AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

ATATÜRK KOPYALANABİLİR Mİ ?

Atatürk öldüğünde Türkiye büyük bir şok, büyük bir şaşkınlık; Çok büyük bir yas yaşadı. Türk ulusu bu ölüme hazır değildi. Anıt mezar veya Anıt kabir yeri bile hazır değildi. Acaba nasıl korunmalıydı? Mumya’mı yapılmalıydı? Yoksa başka yön-temlerle’mi saklanmalıydı? İnsanlık tarihinde MUMYA çok eskilere dayanır; Eski Mısır’da ileri gelenler, kırallar mumyalanırdı; Mumyalanan bu cesetler hiç bozulmadan 4000-5000 yıl saklanarak günümüze kadar geldi. Eski Mısırlılar bitkilerden elde ettikleri koruyucu maddeleri kullanarak cesetleri çürümekten korumayı öğrenmiş, bunu bir sanat haline getirmişlerdi. Cesetle-rin iç organları evvela çıkartılıyor; Sonra’da ceset mumyalanarak saklanıyordu. Böyle yapılan mumyalara insan eli ile hazır-landığından yapay mumya denir. Bir de doğal mumyalar vardır. Bu’da cesetlerin yer katmanlarının koruyucu tabakaları arasında kalarak bozulmadan yüz yıllara, bin yıllara taşınmasıdır. Bu tip mumyaların en eski örnekleri belki 50.000 yıl, belki 60 bin yıl önce yaşamış fakat bu gün yeryüzünde nesli tükenmiş, eski tabiri ile nesli münkariz olmuş mamutlardır. Cesetleri buzullar arasında kalarak tüylerine dişlerine varıncaya kadar mükemmel bir şekilde korunarak hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda veya tesadüfen yüzlerce, binlerce yıl doğal olarak muhafaza edilmiş insan ve hayvan mumyaları bulunmuştur. Güney Amerika dağlarında, Asya’da, Avrupa’da, Mezopotamya’da insan ve hayvan mumyaları bulunmuştur. Örneğin İtalya’da yapılan kazılarda çok sayıda mumya çıkmıştır. Bunların en ünlüsü azize VITA’nın mumyasıdır. İtalya’da ve eski Roma’da mumyalama geleneği yoktur. Bundan dolayı bunlar doğal mumya olarak kabul ediliyiorlar. Eski Mısır ve başka yerlerdeki yapay mumyalarda iç organları çıkarılmış olduğu halde doğal mumyalarda iç organları mevcuttur. Hıristiyanlıkta mumyası bulunan kişilerin Tanrı tarafından sevildiklerine ve bundan dolayı’da cesetlerinin Tanrı tarafından saklandığına inanılır.13 üncü yüzyılda yaşamış olan Azize Vita’nın mumyasının’da Tanrı tarafından korunduğu sanılır. Azize ita’nın İtalya Tıp Fakültelerinde yapılan otopsi muayenesinde ciğerlerinden alınan parçalar mikroskop altında incelenmiş ve o zamanlar yörede yaygın olan tüberkülozdan (Veremden) öldüğü tespit edilmiştir. Azize Vita’nın ciğerlerinde ve vücudunda fazla mik-tarda kurşun’da bulunmuştur. O zamanlar tüberküloz (Verem hastalıkları) kurşun ile tedavi edilirmiş. Cesette ve mezarda bulunan fazla miktardaki kurşun cesedi korumuştur, deniliyor. Bugün dahi kurşun fiziksel etkilere karşı en iyi koruyucudur. Tabutler kurşun levhalar ile muhafaza edildiği gibi radyoaktif madde artıkları’da kalın kurşun kutular içinde saklanmakta, zararları önlenmektidir. Rontgen çekilen yerlerde çevreye zarar vermesin diye kurşun levha ve duvarlar ile korunuyorlar; Yine korunmak amacı ile röntgen çeken doktorlar ve teknisyenler kendilerini röntgen ışınlarının zararlı etkilerinden korumak için kurşun önlükler takmaktadırlar.

Dünyada bulunan mumya örnekleri çoktur. Son zamanlar-da NewYork’ta bir yüksek apartmanın merdiven boşluğunda çok ağır; 300-400 kilo gelen iyi korunmuş bir bidon bulundu; Bidon açıldığında içerisinin kurşun bilyalar ile doldurulduğu ve içinde rahminde doğuma hazır bebeğini’de taşıyan hamile bir kadının mumyası bulunduğu görüldü. Kadın ve karnındaki bebek hiç bozulmamıştı; Bu apartmanda 50 yıl evvel yaşamış adam’da bulunarak bebeğin ve adamın DNA’ları kontrol edildiğinde hala yaşayan adamın bebeğin babası olduğu ve bu ci-nayeti işliyerek hamile kadını öldürdüğü anlaşılmıştır. Katil hapishaneye konulmuş; Böylece bir mumya 50 yıl evvel işlenmiş bir cinayeti ele vermiştir. Yirminci yüzyılda 1924 yılında ölen Viladimur İlyuşin Lenin’in cesedi mumyalanmış, görmek isteyenlerin ziyaretine açılmıştır. Mao Thçe Tung’un cesedi’de mumyalanmıştır. Arjantin diktatörü Juan Peron’un eşi ve Arjantin’in efsanevi sarışın güzeli Eva Peron mumyalanmış ve sak-lanmıştı. 10.Kasım.1938 de Mustafa Kemal Atatürk ebediyete intikal ettiği gün acıya bürünen ülkemizde Atatürk’ün naaşının nasıl korunacağına karar verilmesi gerekiyordu. Çünkü Anıt-Mezar hazır değildi. Acaba 1924 yılında Lenin’e uygulanan mumyalama Atatürk’e de uygulanabilirmiydi? Türkiye Cumhuriyeti bunu rahatça sağlayabilirdi. Bu konuda İslam dini ne diyor-du acaba? Dini bilgisine güvendiğim birçok arkadaşıma sordum. Kuran’ı Kerim’de veya Hazreti Muhammed’in Hadisi Şeriflerinde mumyaya dair bir hüküm varmıdır diye? Ya da mumya-lama günahmıdır? Araştırdılar, mumya konusunda bir Kuran ayeti veya bir Hadisi-Şerif bulamadılar. Hernekadar Kuran’ı Kerim’de ve Hadis’i Şerif’’lerde böyle bir kayıt yoksa’da İslam’da mumya geleneğinin olmadığı akla yakındır. İslam büyüklerimiz-den hiçbirisine mumya uygulandığını duymadık zaten. Atatürk’te gençliğe bir seslenişinde: “Benim naçiz vücudum’da elben bir gün toprak olacaktır; Amma Türkiye Cumhuriyeti ilele-bet payidar olacaktır.” Demişti. İslam geleneğinde toprağa verilmek esastır. 

Anıt-Kabir’in kaç yılda hazırlanabileceği bilinmiyordu. Yerli ve yabancı doktorlar Atatürk’ün naaşını mumyalama yerine Formaldehyde tekniğini seçtiler. Formaldehyde mikropları öldü-ren, mikropların gelişmesini önliyen kuvvetli bir antiseptiktir. Atatürkün damarlarına tazyikle fazla miktarda formaldehyde şırınga ettiler. Ve naaşı çok iyi muhafaza edilmiş bir tabuta yerleştirerek muvakkat kabir’de denilen Etnografya Müzesi’ne koydular. Formaldehyde tekniği tıp fakültelerinde kadavraların muhafaza edilmesi için uygulanan işlemin aynısıdır. Nevar’ki kadavralar tıp öğrencilerinin disseksiyion dersleri için 3-5 ay muhafaza ediliyordu. Anıt-Kabir’in inşaası ise 15 yıl sürdü. O zaman yapılan protokole göre Atatürk’ün sandukası evvelce kararlaştırılan bir heyet huzurunda açılacaktır. Bu heyetin başında da Atatürk’ün naaşını ilk gören kişi’de o dönemin başbakanı olacaktı. 1953 yılında devrin başbakanı Adnan Menderes ve heyet üyeleri sandukanın başında ölümünden 15 yıl sonra nasıl bir cesetle karşılaşacaklarını heyecanla bekliyorlardı. Sanduka açıldı. Naaşı ilk gören Başbakan Menderes küt diye bayıldı. Çünkü Atatürk hiç bozulmamış, gözleri açık, mavi gözleriyle Menderes’e bakıyordu. Elin ağzıtorba değil’ki büzesin. Bazı muzipler bu olay duyulduktan sonra Menderes Atatürk’ün devrimlerinden saptığı için Atatürk’ün açık gözlerinden korktu ve bayıldı dediler. 

Atatürk’ün ölümü ile Türkiye’yi saran en büyük mesele Atatürk’ün yerini kimin dolduracağı idi. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereği Atatürk’ün halefini Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecekti. Cumhuriyet Halk Partisi içinde etkili ve yetkili bazı zevat ki: bunlar içinde Şükrü Kaya ve Recep Peker’de vardır. Ordunun etksini sağlamak için o zamanın Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a müracaat etmeye teşebbüs ettiler. Maraşal Fevzi Çakmağın yanıtı kesindi. Atatürk’ün halefini Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecekti. Kendisine peki amma dediler. Meclis Satı Kaddın’ı seçerse ne olacak. O dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Satı Kadın adında zararsız bir kadın Millet Vekilimiz vardı. Eğer meclis hiçbir müdahale olmadan Satı kadını seçerse biat ederim dedi. Biat kelimesi Osmanlı Devlet geleneğinden kalma iptidai bir terimdi. (Yeni gelen padişaha itaat etme, kul olma anlamına gelir.) 

Yüce Atatürk kısacık ömrüne sığdırdığı sayısız hizmet ve eser yanında ölümü ile de dünya demokrasisine en güzel, en büyük demokrası örneğini vermiştir. Yapılan bütün demokratik seçimlere görevler için adaylar vardır. Seçmenler adaylara oy vererek istedikleri kişiyi seçerler. Atatürk’ün en büyük eserimdir dediği Türkiye Büyük Millet Meclisi ise belki de demokrasi tarihinde ilk defa aday göstermeksizin Cumhurbaşkanı’nı seçiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Millet vekillerine denildi’ki: Cumhurbaşkanlığı için hiç kimse aday değildir; Amma herkes adaydır. Milletvekilleri hiçbir tesir ve telkine kapılmadan kafalarındaki ve gönüllerindeki ismi Cumhurbaşkanı olarak seçim pusulalarına yazsınlar. Kimin, kimi seçtiği asla belli olma-yacaktır. Yazdıkları seçim pusulasını gizli oyla seçim sandığınaatsınlar. Seçim tamamlandı. Sandık açıldı. Oylar sayıldı. Oy bir-liği ile İsmet İNÖNÜ Cumhurbaşkanı seçildi. 

Yüce Atatürk’ün en büyük eserimdir dediği TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ belki dünyada bir ilki gerçekleştiriyor, aday göstermeksizin özgür ve serbest irade ile hiçbir tesir altında kalmadan, hiçbir endişeye kapılmadan oy birliği ile yeni Cumhurbaşkanı’nı seçiyordu. 

Atatürk’ümüzün kopyalanma konusu sanıyorum ilk defa ben ortaya atıyorum. Bu olayı gerçekleştirebilmemiz için yeryü-zünde henüz kararlaştırılmamış insan kopyalama izni konusun-da beklememiz gerekecektir. Bu günkü hal ve tavırları ile dinsel kurumlar ve kanunlar buna izin vermiyor. Amma bu tutum ve tavırlar zaman içinde değişikliğe ve tekamüle uğrayabiliyor. Bunun ötesinde İtalyan araştırmacı Dr.Teverino ANTINORI dünyada 3 kişiyi kopyaladığını ve hamileliklerin gayet iyi geçtiği-ni açıklıyor. İlk kopyalama bir arap zengini olup duğumun 2002 yılının aralık ayında olacağını söylüyor. Diğer 2 doğum da muhtemelen 2003 yılı ilk aylarında olacak. Bunların doğmasını doğacak bebeklerin durumlarını görmemiz lazım. Eğer doğacak çocuklardan alınan sonuçlar beklentiler gibi olursa dinsel kurumların ve ülke kanunlarının tavrı’da değişebilecektir. 2.ci önemli konu bilimsel olarak Atatürk’ümüzün DNA’sını alabilmemiz için Türkiye kanunlarının ve devletimizin bize izin vermesi lazım. 

Atatürk’ümüzden Anıt Kabir’de acaba günümüze ne kaldı? En azından kemik hücresinden DNA alınıp DNA’sı boşaltılmış bir yumurta hücresinin active etmesi üzerinde çalışmamız gerekecektir. 

Dünya bilim adamları 50 milyar yıl evvel yaşamış ama yeryüzünde nesli tükenmiş, münkariz olmuş mamut’ların bozulmamış dişlerinden kesitler alıp DNA elde etmeğe ve Cloning denilen kopyalama tekniği ile nesli tükenmiş mamut neslini dünyada tekrar diriltmeğe çalışıyorlar. 

İnsanlık gelecek yıllara çok gebe; Bize’de şimdilik beklemek düşüyor. 

Dünyada insanlığın, uygarlığın ve kültürün köşe taşları hiç kaybolmazlar. Zamanı geldiğinde insanlığa ışık tutarlar, insanlığın yolunu aydınlatırlar.

İşte 19.yüzyılda ve 20 yüzyılda kapitalist dünyada tam 150 yıl devamlı kötülenen, kendisinden korkulan, hatta mezarında bile rahat bırakılmayan enteryonalizmin kurucusu Karl Marx yeni bin yılda kapitalizmi ehlileştirmeye, terbiye etmeye ve insanlığın hizmetine sokmaya çağrılıyor. 

Kültür insanlık ve uygarlık için ne olumlu bir gelişme!! İnsanlığın geçmişi ve tarihi katı ve donmuştur. Tarih ve geçmiş değiştirilemez. Gelecek ise vicose yani akışkandır. İnsanoğlu isterse geleceğini değiştirebilir. 

İnsanoğlunun vazgeçemediği demokrası azınlığı çoğnluğa, çoğunluğu azınlığa ezdirmeden barış içinde bir arada, kardeşçe ve mutlu yaşatmak sanatıdır. Demokrasi bir kuş gibidir. İyi uçabilmesi için hem sağ hem de sol kanadının sağlam olması gerekir. Cumhursuz Cumhuriyet, halksız demokrasi olmaz. Halktan korkmak değil, halkın sağ duyusuna güvenmek gerekir. 

Bu sitemiz demokrasiyi öğretmek demokrasıyi geliştirmek isteyen tüm ülke ve dünya düşünürlerine açıktır.

Bu siteyi açarken, davetimizi yaparken Marx ve Lenin’in insanlık için ulaşmak istediği hedefi örnek alalım.

Herkes bu siteye gücü, kuvveti, becerisi kadar katsın;

Herkes bu siteden ihtiyacı kadar alsın.

 

Dr.Hasan HORTO

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET