AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

ECEVİT' İN GAFLARI

Ankara'ya gelince. Ankara'da özellikle Başbakanlıkta toplananlarda şenlik vardı. Herkes BAFA çıkarma yapmaya çalışan konvoyu engelledik bir muhribi'de batırdık diye birbir-lerini kutluyordu. Dönemin Fiyakacı Bakan'ı Orhan Birgit baş-parmağını aşağı doru indirmiş, batırdık, batırdık diye işaret veriyordu. O yıllar bendeniz'de iktidarın büyük ortağı Cumhuri-yet Halk Partisi'nin faal bir üyesi idim. Olanları ve olayları gayet iyi biliyior, bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs zaferi dolaysı ile Yurt'ta büyük bir sevinç vardı. Muhalefet partilerine mensup olsun, iktidar partilerine mensup olsun tüm yurttaşlarımız bu sevince katılıyordu. Tabii ki en büyük pay Sayın Bülent Ecevit'e veriliyordu; Her tarafta Karaoğlan, Karaoğlan sesleri yükseliyor; Hatta sayın Ecevit'e ikinci Atatürk Yakıştırması bile yapılıyordu. Bu şenlik ve sevinç havası ülkemizde ve özellikle cumhuriyet Halk Partisi içinde uzun süre devam etti. Ben fırsat buldukça parti toplantılarında mikrofonu elime alıp arkadaşlar Kıbrıs Zaferi Ordumuzun, Milletimizin bir zaferidir; Bu zafer: Partimize mal etmeye, politik olarak istismar etmeye çalışmayalım diyordum. Yöneticiler ve partililer ne yazık'ki: Benimle aynı fikirde değildiler; Bunu istismar etmeyeceğiz'de, neyi istismar edeceğiz doktor deyip bana çıkışıyorlardı. Sayın Ecevit'e kimse eleştiri getiremez, toz konduramaz olmuştu; Buna yeltenenler bile hemen alaşağı ediliyor, etkisizleştiriliyordu. Türkiye'de mevcut diğer partiler, sanki yok olmuş, sanki pısmıştı. Bütün parsayı Cumhuriyet Halk Partisi ve onun başkanı Sayın Bülent Ecevit topluyordu. Bu sarhoşluk havası içinde Cumhuriyet Halk Partisi'nde Milli Selamet Partisi ile koalisyonu bozup erken seçime gitme eğilimi başlıyordu. Özellikle Sayın Bülen Ecevit ve etraafındaki zevat bu erken seçim havasını olasıya pompalıyorlardı. Öyle'ya: O şartlar altında yapılacak bir erken seçim sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve onun başkanı Sayın Bülent Ecevit'e yarayacak; Diğerlerini belki'de silip süpürecekti. Amma diğerleri açısından yağma yoktu. O zamana kadar Adalet Partisi ve onun başkanı Sayın Süleyman Demirel, Milli-Selamet Partisi ve onun başkanı Sayın Necmettin Erbakan ve Milliyetçi-Hareket Partisi ve onun başkanı Sayın Alpaslan Türkeş sağ cenahtaki oyları paylaşmak için birbirlerine düşman haline gelmişler, adeta birbirlerini boğazlıyorlardı. Ecevit'in yarattığı erken seçim tehditleri o kadar arttı'ki: Ne yapacaklarını hep birlikte düşünmeye başladılar. Çünkü o sıralar bir erken seçim sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve sayın Bülent Ecevit'e yarayacak, belki'de kendilerini sahneden silip süpürecekti. Sayın Ecevit bu erken seçim kozunu o kadar acemice kullandı'ki: Birbirlerine düşman olan Sayın Süleyman Demirel, Sayın Necmettin Erbakan, Sayın Alpaslan Türkeş çaresiz birbirlerine sarıldılar, birleştiler ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı sağlam bir ittifak cephesi kurdular. Böylece'de erken seçime gidilmediği gibi ülkemiz birinci ve ikinci cephe hü-kümetlerince mahkum oldu. Kıbrıs harekatının sonrasında Sayın Ecevit'in arkasında oluşan siyasal güç ve siyasal destek kurtuluş savaşını kazanan Başkumandan Mustafa Kemal'de bile yoktu. Mustafa Kemal'in mecliste ve ülkede muhalifleri çoktu; Ne yazık ki: Sayın Ecevit milletçe kendisine verilmek istenen bu siyasal destek ve gücü yerinde kullanamadı; Nasıl heder edip harcadığını bilenlerin okuyanların takdirine bırakıyorum. "Politikada bir adım ileri iki adım geri." İlkesi vardır. Lenin bunun kitabını yazdı ve bu kitap bugün dünya üni-versitelerinde klasik politika kitabı olarak okutulmaktadır. Eğer Sayın Ecevit bu kitabı şimdiye kadar okumamışsa okumasına tavsiye ederim. Çünkü öğrenmenin yaşı yoktur ve çünkü Sayın Ecevit hala ülkemizi yönetmek iddiasındadır. Uzun süren birinci ve ikinci milliyetçi hükümetlerin hiç yoktan oluşmasının tek nedeni Sayın Ecevit'in gaf denecek politik yanlışlarıdır. Bu yüzden kendisine doğru ve haklı bir benzetme ile Japon yapıştırıcısı 404 yakıştırması yapıldı. Bu dönemde devlette ve ülkede politik kadrolaşma, kutup-laşma başladı. Gençler sağ ve sol diye cephelere ayrılıyor, bir-birleri aleyhine düşmanlık körükleniyordu. Bu kışkırtmalar so-kakları kan gölüne çevirdi. Gün geçmiyordu'ki: İnsanlar vurulmasın, cinayet işlenmesin. Analar babalar okula gönderdikleri çocuklarını heyecan içinde gece eve sağ salim dönecek'mi diye endişe ile bekliyordu. Çok insan, çok aydın öldü bu kabuslu günlerde; Ölenler sağcısıyla, solcusuyla bizim insanlarımız; Ölenler sağcısıyla, solcusuyla, bizim çocuklarımızdı;Karışık, çatışma ve korku ortamı 70 li yılların sonlarına kadar devam etti. Bu yıllarda Sayın Bülent Ecevit'e tekrar Baş-bakan olma şansı doğdu. Halk Parti'si azınlık hükümeti kurarak tek başına iktidar olmuştu. Ve Sayın Bülent Ecevit'te Başba-kan'dı. Tam bu dönemde Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye ve Yu-nanistan'a Avrupa Birliği'ne üyü olmak için davet geldi. Yuna-nistan hemen daveti kaptı ve Avrupa Birliğine ortak oldu. Sayın Bülent Ecevit ise onlar ortak biz Pazar; Biz Avrupa'nın bahçıvanı olmayacağız diye üyelik teklifini geri çevirdi. İşte bu'da Sayın Ecevit'in ikinci büyük gafıydı; Yunanistan kişi başına düşen milli gelirini Türkiye'nin dört katına çıkardı. Biz ise ayağımıza gelen Avrupa üyelik davetini elimizin tersiyle reddettikten 25 yıl sonra, bugün 2002 yılında gene Sayın Bülent Ecevit'in Başbakanlığında Avrupa kapılarını çalıyoruz. Üstelik bu sefer Yunanistan'ın itiraz ve veto tehdidini korkarak, yaşayarak. 

( 1975 yılı ile 1980 yılı arasında,ülkemizin, AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ve AB ( Avrupa Birliği ) konusunda yaptığı yanlışları ve kaçırdığı fırsatları,yakın tarihi yaşayan ve bizzat gözlemleyen siyaset bilimcileri acı,acı şöyle sıralıyorlar. 1-Tarih, 12 Haziran,1975,Ankara da,birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti iktidardadır.Başbakan sayın Süleyman Demirel,Başbakan yardımcıları ise,MHP ( Milliyetçi Hareket Partisi ) başkanı sayın Alpaslan Türkeş ve MSP ( Milî Selâmet Partisi ) başkanı sayın Necmettin Erbakan dır. Yunanistan üye olmak için,Avrupa Birliğine müracaat etmiştir.O dönem Bürüksel Büyük elçimiz olan sayın Tevfik Saracoğlu,kalkar Ankara'ya gelir.Yunanistan müracaat ederken bizde müracaat edelim,fırsatı kaçırmıyalım diye,sayın Başbakan Süleyman Demirel'e , Başbakan yardımcıları sayın Türkeş ve sayın Erbakan'a teklif getirir ve ısrar eder.Ankara dan olumlu yanıt alamaz ve Bürüksel'e eli boş döner.Milliyetçi gelenek gereği teklif reddedilmiştir.2- Tarih, 26 Mayıs,1978,Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliği kesinleşmiştir.Ankara da sayın Bülent Ecevit,azınlık hükümeti başbakanı olarak iktidardadır.Gene Milliyetçilik te kimseden geri kalacak değil ya, AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ilişkilerini derhal durdurur. 3- yıl 1980,Ankara da ikinci Milliyetçi Cephe Hükümeti iktidardadır.Gene sayın Süleyman Demirel Başbakan,sayın Alpaslan Türkeş ve sayın Necmettin Erbakan başbakan yardımcılarıdır.Sayın Hayrettin Erkmen de dışişleri bakanıdır.Sayın Hayrettin Erkmen,kabinede,Yunanistan'ın Avrupa üyeliği kesinleştiği için,bizim de müracaat etmemiz gerektiği tezini savunur.Gerekçelerini de bir, bir sayar.Demirel ,Erbakan dan çekinir.1980 yılı Temmuzunda,Necmettin Erbakan,bizi Avrupa Birliğine sokarak ,İslam aleminden uzaklaştıracak gerekçesi ile dışişleri bakanı sayın Hayrettin Erkmen'i,bakanlıktan düşürmek üzere,aleyhine Meclise gen soru önergesi verir.O sıralarda Ana muhalefet partisi genel Başkanı sayın Ecevit tir. Ecevit'te bu tarihi fırsatı kaçırmayıp,Erbakan'ın gen sorusunu destekler.İşte böylece de, İktidar ve Ana muhalefetin elbirliği ile Sayın Hayrettin Erkmen dış işleri bakanlığından düştüğü gibi,Ülkemizin Avrupa birliği heves ve serüveni de,17 Aralık,2004 tarihine kadar yani, tam 24 koca yıl,büyük bir darbe alır.Bu tarihsel serüven de,zararımız nedir? Kârımız nedir ? Bunun için milli gelir hesaplarına bakmakta yarar vardır sanırım. 1970 li yıllarda,İspanya da kişi başına düşen milli gelir 2700 dolar,Portekiz de1800 dolar,Yunanistan da 1500 dolar,ülkemizde 1300 dolardır.Buna mukabil ,2004 yılına, Avrupa Birliği içinde giren İspanya da,kişi başı milli gelir 22.000 dolar,yine Avrupa Birliği üyesi Portekiz de 17.000 dolar,Yunanistan da 14.000 dolar.Avrupa Birliği üyeliğini şerefle!! reddedip te,tarihimize yakışır bir biçim de Avrupa Birliği dışında kalmayı başaran şanlı ülkemizde ise, kişi başına düşen milli gelirimiz sadece 4.000 dolardır.Buna sebep olanlar,bugün sevinirler mi ? Yoksa utanırlar mı? Bunu da kendileri bilir her halde. 

(1975 yılı ile 1980 yılı arasında,ülkemizin, AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ve AB ( Avrupa Birliği ) konusunda yaptığı yanlışları ve kaçırdığı fırsatları,yakın tarihi yaşayan ve bizzat gözlemleyen siyaset bilimcileri acı,acı şöyle sıralıyorlar. 1-Tarih, 12 Haziran,1975,Ankara da,birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti iktidardadır.Başbakan sayın Süleyman Demirel,Başbakan yardımcıları ise,MHP ( Milliyetçi Hareket Partisi ) başkanı sayın Alpaslan Türkeş ve MSP ( Milî Selâmet Partisi ) başkanı sayın Necmettin Erbakan dır. Yunanistan üye olmak için,Avrupa Birliğine müracaat etmiştir.O dönem Bürüksel Büyük elçimiz olan sayın Tevfik Saracoğlu,kalkar Ankara'ya gelir.Yunanistan müracaat ederken bizde müracaat edelim,fırsatı kaçırmıyalım diye,sayın Başbakan Süleyman Demirel'e , Başbakan yardımcıları sayın Türkeş ve sayın Erbakan'a teklif getirir ve ısrar eder.Ankara dan olumlu yanıt alamaz ve Bürüksel'e eli boş döner.Milliyetçi gelenek gereği teklif reddedilmiştir.2- Tarih, 26 Mayıs,1978,Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliği kesinleşmiştir.Ankara da sayın Bülent Ecevit,azınlık hükümeti başbakanı olarak iktidardadır.Gene Milliyetçilik te kimseden geri kalacak değil ya, AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ilişkilerini derhal durdurur. 3- yıl 1980,Ankara da ikinci Milliyetçi Cephe Hükümeti iktidardadır.Gene sayın Süleyman Demirel Başbakan,sayın Alpaslan Türkeş ve sayın Necmettin Erbakan başbakan yardımcılarıdır.Sayın Hayrettin Erkmen de dışişleri bakanıdır.Sayın Hayrettin Erkmen,kabinede,Yunanistan'ın Avrupa üyeliği kesinleştiği için,bizim de müracaat etmemiz gerektiği tezini savunur.Gerekçelerini de bir, bir sayar.Demirel ,Erbakan dan çekinir.1980 yılı Temmuzunda,Necmettin Erbakan,bizi Avrupa Birliğine sokarak ,İslam aleminden uzaklaştıracak gerekçesi ile dışişleri bakanı sayın Hayrettin Erkmen'i,bakanlıktan düşürmek üzere,aleyhine Meclise gen soru önergesi verir.O sıralarda Ana muhalefet partisi genel Başkanı sayın Ecevit tir. Ecevit'te bu tarihi fırsatı kaçırmayıp,Erbakan'ın gen sorusunu destekler.İşte böylece de, İktidar ve Ana muhalefetin elbirliği ile Sayın Hayrettin Erkmen dış işleri bakanlığından düştüğü gibi,Ülkemizin Avrupa birliği heves ve serüveni de,17 Aralık,2004 tarihine kadar yani, tam 24 koca yıl,büyük bir darbe alır.Bu tarihsel serüven de,zararımız nedir? Kârımız nedir ? Bunun için milli gelir hesaplarına bakmakta yarar vardır sanırım. 1970 li yıllarda,İspanya da kişi başına düşen milli gelir 2700 dolar,Portekiz de1800 dolar,Yunanistan da 1500 dolar,ülkemizde 1300 dolardır.Buna mukabil ,2004 yılına, Avrupa Birliği içinde giren İspanya da,kişi başı milli gelir 22.000 dolar,yine Avrupa Birliği üyesi Portekiz de 17.000 dolar,Yunanistan da 14.000 dolar.Avrupa Birliği üyeliğini şerefle!! reddedip te,tarihimize yakışır bir biçim de Avrupa Birliği dışında kalmayı başaran şanlı ülkemizde ise, kişi başına düşen milli gelirimiz sadece 4.000 dolardır.Buna sebep olanlar,bugün sevinirler mi ? Yoksa utanırlar mı? Bunu da kendileri bilir her halde. 

Birde Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin bizden çok evvel, 2003 yılında Avrupa Birliğine alınacağı kararlaştırıldığına göre Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin yaratacağı engeller de zor-luklarımızın cabası olacak. Sayın Bülent Ecevit'in dünü, bugünü, yarını ve geleceği hiç düşünmeden 25 yıl önce verdiği Avrupa Birliği üyelik davetini red kararı Devletimize, ülkemize, insanlarımıza çok zarar verdi. Bunun bedellerini çok ağır ödedik, hala'da ödemeye devam ediyoruz. Sayın Bülent Ecevit bu tarihi kararın vicdan muhasebesini, özeleştirisini yaptı'mı acaba? Özeleştiri ülkelerin demokratik hayatına ve özellikle parti içi demokraside çok önemlidir. Biz o dönemler Cumhuriyet Halk Partisi içinde parti içi demok-rasi konusunda çok mücadele verirdik. Aradan 25-30 yıl geçtikten sonra partilerimizde özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'nden doğan Demokratik-Sol Parti'de DSP de parti içi demokrasi ne durumdadır acaba? Hep hatırlayacağız iki yıl önce Demokratik-Sol Parti'de en üst kurum olan KURULTAY yapılıyordu. Parti üyesi ve Demokratik Sol Parti'nin etkili çalışkan milletvekili Sema Pişkinsüt Ha-nımefendi demokrasilerde en doğal hak olan seçme-seçilme hakkını kullanarak Kurultay'a Genel Başkanlığa aday olduğunu bildiriyordu. Kurultay'da kendisinin ve oğlunun uğradığı hakaret-ler, fiziki tecavüzlere varan tartaklamalar arşiv filmlerinde, ka-setlerde ve çok daha önemlisi ülkemiz insanının hafızalarında yaşıyor. Yani 25-30 yıl sonra'da batı cephesinde değişen yeni bir şey yoktu.

Bu gün 9 temmuz 2002 ; bu satırlar yazılalı beri tam bir yıl geçti. Tarih acımasızdır; zamanı geldiğinde insanlar hakkında hak ettikleri en doğru değeri biçer. Bakınız 2002 yılında Ecevit lerin biri yaşlı bir kadın diğeri'de sağlığı bozuk bir ihtiyar olarak siyaset sahnesinden siliniyorlar. Öyle halk deyimleri de vardır ki: gene zamanı geldiğinde olayları aydınlatır, olanlara ışık tutarlar; "KURT KOCAYINCA KÖPEĞİN MASKARASI OLUR" derler. İşte Ecevit in kuzuları büyüdüler, büyüdüler, birbiri arkasına baba evlerini terk ederek Sayın Ecevit'i bugünkü durumuna soktular. Kıbrıs çıkartmasında yaşanan çok şükür bir felaketle sonuçlanmayan bir yanlışta Gerçek Süleyman Paşa ve yanlış Süleyman Paşa olayıdır. Kıbrıs'a çıkartma yapacak gemimiz asker, silah ve malzemesini aldıktan sonra Kıbrıs'a doğru yola çıkar. Kıbrıs'ın yarı yolu geçilmişti ki; Çıkartma kuvvetlerinin kumandanı olarak gemide bulunan Süleyman Tuncel Paşa kaptan köşkünde Gemi Kumandanı'nın yanına gelir. Gemi Kumandanı'na kendisinin çıkartma konusunda talimi, eğitimi, tecrübesi olmadığını söyler. Gemi kumandanı hayretler içerisinde "Peki Paşam niye buradasınız?" diye sorar Süleyman Paşa'da, emir aldım ve geldim" der. Durum anlaşılır. Kıbrıs çıkartama birlikleri kumandanı olarak Tuğgeneral Süleyman Eyüboğlu eğitilmiştir. Amma gelin görün'ki: Süleyman Eyüboğlu Paşa yerine yanlışlıkla Süleyman Tuncel Paşa gemiye bindirilmiştir. Hazırlıksız, Eğitimsiz Süleyman Tuncel Paşa Kıbrıs'a çıkar. Sonradan gelişen çıkartma olayları yeterince basında yer aldığından hepimiz tarafından etraflıca biliniyor. Yıllar geçtikten Süleyman Tuncel Paşa emekli olduktan sonra, eş dost toplantılarında kendisini Süleyman Paşa olarak tanıtan yakınlarına Güzel ve espirili bir biçimde "Evet yanlış Süleyman Paşa" der. Duyduğuma göre yanlış Süleyman Paşa espirisi kendisinin dost, arkadaş toplantılarında hala devam edermiş. 

2005 yılı Aralık ayında,bazı gazeteler baş sayfalarında yazdıklarına göre,şöyle bir olay gelişti ülkemizde.Sayın Rauf Denktaş,TBMM nin bir gurup millet vekiline,bir konuşma yapmak üzere,TBMM ne davet edilir.Hafızam beni yanıltmıyorsa,bu millet vekilleri arasında meclis başkanı,sayın Bülent arınç ta vardır.Denkaş'ın kader arkadaşı,sayın Bülent Ecevit,o dönem millet vekili olamadığından,toplantıya davetli olup olmadığını bilemiyorum.Gazetelerde ismine rastlıyamadım.Rauf Denktaş,1974 Kıbrıs harekâtının,kendisini en çok etkileyen sahnesini şöyle anlatır.Ordumuzun kıbrıs'a çıkartma yaptığı,heyecanlı ve kanlı günün ertesinde,cepheyi ziyarete gittim.Kanlı hareketten,canlı kurtulan bir yüzbaşımıza,korkmadın mı? diye sordum.Kahraman yüzbaşımız,şöyle cevap verdi bana.Çatışmaların en ürkütücü ve kanlı anında,gökyüzüne baktığımda,1571 şehitlerini,beyaz giysiler içinde uçarken gördüm.Hiç korkmadım.Bu hikâyeyi,anlatır anlatmaz,sayın Rauf Denktaş'ın gözleri yaşlarla dolar.Sayın Bülent Arınç,dahil,orada bulunanların hepsi de, hüngür,hüngür ağlarlar.

       Gaztelerde bu sahneyi okuduktan sonra,bende çok üzüldüm.Niye bilirmisiniz? Yirmirinci yüzyılda,bu tür batıl hikâyelere haalâ ağlayanlar,var diye

Dr.Hasan HORTO

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET