| |
ECEVİT' İN GAFLARI
Ankara'ya gelince. Ankara'da özellikle Başbakanlıkta
toplananlarda şenlik vardı. Herkes BAFA çıkarma yapmaya
çalışan konvoyu engelledik bir muhribi'de batırdık diye
birbir-lerini kutluyordu. Dönemin Fiyakacı Bakan'ı Orhan
Birgit baş-parmağını aşağı doru indirmiş, batırdık,
batırdık diye işaret veriyordu. O yıllar bendeniz'de
iktidarın büyük ortağı Cumhuri-yet Halk Partisi'nin faal
bir üyesi idim. Olanları ve olayları gayet iyi biliyior,
bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs zaferi dolaysı ile
Yurt'ta büyük bir sevinç vardı. Muhalefet partilerine
mensup olsun, iktidar partilerine mensup olsun tüm
yurttaşlarımız bu sevince katılıyordu. Tabii ki en büyük
pay Sayın Bülent Ecevit'e veriliyordu; Her tarafta
Karaoğlan, Karaoğlan sesleri yükseliyor; Hatta sayın
Ecevit'e ikinci Atatürk Yakıştırması bile yapılıyordu.
Bu şenlik ve sevinç havası ülkemizde ve özellikle
cumhuriyet Halk Partisi içinde uzun süre devam etti. Ben
fırsat buldukça parti toplantılarında mikrofonu elime
alıp arkadaşlar Kıbrıs Zaferi Ordumuzun, Milletimizin
bir zaferidir; Bu zafer: Partimize mal etmeye, politik
olarak istismar etmeye çalışmayalım diyordum.
Yöneticiler ve partililer ne yazık'ki: Benimle aynı
fikirde değildiler; Bunu istismar etmeyeceğiz'de, neyi
istismar edeceğiz doktor deyip bana çıkışıyorlardı.
Sayın Ecevit'e kimse eleştiri getiremez, toz konduramaz
olmuştu; Buna yeltenenler bile hemen alaşağı ediliyor,
etkisizleştiriliyordu. Türkiye'de mevcut diğer partiler,
sanki yok olmuş, sanki pısmıştı. Bütün parsayı
Cumhuriyet Halk Partisi ve onun başkanı Sayın Bülent
Ecevit topluyordu. Bu sarhoşluk havası içinde Cumhuriyet
Halk Partisi'nde Milli Selamet Partisi ile koalisyonu
bozup erken seçime gitme eğilimi başlıyordu. Özellikle
Sayın Bülen Ecevit ve etraafındaki zevat bu erken seçim
havasını olasıya pompalıyorlardı. Öyle'ya: O şartlar
altında yapılacak bir erken seçim sadece Cumhuriyet Halk
Partisi'ne ve onun başkanı Sayın Bülent Ecevit'e
yarayacak; Diğerlerini belki'de silip süpürecekti. Amma
diğerleri açısından yağma yoktu. O zamana kadar Adalet
Partisi ve onun başkanı Sayın Süleyman Demirel,
Milli-Selamet Partisi ve onun başkanı Sayın Necmettin
Erbakan ve Milliyetçi-Hareket Partisi ve onun başkanı
Sayın Alpaslan Türkeş sağ cenahtaki oyları paylaşmak
için birbirlerine düşman haline gelmişler, adeta
birbirlerini boğazlıyorlardı. Ecevit'in yarattığı erken
seçim tehditleri o kadar arttı'ki: Ne yapacaklarını hep
birlikte düşünmeye başladılar. Çünkü o sıralar bir erken
seçim sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve sayın Bülent
Ecevit'e yarayacak, belki'de kendilerini sahneden silip
süpürecekti. Sayın Ecevit bu erken seçim kozunu o kadar
acemice kullandı'ki: Birbirlerine düşman olan Sayın
Süleyman Demirel, Sayın Necmettin Erbakan, Sayın
Alpaslan Türkeş çaresiz birbirlerine sarıldılar,
birleştiler ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı sağlam
bir ittifak cephesi kurdular. Böylece'de erken seçime
gidilmediği gibi ülkemiz birinci ve ikinci cephe
hü-kümetlerince mahkum oldu. Kıbrıs harekatının
sonrasında Sayın Ecevit'in arkasında oluşan siyasal güç
ve siyasal destek kurtuluş savaşını kazanan Başkumandan
Mustafa Kemal'de bile yoktu. Mustafa Kemal'in mecliste
ve ülkede muhalifleri çoktu; Ne yazık ki: Sayın Ecevit
milletçe kendisine verilmek istenen bu siyasal destek ve
gücü yerinde kullanamadı; Nasıl heder edip harcadığını
bilenlerin okuyanların takdirine bırakıyorum. "Politikada
bir adım ileri iki adım geri." İlkesi vardır. Lenin
bunun kitabını yazdı ve bu kitap bugün dünya
üni-versitelerinde klasik politika kitabı olarak
okutulmaktadır. Eğer Sayın Ecevit bu kitabı şimdiye
kadar okumamışsa okumasına tavsiye ederim. Çünkü
öğrenmenin yaşı yoktur ve çünkü Sayın Ecevit hala
ülkemizi yönetmek iddiasındadır. Uzun süren birinci ve
ikinci milliyetçi hükümetlerin hiç yoktan oluşmasının
tek nedeni Sayın Ecevit'in gaf denecek politik
yanlışlarıdır. Bu yüzden kendisine doğru ve haklı bir
benzetme ile Japon yapıştırıcısı 404 yakıştırması
yapıldı. Bu dönemde devlette ve ülkede politik
kadrolaşma, kutup-laşma başladı. Gençler sağ ve sol diye
cephelere ayrılıyor, bir-birleri aleyhine düşmanlık
körükleniyordu. Bu kışkırtmalar so-kakları kan gölüne
çevirdi. Gün geçmiyordu'ki: İnsanlar vurulmasın, cinayet
işlenmesin. Analar babalar okula gönderdikleri
çocuklarını heyecan içinde gece eve sağ salim dönecek'mi
diye endişe ile bekliyordu. Çok insan, çok aydın öldü bu
kabuslu günlerde; Ölenler sağcısıyla, solcusuyla bizim
insanlarımız; Ölenler sağcısıyla, solcusuyla, bizim
çocuklarımızdı;Karışık, çatışma ve korku ortamı 70 li
yılların sonlarına kadar devam etti. Bu yıllarda Sayın
Bülent Ecevit'e tekrar Baş-bakan olma şansı doğdu. Halk
Parti'si azınlık hükümeti kurarak tek başına iktidar
olmuştu. Ve Sayın Bülent Ecevit'te Başba-kan'dı. Tam bu
dönemde Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye ve Yu-nanistan'a
Avrupa Birliği'ne üyü olmak için davet geldi.
Yuna-nistan hemen daveti kaptı ve Avrupa Birliğine ortak
oldu. Sayın Bülent Ecevit ise onlar ortak biz Pazar; Biz
Avrupa'nın bahçıvanı olmayacağız diye üyelik teklifini
geri çevirdi. İşte bu'da Sayın Ecevit'in ikinci büyük
gafıydı; Yunanistan kişi başına düşen milli gelirini
Türkiye'nin dört katına çıkardı. Biz ise ayağımıza gelen
Avrupa üyelik davetini elimizin tersiyle reddettikten 25
yıl sonra, bugün 2002 yılında gene Sayın Bülent
Ecevit'in Başbakanlığında Avrupa kapılarını çalıyoruz.
Üstelik bu sefer Yunanistan'ın itiraz ve veto tehdidini
korkarak, yaşayarak.
( 1975 yılı ile 1980 yılı arasında,ülkemizin, AET (
Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ve AB ( Avrupa Birliği )
konusunda yaptığı yanlışları ve kaçırdığı
fırsatları,yakın tarihi yaşayan ve bizzat gözlemleyen
siyaset bilimcileri acı,acı şöyle sıralıyorlar. 1-Tarih,
12 Haziran,1975,Ankara da,birinci Milliyetçi Cephe
Hükümeti iktidardadır.Başbakan sayın Süleyman
Demirel,Başbakan yardımcıları ise,MHP ( Milliyetçi
Hareket Partisi ) başkanı sayın Alpaslan Türkeş ve MSP (
Milî Selâmet Partisi ) başkanı sayın Necmettin Erbakan
dır. Yunanistan üye olmak için,Avrupa Birliğine müracaat
etmiştir.O dönem Bürüksel Büyük elçimiz olan sayın
Tevfik Saracoğlu,kalkar Ankara'ya gelir.Yunanistan
müracaat ederken bizde müracaat edelim,fırsatı
kaçırmıyalım diye,sayın Başbakan Süleyman Demirel'e ,
Başbakan yardımcıları sayın Türkeş ve sayın Erbakan'a
teklif getirir ve ısrar eder.Ankara dan olumlu yanıt
alamaz ve Bürüksel'e eli boş döner.Milliyetçi gelenek
gereği teklif reddedilmiştir.2- Tarih, 26
Mayıs,1978,Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliği
kesinleşmiştir.Ankara da sayın Bülent Ecevit,azınlık
hükümeti başbakanı olarak iktidardadır.Gene
Milliyetçilik te kimseden geri kalacak değil ya, AET (
Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ilişkilerini derhal durdurur.
3- yıl 1980,Ankara da ikinci Milliyetçi Cephe Hükümeti
iktidardadır.Gene sayın Süleyman Demirel Başbakan,sayın
Alpaslan Türkeş ve sayın Necmettin Erbakan başbakan
yardımcılarıdır.Sayın Hayrettin Erkmen de dışişleri
bakanıdır.Sayın Hayrettin Erkmen,kabinede,Yunanistan'ın
Avrupa üyeliği kesinleştiği için,bizim de müracaat
etmemiz gerektiği tezini savunur.Gerekçelerini de bir,
bir sayar.Demirel ,Erbakan dan çekinir.1980 yılı
Temmuzunda,Necmettin Erbakan,bizi Avrupa Birliğine
sokarak ,İslam aleminden uzaklaştıracak gerekçesi ile
dışişleri bakanı sayın Hayrettin Erkmen'i,bakanlıktan
düşürmek üzere,aleyhine Meclise gen soru önergesi
verir.O sıralarda Ana muhalefet partisi genel Başkanı
sayın Ecevit tir. Ecevit'te bu tarihi fırsatı
kaçırmayıp,Erbakan'ın gen sorusunu destekler.İşte
böylece de, İktidar ve Ana muhalefetin elbirliği ile
Sayın Hayrettin Erkmen dış işleri bakanlığından düştüğü
gibi,Ülkemizin Avrupa birliği heves ve serüveni de,17
Aralık,2004 tarihine kadar yani, tam 24 koca yıl,büyük
bir darbe alır.Bu tarihsel serüven de,zararımız nedir?
Kârımız nedir ? Bunun için milli gelir hesaplarına
bakmakta yarar vardır sanırım. 1970 li yıllarda,İspanya
da kişi başına düşen milli gelir 2700 dolar,Portekiz
de1800 dolar,Yunanistan da 1500 dolar,ülkemizde 1300
dolardır.Buna mukabil ,2004 yılına, Avrupa Birliği
içinde giren İspanya da,kişi başı milli gelir 22.000
dolar,yine Avrupa Birliği üyesi Portekiz de 17.000
dolar,Yunanistan da 14.000 dolar.Avrupa Birliği
üyeliğini şerefle!! reddedip te,tarihimize yakışır bir
biçim de Avrupa Birliği dışında kalmayı başaran şanlı
ülkemizde ise, kişi başına düşen milli gelirimiz sadece
4.000 dolardır.Buna sebep olanlar,bugün sevinirler mi ?
Yoksa utanırlar mı? Bunu da kendileri bilir her halde.
(1975 yılı ile 1980 yılı arasında,ülkemizin, AET (
Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ve AB ( Avrupa Birliği )
konusunda yaptığı yanlışları ve kaçırdığı
fırsatları,yakın tarihi yaşayan ve bizzat gözlemleyen
siyaset bilimcileri acı,acı şöyle sıralıyorlar. 1-Tarih,
12 Haziran,1975,Ankara da,birinci Milliyetçi Cephe
Hükümeti iktidardadır.Başbakan sayın Süleyman
Demirel,Başbakan yardımcıları ise,MHP ( Milliyetçi
Hareket Partisi ) başkanı sayın Alpaslan Türkeş ve MSP (
Milî Selâmet Partisi ) başkanı sayın Necmettin Erbakan
dır. Yunanistan üye olmak için,Avrupa Birliğine müracaat
etmiştir.O dönem Bürüksel Büyük elçimiz olan sayın
Tevfik Saracoğlu,kalkar Ankara'ya gelir.Yunanistan
müracaat ederken bizde müracaat edelim,fırsatı
kaçırmıyalım diye,sayın Başbakan Süleyman Demirel'e ,
Başbakan yardımcıları sayın Türkeş ve sayın Erbakan'a
teklif getirir ve ısrar eder.Ankara dan olumlu yanıt
alamaz ve Bürüksel'e eli boş döner.Milliyetçi gelenek
gereği teklif reddedilmiştir.2- Tarih, 26
Mayıs,1978,Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliği
kesinleşmiştir.Ankara da sayın Bülent Ecevit,azınlık
hükümeti başbakanı olarak iktidardadır.Gene
Milliyetçilik te kimseden geri kalacak değil ya, AET (
Avrupa Ekonomik Topluluğu ) ilişkilerini derhal durdurur.
3- yıl 1980,Ankara da ikinci Milliyetçi Cephe Hükümeti
iktidardadır.Gene sayın Süleyman Demirel Başbakan,sayın
Alpaslan Türkeş ve sayın Necmettin Erbakan başbakan
yardımcılarıdır.Sayın Hayrettin Erkmen de dışişleri
bakanıdır.Sayın Hayrettin Erkmen,kabinede,Yunanistan'ın
Avrupa üyeliği kesinleştiği için,bizim de müracaat
etmemiz gerektiği tezini savunur.Gerekçelerini de bir,
bir sayar.Demirel ,Erbakan dan çekinir.1980 yılı
Temmuzunda,Necmettin Erbakan,bizi Avrupa Birliğine
sokarak ,İslam aleminden uzaklaştıracak gerekçesi ile
dışişleri bakanı sayın Hayrettin Erkmen'i,bakanlıktan
düşürmek üzere,aleyhine Meclise gen soru önergesi
verir.O sıralarda Ana muhalefet partisi genel Başkanı
sayın Ecevit tir. Ecevit'te bu tarihi fırsatı
kaçırmayıp,Erbakan'ın gen sorusunu destekler.İşte
böylece de, İktidar ve Ana muhalefetin elbirliği ile
Sayın Hayrettin Erkmen dış işleri bakanlığından düştüğü
gibi,Ülkemizin Avrupa birliği heves ve serüveni de,17
Aralık,2004 tarihine kadar yani, tam 24 koca yıl,büyük
bir darbe alır.Bu tarihsel serüven de,zararımız nedir?
Kârımız nedir ? Bunun için milli gelir hesaplarına
bakmakta yarar vardır sanırım. 1970 li yıllarda,İspanya
da kişi başına düşen milli gelir 2700 dolar,Portekiz
de1800 dolar,Yunanistan da 1500 dolar,ülkemizde 1300
dolardır.Buna mukabil ,2004 yılına, Avrupa Birliği
içinde giren İspanya da,kişi başı milli gelir 22.000
dolar,yine Avrupa Birliği üyesi Portekiz de 17.000
dolar,Yunanistan da 14.000 dolar.Avrupa Birliği
üyeliğini şerefle!! reddedip te,tarihimize yakışır bir
biçim de Avrupa Birliği dışında kalmayı başaran şanlı
ülkemizde ise, kişi başına düşen milli gelirimiz sadece
4.000 dolardır.Buna sebep olanlar,bugün sevinirler mi ?
Yoksa utanırlar mı? Bunu da kendileri bilir her halde.
Birde Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin bizden çok evvel,
2003 yılında Avrupa Birliğine alınacağı
kararlaştırıldığına göre Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin
yaratacağı engeller de zor-luklarımızın cabası olacak.
Sayın Bülent Ecevit'in dünü, bugünü, yarını ve geleceği
hiç düşünmeden 25 yıl önce verdiği Avrupa Birliği üyelik
davetini red kararı Devletimize, ülkemize, insanlarımıza
çok zarar verdi. Bunun bedellerini çok ağır ödedik,
hala'da ödemeye devam ediyoruz. Sayın Bülent Ecevit bu
tarihi kararın vicdan muhasebesini, özeleştirisini
yaptı'mı acaba? Özeleştiri ülkelerin demokratik hayatına
ve özellikle parti içi demokraside çok önemlidir. Biz o
dönemler Cumhuriyet Halk Partisi içinde parti içi
demok-rasi konusunda çok mücadele verirdik. Aradan 25-30
yıl geçtikten sonra partilerimizde özellikle Cumhuriyet
Halk Partisi'nden doğan Demokratik-Sol Parti'de DSP de
parti içi demokrasi ne durumdadır acaba? Hep
hatırlayacağız iki yıl önce Demokratik-Sol Parti'de en
üst kurum olan KURULTAY yapılıyordu. Parti üyesi ve
Demokratik Sol Parti'nin etkili çalışkan milletvekili
Sema Pişkinsüt Ha-nımefendi demokrasilerde en doğal hak
olan seçme-seçilme hakkını kullanarak Kurultay'a Genel
Başkanlığa aday olduğunu bildiriyordu. Kurultay'da
kendisinin ve oğlunun uğradığı hakaret-ler, fiziki
tecavüzlere varan tartaklamalar arşiv filmlerinde, ka-setlerde
ve çok daha önemlisi ülkemiz insanının hafızalarında
yaşıyor. Yani 25-30 yıl sonra'da batı cephesinde değişen
yeni bir şey yoktu.
Bu gün 9 temmuz 2002 ; bu satırlar yazılalı beri tam bir
yıl geçti. Tarih acımasızdır; zamanı geldiğinde insanlar
hakkında hak ettikleri en doğru değeri biçer. Bakınız
2002 yılında Ecevit lerin biri yaşlı bir kadın diğeri'de
sağlığı bozuk bir ihtiyar olarak siyaset sahnesinden
siliniyorlar. Öyle halk deyimleri de vardır ki: gene
zamanı geldiğinde olayları aydınlatır, olanlara ışık
tutarlar; "KURT KOCAYINCA KÖPEĞİN MASKARASI OLUR" derler.
İşte Ecevit in kuzuları büyüdüler, büyüdüler, birbiri
arkasına baba evlerini terk ederek Sayın Ecevit'i
bugünkü durumuna soktular. Kıbrıs çıkartmasında yaşanan
çok şükür bir felaketle sonuçlanmayan bir yanlışta
Gerçek Süleyman Paşa ve yanlış Süleyman Paşa olayıdır.
Kıbrıs'a çıkartma yapacak gemimiz asker, silah ve
malzemesini aldıktan sonra Kıbrıs'a doğru yola çıkar.
Kıbrıs'ın yarı yolu geçilmişti ki; Çıkartma
kuvvetlerinin kumandanı olarak gemide bulunan Süleyman
Tuncel Paşa kaptan köşkünde Gemi Kumandanı'nın yanına
gelir. Gemi Kumandanı'na kendisinin çıkartma konusunda
talimi, eğitimi, tecrübesi olmadığını söyler. Gemi
kumandanı hayretler içerisinde "Peki Paşam niye
buradasınız?" diye sorar Süleyman Paşa'da, emir aldım ve
geldim" der. Durum anlaşılır. Kıbrıs çıkartama
birlikleri kumandanı olarak Tuğgeneral Süleyman Eyüboğlu
eğitilmiştir. Amma gelin görün'ki: Süleyman Eyüboğlu
Paşa yerine yanlışlıkla Süleyman Tuncel Paşa gemiye
bindirilmiştir. Hazırlıksız, Eğitimsiz Süleyman Tuncel
Paşa Kıbrıs'a çıkar. Sonradan gelişen çıkartma olayları
yeterince basında yer aldığından hepimiz tarafından
etraflıca biliniyor. Yıllar geçtikten Süleyman Tuncel
Paşa emekli olduktan sonra, eş dost toplantılarında
kendisini Süleyman Paşa olarak tanıtan yakınlarına Güzel
ve espirili bir biçimde "Evet yanlış Süleyman Paşa" der.
Duyduğuma göre yanlış Süleyman Paşa espirisi kendisinin
dost, arkadaş toplantılarında hala devam edermiş.
2005 yılı
Aralık ayında,bazı gazeteler baş sayfalarında
yazdıklarına göre,şöyle bir olay gelişti ülkemizde.Sayın
Rauf Denktaş,TBMM nin bir gurup millet vekiline,bir
konuşma yapmak üzere,TBMM ne davet edilir.Hafızam beni
yanıltmıyorsa,bu millet vekilleri arasında meclis
başkanı,sayın Bülent arınç ta vardır.Denkaş'ın kader
arkadaşı,sayın Bülent Ecevit,o dönem millet vekili
olamadığından,toplantıya davetli olup olmadığını
bilemiyorum.Gazetelerde ismine rastlıyamadım.Rauf
Denktaş,1974 Kıbrıs harekâtının,kendisini en çok
etkileyen sahnesini şöyle anlatır.Ordumuzun kıbrıs'a
çıkartma yaptığı,heyecanlı ve kanlı günün
ertesinde,cepheyi ziyarete gittim.Kanlı hareketten,canlı
kurtulan bir yüzbaşımıza,korkmadın mı? diye
sordum.Kahraman yüzbaşımız,şöyle cevap verdi
bana.Çatışmaların en ürkütücü ve kanlı anında,gökyüzüne
baktığımda,1571 şehitlerini,beyaz giysiler içinde
uçarken gördüm.Hiç korkmadım.Bu hikâyeyi,anlatır
anlatmaz,sayın Rauf Denktaş'ın gözleri yaşlarla
dolar.Sayın Bülent Arınç,dahil,orada bulunanların hepsi
de, hüngür,hüngür ağlarlar.
Gaztelerde bu sahneyi okuduktan sonra,bende çok
üzüldüm.Niye bilirmisiniz? Yirmirinci yüzyılda,bu tür
batıl hikâyelere haalâ ağlayanlar,var diye
Dr.Hasan HORTO
|
|