| |
GECEKONDU
SARMALINDAKİ,BU ŞEHRİ ISTANBUL'DA,
SARIYER İSMAİL AKGÜN DEVLET
HASTANESİNİN DOĞUŞ ÖYKÜSÜ
Çok şiirler yazılmış,çok dizeler dizilmiş Istanbul
hakkında.Lâle devri şairi
Nedim:Bu şehrî Istanbul ki /
Bîî mislü bahadır / Yek (tek) sengine(Taşına) / Yekpâre
(bütün) Acem(İran) mülkü fedadır.Demiş.
Acem mübalâğası(abartması) yapmış,Acem palavrası
atmış, Nedim,ama,bir güzel de oturtmuş,bir güzel
yakıştırmış.
Bunun içindir ki: Istanbul deyince,Yahya
Kemal'den evvel, Nedim'in bu dizeleri gelir ilk önce
aklımıza.
400 yıl sonra Nazım Hikmet: Istanbul şehrinin
yoktur menendi / Ademin canlar katar abu hayatı canına /
Demiş,demiş şair Nedim efendi / Der. Ve noktayı koyar.
Osman Atillâ da, Istanbul tezadını şu üç dize ile
ne güzel de anlatır..Bu şehrî Istanbul / Yetmişinde
bakîre / yedisinde dul / .
Böylesi güzellikler,böylesi çelişkiler,böylesi
zıtlar içindeki Istanbul'da, ibret verici öykümüze
başlamadan önce,eğer izin verirseniz,1963 yılına kadar,
geriye giderek,beni çok etkileyen küçük bir mektuptan
söz etmek isterim. Canada, New Brunswick eyaleti Moncton
kentinde, yanında çalıştığım şefim Dr.Edvin
D.Levittan'ın, naçiz şahsım hakkında yazdığı
referrence=tavsiye mektubundan.
Çünkü,bu mektup,gerek Kanada ve gerekse de
Birleşik Amerika da çaldığım her kapıyı bana açtığı
gibi,omuzlarıma da büyük sorumluluk yüklemiştir.
Aradan 42 yıl geçmesine rağmen,bu yük, haalâ
devam ediyor. Ve işte ben,şimdi yazdıklarımı da,bu küçük
mektubun bana yüklediği sorumluluk bilinci içinde
yazıyorum.
Bilmemiş olabilecekler için söyliyelim.Amerika
ve Kanada da,referans dedikleri tavsiye mektupları çok
büyük önem taşır.Her türlü görev referansla=tavsiyeyle
alınır,referansla=tavsiyeyle verilir.Ve hatır için,gönül
için, katîyen, ama katîyen referans verilmez, mektup
yazılmaz. Amerika'yı yücelten de, bu dürüstlük oluyor
belkide.
Mektubu izniniz ile,yazılış düzeni içinde buraya
alıyorum:
|
The
Moncton Hospital Moncton.,N.B
MacBeath Ave. Tel.EV 4-4421
June
15,1964
TO WHOM IT MAY CONCERN:
This is to certify that Dr.HASAN HORTO has
been a senior resident in internal Medicine at our
hospital for the past year ( July 1,1963 ).
We have found him knowledgeable,of pleasing personality
with sraff and patients,and has a good command of
English.
We feel that he would do well wherever he may go and should
be a credit to the Medical profession.I have no
hesitation in highly recommending him.
Respectfully,
Edvin
D.Levittan,M.D imzası
Edvin
D.Levittan,M.D.,M.R.C.P. ( Edinb. )
Co-ordinator
Department of Medicine
|
Bana büyük sorumluluk yükleyen bu kısa tasiye referans
mektubun kısa tercümesi şöyledir:
Dr.Hasan Horto,geçen
yıl,hastanemizde dahiliye başasistanı olarak
çalışmıştır.Hasan Horto,Hastanemizde çok iyi bir görev
yapmıştır.Tıp bilgileri ve İngilizceye hakimiyeti çok
iyidir.Biz inanıyoruz ki:Dr.Hasan Horto,nereye giderse
gitsin daima başarılı olacak ve tıp mesleği ve tıp
mensupları için bir kazanç olacaktır.
İşte bu son cümle,bana büyük sorumluluk yükledi.Bunu her
zaman omuzlarımda hissettim. Her zaman yerine getirmeğe
ve şefim Dr. Edvin Levittan'a lâyık olmağa çalıştım ve
haalâ da çalışıyorum.Umarım başarılı oluyorum.Yıllar
önce,Beşiktaş,Sait Çiftçi Kamu Sağlığı merkezine
gittiğimde,çok sevilen çocuk uzmanı Dr.Gönül
Demirali'nin,naçiz şahsım hakkında söylediği iki nazik
cümle, her zaman da,kulaklarımda çınlar. ( İyi ki:
aramıza geldin kardeşim,bize deontolojiyi öğrettin. )Tıp
camiası dışında olanlar için
söyliyelim.Deontoloji,hekimlik ahlâkı anlamına gelir.Sağ
olasın Gönül Demirali,bana iltifat ettin,onurumu
yükselttin.
Umarım,Dr.Edvin D.Levittan'ın,bana yüklediği sorumluluk
bilinci içinde,Istanbul,Sarıyerde de,Beşiktaşta da,Tıp
camiasına ve insan sağlığına,birşeyler katabildim.Şimdi
de ayni sorumluluk bilinci içinde,insanın,gerek
gördüğü,zorunlu hallerde,kendisini kopyalatma
hakkının,düşünme özgürlüğü,fikir özgürlüğü,fikrini
söyleme özgürlüğü gibi,tabii insan hakları kapsamına
alınması için,var gücümle çalışıyorum.Bu konuda,Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine,başvuru için hazırladığımız
dilekçeyi,yine bu bölümde bulacaksınız.Ayrıca,Mustafa
Kemâl Atatürk'ün,kopyalatma patent hakkını
alarak,ülkemizi, dünyada,insan kopyalatma hakkını
tanıyan ilk ülke yapabilmek için, Türk Patent
Enstitüsüne yaptığımız başvuru, ve aldığımız
yanıt,Atatürk Kopyalanabilir mi? bölümünde
yayınlanmıştır.Lütfen her iki bölümü de tıklayınız.Ve
sizde bu konuda yüksek fikirlerinizi söyleyiniz ki:
sizlerin fikirlerinden de yararlanmış
olabilelim.
