|
ATATÜRK KOPYALANABİLİR Mİ ?
Atatürk öldüğünde Türkiye büyük bir şok, büyük bir
şaşkınlık; Çok büyük bir yas yaşadı. Türk ulusu bu ölüme
hazır değildi. Anıt mezar veya Anıt kabir yeri bile
hazır değildi. Acaba nasıl korunmalıydı? Mumyamı
yapılmalıydı? Yoksa başka yön-temlerlemi saklanmalıydı?
İnsanlık tarihinde MUMYA çok eskilere dayanır; Eski
Mısırda ileri gelenler, kırallar mumyalanırdı;
Mumyalanan bu cesetler hiç bozulmadan 4000-5000 yıl
saklanarak günümüze kadar geldi. Eski Mısırlılar
bitkilerden elde ettikleri koruyucu maddeleri kullanarak
cesetleri çürümekten korumayı öğrenmiş, bunu bir sanat
haline getirmişlerdi. Cesetle-rin iç organları evvela
çıkartılıyor; Sonrada ceset mumyalanarak saklanıyordu.
Böyle yapılan mumyalara insan eli ile hazır-landığından
yapay mumya denir. Bir de doğal mumyalar vardır. Buda
cesetlerin yer katmanlarının koruyucu tabakaları
arasında kalarak bozulmadan yüz yıllara, bin yıllara
taşınmasıdır. Bu tip mumyaların en eski örnekleri belki
50.000 yıl, belki 60 bin yıl önce yaşamış fakat bu gün
yeryüzünde nesli tükenmiş, eski tabiri ile nesli
münkariz olmuş mamutlardır. Cesetleri buzullar arasında
kalarak tüylerine dişlerine varıncaya kadar mükemmel bir
şekilde korunarak hiç bozulmadan günümüze kadar
gelmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda
veya tesadüfen yüzlerce, binlerce yıl doğal olarak
muhafaza edilmiş insan ve hayvan mumyaları bulunmuştur.
Güney Amerika dağlarında, Asyada, Avrupada,
Mezopotamyada insan ve hayvan mumyaları bulunmuştur.
Örneğin İtalyada yapılan kazılarda çok sayıda mumya
çıkmıştır. Bunların en ünlüsü azize VITAnın mumyasıdır.
İtalyada ve eski Romada mumyalama geleneği yoktur.
Bundan dolayı bunlar doğal mumya olarak kabul
ediliyiorlar. Eski Mısır ve başka yerlerdeki yapay
mumyalarda iç organları çıkarılmış olduğu halde doğal
mumyalarda iç organları mevcuttur. Hıristiyanlıkta
mumyası bulunan kişilerin Tanrı tarafından
sevildiklerine ve bundan dolayıda cesetlerinin Tanrı
tarafından saklandığına inanılır.13 üncü yüzyılda
yaşamış olan Azize Vitanın mumyasınında Tanrı
tarafından korunduğu sanılır. Azize itanın İtalya Tıp
Fakültelerinde yapılan otopsi muayenesinde ciğerlerinden
alınan parçalar mikroskop altında incelenmiş ve o
zamanlar yörede yaygın olan tüberkülozdan (Veremden)
öldüğü tespit edilmiştir. Azize Vitanın ciğerlerinde ve
vücudunda fazla mik-tarda kurşunda bulunmuştur. O
zamanlar tüberküloz (Verem hastalıkları) kurşun ile
tedavi edilirmiş. Cesette ve mezarda bulunan fazla
miktardaki kurşun cesedi korumuştur, deniliyor. Bugün
dahi kurşun fiziksel etkilere karşı en iyi koruyucudur.
Tabutler kurşun levhalar ile muhafaza edildiği gibi
radyoaktif madde artıklarıda kalın kurşun kutular
içinde saklanmakta, zararları önlenmektidir. Rontgen
çekilen yerlerde çevreye zarar vermesin diye kurşun
levha ve duvarlar ile korunuyorlar; Yine korunmak amacı
ile röntgen çeken doktorlar ve teknisyenler kendilerini
röntgen ışınlarının zararlı etkilerinden korumak için
kurşun önlükler takmaktadırlar.
Dünyada bulunan mumya örnekleri çoktur. Son zamanlar-da
NewYorkta bir yüksek apartmanın merdiven boşluğunda çok
ağır; 300-400 kilo gelen iyi korunmuş bir bidon bulundu;
Bidon açıldığında içerisinin kurşun bilyalar ile
doldurulduğu ve içinde rahminde doğuma hazır bebeğinide
taşıyan hamile bir kadının mumyası bulunduğu görüldü.
Kadın ve karnındaki bebek hiç bozulmamıştı; Bu
apartmanda 50 yıl evvel yaşamış adamda bulunarak
bebeğin ve adamın DNAları kontrol edildiğinde hala
yaşayan adamın bebeğin babası olduğu ve bu ci-nayeti
işliyerek hamile kadını öldürdüğü anlaşılmıştır. Katil
hapishaneye konulmuş; Böylece bir mumya 50 yıl evvel
işlenmiş bir cinayeti ele vermiştir. Yirminci yüzyılda
1924 yılında ölen Viladimur İlyuşin Leninin cesedi
mumyalanmış, görmek isteyenlerin ziyaretine açılmıştır.
Mao Thçe Tungun cesedide mumyalanmıştır. Arjantin
diktatörü Juan Peronun eşi ve Arjantinin efsanevi
sarışın güzeli Eva Peron mumyalanmış ve sak-lanmıştı.
10.Kasım.1938 de Mustafa Kemal Atatürk ebediyete intikal
ettiği gün acıya bürünen ülkemizde Atatürkün naaşının
nasıl korunacağına karar verilmesi gerekiyordu. Çünkü
Anıt-Mezar hazır değildi. Acaba 1924 yılında Lenine
uygulanan mumyalama Atatürke de uygulanabilirmiydi?
Türkiye Cumhuriyeti bunu rahatça sağlayabilirdi. Bu
konuda İslam dini ne diyor-du acaba? Dini bilgisine
güvendiğim birçok arkadaşıma sordum. Kuranı Kerimde
veya Hazreti Muhammedin Hadisi Şeriflerinde mumyaya
dair bir hüküm varmıdır diye? Ya da mumya-lama
günahmıdır? Araştırdılar, mumya konusunda bir Kuran
ayeti veya bir Hadisi-Şerif bulamadılar. Hernekadar
Kuranı Kerimde ve Hadisi Şeriflerde böyle bir kayıt
yoksada İslamda mumya geleneğinin olmadığı akla
yakındır. İslam büyüklerimiz-den hiçbirisine mumya
uygulandığını duymadık zaten. Atatürkte gençliğe bir
seslenişinde: Benim naçiz vücudumda elben bir gün
toprak olacaktır; Amma Türkiye Cumhuriyeti ilele-bet
payidar olacaktır. Demişti. İslam geleneğinde toprağa
verilmek esastır.
Anıt-Kabirin kaç yılda hazırlanabileceği bilinmiyordu.
Yerli ve yabancı doktorlar Atatürkün naaşını mumyalama
yerine Formaldehyde tekniğini seçtiler. Formaldehyde
mikropları öldü-ren, mikropların gelişmesini önliyen
kuvvetli bir antiseptiktir. Atatürkün damarlarına
tazyikle fazla miktarda formaldehyde şırınga ettiler. Ve
naaşı çok iyi muhafaza edilmiş bir tabuta yerleştirerek
muvakkat kabirde denilen Etnografya Müzesine koydular.
Formaldehyde tekniği tıp fakültelerinde kadavraların
muhafaza edilmesi için uygulanan işlemin aynısıdır.
Nevarki kadavralar tıp öğrencilerinin disseksiyion
dersleri için 3-5 ay muhafaza ediliyordu. Anıt-Kabirin
inşaası ise 15 yıl sürdü. O zaman yapılan protokole göre
Atatürkün sandukası evvelce kararlaştırılan bir heyet
huzurunda açılacaktır. Bu heyetin başında da Atatürkün
naaşını ilk gören kişide o dönemin başbakanı olacaktı.
1953 yılında devrin başbakanı Adnan Menderes ve heyet
üyeleri sandukanın başında ölümünden 15 yıl sonra nasıl
bir cesetle karşılaşacaklarını heyecanla bekliyorlardı.
Sanduka açıldı. Naaşı ilk gören Başbakan Menderes küt
diye bayıldı. Çünkü Atatürk hiç bozulmamış, gözleri açık,
mavi gözleriyle Menderese bakıyordu. Elin ağzıtorba
değilki büzesin. Bazı muzipler bu olay duyulduktan
sonra Menderes Atatürkün devrimlerinden saptığı için
Atatürkün açık gözlerinden korktu ve bayıldı dediler.
Atatürkün ölümü ile Türkiyeyi saran en büyük mesele
Atatürkün yerini kimin dolduracağı idi. Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası gereği Atatürkün halefini Türkiye
Büyük Millet Meclisi seçecekti. Cumhuriyet Halk Partisi
içinde etkili ve yetkili bazı zevat ki: bunlar içinde
Şükrü Kaya ve Recep Pekerde vardır. Ordunun etksini
sağlamak için o zamanın Genel Kurmay Başkanı Mareşal
Fevzi Çakmaka müracaat etmeye teşebbüs ettiler. Maraşal
Fevzi Çakmağın yanıtı kesindi. Atatürkün halefini
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecekti. Kendisine peki
amma dediler. Meclis Satı Kaddını seçerse ne olacak. O
dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinde Satı Kadın
adında zararsız bir kadın Millet Vekilimiz vardı. Eğer
meclis hiçbir müdahale olmadan Satı kadını seçerse biat
ederim dedi. Biat kelimesi Osmanlı Devlet geleneğinden
kalma iptidai bir terimdi. (Yeni gelen padişaha itaat
etme, kul olma anlamına gelir.)
Yüce Atatürk kısacık ömrüne sığdırdığı sayısız hizmet ve
eser yanında ölümü ile de dünya demokrasisine en güzel,
en büyük demokrası örneğini vermiştir. Yapılan bütün
demokratik seçimlere görevler için adaylar vardır.
Seçmenler adaylara oy vererek istedikleri kişiyi
seçerler. Atatürkün en büyük eserimdir dediği Türkiye
Büyük Millet Meclisi ise belki de demokrasi tarihinde
ilk defa aday göstermeksizin Cumhurbaşkanını seçiyordu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Millet vekillerine
denildiki: Cumhurbaşkanlığı için hiç kimse aday
değildir; Amma herkes adaydır. Milletvekilleri hiçbir
tesir ve telkine kapılmadan kafalarındaki ve
gönüllerindeki ismi Cumhurbaşkanı olarak seçim
pusulalarına yazsınlar. Kimin, kimi seçtiği asla belli
olma-yacaktır. Yazdıkları seçim pusulasını gizli oyla
seçim sandığınaatsınlar. Seçim tamamlandı. Sandık açıldı.
Oylar sayıldı. Oy bir-liği ile İsmet İNÖNÜ Cumhurbaşkanı
seçildi.
Yüce Atatürkün en büyük eserimdir dediği TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ belki dünyada bir ilki gerçekleştiriyor,
aday göstermeksizin özgür ve serbest irade ile hiçbir
tesir altında kalmadan, hiçbir endişeye kapılmadan oy
birliği ile yeni Cumhurbaşkanını seçiyordu.
Atatürkümüzün kopyalanma konusu sanıyorum ilk defa ben
ortaya atıyorum. Bu olayı gerçekleştirebilmemiz için
yeryü-zünde henüz kararlaştırılmamış insan kopyalama
izni konusun-da beklememiz gerekecektir. Bu günkü hal ve
tavırları ile dinsel kurumlar ve kanunlar buna izin
vermiyor. Amma bu tutum ve tavırlar zaman içinde
değişikliğe ve tekamüle uğrayabiliyor. Bunun ötesinde
İtalyan araştırmacı Dr.Teverino ANTINORI dünyada 3
kişiyi kopyaladığını ve hamileliklerin gayet iyi
geçtiği-ni açıklıyor. İlk kopyalama bir arap zengini
olup duğumun 2002 yılının aralık ayında olacağını
söylüyor. Diğer 2 doğum da muhtemelen 2003 yılı ilk
aylarında olacak. Bunların doğmasını doğacak bebeklerin
durumlarını görmemiz lazım. Eğer doğacak çocuklardan
alınan sonuçlar beklentiler gibi olursa dinsel
kurumların ve ülke kanunlarının tavrıda
değişebilecektir. 2.ci önemli konu bilimsel olarak
Atatürkümüzün DNAsını alabilmemiz için Türkiye
kanunlarının ve devletimizin bize izin vermesi lazım.
Atatürkümüzden Anıt Kabirde acaba günümüze ne kaldı?
En azından kemik hücresinden DNA alınıp DNAsı
boşaltılmış bir yumurta hücresinin active etmesi
üzerinde çalışmamız gerekecektir.
Dünya bilim adamları 50 milyar yıl evvel yaşamış ama
yeryüzünde nesli tükenmiş, münkariz olmuş mamutların
bozulmamış dişlerinden kesitler alıp DNA elde etmeğe ve
Cloning denilen kopyalama tekniği ile nesli tükenmiş
mamut neslini dünyada tekrar diriltmeğe çalışıyorlar.
İnsanlık gelecek yıllara çok gebe; Bizede şimdilik
beklemek düşüyor.
Dünyada insanlığın, uygarlığın ve kültürün köşe taşları
hiç kaybolmazlar. Zamanı geldiğinde insanlığa ışık
tutarlar, insanlığın yolunu aydınlatırlar.
İşte 19.yüzyılda ve 20 yüzyılda kapitalist dünyada tam
150 yıl devamlı kötülenen, kendisinden korkulan, hatta
mezarında bile rahat bırakılmayan enteryonalizmin
kurucusu Karl Marx yeni bin yılda kapitalizmi
ehlileştirmeye, terbiye etmeye ve insanlığın hizmetine
sokmaya çağrılıyor.
Kültür insanlık ve uygarlık için ne olumlu bir gelişme!!
İnsanlığın geçmişi ve tarihi katı ve donmuştur. Tarih ve
geçmiş değiştirilemez. Gelecek ise vicose yani
akışkandır. İnsanoğlu isterse geleceğini
değiştirebilir.
İnsanoğlunun vazgeçemediği demokrası azınlığı çoğnluğa,
çoğunluğu azınlığa ezdirmeden barış içinde bir arada,
kardeşçe ve mutlu yaşatmak sanatıdır. Demokrasi bir kuş
gibidir. İyi uçabilmesi için hem sağ hem de sol
kanadının sağlam olması gerekir. Cumhursuz Cumhuriyet,
halksız demokrasi olmaz. Halktan korkmak değil, halkın
sağ duyusuna güvenmek gerekir.
Bu sitemiz demokrasiyi öğretmek demokrasıyi geliştirmek
isteyen tüm ülke ve dünya düşünürlerine açıktır.
Bu siteyi açarken, davetimizi yaparken Marx ve Leninin
insanlık için ulaşmak istediği hedefi örnek alalım.
Herkes bu siteye gücü, kuvveti, becerisi kadar katsın;
Herkes bu siteden ihtiyacı kadar alsın.
Dr.Hasan HORTO
|