| |
CUMHURİYETİ KURARKEN
BİLE YALNIZ OLAN MUSTAFA KEMAL
Türkiye devletinin başkanı Mustafa Kemalin eşi olarak
Latife hanım Çankayaya taşındı. İleriki günler,
ileriki, haftalar, ileriki aylar yoğun çalışma
gerektiren yeni devletin yapılanması, Cumhuriyetin
kuruluş hazırlıklarının yapıldığı önemli ve kiritik
günlerdir. Dünyanın hemen her yerinde, tamamen kabul
gören, ve her yerde geçerli olan bir deyim , bir
gerçek vardır. Her başarılı erkeğin arkasında başarılı
bir kadın olur. Denilir. Bu deyimle, erkeğin başarılu
olabilmesi için bir kadın desteğine olan ihtiyacı
anlatılmak istenir. Baba sevgisinden, baba şefkatinden
mahrum bir çocukluk geçiren Mustafa Kemalin o günlere
kadar arkasındaki kadın desteği
Zübeyde anadır. Ama
artık Zubeyde ana hayatta yoktur. Onun yerini Latife
hanım ile kurduğu ailesinin doldurması gerekir. Acaba
Latife hanımefendi Zubeyde ananın bıraktığı bu boşluğu
doldurabildimi? Bu suale olumlu yanıt verebilmek, evet
diyebilmek ne yazık ki:Asla mümkün değildir. Mustafa
Kemalin Latife hanımla evliliği 2, 5 yıl sürdü. Büyük
bir talihsizlik olarak bu 2, 5 yıl, yeni devletin
yapılandığı, Cumhuriyetin kurulduğu en önemli en kritik
günler, haftalar, aylar ve yıllardır. Bu büyük işleri
yapacak, yaratacak her insanın en çok muhtaç olduğu şey,
mutlu, sakin, huzurlu düşünebileceği bir aile yuvası ve
kendisine yardım edip, yorgunluğunu dinlendirecek sevgi
dolu bir kadın desteğidir. Üzülerek söylemek zorundayız
ki:Uşakizade Muammer beyin kızı Latife hanım bunların
hiçbirini sağlayamamış, tam aksine ve tam tersine
Mustafa Kemalin hayatına ve Çankayaya üzüntü, sıkıntı,
gerginlik getirmiştir. Acıda olsa hatırlamakta yarar
var. Zubeyde ana , ve Mustafa Kemal ailesine yadigar,
ayni zamanda Mustafa Kemale sevgi ve gönül bağı ilede
bağlı olan fedakar Urumeli kızı Fikriye, ince hastalık
ve asrın vebası da denilen verem hastalığına yakalanmış
olup o sıralar Avusturyadaki bir sanatoriumda
tuberküloz tedavisi görmektedir. Sevgilisi ve ağabeğisi
Mustafa Kemalin evlilik haberlerini gazetelerde
okuyunca dayanamaz, izinsiz olarak kalkar, Ankaraya
gelir. Sevgilisi ve ağabeğisi Mustafa Kemale
Avusturyadan çok seveceği bir tabanca da hediye
getirmiştir. Bir gün, Mustafa Kemali ziyaret için
Çankayaya gittiğinde, daha evvel , Latife hanım köşk
nöbetçilerine tembih edip emir verdiğinden köşke
sokulmaz. Latife hanım köşkteki görevlileri de
azarlıyarak(Bu kadın bir daha buraya giremez). demiştir.
Onurlu ve sevdalı, Urumeli kızı Fikriye, Mustafa
Kemale hediye getirdiği tabancayı çeker, ve hemen
oracıkta, köşkün önünde intihar eder. Bu acı, bu üzücü,
bu çok trajik olayın Mustafa Kemal gibi, duygusal yanı
da çok kuvvetli olan hassas bir insanı yıkmaması,
harabedip, üzmemesi mümkün müdür? Nitekim bu meçum
olaydan birkaç gün sonra kendisine ( Fikriye hanımın
intiharı konusunda ne düşünüyorsunuz? ) diye soran
gazete muhabirlerine, Çanakkalede yedi düvelin en güçlü
ordularını dize getirip mağlup eden, Anadoluya sokmayan
;İzmirde düşman kuvvetlerini denize döken muzaffer
başkumandan Mustafa Kemal, boynunu büker, aciz ve
çaresizce ellerini açar; ( Ölenle olana birşey
yapılmazki ) der. Sanki: 4 horsemen of apocalypse= yani
mahşerin 4 kara atlısı üzerinden, omuzlarından geçmiş,
onu ezdikçe, ezmiştir. İşte devletin yapılanması,
Cumhuriyetin kuruluşu Mustafa Kemal ailesinin bu
buhranlı, bu kabuslu günlerine rastlar. Yeryüzünde her
canlının olduğu gibi, insan beynininin, bir dahi
beyninin dahi, vereceği ürün, içinde bulunulan ortamın
şartları ile orantılıdır. Optimum yani en uygun
şartlarda verilen ürün, en bol ve en kaliteli üründür.
Çölde bülbül de yetişmiyor, sümbül de.
Devlet yapılanır, Cumhuriyet kurulurken Çankayada Latife
hanımın yarattığı sıkıntılı, üzüntülü, buhranlı aile
ortamı yerine, sakin, huzurlu ve yardımcı bir aile
yuvası olsaydı, bugün devletin ve cumhuriyetin yapısı
daha başka, daha iyi mi olacaktı? İşte bu sual
zihinlerde devamlı olarak kalacaktır;eğer bana
sorarsanız:kalmalıdır da.
Clausewitz,(yığınakta yapılan hata harekat
boyunca devam eder.) der.Askeri eğitimler,manevralar ve
savaşlar için geçerli olan bu gerçek,ülkeler
kurulur,devletler yapılanırken, çok daha fazla ve çok
daha büyük önem kazanır.Yirminci yüzyılın ikinci
yarısında,bilim adamları ve diyalektik çevreler,dünyada
ve özellikle güney Amerikada kurulan
cumhuriyetlere,sömürüye açık ve emperyalizme bağımlı
olduklarını belirtmek üzere MUZ cumhuriyetleri
dediler.Böyle bilimsel ve diyalektik açıdan,yirminci
yüzyılın son yılları ile,yirmibirinci yüzyılın başında
ülkemizde ulaşabildiğimiz cumhuriyete baktığımızda ne
yazıkki:Gurur verici,gönül açıcı bir manzara
göremiyoruz.Üzülerek görüyoruz ki:2003 yılında bile
ülkemiz İMAM-HATİP-BAŞÖRTÜSÜ-TÜRBAN ve LAİKLİK itiş
kakışı içindedir.Mustafa Kemal Atatürk,(Türkiye
cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.
)diyerek Türkiye Cumhuriyetinin,Türk devletinin ve Türk
milletinin temelinde ırksal ve dinsel ögelerin asla
olmadığını söylemiş. Ve bu ülkede yaşayan insanları
birbirleri ile kaynaştırmak istemiştir.Ama ne yapalım
ki:Bu güzel arzu ve bu güzel sözler amacına
ulaşamamıştır.Yirminci yüzyılın sonlarında güney-doğu
Anadoluda 20 yıl süren ve daha nekadar süreceğini kesin
olarak kestiremediğimiz, 30.000 insanımızın hayatına
malolan PKK terörünün altında da TÜRK-KÜRT kimlik
ayırımının zalimce kullanılışı yatar.ALEVİ-SUNNİ
çatışmalarında,HİZBULLAH iç çatışma ve hesaplaşmalarında
ve nihayet SIVAS-MADIMAK ta yitirdiğimiz canlar da
hesaba katılırsa yirminci yüzyılın sonlarında ve
yirmibirinci yüzyılın başlarında bile, varmış olduğumuz
noktanın,özlediğimiz,arzuladığımız ve ulaşmak
istediğimiz,barış dolu,kardeşlik ortamının bir hayli
gerisinde olduğunu açıkça görürüz.
Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yıllarında henüz dünyada
başarılı demokratik cumhuriyet örnekleri yoktu. Bu
yüzden Fransız ihtilali ve Napolyon izlerini de taşıyan
Jacoben cumhuriyet örnek alındı. Jacoben cumhuriyette
yurtdaş devlet için vardır. Demokratik cumhuriyette ise
tam tersine devlet yurtdaş için vardır. Tercih ise
yurtdaşlarındır.
İzmirli Uşakizade Muammer beyin ukumiş( okumuş ) küçük
kızı, ne Anadoluyu, ne Ankarayı ve nede Mustafa
Kemali tam gerçeği ile anlıyamamış;devamlı huzursuzluk,
gerginlik ve üzüntü yaratmıştır. Nitekim Mustafa Kemal
buna 2, 5 yıl dayanabilmiş bu evliliği tek taraflı
olarak sona erdirmiştir.
Sanki
Urumeli anası Zubeyde ananın derin sezgisi ile Salih
Bozoka söylediği endişeler haklı çıkmıştır.
Bugünlerde Mustafa Kemal Atatürkün hayatını filme alma
çalışmalarının yapıldığı duyumunu almaktayız.
7-8
yıl evvel Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürkün
hayatının da anlatıldığı KURTULUŞ filmi çevrilmişti.O
günlerde yazılı ve görsel medyada filmin büyük
reklamları yapılıyordu.Kıymetli ve ünlü, ceza hukuku
profesörümüz Nurullah Kunterin kültürlü,bilgili ve
saygıdeğer eşi Rezzan hanım, ayni zamanda Atatürkün
,saklanmak üzere vasiyetini teslim ettiği Çankaya
noterinin kız kardeşidir.filmi, heyecan ve sabırızlıkla
bekledikten sonra, büyük beklentiler ve umutlar içinde
izlemeye gitmişti.Filmi nasıl bulduğu sorulunca büyük
bir düş kırıklığı içinde ( İlk okul müsameresi gibi
birşey yapmışlar ) dedi.Ayni filmi bende izledim.Bende
ayni düş kırıklığına uğradım. Mustafa Kemal Atatürkü
yeniden yazacak olanlar, onu oynayacak aktörler,
yönetmenler. senaristler, Çankayanın yeterince ele
alınmayan bu üzüntülü,olumsuz günlerini iyice inceleyip
araştırsınlar.Ne olur tekrar, düş kırıklığı
yaşamayalım. Mustafa Kemalin endişe, sıkıntı ve
üzüntülerini eserlerine güzelce yansıtıp,
yerleştirsinler;İşte o zaman Mustafa Kemal, bu büyük
insan, bu yüce insan, daha da büyüyecek,daha da
yücelecek;yaptıkları ve yapacakları daha da
büyüyecektir. Bu konuda düşünüp, fikir yürütecek
olanlar ( Mustafa Kemal Atatürk öldü. Ölen insanın nasıl
yapacakları olur? ) diye sakın şaşırmasınlar. Mustafa
Kemal Atatürk ölümünden sonrada yapacakları için taze
güçler, taze kuvvetler bıraktı!! GENÇ KUŞAKLAR, GELECEK
KUŞAKLAR!!! Umarım ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal
Atatürkün yüceliği,Atatürkçülerimizin cüceliği ) yazım
ile, ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürke dair )
üç bölümlük yazı dizim,yeni çevrilmekte olan Atatürk
filmi ile,Atatürk kültür çalışmalarına,rahmetli annemin
sık kullandığı ( sıçanın sidiği denize katık ) misali
ufacık ta olsa bir katkı sağlıyacaktır.
Dr.
Hasan HORTO
4.Ekim, 2003, ARTUR, Burhaniye
|
|