AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

NEDEN DEMOKRASİDE DEVRİM *

Demokraside devrimin,neden gerekli olduğunu,bilgilerimizin elverdiği ölçüde ve tarihsel gelişim içinde irdeleyerek cevaplamağa çalışalım.

Demokrasinin kökeni ve erdemi kitabından esinlenerek bende demokraside devrim konusunu ele aldım.Bu kitabın yazarı sayın Sami selçuk 1999 yılının mayıs ayında Yargıtay başkanlığına seçildi.Sayın Sami Selçuk ile yakın akrabalık ilişkilerimiz vardır.Yargıtay başkanlığına seçilir seçilmez, ben kendisine Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olabilme şansının da doğduğunu açıkça gördüm.Ve gene gördümki:2000 yılı Cumhurbaşkanlığı seçiminde en kuvvetli aday kendisi olacaktır.Bu önsezimle hareket ederek yargı yılını ilk açış konuşmasında laiklik konusunda yapacağını öğrendiğim sert açıklamaları önlemek,en azından yumuşatmak için çok uğraştım.Ben inanıyordumki:Bu sert açıklamalar hukuk açısından ve bilimsel açıdan nekadar doğru olsada,politika açısından ve zamanlama açısından uygun değildir..Zaman ve zemini de kollamak,düşünmek gerekir.Bu konuda adeta kendisine yalvardım.Kendisi ile yaptığım tartışma ve sert eleştirilerimi kitabın ilerleyen sayfalarında ANAMIZI AĞLATAN ADALETİMİZ ve KENDİ İÇİNDEN CUMHURBAŞKANI ÇIKARAMAYAN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ bölümlernde bulacaksınız. Bu tartışma ve münakaşamızın ivmesi ile bende adalet ve laiklik konularına girdim.Kendisinin söylediklerini ve yaptıklarını fırsat bilerek bende kendi görüş ve fikirlerimi söylüyorum.Söylediklerimiz çoğu zaman birbiri ile örtüşse de zaman zaman birbiri ile çatışıyor ve eleştiri halini alıyor.Amma eleştiriler asla sert ve kırıcı olmuyor,saygı ve nezaket kuralları içinde kalıyor.Özellike eleştirim politika ve politikanın bir bilim olup olmadığı noktasında toplanıyor.Ben politikanın da hukuk,felsefe ve sosyoloji gibi önemli bir bilim dalı olduğunu savunuyorum.Kitabımda özellikle aksayan Türk adaletini hedef aldığımdan adalet sistemimizin zirvesindeki Yargıtay başkanının yazdıkları ve söylediklerini fırsat bilip tekrar tekrar, adalet konusuna giriyorum.sıksık kendisinden bahsettiğimden bu kitap bir akraba serüveni gibi görülüp algılanmasın.Sıkça görülen tekrarlamalar hoş görülüp,affolsun lütfen..Bu kitaptaki amacım Adalet,tababet ,siyasetteki rezaletleri doğru sergileyip herkesin bu konulardaki fikirlerini almak,katılımlarını sağlamak.Umarım bu gayretim başarı sağlar. Kitabımızın önsözünde kısaca değindiğimiz gibi Aristo ve Eflâtun dan kaynaklanan klasik demokraside insan haklarından hiç bahsedilmez.Demokrasinin doğuşundan 3000 yıl sonra İNSAN HAKLARI yeryüzünde ilk defa 1776 yılında Amerika bağımsızlığını kazanırken yayınlanan VİRGİNİA HALKLAR BİLDİRİSİ VE YURTDAŞLIK SÖZLEŞMESİNDE yer aldı.Bundan 13 yıl sonrada 1789 da Fransız insan ve yurdaşlık bildirgesine girdi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

     Bugün 5 Şubat,2008. Amerika da  ve bütün dünyada SÜPER SALI olarak anılıyor. Şundan dolayı ki: Amerika’nın 22 eyaletinde birden bugün, Amerikan Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenmesi için Amerika’nın en büyük iki partisi Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi partide önseçimler yapılacak. Bu seçimde en fazla delege oyunu alan aday Demokrat Partinin ve Cumhuriyetçi partinin  Cumhurbaşkanı adayı olacak.

      Öyle görülüyor ki:Aristo ve Eflâtun dan kaynaklanan Demokrasinin yeryüzüne gelişinden 3000 yıl sonra,1776 da,ilk defa İNSAN HAKLARINI  Virginia Halklar Bildirisine ve demokrasiye sokan Amerikan Halkı,Bugünkü SÜPER SALI  günü de İNSAN HAKLARINDA ve insan hakları içinde yarı yarıya yer tutması gereken KADIN HAKLARINDA Bir merhale=Bir etap=Bir leap gerçekleştirecek.

      Ve bizim sitemize verdiğimiz adı DEMOKRASİDE DEVRİMİ kanıtlayacak.

      Amerikan Demokrat partisinde iki çok kuvvetli aday var. Birisi siyah renkli bir erkek, biri de beyaz renkli sarışın bir kadın.

       Seçimde hangisi galip gelirse gelsin. Hiç fark etmeyecek. İkisi anlaştılar. Birisi Cumhurbaşkanı adayı olursa, diğeri onun başkan yardımcısı olacak.

        Kasım da yapılacak Cumhurbaşkanı seçiminde ise, bugünkü görünümde Cumhuriyetçi Partinin adayı kim olursa olsun,Sonucu değiştiremeyecek.Savaş dolayısı ile çok oy kaybına uğrayan Cumhuriyetçi partinin Kasım,2008 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise hemen hiç şansı yok gibi görünüyor .

İlave: 05.Şubat.2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Aradan geçen 226 yılda acaba insan hakları nasıl bir evrime,nasıl bir devrime uğradı? Tarihi biraz kurcalayalım.Amerika'nın bulunması ile beraber kuzey Amerika, kuzey Avrupalıların, özellikle Anglo-Saksonlar'ın ; Güney Amerika ise güney Avrupalılar'ın yani İspanyol ve portekizliler'in istilasına uğradı.Kuzey Amerika'daki çok geniş ve çok verimli vasi topraklar pamuk üretimine çok elverişli idi.Pamuk ise İngiltere'de o dönem kurulan dokuma tezgahlarının,dokuma fabrikalarının kısacası, textil endüstrisinin en önemli ham maddesi idi.İngiltere ekonomisi, textil endüstrisi malları üretimine ve bu malların dünya pazarlarına ihracatına dayandırılmış idi.Amma gelin görün ki koskoca amerika kıtasında özellikle pamuk üretimine çok elverişli, verimli ve geniş toprakların bulunduğu Amerika'nın güney eyaletleride bu toprakları işleyecek insan gücü hiç denecek kadar çok azdı.Amerika'nın yerli halkı American İndian's denilen KIZIL DERİLİLER göçebe hayatı yaşadıklarından ölüyorlardı da, köle olup tarımda çalışmağa asla razı olmuyorlardı; bundan dolayı da ,yay ve ok denilen ilkel silahları ile yeni gelenlerle kıyasıya savaşıyorlardı.O dönem toprak üretim araçları,makinalar,traktörler henüz icad edilmemiş olduğundan tarımsal üretim insan ve hayvan gücüne dayanıyordu.Toprağı sürüp ekmek için gerekli hayvan gücü Amerika'da mevcut beygir ve atlarda vardı.Çok geçmeden Anglo-Saksonlar insan gücünün kaynağını da bulmakta gecikmediler.Kara Afrikasında yüzmilyonlarca siyah derili insan yaşıyordu.Bu insanlara küçük düşürücü,aşağılayıcı bir ifadayle NİGRO yani zenci deniliyordu.İşte kuzey avrupalılar,Ango-Saksonlar büyük gemiler ile,o zaman için gelişmiş sayılan, barut un kullanıldığı ateşli silahları ile kara Afrikasına geldiler. Kara insanlar kara Afrikasında tamamen silahsız,ilkel kabile hayatı yaşıyorlardı.Üstelik Afrika'nın kara insanı Amerikan İndianları denilen Kızıl Derililerden geri idi, ok ile yayı da yoktu.Bu yüzden savaş olanağından da yoksundular.Sadece uçsuz bucaksız sahrada devamlı koşarak ve kolları ile çalışarak hayatlarını sürdürdüklerinden, ayak ve kol adeleleri çok güzel gelişmişti.İşte bu fiziksel özellik te kara insanını toprağı işlemek için, çok uygun bir üretim aracı haline sokuyordu ..Anglo-Saksonlar büyük gemileri ile ateşli silahları ile geldikleri Afrika da zencileri kitle halinde sardılar,çevirdiler, silah kullanarak esir aldılar.Gemilerde onları prangaya vurdular,ellerini ayaklarını bağladılar.Bu vaziyette siyah insanın beyaz insana zarar verebilecek sadece kuvvetli dişleri vardı.  Nazım Hikmet eşitlik ve özgürlük haykıran bir şiirinde kara insana, inci dişli zenci kardeşim diye sesleniyordu..beyaz insan onunda kolayını buldu.Her gemide bir dişçi bulundurarak gemiye yükledikleri kara insanların hepsinin kerpetenle inci dişlerini söktüler.Böylece Britanya lordları beyaz pamuk,esvap ve para uğruna siyah kardeşlerimizin inci dişlerine kıydılar. Siyah insanlar gemilerle oluk oluk Amerika ya taşındılar.Güneyde kurulan köle,esir pazarlarında, zenci mezadı da denilen çoğu kez açık arttırma usulü ile Master'lara yani efendilerine satıldılar.Satışlarda köle olan kara insanın vücüt özelliklerini gösteren tapu gibi senetler de düzenleniyordu. belgelere numara da vurulmuştu.Tıpkı bizim ordumuzda atlara tutulan kayıt ve sicil gibi. 250 yıldan fazla bir süre Britanya lordları Amerikayı bir dominion olarak idare ederek bu tatlı köle,esir ticaretini doyasıya sürdürdüler.1776 yılı gelip çattığında GEORGE WASHİNGTON Amerika bağımsızlık savaşını başlattı.Amerika bağımsızlığından sonra da köle,esir ticareti devam etti.Böylecinek Afrikalı kara insanlar Amerika nın vasi geniş topraklarını hasat mevsimlerinde beyaz pamuklarla donattılar.Beyaz pamuklarda sanayinin,çarklarını, çıkrıklarını devamlı çevirdiler.Sanayi Amerika nın kuzey eyaletlerinde tarım,özelliklede pamuk tarımı Amerika nın güney eyaletlerinde yoğunlaşıyordu.Bu ayrı yoğunlaşma da güney ile kuzey arasında gelir ve gelişmişlik açısından farklılık yaratıyordu.Bu farklılık ta kuzey ve güney arsında ekonomik çıkar çatışması yarattığından çok geçmeden KUZEY-GÜNEY SAVAŞINI doğurdu.Güneyliler kuzeylilere YANKİ deyip düşman gözü ile bakıyorlardı,kuzeyliler de güneylilere HİLLY BİLLY deyip aşağılıyorlardı.Savaş bittiği zamanda insan haklarına ve eşitliğe en büyük hizmeti geçen Demokrat'ların en büyüğü sayılan President ABRAHAM LİNCOLN sırtından hançerlenerek şiddete kurban gidiyordu.Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen insan hakları ve eşitlik mücadalesi sürer de gider.Genç hekimler olarak Amerika da bulunduğumuz 1960 lı yılların ilk yarısında bu bölgeleri ziyaret etmek fırsatımız oldu Amerikalılar köle ve esirlerin alınıp satıldığı bu açık arttırma pazarlarını oldukları biçimde aynen muhafaza ediyorlar.Hatta buralarda esir,köle tapusu da diyebileceğimiz bu satış belgelerini de sergiliyorlar.Bu bölgelerde gördüklerimiz bizi çok şaşırttı ve üzdü.Hala bazı lokantalarda,sinemalarda ,gazinolarda ve toplu yerlerde ,ve hatta hatta bazı tuvaletlerde BURAYA ZENCİ GİREMEZ yazıları yazılıyordu.Demekki yüzyıllar geçse de ırk ayırımı ve eşitlik konusunda büyük başarı sağlanamıyordu.Nitekim 1960 lı yıllar boyunca bu mücadele bütün şiddeti ile sürdü de gitti.İnsan hakları savaşçısı MALCOLM X başa baş,dişe diş ,göze göz tezini yani şiddete şiddet tezini savunuyordu.Malcolm X'in din değiştirip Müslüman olduğu da söyleniyordu.Bir gün Newyork sokaklarında vurularak öldürüldü.Ölümünün arkasından şiddeti savunan Malcolm X şiddete kurban gitti dediler.Haydi diyelim ki Malclm X şiddete şiddeti savunuyordu.Amma İnsan hakları savunucusu MARTİN LUTHER KİNG tamamen şiddetten arındırılmış barışçı sosyal ve sivil bir mücadeleyi savunuyordu.Hatta diyordu ki birisi size şiddet kullanıp yanağınıza bir tokat atarsa katiyen karşılık vermeyin,hatta onu utandırmak için öteki yanağınızı çevirin ,yapanın merhametine sığının.Bu öğreti Hazreti İsa'nın Hiristiyanlık öğretisine tıpa tıp uygundu.Peki ona ne oldu ? O da MEMPHİS,TENESSEE de 1968 yılının mayıs ayında binlerce kişiye kardeşlik,barış,anlayış nutukları çekerken, I HAVE A DREAM= BENİM BİR RÜYAM,BENİM BİR ÖZLEMİM VAR derken televizyon kameralarının önünde cıvarda gizlenen bir pusudan atılan menfur bir kurşunla mıhlanarah vuruldu.Şiddet Luther King'in neresinde,daha doğrusu şeytan bunun nersinde?Ben o sırada bu acımasız cinayet işlenirken televizyon karşısında Martin Luther King'in meşhur sözlerini dinliyor,kendisini izliyordum. Martin Luther King hemen oracıkta devrildi,kaldı.Kızılderililere gelince onların durumu siyah insandan çok daha kötü,çok daha vahim.TECRİT KAMPLARI manasına gelen CONSERVATİON CAMP' larda yaşıyorlar kamplardan izinsiz çıkıp dolaşmak özgürlükleri bile yok.Salgınlar,hastalıklar onları devamlı yok ediyor.Dışlanmış.aşağılanmış olduklarından da Kızılderililer arasında intihar oranı çok yüksek.Uzun lafın kısası Evrendeki her nesne gibi DEMOKRASİ de yeni milenyumda,yirmibirinci yüzyılda da hem DEVRİME hemde EVRİME gebe..

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

( Ülkemize gelince,2007 yılı Mayısında bile,bizi idare eden politikacılarımız demokrasi konusunda ikiye ayrılmış durumdalar.Kimisi diyor ki: Demokrasi bir amaçtır. Kimisi diyor ki: Hayır.Demokrasi bir amaç değil,bir araçtır.
Biz de diyoruz ki: Demokrasi ne amaçtır.Ne araçtır.Demokrasi bir sanattır.Nasıl? ve ne menem bir sanat olduğunu da sekiz yıldanberi Demokraside devrim sitemizin ana sayfasında yazıyoruz. ( DEMOKRASİ, AZINLIĞI ÇOĞUNLUĞA,ÇOĞUNLUĞU AZINLIĞA EZDİRMEDEN BARIŞ İÇİNDE BİRARADA MUTLU YAŞATMA SANATIDIR. )

 

İlave: 8 Mayıs 2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 DOĞRULAR-YANLIŞLAR

YARARLILAR-ZARARLILAR

 

    Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.

     Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat toplumlarıdır.

     Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.

     Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı sayın Zekeriya Öz’e ve şimdiye kadar hiç tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

     2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben, beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2 -Yürütme erki, 3- Yargı erki.

     Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.

              Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya dönüşmesin.

          Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.

           Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri yarattı ?

          İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.

          Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allah’ın adıyla ilk dersimizi alalım.

          Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde iyi kullan.

          Yüce Allah’ın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.

          Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.

 

           Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu ? Hiç.)

          Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı karşıyadır.

         1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.

         2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek ülke biziz.

          Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1 milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.

          Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde, Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.

          2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı ve Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenleri hatırlatıyor.

       Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki: Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K anlıyoruz

        Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için zararlı?

        Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var. Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı? Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da yok ki !!

        Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil, bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da, bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de güvenebilsinler.

        Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü karartmayınız.

        2500 yıl önce Sinop’ta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi Makedonya’lı büyük İskender’e nasıl demişti. GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM.

     Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

     Dünyaya gelen her insanın en yüce üst kimliği insan olmaktır. Bir kişi Türk, Kürt, Ermeni, Yunan olmadan önce, insandır. Dünya insanlarının ortak bilinci insanları ayırmaz. Birleştirir. Çatıştırmaz. Barıştırır. Bilmem  dikkat ettiniz mi? Beyaz insanlarında, siyah insanların da, sarı insanlarında gözyaşları hep renksiz akıyor.

     Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.

     Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip çalacaklardır.

 

İlave: 29 Mart 2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Yargıtay başkanı sayın Sami Selçuk'a aramızdaki yakınlığa güvenerek laiklik konusunda biraz esnek ol dedim. Çünkü Türkiye yüzde doksandokuz çoğunluğu İslam olan bir ülkedir. İslamla da politika ayrılamaz dedim. Kabul ettiremedim. Ne Zebur ne Tevrat ne de İncil; Yayıldıkları toplumlara bir nizam bir düzen getirme, kanun olma iddiasında olmamışlardır. Oysa ki kuran gökyüzünden indiğinden beri hakim olduğu toplumlarda kanun yerine geçmiştir. Hazreti Peygamberimiz de Devlet Başkanı ve Başkumandan olduğundan İslam daima şeriatle beraber ve siyasetle iç içe olmuştur.

Bu gün onursal başkanlığını Fetullah Gülen'in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının ödülleri dağıtılıyordu. En başarılı tiyatro ödülü arkadaşımız Macide Tanır'a verilmek istendi. Macide Tanır "Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyetin temellerini oyma amacı taşıyan bir kuruluşun ödülünü kabul edemem" diyerek redetti. Bravo Macide Tanır arkadaşımıza

( Benim naçiz kanaatime göre ülkemizin,çok büyük,üç tane yumuşak karnı ve açmazı vardır.Birincisi İslamiyet-Demokrasi ve Laiklik uyuşmazlığı,ikincisi Türklük-Kürtlük kimliği,üçüncüsü Alevi-Suni ayırımı.Bu yaşamsal sorunları Avrupa Birliğine giriş çabalarımızın yoğunlaştığı şu günlerde,ayrı bir bölüm halinde irdeleyip,incelemek sanırım ki:ülkemiz için çok büyük önem kazanmaktadır.( Ülkemizin üç büyük açmazı ile üç büyük çıkmazı başlıklı bu yazı 2004 yılı kasımında yazılmış olup,demokrasidedevrim.com adlı internet sitemizin üçüncü kitabı olan DEDELER VE TORUNLAR'da yayınlanacaktır.Lütfen kitabımıza girin,bizi okuyun ve gerekirse acımasızca eleştirin.Fikir ve eleştirileriniz,bize ışık tutacak,bizi aydınlatacak ve bize cesaret verecektir.)

Bu bölümlerin adını Bacanak Sami Selçuk la hasbihal koydum. Çünkü kendisine ne zaman bir şey öylemeye çalışsam ya yarım kulakla dinliyor, yada alaloya yapıyor. "Alolaya" Yunanca çok kullanılan bir kelimedir. Kulak ardı etmek ve konuyu değiştirmek anlamına gelir. Konu dinden açılmışken devam edelim; Bernard Russel diyor'ki: Dünyada en tehlikeli şey insanların haklı olduklarına inanmalarıdır. Naziler haklı olduklarına inandıkları için 6 milyon Museviyi kılları kıpırdamadan gaz odalarına soktular. Sıvas Madımak'ta yobazlar haklı olduklarına inandıkları için 37 seçkin aydını diri diri yaktılar. Şimdi de Hizbullahçılar haklı olduklarına inandıklarından kendi ırktaş ve din kardeşlerini büyük bir huuşu ve zevkle Allah adına vahşice öldürüyorlar. Çünkü bu görevi yapınca Cenneti kazanacaklarına inanıyorlar. Bu cinayetler, İranda, Afganistanda, Sudanda ve Cezayirde de işleniyorsa, bunda bir yanlışlık olması lazımdır. Amma Müslüman din kardeşlerimiz bu yanlışın nerede olduğunu ve neden kaynaklandığını düşünmek istemiyorlar. Kimbilir düşünmeyi günah sayıyorlar belkide...

Dr.Hasan HORTO

* İlinti: İslâm’ la Demokrasi

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " nfo@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET