Ömer
Madra ile hasbihal:
|
Sayın Ömer Madra,
Ben
dedenizin Ayvalık Sakarya Mahallesindeki sabunhanesinde
(Sabun fabrikası) 40 kuruş yevmiye ile (günlük ücret)
çalışmış bir Ayvalıklıyım. demokrasidedevrim.com web
sitemizin "Bir Girit bir Ayvalık" öyküsünde Ayvalık
zenginlerini ve çocuklarını sanayiyi yörüklere
kaptırdılar diye acı acı eleştiriyorum.
Sizi,
Açık Radyo'da tanıdıktan sonra insana ve kültüre yapılan
yatırımın MEYVE verdiğini görerek ferahladım. Yazıyı
ilişikte gönderiyorum zaman ayırıp okursanız mutlu
olurum.
www.demokrasidedevrim.com adına Dr.Hasan Horto
Ömer
Madra ile hasbihal:
Sayın
Ömer Madra:
4
Mart,2005 günü,açık radyoda,bu torunlardan birini daha
yakaladım.1930 lu ve 1940 lı yılların yalnız Ayvalığ'ın
değil,tüm ülkenin en zengin insanı,Sezai Ömer Madra'nın
torunu,Ömer Madra'yı.Yoğun programı içinde acele sohbet
ettik.lâf dededen açıldı.zenginlikten söz ettik.
Midilli'li, dede Sezai Ömer Madra,1918 -1919
yıllarında,İzmir de oturmaktadır. 1919 yılının
başlarında,muhtemelen Ocak ayı içinde,yani Mustafa
Kemâl, Samsun'a hareket etmeden, bir süre önce,Sezai
Ömer Madra'ya Istanbuldan,Mustafa Kemâl Paşa, imzalı bir
mektup gelir.Mektup kısadır.Şöyle yazar.Bana daha evvel
borç verdin.Şimdi de bir miktar gönder. Sonra sana
öderim.Umarım torun Madra,dede yadigârı bu küçük mektubu
haalâ saklamaktadır.Eğer kopyasını bize verirse,mektubu
eski türkçe haliyle, burada yayınlarız.Ve
bizde,öğünmeğe bu mektupla başlarız Çünkü: bu kısa
mektup,Midilli'nin,Ayvalığ'ın,Kuvayı Milliyeden öncesini
yansıtır..
Azizim Sezai Bey,
Memuren Anadoluya hareket ediyorum. Nez-i álinizde
mahfuz (sizde bulunan) emanete ait senedi valideme
terkettim (bıraktım). Avdetinizde (dönüşünüzde) emanetle
senedin mübadelesi (değişimi) için Vasıf Bey
biraderimize rica ettim.
Gözlerinizden öperim.
Dokuzuncu Kolordu Kıtaatı (kıtaları) Müfettişi
Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemâl
(Zát-ı álinizce mebhus (bahsi geçen) emánetin bir müddet
daha muhafazasında emniyetli bir surette faide memul
ise (fayda bekleniyorsa), o suret de cáiz olur)
Paşanın diğer mektubu 1922nin 19 Haziran tarihini
taşıyor, Mustafa Kemâl, aradan geçen üç sene boyunca
annesine yaptığı yardımlardan dolayı Sezai Ömer Beye
teşekkür ediyor ve daha sonra bugün hiç bilmediğimiz
asıl konuya temas ediyordu: Mustafa Kemâl Paşanın
halası ve diğer bazı akrabaları o sırada İstanbulda
bulunuyorlardı ve Paşa, Sezai Ömer Beyden
akrabalarının geçimlerini sağlayabilmeleri için,
kızkardeşi
Makbule Hanıma her ay yüz lira vermesini
rica ediyordu. Bu mebláğ, Sezai Ömer Beyde bulunan
Mustafa Kemâle ait iki bin liradan ödenecekti.
100 LİRA AYLIK
Mustafa Kemâl, 19 Haziran 1922 tarihli mektubunda
şunları yazıyordu:
Muhterem Sezai Beyefendi,
Valideme gönderdiğiniz mektubu ve melfuf (ilişikteki)
hesap pusulasını aldım.
Üç sene zarfında valideme gösterdiğiniz ulüvv-ı
insaniyet ve muavenet tafsilátına muttali oldum (anneme
gösterdiğiniz yüksek insanlığın ve yardımın
ayrıntılarını öğrendim). Çok teşekkür ederim.
Nezdinizde mahfuz bulunan iki bin liradan bir müddet
daha İstanbulda kalmak mecburiyetinde bulunan hemşirem
Makbule Hanımla halam vesáir bazı akrabanın
maişetlerine medár olmak (geçimlerini sağlamak) üzere
Temmuz 1 ibtidásından (başlangıcından) itibaren hemşirem
Makbule Hanıma máhiyye (aylık) yüz lira vermenizi rica
ederim.
Selám ve ihtirámátımı (saygılarımı) takdim ederim
efendim.
Mustafa Kemâl
( Bu iki mektup ta,Sezai
Ömer Madra'nın torunları Ömer Madra ve Sezai Madra'nın
özel izinleri ile Murat Bardakçı'dan iktibas edilmiştir
)
Bir zamanlar,ülkenin en zengin insanının torunu Ömer
Madra,1960 lı yıllarda,Ayvalık ta,Türkiye İşçi
Partisinin seçim çalışmalarında yer alır.10 yıla
yakındır da,açık radyo da,cesûr,ama tam cesûr fikirleri
savunur.
1950 li yıllarda,Fakir Baykurt'un kitapları çıkmağa
başladığında,hemşehrisi,Burdurlu bir köylü bacı şöyle
diyordu. ( Fakir Baykurt adında biri çıkmış Burdur
da..Ağalara da beylere de gafa tutuyo.).
Şimdi bende,o köylü bacı gibiyim.
Ömer Madra derler, biri vardır.George Bush'a
da,petrolcülere de meydan okur.Diyorum.
Avrupa'lılar,Hollanda'lılar ülkemize
gelsinler,
Yeni milenyum da,yirmibirinci yüzyılda,modern Don-ki-Şot
nasıl olur,görsünler .
Musaade et, be kardeşim;yazımızı bu haliyle
koyalım.Homeros'a kadar uzanan Ege kültürünün, bir
parçası olarak, bizim de,hiç olmazsa,Mustafa Koç,Ali Koç
ve Ömer Sabancı'dan birazcık farkımız çıksın ortaya hiç
olmazsa.
Sevgiler,saygılar,
26
Nisan,2005
www.demokrasidedevrim.com adına
Dr.Hasan HORTO
|
NEYAZIKKİ:, NE YAZIK!!
Açık Radyoyu kuruluşunda tanıyamadım,ne yazık.
On
yıl sonra,onuncu yıl marşı kadar coşkulu,
Fikir,sanat ve kültür hizmeti üretiyor.
Tıpkı bir okul gibi.
Bence,Milli Eğitim Bakanlığından,
Daha öğretici,daha etkili.
Ön
ayak olanları,hizmeti geçenleri,
Bu
arada,hemşehrim Ömer Madra'yı,
Yürekten kutluyorum.
12
Kasım,2005
|
Ömer Madra kardeşim:
Seni yakın tanıdıktan sonra,hayatımda ilk defa,zengin
doğmadığıma yakındım.
Hiçbir şeyini kıskanmam,kültür ve bilginden gayri.
Ayvalık için yeni şeyler karaladım.Vakit ayırır okursan
sevinirim,
Siz,bu kadar kültürlü
kişi,Açık Radyoda nasıl bir araya geldiniz.Sizler
kültürün isimsiz değil,ama,gönüllü kahramanlarısınız.
Küresel ısınma gibi,çok önemli bir konuda kitap yazmağa
başlamışsınız.Küresel ısınmayı önlemek için,çok haklı
olarak,( Fosil yakıtları kısıtlayalım. ) Derken,( Tekrar
at sırtında mı seyahat edelim? Amerika ve
Avustralya'ya yelkenli ile mi gidelim? ) Sorusuna cevap bulmamız
gerekiyor.Aksi halde, bekârken, karı boşamağa kalkan,adam
gibi oluruz
Sevgiler,
40
kuruş yövmiyeli sabun işçisi,
www.demokrasidedevrim.com adına,
Dr.Hasan Horto
|
AYVALIK FARKI
Ayvalık'lı hemşehrim,Ömer Madra,her sabah
dünyaya,merhaba kâinat diyerek,( varmı bana yan bakan?) der.
Istanbul'da yaşayan sınıf arkadaşım Dr.Yıldırım
Kaban,Sezai Ömer Madra'nın akrabasıdır.Yıldırım şöyle
dedi.Mustafa Kemâl,cepheye gideceği zamanlarda,ki:bu
cepheler muhtemelen Libya,Arabistan ve Çanakkale
cepheleridir.Annesi Zübeyde hanımı Sezai Ömer Madra'ya
emanet edermiş.Ayvalık'ta oturan akrabalardan Yener
Yılmaz'ın söylediğine göre de,Mustafa Kemâl ile Sezai
Ömer Madra arasındaki bu yakınlık,ikisinin de birlikte
çalıştığı İttihat ve Terakki'deki üyeliğin yarattığı
yakın arkadaşlıktan gelirmiş.
Yine bu yaz Ayvalık,Çamlık'ta,şimdiye
kadar,hayatımda hiç görmediğim bir sahneye şahid
oldum.Zarif ve nazik bir hanımefendi,çocuğunu
motosikletine bindirmiş,direksiyona
geçmiş,köpeğini,boynuna tasma takarak bir kordonla
motosiklete bağlamış,hanım,çocuk,motosiklet ve ona bağlı
köpek dördü birden, tam bir uyum içinde, tıkır,tıkır
gidiyorlardı.Bu sahneyi, kime söylesem,inandırmak
zordu.Çünkü köpek ipi gerer,motosikleti devirir
diyorlardı.Ama hiç te devirmiyordu,herhalde sahibesi
köpeği çok iyi eğitmişti.İşin asıl zor olanı ve imkânsız
gibi görüneni de buydu işte.Ayvalık farkı bunu da
başarmıştı.Hiç üşenmedim.Bu zarif ve marifetli
hanımefendinin kim olduğunu öğrendim.
Kadın,çocuk,motosiklet ve köpek,o kadar uyumlu,o
kadar güzel gidiyorlardı ki:Kafamı da kesseler,ben,bu
gurur verici,bu güzel manzarayı yazmadan edemiyeceğim.
Kendisinin ve ailesinin hoşgörü ve affına
sığınarak kendilerinden izin almadan burada açıklıyorum
Ayvalığ'ın gene en zengin ikinci
ailesinden,Midilli kökenli, Sabuncugiller'den Fehmi
Sabuncugil'in oğlu Öktem beyin gelini,Kerim beyin zarif
eşi,Deniz Sabuncugil hanımefendi.
Yakın komşularının anlattığına göre,yaz aylarında
hemen hergün,motosikletine çocuğunu alır,köpeğini
motosiklete bağlar,dördü birden uyum içinde,Çamlık
koyunda balık tutmağa gidermiş.Tuttukları balıkları da
tektar denize atarlarmış.
Belki de dünyada bir ilke imza attıkları için, ve
de, Ayvalıklı olmakla,bize öğünme fırsatı verdikleri
için kendilerine yürekten teşekkür ediyorum.
Midlliden verdiğimiz bu güzel öykülerden
sonra,haksızlık olmasın diye, bir öykü de Giritten
yazalım.
Girit adasının Resmo kentinde,Ahmet
Çilingirakinin 1915 yılında,bir oğlu olur.İbrahim
koyarlar adını.1924 yılında,mübadele göçü olunca,9
yaşında İbrahim Çilingiraki,Giritten Ayvalıka
gelir.Giritliler,hep yeniliklere meraklıdırlar.İbrahim
Çilingiraki de,o günlerin yeniliği otomobiller
olduğundan,Ayvalıktaki otomobilcilerden şöförlük
öğrenir.Genç yaşta Ayvalık Osmanlı Bankasının şöförü
olur.Devrin harcı alem otomobilleri o günlerde,4
kişilik,bir ileri, bir geri ve freni olan,bu yüzden de,
(bir ileri bir geri ) diye adlandırılan otomobilleri
devamlı kullanırdı.Bir ileri,bir gerilere,ayni
zamanda,üstte açılır kapanır tavanları olduğundan
körüklü de denirdi.O zamanlar,Ayvalıktan İzmire iki
günde gidilirdi.Gediz nehrinde henüz köprü
yapılmadığından,otomobillerle beraber sala binilir,salla
Gediz geçilirdi.Kabakum beldesi yakınlarında, yol denize
çok yakın geçerdi.Bu yüzden de kuvvetli lodos rüzgârı
estığinde yol çoğu kez,sular altında kalırdı.
Günlerden bir gün,şöför Çilingiraki
İbrahim,Ayvalıktan iki yolcu ile birlikte,Osmanlı
Bankasının Fransız müfettişini de,İzmire getirme
talimatını alır.Kabakuma vardıklarında,bakarlar
ki;Lodos,kıyıya fazla miktarda çakıl yığmıştır.Nasıl
olsa körüklü,bu çakılları aşar diye,körüklüyü çakıllı
yola vururlar.Gelin görün ki:Körüklü çakıllı yola
saplanmış,ileri,geri bir türlü çıkamaz çakıllardan.
Çilingiraki İbrahim kan ter
içerisinde,çaresizlikten,ne yapacağını
şaşırmış,dinlenirken,ayni yoldan geçmek için,bir deve
kervanı yanlarına yaklaşır.Deveci ne oldu diye
sorar.Şöför İbrahim,Körüklüyü çakıla saplattık.Nasıl
çıkacağımızı bilmiyoruz,der.Deveci,bir urganın,yani
kalın ipin varmı? Diye sorar.İbrahim urganı deveciye
uzatır.Deveci,en kuvvetli pehlivan deveyi alır,kıh
der,yere çökertir.Urganın bir ucunu,körüklüye,bir ucunu
da pehlivan devenin semerine bağlar,Fransız müfettiş te
olanları hayretle izler.Biryandan da elinde
kamera,olayları filme almağa çalışır.Deveci pehlivan
deveye yaklaşır.Pehlivan deveye kalk dedimiydi,pehlivan
deve lök cüssesi ile ayağa kalktığında,körüklü de
karaya çıkıvermişti,bile.Bundan böyle de ,çilingiraki
şöför İbrahimin ve Ayvalıktaki adı,DEVECİ olacaktır
artık.Onun sülâlesi de DEVECİ olarak anılacaktır.
Çilingiraki şöför İbrahim,bugün,91 yaşında
olayları dün gibi hatırlıyor.Osmanlı Bankası müdürü,bir
gün,banka odacısı Arap Mustafaya,git bana Deveci
İbrahimi bul,getir,demiş.Arap Mustafa gitmiş,gelmiş,ben
şimdi,hangi ahırda Deveci İbrahimi arayayım?
Diye,müdüre geri gelmiş.Müdür de demiş ki:yok be
oğlum,git bizim şöför İbrahimi al getir.İşte
odur,Deveci İbrahim.).
Tarihimizi biraz hatırlamakta yarar var. Şapka devrimi
olduğu gün "Şapka devriminde Ayvalık eşrafı" adı altında
bir fotoğraf çekildi. Bu fotoğrafı görmeyen varsa
görmesini tavsiye ederim. Çünkü çok gurur verici bir
resim Orada yer alan babalarımız, dedelerimiz melon
şapkaları ile şık temiz kıyafet-leri ile İngiltere
Lordlar Kamarasına taş çıkarıyorlar sanki. Celal Bayar
başbakan ve cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde Ali Cömert
beyin bugün IDA restorant diye işletilen evinde konuk
edilirdi. İsmet İnönü başbakan veya cumhurbaşkanı olduğu
dönemde yatla Ayvalığı ziyiaret eder; Motorla karaya
çıkarken kendisini karşılayan Ayvalıklıları görünce
"Çabuk beni yata geri getirin" der. Yatta en güzel
esvaplarını giydikten sonra karaya çıkar; Çünkü
rıhtımdaki ahali öylesine temiz kıyafetli ve şıktı ki;
İsmet İnönü eziklik duymak istemedi. Yine Celal Bayar
başbakan olunca memleketi olan Gemliğe bir iyilik, son
zamala-rın tabiri ile bir kıyak yapmak ister; Gemliğe
bir sardalya konserve fabrikası kurulacaktır. Fabrikaya
okumuş bir sahip aranır; Koskoca gemlikte aranır taranır
okumuş olarak ancak ilkokul mezunu Ala'eddin bey
bulunabilir ve Alaeddin Sardalya fabrika-sı kurulur.
Oysa ki: Aynı dönemde Ayvalık Belediye Başkanı olan
MUHİP ÖZYİĞİT
Liege
Üniversitesi mezunudur. Bütün bu
tarihsel örnekler Midilliden, Rumeliden, Giritten gelen
kültürümüzün ve insanımızın zenginliğini gösterir. Onun için
Kayseri-liler "ÖĞÜNMEK GİBİ OLMASIN AMMA KAYSERİLİYİZ"
demesinler. Öğünülecek bir şey varsa onu da bize
bıraksınlar.Anadolu'da Trakya'da yürekten söylenen yanık
bir türkü vardır.Dağlar dağladı beni / Gören Ağladı beni
/ Merak ta etme / Nazlı da Cemilem / Sevda bağladı beni
/Sevda bağladı beni........ Yüce dağlar / Cüce dağlar
/Duyduk duymadık demeyin / Boşuna böbürlenmeyin /Boşuna
heveslenmeyin....BİZ AYVALIK BİR AİLEYİZ; BİZ AYVALIK
BİR AİLEYİZ; BİZ AYVALIK BİR AİLEYİZ....
Antropoloji - Arkeolojik kazılar bize gösteriyor ki.:
İnsanoğlu yeryüzünde 250.000 yıldan beri vardır. Bu
250.000 yılın son 50.000 yılında insan ancak mağaraya
girebilmiştir.
İnsan bu ellibin yılın kırkbin yılını mağarada geçirdi;
Ancak onbin yıl önce neslimiz mağara-dan çıkabildi.
İnsanoğlunun bütün serüveni hep bu onbin yıla sığar;
Yeryüzünde ne oldu ise hep insanların emeği ile oldu.
İnsanoğlu doğarken de, ölürken de birbirine eşittir.
Herşeyi çalışmayla, eğitimle kazanır. ARISTO "Dehamı
dahi çalışarak kazandım" dİyor.
Dr.Hasan HORTO
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Yalnız, Rumeli, Girit, Midilli kültüründen
değil, Ayvalık ta Arap Mustafa diye bilinen Mustafa
Olpak arkadaşımızın ve sayıları 10 parmak kadar az,
siyah kardeşlerimizin kattığı Afrika kültürü ile de,
dört kıtadan karışıp harmanlaşan, adeta alaşımlaşan
Ayvalık-Cunda kültürümüz HOMEROS tan bile çok eskilere
giden EGE KÜLTÜRÜNÜN doğu yakasını simgeler.
Sıcaklığının, renginin, güzel kokusunun ve nefis
tadının yanında, şarap kadehlerini tokuşturup ÇINNN diye
ses çıkartarak, şarabın sesinden de zevk alıp, yararlanmak
gene, Ege kültürünün bir parçası sayılır.
Egenin doğu yakası Ayvalık-Cunda da yaşananlar,
düşünceler, duygular, hüzünler ve sevinçler Egenin batı
yakası ile tıpa-tıp ta aynidir. ( Benden selâm olsun
Anadoluya ) ve ( Savaşın Çocukları ) yapıtları, Egenin
ortasında buluşur. Sarılıp kucaklaşır. Birbirini
tamamlar.
Çok galiz fıkra ve ifadeleri de içeren, gelişi
güzel, çalakalem yazılmış bu yazı-dizimizin yazılışından
beri Ayvalık ta Cunda da kültür alanında çok önemli
gelişmeler oluyor. Ayvalık ta Filiz Ali hanımefendinin
de katkılarıyla kurulmuş olan muzik okulu , Cunda da
restore edilip hizmete sunulan akustiği ve ses düzeni
çok güzel olan eski tarihi bir binada, her yaz nefis
konserler veriyor. Dünyanın tanınmış üniversitelerinden
üst lisans doktora öğrenicileri Cunda da öğrenim
görüyorlar. Çalışmalarını sürdürüyorlar. Balıkesir
Üniversitesinin Basın-Yayın fakültesi Lâle adasında
yapılıyor. İnşaatı bitmek üzere. Kültür-sever iş
adamımız Rahmi Koç Cundanın en yüksek tepesinde, yakın
zamana kadar yelkenleri de olan eski bir yel-değirmenini
alıp yanındaki bina ile birleştirerek kütüphane haline
getirdi. Okurların hizmetine açtı. Duyduk ki: Yine Cunda
da zeytinyağı mengene ve fabrikalarının tarihsel
gelişimini gösterir , birde müze yapacakmış. Kendisine
teşekkür ediyor. Kolay gelsin. Diyoruz. Güler Sabancı
hanımefendi Cundanın en uç burnundaki PATRİÇİA köyünde,
zeytin tarlaları ile birlikte eski evlerden 10 tane
satın aldı. Asıllarına uygun olarak restore etti. Galiba
yazları gelip hem oturuyor. Hem de Sabancı
zeytinyağlarını imal ediyor. Şimdilik imalâtı kendi
tüketimlerine ve eşe dosta ikram, beklide eşantiyon
şeklinde oluyor. Ama ileride piyasaya dönükte olacak
gibi görünüyor. Çünkü Ayvalık ta 500 dönüm gibi büyük
bir arazi parçasını da satın aldıklarını gazetelerde
okuduk.
Ayvalıklılar olarak biz umarız ve dileriz ki:
İleriki günlerde Rahmi Koç beyefendi ile Güler Sabancı
Hanımefendi Koç Üniversitesi ile Sabancı
Üniversitelerinin en az birer fakültelerini Ayvalık
bölgesine yönlendirirler.
Ayvalık ve Cundanın EGE KÜLTÜRÜ yavaş, yavaş
içerlere, Kozak yaylâsına ve Madra dağlarına doğru da
yayılmaya başladı. Şimdiye kadar adını çok az kişinin
duyduğu ARAPLAR köyü, adını MUTLU KÖY olarak değiştirdi.
Midillinin zengin ve nefis yemek kültürünü de aldı.
Zeytinlikler arasında fırınını ve mutfağını da
kurdu.Gelip giden turistlere Midillinin içi-dolmuş ta
denilen Suresini,keşkeğini ve nefis güveçlerini sunuyor.
Ayvalık ve Edremit arasındaki Bostancı köyünde
kurulu KÖRFEZ HAVA ALANI çok yakında uluslar arası
uçakların inip kalkabileceği bir alan haline
dönüştürülecek. Gerekli istimlâkler yapılmış olup.
İnşaat başlamış durumdadır.
Bölgemizdeki bu güzel gelişmelerden cesaret alan,
biz AR-TURu sevenler, AR-TURla birlikte bölgeyi ve
KÜLTÜRÜ de sevenler,2500 dönüm eşi bulunmaz güzellikteki
arsa ve araziye sahip AR-TURda, 3-4 yıldır,
DÜNYA-KONGRE KÜLTÜR MERKEZİ kurma çalışmaların başlattık.
Çalışmalarımızı Kuzey-Egemiz de mevcut bütün belediye
başkanlarına ve Ticaret odası başkanlarına duyurduk.
Onların da desteğini istedik.
Kuzey-Ege bölgemizin bahtını da değiştirebilecek
bu faydalı çalışmalarımızı görmek için,
DÜNYA-KONGRE MERKEZİ
KÜLTÜR PROJEMİZİ YALIN VE AÇIK VERİ VE GEÇEKLERİYLE
PEKİŞTİRMEK yazımızı lütfen, hemen şimdi tıklayınız.
Dr.Hasan Horto,
İlave: 7.Nisan.2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
16 Temmuz,2008 günü, Ayvalık ta denize çakılmış
kazıklar üzerine kurulu, eskiden Şehir kulübü diye
maruf Ayvalıkın en güzel taş yapısında, denize karşı
oturmuş,bir yandan gazetemi okurken,bir yandan da
kahvemi yudumluyordum.
Yanımdaki masada bir gurup insan oturmuş, birisi
konuşuyor. Diğerleri pür dikkat dinliyordu. Bir ara
kulak misafiri oldum. Vazife diyordu. Vizyondan
bahsediyordu. Sırtı ve arkası bana dönük adam, hiç
konuşmuyordu. KOÇUM diyordu. Allah seni korusun diyordu.
Önündeki çerez ve yiyeceklerden herkese ikram ediyordu.
Gelen elini öpüyordu. Giden elini öpüyordu. O sadece sol
kolunu uzatıp, sol elini veriyordu. KOÇUM. Allah seni
korusun diyor, başka şey demiyordu. Elini öpenler
arasında kendisinden çok yaşlı olanlarda vardı. Bir ara
aklıma takıldı. Acaba bu kişi şeyh veya şıh olmasın?
Dedim. Aniden kendimi toparladım Ayvalık ta ne şeyh
vardı. Ne de şıh.
Ardından dikkatlice bakınca fark ettim ki: Arkamda
oturan insan,Ayvalıkın çalışkan Belediye Başkanı, Ahmet
Tüfekçi. DYP ( Doğruyol Partisinden) aday olunca seçimi
kaybetmiş. Sonradan felç geçirmiş. Sağ eli ile sağ
ayağını kullanamıyor. Şimdi nekahat,yani iyileşme
devresine girmiş,Kendisine acil şifalar diledim.
Ahmet Tüfekçi, yanlışı ile, doğrusu ile, deli-dolu,
ama DÜRÜST. Hırsızlığa ve haksızlığa karşı.YOKSULUN
YANINDA. Ben ona Ayvalıkın KÖROĞLUSU derim.
Dr. Hasan Horto )
İlave: 20.Temmuz.2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|