| |
YETİŞMİŞ.,EĞİTİLMİŞ
GENÇLERİMİZE ASKERLİK KÖSTEĞİ
Amerika da askerlik çağına yaklaşan her gence
yaşına,gördüğü eğitime,mesleğine,evlilik durumuna ve
çocuklarının adetine göre bir askerlik statüsü,bir
askerlik sırası verilir.Buna MİLİTARY CLASSİFİCATİON
yani askerlik sıralaması denir.Genel kurmay ordunun
ihtiyacına göre bu sıralamada hangi bölümlerin askere
çağrılacağını önceden ilan eder.İlan edilen bu sıra
dışında kalan gençlerin asla askerlik takıntısı
olmaz.İstedikleri yerde iş ararlar,işe girerler.Onları
işe alacak şirketler,kurumlar, işverenler onların
military classification kartlarına bakarlar ve
kendilerine ilgili sual sormazlar.Kendimden örnek
vereyim.Bende Amerika da çalışırken askerlik çağında
idim.Amerikan immigrant cartı yani yeşil kart sahibi
idim.Bu kartı taşıyanlar Amerikan vatandaşlarının
haklarına sahip oldukları gibi,her türlü
sorumluluklarına,bizdeki yaygın tabiri ile vatandaşlık
mükellefiyetlerine de tabi idi.Ben Amerikada evli ve bir
çocuk sahibi idim.Sonradan ikinci çocuğum da Amerikada
dünyaya geldi.Bu durumuma uygun olarak bana da bir
military classification kartı verdiler.O dönemler
Vietnam savaşının çok kızıştığı,sıkışıklığın yaşandığı
günlerdi.Üstelikte Vietnamda yaralama olayları çok fazla
olduğundan tıpta uzmanlık alanım olan anestezi
mütehassıslığı Vietnam da en çok ihtiyaç duyulan tıp
alanlarından biriydi.O bakımdan Amerikan hükümeti beni
rahatça askere alıp Vietnam a gönderebilirdi. Buna
rağmen rahatça istediğim yerde işe girdim. beni işe alan
hastaneler,müesseseler sadece military classification
kartıma baktılar,bana bu konuda sual bile
eylemediler.1973 yılında yurda dönüp ülkemde çalışmağa
başladığımda askerlik çağındaki eğitilmiş, okullarını
bitirmiş çalışmak isteyen gençlerimizin içine açmazı
gördükçe irkildim,üzüldüm adeta kahroldum.Başarılı
gançlerimiz
çalışmışlar,çalışmışlar,üniversiteyi,okulları
bitirmişler en verimli zamanlarında çalışmak ,faydalı
olmak aşk ve şevki ile iş arıyorlar.Başvurdukları
müessese ve işverenler askerlik yaptın mı diye
soruyorlar.Onlarda tabbi ki hayır diyorlar.Onlara iş
verecekler maalesef sizi işe alamayız,askerlik yapın
öyle gelin diyorlar.Gençlerimiz bu sefer askerlik
şubelerinin yolunu tutarak bizi askere alın diyorlar.
Aldıkları cevaplarda çok ilginç,,Hayır deniyor
kendilerine,biz senede sadece şukadar genci askere
alabiliyoruz,size sıra yıllar sonra gelir.Peki diyor
gençler öyleyse bize askerlik yönünden çalışmamızda bir
sakınca yoktur diye bir belge verin de iş bulup
çalışalım.Yok diyorlar onu da veremeyiz.Yüzbinlerce
gencimiz yıllarca iki arada bir derede kaldılar.En
verimli yıllarını boşta geçirdiler.Kendileri,aileleri
hem maddi hemde manevi sıkıntılar çektiler
Ülkede.verimden,işgücünden,üretimden kaybetti.Yani maddi
ve manevi kayıplarımız hem insanlarımız,hem ailelerimiz
hemde devlet ve ülkemiz açısından sayılmıyacak kadar çok
fazla ve çok büyük.Benim ne ülkem, ne devletim nede genç
kardeşlerim bu haksızlığı asla haketmediler. şimdiye
kadar bu sorunu çözemeyen yetkililer,.Buna sebep olanlar
biraz düşünsünler.Önlerinde diğer devletlerin Amerika
nın başarılı uygulama öenekleri durup dururken
gençlerimize,insanımıza devletimize bukadar çok kayıplar
verdiren bu basit sorunu çözmek çok mu zor geldi
kendilerine.İnsan üzülüyor ,üzüldükçe de
kahroluyor.Umarım bundan sonra devleti yönetecekler bu
basit,basit amma önemli soruna çözüm getirirler.Zira
aradan 30 40 yıl geçtiği halde bu kronik, bu müzmin
hastalık olduğu gibi ortada duruyor. Bazı kıymetli asker
arkadaşlarım yazdıklarımı okudukça lütfedip
fikirlerini,görüşlerini söylüyorlar.Bende bunlardan
esinlenerek aşağıdaki satırları kaleme aldım.Biraz ağır
kaçsada kendilerinden özür dileyerek yazdıklarımı buraya
alıyorum.Kavramlar,terimler,kelimeler arasındaki
nüansları bilemezsen yıllarca konduğun yerde
otlarsın.Bir adım ileri gidemezsin..Bir düşünüre göre
savaş askerlere bırakılamıyacak kadar ciddi bir iştir.
Savaşı ülkeler,devletler yapar,savaşın gerektirdiği
muharebeleri ise askerler yapar.Savaşın askeri yönü beni
ilgilendirmiyor.Savaşın asıl yönü siyasal,sosyal
yanıdır.Ben savaşın bu yanı ile ilgileniyorum.Uzun
zamandır dünyada vatanseverliğin anlamı, manası da
değişti.Modern çağda vatanseverlik artık sınırları
korumak anlamına gelmiyor.Ülkeye,insanlara, işe, aşa
yapılan katkı anlamına geliyor.Yeni millenyumda,21 inci
yüzyılda lütfen bizde eski zihniyetleri atalım,yenileri
alalım. 700 yıl evvel yaşamış İslam din adamı,büyük
düşünür,büyük alim
Mevlana Celaleddini Rumi bakınız ne
demiş.Ne söylemişsek dün cancağızım,düne aitti,demiş
Mevlana,bugün artık yeni şeyler söylememiz lazım.Geliniz
bizde artık Hazreti Mevlanayı örnek alalım,Hazreti
Mevlana dan ders alalım.Genç kardeşlerimizin askerlik
kösteğine üzülerek,hırslanarak takılıpta asıl konumuzu
unuttum sanmayınız. karşılaştırma,kıyaslama olsun diye
Kıbrıs harekatımız ile iniltileştirilecek Vietnam ve
Arap İsrail savaşı idi konumuz. Vietnamda savaş
kızıştıkça.kayıplar arttıkça savaşın üzücü,çirkin
fotoğrafları hem basında hemde medyada
yayınlandıkça,yalnız Amerikada değil bütün dünyada savaş
karşıtı hareketler hızla yayılıyordu.Amerika ve dünyanın
hemen her yerinde aydınlar, öğreniciler,sanatçılar savaş
karşıtı hareketlere katılıyor,ön saflarda yer
alıyordu.Vietnamda yaralanıp sakat kalan Amerikalı
gençler savaş karşıtı gösterilere
katılıyorlardı.Bunların acı öyküleri ve içine düştükleri
acıklı durumlar sinema filimlerine konu oluyordu.Sonunda
dünyada ve Amerikada savaş karşıtı hareketlerin dozu
okadar arttı ki dünya ve Amerikan kamu oyunda Vietnam
savaşına karşı bır nefret ,bir öfke doğdu.Kendi isteği
ile daldığı bu amansız ,bu manasız savaşta elli bin
gencini kaybettikten sonra Amerika Vietnamda barış
olasalıklarını araştırmağa başladı.Amerikan hükümeti,
dünyanın en kuvvetli gücü kendi arzusu ile daldığı
Vietmam bataklığından mağlubiyeti kabul edip çekilmek
istiyordu.O dönemin cumhurbaşkanı president Lyndon
Johnson un en büyük kaygısı çekilirken Amerika nın
yüzünü korumak,kurtarmaktı.Bu yüzden HONORABLE PEACE
yani onurlu barış kavramı geliştirildi.Bunun
sağlanmasında dünya düşünürlerinin,dünya sanatçılarının
ve dünya aydınlarının katkıları oldu. Bundan sonrada
Amerika Vietnamdan çekildi.Vietnam savaşı bittikten
sonra Amerikan genelkurmayında özellikle PENTAGON da bir
özeleştiri başladı.Dünyanın en güçlü ordusu Vietnam gibi
zayıf bir tarım ülkesine mağlup düşmüştü. Pentagon
düşünüyordu.acaba nerede yanlış yaptık diye.Bu suale
cevap bulmak Amerikan ordusunu yeniden yapılandırılmak
üzere hudutsuz yetkilerle Donn Starry ile Don Morelli
görevlendirildi.Donn Starry Kansaslı olup 1930 lu
yıllardaki büyük depresyonun çocuğudur.Donn Starry ile
Don Morelli Vietnam gibi zayıf bir üçüncü sınıf ülkesine
mağlup olmuş Amerikan ordusunu bir ikinci dalga ordusu
olmaktan çıkarıp bir üçüncü dalga ordusu haline sokan ,
Amerikan ordusunu1991 körfez savaşına hazırlayan
kişilerdir.Körfez savaşını yürütüp başarıya ulaştıran
general Schwarzkopf a hernekadar körfez savaşı virtüözü
dense de,DonnStarry ile Don Morellı ye de körfez
savaşının baş bestekarları denilmektedir.Burada körfez
savaşının dünyada ilk bilgi savaşı olduğunu belirtmekte
yarar vardır sanırım.Kuzey Carolina yaratıcı liderlik
merkezinin körfez savaşından hemen önce yaptırdığı
araştırma da çıkan sonuçlar da çok ilginçtir..Bu
araştırmaya göre en üst düzey Amerikan yöneticileri
arasında doktora yapmış olanların oranı yüzde 19 olduğu
halde Amerikan ordusundaki tuğgeneraller arasında
doktora yapmışların oranı yüzde 88 dir. .Donn Starry ile
Don Morelli ayni zamanda Natoda da yeni stratejiler
belirlemek üzere görevlendirilmişlerdir.1974 yılı ocak
ayı başlarında Donn starry ile bir gurup zırhlı
birlikler subayı İngilizler tarafından eğitim
tesislerini gezmek üzere davet edilmişlerdir.Starry nin
karısı Letty de yanındaydı.İngilterede boş saatlerde
eğlenirken Amerikan ordusu kurmay başkanı general
Creighton Abrams tan bir telefon gelir kendisine.Kurmay
başkanı derki yarın sabah gerekli bütün belgelerle bir
subay gelecek. Karını ve kadronu memlekete gönder.Yanına
bir kişi al,İsrail e gidiyorsun.Donn starry den istenen
3 ay evvel 6 ekim,1973 te Musevilerin YUM KİPPUR kutsal
gününde yapılan Mısır Suriye İsrail savaşını
incelemekti.Donn starry 6 ekim,1973 savaşının geçtiği
KUNEİTRA bölgesine geldi.İsrailli komutanlar 3 ay
evvelki kanlı savaşlar hakkında kendisine çok geniş
bilgi verdiler.Gerçi İsrail 1967yılı 6 gün savaşında
Mısır Suriye uçaklarını daha havalanmadan
havaalanlarında yok ederek savaşı 6 günde bitirmişlerdi
amma şimdiki durum çok farklıydı.Mısır,Suriye birlikleri
sayı olarak çok daha fazla,çok daha iyi eğitilmiş ve çok
daha hazırlıklı idiler.Kuzeyde Suriye liderliğindeki
birliklerde 1400 tank,1000 havan topla desteklenen 45000
asker vardı Sovyetler en gelişmiş silahlarını Suriye ve
Mısıra da vermişti.Aralarında o güne kadar yapılmış, en
gelişmiş sovyet tankı olan T62 lerde vardı.Bu üstün
kuvvetler 6 ekim öğleden sonra saat 1.58 de 1967, 6 gün
savaşından beri Suriye yi İsrail den ayıran mor hattını
aşarak aniden İsrail e saldırdılar.Asker sayısı,araç
gereç ve ateş gücü bakımından çok üstün olan Suriye
birlikleri karşısında ise iki zayıf İsrail tugayı
bulunuyordu.Kuzeyde yedinci tugay,güneyde 188 inci
tugay.İki tugayda da toplam 170 tank,60 parça top ve
sadece 6000 İsrail askeri vardı.600 tanklı iki Suriye
tümeninin saldırısına uğrayan 188 inci İsrail tugayı
yirmidört saat içinde hemen hemen tamamen
silinmişti.Subayların yüzde doksanı ölmüştü.Suriyeliler
Şeria nehri ne ve Galile gölüne on dakikalık
mesafedeydiler.Suriyeliler İsrail tümen karargahını
nerdeyse ezip geçeceklerdi.Bu hareketle eşzamanlı olarak
Golan tepelerinin kuzey kısmındaki 500 tanklı Suriye
gücü 100 tanklı İsrail yedinci tugayına
çullanmıştı.Buradada yedinci tugay büyük zayiat
verdi.İki İsrail tugayının da merkezi komuta ile
irtibatları kesilmişti.Bu bakımdan tugay komutanları ve
kalan askerler kendi insiyatif ve kararları ile başbaşa
kaldılar.Ani karar verip savunmaya geçecek yerde can
havli ile zayıf gördükleri yerde karşı saldırıya
geçtiler.İşte mrkezden emir alamayan,kendi savaş
insiyatifini kullanan yedinci tugayın bu karşı saldırı
kararı savaşın kaderini de değiştirdi.Yedinci tugayın bu
amansız saldırıda verdiği ağır zayiat ile tank sayısı
yüzden yediye inmişti amma Suriye tank ve zırhlı
araçlarının yüzlercesini saf dışı bırakmıştı.Tam o
sırada birçok askeri yok olan,tank sayısı yediye
inen,cephanesi azalan birliğe,hastanelerden taburcu
edilmiş yaralıların yönettiği ve aceleyle onarılmış 13
tank katıldı.Takviye alan İsrail kuvvetleri daha da
büyük bir saldırıya geçtiler.Suriye birlikleri
İsraillileri de şaşırtarak çekilmeğe başladılar.Ancak
asıl savaş güney kesiminde yer almıştır.Kuzeyde yedinci
tugayın kanlı direnişi güneydeki İsrail birliklerine
yedek güç gelmesi için zaman kazandırmıştı.General Dan
Laner komutasındaki bir tümen güneybatıdan geldi.General
Moşe Musa Peled komutasındaki ikinci tümen Laner in
birliğinin onaltı kilometre güneyinden ona paralel
olarak yaklaştı.İsrail hava kuvvetlerinin yoğun
desteğine sahip bu birlikler Kuneitra nın birkaç
kilometre güneyinde Suriye birliklerini bir kıskaç içine
aldılar.Dört gün sonra Suriyeliler Birleşmiş Milletlerin
ateşkesini kabul ettiklerinde 1300 tank
kaybetmişlerdi.Bunların 867 si İsraillilerin eline
geçmişti.3500 Suryiyeli asker ölmüş,370 Suriyeli askerde
tutsak alınmıştı.İsrail tanklarının hepsi yara almış
amma anında onarılıp tekrar savaşa
sürülmüştü.İsrailliler 772 kayıp vermişler,65 İsrailli
askerde Suriyelilere tutsak düşmüştü.Kısa zaman içinde
Kuneitra daki savaş sahası savaş dışı kalmış,tahrip
olmuş Suriye Mısır tank mezarlığı haline dönüştü.Zayıf
İsrail birlikleri kendilerinden çok üstün düşman
kuvvetlerine karşı tarihin gördüğü en büyük tank
savaşını gerçekleştirmişti. Birçok arkadaşım Kıbrıs
zaferini anlatırken Vietnam savaşına,Arap İsrail
savaşına dalıp konuyu dağıttığımı söylüyorlar.Yakınmakta
haklıdırlar,amma silahlı kuvvetlerimizin hava atma,hava
indirme,deniz çıkartma birliklerinin çok zor olan
işbirliğini,koordinasyonunu sağlayarak iki günden az bir
zamanda kazandığı Kıbrıs zaferi ile zayıf İsrail
birliklerinin kendilerine karşı asker sayısı,araç gereç
ve ateş gücü bakımından çok üstün görünen Mısır Suriye
birliklerine karşı dört günde gerçekleştirdikleri
inanılması güç zafer, yapılışları yönlemleri bakımından
tıpa tıp birbirine benziyor.Bizim Kıbrıs harekatında
hızla sağladığımız zaferde sır,çıkartma kuvvetleri
kumandanı olarak yanlışlıkla Kıbrısa çıkan Süleyman
Tuncel paşanın ani ve isabetli bir kararla muharebenin
insiyatifini,sevki idaresini iyi eğitilmiş alt kademeye
bırakmasıdır.İsrail birliklerinin dört günde
gerçekleştirdikleri zafer de sır ise,üstün Suriye Mısır
kuvvetlerince kuşatılıp sarılınca İsrail komuta merkezi
ile bağlantılarının ,irtibatlarının kopması neticesi
kendi kararlarını kendileri verip,yazgılarını yazmaları
idi.İsrail generalleri Kuneitra savaş alanında Donn
Starry ye her türlü bilgiyi verdiler.Sağ elini şakağına
koyarak kendi kendine,şimdi anladım,nerede yanlış
yaptığımızı dedi Donn Starry. Biz Vietnam savaşını
binlerce kilometre uzaktan Washington dan idare
ediyorduk.Hangi hedefleri vuracağımızı bile Washingtonda
Pentagon da kararlaştırıyorduk.Ve hatta hatta çoğu
önemli hedeflerin vurulmasına da Beyaz saray karar
veriyordu.İşte yanlış burdaydı,savaş yerinde idare
edilmeliydi. 6 ekim,1973 Arap İsrail savaşının da bize
öğrettiği buydu işte..,Ayni öğreti, ayni ders silahlı
kuvvetlerimizin Kıbrıs Girne de yaptığı çıkartma
harekatında da vardı.İsrail savaşı dört gün sürdüğü
halde Süleyman Tuncel paşanın yanlışlıkla Kıbrıs a
çıkması ile gerçekleşen hızlı çıkartma harekatımız iki
günden az zamanda bitmişti.Zaman bakımından daha da
süratliydi. Donn Starry nin bu teşhisi,bu gözlemleri
yalnız Amerikan ordusunu ,Amerika nın yapısını
değil,başka orduların,başka ülkelerin yapısını da
değiştirecekti.Uygarlığın sanayi döneminde orduların da
kurumların,şirketlerin yapıları da medeniyetin ikinci
dalga aşamasına uygundu.Sanayi devriminde oluşan bu
dalgada büyük iyiydi,hatta çok büyük çok daha
iyiydi.Amerika Birleşik Devletleri ile Soviet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği büyük kurumlar,büyük
ordular,büyük şirketler kurmakta adeta yarışa
girmişlerdi.Donn Starry ile birlikte olayların üzerine
eğilen Amerikalı bilin adamları ogüne kadar dünyada
hakim olan MERKEZİ YÖNETİM yerine BÖLGESEL YÖNETİM yani
YEREL YÖNETİM sistemini geliştirdiler.Bugün yaşadığımız
dünyada hatta hatta Türkiyede de merkezi yönetim değil
bölgesel yönetim geçerlidir.O günlere kadar yer yüzünde
BÜYÜK OLAN İYİDİR.HATTA HATTA DAHA BÜYÜK OLAN DAHA DA
İYİDİR.düşüncesi yerine içine girdiğimiz BİLGİ ÇAĞINDA
ise KÜÇÜK OLAN GÜZELDİR.düşüncesi gelişti.Bu doğrultuda
Amerikan ordusunda merkezden yönetilen büyük birimler
yerine,özel bir görevi ve misyonu üstlenmiş,bu misyondan
sorumlu amma merkezden bağımsız,kendi kendisine karar
verebilen,kendi göbeğini kendi kesen ,tam yetkili özel
birimler oluştu.Amerikan ordusu bu yönde süratle yeniden
yapılandırıldı.Bunun başarılı sonucunu da 1991 körfez
savaşında aldı.6 ekim,1973 Arap İsrail savaşının ve 1974
hızlı çıkartmasının öğrettiği ademi
merkeziyet,BÖLGESEL,YERİNDE YÖNETİM hızla sivil hayata
da yansıdı.Sanayi devriminin büyüttükçe büyüttüğü
şirketler,gittikçe hantallaşmışlar,vermleri düşmüştü.
Örneğin Amerikan telefon telegraf company ATT,GENERAL
MOTORS ve diğer dünya devleri gibi. Amerikan
telefon,telegraf şirketi ATT de 980.000 kişi
çalışıyordu.Bu dev şirket 1000 ayrı şirkete bölündü.Bu
yöntemi diğer dünya devleri de takip ettiler.Böylece
İsrail in KUNEİTRA da gerçekleştirdiği hızlı zafer
YEREL,BÖLGESEL YÖNETİM sistemini gündeme getirmekle
dünyayı değiştiriyordu.İsrail bu olguyu gayet güzel
kullandı.KUNEİTRA da İsrail in savaşta tahrip ettiği ve
ele geçirdiği 1300 dan fazla tank,o günkü halleri ile
bugün ayni yerde duruyor.Bu savaş alanı,dünya orduları
tank subaylarının gelip görmesi ve eğitilmesi için aynen
muhafaza ediliyor.Bir askeri ve sivil okul olarak
kullanılıyor. Acaba biz Kıbrıs ta İsrail den daha fazla
hız ve süratle gerçekleştirdiğimiz Kıbrıs çıkartmamızı
dünya ya tanıtabildik mi.Ben sanmıyorum.Bu amaçla bu
yazımı İnternet te açacağım sitemde yayınlamak
istiyorum.Ben bir kervanla yola çıktım.Şimdilik bu
kervan, bir deve ile bir eşekten oluşuyor.Geliniz sizde
fikirlerinizi söyleyiniz,bu kervanı birlikte büyütelim.
Kocatepe gemimizin batış nedenini araştıran bu yazı
dizim döndü dolaştı buralara kadar geldi.Çeşitli görülen
konuları içine aldı.Bu arada yanlış Süleyman paşa
olayımız bizi Vietnam savaşı ile Arap İsrail savaşına
itti.Buradan okumuş.eğitilmiş gençlerimize çok zarar
veren gençlerimizin askerlik kösteğine geldik.Bazı
okuyucularımıza bunlar birbiri ile ilgili olmayan
konular gibi gelmiş olabilir.Amma dikkat edilirse
konularımızın hep birbiri ile ilintili olduğu ve
hepsinin de yanlışları ve yanlışların tekrarını önlemeği
amaçladığı görülür.Aşağıda bulacağınız yazı da bu amaca
yöneliktir.Dağınıklık hoşgörülüp affola. Kazaların
yanlışların manevralarda, özellikle savaşlarda
ollabileceği, bunların doğal karşılanması gerektiği hep
söylenir. Bu tamamen doğrudur. Amma savaş bittikten
sonra bu yanlışların kazaların sebebi araştırılıp ordu
mensuplarına, yeni yetişen subay adaylarına, hatta
kamuya anlatılmalı, öğretilmelidir'ki; Gelecekte böyle
kazalar, yanlışlar önlenebilsin. İşte ben bunun
yapıldığını sanmıyorum. Çünkü yapılmış olsaydı, o
günlerde ordumuzda aktif görevde olup hatta harekat'a
katılmış şimdi emekli olmuş değişik rütbedeki, subay
arkadaşlarım bunları bilir; Sebeplerini araştırıp bulmak
ta bana kadar düşmezdi
Dr.Hasan HORTO
|
|