AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA İNSAN KOPYALAMANIN ÖNEMİ

(Hiristiyan kiliseleri,Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği yasaları ile bizim kanunlarımız,her nekadar bugün insan kopyalamağa izin vermiyorlarsa da,ileride bu konuya da olumlu yaklaşacaklar, ve bir çözüm yolu bulacaklardır.Zira, insanoğlunun görüş,vizyon,bakış açısı ile fikir düzeyi,gelişen zaman doğrultusunda,daima ileriye doğru gelişerek değişmiştir.Umarım ki:Ülkemiz, dünyada,bir ilke imza atıp, çok yakın bir gelecekte, bu fikir düzeyini yakalayacak ve dünyada insan kopyalamağa izin veren ilk ülke olmak bahtiyarlığını kazanacaktır.Ülkemizde Atatürk'ün kopyalanmasına izin verildiğinde,Atatürk'ü kopyalama hakkının bu fikri ilk defa ortaya atıp,teklif ederek talip olan ( demokraside devrim.com )sitesine verilmesi gerekir.Çünkü,insanoğlunun üretim araçlarına el koyma tutkusundan doğan mülkiyet kavramı, tarım çağında, toprak mülkiyeti,endüstri çağında, makina ve fabrika mülkiyeti,merkantilist dönemde para mülkiyeti ve nihayet yozlaşan şehircillikte kat mülkiyeti diye ortaya çıkmıştır. Bilgi çağında da, fikir mülkiyeti=intellectual property=proprieté intellectuelle önem kazanmıştır.Fikir mülkiyeti,diğer mülkiyetlere göre, çok daha faydalı,çok daha onurludur.Uluslararası fikir mülkiyeti ( intellectual property )=( proprieté intellectuel ) yasalarına göre,bir fikri,ilk defa, hangi kişi,hangi kuruluş üretip ortaya atmış ise,o fikrin,o buluşun mülkiyet hakkı,patent hakkı,o kişiye,o kuruluşa aittir.Atatürk'ü kopyalama fikride,hem ülkemizde,hemde dünyada ilk defa,tarafımızdan,2002 yılı kasım ayında,bu site internette düzenlenip yayınlanırken,ortaya atılıp, yazılmıştır. Bu tespit, bu tesçil de,ıyı öğrenile,iyi biline.Atatürk'ü kopyalama hakkı verilecekse ilk defa bize verile. 

Bu gün dünyada ve ülkemizde insan kopyalamağa izin verilmediğinin bilincindeyiz.Fakat gelecekte her bilimsel gelişme ve ilerlemede olduğu gibi,insan kopyalamağa izin verileceğini biliyoruz.Çünkü bilimsel ve teknolojik gelişmeler,uzun süre yasaklarla engellenemez.Eğer öyle olsaydı,bugün yeryüzünde sahip olduğumuz uygarlık oluşamazdı. 

Özellikle insan kopyalama konusu, ülkemizde,dünyanın her ülkesinden, her yöresinden çok daha fazla önem kazanıyor.Çünkü: bildiğimiz kadarı ile,bugün,Mustafa Kemal Atatürk'ün soy ağacı ve sülâlesini oluşturan babası Ali Rıza Efendi,anası Zübeyde ana ve tek kızkardeşi Makbule Atadan hanımefendinin vede çok sevdiğimiz Mustafa Kemâl Atatürk'ümüzün,yeryüzünde yaşayan temsilcileri,yani zürriyetleri,dolayısı ile, yaşayan gen yapıları mevcut değildir. 

Genç hekim kardeşlerimizin,gelecek günlerde,özellikle,Mustafa Kemâl Atatürk'ün,gen yapılarını hayata geçirmek amaç ve azmi ile,ülkemizde insan kopyalama konusunu gündeme getirip,yasal yollarını zorlıyacaklarına inanıyoruz. 

Gen çalışmaları ve kök hücreleri, insan kopyalamadan öte,tedavisi imkansız bazı hastalıklara da ,tedavi umudu verecebilecek gelişmeler sağlıyor..Şöyle ki: Bunaklık dediğimiz,tam unutkanlık ve zekâ kaybı ile sonuçlanan Alzheimer hastalığı günümüzde çok yaygınlaştı.Bu hastalar evlerinden çıktıktan sonra tekrar evlerinin yerini bulamazlar,hafızalarını da kaybettiklerinden adreslerini de hatırlayıp başkalarına söyliyemezler.Bu yüzden evlerinin yakınlarında bile kaybolurlar.Hastalığın ileri safhalarında ise,eşlerini,çocuklarını da tanıyamaz hale gelirler.Bu hastalık konusunda bilebildiğimiz sebepleri ve önerdiğimiz bir tedavi yöntemini, sitemizin dedeler ve torunlar bölümünde yazdık.Lütfen orayı da tıklayıp konu bölümüne girin ve okuyun. İkinci hastalık,Parkinson dediğimiz,beynin devamlı ilerleyen degeneratif hastalığıdır.Bu hastalık vücutta titremeler,konuşma  ve denge bozuklukları,yutma zorlukları ile başlar ve bu arızalar zamanla gittikçe artar.İleri safhalarda,bu hastaları beslemek, ancak,midesine indirilen tüpten akıtılan sıvı gıdalarla mümkün olabilir.. Üçüncüsü şeker hastalığı,dördüncüsü ALS diye bilinen ,tıp dilinde,Amiyotrofik lateral sclerosis diye anılan devamlı ilerleyici kas hastalığıdır.Bu hastalıkta kaslar tamamen erir.İleri safhalarda teneffüs kasları da hastalandığından, nefes alıp vermek dahî imkansız hale gelir.Burada bir parantez açarak,kendisinin ve ailesinin iznine de sığınarak,Vehbi Koç'un sevgili kızı,ki:Her yardım ve eğitim çalışmalarında ismini sık sık duymağa alıştık. Saygıdeğer Suna Kıraç hanımefendinin de bu hastalığa müptelâ olduğunu belirtelim.Bu amansız hastalık izin vermediğinden,çok sık işitmeğe alıştığımız güzel adını son birkaç yıldır duyamaz olduk.Muhterem eşi İnan Kıraç beyefendi,Suna kıraç adına,sırf bu amansız hastalığın tedavisi için araştırma yapmak üzere büyük bir vakıf kurdu.Külliyetli bir miktar parayı da,sanırım 340.000 doları ,gen çalışmalarında araştırma yapılsın diye,Boğaziçi üniversitesi,Gen lâboratuvarına bağışladı.Gen araştırma laboratuvarı direktörü,saygıdeğer profesör habımefendi de,bu yardım sayesinde laboratuvarını modern tıp aletleri ile donattı.Yakında kendisinden izin alarak,bilimsel araştırmaları ile hastalara umut ve şifa dağıtabileceğini ımduğumuz bu laboratuvarı ziyaret edebileceğimizi umarız. 

Saydığımız bu dört amansız hastalıkta yegâne tedavi umudu KÖK HÜCRE injeksiyonlarıdır.Bu konuların,bugün tıpta bilebildiğimiz kadarki detaylarını,gene sitemizin ( İnsan Kopyalama Tekniği ) bölümünde yazdık..Bu hastalıkların tedavisinde kullanılacak en ıyı ve en faydalı kök hücreleri ise,insan embryo gelişmesinin ilk aşaması olan,dörtlü hücre kümesidir. Bu aşamaya tıp dilinde Blastula da denir.Gelin görün ki:Batıdaki ve Doğudaki Hiristiyan Kiliseleri,özellikle Katolik kiliseleri,insan kopyalamağa sıcak bakmadıkları gibi,bu araştırma ve geliştirmelerde insan embryo hücrelerini kullanılmasına izin vermemektedirler.İki sebepten karşı çıkıyorlar.1-İnsan kopyalamayı Tanrı'nın işine  karışmak sayıyorlar.2-İlk safhada da olsa İnsan embryo hücrelerini kullanmasına, kürtaj gözü ile bakıyorlar.Tıpkı orta çağda Kiliseler,Bilimlerin ilerlemesine nasıl set çekmişlerse,bugün de ayni tutumu sergilemektedirler.Ama bilimsel gelişmeler yasaklarla engellenemiyor.Bilim yasak dinlemiyor.İyi ki:bilim yasak dinlemiyor.Yoksa bugün yeryüzünde sahip olduğumuz uygarlık oluşamıyacaktı. 

Konuya böylesine derinleme dalmışken birde sevindirici haber verelim.19 ocak,2005 tarihinde Japonya'nın KYOTO üniversitesine,Dr.Siniçi Matsumoto,bir şeker hastasını ameliyat ederek tedavi ediyor,ve ilâca yani insülüne bağımlı olmaktan kurtarıyor.Olay şöyle gelişiyor.Genç bir hasta 4 yaşında iken pankreas büyümesi geçiriyor.Muhtemelen bu büyüme, hastanın o zaman geçirdiğ, bir infeksiyondan kaynaklanıyor.Bu hasta 15 yaşına gelince,insüline bağımlı şeker hastası oluyor.Dr.Matsumoto hastanın annesinin yarı pankreasını çıkarıyor.Bu pankreastan elde ettiği KÖK HÜCRELERİ'ni de hastanın karaciğerine injekte ediyor.22 gün sonra da hasta insüline bağımlı olmaktan kurtuluyor.İnjekte edilen kök hücreleri, kısa bir süre sonra,orada üreyip,İnsulin ifraz eden pankreasın Beta hücrelerine dönüşerek,insulin salgılamağa başlıyorlar.

12 Nisan,2007 günkü basında yer alan haberlere göre de,Chicago Northwestern üniversitesi tıp fakültesinden Dr.Richard Burt Brezilya’nın Sao Paulo üniversitesinde mutlaka insuline alarak yaşamak zorunda olan, tıp dilinde Juvenile diabet=Tip 1 diabet,konuşma dilinde ise genç ve çocukluk diabeti denilen 15 hastanın kendi kanlarından ürettiği Kök hücrelerini gene ayni hastalara nakletti.15 hastadan ikisi tedaviye cevap vermedi.Ama 13 hasta insuline bağımlı olmaktan kurtuldu.Yani 13 hasta ne insuline,nede başka bir şeker ilâcı almadan normal kan şekeri seviyelerini sağladı.Bu uygulamanın tıp dilindeki izahı şudur:Kendilerine, kendi kanlarından elde edilen Kök hücresi nakledilen hastalarda, Kök hücreleri pankreasa yerleşerek Pankreasta insuline ifrazını yani salımını sağlayan Beta hücreleri haline dönüşüyor,ve bu talihsiz hastalarda çoğu kez doğuştan beri noksan olan Beta hücreleri tamamlanmış oluyor.13 hastadan 3 üne yapılan kök hücre naklinden itibaren 3 yıl geçtiği halde hastalar ilâçsız olarak sağlıklı yaşıyorlar.

Eizelhmer hastalığı,Parkinson hastalığı ve kas erime hastalığında da yine,insan embryosunun ilk safasındaki dörtlü blastula hücrelerinden üretilen KÖK HÜCRELERİ,beynin görevli bölgelerine injekte edilerek,oralarda üremesi ve aksayan beyin görevlerini üstlenmeleri sağlanmağa çalışılmaktadır. Yukarıdaki bölümlerde,anlatmağa çalıştığımız bilgiler doğrultusunda,insanlara,dinlere,inançlara ve kültürlere,olabildiğince saygılı davranarak,ülkemizde,insan kopyalama ve özellikle Atatürk'ün kopyalanmasını gündeme getirmeğe çalışıyoruz.Bu amaçla,25 Mart,2005 tarihinde,Türk Patent Enstitüsüne başvurmuş bulunuyoruz.Başvuru mektubumuzu ve Türk Patent Enstitüsü başkanı adına,Patent dairesi başkanı sayın Mustafa Baran'ın ( B.14.1.TPE0.07.01.04 ) sayılı cevap yazısını,aynen aşağıya alıyoruz. 

 
 

 

Türk Patent Enstitiüsünden Patent Dairesi Başkanı Adına Mustafa Baran imzalı Sayı:B14.1.TPE.0.07.01.04

Konu: Patent




İlgi : 25.03.2005 tarihli dilekçeniz.

İlgide kayıtlı dilekçeniz incelenmiş olup, 551 patent haklarının korunması hakkında kanun hükmünde kararnamenin altıncı maddesinin 4 fıkrasının

"Patentle korunmayacak buluşlar kapsamında,

a. Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı buluşlar ile

b. Bitki ve hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki ve hayvan yetiştirilmesi usulleri hükmüne amir olması ve insan kopyalanması konulu buluşunuzun söz konusu madde kapsamına girmesi nedeni ile dilekçenize yapılacak bir işlem bulunmaktadır.

Bilgilerinizi rica ederim.

Mustafa Baran

Enstitü Başkanı a.

Patent Dairesi Başkanı

 

 

 

Dr.Hasan HORTO

 

 
 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET