AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

CUMHURİYETİ KURARKEN BİLE YALNIZ OLAN MUSTAFA KEMAL

 Türkiye devletinin başkanı Mustafa Kemal’in eşi olarak Latife hanım Çankaya’ya taşındı. İleriki günler, ileriki,  haftalar, ileriki aylar yoğun çalışma gerektiren yeni devletin yapılanması, Cumhuriyetin kuruluş hazırlıklarının yapıldığı önemli ve kiritik günlerdir. Dünyanın hemen her yerinde, tamamen kabul gören,  ve her yerde geçerli olan bir deyim ,  bir gerçek vardır. Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın olur.  Denilir. Bu deyimle,  erkeğin başarılu olabilmesi için bir kadın desteğine olan ihtiyacı anlatılmak istenir. Baba sevgisinden, baba şefkatinden mahrum bir çocukluk geçiren Mustafa Kemal’in o günlere kadar arkasındaki kadın desteği Zübeyde anadır. Ama artık Zubeyde ana hayatta yoktur. Onun yerini Latife hanım ile kurduğu ailesinin doldurması gerekir. Acaba Latife hanımefendi Zubeyde ananın bıraktığı bu boşluğu doldurabildimi? Bu suale  olumlu yanıt verebilmek, evet diyebilmek ne yazık ki:Asla mümkün değildir. Mustafa Kemal’in Latife hanımla evliliği 2, 5 yıl sürdü. Büyük bir talihsizlik olarak bu 2, 5 yıl, yeni devletin yapılandığı, Cumhuriyetin kurulduğu en önemli en kritik günler, haftalar, aylar ve yıllardır. Bu büyük işleri yapacak, yaratacak her insanın en çok muhtaç olduğu şey, mutlu, sakin, huzurlu düşünebileceği bir aile yuvası ve kendisine yardım edip, yorgunluğunu dinlendirecek sevgi dolu bir kadın desteğidir. Üzülerek söylemek zorundayız ki:Uşakizade Muammer beyin kızı Latife hanım bunların hiçbirini sağlayamamış, tam aksine ve tam tersine Mustafa Kemal’in hayatına ve Çankaya’ya üzüntü, sıkıntı, gerginlik getirmiştir. Acıda olsa hatırlamakta yarar var. Zubeyde ana , ve Mustafa Kemal ailesine yadigar, ayni zamanda Mustafa Kemal’e sevgi ve gönül bağı ilede bağlı olan fedakar Urumeli kızı Fikriye,  ince hastalık ve asrın vebası da denilen verem hastalığına yakalanmış olup o sıralar Avusturya’daki bir sanatoriumda tuberküloz tedavisi görmektedir. Sevgilisi ve ağabeğisi Mustafa Kemal’in evlilik haberlerini gazetelerde okuyunca dayanamaz, izinsiz olarak kalkar,  Ankara’ya gelir. Sevgilisi ve ağabeğisi Mustafa Kemal’e Avusturyadan çok seveceği bir tabanca da hediye getirmiştir. Bir gün, Mustafa Kemal’i ziyaret için Çankaya’ya gittiğinde, daha evvel , Latife hanım köşk nöbetçilerine tembih edip emir verdiğinden köşke sokulmaz. Latife hanım köşkteki görevlileri de azarlıyarak(Bu kadın bir daha buraya giremez). demiştir. Onurlu ve sevdalı,  Urumeli kızı Fikriye,  Mustafa Kemal’e hediye getirdiği tabancayı çeker,  ve hemen oracıkta, köşkün önünde intihar eder. Bu acı, bu üzücü, bu çok trajik olayın Mustafa Kemal gibi,  duygusal yanı da çok kuvvetli olan hassas bir insanı yıkmaması, harabedip, üzmemesi mümkün müdür? Nitekim bu meç’um olaydan birkaç gün sonra kendisine ( Fikriye hanımın intiharı konusunda ne düşünüyorsunuz? ) diye soran gazete muhabirlerine,  Çanakkalede yedi düvelin en güçlü ordularını dize getirip mağlup eden, Anadolu’ya sokmayan ;İzmirde düşman kuvvetlerini denize döken muzaffer başkumandan Mustafa Kemal, boynunu büker, aciz ve çaresizce ellerini açar; ( Ölenle olana birşey yapılmazki ) der. Sanki: 4 horsemen of apocalypse= yani mahşerin 4 kara atlısı üzerinden, omuzlarından geçmiş, onu ezdikçe, ezmiştir. İşte devletin yapılanması, Cumhuriyetin kuruluşu Mustafa Kemal ailesinin bu buhranlı, bu kabuslu günlerine rastlar. Yeryüzünde her canlının olduğu gibi, insan beynininin, bir dahi beyninin dahi,  vereceği ürün,  içinde bulunulan ortamın şartları ile orantılıdır. Optimum yani en uygun şartlarda verilen ürün, en bol ve en kaliteli üründür. Çölde bülbül de yetişmiyor,  sümbül de.

     Devlet yapılanır, Cumhuriyet kurulurken Çankayada Latife hanımın yarattığı sıkıntılı, üzüntülü, buhranlı aile ortamı yerine, sakin, huzurlu ve yardımcı bir aile yuvası olsaydı, bugün devletin ve cumhuriyetin yapısı daha başka, daha iyi mi olacaktı? İşte bu sual zihinlerde devamlı olarak kalacaktır;eğer bana sorarsanız:kalmalıdır da.

       Clausewitz,(yığınakta yapılan hata harekat boyunca devam eder.) der.Askeri eğitimler,manevralar ve savaşlar için geçerli olan bu gerçek,ülkeler kurulur,devletler yapılanırken, çok daha fazla ve çok daha büyük önem kazanır.Yirminci yüzyılın ikinci yarısında,bilim adamları ve diyalektik çevreler,dünyada ve özellikle güney Amerikada kurulan cumhuriyetlere,sömürüye açık ve emperyalizme bağımlı olduklarını belirtmek üzere MUZ cumhuriyetleri dediler.Böyle bilimsel ve diyalektik açıdan,yirminci yüzyılın son yılları ile,yirmibirinci yüzyılın başında ülkemizde ulaşabildiğimiz cumhuriyete baktığımızda ne yazıkki:Gurur verici,gönül açıcı bir manzara göremiyoruz.Üzülerek görüyoruz ki:2003 yılında bile ülkemiz İMAM-HATİP-BAŞÖRTÜSÜ-TÜRBAN ve LAİKLİK itiş kakışı içindedir.Mustafa Kemal Atatürk,(Türkiye cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. )diyerek Türkiye Cumhuriyetinin,Türk devletinin ve Türk milletinin temelinde ırksal ve dinsel ögelerin asla olmadığını söylemiş. Ve bu ülkede yaşayan insanları birbirleri ile kaynaştırmak istemiştir.Ama ne yapalım ki:Bu güzel arzu ve bu güzel sözler amacına ulaşamamıştır.Yirminci yüzyılın sonlarında güney-doğu Anadoluda 20 yıl süren ve daha nekadar süreceğini kesin olarak  kestiremediğimiz,  30.000 insanımızın hayatına malolan PKK terörünün altında da TÜRK-KÜRT kimlik ayırımının zalimce kullanılışı yatar.ALEVİ-SUNNİ çatışmalarında,HİZBULLAH iç çatışma ve hesaplaşmalarında ve nihayet SIVAS-MADIMAK ta yitirdiğimiz canlar da hesaba katılırsa yirminci yüzyılın sonlarında ve yirmibirinci yüzyılın başlarında bile, varmış olduğumuz noktanın,özlediğimiz,arzuladığımız ve ulaşmak istediğimiz,barış dolu,kardeşlik ortamının bir hayli gerisinde olduğunu açıkça görürüz.

      Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yıllarında henüz dünyada başarılı demokratik cumhuriyet örnekleri yoktu. Bu yüzden Fransız ihtilali ve Napolyon izlerini de taşıyan Jacoben cumhuriyet örnek alındı. Jacoben cumhuriyette yurtdaş devlet için vardır. Demokratik cumhuriyette ise tam tersine devlet yurtdaş için vardır. Tercih ise yurtdaşlarındır.

      İzmirli Uşakizade Muammer beyin ukumiş( okumuş ) küçük  kızı,  ne Anadolu’yu, ne Ankara’yı ve nede Mustafa Kemal’i tam gerçeği ile anlıyamamış;devamlı huzursuzluk, gerginlik ve üzüntü yaratmıştır. Nitekim Mustafa Kemal buna 2, 5 yıl dayanabilmiş bu evliliği tek taraflı olarak sona erdirmiştir.

Sanki Urumeli anası Zubeyde ananın derin sezgisi ile Salih Bozok’a söylediği endişeler haklı çıkmıştır.

Bugünlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını filme alma çalışmalarının yapıldığı duyumunu almaktayız.

 7-8 yıl evvel Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürk’ün  hayatının da anlatıldığı KURTULUŞ filmi çevrilmişti.O günlerde yazılı ve görsel medyada filmin büyük reklamları yapılıyordu.Kıymetli ve ünlü, ceza hukuku profesörümüz Nurullah Kunter’in kültürlü,bilgili ve saygıdeğer eşi Rezzan hanım, ayni zamanda Atatürk’ün ,saklanmak üzere vasiyetini teslim ettiği Çankaya noterinin kız kardeşidir.filmi, heyecan ve sabırızlıkla bekledikten sonra, büyük beklentiler ve umutlar içinde  izlemeye gitmişti.Filmi nasıl bulduğu sorulunca büyük bir düş kırıklığı içinde ( İlk okul müsameresi gibi birşey yapmışlar ) dedi.Ayni filmi bende izledim.Bende ayni düş kırıklığına uğradım. Mustafa Kemal Atatürk’ü yeniden yazacak olanlar, onu oynayacak aktörler, yönetmenler. senaristler, Çankaya’nın yeterince ele alınmayan bu üzüntülü,olumsuz günlerini iyice inceleyip araştırsınlar.Ne olur tekrar, düş kırıklığı yaşamayalım.  Mustafa Kemal’in endişe, sıkıntı ve üzüntülerini eserlerine güzelce yansıtıp, yerleştirsinler;İşte o zaman Mustafa Kemal, bu büyük insan, bu yüce insan, daha da büyüyecek,daha da yücelecek;yaptıkları ve yapacakları daha da büyüyecektir. Bu konuda düşünüp,  fikir yürütecek olanlar ( Mustafa Kemal Atatürk öldü. Ölen insanın nasıl yapacakları olur? ) diye sakın şaşırmasınlar. Mustafa Kemal Atatürk ölümünden sonrada yapacakları için taze güçler, taze kuvvetler bıraktı!! GENÇ KUŞAKLAR, GELECEK KUŞAKLAR!!! Umarım ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yüceliği,Atatürkçülerimizin cüceliği ) yazım ile, ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürk’e dair ) üç bölümlük yazı dizim,yeni çevrilmekte olan Atatürk filmi ile,Atatürk kültür çalışmalarına,rahmetli annemin sık kullandığı ( sıçanın sidiği denize katık ) misali ufacık ta olsa bir katkı sağlıyacaktır.       

Dr. Hasan HORTO

4.Ekim, 2003, ARTUR, Burhaniye

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET