AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

BİR GİRİT, BİR AYVALIK ÖYKÜSÜ  (BİZ KİMİZ?. BİZ KİM DEĞİLİZ)  

Biz Ayvalık halkı Cumhuriyetle birlikte Midilliden, Rumeliden,Giritten geldik. Gelirken'de bildiklerimizi, hünerimizi, kültürümüzü getirdik.İsterseniz Girit'in mitolojik öyküsünden başlayalım önce; Evvela yer ve gök vardı; Yer ve gök, Titanları Titanlar'da tanrıla-rı yarattı. Yeryüzünde en önemli Titan Giritli KRONOS (Saturnus) tur. Kronos'un oğlu ZEUS (Jupiter) babasını tahtın-dan indirip tanrıların tanrısı oldu; Böylece insanoğlunun PAGANISM denilen çok tanrılı dönemi, her yerden evvel Giritte doğdu; Giritin merkezi KANDİYA (Hereklion) dur. Zeus'un üç oğlu vardı, MİNOS, SARPEDEON ve RODAMANTİS; MİNOS korsanları yenip Girit'e hakim oldu; MİNOS UYGARLIĞINI kur-du. MİNOS'un bir kız çocuğu oldu adını KRETE koydular. O da adını Girit'e verdi. MİNOS uygarlığı ve dilinden Yunan ve Helen uygarlığı doğdu. Bundan böyle Giritlilier kendilerini Yunandan farklı ZEUS'un ve MİNOS'un çocukları sayarlar. 1885 te Kandi-ya'da doğan ve 1954 te gene kandiya da ölen NİKOS KAZANCAKİS "GİRİTLİ ZORBA" yı yazdı. ZORBA hayatı çok seven bir Girit halk kahramanıdır. 

Osmanlı donanması Girit'e 26 sefer düzenledi; Bu 26 seferde sadece 1645 yılında HANYA kalesini alabildi. Devrin padişahı başarısız Girit seferlerinden bıkmıştı. "Bundan sonra bana kim Giritten bahsederse kellesini uçururum" demiş; Kimse ağzına Girit'i alamaz olmuş; Gel zaman git zaman KARA MUSTAFA PAŞAYI hazırlıyorlar 1649 yılında padişahtan habersiz Girit'i almaya yolluyorlar. Mustafa Paşa ve Leventleri o zamana kadar Osmanlı donanmasını Girit'e sokmayan Cenevizli kumandanDUKE MARK'ı mağlup ederek Girit'i alıyor Kara Mustafa Paşa mağlup ettiği DUKE MARK'ı huzuruna çaağırıp, bak diyor "Sen çok takdir ettiğim bir kumandansın, amma savaştık, ben kazandım, sen kaybettin; Savaşın kuralları gereği benim senin hayatına son vermem gerekiyor, amma sana bir şans vereceğim, git 24 saat düşün, Eğer Müslüman olursan hayatını bağışlarım." DUKE MARK düşündükten sonra Müslüman oldum diyor. Kara Mustafa Paşa'da onun adınıdeğiştirip TOKMAK PAŞA yapıyor ve Tokmak paşayı Girit kuvvetlerinin başına geçirip kendisi İstanbul'a dönüyor. Tokmak paşanın 17 göbekten torununun torunu arkadaşım Profesör doktor Kemal Üstay Hacettepe Üniversitesinden emekli olduktan sonra bugün Amerikan hastanesinin Kadıköy Kliniğinde çalışıyor.

Uzun zaman bu zaferi kimse padişaha söyleyemiyor; En sonunda sarayın ahçıbaşısı hazırladığı "Padişahım bu tatlının adı TİRİT, FETHOLUNDU GİRİT" yazısı ile durum padişaha müjdeleniyor. Tabii ki Kara Mustafa paşanın leventleri Girit'e yanlarında kadın getirmediler. Leventlerimiz MİNOS'lu kadınlarla evlendi-ler; İyi ki evlendilerde hem neslimizi, hem de kültürümüzü zenginleştirdiler. İşte biz Giritliler bu güzel izdivaçların torunları-yız. İşte biz Giritlilerin büyük nineleri bu MİNOSLU kadınlar. 

Ayvalık ve Türkiye sanayisi konusunda yüreğim yanıktır hep 1940 ve 1950 li yıllara gelinceye kadar Türkiyede sanayi altında ne varsa Ayvalıkta varadı; Sermaye Ayvalıkta vardı; Know-how dediğimiz teknoloji ve bilgi ayvalıkta vardı; Devletin üç beyaz politikaları sonucu geliştirdiği fabrikalardan başka ne fabrika varsa Ayvalıkta vardı; Yağ fabrikalarımız vardı, sabun fabrikalarımız vardı, zenginliğimiz, paramız vardı; Mantık ve gönül isterdi ki: Türkiyede gelişecek sanayi Ayvalık sermayesi ile Ayvalık bilgisi ile gelişsin. Ne yazık ki: Öyle olmadı. Varalıklılarımızın, zenginlerimizin çocuklarını, torunlarını, nerede görsem hiç kabahatları olmadığı halde hıncımı onlardan alırım. Otomobil fabikaları'da Türkiyede ne kadar tesis varsa sizin olmalıydı; Babalarınız dedeleriniz bu fırsatı kaçırdı, yörüklere kaptırdı diye.

Ömer Madra ile hasbihal:

 

Sayın Ömer Madra, 

Ben dedenizin Ayvalık Sakarya Mahallesindeki sabunhanesinde (Sabun fabrikası) 40 kuruş yevmiye ile (günlük ücret) çalışmış bir Ayvalıklıyım. demokrasidedevrim.com web sitemizin "Bir Girit bir Ayvalık" öyküsünde Ayvalık zenginlerini ve çocuklarını sanayiyi yörüklere kaptırdılar diye acı acı eleştiriyorum.  

Sizi, Açık Radyo'da tanıdıktan sonra insana ve kültüre yapılan yatırımın MEYVE verdiğini görerek ferahladım. Yazıyı ilişikte gönderiyorum zaman ayırıp okursanız mutlu olurum.  

www.demokrasidedevrim.com adına Dr.Hasan Horto

Ömer Madra ile hasbihal: 

Sayın Ömer Madra:    

4 Mart,2005 günü,açık radyoda,bu torunlardan birini daha yakaladım.1930 lu ve 1940 lı yılların yalnız Ayvalığ'ın değil,tüm ülkenin en zengin insanı,Sezai Ömer Madra'nın torunu,Ömer Madra'yı.Yoğun programı içinde acele sohbet ettik.lâf dededen açıldı.zenginlikten söz ettik. 

       Midilli'li, dede Sezai Ömer Madra,1918 -1919 yıllarında,İzmir de oturmaktadır. 1919 yılının başlarında,muhtemelen Ocak ayı içinde,yani Mustafa Kemâl, Samsun'a hareket etmeden, bir süre önce,Sezai Ömer Madra'ya Istanbuldan,Mustafa Kemâl Paşa, imzalı bir mektup gelir.Mektup kısadır.Şöyle yazar.Bana daha evvel borç verdin.Şimdi de bir miktar gönder. Sonra sana öderim.Umarım torun Madra,dede yadigârı bu küçük mektubu haalâ saklamaktadır.Eğer kopyasını bize verirse,mektubu eski türkçe haliyle,  burada yayınlarız.Ve bizde,öğünmeğe bu mektupla başlarız Çünkü: bu kısa  mektup,Midilli'nin,Ayvalığ'ın,Kuvayı Milliyeden öncesini yansıtır..

Azizim Sezai Bey,

Memuren Anadolu’ya hareket ediyorum. Nez-i álinizde mahfuz (sizde bulunan) emanete ait senedi valideme terkettim (bıraktım). Avdetinizde (dönüşünüzde) emanetle senedin mübadelesi (değişimi) için Vasıf Bey biraderimize rica ettim.

Gözlerinizden öperim.

Dokuzuncu Kolordu Kıtaatı (kıt’aları) Müfettişi

Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemâl’

(Zát-ı álinizce mebhus (bahsi geçen) emánetin bir müddet daha muhafazasında emniyetli bir surette faide me’mul ise (fayda bekleniyorsa), o suret de cáiz olur)’

Paşa’nın diğer mektubu 1922’nin 19 Haziran tarihini taşıyor, Mustafa Kemâl, aradan geçen üç sene boyunca annesine yaptığı yardımlardan dolayı Sezai Ömer Bey’e teşekkür ediyor ve daha sonra bugün hiç bilmediğimiz asıl konuya temas ediyordu: Mustafa Kemâl Paşa’nın ‘halası ve diğer bazı akrabaları’ o sırada İstanbul’da bulunuyorlardı ve Paşa, Sezai Ömer Bey’den ‘akrabalarının geçimlerini sağlayabilmeleri için’, kızkardeşi Makbule Hanım’a her ay yüz lira vermesini rica ediyordu. Bu mebláğ, Sezai Ömer Bey’de bulunan Mustafa Kemâl’e ait iki bin liradan ödenecekti.
 

100 LİRA AYLIK


Mustafa Kemâl, 19 Haziran 1922 tarihli mektubunda şunları yazıyordu:

‘Muhterem Sezai Beyefendi,

Valideme gönderdiğiniz mektubu ve melfuf (ilişikteki) hesap pusulasını aldım.

Üç sene zarfında valideme gösterdiğiniz ulüvv-ı insaniyet ve muavenet tafsilátına muttali oldum (anneme gösterdiğiniz yüksek insanlığın ve yardımın ayrıntılarını öğrendim). Çok teşekkür ederim.

Nezdinizde mahfuz bulunan iki bin liradan bir müddet daha İstanbul’da kalmak mecburiyetinde bulunan hemşirem Makbule Hanım’la halam vesáir bazı akrabanın maişetlerine medár olmak (geçimlerini sağlamak) üzere Temmuz 1 ibtidásından (başlangıcından) itibaren hemşirem Makbule Hanım’a máhiyye (aylık) yüz lira vermenizi rica ederim.

Selám ve ihtirámátımı (saygılarımı) takdim ederim efendim.

Mustafa Kemâl’

( Bu iki mektup ta,Sezai Ömer Madra'nın torunları Ömer Madra ve Sezai Madra'nın özel izinleri ile Murat Bardakçı'dan iktibas edilmiştir )

     Bir zamanlar,ülkenin en zengin insanının torunu Ömer Madra,1960 lı yıllarda,Ayvalık ta,Türkiye İşçi Partisinin seçim çalışmalarında yer alır.10 yıla yakındır da,açık radyo da,cesûr,ama tam cesûr fikirleri savunur.  

      1950 li yıllarda,Fakir Baykurt'un kitapları çıkmağa başladığında,hemşehrisi,Burdurlu  bir köylü bacı şöyle diyordu. ( Fakir Baykurt adında biri çıkmış Burdur da..Ağalara da beylere de gafa tutuyo.). 

       Şimdi bende,o köylü bacı gibiyim.

       Ömer Madra derler, biri vardır.George Bush'a da,petrolcülere de meydan okur.Diyorum.

       Avrupa'lılar,Hollanda'lılar ülkemize gelsinler, 

       Yeni milenyum da,yirmibirinci yüzyılda,modern Don-ki-Şot nasıl olur,görsünler . 

 

      Musaade et, be kardeşim;yazımızı bu haliyle koyalım.Homeros'a kadar uzanan Ege kültürünün, bir parçası olarak, bizim de,hiç olmazsa,Mustafa Koç,Ali Koç ve  Ömer Sabancı'dan birazcık farkımız çıksın ortaya hiç olmazsa.

Sevgiler,saygılar,

26 Nisan,2005 

www.demokrasidedevrim.com adına

Dr.Hasan HORTO

 

NEYAZIKKİ:, NE YAZIK!!

Açık Radyoyu kuruluşunda tanıyamadım,ne yazık.

On yıl sonra,onuncu yıl marşı kadar coşkulu,

Fikir,sanat ve kültür hizmeti üretiyor.

Tıpkı bir okul gibi.

Bence,Milli Eğitim Bakanlığından,

Daha öğretici,daha etkili.

Ön ayak olanları,hizmeti geçenleri,

Bu arada,hemşehrim Ömer Madra'yı,

Yürekten kutluyorum.

 

12 Kasım,2005

 

Ömer Madra kardeşim:

Seni yakın tanıdıktan sonra,hayatımda ilk defa,zengin doğmadığıma yakındım.

Hiçbir şeyini kıskanmam,kültür ve bilginden gayri.

Ayvalık için yeni şeyler karaladım.Vakit ayırır okursan sevinirim,

 

Siz,bu kadar kültürlü kişi,Açık Radyo’da nasıl bir araya geldiniz.Sizler kültürün isimsiz değil,ama,gönüllü kahramanlarısınız. Küresel ısınma gibi,çok önemli bir konuda kitap yazmağa başlamışsınız.Küresel ısınmayı önlemek için,çok haklı olarak,( Fosil yakıtları kısıtlayalım. ) Derken,( Tekrar at sırtında mı seyahat edelim? Amerika ve Avustralya'ya yelkenli ile mi gidelim? ) Sorusuna cevap bulmamız gerekiyor.Aksi halde, bekârken, karı boşamağa kalkan,adam gibi oluruz

 

Sevgiler,

40 kuruş yövmiyeli sabun işçisi,

 

www.demokrasidedevrim.com adına,

Dr.Hasan Horto

 

AYVALIK FARKI

         Ayvalık'lı hemşehrim,Ömer Madra,her sabah dünyaya,merhaba kâinat diyerek,( varmı bana yan bakan?) der.