17 yıllık Amerika ve Kanada serüvenimde.hep deniz
hasreti ile yaşadım.Çalıştığım orta Amerika eyaletleri
denizlerden uzaktı.Gerçi Amerika topraklarının gölleri
boldu,ama,göller denizlerin yerini tutmuyor.Ayvalık ta
deniz kenarında doğmuş,denizle haşır neşir
büyümüştüm.Istanbul'a dönünce,alacağım devlet görevinin
denizle iç,içe olmasını
yeğledim.Sordum,soruşturdum.Sarıyer Belediye
Dispanserinde dahiliye mütehassıslığı ve baştabiplik
uzun zamandır boş duruyor, dediler.Sarıyer de, denizden
de, balıktan da, bol bir şey yoktu o zaman.Hemen
belediye ye gittim.Sağlık müdürlüğüne çıktım.Sağlık
müdürü sayın Dr.Arif Akşehirlioğlu,beni iyi
karşıladı.Kendimi tanıtıp Sarıyerdeki göreve talip
olduğumu söyleyince,ilgisi daha da arttı,daha da çok
sevindi.Hemen elime bir kağıt tutuşturdu.Bununla beraber
Sağlık Bakanlığına baş vurunca,tayin emrimi acele
yolladılar.Sarıyer İsmail Akgün Belediye Dispanseri
Baştabibi ve dahiliye mütehassı olmuştum.
Amerika da,çalışmalara her sabah erken başlanır.Her
sabah 7,30 da en geç saat 8 de hastanedeki görevimizin
başındayız.İşte bu çalışma disiplin ve alışkanlığı
içinde ve heyecanla elimde tayin emrim, Sarıyer'in
yolunu tuttum. Tarih 17 Aralık,1973 idi.Sarıyer İsmail
Belediye Dispanserinin yerini sordum.Kapıya
vardığımda.dispanserin bahçe kapısında ve giriş
kapısında kilit vardı.
Her halde,çok erken geldim diyerek sahildeki bir kahveye
gittim.Bir simit aldım,birde demli çay söyledim.Yarım
saatte,çayımı da simitimi de bitirdikten sonra,tekrar
dispansere gittim. Kimse gelmemiş kilit
açılmamıştı.Neden sonra saat 10 da,ilgili hizmetli
elinde anahtar geldi dispanseri açtı. İçeri girdik.Biraz
sonra,başhekimlik görevini vekâleten yürüten,çocuk
hastalıkları mütehassısı Dr.Osman Tamer ağabeği
geldi.Tayin evrimi kendisine verdim.Çok memnun
oldu,hemen işlemlerimi yaptırdı.İşte böylece Sarıyer de
17 yıl çalışacağım görevim başlamış oldu.
Dispanserde dört doktor kadromuz vardı.Bir ben.dahiliye
uzmanı ve başhekim,iki Dr.Osman Tamer ağabeğimiz,çocuk
hastalıkları uzmanı,üç Dr.Galip Aktan Kadın Hastalıkları
ve Doğum uzmanı,dört Dr. Sacit Oğuz Kulak Burun
Hastalıkları Uzmanı.Üç hemşire kadromzdaki üç hemşiremiz
de, okuldan değil,hastanelerdeki pratik hemşire
kurslarından yetişmişti.Yaşça en büyüğü Meliha
hanım,başhemşire görevi üstlenmişti.İlk gün akşam
olup,ayrılma vakti geldiğinde,hemen paltoma yapıştı,bana
rahat giydirmek için tutmağa çalıştı.Ben,aman hemşire
hanım,ben Amerika görmüş insanım.Hanımlara katÎyen
paltomu tutturmam dedim.Paltomu kendim giymek için
elinden zor aldım.Ufak ayrıntı,anlatılması gereksiz gibi
görünen bu olayı buraya hasseten aldım.Çünkü Sarıyerde
çalıştığım uzun yıllar,büyük çoğunluğu,hemen hepsi,
Karadenizli olan Sarıyerli hastalarımın evlerine,muayene
ve tedaviye çağrıldığımda,hürmetkâr,gayretli,çalışkan
Karadeniz kadınından hep ayni gayreti,ayni
sıcaklığı,ayni misafirperverliği gördüm.Evlerinden
ayrılırken hepside paltoma yapışıyor,beni giydirmeğe
çalışıyorlardı.Hepsine de,hep, ayni şeyi söyledim.Ben
Amerika gördüm.Hanımlara paltomu tutturmam.Ben saygı ile
hanımların paltolarını tutarım.Onlarında,bana verdikleri
yanıt, hep ayni idi.Olsun doktor bey.Biz tuteyruk.Bu
sıcak misafirperverlik,belki de,dünyada, başka hiçbir
yerde yoktu.Bana insanlık,saygı,misfirperverlik
öğreten,beni çok etkileyen vefaakâr Karadeniz
kadınlarını,buradan,bir kere daha selâmlar,onlara
saygılarımı yollarım.
Dispanserde,Sarıyer İsmail Akgün Belediye Dispanserini
kalkındırma ve geliştirme derneği adı ile birde dernek
kurulmuştu.Tüzüğümüz gereği dispanser başhekimi ayni
zamanda dernek başkanı idi.Dispanser çalışmalarımızı ve
para ihtiyaçlarımızı,bağlı olduğumuz Istanbul
Belediyesinden çok ,derneğimizden sağlardık.Çünkü,odun
olsun,kömür olsun,başka ihtiyaçlar için,ne zaman
Belediyeden,para ve tahsisat istesek,malûm olduğu
veçhile,hemen her zaman,hep ayni yanıtı alırdık.para
yok,tahsisat yok. Hatta, ve hatta,çoğu zaman
maaşlarımızı da zamanında alamaz,uzun zaman,meselâ,bir
iki ay beklerdik.
Derneğimiz adına,herbiri iki buçuk liralık makbuzlar
bastırdık.Muayene olacak hastalara,fakirler hariç,bir
makbuz keserdik.İşte bu makbuzlardı,günlük yaşantımızı
yürüten.
Derneğimizin ilk toplantısında,Dispanserimizin
kurucusu,banîsi,koruyucusu, Kopuk İsmail namıyla
marûf,matbaacı İsmail Akgün ile tanıştım.Kopuk adını
yanlış anlamayın.Erzurum'un dadaşı,Ege'nin
efesi,Istanbul'da kopuk diye anılır.Erzurum'un
dadaşı,nasıl doğunun sınır taşı ise,Ege'nin
zeybeği,nasıl fakirin hakkını korursa,Istanbul'un kopuğu
da,düşkünlerin,ezilenlerin yanında olur.Onları
kollar.Istanbul'un kopukluğunu,isterseniz şimdi
de,Kopuk'tan dinleyelim.Mütareke yıllarıdır,Istanbul
işgaldedir.Yedi düvelin askerleri Istanbul da kol
gezmektedir.Kopuk İsmail,bıyıkları henüz yeni terlemiş
bir delikanlıdır.Istanbul kopukları ile beraber, hep
birlik olurlar.İşgal orduları karargâhlarından
sızdırdıkları,mermileri,silâhları,el altından,boğaz
takalarına,Karadeniz uşaklarına verirler.Karadeniz
uşakları da,kusursuz bir görev bilinci içinde,takalarla
silâhları,Anadolu'ya Kuvayı-Milliyeye ulaştırırlar.
Istanbul kopukları,nerede bir haksızlık görseler,hep
haklıyı savunurlar.
Eski kopuk,Matbaacı İsmail Akgün'den
dinlediğim.Dispanser öykümüz de,işte,şöyle başlar.
Yıl
1957 veya 1958.Uzun yıllar Cağaloğlu'nda matbaacı olan
İsmail Akgün ülke çapında çok yararlı bir görev
yapmaktadır.Matbaası,Istanbul daki,ülkedeki,mevcut
üniversitelerin,yüksek okulların ders ve bilim
kitaplarını basmakta,iyi satmakta iyi de para
kazanmaktadır.Hayır işlerini,yardım işlerini çok
sevdiğinden kendi adına birde vakıf kurmuştur.Gelir
görür ki:Sarıyerde hiçbir sağlık kuruluşu yoktur.Sarıyer
de, şehirden çok uzaktır.Karar verir,Sarıyerde bir
sağlık merkezi kuracaktır..Bu amaçla,Belediyeden ve özel
şahıslardan, arsa arar,şimdiki yerde arsa bulunur.Arsayı
satın alır.Üç katlı bir sağlık merkezi projesi
çizdirir.Çünkü o zamanlar,tüm ülkede,sağlık merkezi
modası vardı.İnşaata başlar.Temeller atılır.Birinci kat
inşaatı bitmiş,odalar yapılmıştı ki:Ülke 27 Mayıs,1960
ihtilâline toslar.Ülkedeki bütün hukuk kitaplarını
İsmail bey basmış olduğundan ,elinde bir sürü stok
vardı.27 Mayısla beraber,Anayasa da,kanunlar da
değiştiğinden,bu kitapların hepsi demode olur.İşe
yaramaz hale gelir.Bunları nereye versin?,Kime hediye
etsin?,Nasıl değerlendirsin?.Hiç olmazsa kâğıdı heba
olmasın diye,arkadaşları,İzmit Seka Sellülôz fabrikasına
hibe etmesini söylerler.Seka Fabrika yetkilileri ile
konuşur,kabûl ederler,kitaplar bilâ bedel Seka
fabrikasına verilecek,fabrikada kazanlara
atılacak,yoğrulacak,tekrar kâğıt haline
getirilecektir.Başka kitapların basılmasında
kullanılacaktır..Anlaşma sağlanır.Ama gelin görün
ki:Gereksiz,manasız,gülünç zorluklar başlar.Fabrikadan
biz kamyon gönderemeyiz,sen kamyon tut,buraya
yolla,derler.Kamyon kiralar, kitapları İzmit Seka Kâğıt
fabrikasına ulaştırır.Bu sefer de,bu sayfaları
kim,kitaplardan ayırıp kazana atacak? derler.Sen adam
tut ta ayırt derler.Çaresiz,birkaç adam
bulur,yövmiyelerini öder,kitaplar cart diye,teker,teker
sökülüp kazanlarda kaynamağa girer.
Bu kanun değişiklikleri İsmail beye,büyük zarar
getirir.Malî durumu sarsılır.Sağlık merkezi projesinin
ikinci ve üçüncü katını tamamlayamaz.Çaresiz,sağlık
merkezi projesi,Dispanser projesine dönüşür.Istanbul
Belediyesi ile noterde bir anlaşma yapılır.BELEDİYE
İSMAİL AKGÜN DİSPANSERİ adı altında işletilmek
kaydu-şartı ile,Arsayı da,üzerinde yaptığı binayı da
tapuda Istanbul Belediyesine hibe eder.
Dispanseri geliştirme ve Halk sağlığını koruma
derneğimizde,Sarıyer'in her kesimden,yardımsever ve
fedakâr insanları da,bizimle beraber
çalışmaktadırlar.Yönetim kurulumuz,baştabip ve yönetim
kurulu üyelerimizin katılımı ile her ay düzenli
toplanmaktadır.İsmail Akgün ağabeğimiz de Istanbul'da
olduğu sürece toplantılarımıza muntazam
katılmaktadır.Dispanseimiz,mevcut doktor,hemşire ve
personel kadrosu ile Sarıyer halkına günlük polikilinik
hizmetleri vererek,olabildiğince,yapabildiğince faydalı
olmağa çalışmaktadır.
O günler,o yıllar,bizim gibi bazı dispanserlerin
yanında,Beyoğlu Belediye Hastanesi,Haseki
Hastanesi,Zeynep Kamil Hastanesi gibi kadrosu ve
teşkilâtı geniş birçok sağlık kuruluşu Istanbul
Belediyesine bağlıdır.Doktorlar,hemşireler ve tüm
personel maaşlarını belediyeden almaktadırlar.Gelin
görün ki:Haseki,Beyoğlu,Zeynep Kâmil gibi büyük
hastanelerde,yalnız Istanbul hastaları değil,Anadolu'nun
çeşitli vilâyetlerinden gelen hastalar,muayene
edilip,yatırılıp tedavi edilmektedir.Belediyeye bağlı bu
sağlık kuruluşlarının masrafları belediyenin sınırlı
bütçesine çok ağır gelmekte ve maaşlarımız belirli
sıkıntılı dönemlerde sık sık ödenemez duruma
gelmektedir.
Istanbul Büyükşehir Belediyesinin,malî açıdan çok
sıkıntılı durumuna çare aramak için yetkili kurumlar
biraraya gelirler,sonuçta şu karara varırlar ki:Istanbul
Belediyesine bağlı hastaneler ve
dispanserler,doktorları,hemşireleri ve tüm personeli ile
Sağlık Bakanlığına devredilecektir.İki kurum arasında
protokol devir anlaşması yapılır,ve biz,bütün kadromuz
ile Sağlık Bakanlığına bağlanırız.
Derneğimizin toplantılarında,başhekim olarak ben ve
diğer yönetim kurulu üye arkadaşlarımız,Sarıyer de bir
hastaneye ihtiyaç olduğunu,çünkü Sarıyer'in en yakın
hastaneye bile,en az 15-20 Km uzaklıkta bulunduğunu,acil
durumlarda hastalarımızın hastanelere ulaştırılma
zorluklarını dile getiririz.Hastane yapılma işinin,yine
en kolay biçimde,dispanserimizin hastaneye
dönüştürülmesi şeklinde olacağını,ve bunu da halkla
bütünleşerek imece usulü yapabileceğimizi hep
söyler,tekrarlarız.Çünkü: deriz,bunu devletten
bekliyemeyiz.Fatih Sultan Mehmet'in Istanbul'u
aldığından beri, 530 yıl geçti,Sarıyer'e bir hastane
yapılmadı.Eğer devletten isteyeceksek,belki de:bir 530
yıl daha beklememiz gerekecek şeklinde de, espriler
yapardık.Bu teklifimiz,bu fikrimiz Sarıyer'de hemen
tuttu.Çalışkan ve fedakâr Sarıyer halkı,hep birlikte
kolları sıvadılar.
Istanbul Belediyesi,daha evvel,dispanserimizin kuzey
yönüne bitişik 120 metrekare arsayı almış,dispanserimize
katmıştı.Burada istediğimiz gibi plân yapar temelleri
yüksek katlara göre atabilirdik,ama mevcut dispanser
binamız betonarme değil,yığma idi.Sarıyer
Belediyesindeki mühendis arkadaşlara statik hesaplarını
yaptırdım.Üste ancak iki kat çıkılabilir diye rapor
verdiler,daha fazlası güvenlik açısından sağlam olmaz
dediler.Mimar mühendis Erol Aksoy,eksik
olmasın,plânlarını yaptı.Kontrolünü üstlendi.Sarıyer
halkı da kimisi tuğla,kimisi kum,kimisi çimento,kimisi
kereste verdiler,Ya Allah deyip inşaata başladık.
O dönem,ilçe belediyeleri, Belediye Şube Müdürlükleri
şeklinde idare edilirdi.12 Eylül,1980 sonrası,Belediye
Şube Müdürlüğüne asker emeklisi bir arkadaşımız
geldi.Onlarla sıcak temas halinde,istedim ki:Belediye
mühendis ve mimar arkadaşlarımız,plân ve projelerimizi
yapsınlar,inşaatımız,plânlı,projeli,ruhsatlı,iskânlı
olsun yasal olsun.Baktım ki:plân,proje,ruhsat
deyince,Belediye de kimseyi yerinden
kıpırdatamıyorum.Kimse sahip çıkmıyor,oralı bile
olmuyor.Çok fazla sıkıştırınca belediyedeki,mühendis
mimar arkadaşlar dediler ki: Doktor
bey,plânla,projeyle,ruhsatla ne uğraşıp durursun,bizim
bu belediye binamız varya?,Evet, Onun da,ne projesi,ne
ruhsatı,ne de iskânı var.Çok şaşırdım ama şaşırmak para
etmiyor.Alabildiğinle,bulabildiğinle yetinmek zorundasın
arkadaş,diyerek işe koyuldum.Bereket
ki:Belediyeler,henüz, askerî yönetime geçmeden,şimdi
rahmetli olmuş Aytekin Kotil'in Belediye Başkanlığı
döneminde,Beşiktaş C.H.P.den yakın arkadaşım, Ayfer
Atay, Belediye Başkan yardımcısı görevinde
bulunuyordu.Onu sıkıştırdım,İsmail Akgün ağabeğimin işe
başlarken çizdirdiği,ama 27 Mayıs,1960 ihtilâli dolayısı
ile gerçekleştiremediği üç katlı Sağlık Merkezi
Projesini Ayfer Atay arkadaşım,Belediye Başkanı Aytekin
Kotil'e imzalattı.Bas dedi buraya imzayı.Partide,her
zaman, kader birliği içinde olduklarından,o da,onu
kırmadı.Bastı imzayı.İmzanın üstüne de Istanbul
şehrinin,Şehremini mührünü vurdu.İşler bizde böyle
yürür Çelebi.Ne olur,Ne olmaz,Hiç değilse
elimde,imzalı,mühürlü bir belge bulunsun diye,bu projeyi
haalâ evimde saklarım.Neye dayanarak,sen bu gecekondu
hastanesini yaptın diye,soracak biri çıkacak olursa,bu
belgeyi önüne dayayacayım. Bizim gecekondu hastanemizin
öyküsü böyle başladı işte.
Şimdi sıkı durun,tapu kayıtlarına gideceğim.O gün tapu
kayıtlarında dispanserimiz mezarlık görünüyordu.Hiç
değilse bunu değiştirelim,dedim başaramadım.Kimse işi
yapmam demiyordu,ama,herkes işi,birbirine atıyordu.Sakın
şaşırmayın,bu gün,burası 60 doktoru olan, kocaman bir
hastanedir.Hiç sanmam ki: Tapu dairesindeki mezarlık
kayıtları değişmiş olsun.Merak edenler,Sarıyer Tapu
müdürlüğüne uğrasınlar, araştırsınlar,hiç
olmazsa,değiştirilmesi için şimdiki Başhekim
arkadaşımıza yardımcı olurlar.
 |
Yapıma başlayınca,tabii ki: devamlı paraya ihtiyaç
oluyordu.Cömert ve çalışkan Sarıyer halkı,hem bizimle
çalışıyor,hemde karınca,kararınca bağış ve yardımlarda
bulunuyordu.
Burada,hizmeti geçenler okadar çok ki: İsim isim
saymaktan korkuyorum,belki birisinin ismini
unutabilirim diye.Benim, memleketim Ayvalık'tan
sonra en fazla zamanın Sarıyerde geçti.Burada 17
yıl kaldım.Sarıyer ikinci memleketim oldu.Hatta
şivem de Karadenize çalar oldu.Onun için
onlardan bahsederken eğer izin
verirlerse,Sarıyerli Hemşeheilerim diye söz
edeceğim. |
Sarıyer'li hemşehriler içinde,çok parasını alıp
hastaneye kattığımız,Rahmetli Hacı Ömer
Uzger'den
bahsetmeden edemem..Onu çok Istanbul'lu tanır.Hatta
Anadolu'dan bile hastalar gelir.Hani Sarıyer de,bel
çeken Hacı Ömer.Ben ona Hacı Ağabeği derdim.Hacı
ağabeği,Sarıyer merkezindeki bir pasajın
içinde,belindeki ağrıları geçirememiş insanları bir
masaya yatırır.Bellerine kalın bir kayış takar,kayışın
ucunu güçlü,kuvvetli yeğeni Mümtaz'a verir,kendi de
hastanın kollarını ve gövdesini sıkıca tutar.Ya Allah
diyerek Mümtaz'a hadi,çek derdi.Mümtaz var kuvvetiyle
kayışa sarılıp aniden çekince hastadan bir ah sesi
yükselir,bel kemikleri kütür,kütür ederdi.
Ben,hastanın belinde tüberküloz veya tümör olursa,bu
sert hareket hastaya zarar vermez mi?Hastalık etrafa
yayılmazmı? Diye sorduğumda,Hacı ağabeğ,şüphelendiğim
hastalara röntgen aldırırım dedi.Peki röntgeni
okuyabiliyormusun? diye sorduğumda,tabii,okurum
dedi.Bizim,tıbbiyeden sonra 4 yıl ihtisas yapan röntgen
mütehassıslarımızın,da,ortopedi uzmanlarımızın
da,kulakları çınlasın.Boşuna o kadar yıl
okumuşlar.Boşuna çalışmışlar.Her şeyimizde olduğu
gibi,bizde sağlık işleri de,böyle yürür, çelebi.Hacı
ağabeği rahmete kavuşalı çok yıl oldu.2005 yılı
baharında,Sarıyer de,Hacı ağabeğinin yeğeni Mümtaz'ı
gördüm.Koşar adımlarla pasaja gidiyordu.Nereye
koşuyorsun dedim.Dükkâna gidiyorum,hasta geldi,dedi.Hacı
ağabeğinin işine devam mı? dedim.Devam dedi.
Hacı Ağabeğ,hastadan para almazdı.Masanın üstüne Cami
Yaptırma Derneğinin makbuzunu koyar.Gönlünden ne
koparsa,oraya bırak,bıraktığın kadar da makbuz kes,al
derdi.Burada toplanan paralarla da,gerekli gördüğü
yerlere, mescit yapar,minare yapar,veya tamir ederdi.Bir
gün kendisini ziyaret ettim.Hacı ağabeği dedim.Bak bu
kadar minare,bu kadar mescit yaptın.Biz,şimdi Sarıyer'e
hastane yapmağa çalışıyoruz.Paramız yetmiyor.Namaz evde
de başka yerde de kılınır ama,Hastaların, bazan tedavi
için,ameliyat için, mutlaka hastaneye yatması
gerekir.Gel biraz da bize yardım et.Allah razı
olsun,aklı yattı.Ondan sonra,cami yaptırma ve onarma
makbuzlarının yerini,bizim dernek makbuzları
aldı.Topladığı paraları hep birlikte hastaneye
getirir,kontrol altında,birlikte harcardık.Bina ortaya
çıkınca,hastanenin adı SARIYER İSMAİL AKGÜN DEVLET
HASTANESİ oldu.Doğum koğuşuna da, "HACI ÖMER
UZGAR DOĞUM
PAVYONU" adını koyduk.
Hastaneye yetecek binamız oldu ama,asıl zor
mesele,Sağlık Bakanlığına bunu kabul ettirip,dispanseri
hastane olarak tescil ettirmekte,hastanenin
gerektireceği,doktor,hemşire,personel kadrosu
alabilmekte.Hangi makama müracaat etsek,nereye
başvursak,nereye yazsak cevap alamıyorduk.Binası
yapılmış olsa bile kimsenin hastane ile uzaktan yakından
ilgisi yoktu.O sıralar,12 eylül iktidarı vardı.Sayın
Kenan Evren,Çankaya da,Devlet Başkanı olarak
bulunuyordu.Derneğimizin yıllık genel kurul
toplantısında,Sarıyerde kahveci Yaşar
arkadaşımız.Kongrede,Devlet Başkanımız sayın Kenan
Evren'e müracaat kararı alalım.Sarıyerliler'e
imzalatalım ,ve gönderelim.Teklifinde bulundu.Bende,
öneriyi beğendim, ve destekledim.Hemen bir genel kurul
kararı aldık.Dilekçeyi,yaptıklarımızı,gerekçeleri ile
birlikte yazdık.İlk önce,öneri sahibi kahveci Yaşar
arkadaşımıza,sonra birçok Sarıyerliye imzalattık.Dikkat
çekmesin diye de, en sonuna biz doktorlar imza attık ve
yolladık.
Bir süre sonra,başka bir gelişme oldu.Ülkede genel
seçimler yapıldı,ANAP seçimleri kazandı.Şimdi rahmetli
olmuşTurgut Özal da Başbakan olmuştu. Turgut Özal,eşi
ile birlikte,o zamanlar Yeniköy de, yani Sarıyerde
oturuyordu.Sarıyer'de ANAP ilçe binasını açmağa geleceği
duyuldu.Ben bu fırsatı hastane adına kaçırmak
istemedim..Devlet memuru olmama rağmen,ANAP ilçe
binasının açılışına mutlaka gidecek hastane için yardım
dilenecektim.Arkadaşım yüksek mühendis Kadrettin
Akyıldız ,Turgut Özal'ın Teknik üniversiteden sınıf
arkadaşı idi.Aralarında çok yakın ve sıcak arkadaşlık
ilişkileri vardı.Durumu anlatıp,faydası olur diye,onu da
toplantıya getirmek istedim.Arkadaşım Kadrettin
Akyıldız,bana dedi ki:Şimdi Turgut, beni karşısında
görünce,kendisinden birşey istediğimi,birşey beklediğimi
sanır.Onun için,beni mazur gör ,sen yalnız
git,dedi.Bizim kuşak böyle onurlu yaşıyordu işte.Evet
ben birşeyler isteyecek,adeta dilenecektim ama,kendim
için değil,hastane için,Sarıyer halkı için
dilenecektim.Turgut Özal yanına,Bedrettin Dalan'ı da
alarak geldi.Henüz ülkede,yerel ve Belediye seçimleri
yapılmadığından sayın Dalan Belediye başkanı
değildi.ANAP Istanbul il başkanlığına da,yeni
seçilmişti.Evvelâ Sarıyer ilçe başkanı Güven Kurtul
konuştu.İşte dedi.Hazreti Muhammed'imizin
Mekke'den,Medine'ye gelişi gibi,sayın başbakanımız da
Sarıyerimize geldi.Hoş geldi,sefa geldi.Bir yağ
çekti,bir yağ çekti.İkinci olarak, konuşma sırası
Bedrettin Dalan'a geldi.Sayın Bedrettin Dalan o
zaman,politikada henüz yeni olduğundan,iki kelimeyi bir
araya zor getirerek,adeta kekeliyerek konuşmasını
bitirebildi.Sonradan bizim malûm politika hamurunda
pişerek,sadece bizim politikacılarımıza özgü,çok
konuşup,hiç birşey söylememe sanatını çok güzel
öğrenecek,ve politika da da bir hayli başarılı
olacaktı.Arkadan son Sözü Turgut Özal aldı.Konuşmasını
bitirmiş,acele olarak gitmeğe hazırlanıyordu ki: ben
ortaya çıktım.Söz istedim.Sarıyerli Hemşehrilerim,eksik
olmasınlar,Başhekimimiz konuşacak,konuşmasını isteriz
diye bana metazori söz aldılar.Bende dilimin döndüğü
kadar,o güne kadar yaptıklarımızı anlatarak,bir
Sarıyerli olarak kendisinden hastanemizin açılmasında
bize yardımcı olmasını istedim.Sarıyerli hemşehrilerim
gene sağ olsunlar,beni onore ettiler.Hepsinden fazla da,
beni alkışladılar.Sayın Turgut Özal, yardım edeceğine
söz verdi,ve Sarıyer'den ayrıldı.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Dördüncü Levent Kültür lokalinde,Çok sevdiğim
kıymetli arkadaşlarım,emekli Piyade Albay Salih Güleryüz
ve kıymetli emekli Binbaşı Adnan Özbey ile Sarıyer
İsmail Akgün Devlet Hastanesinin kuruluşunu
konuşuyorduk.Sohbetimizde geçen bazı konuşmalarımız
üzerine,bu iki kıymetli arkadaşıma bir İNTERNET ŞAKASI
yapasım geldi.Eskiden özellikle görsel medyada, KAMERA
ŞAKALARI çok yapılırdı.
Amerikalıların CANDİT CAMERA diye adlandırıp uzun
yıllardır kullanmakta oldukları KAMERA ŞAKASI olur da,
teknolojinin alabildiğine geliştiği günümüzde İNTERNET
ŞAKASI olmaz mı yani ?
Sanırım İNTERNET ŞAKASI dünyanın başka yerlerinde de
başlamış durumda dır.
Leventten İNTERNET ŞAKALARINI başlatıyoruz.
Dünya İNTERNET ŞAKALARINA hazırlıklı
olsun.
Ama, tatilden Istanbula,lokale
döndüğümde,bu iki kıymetli arkadaşımı da, bu internet
şakası üzerine çok üzülmüş buldum.Keşke elim kırılsaydı
da o şakayı yapmasaydım. Diyorum.
Bu kadar yıllık arkadaşlarımın,
gayet haklı olarak sahip oldukları meslek
hassasiyetlerini nasıl anlayamadım diye içim içimi
yiyor.
Ancak, her üzüntünün bir
tesellisi,her olumsuzluğun birde olumlu yanı vardır.
İnternet sitemizde,bir yıl
önce,konuk yazarlarımız için DERİN DÜŞÜNCE başlığı ile
bir sayfa açtık.Şimdiye kadar,DERİN DÜŞÜNCEDE yazan iki
konuk yazarımız oldu.Umarız ileriki günlerde,ileriki
yıllarda çok daha fazla konuk yazarımız olacaktır.DERİN
DÜŞÜNCE,şiddet içermedikçe,her fikre,her düşünceye
açıktır.İstedikleri konularda,istedikleri kadar
yazabilirler,sayfalarımızın ise sınırı yoktur.
DERİN DÜŞÜNCEDE (
olumsuzluğun
olumlaştırılması ) adı altıda bende bir yazı yazdım.
Umarım şimdi de,olumsuzluğu
olumlaştırdık.Ve biz üç
arkadaş,İstanbul,Leventten,İNTERNET ŞAKASINI dünyaya
ilk defa biz yaydık.
Bir yere varmakta biraz gecikince,GEÇ KALDIN TATAR
AĞASI, ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ. Derler adama. Bize de
aynen öyle oldu.
İşte, size çok çarpıcı
üç İNTERNET
ŞAKASI :
|
1-Konya da 39 yaşındaki Mustafa
Bulutun dilinde diş çıktı:
İşte dilinde çıkan dişi ile birlikte Konyalı
Mustafa Bulutun yakışıklı bir resmi

2-
Bir kız kobra yılanı ile evlendi:
Hindistanda Bhoi Ailesinin 30
yaşındaki kızları Bimbala Das, hastalıkla
boğuştuğu günlerde karşısına çıkan kobra
yılanına süt verdi. O andan itibaren
rahatsızlığında düzelme olduğunu fark etti. Genç
kız, kendisini iyileştirdiğine inandığı kobra
yılanına aşık oldu. Bimbala Das, 2 bin kişinin
katıldığı geleneksel bir Hint düğünüyle yılanla
evlendi.
 |
|
İleride
kobra yılanı ile evlenen kızın GERDEK RESMİNİ de ele
geçirirsek,yine bu satırlarda yayınlarız
|
3-
Hindistanda garip bir inanış ve
sıradışı bir düğün
Hindistanın güneyinda
Tamilla da yaşayan bir adam
geçmişte iki köpeği işkence ile
öldürdüğü için
lanetlendirildiğine inanmış,
dişi bir sokak köpeği ile
günahlarından
kurtulabilmesi için
evlendirilmiş. Düğün için köpek
süslenmiş, boynuna cinsellik ipi
takılmış ve davetlilere yemekler
ikram edilmiş.
Şimdi adam mutlu, bu evlilik ile
üstündeki lanetlerin'de
kalkacağına inanıyormuş. |
|
|
4-
2007
yılının Ekim ayı sonlarında Birleşmiş Milletler Küresel
Isınma komitesi dünyaca en ünlü 300 den fazla bilim
adamına hazırlattığı KÜRESEL ISINMA VE FELÂKET raporunu
yayınladı.

Bu rapora göre eğer çok acil önlemler
alınmazsa, çok kısa bir zaman içinde biz insan oğulları
insanlar, yakın akrabalarımız maymunlarla beraber tıpkı
geçmişteki dinazorlar ve mamutlar gibi münkariz olacağız.
Yani yeryüzünden yok olup gideceğiz
Tüyler ürperten bu gerçek üzerine biz,
sitemizin Uzay mı ileri ? Dünya mı ileri ? bölümünden
uzaya S.O.S Yardım sinyalleri gönderdik.
Eksik olmasınlar.Uzaylılar,bu S.O.S
Yardım çağrılarımıza anında cevap verdiler. Bizi
kurtarmak için yola çıktılar. Uzaylıların amaçları
dünyayı istilâ etmek değil, biz insanoğullarını ve
doğayı bizzat insanın ve insanoğlunun yarattığı
felâketlerden kurtarmak olacakmış. Uzaylıların bize ne
zaman ulaşacaklarını henüz bilemiyoruz.Yolda ilerleyen
uzaylılardan haber alırsak,yine bu sayfalarda anında
yayınlayacağız.
Medyamızın son zamanlarda çok sık kullandığı deyim ve
tabirle BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİNİZ.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bizim,Devlet Başkanına gönderdiğimiz dilekçeyi,sayın
Kenan Evren,aidiyeti cihetiyle Sağlık bakanlığına
gönderdi.Bakanlığın olaya yaklaşımını ve bakış açısını
göstermesi ve gelecek kuşaklara ibret olması bakımından
isim vererek burada yazacağım.Askeri yönetim,Askerî
Tıbbiyede okuyup,bizim sınıftan olan Dr.Kaya
Kılıçturgay'ı Sağlık bakanlığına getirmişti O da,Askerî
tıbbiyede beraber olduğu Dr.Mücahit Gürol'u Tedavi
Kurumları Genel Müdürü yapmıştı. Dr.Mücahit Gürol,bizim
devlet başkanına gönderdiğimiz dilekçe ile
birlikte,Sarıyerde Dispansere gelir,ben o gün hasta
olduğumdan dispanserde yoktum.Bana vekâlet eden Dr.Galip
Aktan arkadaşımıza konuşur.Son zamanların argo deyimi
ile adeta fırça çeker.Biz biliyoruz der.Bu dilekçeyi siz
doktorlar yazıyorsunuz,halka imzalatıyorsunuz.Siz şimdi
hastane istiyorsunuz,size nereden doktor,nereden hemşire
bulup ta göndereceğiz,size rahat mı batıyor? Alın
maaşınızı,Oturun oturduğunuz yerde yoksa, sizi süreriz
haa!!.
Son olarak,dispanserimiz ve
hastanemizin.kurucusu,finansörü sayın İsmail Akgün ile
yaşadığımız bir zorluğu da,gene, buraya almak
isterim.Dispanserimizin adı başlangıçta Sarıyer İsmail
Akgün Belediye Dispanseri idi ya,Telefon idaresi
bunu,kayıtlarına İsmail Akgün'ün özel dispanseri diye
geçirmiş,telefon faturalarını bize dispansere
değil,İsmail Akgün adına Cağaloğlundaki iş
yerine,matbaaya gönderirmiş.Ne yaptı isek bu yanlışı
düzeltemediğimizden,bizim devlet adına yaptığımız
telefon konuşmalarının faturasını,sineye çekerek, hep
İsmail Akgün ödemek zorunda kaldı.Bütün bu yaşadığımız
manasız zorluklardan sonra,İsmail Akgün ağabeğimden
duyduğum şu şikâyet,yüreğime taş gibi oturdu.Acaba dedi
İsmail abim,ben hayır işlerine harcadığım bu
paraları,meyhanelerde,hovardalıkta yesem,daha mı iyi
ederdim?.Devlet, devlet olmalı,kendine,halkına yardım
için çırpınan insanı böyle düşünmeğe mecbur
etmemeli.İsmail Akgün ağabeği,bildiğim kadarı ile bugün
96 yaşında.
Eski
Devlet başkanı ve yedinci Cumhurbaşkanımız Kenan Evren'in de,2005 ylı baharında söylediklerini
hatırlatarak kendisini biraz rahatlatmak
isterim. Hep bildiğimiz gibi,eski Genel Kurmay
Başkanımız,eski Devlet Başkanımız,yedinci
Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren de, helâlinden
biriktirdiği paralarla Marmariste bir okul yaptırarak
Milli Eğitim bakanlığına hediye etmişti.Birkaç yıl sonra
parasal yönden eli biraz daha rahatladığında Sayın Kenan
Evren ikinci bir okul yaptırmak istemiş,bunun içinde
gerekli yerlere ve gerekli mercilere müracaat
etmişti.Bürokrasinin ağır işleyişinden ve kendisine
çıkarılan bürokratik engellerden bıkarak okul
yaptırmaktan vazgeçmişti.Bu konudaki etraflı detayları
biz,sitemizin Aksak Adalet ana bölümünde
DERİN DEVLET-DERİN
BÜROKRASİ yazımızda dile getirmeğe çalıştık.Lütfen o
bölümü de açarak,ibretli karşılaştırmalar,ibretli
mukayeseler yapabilirsiniz.Eğer bir eski Devlet
Başkanını,bir Cumhurbaşkanını bu bürokratik engeller
bıktırıp,okul yapmaktan vazgeçirebiliyorsa,Bizim
çektiğimiz bürokratik sıkıntıları hoş görelim.Hafife
alalım derim,İsmail ağabeyime.
30 Mart,2007 günü hastaneye
gittiğimde,camlanıp,çeçevelenerek başhekim odasındaki
duvara asılmış yazıyı aynen buraya alıyorum
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İsmail Akgün
bey,İstanbulda olduğu zamanlarda Dispanseri
geliştirme,hastaneye dönüştürme ve halk sağlığını koruma
derneğimizin her ay muntazam yaptığı dernek yönetim
kurulu toplantılarına katılır ve toplantıda aldığımız
kararları imzalardı.İstanbulda olmayıp,yat sefasında
veya Bodrumda olduğu zamanlarda ise,geldiğinde
kararlarımıza toptan imza atardı.
Fedakâr Sarıyer
halkımızın itici gücü,inanılmaz gayretleri,karınca
kararınca maddi ve manevi yardımları sayesinde 1980-1981
yıllarında,dispansere verilen arsadaki betonarme inşaat
ta bitmiş ve mevcut yığma dispanser binası ile
birleştirilerek dispanser binamızın ikinci kat inşaatı
da tamamlanmıştı.İşte bundan sonra bina, açılabilecek
bir hastane haline gelmişti.
Biz de,bunu fırsat
bildik.O yıl derneğimizin yıllık Genel kurul
toplantısında konuştuk tartıştık.Binamız hazır,gelin
bunu hastaneye dönüştürelim diye nereye başvursak
hep,olumsuz yanıt alıyorduk. Hatta,ilgililere ve
yetkililere dert açıyoruz, iş çıkarıyoruz diye,şifahî
olarak, sürülme ile bile tehdit ediliyorduk.Öyle ya!
Oturduğumuz yerde oturmalı ! başımızı sallamalı !
maaşımızı almalıydık ! rahata alışmış
etkililere,yetkililere,iş çıkartmanın,hastane
istemenin,hastane ile birlikte hekim istemenin,hemşire
istemenin, bütçe,para istemenin,manası mı ? , Anlamı mı
? vardı şimdi ?.
Üzücü ama,çok yalın bir
gerçek.1970 li yıllarda,İstanbul Belediyesi ile yapılan
bir sözleşme ile bizi bünyesine bağlıyan Sağlık
ve
Sosyal Yardım bakanlığında,esen hava,hakim olan
zihniyet,ne yazık ki : Bu idi. Dispanserde görevli,ayni
zamanda dernek yönetim kurulu üyesi olan sadece biz dört
hekim arkadaş vardık.Genel kurulda Sarıyerli
hemşerilerimize bütün bu zorlukları anlattık.
Çözüm,gene Sarıyerli
hemşerilerimizden geldi.Genel kurula katılan derneğimiz
üyesi kahveci YAŞAR arkadaşımız bir teklif getirdi.O
dönem Orgeneral Sayın Kenan Evren,Devlet başkanımız
olarak görev yapıyordu.Hastane açma başvurumuzu Devlet
Başkanımız Sayın Kenan Evrene yapalım.Dedi.Teklif genel
kurulda hemen olumlu karşılandı.Hemen
benimsendi.Bendeniz de,dispanser başhekimi olarak genel
kurulu yönetiyordum.Derhal teklifi kongre üyelerinin
oylarına sundum.Hiç itirazsız,oybirliği ile kabul
edildi.Zabıtlara geçirdik.Hep beraber imzaladık.Eğer
dernek genel kurul karar defterleri bulunursa,bu
demokratik ve yapıcı karar defterlerde mevcuttur. Sayın
Kenan Evrene göndereceğimiz başvuru dilekçesini de
yazdık.İlk imzayı öneri sahibi kahveci YAŞAR arkadaşım
attı.Sonra Sarıyerli hemşerilerim imzaladı.Dikkat
çekmesin diye son imzaları da biz dört doktor arkadaş
attık.Devlet Başkanımız Sayın Kenan Evrene
postaladık.Bu mektuptan sonraki gelişmeleri ise zaten
öykümüzün başlarında yazmıştık.
Yukarıdaki yazıda adı
sık geçen Dr.Mehmet Salman arkadaşımız,meslektaşımız
ise, Biz bu gelişmeleri yaşarken,bu sıkıntıları
çekerken,bütün bunlar yapılırken ,Tıp fakültesi öğrenicisi idi.Sonrada,
uzmanlık için İç hastalıkları bölümünde asistanlığa
başlamış,uzmanlık süresini doldurmağa çalışıyordu henüz.
Dr. Mehmet Salman
arkadaşımız bazı şeyleri unutmuş olabilir.Hatırlamağa
çalışsın. Anasının karnında iken de,Sarıyerde hastane
konusunu bazı kişilerle de konuşmuş olabilir mi acaba?
İsmail Akgün ağabeyim,bu gün 96 yaşında.Kendisine ufak
bir hatırlatma yapmak isterim.Eğer kahveci YAŞAR
arkadaşımızın şahsında simgelenen çalışkan ve fedakâr
Sarıyer halkının yapıcı,itici gücü,candan veren
katkıları olmasaydı,İsmail Akgün ağabeğim 196 yaşına
kadar da yaşasa, Sarıyer İsmail Akgün Devlet
hastanesinin açılışını göremiyecekti.Para vermekle para
almakla hemen her şey olmuyordu.Bitmiyordu.Boşuna
dememişler. Her şey para değil dünyada.
Yukarıdaki bölümlerde
eski Devlet Başkanımız,eski Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan
Evrenin bürokratik engellerden bıkarak ikinci okulunu
yapmaktan vazgeçişini DERİN DEVLET-DERİN BÜROKRASİ ile
iniltilendirerek vermeğe çalıştık.Eğer,onun yanında da
çalışkan,fedakâr Sarıyer uşaklarının desteği yardımı
olsa idi,şimdi ikinci okulunu da yapmış olurdu.Kimbilir.
Erzurumlu dadaşlar gibi,Egeli efeler gibi,İstanbul
kopuklarına da,hayırseverlere de,doktor olmuş hekim
meslektaşlarımıza da her zaman vefa sahibi olmak,ara
sıra da, insaflı olmak,yaraşır ve yakışır
İlave: 02.Nisan.2007
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir kültür ve eleştiri
sitesi olabilme amaç,iddia ve gayreti içindeki
demokraside devrim de, 1985 yılının ilk yarısına kadar
olan gelişmeleri dilimizin dönebildiği kadar burada
anlatmağa çalıştık.1985 yılının son yarısındaki ve
sonraki gelişmeleri ise çok karmaşıklaşmasın ve bilgi
kirliliğine sebep olmasın diye, Aksak Adalet ana
bölümümüzde
YAŞADIKLARIMIZI DİLLENDİRELİM Kİ: Her zaman
konuşsunlar yazımızda kaleme alıyoruz.Konuyu
tamamlamak,yapılan haksızlıkları,devletteki aksaklıkları
görüp bilgi ve ibret almak için,lütfen orayı da tıklayıp
yeni sayfamızı açınız
İşte
biz,demokraside devrimciler,bir okul,bir hastane
kurmaktaki zorlukları bizzat görerek,bizzat
yaşayarak,hantal devletin, ceberrut devletin ve zorba
devletin aksayan
yanlarına
saldırıyoruz. Bizi haklı bulanlar,lütfen,yanımıza
gelsinler; haksız bulanlar ise, hiç
durmasınlar, bize acımasızca saldırsınlar
Dr.Hasan HORTO
2006
|
|