04aa

 
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

BİYOLOJİK-MOLEKÜLER UYGARLIK ÇAĞINDA CUMHURİYETİMİZ

 

Uygarlık tarihi üzerinde çalışan tarihçi - düşünürler mağara devrinden başlıyarak dünya uygarlığını 5 çağa ayırıyorlar.

1 - Mağara uygarlık çağı

2 - Tarım uygarlık çağı

3 - Endüstri uygarlık çağı

4 - Bilgi uygarlık çağı:

5 - Biyolojik - Moleküler uygarlık çağı

Bugün içinde yaşadığımız çağ Biyolojik - Moleküler uygarlık çağıdır. Ben içinde yaşadığımız Biyolojik - Moleküler çağında diğer çağlar gibi misyonunu tamamlayıp sona ereceğini ve altıncı olacak UZAYDA DÜNYA UYGARLIK ÇAĞININ doğacağını düşünüyorum. Bu öngörümün gerekçelerini de internetteki demokrasidedevrim. com adlı sitemin ( yeni oluşumlar bölümü, uygarlık aşamaları kısmında ) yazdım.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı ve cumhuriyetimizin kurulduğu günler ve yıllar Endüstri uygarlık çağının en parlak ve en şaşaalı dönemidir. O günlerden bugüne dünya Bilgi uygarlık çağını da yaşadı.

İçinde yaşadığımız Biyolojik - Moleküler çağda, özellikle GEN ve genleri oluşturan DNA üzerinde yapılan ince araştırmalar insanoğlunun ufkunu açıyor, genişletiyor ve insanoğluna çok geniş olanaklar sağlıyor. Bir hekim olarak ben Mustafa Kemal Atatürk'ün kopyalanabileceğini söylüyor;Ve eğer, izin verilirse MustafaKemal Atatürk’ü kopyalamağa talip olduğumu yine ayni internet sitemde yazıyorum.

Bugün hücre genlerinin DNA yapısı çok daha iyi biliniyor. Özellikle Anadolu’nun bugün üzerinde yaşayan insanların genleri ve toprağın altında binlerce yıl evvel ölmüş insanların genleri üzerinde yapılan araştırmalar çok heyecan verici neticeler doğuruyor.

Çeşitli halklara ait insanların Anadoluda birarada yaşadıklarını belirtmek üzere eskiden ANADOLU MOZAYİĞİ deyimi kullanılırdı. Anadoludaki yer üstü ve yer altı genom çalışmaları gösterdiki:Bu deyim tamamiyle yanlıştır. 100 yıl, 1000yıl, 2000, 3000, 4000, 5000, 6000yıl evvel Anadolu’nun çeşitli katmanlarında yeraltına göçmüş insanların kemiklerinde yapılan GENOM çalışmalarında toprak altında, çeşitli katmanlarda ölüp, kalmış insanların kemiklerinde saklanan gen yapıları ile bugün Anadolu topraklarında yaşayan insanların gen yapıları tıpatıp birbirinin aynıdır. Bundan böyle bilimadamları diyorki: ANADOLU MOZAYİĞİN’den bahsedilemez. Antropolojik ve bilimsel açıdan ANADOLU ALAŞIMI=melange de Anatolia= chim de Anatolia=alliange de Anatolia=mixing of Anatolia=mingling of Anatolia=blending of Anatolia, Almancası da LEGİERUNG =Alaşım.LEGİERİEREN =Alaşımlama demek, çok daha doğru , gerçekçi ve bilimseldir. Ben hiç sanmamki:Dünyanın hiçbir yöresindeki halk, Anadolu halkı kadar melezlenmeye=amalgamation’a uğramış olsun. Bir Kırgız yazarı, 1000 yılda Anadolu Mozayiğine,Anadolu alaşımına kattığımız katkıyı,bilimin asla reddedemiyeceği ne yalın,ne basit,ne gerçekçi sözlerle bakın ne güzel ifade ediyor.( At sırtında çekik gözle gittiniz. Uçak içinde çakır gözlü geldiniz.)

Teknolji ve bilim bu gen ve genom çalışmalarını ancak yirminci yüzyılın son çeyreğinde yapabildi. Bir bilimsel veri, Mustafa Kemal gibi bir dahinin, bir devrimcinin eline düşmeye görsün;onu sonuna kadar insan onuruna ve insan yararına kullanırdı. Ne yazıkki:bu bilimsel gerçekler Mustafa Kemal Atatürk yaşarken bilinmiyordu. Eğer Anadolu halkının bu genom gerçeği ve melez yapısı Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında bilinmiş olsa idi, ben inanıyorum ki:Mustafa Kemal 80 yıl önce Cumhuriyeti kurarken Bu bilimsel verilerden yararlanırdı. Çünkü herzaman kendisi bilimi rehber alır ve bilimi hedef gösterdiği gibi en kötü barışın, en iyi savaştan daha iyi olacağını herkesten iyi bilirdi. Bunun içindirki:Cumhuriyetin en temel, ana ilkesini YURTTA BARIŞ- CİHANDA BARIŞ diye özetlemişti. Bu veciz ilkede cihan, uzay ve evren anlamınadır. Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında bile, Mustafa Kemal , Yurtta barış - cihanda barış demekle, ileriki yıllarda, ileriki yüzyılda uzayda da savaşların başlayabileceğini, sanki bilmiş gibidir. Hep birlikte hatırlamakta yarar var;Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin henüz dağılmadığı 1980 ve 1990 lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği Uzay savaşlarına hazırlanmanın kıyasıya bir yarışı içine girdiler. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ileri görüşü, ilahi gücün verdiği kehanetin değil , ve fakat, aşırı, düzenli çalışma ile, dünya uygarlığını yaratan insan aklının, büyük liderlere, dahi kişilere sağladığı önsezi ve vizyonun eseridir.

    20inci yüzyılda,Avrupa'nın akıllı insanları biraraya gelerek,tarihsel Fransız-Alman düşmanlığı ile,geleneksel kıta Avrupası-Britanya çıkar çatışmasını,bir potada uzlaştırmayı,barıştırmayı,birleştirmeyi başardılar.Bizde,21 inci yüzyılda,onlardan örnek alarak,ayni uzlaşma,barışma ve birleşmeyi ülkemiz halkına sağlamak zorundayız.Yapmamız gerekenin en basit,en ucuz,en doğru olanı,ayrılık,gerilim,çatışma getiren kelimeler yerine,uzlaşma,barış,birleşme yaratan kelimeler bulmaktır.Benim naçiz kanaatime göre: "Anadolu Alaşımı,Anadolu Kardeşliği" adı,ülkede uzlaşı,barış ve birleşme sağlayacak en etkili,en sihirli kelimelerdir.

   Ey Cumhuriyetin genç kuşakları!Mustafa Kemal Atatürk’ün engin ve ve sınırsız vizyonunu örnek alınız. ona ulaşmağa çalışınız;ancak bu yolla ona layık olabilirsinizTürkçede çok kullanılan bir söz vardır. Geç olsun da güç olmasın derler. Mustafa Kemal Atatürk yaşarken Anadolu’nun GENOM gerçeğini, Anadolu’nun birbirine karışmış melez yapısını tamamen bilemiyordu. Ama, Atatürk bilimin ilerleyen zaman içinde, daima değişip, gelişeceğini çok iyi biliyordu. Bundan böyle de, Gelişen bilimin ışığı altında cumhuriyeti koruyup geliştirme görevini genç kuşaklara, gelecek kuşaklara bıraktı.

Milliyetçilik ve ulusalcılık,18inci yüzyılda,1789 daki Fransız Devrimi ile beraber doğmuş,19 uncu yüzyılda,özellikle Fransız ve Alman militarizm ve milliyetçiliği olarak kıta Avrupa'sında gelişmiştir.Kıta Avrupa'sından,diğer kıtalara,ülkelere ve Balkanlar'a sıçramıştır.Osmanlı imparatorluğunda, Milliyetçilik ve Turancılık akımı Alman imparatoru üçüncü Frederick Wilhelm'in telkin ve zorlaması ile doğmuştur.Wilhelm'in bu ısrardaki emperyalist amacı,Osmanlı yolu ve aracılığı ile Rusya'nın egemenliği altındaki Orta AsyaTürki ülkelerini sömürgeleştirmektir.Milliyetçilik ve Turancılık akımının öncüsü ve en önemli ismi,ilk önceleri Osmanlı Ümmeti,sonradan da Cumhuriyet yurtdaşı olan Ziya Gökalp tir. Ziya Gökalp,ne olup,ne olmadığını şu kısa cümlelerle anlatıyor.( Türk milletindenim,İslam ümmetindenim,Garp medeniyetindenim. ) Ünlü bir düşünür-yazar,Osmanlı daki batılaşma hareketini,burnunu,rotasını doğuya çevirmiş,daima doğuya doğru yol alan bir geminin güvertesindeki bazı insanların devamlı olarak batıya doğru tur atmalarına benzetmektedir.İşin garabetine bakın ki:Türkçülük-milliyetçilik ve Turancılik akımının öncüsü ve yaratıcısı Ziya Gökalp,Diyarbakır'lıdır.

Bizim kanaatimize göre milliyetçilik, insanları ırk köklerine,soylarına,soplarına göre böler,dincilik, inançlarına göre böler.Aralarında ayrılıklar,düşmanlıklar, kavgalar ve savaşlar yaratır.Kültürler ise insanları yaklaştırır, kucaklaştırır.Kültürlerin harmanlanıp karışmasından da kardeşlik doğar:Barış doğar;Özgürlük doğar.Milliyetçilik ve dincilik yanında kültürcülük insanın ve insanoğlunun yararınadır. Üstelik te,İnsanlık Onuruna Nationalist yani ( Milliyetçi ) olmaktan daha çok,Hümanist olmak yani ( Hangi ırk ve hangi renkten olursa olsun insan severlik Yakışır.

Bazı kesimler,Türk-İslâm sentezini ortaya atıp,empoze etmek,kabul ettirmek isterler.Hiç düşünemezler ki:Türk olmadan evvel,islâm olmadan evvel insan olmak lâzımdır.Hümanist olmak lâzımdır.Hangi ırktan,hangi renkten,hangi dinden olursa olsun,insanı sevmek lâzımdır.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Frenkler’in NATİON,bizim MİLLET dediğimiz ULUSLAR,uzay yaratıklarından  değil,insan topluluklarından oluşur.Bundan böyle dünyanın her farklı yöresinde  her ayrı ulusta,her farklı millette yaşayan tüm bireylerin tek ,ama tek ortak yanı vardır.O da İNSAN olmaktır.

          İnsana da nasyonalist,milliyetçi yani ulussever olmaktan daha çok HÜMANİST=insancıl yani insan sever olmak çok daha fazla yakışır.Üstüne üstlükte, en önemlisi ,insanları bölen,ayıran,birbirinden uzaklaştırarak çatıştıran nasyonalizm,yani, milliyetçilik,yani ulus severliğin aksine,Hümanism yani insan severlik,insanları ayırmaz,birleştirir.İnsanları çatıştırmaz,barıştırır.Barış ve kardeşlik yaratır.

       Biz insanoğulları tarihte,özellikle de 19 ve 20 inci yüzyıllarda,birinci ve ikinci dünya savaşlarında,Nasyonalismden yani milliyetçilikten,yani ulusalcılıktan çok acı çektik.Nasyonalisme yani milliyetçiliğe yüz milyonları aşan kurbanlar verdik.

Biz,savaşların onurunu SAVAŞA KARŞI SAVAŞA KATILANLAR yazımızda ele alıyoruz.İnceliyoruz.Ve diyoruz ki: SAVAŞIN TEK ONURLU YANI SAVAŞA KARŞI SAVAŞMAKTIR.İnsanlık ve tüm uygarlık için çok önemli olan bu yaşamsal konuda bizimle tanışıp tartışmak için,yukarıda mavi yazı ve büyük harflerle yazdığımız savaşa karşı savaşanlar cümlesini lütfen hemen şimdi tıklayınız.
 

       Dünyanın her yöresinde,dünyanın her köşesinde yaşayan insan kardeşlerimiz,geliniz hep beraber,yirmi birinci yüzyılda  nasyonalisme,milliyetçiliğe karşı hepimizin ortak yanı HÜMANİSMAYI insan severliği öne çıkaralım.Dünyada,yurtta ve cihanda kardeşliği kuralım.Barışı sağlayalım.

 

İlave: 10.06.2007

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

Biz hekimler, insanın zararını değil,yararını düşünürüz.Okulumuzu bitirip mesleğimize başlarken yaptığımız HİPOKRAT yemininde,insanın ve insanoğlunun daima yararına çalışacağımıza,insanı hastalıklardan tedavi ederken daima,elimizden gelen en iyiyi yapacağımıza söz verdik.And içtik.Hekim meslektaşlarım,İçtiğimiz and gereği,ayrılık,gayrılık,sürtüşme,çatışma  yaratabilecek,milliyetçilik.dincilik yerine,geliniz biz de,insanları özgürlüğe,barışa,kardeşliğe getiren,kültürcülüğü savunalım.

Meyvenin, sebzenin olgunlaşması, bir çiçeğin açışı, daima uygun bir SÜREÇ=duree=prolongement=delai=duration=continuance ve ZAMAN gerektirir. Toplumların, sosyal -siyasal olayların oluşup gelişmesi de böyledir. Ey ülkemizin genç ve gelecek kuşakları: İşte şimdi cumhuriyetin gelişme zamanı da geldi. Bilimin ışığı altında cumhuriyetin adından başlıyarak Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkınız. Cumhuriyeti geliştirip güçlendiriniz. Unutmayalım ki:böyle bilimsel değişiklikler olduğunda dün, bugün ve yarın bu topraklarda yaşamış , yaşayan ve yaşayacak insanlar böylesine bilimsel ortamlı ülkemizde, ayrılıkçı değil, birleştirici, kavgacı değil , barışçı olacaklar ve bu toprakların kendilerine de ait olduğunu düşünerek, duyarak, cumhuriyeti canları gibi koruyacaklardır. Anadoluya bitişik gibi duran midilli adasında 80 yıl öncesine kadar yaşayan ana, baba ve atalarımız doğuya her baktıklarında hemen yanıbaşlarında Anadolu Yarımadasını görür ve Anadoluda yaşayan yurtdaşlarına alaylı değil amma sevecen bir ifade ile (Anadolulu, dokuz donlu) derlermiş. Ben Anadolululuyum diyerek daha mutlu olacaktı. Bütün bunlardan da ötesi, Avrupa birliği ülkeleri bizi içlerine alırken sadece Orta Asya kültürünü, müslüman kültürünü değil, ve fakat, bu kültürlerle beraber 10. 000 yıl karışmış, harmanlaşmış Anadolu - Mezopotamya kültürünü de içlerine alıp zenginleşeceklerini düşünecekler ve daha kolay karar verebileceklerdir.    

       Ne yazık: kapı komşum,arkadaşım NAZAR BÜYÜM’ün,sevgili annesi Maryani Büyüm’ün vefatı nedeni ile,9 Nisan,1998 de yazdığı,acıklı ve insancıl ölüm ilânını,7 yıl sonra ancak bugün okuyabildim. Anadolu sevgisi ile, tam bağdaşan,barışa,komşuluğa,kardeşliğe çağıran bu ilân ve mesajı aynen buraya alıyorum.

   YAŞAYALIM İLANI (Güneri Cıvaoğlu Milliyet-20.Ağustos.2005)

 

                   Bir ölüm ilanı satırlarında YÜZYILLIK YOLCULUK bu duyarlı sorunun cevaplarını sunuyor

       işte ilan:

 

 

Hürriyet

09.04.1998 Perşembe

 

Onu Kabyettik

1902'de Everek'te (Develi) doğdu. Babası Nazar Efendi, annesi Homosi Hanım'dı

Anadoluyu kasıp kavuran o insan yangınında babası da öldürüldü. Genç an- nesi, ki küçük (Keğeszik, Vartanuş) sürgü- nü acıyı ve zulmü, ama aynı zamanda kar- deşliği ve yardımlaşmayı tanıdı. Kendisi de aynı yangından esirgenen, öksüz ve evlat- tlık demirci Arsen Usta ile evlendi. 5 ço- cukları yaşadı: Hamparsum, Maresa, Var- tuhi, Nazar. 16 torunları doğdu: Vartanuş, Silva, Alis, Elizabet, Hagop, Vartanuş, Elizabet Hagop, Vahan, Jülyet, Harutyun, Arsen Aylin, Milena, Ludmilla, Ali Murad. Annesinin (1954), kacasının (1971), kü-çük kızının (Takuhi-1992) ölümlerini gördü. Bir tek gün zulümden söz etmedi. Acıyı, sevgisi ve şefkatiyle yumuşattı.

Gençlere iyiliği, güzel günleri anlattı. Ölümün-den hemen önce en küçük torununa

"Sordum sarı çiçeğe, anan baban varmıdır?"

İlahisini söyleyen odur.

Bu kadın, annemiz, büyüğümüz, büyükle büyük, çocukla çocuk olmasını bilen bu matriark, ölümü kavuşma olarak, doğumu bir direnme ve meydan okumak olarak gördü. Ateşin, yokluğun, yoksulluğun içinden geçti geldi; sevgisi gibi aklını ve ferasetini de yüreğinde taşıdı. Hem korktu ölümden, hem ölümü özledi. Hem ancak onunla yaşayan- ların bilebileceği kadar çekti hayatta, hem gönülden sarıldı yaşamaya ve sevdi yaşamı. Torununun torununu gördü, kucağına aldı, onu kutsadı.

O Anadolunun yaşadığı bir bütün yüzyılı Anadolu gibi kederiyle, acısıyla, direnciyle ve sevdasıyla yaşayan, gerçek insanlardan biriydi.

Onu kaybettik.

Onunla birlikte şimdi yüzyıl erken bitiyor. Anadolunun kaderi gelen çağda aydınlık olsun; artık yalnız sevgi, sevinç, mutluluk, kardeşlik ve paylaşma tohumları yeşersin.

Savaş olmasın, barış olsun. Ounun bacıları, hısımları, komşuları, çocukları, yeğenleri gelin ve damatları, torunları, torunlarının torunları

 

 

 

 

 

 

ondan öğrendiklerini kendilerinden sonra gelenlere öğretsinlar, iyilik ve sevgi öyle büyüsün.

Amerika'da Fransa'da, Almanya'da. Avusturya'da, İsviçre'de ve elbette vatanı, yurdu evi ocağı Anadolu'da Türkiyed'de.

Meryani Büyüm

1902-1998

10 Nisan 1998 Cuma, 13:00

Ana Kilise

Ermeni Patrikhanesi Karşısı. Kumkapı

Şişli Ermeni Mezarlığı

 

(İlanı yazan Merhumun oğlu Nazar Büyüm)

 

 

Bu ilanı yazan gerçek bir aydın, yürekli dost Nazar Büyüm'dür.

 

Onun satırlarını yarumlamam.

 

Bir sanat yapıtı gibi, okuyan mesajını kendi algılayacaktır.

 

İlan yayımlandığında da öyle olmuş.

 

Patrikhane karşısı Ana Kilise deki, cenaze törenine veya Şişli Ermeni Mezarlığında akraba ve dostları ötesinde Maryani Byüm'ü hiç tanımayanlarda gelmiş. Büyüm ailesine başsağlığı dilerken "Onu hiç tanımadık, onunla tanışmadık. Sadece gazetelerde ONU KAYBETTİK başlıklı ilanı okuduk, duygulandık, aynı görüşlerde birleştik ve son yolculunuda uğurlamaya geldik" demişler.

 

 

..........................

 

 

2005 Türkiye'sinde dialog, iletişim, sevgi bütünlük, adalet, sivil inisiyatif, demokrasi, kan kültürünün, kinin reddi, yaşam sevinci ve tutkusu... Her şey var. Herkese var.

 

..........................

 

 

Nazar Büyüm'ün satırlarından bu çağa çağrıyı vurgulayayım.

 

"Anadolunun kaderi gelen çağda aydınlık olsun, artık yalnız sevgi, sevinç, mutluluk, kardeşlik ve paylaşma tohumları yeşersin."

 

 

       Komşum Nazar Büyüm’e,7 yıl geçte olsa,annesinin ölümü için başsağlığı diliyorum.

       Tanrı yüreğindeki acıyı ve ANADOLU SEVGİSİNİ hiç eksik etmesin.Diyorum.

       Bizim naçiz kanaatimize göre,bir kıt’a da,bir bölgede,bir yörede,devletler kurulurken,bu devletlere ad aranırken,etnik,ırksal köken çağrıştıracak kelimeler değil,o kıt’a da,o bölgede,o yörede,gelmiş geçmiş ve halihazırda yaşayan kültürleri çağrıştıracak.anımsatacak ve vurgulayacak kelimeler kullanılmalıdır.Böylece,o topraklarda yaşayan insanlarda,o kültürün bir parçası olacağından,DEVLETİN TEMELİNE,AYRILIK DEĞİL,BİRLİK,ZAAFİYET DEĞİL, DİRLİK yerleştirilmiş olur.

        Anadolu toprakları üzerinde yaşayan değişik kökenli insanlar,bu toprakları,Türk oldukları,Kürt oldukları,Ermeni,Rum,Arap,Çerkez,Arnavut oldukları için değil,Anadolu topraklarında yeşeren Anadolu kültürünün bir parçası oldukları için seviyorlar.

        Üstelik te,23 Ekim,1923 te,Cumhuriyeti kurduğumuz bu topraklarda,10.000 yıla uzanan ANADOLU KÜLTÜRÜ, ORTA ASYA ALTAY kültürümüz yanında,çok daha eski,çok daha köklü,çok daha zengindir.

         Justinianus 15 Kasım,-14 ( M.Ö ) doğdu.15 Kasım,+14 ( M.S ) Roma imparatoru oldu.Oysa 1881 de doğan Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günü belli değildir.Cumhuriyet döneminde doğan birçok genç gibi. benim doğum günüm de belli değildir.

         Gel de,2020 yıl önce doğmasına rağmen,doğum günü belli olan Justinianus'u kıskanma.Üstelikte koskoca Roma İmparatorluğu Justinianus'a caba oldu.         

21 Ekim,2004 tarihli Vatan gazetesinde Ruhat Mengi'nün yazdığına göre,Istanbulda yapılan yeşiller toplantısında,Kafkasya Çerkez  Dernekleri Federasyon başkanı Profesör Dr.Günseli Şurdum,şöyle söylüyor.( Türkiyede 7 milyon Çerkez yaşıyor.Neden bizim adımızdan,bizim haklarımızdan bahsedilmiyor da,hep Kürt adından,Kürt haklarından konuşuluyor ? )

Bir ülkede,bir Devletin,bir Cumhuriyetin adını,o ülkede yaşayan bir halkın ırk,soy ve sopunu çağrıştıran bir kelimeyle,bir kavramla koyarsanız,o ülkede yaşayan başka halklara da, kendi ırk ile, soy ve soplarını konuşmak,dayatmak hakkı doğar.Eğer sen ,hamasete kapılıp,benim soyum,sopum uludur dersen,bir başkası da,( Hadi bee, sendee,benim soyum,sopum,seninkinden daha uludur,daha yücedir ) der.O zaman sen, ne yapabilirsinki?:Hır çıkarıp, kavga etmekten gayri?

Unutmayalım ki: Adem babamız ile Havva anamızın ne ırkı,ne soyu,ne de sopu vardı.Varsa bile,DARWİN'e gore,bu övünülecek birşey değildi.Çünkü maymundu.

Bugün 10 kasım,2004.saat dokuzu beş geçe tüm yurtta sirenler çaldı.Ülkemizde yaşayan 70 milyonun büyük çoğunluğu, atamız Mustafa Kemal Atatürk için saygı duruşuna geçtik.Tesadüf o ki:15 gündür, bütün dünya, Filistin lideriYasır Arafat'ın hastalık,ölüm ve ağır hastalık haberleri ile çalkanıp duruyor.Yasır Arafat öldü, diye dünyaya ilan ediliyor.Amerika Birleşik Devletlerine yeni başkan seçilen Grorge W. Bush dahi yaptığı ilk basın toplantısında Yasır Arafat'ın ölümüne çok üzüldüğünü,tanrının onun ruhunu korumasını dilediğini, tüm dünyaya ilan ediyor.Ama Hemen akabinde,ölüm haberi yalanlanıyor.Hayır ölmedi,ağır hasta deniliyor.En az 10 gündür ölüm ve hastalık arasında, çelişkili haberler devam edip gidiyor.

 Mustafa Kemal Atatürk öldüğünde bizim nesil ilk okulda çocuktu.Ogün ile,, bugünün olayları arasında bir karşılaştırma yaparsak,üzülerek diyebilirizki:Bugün,tüm dünya medya,basın ve televizyonlarının Yasır Arafat'ın hastalık ve tartışmalı ölüm haberlerine gösterdiği ilgi, Mustafa Kemal gibi eşsiz bir devlet adamı ve seçkin dünya liderinin ölümünde bile gösterilmedi.

Dün akşam,Filistinli liderler ve filistin dış işleri bakanı Nebil Şaat,Paris askeri hastanesi Percy hospital de televizyon ekranlarının karşısına geçip şu bilgileri dünyaya duyurdular;ve şöyle konuştular.Bizim davamızın en büyük lideri Yasır Arafat henüz ölmedi,haala yaşıyor,fakat ağır hastadır;Umarız ve dua ederiz ki:Tanrı ona yardım etsin,düzelip tekrar aramıza dönsün.Yasır Arafat ,doğuşu ile, namı diğer, Ebu Anvar, dini islam olan bir filistin lideridir.Yüce islam inanışına göre müslümanlara, tanrı değil ,sadece yüce Allah yardım eder.

        Hazreti Peygamberimiz,Sellâhatu Aleyhu Vesselâm efendimiz,Allah'ın yüceliği,Ekber hadisi şerifinde buyuruyor ki: ( Canlılar gibi dinlerin de evrimini,evrildiğini bilmeyenler,Yüce Allah'a her dilde bir karşılık ararlar.Bu cahiller hiç bilmezler ki:ALLAH tektir ve her dilde ALLAH diye anılır. ).

Müslüman olup ta böyle konuşan Filistinli bakan ile liderler,ya yüce Allah ile tanrı ve tanrıların farkını bilmiyorlar;yada Yüce Allah'a eş koşuyorlar;İslam da en büyük günahı  işliyorlar.Oysa ki:Yüce Allah,ne olup,ne olmadığını,Tanrı veTanrılardan farkını, Amme Suresinin KULHUVALLAHİ EHAT Ayetinde, çok açık bir şekilde anlatmıştır.Biz Müslümanları İslam yapan,diğer dinlerden ayıran ,LA İLAH E, İLL, ALLAH kelimei şehadetimiz de ise, İLAH LARYOKTUR,ALLAH VARDIR. Diyoruz.Arapça da  İLAH,Türkçede TANRI,İngilizcede GOD,Fransızcada DİEU,Latince ve Yunanca da ise THEOS dur.Bu yüzden de İngilizler,biz Müslümanların kelimei şehadatini THERE İS NO GOD, BUT ALLAH.AND,MUHAMMED İS HİS PROPHET.Fransızlar ise PAS DE DİEU,MAİS ALLAH.Diye kendi dillerine tercüme ediyorlar.Kelimei şehadetimizin Türkçeye tam çevirisi ise,TANRILAR YOKTUR,FAKAT, ALLAH VARDIR.VE MUHAMMED ONUN ELÇİSİDİR. Cümlesi ile olur.Ayrıca Ulu İslam alimleri,kitaplarında IDRAK I İSLAM Hadisi Şerifini şöyle naklediyorlar.Tanrı,Tanrılar ile Yüce Allah'ı ayıramıyanlar,zaten yüce İslamı anlamadan Müslüman olmuşlardır.Allah Müslümanlara nasip olsun diye,insana bol ,bol idrak ihsan etmiştir.Demek ki: Dindar geçinen ve Müslümanlığı kendilerinden başka,kimseye bırakmayan bu müminler, İslamı diğer dinlerden ayıran, Müslümanları İslam yapan,İslamın bel kemiği kelimei şehadetin,Kulhuvallahi Ehat Ayetinin, ve de,idrak ı İslam Hadisi Şerifinin mana ve anlamını anlamamışlardır.Yüce Allah'ın kendilerine nasip olsun diye, tüm insanlara bol,bol ihsan ettiği idrakı, başkalarına kaptırmışlardır.İslam ülkelerinin hepsi,yüce Allah'ı  tam anlamayan,tam bilmeyen Müslümanlarla doludur.Bu cahil inanırlar, birbirlerini katlettikleri gibi,dünyanın her yerinde çoluk,çocuk,genç,ihtiyar demeden,masum insanlara,durmadan terör yağdırıyorlar.Bunları da,din adına,ALLAH adına yaptıklarına inanıyorlar.

Yüce Allah'a Tanrı diyen Müslümanlar, öncelikle,dualarında,hemen hergün ,sık sık,söyleyip tekrarladıkları, Kelimei Şehadetin,Kulhuvallahi Ehat ayetinin, ve de, İdrak ı islam hadisi şerifinin mana ve anlamını araştırsın.İyice anlasın.Ondan sonra Müslümanım diye ortaya çıksın.

       Din bilgisi ve dinsel inançları kuvvetli olan bizim arkadaşlarımız ise,bu konuda şöyle söylüyorlar. Yüce Allah’ın 99 adı vardır. ( Herhalde bu 99 addan birisi Tanrı değildir ) Diye sorulunca.( Hayır biriside Tanrıdır. )Diyorlar.

        Hristiyanlar Hazreti İsa’ya Tanrı Derler. Biz Müslüman olarak Hazreti İsa Allah tır. Diyebilir miyiz ?  Diye sual edilince ise, hep birlikte irkilip korkarak (Haaşa!!,Sümme Haşa.Olmaz öyle şey.) Diyorlar. )  

Yasır Arafat'ın 15 gündür devam eden hastalık ve ölüm tartışmaları arasında,daha kendisi ölmeden, belkide gizliden gizliye başlayan miras kavgaları dolayısı ile sızan haberlere bakılırsa, Yasır Arafat'ın 6,5 milyar dolarlık kişisel serveti var.Korkunç derecede zengin olan bu kişisel servet, Filistin halkının hakları ve bağımsızlığı için yola çıkan Yasır Arafat'ın da ,yeni milenyumda,yirmibirinci yüzyılda dahi, Arap, islam şeyhleri,şerifleri,prensleri,kıralları ve  liderlerinde mevcut,zengin olmak,çok zengin olmak,ülkenin bütün zenginliklerini kendilerinde ve ailelerinde toplamak hırsından,tutkusundan,hastalığından kurtulamadığını ne güzel de gösteriyor.

     Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım.1938 de öldüğünde, kişisel serveti olarak sadece Osmanlı'dan kalma emekli maaşı vardı.Bütün servet,bütün  varlık ,ülkenindi,cumhuriyetindi, halkındı.Mustafa Kemal Atatürk,12 eylül,1938 de yazdığı vasiyetname ile,ölümünden 2 ay önce bunu sağlamıştı.

   İşte bu da ,yirminci yüzyıldan,yeni milenyuma,yirmibirinci yüzyıla uzanan ,Mustafa Kemal Atatürk farkı idi.Devlet hizmetinde bulunmayı ve politikayı,kendilerini ve ailelerini servete boğmak ve çok zengin etmek için ,fırsat bilip,insafsızca kullanan, özellikle yerli politikacılarımız, ve de, tüm dünya politikacıları, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu güzel haslet ve misyonundan ibret alsınlar,ders alsınlar,ve birazcık olsa da, utansınlar.

   Kimbilir?Mustafa Kemal Atatürk'te hiç olmayan,bu 6,5 milyar dolar kişisel servettir,dünya basın ve medyasını harekete geçiren belkide.

    2004 yılının geçen 10 ayında ülkemizde ve Avrupa da bizi çok sevindiren bir dizi olay gelişti.1-Avrupa Birliği genişleme komisyonu,ülkemizde yapılan reformları överek bizi Avrupa Birliğine önerdi.2-Cumhuriyetimizin 81 inci kuruluş yıldönümünde Avrupa Birliğinin 12 üyesi,Avrupa Birliği anayasasını onaylarken sayın başbakanımız da Avrupa Birliğine aday olan diğer iki ülke ile birlikte anayasa metninin bir köşesine  imzamızı koyarak bizim de Avrupa Birliğnde varlığımızı kanıtladı.Bu gelişmeler, ilerleme yolunda,uygarlık yolunda çok büyük adımlardır.

    Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyrtimizin ilk kuruluş günlerinde,elleri öpülesi öğretmenlerimize şöyle sesleniyordu.( Cumhuriyet sizden fikri hür,vicdanı hür nesiller bekliyor ).Acaba bunu başarabildik mi? Hep birlikte son günlerde yaşadıklarımıza bakalım.Başbakanlığa bağlı insan hakları danışma kurulumuz,bilim adamları,uzmanlar,sivil toplum örgütleri ve sendika temsilcileri gibi seçilmiş 78 üyeden oluşuyor.Kurulun görevi insan hakları ve azınlıklar konusunda,Avrupa Birliği değerleri doğrultusunda hükümete öneriler hazırlamak.Hükümet bu önerileri beğenirse benimser,beğenmezse kabul etmez.Kurul 2003 yılında hazırlıklara başlıyor.Hazırladığı metni tartışmaya açıyor.En son taslağında ekim,2004 tarihinde tartışılacağını belirterek,toplantı takvimini ilan ediyor.Toplantıya bazı kurul üyeleri,mazeretleri dolayısı ile,katılamıyor.Katılan üyeler,kurul başkanı profesör ibrahim kaboğlu ve kurul üyesi profesör Baskın Oran'a raporu kaleme alıp,kağıda dökme görevi veriyor.Bu iki sayın profesör kaleme alıp,son şeklini verdikleri raporda, etnik ve ırk ayırımı çağrışımı yapabilen Türk kavramı yerine,daha uzlaşmacı,daha barışçı olacağını düşündükleri Türkiyelilik kavramının öne çıkarılmasının daha uygun olacağı düşüncesini de koyarak raporu tamamlıyorlar.

 Ülkemizde ( Toplumsal Düşünce Derneği ) adında, bir de sivil toplum örgütü var.Şimdi sıkı duralım.Adı toplumsal düşünce olan, bu sivil toplum örgütünün sayın başkanı,başbakanlık insan hakları danışma kurulunun ürettiği ( Türkiyelilik ) düşüncesini mahkum ettirip hapse tıktırmak için,savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.

 Böyle bir olayın,ne aynisi.ne de bir benzeri ,dünyanın başka hiçbir yerinde görülmedi,görülemez de.Ama ne yazık ki: ülkemizde oluyor.Bundan daha vahimi şöyle oldu.1 Kasım,2004 günü,başbakanlık insan hakları danışma kurulu sayın başkanı İbrahim Kaboğlu kurulun raporunu açıklamak üzere,basının ve televizyon kameralarının karşısına geçiyor.Raporu okumağa başlamıştı ki:İnsan hakları Kurulu üyesi olduğundan sayın başkan İbrahim Kaboğlu'nun hemen arkasında ,televizyon kameraları karşısında duran,ayni kurul üyesi Kamu-Sen sendikası genel sekreteri sayın Fahrettin Yakış,bulunduğu yerden fırlıyarak ve kaba kuvvet kullanarak başkanın elindeki raporu zorla alıyor, ve televizyon kameraları önünde cart,caart diye yırtıyor.

 Olanlar ve bu manzaralar karşısında,Mustafa Kemal Atatürk'ün mezarından şöyle yakındığını duymamak mümkün değil. ( Cumhuriyetimizin 81inci yılında olana bak,olana;fikri hür,irfanı hür,nesile bak,nesile.Gel de ağlama,karalara yas bağlama. )

Ülkelerde yaratılan uygarlıklar,o ülkede yaşayan,ırksal ve etnik gurupların eseri değil;Tam tersine,o bölgede gelmiş,geçmiş ve halen yaşayan kültürlerin eseridir.Irksal ve etnik farklılıklar,ayrılık,tartışma ve çatışma yaratır.Kültürler ise daima birleşme,kaynaşma,komşuluk.hemşehrilik,barış ve kardeşlik getirir.Farklılıklardan zenginlik yaratan da, yaşamış ve yaşayan kültürlerdir.

 Ben samimiyetle şuna inanıyorum ki:Tarihin ve dünyanın en zengin kültürlerini bağrında barındıran, ANADOLU KÜLTÜRÜMÜZ, önde tutulsaydı, belki de ,son 20 yılda yaşadığımız çatışmalar olmayacak,acılar yaşanmayacak ve PKK terörü ve kabusuna zemin oluşmayacak,30.000 masum insanımız ölmeyecekti.

 Padisahlik döneminde, Osmanli’da VATAN diye bir deyim yoktur.  Vatan mevhumu Osmanli’ya, padisaha bas kaldiran Jön Türklerin sonuncularindan Namik Kemâl’le girdi.  O günden bu güne Anadolu vatanimiz oldu. Onun için Namik Kemâl VATAN SAIRI diye anilir.

Geçmişte yaşananlara,oluşmuş yanlışlara yapılacak bir şey yoktur.Mustafa Kemal,Cumhuriyetin kuruluş yıllarında,sıkıntılı ve üzüntülü aile hayatını yaşarken,çok sevdiği annesinin ölümü ve,hem aile yadigarı,hem de,gönül dostu Fikriye hanımın,Çankaya'ya alınmamasının yarattığı üzüntü ve buhranla Avusturya'dan Mustafa Kemal ağabesine hediye getirdiği silahala, intihar etmesini soran bir gazeteciye,yedi düveli yere getirmiş zafer üstüne zafer kazanmış,muzaffer kumandan Mustafa Kemal,sanki yıkılmış vaziyette,omuzlarını sarkıtarak,ellerini açarak,gayet üzüntülü bir şekilde,( Ölenle olana yapılacak birşey yok ki.) Demişti.Gerçekten de ölenle olana yapılacak birşey yoktur.Önemli olan yanlışlardan ders alıp doğruyu bulabilmektir.

Tarih ve geçmişin, katılaşmış,donmuş olmasına rağmen, gelecek VİSCOSE( viskoz ),yani akışkandır.İnsan tarihini değiştiremez ama,geleceğini değiştirebilir,düzenliyebilir.

Dünyanın tanınmış,büyük üniversitelerinde Sosyoloji anabilim dalına bağlı olarak (GELECEĞİN SOSYOLOJİSİ) derslerini okutan bölümler vardır.Bu bölümlerde,tarih ve geçmiş incelenir,bugünün sosyolojisi de iyice tetkik edilerek,gelişen bilim ve ilerleyen   teknolojinin ışığı altında geleceğin sosyolojisi çizilir ve yazılır.Bu bilim dalı ile uğraşan bilim insanlarına,(geleceğin sosyoloğları) denilir.Karl Marx'ta,155 yıl önce,Almanyadan İngiltereye gittiğinde,ayni metod ve tekniği kullanarak, tam 10 yıl boyunca,Londra kütüphanesine kapanmış,insanlık tarihini,İngiltere endüstrisini ve gelişen teknolojileri inceleyerek,bilimsel sosyalizmi ve diyalektik materyalizmi yazmıştı.

Amerika'nın ve dünyanın en tanınmış gelecek sosyoloğları Alvin Toffler ve Heidi Toffler kitaplarında ,Amerika'nın en önde giden üniversitelerinden Corneill Üniversitesinde yapılmış bir bilimsel semineri şöyle anlatıyorlar.Seminer,üst lisans yapmış, doktora sahibi bilim insanları ve Amerikan şirketlerinin üst düzey yöneticileri için düzenlenmişti.Seminere katılmak için,üniversiteye oldukça yüksek miktarda, bir ücret te ödemek gerekiyordu.Toplantıya katılanlara, birer boş kağıt uzatılır.Herkesten, neden seminere katıldığını yazması istenir.Bir köşede sessiz,sedasız oturan,kısa boylu,küçük ve zayıf George Stein yazdıkarını okuyunca,orada bulunan herkes,tir,tir titremeğe başlar.George Stein'n yazdıkları aynen şöyleydi.( 77 yaşıma kadar fabrikada iğne işçiliği yaptım.Hiç, öğrenim şansım  olmadı.Geleceğin sosyolojisini öğrenmek istiyorum.Öğrenimsiz ve bilgisiz ölmek istemiyorum.)

       Erdoğan Gökay kardeşim,geleceğin sosyolojisine dair,iki söz de ben söylemek isterim.2035 yılında veya daha sonra,barışı sağlama çabaları,MASSİMO’LAR ile İNSANLAR arasında olacaktır.Eğer sen,dişini sıkarsan barışı sağlayan kişi,sen olursun.Çünkü o zaman dünyanın en yaşlı insanı sen olacaksın.

Hep birlikte düşünelim ve umalım ki:Ülkemizin her yaştaki insanı,özellikle,genç kuşakları 77 yaşındaki,iğne işçisi George Stein ile bilim araştırmacılarını örnek alır,Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 te, binbir güçlükle kurduğu Cumhuriyetin,yeni milenyumda,yirmibirinci yüzyılda,yine Mustafa Kemal Atatürk'ün misyonu doğrultusunda sosyolojisini çizer ve yazar.

 

Dr.Hasan HORTO

 

 

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET