|
(Hiristiyan kiliseleri,Amerika
Birleşik Devletleri ve Avrupa
Birliği yasaları ile bizim
kanunlarımız,her nekadar bugün
insan kopyalamağa izin
vermiyorlarsa da,ileride bu
konuya da olumlu yaklaşacaklar,
ve bir çözüm yolu
bulacaklardır.Zira, insanoğlunun
görüş,vizyon,bakış açısı ile
fikir düzeyi,gelişen zaman
doğrultusunda,daima ileriye
doğru gelişerek
değişmiştir.Umarım ki:Ülkemiz,
dünyada,bir ilke imza atıp, çok
yakın bir gelecekte, bu fikir
düzeyini yakalayacak ve dünyada
insan kopyalamağa izin veren ilk
ülke olmak bahtiyarlığını
kazanacaktır.Ülkemizde
Atatürk'ün kopyalanmasına izin
verildiğinde,Atatürk'ü kopyalama
hakkının bu fikri ilk defa
ortaya atıp,teklif ederek talip
olan ( demokraside devrim.com )sitesine
verilmesi
gerekir.Çünkü,insanoğlunun
üretim araçlarına el koyma
tutkusundan doğan mülkiyet
kavramı, tarım çağında, toprak
mülkiyeti,endüstri çağında,
makina ve fabrika
mülkiyeti,merkantilist dönemde
para mülkiyeti ve nihayet
yozlaşan şehircillikte kat
mülkiyeti diye ortaya çıkmıştır.
Bilgi çağında da, fikir
mülkiyeti=intellectual property=proprieté
intellectuelle önem
kazanmıştır.Fikir
mülkiyeti,diğer mülkiyetlere
göre, çok daha faydalı,çok daha
onurludur.Uluslararası fikir
mülkiyeti ( intellectual
property )=( proprieté
intellectuel ) yasalarına
göre,bir fikri,ilk defa, hangi
kişi,hangi kuruluş üretip ortaya
atmış ise,o fikrin,o buluşun
mülkiyet hakkı,patent hakkı,o
kişiye,o kuruluşa
aittir.Atatürk'ü kopyalama
fikride,hem ülkemizde,hemde
dünyada ilk
defa,tarafımızdan,2002 yılı
kasım ayında,bu site internette
düzenlenip yayınlanırken,ortaya
atılıp, yazılmıştır. Bu tespit,
bu tesçil de,ıyı öğrenile,iyi
biline.Atatürk'ü kopyalama hakkı
verilecekse ilk defa bize verile.
Bu gün dünyada ve ülkemizde
insan kopyalamağa izin
verilmediğinin
bilincindeyiz.Fakat gelecekte
her bilimsel gelişme ve
ilerlemede olduğu gibi,insan
kopyalamağa izin verileceğini
biliyoruz.Çünkü bilimsel ve
teknolojik gelişmeler,uzun süre
yasaklarla engellenemez.Eğer
öyle olsaydı,bugün yeryüzünde
sahip olduğumuz uygarlık
oluşamazdı.
Özellikle insan kopyalama
konusu, ülkemizde,dünyanın her
ülkesinden, her yöresinden çok
daha fazla önem kazanıyor.Çünkü:
bildiğimiz kadarı
ile,bugün,Mustafa Kemal
Atatürk'ün soy ağacı ve
sülâlesini oluşturan babası Ali
Rıza Efendi,anası Zübeyde ana ve
tek kızkardeşi Makbule Atadan
hanımefendinin vede çok
sevdiğimiz Mustafa Kemâl
Atatürk'ümüzün,yeryüzünde
yaşayan temsilcileri,yani
zürriyetleri,dolayısı ile,
yaşayan gen yapıları mevcut
değildir.
Genç hekim
kardeşlerimizin,gelecek
günlerde,özellikle,Mustafa Kemâl
Atatürk'ün,gen yapılarını hayata
geçirmek amaç ve azmi
ile,ülkemizde insan kopyalama
konusunu gündeme getirip,yasal
yollarını zorlıyacaklarına
inanıyoruz.
Gen çalışmaları ve kök hücreleri,
insan kopyalamadan öte,tedavisi
imkansız bazı hastalıklara da ,tedavi
umudu verecebilecek gelişmeler
sağlıyor..Şöyle ki: Bunaklık
dediğimiz,tam unutkanlık ve zekâ
kaybı ile sonuçlanan Alzheimer
hastalığı günümüzde çok
yaygınlaştı.Bu hastalar
evlerinden çıktıktan sonra
tekrar evlerinin yerini
bulamazlar,hafızalarını da
kaybettiklerinden adreslerini de
hatırlayıp başkalarına
söyliyemezler.Bu yüzden
evlerinin yakınlarında bile
kaybolurlar.Hastalığın ileri
safhalarında
ise,eşlerini,çocuklarını da
tanıyamaz hale gelirler.Bu
hastalık konusunda
bilebildiğimiz sebepleri ve
önerdiğimiz bir tedavi yöntemini,
sitemizin dedeler ve torunlar
bölümünde yazdık.Lütfen orayı da
tıklayıp konu bölümüne girin ve
okuyun. İkinci
hastalık,Parkinson
dediğimiz,beynin devamlı
ilerleyen degeneratif
hastalığıdır.Bu hastalık vücutta
titremeler,konuşma ve denge
bozuklukları,yutma zorlukları
ile başlar ve bu arızalar
zamanla gittikçe artar.İleri
safhalarda,bu hastaları beslemek,
ancak,midesine indirilen tüpten
akıtılan sıvı gıdalarla mümkün
olabilir.. Üçüncüsü şeker
hastalığı,dördüncüsü ALS diye
bilinen ,tıp dilinde,Amiyotrofik
lateral sclerosis diye anılan
devamlı ilerleyici kas
hastalığıdır.Bu hastalıkta
kaslar tamamen erir.İleri
safhalarda teneffüs kasları da
hastalandığından, nefes alıp
vermek dahî imkansız hale
gelir.Burada bir parantez
açarak,kendisinin ve ailesinin
iznine de sığınarak,Vehbi Koç'un
sevgili kızı,ki:Her yardım ve
eğitim çalışmalarında ismini sık
sık duymağa alıştık. Saygıdeğer
Suna Kıraç hanımefendinin de bu
hastalığa müptelâ olduğunu
belirtelim.Bu amansız hastalık
izin vermediğinden,çok sık
işitmeğe alıştığımız güzel adını
son birkaç yıldır duyamaz
olduk.Muhterem eşi İnan Kıraç
beyefendi,Suna kıraç adına,sırf
bu amansız hastalığın tedavisi
için araştırma yapmak üzere
büyük bir vakıf kurdu.Külliyetli
bir miktar parayı da,sanırım
340.000 doları ,gen
çalışmalarında araştırma
yapılsın diye,Boğaziçi
üniversitesi,Gen lâboratuvarına
bağışladı.Gen araştırma
laboratuvarı
direktörü,saygıdeğer profesör
habımefendi de,bu yardım
sayesinde laboratuvarını modern
tıp aletleri ile donattı.Yakında
kendisinden izin alarak,bilimsel
araştırmaları ile hastalara umut
ve şifa dağıtabileceğini
ımduğumuz bu laboratuvarı
ziyaret edebileceğimizi umarız.
Saydığımız bu dört amansız
hastalıkta yegâne tedavi umudu
KÖK HÜCRE injeksiyonlarıdır.Bu
konuların,bugün tıpta
bilebildiğimiz kadarki
detaylarını,gene sitemizin (
İnsan Kopyalama Tekniği )
bölümünde yazdık..Bu
hastalıkların tedavisinde
kullanılacak en ıyı ve en
faydalı kök hücreleri ise,insan
embryo gelişmesinin ilk aşaması
olan,dörtlü hücre kümesidir. Bu
aşamaya tıp dilinde Blastula da
denir.Gelin görün ki:Batıdaki ve
Doğudaki Hiristiyan
Kiliseleri,özellikle Katolik
kiliseleri,insan kopyalamağa
sıcak bakmadıkları gibi,bu
araştırma ve geliştirmelerde
insan embryo hücrelerini
kullanılmasına izin
vermemektedirler.İki sebepten
karşı çıkıyorlar.1-İnsan
kopyalamayı Tanrı'nın işine
karışmak sayıyorlar.2-İlk
safhada da olsa İnsan embryo
hücrelerini kullanmasına, kürtaj
gözü ile bakıyorlar.Tıpkı orta
çağda Kiliseler,Bilimlerin
ilerlemesine nasıl set
çekmişlerse,bugün de ayni tutumu
sergilemektedirler.Ama bilimsel
gelişmeler yasaklarla
engellenemiyor.Bilim yasak
dinlemiyor.İyi ki:bilim yasak
dinlemiyor.Yoksa bugün
yeryüzünde sahip olduğumuz
uygarlık oluşamıyacaktı.
Konuya böylesine derinleme
dalmışken birde sevindirici
haber verelim.19 ocak,2005
tarihinde Japonya'nın KYOTO
üniversitesine,Dr.Siniçi
Matsumoto,bir şeker hastasını
ameliyat ederek tedavi ediyor,ve
ilâca yani insülüne bağımlı
olmaktan kurtarıyor.Olay şöyle
gelişiyor.Genç bir hasta 4
yaşında iken pankreas büyümesi
geçiriyor.Muhtemelen bu büyüme,
hastanın o zaman geçirdiğ, bir
infeksiyondan kaynaklanıyor.Bu
hasta 15 yaşına gelince,insüline
bağımlı şeker hastası
oluyor.Dr.Matsumoto hastanın
annesinin yarı pankreasını
çıkarıyor.Bu pankreastan elde
ettiği KÖK HÜCRELERİ'ni de
hastanın karaciğerine injekte
ediyor.22 gün sonra da hasta
insüline bağımlı olmaktan
kurtuluyor.İnjekte edilen kök
hücreleri, kısa bir süre
sonra,orada üreyip,İnsulin ifraz
eden pankreasın Beta hücrelerine
dönüşerek,insulin salgılamağa
başlıyorlar.
12 Nisan,2007
günkü basında yer alan haberlere
göre de,Chicago Northwestern
üniversitesi tıp fakültesinden
Dr.Richard Burt Brezilyanın Sao
Paulo üniversitesinde mutlaka
insuline alarak yaşamak zorunda
olan, tıp dilinde Juvenile
diabet=Tip 1 diabet,konuşma
dilinde ise genç ve çocukluk
diabeti denilen 15 hastanın
kendi kanlarından ürettiği Kök
hücrelerini gene ayni hastalara
nakletti.15 hastadan ikisi
tedaviye cevap vermedi.Ama 13
hasta insuline bağımlı olmaktan
kurtuldu.Yani 13 hasta ne
insuline,nede başka bir şeker
ilâcı almadan normal kan şekeri
seviyelerini sağladı.Bu
uygulamanın tıp dilindeki izahı
şudur:Kendilerine, kendi
kanlarından elde edilen Kök
hücresi nakledilen hastalarda,
Kök hücreleri pankreasa
yerleşerek Pankreasta insuline
ifrazını yani salımını sağlayan
Beta hücreleri haline
dönüşüyor,ve bu talihsiz
hastalarda çoğu kez doğuştan
beri noksan olan Beta hücreleri
tamamlanmış oluyor.13 hastadan 3
üne yapılan kök hücre naklinden
itibaren 3 yıl geçtiği halde
hastalar ilâçsız olarak sağlıklı
yaşıyorlar.
Eizelhmer hastalığı,Parkinson
hastalığı ve kas erime
hastalığında da yine,insan
embryosunun ilk safasındaki
dörtlü blastula hücrelerinden
üretilen KÖK HÜCRELERİ,beynin
görevli bölgelerine injekte
edilerek,oralarda üremesi ve
aksayan beyin görevlerini
üstlenmeleri sağlanmağa
çalışılmaktadır. Yukarıdaki
bölümlerde,anlatmağa
çalıştığımız bilgiler
doğrultusunda,insanlara,dinlere,inançlara
ve kültürlere,olabildiğince
saygılı
davranarak,ülkemizde,insan
kopyalama ve özellikle
Atatürk'ün kopyalanmasını
gündeme getirmeğe çalışıyoruz.Bu
amaçla,25 Mart,2005
tarihinde,Türk Patent
Enstitüsüne başvurmuş
bulunuyoruz.Başvuru mektubumuzu
ve Türk Patent Enstitüsü başkanı
adına,Patent dairesi başkanı
sayın Mustafa Baran'ın (
B.14.1.TPE0.07.01.04 ) sayılı
cevap yazısını,aynen aşağıya
alıyoruz.
|
Türk Patent Enstitiüsünden Patent Dairesi Başkanı
Adına Mustafa Baran imzalı Sayı:B14.1.TPE.0.07.01.04
Konu: Patent
İlgi : 25.03.2005 tarihli dilekçeniz.
İlgide kayıtlı dilekçeniz incelenmiş olup, 551 patent
haklarının korunması hakkında kanun hükmünde
kararnamenin altıncı maddesinin 4 fıkrasının
"Patentle korunmayacak buluşlar kapsamında,
a. Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı
buluşlar ile
b. Bitki ve hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik
esaslara dayanan bitki ve hayvan yetiştirilmesi usulleri
hükmüne amir olması ve insan kopyalanması konulu
buluşunuzun söz konusu madde kapsamına girmesi nedeni
ile dilekçenize yapılacak bir işlem bulunmaktadır.
Bilgilerinizi rica ederim.
Mustafa Baran
Enstitü Başkanı a.
Patent Dairesi Başkanı
|
|