| |
ANKARA-MOSKOVA ANDLAŞMASININ BOZULUP ÜLKEMİZİN SOĞUK
SAVAŞA İTİLİŞİ
Bu konu hiç yazılmadı. Ben aradım kaynak bulamadım.
Bunun nedenleri şöyle olsa gerekir.Sıcak savaşın
bitiminde başlayan soğuk savaş kendisi ile beraber
tabuları'da getirdi. İşte bu tabular nedeni ile yazmak
is-teyenler olduysa bile korktular yazamadılar. Bu
dönemde bazı konulara değinip, dokunmak imkasız hale
geldi. Dokunmak cesaretini gösteren yürekli insanlar'da
Vatan ihaneti suçlaması ile karşı karşıya kaldılar.
Tabuların en şiddetli estiği, derin korkular yarattığı
yer de ülkemiz oldu. Bunların sonucu çok Türk aydını
hapislerde çürüdü, hayatını kaybetti. Belki bunun acı
bir örneği en faydalı eserlerini vereceği genç yaşında
alçakça bir cinayette katledilen Sabahattin Ali'dir.
Orhan Veli'nin şu dizeleri,o dönem yaşananları,ne güzel
de dile getiriyor:
Benim adım Orhan Veli Kanık
Ülkesinin insanını sevmekten
sanık
Sabahattin Ali, soğuk savaşın en şiddetli estiği
yerlerin başında gelen ülkemizde,soğuk savaşın ilk
kurbanı olurken,yine soğuk savaşın şiddetle estiği
ülkelerden biri olan Amerika Birleşik
Devletlerinde,yanlış ve haksız bir mahkeme kararı ile
ölüme mahkûm edilerek, 19 Haziran,1953 günü elektirik
sandalyesinde can veren,fizik ve atom bilginleri
profesör.Ethel Rosenberg ile,kocası profesör Julius
Rosenberg,çifti de, Amerika Birleşik Devletlerinde,soğuk
savaşın ilk kurbanları oldular.Rosenberglerin,mahkeme
ve infazına karşı,uygar dünyada büyük yankılar
varken,Sabahattin Ali için değil bir mahkeme kararı,bir
tutuklama emri bile yoktu.Sabahattin Ali,hem soğuk
savaşın,hemde yargısız infazın hazin bir kurbanı oldu.
Dünya kamu oyunu yatıştırmak
için,Rosenberglere,casusluk yaptıklarını kabul
ettikleri takdirde,affedilecekleri ve evlâtları 6
yaşındaki Robert ile 10 yaşındaki Michele tekrar
kavuşacakları söylendi.Ethel Rosenbergin bu alçak
teklife verdiği cevap çok ilginçtir. ( Sizin lânetlenmiş
lutfunuzla başımız eğik yaşamaktansa,kocamla birlikte
ölmeyi yeğleriz.).Eşi ile birlikte ölüme yürüyen,mağrur
bir anne olarak,çocuklarına ve dünyaya şu dizeleri
yadigâr bırakarak elektirik sandalyesine oturdular.
Haksız yere Elektirik
sandalyesinde öldürülen Dr.Julius Rosenberg ve George
Rosenberglerin kendi yavrularına ve tüm dünya
çocuklarına yazdıkları tarihsel mektup.
|
Bir gün öğreneceksiniz çocuklarım,öğreneceksiniz / Neden
kestik şarkımızı yarıda / Neden kitabımızı açık bıraktık
tamamlamadan / Neden gittik toprak altına uyumaya /
Ağlamayın artık evlâtlarım,ağlamayın / Yalanlar ve
pislikler neden sarmış dört bir yanı / Neden bu
gözyaşları?,bu zulüm neden? / Öğrenecek bir gün bunu
bütün dünya / Yeryüzü gülümseyecek
evlâtlarım,gülümseyecek / Ve sevinçler yeşerecek
mezarımızın üstünde / Savaşlar sona erecek,dünya mutlu
olacak / Kardeşliğin ve barışın koynunda / Çalışın
evlâtlarım,çalışın ve bir anıt dikin / Sevgiye ve
sevince bir anıt / İnsanlık onuruna ve insanca / Sizin
adınıza koruduğumuz ve çocuklarımız adına / .
|
İnsanlık,bunları,Rosenberglerin ölümlerinden 48 yıl
sonra David Grenglassın,dünya televizyonlarının
karşısına geçmesi ile öğrenecekti.
İnsanlık ve uygarlık,dürüst ve yürekli insanların
ellerinde yükselir.
Profesör Ethel Rosenberg ve Eşi Profesör Julius
Rosenberg in nasıl bir iftiraya ve adli hataya kurban
gittikleri sitemizin, AKSAK ADALET ana bölümünde
Kökten dinciliğin zehirli çiçekleri
yazımızda, acıklı bir şekilde ve açıkça
belirtilmiştir. Lütfen tıklayınız
Doğrusuyla,
yanlışıyla, sevabıyla, günahıyla 45 yıl süren soğuk
savaş bütün dünya uluslarına ve ülkemize büyük zararlar
getirmiştir. Dünya üzerinde en büyük en tehlikeli
silahlanma soğuk savaş döneminde olmuştur. Nükleer
Silahların (proliferasyonu yani öz Türkçe) gelişip,
yaygınlaşması daha da doğru bir deyimle müptezelleşmesi
ve bunların üçüncü dünya ülkesi denilen fakir
devletlerin eline geçmesi soğuk savaş dönemine rastlar.
Bunun bir sonucu olarak yeryüzünün bütün ulusları ve
yeryüzünde yaşayan bütün insanlar yatıp kalktıkça
insanlığı top yekun yok edebilecek bu silahların
teröristlerin, mafyanın, çetelerin ve köktendincilerin
eline geçme korkusunu, kabusunu yaşıyor adeta tir tir
titriyor. Soğuk savaşın derinlerine dalıp konumuzu
unuttum san-mayın. Konumuz
Ankara Anlaşması'nın tek
taraflı bozulma nedenini araştırmaktı. İtiraf etmeliyim
ki Ankara Anlaşması'nın yapılışı, ne de feshedilişi
konusunda yazılı kaynak bulamadım. Onun için
yazdıklarımı; Zamanı ve olayları yaşayanların veya
bunlara tanık olanların anlattıklarına, hatıralarına
dayandırmak zorunda kaldım. Hoş karşılanıp, Affola!!!
Stalin'in Ankara Anlaşması'nı tek taraflı bozması
konusun-da o zaman ve hatta şimdi ortalıkta bir takım
söylenceler dolaşıyor. Bu söylenceler doğrumudur? Yanlış
mıdır? Bilgilenmek ve aydınlanmak için komşuluk
ilişkilerimiz de olan sayın Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan'ı
aradım. Oğuz Bey bu gün 81 yaşında tam anlamıyla bir
Türk delikanlısı. Kendi seçtiği deyimle Amerika'da 25
yıl gurbet çektikten sonra yurda döndü; Çalışkan eşiyle
beraber Kadıköy, Göztepe'de TÜRK-2000 VAKFI'nı kurdu ve
Göztepe'ye yerleşti. Ankara Anlaşması'nın fesih tarihi
konusunda ikimiz arasında da tereddüt hasıl olunca "Hemen
ben bulurum" dedi. Kütüphanesinden T.C. Milli Eğitim
Bakanlığı'nın 1971 yılında çıkardığı TÜRK
ANSİKLOPEDİSİ'ni buldu. Başladı ka-rıştırmaya; Aradı
taradı Heyhaat Ansiklopedi de Ankara Anlaş-ması'nın
yalnız feshi değil 1921 yılında kuruluşuna dair de tek
satır, tek eser yoktu. "Allah, Allah bu benim de kafamı
karıştırdı" dedi. Soğuk savaşın getirdiği tabular
konusunda koyduğum teşhis ne kadar da doğruymuş. Reha
Oğuz Türkkan o yılları, olayları, gençlik nümayişlerini
bizzat yaşayarak bilen bir insan; Yazımın bundan sonraki
bölümünü onun engin bilgi ve tecrübesinin süzgecinden
geçirerek yazıyorum.Birinci Dünya Savaşı mağlubu
Almanya'da yenilmişliğe, ezilmişliğe tepki olarak Nazi
Partisi doğar; Kısa sürede 1932 de Hitler'le beraber
Nazi'ler iktidara gelir. Zaten sanayi alt yapısı mevcut
olduğundan sanayilerini silahlanmaya çevirir ve dünya-ya
meydan okur; O zamana kadar yıkılmaz sanılan MAJİNO
HATTI kuvvetli Nazi orduları karşısında 24 saat bile
dayanamaz. Çekoslovakya, Polonya'yı ilhak ettikten sonra
bir de bakıyorsunuz ki Nazi Orduları Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği topraklarına saldırır. Hızla
ilerleyen Naziler Sovyetler Birliği topraklarında da
zafer üstüne zaferler kazandı. Irk üstünlüğü üstüne
kurulan Nazi Almanya'sının bu parlak ama geçici
zaferlerinin dünya gençleri arasında özellikle eski
silah arkadaşı Türkiye'de taraftar kazanıp hayranlık
yaratmaması mümkün değildir. Ankara ve İstanbul'da ki
ırkçılık, Türkçülük, Turancılık diye adlandırılan
olaylar ve nümayişler bu döneme rastlar. Ergenekon,
Bozkurt, Büyük Doğu, Nihat Atsız'ın sahibi olduğu Orhun
gibi Türkçü dergiler bu sıralar çıkmaktadır. Alman
hayranlığı bu dönemde almış yürümüş.
|
Cumhuriyet Gazetesi baş yazarı
ve sahibi Yunus Nadi, Emekli
Tümgeneral Hüseyin Hüsnü Emir
Erkilet, Nihal Atsız'ın kardeşi
Necdet Sancar ve o sıralar yeni
yeni palazlanan Nadir Nadi
Nazileri öven askeri ve siyasi
yazılar yazmaktadır. Bunlara
başkaları da katıldığı gibi
Alman hayranlığı ve taraftarlığı
o dönemin hükümet üyeleri
arasında da yayılmaktadır. Alman
ve Nazi taraftarı olup
Türkiye'yi de bu yörüngeye
sokmak isteyen zevat ki; Kim
olduklarını isim isim bilecek
durumda değilim: Nazi
Almanya'sının Ankara Büyük
Elçisi VON PAPPEN'i ziyaret edip
Almanya'nın Sovyetlerde
ilerlediği dönemlerde Türklerin
yaşadığı bölgelere Türk askeri
ve sivil personelinden bir
grubun oraya gönderilip bir Türk
Kumandanının başkanlığında
oralarda idareyi ele geçirmek
teklifini getirirler. VON PAPPEN
bu teklifi Berlin'e iletir;
Berlin idare Türk'lerin eline
geçecek diye teklife sıcak
bakmaz. Aradan zaman geçer VON
PAPPEN ile malum zevat arasında
temaslar sürer. Bu zevatın
arasında hükümette etkili
kimselerin de olduğu söylenirse
de bunları doğrulayacak veya
reddedecek durumda değiliz. VON
PAPPEN Berlin'e ikinci bir
teklif gönderir. Teklifte "Her
ne kadar bu iş Türk girişimi ile
başlayacaksa da orada bir Alman
Generali veya Alman Albayı
komutasında bulunduracağımız bir
Alman Birliği ön ayak olan
Türk'leri bertaraf eder ve orası
da Alman toprakları arasına
katılır" önerisi yapar. Bu öneri
de diğerleri gibi Berlin'e gider
ve Alman arşivlerine girer. Gene
bu arada Enver Paşanın ağabeysi
Nuri KİLLİGİL Paşa Berlin'de
Almanya Dışişleri Bakanı VON
RİDDENTROP'la görüşür. Konu gene
Sovyet Türk'lerini
ayaklandırmaktır. Tabii bunların
hepsi Alman arşivlerinde
gizlenir. Ne de hayali geniş bir
sülaleymiş bu Enver Paşa ailesi.
Bir taraftan kendisi Kurtuluş
Savaşımızda bize çok yardım eden
Lenin'e karşı Türk'leri
ayaklandırıp Büyük Türkistan
İmparatorluğunu kurmak sevdasına
kapılır; Diğer yandan ağabeysi
25 yıl geçtikten sonra küçücük
aklıyla Alman'larla anlaşıp Von
Ribbentrop'u, Nazi'leri ve
Hitler'i kandırarak Sovyet
Türkleri arasında kendisine
saltanat kurmaya çalışır. Alman
ve Nazi hayranlığı Stalingirat
Direnişi'ne kadar sürer.
Stalingirat Direnişi ile savaşın
seyri değişip Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği Orduları
Nazileri ülkelerinden kovup
Balkanlara doğru ilerlemeye
başlayınca Türkiye'deki
hayranlarının yönü'de değişmeye
başlar. O günleri yaşayanlar
Cumhuriyet gazetesinin bundan
sonra sola kaymaya başladığını
söylerler. Savaş bitip Kızılordu
Berlin'e girince Alman arşivleri
de Kızıl ordunun eline geçer,
bunlar Moskova'ya gönderilir ve
incelenir. Gizli belgeleri ve
Alman arşivlerini inceleyip inceleten
Stalin'de ahde vefa
edilmedi diye Ankara
Anlaşması'nı tek taraflı bozar
ve Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı
talep eder; Kim haklıdır, kim
haksızdır, okuyanlar, bilenler,
karar versin. Liderlerin vizyon
boyutları her zaman aynı
değildir. Bazen çok dar, bazen
çok geniştir. Örneğin; Lenin ile
Stalin arasındaki vizyon uçurumu
Ankara Anlaşması'nda açıkça
belirginleşiyor. Sosyalizmin hem
teorisyeni hem de eylemcisi olan
Lenin'in "BİR ADIM İLERİ, İKİ
ADIM GERİ" kitabını eğer Stalin
iyi hatmedip, hazmetseydi, belki
Ankara Anlaşma'sını ahde vefa
kusuru ile tek taraflı
feshedilebilirdi; amma
Türkiye'den Kars, Ardahan gibi
toprakları isteme gafletinde
bulunmazdı. En azından bu
talebin uzun ve zorlu sınırlarla
komşu olduğu Türkiye'yi
Sosyalizme, Sovyetlere karşı
oluşup gelişen soğuk savaşın
kucağına ve kapitalizme
iteceğini öğrenmiş olurdu.
Sonuçta da öyle olmadı mı?
Politika ve savaşlarda ilk şart
düşmanlarına düşman katmamaktır.
Çünkü düşmanını büyütüp
güçlendirir, başarı şansını
azaltır ve bazen de tümüyle
ortadan kaldırır. Stalin ne
yazık ki: Sosyalizm açısından
çok önemli zararlar doğuracak bu
büyük hatayı yaptı ve Sosyalizm
de bunun bedelini çok ağır ödedi.
Tarih kendisinden ders alınsın
diye vardır. Eğer ders alınmaz
ise tarih yanlışları ile
tekerrür eder de durur. Evvelki
yazımda belirttiğim gibi ben
tarih, sosyoloji veya politika
eğitimi görmedim. İnsan sağlığı
ile uğraşan Tıp Eğitimi gördüm,
amma kimse yazmadığı için
bunları yazmak zorunda kaldım.
İşte Beyler; Bu konuda eğitimi,
bilgisi becerisi olanlar geliniz
noksanlarımı, doldurunuz;
yanlışlarımı düzeltiniz gerçek
bil-diklerinizi yazınızda genç
kuşaklar tarihten ve tarihin
yanlışlarından ibret alırken
kaynak bulabilsinler.
|
|
|
Dr.Hasan HORTO
|
|