50-60 yıl evvel ülkemizin en zengin insanı evvelâ Midilli’li, sonra Ayvalık’lı Sezai Ömer Madra’nın ne akıllı, ne becerikli torunları varmış. Birisi dünyanın muhtarı olarak Atlanta dan dünyayı yönetir. Diğeri, kâinatın muhtarı gibi, her sabah merhaba kâinat diyerek, kâinatı idare eder.

     Atlanta’dan dünyayı idare eden Muhtar Kent dedesinden şöyle söz eder. Dedem Sezai Ömer Madra derdi ki: Zeytin ağacı olmayan yerde oturma. Atlanta da ne yazık ki: Zeytin ağacı yok. Ben de, yoğun işlerimden fırsat buldukça, Ege’nin bir incisi, zeytin ağaçları ile çevrili Ayvalık’a kaçarım. Orada dinlenirim.

      Ben, Ayvalıkta doğup, Ayvalıkta büyüyen bir Ayvalıklı olarak, çok sevdiğim Ayvalık’ı birazcık ta olsa, anlatmak isterim. Biz Ayvalıklılar zeytin ağacını çok severiz. Zeytin ağacı yumuşak, ılıman iklimlerde, Ege, Akdeniz kıyılarında yetişir. Ege kıyılarından beslenen, Ege’den fışkıran Ege kültürü de, kendisini doğuran Ege iklimi gibi, yumuşak, ılıman sevecen, ve de, dinlendiricidir.

      Çok eski Ege kültürümüz yanında, hemen bitişiğinde, oda çok eski, kökü 10.000-12.000 yıla dayanan Anadolu Kültürümüz var. Aşağı yukarı iki kültürün de tarihi birbirine çok yakındır. Dünyanın bu iki en büyük ve en eski kültürü birbirine çok benzer. İkisi de birbirine karışmış, adeta harmanlaşmıştır.  Aralarında çok ufak farkları da barındırırlar. Ege kültürü, yosunla karışmış nefis bir deniz kokar. Anadolu kültürü ise, buram buram toprak kokar. Anadolu kültürüne biraz da kurnazlık karışır. Çarıklı erkânıharp sözcüğü Anadolu kültürünün ürünüdür. Bir Bektaşî fıkrası Anadolu kurnazlığını çok güzel anlatır. Baba erenlere sormuşlar. Tanrı varmıdır ? Diye. Baba erenler anında, vardır demiş. Peki nereden biliyorsun ? Diye sorulunca da Bilmiyorum. Diye cevap vermiş. Ve ardından ilâve etmiş. Ben var diyeyim de yok ise zaten mesele yok. Ama yok dersem. Ya var çıkarsa, işte o zaman yandım demektir.

      Ege kültürüne gelince, çok daha yalın, çok daha liriktir. Kadim Yunan’ın ve Dünyanın en bilge kişisi SOKRATES te, İlyada destanı ve Odyseus ozanı HOMEROS ta Ege kültürünün ürünüdür.

     Ege demek şiir demektir. Güney-Doğu Anadolu çatışmalarında ölen Ayvalık’lı bir askerin mezar taşında, Homeros’la yarışırcasına bakınız ne yazıyor.

    Amansız bir savaşta canımı verdim vatana,

     Acımı, anama, babama, kardaşlarıma.

 

    SOKRATES bilgi erdemdir. Diyordu. Sokrates ten 2000 yıl sonra Hazreti Ali. "İnsanlar bir gün ölecekler. Yok olup gideceklerdir. Ancak bilgi sahibi olanlar, bilgileri ile yaşayacaklardır."

     Bizde, on yıldanberi, sitemizde savaşın tek onurlu yanı savaşa karşı savaşmaktır. Kalem kılıçtan keskindir. Diyoruz.

     Bill Clinton döneminde, Amerika’nın çok akıllı, çok başarılı, Çekoslavak asıllı Amerikalı dış işleri bakanı Madlein Al-Bright, Muhtar Kent için 21 inci yüzyılın en entelektüel insanı.Diyor.

     Istanbul'da yaşayan sınıf arkadaşım Dr.Yıldırım Kaban, Sezai Ömer Madra'nın akrabasıdır.Yıldırım şöyle dedi.Mustafa Kemâl,cepheye gideceği zamanlarda,ki:bu cepheler muhtemelen Libya,Arabistan ve Çanakkale cepheleridir.Annesi Zübeyde hanımı Sezai Ömer Madra'ya emanet edermiş.Ayvalık'ta oturan akrabalardan Yener Yılmaz'ın söylediğine göre de,Mustafa Kemâl ile Sezai Ömer Madra arasındaki bu yakınlık,ikisinin de birlikte çalıştığı İttihat ve Terakki'deki üyeliğin yarattığı yakın arkadaşlıktan gelirmiş.

       Yine bu yaz Ayvalık,Çamlık'ta,şimdiye kadar,hayatımda hiç görmediğim bir sahneye şahid oldum.Zarif ve nazik bir hanımefendi,çocuğunu motosikletine bindirmiş,direksiyona geçmiş,köpeğini,boynuna tasma takarak bir kordonla motosiklete bağlamış,hanım,çocuk,motosiklet ve ona bağlı köpek dördü birden, tam bir uyum içinde, tıkır,tıkır gidiyorlardı.Bu sahneyi, kime söylesem,inandırmak zordu.Çünkü köpek ipi gerer,motosikleti devirir diyorlardı.Ama hiç te devirmiyordu,herhalde sahibesi köpeği çok iyi eğitmişti.İşin asıl zor olanı ve imkânsız gibi görüneni de buydu işte.Ayvalık farkı bunu da başarmıştı.Hiç üşenmedim.Bu zarif ve marifetli hanımefendinin kim olduğunu öğrendim.

      Kadın,çocuk,motosiklet ve köpek,o kadar uyumlu,o kadar güzel gidiyorlardı ki:Kafamı da kesseler,ben,bu gurur verici,bu güzel manzarayı yazmadan edemiyeceğim.

       Kendisinin ve ailesinin hoşgörü ve affına sığınarak kendilerinden izin almadan burada açıklıyorum

      Ayvalığ'ın gene en zengin ikinci ailesinden,Midilli kökenli, Sabuncugiller'den Fehmi Sabuncugil'in oğlu Öktem beyin gelini,Kerim beyin zarif eşi,Deniz Sabuncugil hanımefendi.

      Yakın komşularının anlattığına göre,yaz aylarında hemen hergün,motosikletine çocuğunu alır,köpeğini motosiklete bağlar,dördü birden uyum içinde,Çamlık koyunda balık tutmağa gidermiş.Tuttukları balıkları da tektar denize atarlarmış.

      Belki de dünyada bir ilke imza attıkları için, ve de, Ayvalıklı olmakla,bize öğünme fırsatı verdikleri için kendilerine yürekten teşekkür ediyorum.

      Midlli’den verdiğimiz bu güzel öykülerden sonra,haksızlık olmasın diye, bir öykü de Girit’ten yazalım.

      Girit adasının Resmo kentinde,Ahmet Çilingiraki’nin 1915 yılında,bir oğlu olur.İbrahim koyarlar adını.1924 yılında,mübadele göçü olunca,9 yaşında İbrahim Çilingiraki,Giritten Ayvalık’a gelir.Giritliler,hep yeniliklere meraklıdırlar.İbrahim Çilingiraki de,o günlerin yeniliği otomobiller olduğundan,Ayvalık’taki otomobilcilerden şöförlük öğrenir.Genç yaşta Ayvalık Osmanlı Bankasının şöförü olur.Devrin harcı alem otomobilleri o günlerde,4 kişilik,bir ileri, bir geri ve freni olan,bu yüzden de, (bir ileri bir geri ) diye adlandırılan otomobilleri devamlı kullanırdı.Bir ileri,bir gerilere,ayni zamanda,üstte açılır kapanır tavanları olduğundan körüklü de denirdi.O zamanlar,Ayvalık’tan İzmir’e iki günde gidilirdi.Gediz nehrinde henüz köprü yapılmadığından,otomobillerle beraber sala binilir,salla Gediz geçilirdi.Kabakum beldesi yakınlarında, yol denize çok yakın geçerdi.Bu yüzden de kuvvetli lodos rüzgârı estığinde yol çoğu kez,sular altında kalırdı.

          Günlerden bir gün,şöför Çilingiraki İbrahim,Ayvalık’tan iki yolcu ile birlikte,Osmanlı Bankasının Fransız müfettişini de,İzmir’e getirme talimatını alır.Kabakum’a vardıklarında,bakarlar ki;Lodos,kıyıya fazla miktarda çakıl yığmıştır.Nasıl olsa körüklü,bu çakılları aşar diye,körüklüyü çakıllı yola vururlar.Gelin görün ki:Körüklü çakıllı yola saplanmış,ileri,geri bir türlü çıkamaz çakıllardan.

         Çilingiraki İbrahim kan ter içerisinde,çaresizlikten,ne yapacağını şaşırmış,dinlenirken,ayni yoldan geçmek için,bir deve kervanı yanlarına yaklaşır.Deveci ne oldu diye sorar.Şöför İbrahim,Körüklüyü çakıla saplattık.Nasıl çıkacağımızı bilmiyoruz,der.Deveci,bir urganın,yani kalın ipin varmı? Diye sorar.İbrahim urganı deveciye uzatır.Deveci,en kuvvetli pehlivan deveyi alır,kıh der,yere çökertir.Urganın bir ucunu,körüklüye,bir ucunu da pehlivan devenin semerine bağlar,Fransız müfettiş te olanları hayretle izler.Biryandan da elinde kamera,olayları filme almağa çalışır.Deveci pehlivan deveye yaklaşır.Pehlivan deveye kalk dedimiydi,pehlivan deve lök cüssesi ile ayağa kalktığında,körüklü de karaya  çıkıvermişti,bile.Bundan böyle de ,çilingiraki şöför İbrahim’in ve Ayvalık’taki adı,DEVECİ olacaktır artık.Onun sülâlesi de DEVECİ olarak anılacaktır.

        Çilingiraki şöför İbrahim,bugün,91 yaşında olayları dün gibi hatırlıyor.Osmanlı Bankası müdürü,bir gün,banka odacısı Arap Mustafa’ya,git bana Deveci İbrahim’i bul,getir,demiş.Arap Mustafa gitmiş,gelmiş,ben şimdi,hangi ahırda Deveci İbrahim’i arayayım? Diye,müdüre geri gelmiş.Müdür de demiş ki:yok be oğlum,git bizim şöför İbrahim’i al getir.İşte odur,Deveci İbrahim.). 

        Tarihimizi biraz hatırlamakta yarar var. Şapka devrimi olduğu gün "Şapka devriminde Ayvalık eşrafı" adı altında bir fotoğraf çekildi. Bu fotoğrafı görmeyen varsa görmesini tavsiye ederim. Çünkü çok gurur verici bir resim Orada yer alan babalarımız, dedelerimiz melon şapkaları ile şık temiz kıyafet-leri ile İngiltere Lordlar Kamarasına taş çıkarıyorlar sanki. Celal Bayar başbakan ve cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde Ali Cömert beyin bugün IDA restorant diye işletilen evinde konuk edilirdi. İsmet İnönü başbakan veya cumhurbaşkanı olduğu dönemde yatla Ayvalığı ziyiaret eder; Motorla karaya çıkarken kendisini karşılayan Ayvalıklıları görünce "Çabuk beni yata geri getirin" der. Yatta en güzel esvaplarını giydikten sonra karaya çıkar; Çünkü rıhtımdaki ahali öylesine temiz kıyafetli ve şıktı ki; İsmet İnönü eziklik duymak istemedi. Yine Celal Bayar başbakan olunca memleketi olan Gemliğe bir iyilik, son zamala-rın tabiri ile bir kıyak yapmak ister; Gemliğe bir sardalya konserve fabrikası kurulacaktır. Fabrikaya okumuş bir sahip aranır; Koskoca gemlikte aranır taranır okumuş olarak ancak ilkokul mezunu Ala'eddin bey bulunabilir ve Alaeddin Sardalya fabrika-sı kurulur. Oysa ki: Aynı dönemde Ayvalık Belediye Başkanı olan MUHİP ÖZYİĞİT Liege Üniversitesi mezunudur. Bütün bu tarihsel örnekler Midilliden, Rumeliden, Giritten gelen kültürümüzün ve insanımızın zenginliğini gösterir. Onun için Kayseri-liler "ÖĞÜNMEK GİBİ OLMASIN AMMA KAYSERİLİYİZ" demesinler. Öğünülecek bir şey varsa onu da bize bıraksınlar.Anadolu'da Trakya'da yürekten söylenen yanık bir türkü vardır.Dağlar dağladı beni / Gören Ağladı beni / Merak ta etme / Nazlı da Cemilem / Sevda bağladı beni /Sevda bağladı beni........ Yüce dağlar / Cüce dağlar /Duyduk duymadık demeyin / Boşuna böbürlenmeyin /Boşuna heveslenmeyin....BİZ AYVALIK BİR AİLEYİZ; BİZ AYVALIK BİR AİLEYİZ; BİZ AYVALIK BİR AİLEYİZ.... 

        Antropoloji - Arkeolojik kazılar bize gösteriyor ki.: İnsanoğlu yeryüzünde 250.000 yıldan beri vardır. Bu 250.000 yılın son 50.000 yılında insan ancak mağaraya girebilmiştir. İnsan bu ellibin yılın kırkbin yılını mağarada geçirdi; Ancak onbin yıl önce neslimiz mağara-dan çıkabildi. İnsanoğlunun bütün serüveni hep bu onbin yıla sığar; Yeryüzünde ne oldu ise hep insanların emeği ile oldu. İnsanoğlu doğarken de, ölürken de birbirine eşittir. Herşeyi çalışmayla, eğitimle kazanır. ARISTO "Dehamı dahi çalışarak kazandım" dİyor.

Dr.Hasan HORTO

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

      Yalnız, Rumeli, Girit, Midilli kültüründen değil, Ayvalık ta Arap Mustafa diye bilinen Mustafa Olpak arkadaşımızın ve sayıları 10 parmak kadar az, siyah kardeşlerimizin kattığı Afrika kültürü ile de, dört kıtadan karışıp harmanlaşan, adeta alaşımlaşan Ayvalık-Cunda kültürümüz HOMEROS tan bile çok eskilere giden EGE KÜLTÜRÜNÜN doğu yakasını simgeler.

      Sıcaklığının, renginin, güzel kokusunun ve nefis tadının yanında, şarap kadehlerini tokuşturup ÇINNN diye ses çıkartarak, şarabın sesinden de zevk alıp, yararlanmak gene, Ege kültürünün bir parçası sayılır.

      Ege’nin doğu yakası Ayvalık-Cunda da yaşananlar, düşünceler, duygular, hüzünler ve sevinçler Ege’nin batı yakası ile tıpa-tıp ta aynidir. ( Benden selâm olsun Anadolu’ya ) ve ( Savaşın Çocukları ) yapıtları, Ege’nin ortasında buluşur. Sarılıp kucaklaşır. Birbirini tamamlar.

      Çok galiz fıkra ve ifadeleri de içeren, gelişi güzel, çalakalem yazılmış bu yazı-dizimizin yazılışından beri Ayvalık ta Cunda da kültür alanında çok önemli gelişmeler oluyor. Ayvalık ta Filiz Ali hanımefendinin de katkılarıyla kurulmuş olan muzik okulu , Cunda da restore edilip hizmete sunulan akustiği ve ses düzeni çok güzel olan eski tarihi bir binada, her yaz nefis konserler veriyor. Dünyanın tanınmış üniversitelerinden üst lisans doktora öğrenicileri Cunda da öğrenim görüyorlar. Çalışmalarını sürdürüyorlar. Balıkesir Üniversitesinin Basın-Yayın fakültesi Lâle adasında yapılıyor. İnşaatı bitmek üzere. Kültür-sever iş adamımız Rahmi Koç Cunda’nın en yüksek tepesinde, yakın zamana kadar yelkenleri de olan eski bir yel-değirmenini alıp yanındaki bina ile birleştirerek kütüphane haline getirdi. Okurların hizmetine açtı. Duyduk ki: Yine Cunda da zeytinyağı mengene ve fabrikalarının tarihsel gelişimini gösterir , birde müze yapacakmış. Kendisine teşekkür ediyor. Kolay gelsin. Diyoruz. Güler Sabancı hanımefendi Cunda’nın en uç burnundaki PATRİÇİA köyünde, zeytin tarlaları ile birlikte eski evlerden 10 tane satın aldı. Asıllarına uygun olarak restore etti. Galiba yazları gelip hem oturuyor. Hem de Sabancı zeytinyağlarını imal ediyor. Şimdilik imalâtı kendi tüketimlerine ve eşe dosta ikram, beklide eşantiyon şeklinde oluyor. Ama ileride piyasaya dönükte olacak gibi görünüyor. Çünkü Ayvalık ta 500 dönüm gibi büyük bir arazi parçasını da satın aldıklarını  gazetelerde okuduk.

        Ayvalıklılar olarak biz umarız ve dileriz ki: İleriki günlerde Rahmi Koç beyefendi ile Güler Sabancı Hanımefendi Koç Üniversitesi ile Sabancı Üniversitelerinin en az birer fakültelerini Ayvalık bölgesine yönlendirirler.

       Ayvalık ve Cunda’nın EGE KÜLTÜRÜ yavaş, yavaş içerlere, Kozak yaylâsına ve Madra dağlarına doğru da yayılmaya başladı. Şimdiye kadar adını çok az kişinin duyduğu ARAPLAR köyü, adını MUTLU KÖY olarak değiştirdi. Midilli’nin zengin ve nefis yemek kültürünü de aldı. Zeytinlikler arasında fırınını ve mutfağını da kurdu.Gelip giden turistlere Midilli’nin içi-dolmuş ta denilen Suresini,keşkeğini ve nefis güveçlerini sunuyor.

       Ayvalık ve Edremit arasındaki Bostancı köyünde kurulu KÖRFEZ HAVA ALANI çok yakında uluslar arası uçakların inip kalkabileceği bir alan haline dönüştürülecek. Gerekli istimlâkler yapılmış olup. İnşaat başlamış durumdadır.

        Bölgemizdeki bu güzel gelişmelerden cesaret alan, biz AR-TUR’u sevenler, AR-TUR’la birlikte bölgeyi ve KÜLTÜRÜ de sevenler,2500 dönüm eşi bulunmaz güzellikteki arsa ve araziye sahip AR-TUR’da, 3-4 yıldır, DÜNYA-KONGRE KÜLTÜR MERKEZİ kurma çalışmaların başlattık. Çalışmalarımızı Kuzey-Egemiz de mevcut bütün belediye başkanlarına ve Ticaret odası başkanlarına duyurduk. Onların da desteğini istedik.

        Kuzey-Ege bölgemizin bahtını da değiştirebilecek bu faydalı çalışmalarımızı görmek için,  DÜNYA-KONGRE MERKEZİ KÜLTÜR PROJEMİZİ YALIN VE AÇIK VERİ VE GEÇEKLERİYLE PEKİŞTİRMEK yazımızı lütfen, hemen şimdi tıklayınız.

 

Dr.Hasan Horto,

İlave: 7.Nisan.2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

      16 Temmuz,2008 günü, Ayvalık ta denize çakılmış kazıklar üzerine kurulu, eskiden  Şehir kulübü diye maruf Ayvalık’ın en güzel taş yapısında, denize karşı oturmuş,bir yandan gazetemi okurken,bir yandan da kahvemi yudumluyordum.

      Yanımdaki masada bir gurup insan oturmuş, birisi konuşuyor. Diğerleri pür dikkat dinliyordu. Bir ara kulak misafiri oldum. Vazife diyordu. Vizyondan bahsediyordu. Sırtı ve arkası bana dönük adam, hiç konuşmuyordu. KOÇUM diyordu. Allah seni korusun diyordu. Önündeki çerez ve yiyeceklerden herkese ikram ediyordu. Gelen elini öpüyordu. Giden elini öpüyordu. O sadece sol kolunu uzatıp, sol elini veriyordu. KOÇUM. Allah seni korusun diyor, başka şey demiyordu. Elini öpenler arasında kendisinden çok yaşlı olanlarda vardı. Bir ara aklıma takıldı. Acaba bu kişi şeyh veya şıh olmasın? Dedim. Aniden kendimi toparladım  Ayvalık ta ne şeyh vardı. Ne de şıh.

      Ardından dikkatlice bakınca fark ettim ki: Arkamda oturan insan,Ayvalık’ın çalışkan Belediye Başkanı, Ahmet Tüfekçi. DYP ( Doğruyol Partisinden) aday olunca seçimi kaybetmiş. Sonradan felç geçirmiş. Sağ eli ile sağ ayağını kullanamıyor. Şimdi nekahat,yani iyileşme devresine girmiş,Kendisine acil şifalar diledim.

      Ahmet Tüfekçi, yanlışı ile, doğrusu ile, deli-dolu, ama DÜRÜST. Hırsızlığa ve haksızlığa karşı.YOKSULUN YANINDA. Ben ona Ayvalık’ın KÖROĞLUSU derim.

 

Dr. Hasan Horto )

İlave: 20.Temmuz.2008

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET