| |
GÜNEY DOĞU ANADOLUNUN
HAZİN SERÜVENİ
2005 yılı Mayıs ayında,
GAP gezisinde,
Ülkemin zenginliğini gördüm.
Ülkemin zenginliği yanında,
Ülke insanımın noksanını gördüm.
Ve
bunu; İşte, buraya yazdım.
Ülke insanı deyişini, ülkemizde ilk defa,
Orhan Veli söyledi.
Şöyle dedi:
Benim adım,Orhan
Veli Kanık,
Ülkesinin insanını sevmekten sanık.
Her zaman, her yerde,
Orhan Veli Kanık ile,
Ayni ülkenin insanı olmanın, Mutluluğunu,gururunu yaşarım.
Bir derginin, özel GAP gezi sayısını,büyük bir
zevkle okudum.Ancak,Evliya Çelebi,böyle güzel bir
seyahatname yazabilirdi.Yazının yazarı,sayın
hanımefendiyi yürekten kutluyorum.Buralarda,Kadının
öküzden sonra geldiğini bulmuş.At,Avrat,Silâhı da, ne
güzel oturtmuş.İzin verirse ben,Diyarbakır ve Mardine
ayrı bir gözle bakmak isterim.
Cahit Sıtkı Tarancı evinide, Mardindeki Tatlı Dede
evinide hiç sevmedim.Bunlara,tamirde olduğu için
göremediğimiz,Ziya Gökâlp evi de dahildir.Orada
yaşayanlara sordum.Burada bu evlerden kaç tane var?
Onu,yirmiyi geçmez dediler.
İşte dedim.Güney Doğu Anadolunun makûs
talihi,bu,saray-konak bozuntusu evlerde yatar.
Ziya Gökâlpin yakın akrabası olduğunu
bildiğim,emekli noter Suat Uluğa rastladığımda.Ziya
Gökâlpin evi,ne kadar büyük? diye sordum.Aşağı yukarı
Cahit Sıtkı Trarancınınki kadar,diye cevap verdi.Babası
köy sahibi imiş.Ben biraz tereddütlü durunca,Ne
olacak?.Orada herkesin köyü var dedi.Sahi mi? dedim.
Diyarbakırda herkese yetecek kadar köy mü var? Peki
orada yaşayan köylülerin nesi var? diye sormak geçti
içimden,Onların da ağası var.Cevabını alacağımı
bildiğimden bu soruyu sormadım.Aşiret reisleri,köy
sahibi ağalar,bu verimli,bu bereketli
toprakları,babadan,dededen kalma ilkel yollarla, o
köylerde yaşayan köylülere ektiririler. Allah ne verdi
ise mahsülü alır güle,güle harcarlar.Oysa ki:Diclenin
Fıratın,binlerce yıldır güney Kafkasyadan,Erzurum-Dumlu
yaylasından sürükleyip getirerek buralara yığdığı bu
alüviyon topraklar,dünyanın en verimli,en bereketli
toprakları.Mezopatamyanın başlangıcı dediğimiz bu
yerlerde dünyanın ilk uygarlıkları oluşmuş ve
gelişmiş.Yılda bir değil,birkaç kez mahsül verir,bu
topraklar,eğer adam gibi işlenirse!!.Ülkemizin en zengin
diye öğündüğümüz,Batı anadolu, Marmara bölgesi
toprakları ile adeta kına gibi olan bu bereketli,bu
verimli topraklar kıyas bile edilemez.Verimlilik,mahsül
ve güç açısından,Batı Anadolunun,Marmaranın,Trakyanın
toprakları,Güney Doğu Anadolu toprakları yanında,kıraç
kalır,çorak kalır,çöl kalır.
Duydum ki:Yabancılar,İsrailliler parayı
basıp,buraların sahipleri aşiret reislerinden,ağalardan,
boyuna toprak satın alıyorlar.Paranın yüzü aşiret
reislerine,ağalara tatlı geliyor.Çünkü onlar parayı çok
seviyorlar!!Modern tarım ile, bu toprakları işleyip
dünyayı mahsüle boğduklarında sakın şaşmayalım.Ve de,vah
vah edip ağlayıp,sızlanmayalım.Ah,ah çekip, döğünmeyelim.yararı
olmaz,son pişmanlık ta fayda vermez çünkü.
Suat Uluğ arkadaşımın annesi ile Ziya Gökâlp
kardeş çocuğu. Ziya Gökâlpin yeğeni emekli tuğgeneral
Turfan Gökâlp, bugün Ayvalıkın Şirinkent beldesinde
yaşar.
Egede komşu olduğumuz bir hanımefendi
arkadaşımızın babasının da, Diyarbakırın Prinçlik
beldesinde üç köyü var.Bura ileri gelenlerinden Hacı
Eminin feylezof kişiliğine sonradan döneceğiz.
Büyük Millet Meclisi başkanı Gazi Mustafa
Kemâl,İnönü zaferini kazanan İsmet beye şu çarpıcı
telgrafı gönderiyordu.( SİZ ORADA YALNIZ DÜŞMANI
DEĞİL,MİLLETİN MAKÛS TALİHİNİ DE YENDİNİZ. )
Ne yazık,82 yıllık Cumhuriyete rağmen,biz,Güney
Doğu Anadolunun makûs talihini birtürlü yenemedik.
Yarı saray,yarı konak, bu büyük evler,aşiret
reislerinin,ağaların evleri,Güney Doğu Anadoluyu
simgeler.
Yirmibirinci yüzyılda,bilgi çağında
bile,ülkemizde,Güney-Doğu Anadolu da,vede,geniş
Orta-Doğu coğrafyasında aşiret düzeyinde,ağa düzeninde
yaşayan çok büyük,çok geniş topluluklar,toplumlar
vardır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Dünyanın en ünlü
toplumbilimcisi (sosyoloğu)
DURKHEIMin ölçülerine göre Güney-Doğu Anadolu ve
tüm Orta-Doğuda Ağa-Şeyh-Aşiret düzeni içinde
yaşayan insanlar toplum dahi olamamış topluluklardır.
Güney-Doğu Anadolumuzda geniş ölçüde hakim olan,
ağa-aşiret düzeni orta çağdan kalma feodal yapıya
dayalı toprak düzenidir. Tüm Orta-Doğu ülkelerine özgü
şeyh-aşiret düzeni ise, İslâma dayalı dinsel bir
düzendir. Bu iki düzen sosyoloji ve tarih bilimi
açısından birbirinden çok farklıdır. Buralardaki Ağa-Aşiret-Şeyh bataklığı kurutulmadıkça
Güney-Doğu Anadolu ve Orta-Doğuda ne terör eksik olur.
Ne kan, ne de gözyaşı.
Bize gelince,Cumhuriyetin kuruluşundanberi tam 84 yıl
hep (Birimiz hepimiz için. Hepimiz birimiz için) Dedik.
Yirmi birinci yüzyılın başlangıcında, 2007 yılında "Dindarlar-Dinsizler",
"Vatanseverler- Vatan hainleri" Diye ikiye bölündük. Hep
beraber pusuya yattık.Birbirimizi boğazlamak için fırsat
kolluyoruz. 84 yılda yarattığımız birliğe bak.
Birliğe!!.Birliğe bak ta hizaya gel !!.
Bu memlekette insanlar, kendi gibi düşünmeyenlere düşman
gibi bakarlar. Okullarımızdaki çarpık öğretim sistemi bu
sonucu hazırlar. Oysa ki: farklı beş parmak bile, bir
elin zenginliğini simgeler. Kendimizi, bir diğerimizin
yerine koyabilirsek, birbirimize empati ile
bakabilirsek, hem daha özgürlükçü, daha hoşgörülü
oluruz. Hem de, daha isabetli, daha gerçekçi ve daha
yararlı
kararlar verebiliriz.
( Hiçbir insan kusursuz
olmadığı gibi, her insanında mutlaka iyi bir yanı
vardır. Yüce Allah, güzel bir yanı, iyi bir huyu olmayan
insanı asla yaratmaz. Bunu ortaya
çıkarabilmek,görebilmektir / Alemde hüner / Gamı-şadı
felek / Böyle gelmiş / Böyle gider /.)
27.Mayıs.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Aşiret düzeyine,ağa düzeninde,kul
kalmış,teba kalmış,vatandaş olamamış,yurtdaş olamamış
toplumlarda,ne şiddet eksik olur,ne terör,ne de
cinayet.Kan gövdeyi götürür.
İşte,bugün,Güney-Doğu
Anadolu da da,Orta-Doğu da da yaşananlar aynen budur
Selçuktan,Osmanlıdan beri buralarda çöreklenen,
ağa düzeni,aşiret düzenidir,bu bereketli toprakları
yoksul bırakan,halkı ile beraber talihini de perişan
eden.
|
İşte bu
düzendir. Kadını öküzden sonra koyan.
İşte bu düzendir, köyleri, hayvanları ve insanları
ile beraber satışa çıkaran.
İşte,bu düzendir, varlık içinde darlık yaratan,
İşte bu, orta çağdan kalma, amansız feodal
düzendir, bu zengin topraklarda insanları
fakirleştiren.
Anadolu dediğimiz bu topraklar,öylesine
iyi,öylesine güzel ki: Bir benzeri daha yok bu
dünyada.Fakat 1000 yıldır üstünde yaşayanlar,onu
öylesine bozuyor,öylesine kirletiyor
ki:Neredeyse üzerinde yaşanamayacak bir belde
haline getirecekler. |
Yirmibirinci yüzyılın ilk günlerinde şöyle bir
ilân yer alıyordu,anlı,şanlı basınımızda.
Falan filân yörenin,falan filân köyü,350 baş
koyun,280 keçi,180 dana,130 kadın,160 erkeği ile
birlikte satılıktır.Satan; Falan filân köyün
ağası,yanında adresi, ve yanında da, cep telefon
numarası var.
Mustafa Kemâl Atatürk,Cumhuriyetin ilk kuruluş
yıllarında,nefis ve veciz bir ifadeyle,( Efendiler!,Ey
millet!Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler,müritler ve
meczuplar memleketi asla olmayacaktır. )
Diyerek,yüzyıllardır ülkemizde çöreklenmiş
cehalet,hurafe ve bağnazlığa savaş açmıştı.
Onun yolunda ilerlediğimizi sanan biz,genç
kuşaklar,bir adım ileri giderek,( Ya aşiretler,Ya aşiret
reisleri,Ya ağalar,Ya köyleri ile beraber satışa
çıkarılan esir köylüler memleketi olacak mıdır yani? )
Diye sorabildik mi?.
Sorabilseydik eğer,yirmibirinci yüzyılda,yurtdaşlık
adına,insanlık adına,yüz kızartıcı,onur kırıcı böyle
rezil ilânlar çıkarmıydı gazetelerde?
İsim vermek gerekmez.Sorabilseydik eğer,Aşiret
reisleri,ağalar,reis çocukları,ağa çocukları fink
atabilirmiydi Türkiye Büyük Millet Meclisinde?.
Ne garip bir tesadüftür ki,şu satırların yayınlandığı
tarihten bir gün sonra,yani 13 Kasım,2006 günü,Istanbul
ikinci ağır ceza mahkemesi,meşhur Susurluk davası son
sanığı, eski Doğru Yol Partisi,Şanlı Urfa
milletvekili,BUCAK aşireti reisi, Sedat Edip Bucaka (
Örgüte bilerek ve isteyerek yardım ve yataklık yapmaktan
) bir yıl 15 gün hapis cezası veriyordu.
|
Bu düzenle savaşmak için,
Feminist olmak mı lâzım?
Kominist olmak mı lâzım?
Be abla?
İnsan olmak yetmezmi?
Başka birinin malı olmayı,
Alınıp,satılmayı kabul edene;
Yurtdaşı için,bu haksızlıkla savaşmayana,
Nasıl insan denir ki?
Biz, demokraside devrimi
Savaşa karşı, savaşan askerleri,
Haksızlıklarla hep savaşırız;
Nereden gelirlerse gelsinler. |
Çok verimli,çok bereketli ama, bu ilkel,bu haksız
düzenle,çok yoksul kalmış,bu topraklarda,
umutsuzluk çıkmaz, şiddet çıkmaz
da, ne çıkar be abla? Kılçıklı arpa ekip, şalgam biçmeyi mi
bekleriz?
Ablalar,ağabeğiler,bir an için kendimizi orada
yaşayan çocukların yerine koyalım,Allah
aşkına!!.Düşünelim bir kere.15-16 yaşına geldik,aklımız
biraz eriyor,dünyayı birazcık tanıyoruz.Orada bir
aşirette doğduk.Koynumuzdan yarimizi,babamızın koynundan
anamızı alabiliyor,aşiret reisi,alabiliyor
ağa.Eğer,isterse,eğer canı çekerse..
Devlet anamızdan yana değil.Babamızdan yana
değil.Devlet bizden yana değil.Devlet aşiret reisinden
yana.Devlet ağadan yana.
Aşiret reisi ne derse, o oluyor.Ağa ne derse,o
oluyor bu topraklarda.
Biz olsak ne yapardık be abi?
Biz olsak ne yapardık be abla?
Yurtdaşlarım:
Uygarlıkların,ilk defa başladığı,kurulup
geliştiği,dünyanın en verimli,en bereketli toprakları
Mezopotamya'da,Güney Doğu
Anadolu'da,Diyarbakır'da,Mardin'de,Urfa'da,Hakkâri'de,van'da,Siirt'te,yeni
milenyumda,yirmibirinci yüzyılda haalâ çöreklenip
süregelen,insanları yoksul ve cahil bırakan,orta çağdan
kalma,bu ilkel,bu rezil feodalite ağa-aşiret düzeni,bu
toprakların sahibi olan devletin bir yurtdaşı
olarak,beni,çok rahatsız
ediyor,kahrediyor,utandırıyor.Sizi rahatsız
etmiyor,kahretmiyor,utandırmıyor mu?
Diyarbakırın Pirinçlik beldesine,bir seçim
dönemi, ayni aşiretten bir arkadaşımız,Milletvekili
olmak için gider.Anadolu Feylezofu diye
adlandırabileceğimiz Hacı Emini bulur.Der ki:İşte ben
milletvekili olmak için geldim.Duydum ki:Siz oy
vereceğiniz kişilerden rüşvet alırsınız.Bende verecek
para yok.Hacı Emin der ki: valla,biz rüşvet almayız.Biz
biliriz ki:Oy verip Ankaraya gönderdiklerimiz,yolunu
bulup ceplerini dolduracaklar.Sonra bizim yüzümüze
bakmazlar.Bizde ne yapak?Hissemizi peşin alırız.Hacı
Emin'eAnadolu Feylezofu denmez de,ne denir be
kardeşim?.Çin feylezofu,Yunan feylezofu olur da Anadolu
feylozofu olmazmı yani?
Yabancı bilim adamları.sosyoloğlar,siyaset bilim
profesörleri diyorlar ki:(
Bütün dünyada,bir siyasal parti seçim
kaybedip,iktidardan düşünce,o parti ile beraber o
partiyi destekleyen taraftarlar,mali açıdan
sarsılırlar,zarar ederler.Türkiyede ise tersi olur.Parti
seçim kaybedince mali açıdan tükenir ama,iktidardan
düşen partiyi destekleyenlerin hepsi de zengin olur.
Hacı Eminin,yaşayarak,elyordamı ile bulduğu
siyasal gerçek,yabancı bilim adamlarının,bilimsel
yollarla bulduğu gerçeğe,nekadar da benziyor? Nekadar da
birbiri ile uyuşuyor? Nekadar da birbiri ile,örtüşüyor?
Hacı Emine benzer bir bigeye de, ben,Istanbul da
rastladım.Dördüncü Leventte,subay lojmanlarında oturan
Albay emeklisi bir arkadaşımızın evine hırsız
girmiş.Evden 5 milyon lira çalmış.Polisler yakalamışlar.
Yaka paça, mahkemeye çıkarıp Hakime teslim
etmişler.Hakim de kara kaplı kitabı açmış,hırsızı mahkûm
edip hapse atmış.Üç polis memuru arkadaş ve subay
emeklisi dostlar, lojmanın bahçesinde oturup olay
üzerine sohbet ediyorduk.Arkadaşlardan birinin merhameti
kabardı.Dedi ki:Yahu yazık değil mi?Adam 5 milyon çaldı
diye yakalayıp hapse attılar.Orada oturan polislerden
biri hemen atıldı .Dedi ki: O eşşekoğlu eşşek hırsız da,
niye 5 milyon çaldı ? 5 milyon yerine 5 trilyon
çalsaydı,valla biz onu hiç yakalayamazdık.Polis memuru
arkadaş,bu olayın geçtiği yıllarda ülkemizde çok yaygın
olarak yaşanan bankaların içini boşaltma olaylarından,ve
bunları gerçekleştirenlerin,hapiste değil,adeta caka
satarak etrafta dolaşmalarından her yurtdaşımız gibi
rahatsız olmuş ve adalet sistemimize,yerinde haklı bir
eleştiri getirmek istemişti.
İşte diyoruz.Anadolu feylezofu Hacı Emin ile,Istanbul
bilgesi polis,bir araya gelmeli,birleşmeli,kafa kafaya
vermeli;Belki, o zaman,Güney Doğu Anadolunun ve tüm
ülkenin,binlerce yıldır kıramadaığımız makûs talihini
hep birlikte kırarlar.
10 Ağustos,2005 günü,nihayet sayın başbakan Recep
Tayyip Erdoğanda,ülkede kürt sorunu olduğunu söyledi.
Kendilerine aydın düşünürler diyen
yazarlar,başbakana ( ANADOLU KARDEŞLİĞİ ) kavramını
sundular.
Nedendir bilmem,Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,tarıhi
Diyarbakır gezisinde,boş meydanlara konuştu.
Acaba başbakana (geç kaldın Tatar ağası mı
dediler?
20Ağustos,2005 günü Sayın başbakan Recep Tayyip
Erdoğan,Diyarbakırda boş meydanlara konuşmuş olmasına
rağmen,6 Mayıs,2006 günü Diyarbakır'a tekrar geldiğinde,Roj-TV
nin katılmayın uyarılarına rağmen, Başbakanı 30.000 kişi
dinledi.Beyaz güvercinler uçurarak başladığı
konuşmasını,insan hakları,barış,demokrasi ve kardeşlik
üzerine kurdu,ve çok alkış topladı.
Birbirini tetikleyen Türk Milliyetçiliği
de,Kürt Milliyetçiliği de,Ermeni davası da,Kıbrıs sorunu
da,kimin haklı,kimin haksız olduğu belli olmayan
kavgalardır.Akıllı insanlar,kimin haklı,kimin haksız
olduğunu geçmişte bırakıp,geleceği uzlaştırmağa
çalışırlar.
Biz ise,dört yıldanberi,
"www.demokrasidedevrim.com"
internet sitemizde devamlı olarak
ANADOLU
ALAŞIMINI;ANADOLU KARDEŞLİĞİNİ
savunuyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Frenklerin NATİON,bizim MİLLET dediğimiz ULUSLAR,uzay
yaratıklarından değil,insan topluluklarından
oluşur.Bundan böyle dünyanın her farklı yöresinde her
ayrı ulusta,her farklı millette yaşayan tüm bireylerin
tek ,ama tek ortak yanı vardır.O da İNSAN olmaktır.
İnsana da nasyonalist,milliyetçi yani
ulussever olmaktan daha çok HÜMANİST=insancıl yani insan
sever olmak çok daha fazla yakışır.Üstüne üstlükte, en
önemlisi ,insanları bölen,ayıran,birbirinden
uzaklaştırarak çatıştıran nasyonalizm,yani,
milliyetçilik,yani ulus severliğin aksine,Hümanism yani
insan severlik,insanları ayırmaz,birleştirir.İnsanları
çatıştırmaz,barıştırır.Barış ve kardeşlik yaratır.
Biz insanoğulları tarihte,özellikle de 19 ve 20
inci yüzyıllarda,birinci ve ikinci dünya
savaşlarında,Nasyonalismden yani milliyetçilikten,yani
ulusalcılıktan çok acı çektik.Nasyonalisme yani
milliyetçiliğe yüz milyonları aşan kurbanlar verdik.
Dünyanın her yöresinde,dünyanın her köşesinde
yaşayan insan kardeşlerimiz,geliniz hep beraber,yirmi
birinci yüzyılda nasyonalisme,milliyetçiliğe karşı
hepimizin ortak yanı HÜMANİSMAYI insan severliği öne
çıkaralım.Dünyada,yurtta ve cihanda kardeşliği
kuralım.Barışı sağlayalım.
İlave: 10.06.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Hangisi daha doğru?,Hangisi daha gerçekçi? Siz
karar verin dostlar.Siz karar verin sevgili okuyucular.
Bodrumun Bitez yalısında,Güney doğudan
gelme,güzel dil bilir,aydın bir garson diyormuş ki:Sayın
başbakan,Diyarbakıra,özel dokumalı,ince çelik yelek
giyerek neden gidiyor.Orası düşman toprağı mı ki?
Böyle diye diye,böyle yapa yapa,bölgeyi kan
gölüne çevirdiler.
Leylekler de bu olanlara çok kızdılar.Bu sene
çok erken gidiyorlar.Daha şimdiden Bursayı
geçtiler,Mısıra,Nile doğru yol alıyorlar.
Bizim misafirimiz Mehmet beyler,Mehmet
beylerin misafiri de kırlangıçlar.Onlar da olanlara
içerlediler.
6 Ağustos,2005 günü yuvalarını Mehmet beylere
emanet ettiler; Allaha ısmarladık diyerek,Mısırın
yolunu tuttular.
Kirlangiç firtinasi esmeden mi gidiyorsunuz
kirlangiçlar? / Yoksa sizde leylekler gibi / Diyarbakir
da olanlara mi kizdiniz ? /.
Kizmayin kirlangiçlar. / Kizmayin /.Gün ola / Harman
ola / Gün gelir / Bu ülkede de / Kardeslik tohumlari
yeserir /.
Kumrular'da, hüzünlendiler. Ağustosun
ortasında, hep beraber, güz seranadı yapıyorlar.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu yazımızda sorduğumuz( Biz olsak ne
yapardık be abi? Biz olsak ne yapardık be abla ?
sorusunu,hemen her arkadaşıma,vicdanına güvendiğim hemen
her yurtdaşıma sordum.Şimdiye kadar, kendilerine hiç
sorulmayan,sorulmayacağını sandıkları içinde,hiç
düşünmedikleri bu iteleyici,bu can alıcı soru karşısında
önce biraz şaşırdılar.sonra durakladılar.Biraz da
düşündükten sonra,(
Buruk
olurduk.Hiçte mutlu olmazdık.
).Dediler.
Mustafa Kemâl Atatürk,Cumhuriyeti
kurarken,80 kûsur yıl önce,ince,keskin vizyonu
ile,ileriye dönük gözleri ile,Güney-Doğu
Anadolunun,Ağa-aşiret- kul düzenini görmüştü.Buralarda
yaşıyan insanları,kul düzeyinden,yurtdaş düzeyine
çıkarmak için kolları sıvamış,girişimler başlatmıştı.Ama
ne yazık,kısacık ömrü,yetmemiş,vefa etmemişti.Ondan
sonra gelenler,aşiret içinde yaşayan insanları, bir eşya
gibi gören,ahırdaki bir hayvan gibi görüp,icap
ettiğinde,gerektiğinde satışa da çıkaran,bu feodal düzen
üzerine gitmediler.Gidemediller.Aksine oradaki düzenle
birleştiler.Aşiretlerin içinde, çalışan halk,sefalet
içinde kıvranırken,aşiret reislerinin,ağaların yaptığı
düğünlerde,geline ve damada takılan kilolarca altın
takılar,yakalara takılarak,toplanan milyonlarca
dolarlar,bugün dahi,anlı şanlı basın ve medyamızın
sayfalarını süslüyor.Kesilen koyunlar ve pişirilen
yemekler de iştahları kabartıyor.Halk cehalet
içinde,sefalet içinde sürünürken,aşiret reislerinin
çocukları,ağaların çocukları, Istanbulda,Avrupada çok
güzel eğitim,öğretim görüyorlar.Hepsi de mevcut
devletle,mevcut sistemle,bütünleşip kaynaşıyorlar.
Aslen Diyarbakırlı bir Kürt olan Ziya
Gökalp,5 köyün sahibi bir Kürt aşiret reisinin,bir
ağanın oğludur.Büyük ozanlarımızdan Cahit Sıtkı Tarancı
da,Diyarbakırlı bir kürt aşiret reisinin,bir ağanın
oğludur.Millet vekili olan Sedat Bucak,Siverekte,Bucak
aşiret şeyhinin, aşiret ağasının oğludur.Şimdide Bucak
kürt aşiretinin ağası,reisidir.İsmini duymaya çok
alıştığımız,milletvekillerimzden,eski dış işleri
bakanlarımızdan Kâmuran İnan ile,yine
milletvekillerimizden kardeşi Saffet Gaydalı,Bitliste
birçok kürt aşiretinin, reisi ağasıdırlar.Tunceli den,
renkli kişiliği ve cebindeki dolarları ile Avrupada
hesapsız paralar harcaması ile dikkatleri çeken,
milletvekillerimizden Kamer Genç te,bir kürt aşiret
reisinin,bir ağanın oğludur.Asılları, aslen Kürt
olan,Ziya Gökalpte,yukarda anlatılan saygın
kişilerde,Istanbulda,Avrupada çok iyi bir eğitim,çok
iyi bir öğretim almakla birlikte,herkesten de,daha
fazla
Rejimi savunurlar.
İlave: 31.01.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Güney-Doğu Anadoluda,çatışmalar devam ediyor.Orta-Doğu
daki savaşlarda kan gövdeyi götürüyor.
Ülkemizin hemen bütün kalbur üstü aydınları,2007 yılının
Ocak ayı ortasında,Ankarada üç günlüğüne toplanıp
Güney-Doğu Anadoluda barışı konuştular.Toplantıyı açan
büyük yazar Yaşar Kemâl,( Dünya binlerce çiçekli bir
kültür bahçesidir.Her çiçeğin bir rengi,bir kokusu
vardır.İnsanlık kültürlerin üstüne titremelidir.Binlerce
kültür çiçeği.Bir çiçeği koparırsanız,insanlık bir
kokudan,bir renkten yoksun kalır. ) Diyerek,çok
kültürlülüğü çok güzel anlattı.Çok güzel savundu.
Ama,aydınlar sonuç bildirgelerinde,Güney-Doğu
Anadoluda,yüzlerce,binlerce yıldır çöreklenmiş, İslâma
dayalı Ağa-Aşiret düzenine tek kelime ile bile
değinmediler.Aydınlarımızın en büyük noksanı,en büyük
yanılgısı da,sanırız, işte burada yatıyor.
İslâma dayalı düzen,Güney-Doğu Anadoluda Ağa-Aşiret
düzeni diye sürerken,geniş Orta-Doğu coğrafyasında,yine
islâma dayalı Şeyh-Kabile düzeni olarak devam edip
gidiyor.
Bu iki düzen de kırılıp,buralarda yaşayan insanlar,kul
olmaktan kurtulup,YURTDAŞ düzeyine ulaşmadıkça,bu
bölgelerde,ne şiddet eksik olur.Ne terör. Ne kan.Nede
gözyaşı.Bu eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi,insan
tabiatına da ters düşer.
Ayni coğrafyada,ayni iklimde,üstelikte daha çorak
bölgede İsrail,bu çok önemli
sorunu,sosyalizmden,kominizmden alarak adapte ettiği
KİBUTZ sistemi ile çözdü.Yahudiden neden örnek,neden
ders alınmaz ki?
İlave: 03.02.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Dünyaca ünlü ozanımız Nazım Hikmet,ünlü DAVET adlı
şiirinde diyor ki: Yaşamak bir ağaç gibi / Tek başına ve
hür / Bir orman gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim /
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın / Yok edin
insanın insana kulluğunu / Bu DAVET bizim /
İnsanın insana kul olduğu topraklarda,ne kan eksik
oluyor. Ne gözyaşı diniyor.Ne de şiddet ve terör
duruyor.
İşte,yirmi birinci yüzyılda bile,Güney-Doğu
Anadolu da ve tüm Orta-Doğuda yaşanan kâbuslar,çekilen
acılar hep bu yüzdendir.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Son 23 yıldır terörizmle mücadelede sorumluluk
almış,büyük rol oynamış Emekli Genel Kurmay
Başkanlarımız ve kuvvet kumandanlarımız 2007 yılı Kasım
ayı başında Milliyet gazetesine verdikleri mülâkatlarda
insafsız ve amansız P.K.K. terörü konusunda şöyle
diyorlar.
Kara Kuvvetleri eski Kumandanı ve Jandarma eski Genel
komutanı emekli Orgeneral Sayın Aytaç Yalman : İşin
başlangıcında Kürt yoktur. Hepsi Türktür . Dedik .
Sorunu göremedik. Kendi dilini konuşmak ve kendi dilinde
şarkı söylemek gibi kültürel zenginlik yaratacak masum
istekleri bölücülük ve ayırıcılık saydık.
Yıkıcı faaliyetler kapsamında gördük
Genel Kurmay eski Kumandanı emekli Orgeneral Sayın
Hilmi Özkök : Güney-Doğu bölgemizin halkı çok eğitimsiz
kaldı . Kendileri hiçbirşey yapamamış. Hep birilerinden
beklemiş . Ya ağadan beklemiş . Ya şıhtan . Ya Türk
silâhlı kuvvetlerinden . Ya da Jandarmadan .
Son
olarak uzun süre Genel Kurmay Başkanlığı,Devlet
Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş
olan emekli Orgeneral Sayın Kenan Evren de Kürtçe
konuşmayı yasakladık. Büyük hata ettik. Dedi.
Bugün Güney-Doğu Anadoluya göndereceğimiz memurlara
Kürtçe öğretmemiz gerekir.
Bölücü,acımasız ve can alıcı terörle mücadelede
sorumluluk almış kıymetli kumandanlarımızın bu
Özeleştirilerini,devamlı gelişen demokrasimiz için büyük
bir aşama olarak görüyoruz.Ve kendilerine yürekten
teşekkür ediyoruz.
Şimdiki Kara Kuvvetleri Kumandanımız Orgeneral Sayın
İlker Başbuğ 2007 yılının Ekim ayı başlarında Diyarbakır
da verdiği bir demeçte : 23 yıldır süren terörle
mücadelemizde bölücü-terörist örgüte katılımları
önlemekte başarısız kaldık . Diyor .
6 Ekim,2007 günkü Radikal Gazetesi : Orgeneral İlker
Başbuğ P.K.K. ya katılımı engelleyemedik . Başlığı attı
. Ve şöyle devam etti . Kara Kuvvetleri Kumandanı
Orgeneral İlker Başbuğ Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 23
yıldır terör örgütüne katılımları engellemekte başarısız
olduğunu söyledi.
Şu çok önemli gazete haberi şimdiki Kara Kuvvetleri
Kumandanımız Orgeneral Sayın İlker Başbuğun söylediği
itirafları, açık bir şekilde izah etmez mi acaba ?

Bu bağlamda sorulması gereken kilit soru şudur .
Bizim devletimiz,bizim parti liderlerimiz,bizim
politikacılarımız,bizim bürokratlarımız hep ağadan yana
mı oldu ? Yoksa köylülerden yana mı oldu ? Güney- Doğu
Anadolumuzu ziyarete gittiklerinde köylülerle beraber mi
oldular ? Yoksa ağaların konaklarında mı ağırlandılar ?.
Eğer hep ağadan yana olmasaydık.Ara sıra da,
köylülerden yana olsaydık.Reşit ağa Karun kadar
zengin,büyükbaş,küçükbaş hayvanları ve köy ile birlikte
satışa çıkarılabilen köylüler bu kadar yoksul,bu kadar
çaresiz kalırlar mı idi ?
Ağa-Aşiret düzeni, Güney-Doğu Anadolumuzun ilk-çağlardan,orta-çağlardan
kalma, ilkel Sosyo-Ekonomik
yapısıdır.Hain-şiddet,hain-terör de,bu acımasız-amansız
ilkel düzenin yaratıp-fışkırttığı amansız-acımasız
tepkisidir.Ağa-aşiret düzeni Doğu Anadolumuzun bazı
bölgeleri hariç,İç Anadoluda,Kuzey
Anadoluda,Egede,Marmara da,Trakya da yoktur.
Efendiler!!,Beyefendiler!!,ben, Güney-Doğu Anadoluda
zalimden yana değil mazlumdan yanayım.Mazluma karşı
değil, zalime karşıyım.
Efendiler!!,Beyefendiler!!, Ben adım gibi biliyorum
ki: Sizde,zalimden yana değil mazlumdan yanasınız.
Mazluma karşı değil, zalime karşısınız. Çünkü, sizde
biraz Köroğlu, biraz Atatürksünüz.
Güney-Doğu Anadoluda zalimler aşiret ağaları,
mazlumlar ise, ağaların köylerinde, yarı aç-yarı tok
yaşayan tüm zavallı ve yoksul köylülerdir. Tıpkı ( EMEK
BİZİM. EKMEK AĞANIN. ) Diye pankart açan Reşit ağanın
Diyarbakır,Bismil ilçesi,Sinan köylüleri gibi.
Bu düzen böyle mi gidecek / Pireler filleri yutacak
/ Yedi nüfuslu bir haneye / Bir buçuk tayın yetecek /
Gitmez abi, gitmez / Bu düzen böyle gitmez / Yedi
nüfuslu bir haneye / Bir buçuk tayın yetmez /.
Son zamanlarda Güney-Doğu sorunu,soya-sopa,ırka
dayalı kimlik sorunu olarak görülmeye
başlandı.Sanırız,bu görüşte yanlıştır. Ne Ziya
Gökalpın,ne Cahit Sıtkı Tarancının,Ne Kâmuran
İnanın,ne Ahmet Saffet Gaydalının,Ne Sedat Bucakın ,ne
Kamer Gençin,ne de Reşit ağanın hiç kimlik sorunu
olmamıştır.Onlar daha doğarken,bozuk düzen içinde
imtiyazlı doğdular.Hemen de kimliklerini
benimsediler.Ama bu kimlik soya-sopa ırka dayalı değildi.
Güney-Doğu Anadoluda doğan herkes böyle imtiyazlı
doğamıyor ki !!.
BACON Yeni çareler üretmeyenler, yeni kötülükler
beklesinler. Diyor.
Biz, ne yazık ki:
600 yıllık Osmanlı döneminde de,85 yıllık Cumhuriyet
döneminde de Güney-Doğu Anadoluya çare ve çözüm
üretemedik.
Bilâkis,
Abdülhamit Güney-Doğu Anadoludaki aşiret ağalarına
HORTO ALAYLARI=ABDÜLHAMİT ALAYLARI=GENÇ YİĞİT ALAYLAR
kurdurarak oralardaki asayişi sağlamış, böylece de,
oradaki ilkel-feodal yapıyı destekleyip, zaten zengin ve
güçlü olan aşiret ağalarını daha da güçlü kılıp,daha da
zenginleştirmiştir.
Bugün yaşadığımız
acımasız,amansız menfûr terör ogünlerin bir sonucu
değimlidir acaba?
Naçiz kanaatimize göre,Güney-Doğu Anadolumuza
hiç, bu bilimsel gözle bakılmadı.Eğer bu
bilimsel gözle
bakılsaydı,yine naçiz kanaatimize göre,şimdiye kadar,ne
şiddet,ne de terör kalırdı.
Geç olsun da güç olmasın. Diyelim. Hiç değilse,şimdi,hep
beraber Güney-Doğu Anadolumuza bilimsel gözle bakalım.
İş işten geçmeden, ateş bacayı sarmadan Güney-Doğu
Anadolumuzda, ağa-aşiret düzeni içinde, ağaların sahip
olduğu köylerde,bir esir gibi yaşayan,köyle ve
hayvanlarla birlikte alınıp satılabilen köylü
yurtdaşlarımıza empathy ile yaklaşalım.Kendimizi onların
yerine koyalım.( Biz olsak ne yapardık? ). Diye kendi
kendimize soralım.
İlave: 07.Kasım.2007
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
www.demokrasidedevrim.com,adına
Dr.Hasan Horto
|
|