AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

GECEKONDU SARMALINDAKİ,BU ŞEHRİ ISTANBUL'DA,

SARIYER İSMAİL AKGÜN DEVLET HASTANESİNİN DOĞUŞ ÖYKÜSÜ

  

      Çok şiirler yazılmış,çok dizeler dizilmiş Istanbul hakkında.Lâle devri şairi Nedim:Bu şehrî Istanbul ki / Bîî mislü bahadır / Yek (tek) sengine(Taşına) / Yekpâre (bütün) Acem(İran) mülkü fedadır.Demiş.

        Acem mübalâğası(abartması) yapmış,Acem palavrası atmış, Nedim,ama,bir güzel de oturtmuş,bir güzel yakıştırmış.

        Bunun içindir ki: Istanbul deyince,Yahya Kemal'den evvel, Nedim'in bu dizeleri gelir ilk önce aklımıza.  

       400 yıl sonra Nazım Hikmet: Istanbul şehrinin yoktur menendi / Ademin canlar katar abu hayatı canına / Demiş,demiş şair Nedim efendi / Der. Ve noktayı koyar.

       Osman Atillâ da, Istanbul tezadını şu üç dize ile ne güzel de anlatır..Bu şehrî Istanbul / Yetmişinde bakîre / yedisinde dul / .

       Böylesi güzellikler,böylesi çelişkiler,böylesi zıtlar içindeki Istanbul'da, ibret verici öykümüze başlamadan önce,eğer izin verirseniz,1963 yılına kadar, geriye giderek,beni çok etkileyen küçük bir mektuptan söz etmek isterim. Canada, New Brunswick eyaleti Moncton kentinde, yanında çalıştığım şefim Dr.Edvin D.Levittan'ın, naçiz şahsım hakkında yazdığı referrence=tavsiye mektubundan.

       Çünkü,bu mektup,gerek Kanada ve gerekse de Birleşik Amerika da çaldığım her kapıyı bana açtığı gibi,omuzlarıma da büyük sorumluluk yüklemiştir.

        Aradan 42 yıl geçmesine rağmen,bu yük, haalâ devam ediyor. Ve işte ben,şimdi yazdıklarımı da,bu küçük mektubun bana yüklediği sorumluluk bilinci içinde yazıyorum.

        Bilmemiş olabilecekler için söyliyelim.Amerika ve Kanada da,referans dedikleri tavsiye mektupları çok büyük önem taşır.Her türlü görev referansla=tavsiyeyle alınır,referansla=tavsiyeyle verilir.Ve hatır için,gönül için, katîyen, ama katîyen  referans verilmez, mektup yazılmaz. Amerika'yı yücelten de, bu dürüstlük oluyor belkide. 

        Mektubu izniniz ile,yazılış düzeni içinde buraya alıyorum:

 

The Moncton Hospital   Moncton.,N.B

MacBeath Ave.  Tel.EV  4-4421

June 15,1964

  

TO WHOM IT MAY CONCERN:

          This is to certify that Dr.HASAN HORTO has been a senior resident in internal Medicine at our hospital for the past year ( July 1,1963 ).

 We have found him knowledgeable,of pleasing personality with sraff and patients,and has a good command of English. 

We feel that he would do well wherever he may go and should be a credit to the Medical profession.I have no hesitation in highly recommending him.

Respectfully,

Edvin D.Levittan,M.D  imzası

Edvin D.Levittan,M.D.,M.R.C.P. ( Edinb. )

Co-ordinator

Department of Medicine

 

       Bana büyük sorumluluk yükleyen bu kısa tasiye referans mektubun kısa tercümesi şöyledir:

      Dr.Hasan Horto,geçen yıl,hastanemizde dahiliye başasistanı olarak çalışmıştır.Hasan Horto,Hastanemizde çok iyi bir görev yapmıştır.Tıp bilgileri ve İngilizceye hakimiyeti çok iyidir.Biz inanıyoruz ki:Dr.Hasan Horto,nereye giderse gitsin daima başarılı olacak ve tıp mesleği ve tıp mensupları için bir kazanç olacaktır.

      İşte bu son cümle,bana büyük sorumluluk yükledi.Bunu her zaman omuzlarımda hissettim. Her zaman yerine getirmeğe ve şefim Dr. Edvin Levittan'a lâyık olmağa çalıştım ve haalâ da çalışıyorum.Umarım  başarılı oluyorum.Yıllar önce,Beşiktaş,Sait Çiftçi Kamu Sağlığı merkezine gittiğimde,çok sevilen çocuk uzmanı Dr.Gönül Demirali'nin,naçiz şahsım hakkında söylediği iki nazik cümle, her zaman da,kulaklarımda çınlar. ( İyi ki: aramıza geldin kardeşim,bize deontolojiyi öğrettin. )Tıp camiası dışında olanlar için söyliyelim.Deontoloji,hekimlik ahlâkı anlamına gelir.Sağ olasın Gönül Demirali,bana iltifat ettin,onurumu yükselttin.

      Umarım,Dr.Edvin D.Levittan'ın,bana yüklediği sorumluluk bilinci içinde,Istanbul,Sarıyerde de,Beşiktaşta da,Tıp camiasına ve insan sağlığına,birşeyler katabildim.Şimdi de ayni sorumluluk bilinci içinde,insanın,gerek gördüğü,zorunlu hallerde,kendisini kopyalatma hakkının,düşünme özgürlüğü,fikir özgürlüğü,fikrini söyleme özgürlüğü gibi,tabii insan hakları kapsamına alınması için,var gücümle çalışıyorum.Bu konuda,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine,başvuru için hazırladığımız dilekçeyi,yine bu bölümde bulacaksınız.Ayrıca,Mustafa Kemâl Atatürk'ün,kopyalatma patent hakkını alarak,ülkemizi, dünyada,insan kopyalatma hakkını tanıyan ilk ülke yapabilmek için, Türk Patent Enstitüsüne yaptığımız başvuru, ve aldığımız yanıt,Atatürk Kopyalanabilir mi? bölümünde yayınlanmıştır.Lütfen her iki bölümü de tıklayınız.Ve sizde bu konuda yüksek fikirlerinizi söyleyiniz ki: sizlerin fikirlerinden de yararlanmış olabilelim.                      

      17 yıllık Amerika ve Kanada serüvenimde.hep deniz hasreti ile yaşadım.Çalıştığım orta Amerika eyaletleri denizlerden uzaktı.Gerçi Amerika topraklarının gölleri boldu,ama,göller denizlerin yerini tutmuyor.Ayvalık ta deniz kenarında doğmuş,denizle haşır neşir büyümüştüm.Istanbul'a dönünce,alacağım devlet görevinin denizle iç,içe olmasını yeğledim.Sordum,soruşturdum.Sarıyer Belediye Dispanserinde dahiliye mütehassıslığı ve baştabiplik uzun zamandır boş duruyor, dediler.Sarıyer de, denizden de, balıktan da, bol bir şey yoktu o zaman.Hemen belediye ye gittim.Sağlık müdürlüğüne çıktım.Sağlık müdürü sayın Dr.Arif Akşehirlioğlu,beni iyi karşıladı.Kendimi tanıtıp Sarıyerdeki göreve talip olduğumu söyleyince,ilgisi daha da arttı,daha da çok sevindi.Hemen elime bir kağıt tutuşturdu.Bununla beraber Sağlık Bakanlığına baş vurunca,tayin emrimi acele yolladılar.Sarıyer İsmail Akgün Belediye Dispanseri Baştabibi ve dahiliye mütehassı olmuştum.

      Amerika da,çalışmalara her sabah erken başlanır.Her sabah 7,30 da en geç saat 8 de hastanedeki görevimizin başındayız.İşte bu çalışma disiplin ve alışkanlığı içinde ve heyecanla elimde tayin emrim, Sarıyer'in yolunu tuttum. Tarih 17 Aralık,1973 idi.Sarıyer İsmail Belediye Dispanserinin yerini sordum.Kapıya vardığımda.dispanserin bahçe kapısında ve giriş kapısında kilit vardı.

      Her halde,çok erken geldim diyerek sahildeki bir kahveye gittim.Bir simit aldım,birde demli çay söyledim.Yarım saatte,çayımı da simitimi de bitirdikten sonra,tekrar dispansere gittim. Kimse gelmemiş kilit açılmamıştı.Neden sonra saat 10 da,ilgili hizmetli elinde anahtar geldi dispanseri açtı. İçeri girdik.Biraz sonra,başhekimlik görevini vekâleten yürüten,çocuk hastalıkları mütehassısı Dr.Osman Tamer ağabeği geldi.Tayin evrimi kendisine verdim.Çok memnun oldu,hemen işlemlerimi yaptırdı.İşte böylece Sarıyer de 17 yıl çalışacağım görevim başlamış oldu.

      Dispanserde dört doktor kadromuz vardı.Bir ben.dahiliye uzmanı ve başhekim,iki Dr.Osman Tamer ağabeğimiz,çocuk hastalıkları uzmanı,üç Dr.Galip Aktan Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı,dört Dr. Sacit Oğuz Kulak Burun Hastalıkları Uzmanı.Üç hemşire kadromzdaki üç hemşiremiz de, okuldan değil,hastanelerdeki pratik hemşire kurslarından yetişmişti.Yaşça en büyüğü Meliha hanım,başhemşire görevi üstlenmişti.İlk gün akşam olup,ayrılma vakti geldiğinde,hemen paltoma yapıştı,bana rahat giydirmek için tutmağa çalıştı.Ben,aman hemşire hanım,ben Amerika görmüş insanım.Hanımlara katÎyen paltomu tutturmam dedim.Paltomu kendim giymek için elinden zor aldım.Ufak ayrıntı,anlatılması gereksiz gibi görünen bu olayı buraya hasseten aldım.Çünkü Sarıyerde çalıştığım uzun yıllar,büyük çoğunluğu,hemen hepsi, Karadenizli olan Sarıyerli hastalarımın evlerine,muayene ve tedaviye çağrıldığımda,hürmetkâr,gayretli,çalışkan Karadeniz kadınından hep ayni gayreti,ayni sıcaklığı,ayni misafirperverliği gördüm.Evlerinden ayrılırken hepside paltoma yapışıyor,beni giydirmeğe çalışıyorlardı.Hepsine de,hep, ayni şeyi söyledim.Ben Amerika gördüm.Hanımlara paltomu tutturmam.Ben saygı ile hanımların paltolarını tutarım.Onlarında,bana verdikleri yanıt, hep ayni idi.Olsun doktor bey.Biz tuteyruk.Bu sıcak misafirperverlik,belki de,dünyada, başka hiçbir yerde yoktu.Bana insanlık,saygı,misfirperverlik öğreten,beni çok etkileyen vefaakâr Karadeniz kadınlarını,buradan,bir kere daha selâmlar,onlara saygılarımı yollarım.

      Dispanserde,Sarıyer İsmail Akgün Belediye Dispanserini kalkındırma ve geliştirme derneği adı ile birde dernek kurulmuştu.Tüzüğümüz gereği dispanser başhekimi ayni zamanda dernek başkanı idi.Dispanser çalışmalarımızı ve para ihtiyaçlarımızı,bağlı olduğumuz Istanbul Belediyesinden çok ,derneğimizden sağlardık.Çünkü,odun olsun,kömür olsun,başka ihtiyaçlar için,ne zaman Belediyeden,para ve tahsisat istesek,malûm olduğu veçhile,hemen her zaman,hep ayni yanıtı alırdık.para yok,tahsisat yok. Hatta, ve hatta,çoğu zaman maaşlarımızı da zamanında alamaz,uzun zaman,meselâ,bir iki ay beklerdik.

    Derneğimiz adına,herbiri iki buçuk liralık makbuzlar bastırdık.Muayene olacak hastalara,fakirler hariç,bir makbuz keserdik.İşte bu makbuzlardı,günlük yaşantımızı yürüten.

      Derneğimizin ilk toplantısında,Dispanserimizin kurucusu,banîsi,koruyucusu, Kopuk İsmail namıyla marûf,matbaacı İsmail Akgün ile tanıştım.Kopuk adını yanlış anlamayın.Erzurum'un dadaşı,Ege'nin efesi,Istanbul'da kopuk diye anılır.Erzurum'un dadaşı,nasıl doğunun sınır taşı ise,Ege'nin zeybeği,nasıl fakirin hakkını korursa,Istanbul'un kopuğu da,düşkünlerin,ezilenlerin yanında olur.Onları kollar.Istanbul'un kopukluğunu,isterseniz şimdi de,Kopuk'tan dinleyelim.Mütareke yıllarıdır,Istanbul işgaldedir.Yedi düvelin askerleri Istanbul da kol gezmektedir.Kopuk İsmail,bıyıkları henüz yeni terlemiş bir delikanlıdır.Istanbul kopukları ile beraber, hep birlik olurlar.İşgal orduları karargâhlarından sızdırdıkları,mermileri,silâhları,el altından,boğaz takalarına,Karadeniz uşaklarına verirler.Karadeniz uşakları da,kusursuz bir görev bilinci içinde,takalarla silâhları,Anadolu'ya Kuvayı-Milliyeye ulaştırırlar.

      Istanbul kopukları,nerede bir haksızlık görseler,hep haklıyı savunurlar.

      Eski kopuk,Matbaacı İsmail Akgün'den dinlediğim.Dispanser öykümüz de,işte,şöyle başlar.

Yıl 1957 veya 1958.Uzun yıllar Cağaloğlu'nda matbaacı olan İsmail Akgün ülke çapında çok yararlı bir görev yapmaktadır.Matbaası,Istanbul daki,ülkedeki,mevcut üniversitelerin,yüksek okulların ders ve bilim kitaplarını basmakta,iyi satmakta iyi de para kazanmaktadır.Hayır işlerini,yardım işlerini çok sevdiğinden kendi adına birde vakıf kurmuştur.Gelir görür ki:Sarıyerde hiçbir sağlık kuruluşu yoktur.Sarıyer de, şehirden çok uzaktır.Karar verir,Sarıyerde bir sağlık merkezi kuracaktır..Bu amaçla,Belediyeden ve özel şahıslardan, arsa arar,şimdiki yerde arsa bulunur.Arsayı satın alır.Üç katlı bir sağlık merkezi projesi çizdirir.Çünkü o zamanlar,tüm ülkede,sağlık merkezi modası vardı.İnşaata başlar.Temeller atılır.Birinci kat inşaatı bitmiş,odalar yapılmıştı ki:Ülke 27 Mayıs,1960 ihtilâline toslar.Ülkedeki bütün hukuk kitaplarını İsmail bey basmış olduğundan ,elinde bir sürü stok vardı.27 Mayısla beraber,Anayasa da,kanunlar da değiştiğinden,bu kitapların hepsi demode olur.İşe yaramaz hale gelir.Bunları nereye versin?,Kime hediye etsin?,Nasıl değerlendirsin?.Hiç olmazsa kâğıdı heba olmasın diye,arkadaşları,İzmit Seka Sellülôz fabrikasına hibe etmesini söylerler.Seka Fabrika yetkilileri ile konuşur,kabûl ederler,kitaplar bilâ bedel Seka fabrikasına verilecek,fabrikada kazanlara atılacak,yoğrulacak,tekrar kâğıt haline getirilecektir.Başka kitapların basılmasında kullanılacaktır..Anlaşma sağlanır.Ama gelin görün ki:Gereksiz,manasız,gülünç zorluklar başlar.Fabrikadan biz kamyon gönderemeyiz,sen kamyon tut,buraya yolla,derler.Kamyon kiralar, kitapları İzmit Seka Kâğıt fabrikasına ulaştırır.Bu sefer de,bu sayfaları kim,kitaplardan ayırıp kazana atacak? derler.Sen adam tut ta ayırt derler.Çaresiz,birkaç adam bulur,yövmiyelerini öder,kitaplar cart diye,teker,teker sökülüp kazanlarda kaynamağa girer.

      Bu kanun değişiklikleri İsmail beye,büyük zarar getirir.Malî durumu sarsılır.Sağlık merkezi projesinin ikinci ve üçüncü katını tamamlayamaz.Çaresiz,sağlık merkezi projesi,Dispanser projesine dönüşür.Istanbul Belediyesi ile noterde bir anlaşma yapılır.BELEDİYE İSMAİL AKGÜN DİSPANSERİ adı altında işletilmek kaydu-şartı ile,Arsayı da,üzerinde yaptığı binayı da tapuda Istanbul Belediyesine hibe eder.

      Dispanseri geliştirme ve Halk sağlığını koruma derneğimizde,Sarıyer'in her kesimden,yardımsever ve fedakâr insanları da,bizimle beraber çalışmaktadırlar.Yönetim kurulumuz,baştabip ve yönetim kurulu üyelerimizin katılımı ile her ay düzenli toplanmaktadır.İsmail Akgün ağabeğimiz de Istanbul'da olduğu sürece toplantılarımıza muntazam katılmaktadır.Dispanseimiz,mevcut doktor,hemşire ve personel kadrosu ile Sarıyer halkına günlük polikilinik hizmetleri vererek,olabildiğince,yapabildiğince faydalı olmağa çalışmaktadır.

      O günler,o yıllar,bizim gibi bazı dispanserlerin yanında,Beyoğlu Belediye Hastanesi,Haseki Hastanesi,Zeynep Kamil Hastanesi gibi kadrosu ve teşkilâtı geniş birçok sağlık kuruluşu Istanbul Belediyesine bağlıdır.Doktorlar,hemşireler ve tüm personel maaşlarını belediyeden almaktadırlar.Gelin görün ki:Haseki,Beyoğlu,Zeynep Kâmil gibi büyük hastanelerde,yalnız Istanbul hastaları değil,Anadolu'nun çeşitli vilâyetlerinden gelen hastalar,muayene edilip,yatırılıp tedavi edilmektedir.Belediyeye bağlı bu sağlık kuruluşlarının masrafları belediyenin sınırlı bütçesine çok ağır gelmekte ve maaşlarımız belirli sıkıntılı dönemlerde sık sık ödenemez duruma gelmektedir.

      Istanbul Büyükşehir Belediyesinin,malî açıdan çok sıkıntılı durumuna çare aramak için yetkili kurumlar biraraya gelirler,sonuçta şu karara varırlar ki:Istanbul Belediyesine bağlı hastaneler ve dispanserler,doktorları,hemşireleri ve tüm personeli ile Sağlık Bakanlığına devredilecektir.İki kurum arasında protokol devir anlaşması yapılır,ve biz,bütün kadromuz ile Sağlık Bakanlığına bağlanırız.

      Derneğimizin toplantılarında,başhekim olarak ben ve diğer yönetim kurulu üye arkadaşlarımız,Sarıyer de bir hastaneye ihtiyaç olduğunu,çünkü Sarıyer'in en yakın hastaneye bile,en az 15-20 Km uzaklıkta bulunduğunu,acil durumlarda hastalarımızın hastanelere ulaştırılma zorluklarını dile getiririz.Hastane yapılma işinin,yine en kolay biçimde,dispanserimizin hastaneye dönüştürülmesi şeklinde olacağını,ve bunu da halkla bütünleşerek imece usulü yapabileceğimizi hep söyler,tekrarlarız.Çünkü: deriz,bunu devletten bekliyemeyiz.Fatih Sultan Mehmet'in Istanbul'u aldığından beri, 530 yıl geçti,Sarıyer'e bir hastane yapılmadı.Eğer devletten isteyeceksek,belki de:bir 530 yıl daha  beklememiz gerekecek şeklinde de, espriler yapardık.Bu teklifimiz,bu fikrimiz Sarıyer'de hemen tuttu.Çalışkan ve fedakâr Sarıyer halkı,hep birlikte kolları sıvadılar.

      Istanbul Belediyesi,daha evvel,dispanserimizin kuzey yönüne bitişik 120 metrekare arsayı almış,dispanserimize katmıştı.Burada istediğimiz gibi plân yapar temelleri yüksek katlara göre atabilirdik,ama mevcut dispanser binamız betonarme değil,yığma idi.Sarıyer Belediyesindeki mühendis arkadaşlara statik hesaplarını yaptırdım.Üste ancak iki kat çıkılabilir diye rapor verdiler,daha fazlası güvenlik açısından sağlam olmaz dediler.Mimar mühendis Erol Aksoy,eksik olmasın,plânlarını yaptı.Kontrolünü üstlendi.Sarıyer halkı da kimisi tuğla,kimisi kum,kimisi çimento,kimisi kereste verdiler,Ya Allah deyip inşaata başladık.

     O dönem,ilçe belediyeleri, Belediye Şube Müdürlükleri şeklinde idare edilirdi.12 Eylül,1980 sonrası,Belediye Şube Müdürlüğüne asker emeklisi bir arkadaşımız geldi.Onlarla sıcak temas halinde,istedim ki:Belediye mühendis ve mimar arkadaşlarımız,plân ve projelerimizi yapsınlar,inşaatımız,plânlı,projeli,ruhsatlı,iskânlı olsun yasal olsun.Baktım ki:plân,proje,ruhsat deyince,Belediye de kimseyi yerinden kıpırdatamıyorum.Kimse sahip çıkmıyor,oralı bile olmuyor.Çok fazla sıkıştırınca belediyedeki,mühendis mimar arkadaşlar dediler ki: Doktor bey,plânla,projeyle,ruhsatla ne uğraşıp durursun,bizim bu belediye binamız varya?,Evet, Onun da,ne projesi,ne ruhsatı,ne de iskânı var.Çok şaşırdım ama şaşırmak para etmiyor.Alabildiğinle,bulabildiğinle yetinmek zorundasın arkadaş,diyerek işe koyuldum.Bereket ki:Belediyeler,henüz, askerî yönetime geçmeden,şimdi rahmetli olmuş Aytekin Kotil'in Belediye Başkanlığı döneminde,Beşiktaş C.H.P.den yakın arkadaşım, Ayfer Atay, Belediye Başkan yardımcısı görevinde bulunuyordu.Onu sıkıştırdım,İsmail Akgün ağabeğimin işe başlarken çizdirdiği,ama 27 Mayıs,1960 ihtilâli dolayısı ile gerçekleştiremediği üç katlı Sağlık Merkezi Projesini Ayfer Atay arkadaşım,Belediye Başkanı Aytekin Kotil'e imzalattı.Bas dedi buraya imzayı.Partide,her zaman, kader birliği içinde olduklarından,o da,onu kırmadı.Bastı imzayı.İmzanın üstüne de Istanbul şehrinin,Şehremini mührünü vurdu.İşler bizde böyle yürür  Çelebi.Ne olur,Ne olmaz,Hiç değilse elimde,imzalı,mühürlü bir belge bulunsun diye,bu projeyi haalâ evimde saklarım.Neye dayanarak,sen bu gecekondu hastanesini yaptın diye,soracak biri çıkacak olursa,bu belgeyi önüne dayayacayım. Bizim gecekondu hastanemizin öyküsü böyle başladı işte.

     Şimdi sıkı durun,tapu kayıtlarına gideceğim.O gün tapu kayıtlarında dispanserimiz mezarlık görünüyordu.Hiç değilse bunu değiştirelim,dedim başaramadım.Kimse işi yapmam demiyordu,ama,herkes işi,birbirine atıyordu.Sakın şaşırmayın,bu gün,burası 60 doktoru olan, kocaman bir hastanedir.Hiç sanmam ki: Tapu dairesindeki mezarlık kayıtları değişmiş olsun.Merak edenler,Sarıyer Tapu müdürlüğüne uğrasınlar, araştırsınlar,hiç olmazsa,değiştirilmesi için şimdiki Başhekim arkadaşımıza yardımcı olurlar.

 

Yapıma başlayınca,tabii ki: devamlı paraya ihtiyaç oluyordu.Cömert ve çalışkan Sarıyer halkı,hem bizimle çalışıyor,hemde karınca,kararınca bağış ve yardımlarda bulunuyordu.

Burada,hizmeti geçenler okadar çok ki: İsim isim saymaktan korkuyorum,belki birisinin ismini unutabilirim diye.Benim, memleketim Ayvalık'tan sonra en fazla zamanın Sarıyerde geçti.Burada 17 yıl kaldım.Sarıyer ikinci memleketim oldu.Hatta şivem de Karadenize çalar oldu.Onun için onlardan bahsederken eğer izin verirlerse,Sarıyerli Hemşeheilerim diye söz edeceğim.

    Sarıyer'li hemşehriler içinde,çok parasını alıp hastaneye kattığımız,Rahmetli Hacı Ömer Uzger'den bahsetmeden edemem..Onu çok Istanbul'lu tanır.Hatta Anadolu'dan bile hastalar gelir.Hani Sarıyer de,bel çeken Hacı Ömer.Ben ona Hacı Ağabeği derdim.Hacı ağabeği,Sarıyer merkezindeki bir pasajın içinde,belindeki ağrıları geçirememiş insanları bir masaya yatırır.Bellerine kalın bir kayış takar,kayışın ucunu güçlü,kuvvetli yeğeni Mümtaz'a verir,kendi de hastanın kollarını ve gövdesini sıkıca tutar.Ya Allah diyerek Mümtaz'a hadi,çek derdi.Mümtaz var kuvvetiyle kayışa sarılıp aniden çekince hastadan bir ah sesi yükselir,bel kemikleri kütür,kütür ederdi.

 Ben,hastanın belinde tüberküloz veya tümör olursa,bu sert hareket hastaya zarar vermez mi?Hastalık etrafa yayılmazmı? Diye sorduğumda,Hacı ağabeğ,şüphelendiğim hastalara röntgen aldırırım dedi.Peki röntgeni okuyabiliyormusun? diye sorduğumda,tabii,okurum dedi.Bizim,tıbbiyeden sonra  4 yıl ihtisas yapan röntgen mütehassıslarımızın,da,ortopedi uzmanlarımızın da,kulakları çınlasın.Boşuna o kadar yıl okumuşlar.Boşuna çalışmışlar.Her şeyimizde olduğu gibi,bizde sağlık işleri de,böyle yürür, çelebi.Hacı ağabeği rahmete kavuşalı çok yıl oldu.2005 yılı baharında,Sarıyer de,Hacı ağabeğinin yeğeni Mümtaz'ı gördüm.Koşar adımlarla pasaja gidiyordu.Nereye koşuyorsun dedim.Dükkâna gidiyorum,hasta geldi,dedi.Hacı ağabeğinin işine devam mı? dedim.Devam dedi.

      Hacı Ağabeğ,hastadan para almazdı.Masanın üstüne Cami Yaptırma Derneğinin makbuzunu koyar.Gönlünden ne koparsa,oraya bırak,bıraktığın kadar da makbuz kes,al  derdi.Burada toplanan paralarla da,gerekli gördüğü yerlere, mescit yapar,minare yapar,veya tamir ederdi.Bir gün kendisini ziyaret ettim.Hacı ağabeği dedim.Bak bu kadar minare,bu kadar mescit yaptın.Biz,şimdi Sarıyer'e hastane yapmağa çalışıyoruz.Paramız yetmiyor.Namaz evde de başka yerde de kılınır ama,Hastaların, bazan tedavi için,ameliyat için, mutlaka hastaneye yatması gerekir.Gel biraz da bize yardım et.Allah razı olsun,aklı yattı.Ondan sonra,cami yaptırma ve onarma makbuzlarının yerini,bizim dernek makbuzları aldı.Topladığı paraları hep birlikte hastaneye getirir,kontrol altında,birlikte harcardık.Bina ortaya çıkınca,hastanenin adı SARIYER İSMAİL AKGÜN DEVLET HASTANESİ oldu.Doğum koğuşuna da, "HACI ÖMER UZGAR DOĞUM PAVYONU" adını koyduk.

      Hastaneye yetecek binamız oldu ama,asıl zor mesele,Sağlık Bakanlığına bunu kabul ettirip,dispanseri hastane olarak tescil ettirmekte,hastanenin gerektireceği,doktor,hemşire,personel kadrosu alabilmekte.Hangi makama müracaat etsek,nereye başvursak,nereye yazsak cevap alamıyorduk.Binası yapılmış olsa bile kimsenin hastane ile uzaktan yakından ilgisi yoktu.O sıralar,12 eylül iktidarı vardı.Sayın Kenan Evren,Çankaya da,Devlet Başkanı olarak bulunuyordu.Derneğimizin yıllık genel kurul toplantısında,Sarıyerde kahveci Yaşar arkadaşımız.Kongrede,Devlet Başkanımız sayın Kenan Evren'e müracaat kararı alalım.Sarıyerliler'e imzalatalım ,ve gönderelim.Teklifinde bulundu.Bende, öneriyi beğendim, ve destekledim.Hemen bir genel kurul kararı aldık.Dilekçeyi,yaptıklarımızı,gerekçeleri ile birlikte yazdık.İlk önce,öneri sahibi kahveci Yaşar arkadaşımıza,sonra birçok Sarıyerliye imzalattık.Dikkat çekmesin diye de, en sonuna biz doktorlar imza attık ve yolladık.

      Bir süre sonra,başka bir gelişme oldu.Ülkede genel seçimler yapıldı,ANAP seçimleri kazandı.Şimdi rahmetli olmuşTurgut Özal da Başbakan olmuştu. Turgut Özal,eşi ile birlikte,o zamanlar Yeniköy de, yani Sarıyerde oturuyordu.Sarıyer'de ANAP ilçe binasını açmağa geleceği duyuldu.Ben bu fırsatı hastane adına kaçırmak istemedim..Devlet memuru olmama rağmen,ANAP ilçe binasının açılışına mutlaka gidecek hastane için yardım dilenecektim.Arkadaşım yüksek mühendis Kadrettin Akyıldız ,Turgut Özal'ın Teknik üniversiteden sınıf arkadaşı idi.Aralarında çok yakın ve sıcak arkadaşlık ilişkileri vardı.Durumu anlatıp,faydası olur diye,onu da toplantıya getirmek istedim.Arkadaşım Kadrettin Akyıldız,bana dedi ki:Şimdi Turgut, beni karşısında görünce,kendisinden birşey istediğimi,birşey beklediğimi sanır.Onun için,beni mazur gör ,sen yalnız git,dedi.Bizim kuşak böyle onurlu yaşıyordu işte.Evet ben birşeyler isteyecek,adeta dilenecektim ama,kendim için değil,hastane için,Sarıyer halkı için dilenecektim.Turgut Özal yanına,Bedrettin Dalan'ı da alarak geldi.Henüz ülkede,yerel ve Belediye seçimleri yapılmadığından sayın Dalan Belediye başkanı değildi.ANAP Istanbul il başkanlığına da,yeni seçilmişti.Evvelâ Sarıyer ilçe başkanı Güven Kurtul konuştu.İşte dedi.Hazreti Muhammed'imizin Mekke'den,Medine'ye gelişi gibi,sayın başbakanımız da Sarıyerimize geldi.Hoş geldi,sefa geldi.Bir yağ çekti,bir yağ çekti.İkinci olarak, konuşma sırası Bedrettin Dalan'a geldi.Sayın Bedrettin Dalan o zaman,politikada henüz yeni olduğundan,iki kelimeyi bir araya zor getirerek,adeta kekeliyerek konuşmasını bitirebildi.Sonradan bizim malûm politika hamurunda pişerek,sadece bizim politikacılarımıza özgü,çok konuşup,hiç birşey söylememe sanatını çok güzel öğrenecek,ve politika da da bir hayli başarılı olacaktı.Arkadan son Sözü Turgut Özal aldı.Konuşmasını bitirmiş,acele olarak gitmeğe hazırlanıyordu ki: ben ortaya çıktım.Söz istedim.Sarıyerli Hemşehrilerim,eksik olmasınlar,Başhekimimiz konuşacak,konuşmasını isteriz diye bana metazori söz aldılar.Bende dilimin döndüğü kadar,o güne kadar yaptıklarımızı anlatarak,bir Sarıyerli olarak kendisinden hastanemizin açılmasında bize yardımcı olmasını istedim.Sarıyerli hemşehrilerim gene sağ olsunlar,beni onore ettiler.Hepsinden fazla da, beni alkışladılar.Sayın Turgut Özal, yardım edeceğine söz verdi,ve Sarıyer'den ayrıldı.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

    

     Dördüncü Levent Kültür lokalinde,Çok sevdiğim kıymetli arkadaşlarım,emekli Piyade Albay Salih Güleryüz ve kıymetli emekli Binbaşı Adnan Özbey ile Sarıyer İsmail Akgün Devlet Hastanesinin kuruluşunu konuşuyorduk.Sohbetimizde geçen bazı konuşmalarımız üzerine,bu iki kıymetli arkadaşıma bir İNTERNET ŞAKASI yapasım geldi.Eskiden özellikle görsel medyada, KAMERA ŞAKALARI çok yapılırdı.

Amerikalıların CANDİT CAMERA diye adlandırıp uzun yıllardır kullanmakta oldukları  KAMERA ŞAKASI olur da, teknolojinin alabildiğine geliştiği günümüzde İNTERNET ŞAKASI olmaz mı yani ?

 

    Sanırım İNTERNET ŞAKASI dünyanın başka yerlerinde de başlamış durumda dır.

    Levent’ten İNTERNET ŞAKALARINI başlatıyoruz.

     Dünya İNTERNET ŞAKALARINA hazırlıklı olsun.

     Ama, tatilden Istanbul’a,lokale döndüğümde,bu iki kıymetli arkadaşımı da, bu internet şakası üzerine çok üzülmüş buldum.Keşke elim kırılsaydı da o şakayı yapmasaydım. Diyorum.

      Bu kadar yıllık arkadaşlarımın, gayet haklı olarak sahip oldukları meslek hassasiyetlerini nasıl  anlayamadım diye içim içimi yiyor.

     Ancak, her üzüntünün bir tesellisi,her olumsuzluğun birde olumlu yanı vardır.

      İnternet sitemizde,bir yıl önce,konuk yazarlarımız için DERİN DÜŞÜNCE başlığı ile bir sayfa açtık.Şimdiye kadar,DERİN DÜŞÜNCEDE yazan iki konuk yazarımız oldu.Umarız ileriki günlerde,ileriki yıllarda çok daha fazla konuk yazarımız olacaktır.DERİN DÜŞÜNCE,şiddet içermedikçe,her fikre,her düşünceye açıktır.İstedikleri konularda,istedikleri kadar yazabilirler,sayfalarımızın ise sınırı yoktur.

       DERİN DÜŞÜNCEDE ( olumsuzluğun olumlaştırılması ) adı altıda bende bir yazı yazdım.

       Umarım şimdi de,olumsuzluğu olumlaştırdık.Ve biz üç arkadaş,İstanbul,Levent’ten,İNTERNET ŞAKASINI dünyaya ilk defa biz yaydık.

      Bir yere varmakta biraz gecikince,GEÇ KALDIN TATAR AĞASI, ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ. Derler adama. Bize de aynen öyle oldu.

     

    İşte, size çok çarpıcı üç İNTERNET ŞAKASI :

1-Konya da 39 yaşındaki Mustafa Bulut’un dilinde diş çıktı:

    İşte dilinde çıkan dişi ile birlikte Konyalı Mustafa Bulut’un yakışıklı bir resmi

2- Bir kız kobra yılanı ile evlendi:

     Hindistanda Bhoi Ailesi’nin 30 yaşındaki kızları Bimbala Das, hastalıkla boğuştuğu günlerde karşısına çıkan kobra yılanına süt verdi. O andan itibaren rahatsızlığında düzelme olduğunu fark etti. Genç kız, kendisini iyileştirdiğine inandığı kobra yılanına aşık oldu. Bimbala Das, 2 bin kişinin katıldığı geleneksel bir Hint düğünüyle yılanla evlendi.

 

İleride kobra yılanı ile evlenen kızın GERDEK RESMİNİ de ele geçirirsek,yine bu satırlarda yayınlarız

3- Hindistanda garip bir inanış ve sıradışı bir düğün

     Hindistanın güneyinda Tamilla da yaşayan bir adam geçmişte iki köpeği işkence ile
öldürdüğü için lanetlendirildiğine inanmış, dişi bir sokak köpeği ile günahlarından
kurtulabilmesi için evlendirilmiş. Düğün için köpek süslenmiş, boynuna cinsellik ipi
takılmış ve davetlilere yemekler ikram edilmiş.
Şimdi adam mutlu, bu evlilik ile üstündeki lanetlerin'de kalkacağına inanıyormuş.

 

 

 4-  2007 yılının Ekim ayı sonlarında Birleşmiş Milletler Küresel Isınma komitesi dünyaca en ünlü 300 den fazla bilim adamına hazırlattığı KÜRESEL ISINMA VE FELÂKET raporunu yayınladı.

Bu rapora göre eğer çok acil önlemler alınmazsa, çok kısa bir zaman içinde biz insan oğulları insanlar, yakın akrabalarımız maymunlarla beraber tıpkı geçmişteki dinazorlar ve mamutlar gibi münkariz olacağız. Yani yeryüzünden yok olup gideceğiz

Tüyler ürperten bu gerçek üzerine biz, sitemizin Uzay mı ileri ? Dünya mı ileri ? bölümünden uzaya S.O.S Yardım sinyalleri gönderdik.

Eksik olmasınlar.Uzaylılar,bu S.O.S Yardım çağrılarımıza anında cevap verdiler. Bizi kurtarmak için yola çıktılar. Uzaylıların amaçları dünyayı istilâ etmek değil, biz insanoğullarını ve doğayı bizzat insanın ve insanoğlunun yarattığı felâketlerden kurtarmak olacakmış. Uzaylıların bize ne zaman ulaşacaklarını henüz bilemiyoruz.Yolda ilerleyen uzaylılardan haber alırsak,yine bu sayfalarda anında yayınlayacağız.

Medyamızın son zamanlarda çok sık kullandığı deyim ve tabirle BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİNİZ.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

     Bizim,Devlet Başkanına gönderdiğimiz dilekçeyi,sayın Kenan Evren,aidiyeti cihetiyle Sağlık bakanlığına gönderdi.Bakanlığın olaya yaklaşımını ve bakış açısını göstermesi ve gelecek kuşaklara ibret olması bakımından isim vererek burada yazacağım.Askeri yönetim,Askerî Tıbbiyede okuyup,bizim sınıftan olan Dr.Kaya Kılıçturgay'ı Sağlık bakanlığına getirmişti O da,Askerî tıbbiyede beraber olduğu Dr.Mücahit Gürol'u Tedavi Kurumları Genel Müdürü yapmıştı. Dr.Mücahit Gürol,bizim devlet başkanına gönderdiğimiz dilekçe ile birlikte,Sarıyerde Dispansere gelir,ben o gün hasta olduğumdan dispanserde yoktum.Bana vekâlet eden Dr.Galip Aktan arkadaşımıza konuşur.Son zamanların argo deyimi ile adeta fırça çeker.Biz biliyoruz der.Bu dilekçeyi siz doktorlar yazıyorsunuz,halka imzalatıyorsunuz.Siz şimdi hastane istiyorsunuz,size nereden doktor,nereden hemşire bulup ta göndereceğiz,size rahat mı batıyor? Alın maaşınızı,Oturun oturduğunuz yerde yoksa, sizi süreriz haa!!.

     Son olarak,dispanserimiz ve hastanemizin.kurucusu,finansörü sayın İsmail Akgün ile yaşadığımız bir zorluğu da,gene, buraya almak isterim.Dispanserimizin adı başlangıçta Sarıyer İsmail Akgün Belediye Dispanseri idi ya,Telefon idaresi bunu,kayıtlarına İsmail Akgün'ün özel dispanseri diye geçirmiş,telefon faturalarını bize dispansere değil,İsmail Akgün adına Cağaloğlundaki iş yerine,matbaaya gönderirmiş.Ne yaptı isek bu yanlışı düzeltemediğimizden,bizim devlet adına yaptığımız telefon konuşmalarının faturasını,sineye çekerek, hep İsmail Akgün ödemek zorunda kaldı.Bütün bu yaşadığımız manasız zorluklardan sonra,İsmail Akgün ağabeğimden duyduğum şu şikâyet,yüreğime taş gibi oturdu.Acaba dedi İsmail abim,ben hayır işlerine harcadığım bu paraları,meyhanelerde,hovardalıkta yesem,daha mı iyi ederdim?.Devlet, devlet olmalı,kendine,halkına yardım için çırpınan insanı böyle düşünmeğe mecbur etmemeli.İsmail Akgün ağabeği,bildiğim kadarı ile bugün 96 yaşında.

Eski Devlet başkanı ve yedinci Cumhurbaşkanımız Kenan Evren'in de,2005 ylı baharında söylediklerini hatırlatarak kendisini biraz rahatlatmak isterim. Hep bildiğimiz gibi,eski Genel Kurmay Başkanımız,eski Devlet Başkanımız,yedinci Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren de, helâlinden biriktirdiği paralarla Marmariste bir okul yaptırarak Milli Eğitim bakanlığına hediye etmişti.Birkaç yıl sonra parasal yönden eli biraz daha rahatladığında Sayın Kenan Evren ikinci bir okul yaptırmak istemiş,bunun içinde gerekli yerlere ve gerekli mercilere müracaat etmişti.Bürokrasinin ağır işleyişinden ve kendisine çıkarılan bürokratik engellerden bıkarak okul yaptırmaktan vazgeçmişti.Bu konudaki etraflı detayları biz,sitemizin Aksak Adalet ana bölümünde DERİN DEVLET-DERİN BÜROKRASİ yazımızda dile getirmeğe çalıştık.Lütfen o bölümü de açarak,ibretli karşılaştırmalar,ibretli mukayeseler yapabilirsiniz.Eğer bir eski Devlet Başkanını,bir Cumhurbaşkanını bu bürokratik engeller bıktırıp,okul yapmaktan vazgeçirebiliyorsa,Bizim çektiğimiz bürokratik sıkıntıları hoş görelim.Hafife alalım derim,İsmail ağabeyime.

30 Mart,2007 günü hastaneye gittiğimde,camlanıp,çeçevelenerek başhekim odasındaki duvara asılmış yazıyı aynen buraya alıyorum

 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İsmail Akgün bey,İstanbul’da olduğu zamanlarda Dispanseri geliştirme,hastaneye dönüştürme ve halk sağlığını koruma derneğimizin her ay muntazam yaptığı dernek yönetim kurulu toplantılarına katılır ve toplantıda aldığımız kararları imzalardı.İstanbul’da olmayıp,yat sefasında veya Bodrum’da olduğu zamanlarda ise,geldiğinde kararlarımıza toptan imza atardı.

Fedakâr Sarıyer halkımızın itici gücü,inanılmaz gayretleri,karınca kararınca maddi ve manevi yardımları sayesinde 1980-1981 yıllarında,dispansere verilen arsadaki betonarme inşaat ta bitmiş ve mevcut yığma dispanser binası ile birleştirilerek dispanser binamızın ikinci kat inşaatı da tamamlanmıştı.İşte bundan sonra bina, açılabilecek bir hastane haline gelmişti.

Biz de,bunu fırsat bildik.O yıl derneğimizin yıllık Genel kurul toplantısında konuştuk tartıştık.Binamız hazır,gelin bunu hastaneye dönüştürelim diye nereye başvursak hep,olumsuz yanıt alıyorduk. Hatta,ilgililere ve yetkililere dert açıyoruz, iş çıkarıyoruz diye,şifahî olarak, sürülme ile bile tehdit ediliyorduk.Öyle ya! Oturduğumuz yerde oturmalı ! başımızı sallamalı ! maaşımızı almalıydık ! rahata alışmış etkililere,yetkililere,iş çıkartmanın,hastane istemenin,hastane ile birlikte hekim istemenin,hemşire istemenin, bütçe,para istemenin,manası mı ? , Anlamı mı ? vardı şimdi ?.

Üzücü ama,çok yalın bir gerçek.1970 li yıllarda,İstanbul Belediyesi ile yapılan bir sözleşme ile bizi bünyesine bağlıyan Sağlık ve Sosyal Yardım bakanlığında,esen hava,hakim olan zihniyet,ne yazık ki : Bu idi. Dispanserde görevli,ayni zamanda dernek yönetim kurulu üyesi olan sadece biz dört hekim arkadaş vardık.Genel kurulda Sarıyerli hemşerilerimize bütün bu zorlukları anlattık.

Çözüm,gene Sarıyerli hemşerilerimizden geldi.Genel kurula katılan derneğimiz üyesi kahveci YAŞAR arkadaşımız bir teklif getirdi.O dönem Orgeneral Sayın Kenan Evren,Devlet başkanımız olarak görev yapıyordu.Hastane açma başvurumuzu Devlet Başkanımız Sayın Kenan Evren’e yapalım.Dedi.Teklif genel kurulda hemen olumlu karşılandı.Hemen benimsendi.Bendeniz de,dispanser başhekimi olarak genel kurulu yönetiyordum.Derhal teklifi kongre üyelerinin oylarına sundum.Hiç itirazsız,oybirliği ile kabul edildi.Zabıtlara geçirdik.Hep beraber imzaladık.Eğer dernek genel kurul karar defterleri bulunursa,bu demokratik ve yapıcı karar defterlerde mevcuttur. Sayın Kenan Evren’e göndereceğimiz başvuru dilekçesini de yazdık.İlk imzayı öneri sahibi kahveci YAŞAR arkadaşım attı.Sonra Sarıyerli hemşerilerim imzaladı.Dikkat çekmesin diye son imzaları da biz dört doktor arkadaş attık.Devlet Başkanımız Sayın Kenan Evren’e postaladık.Bu mektuptan sonraki gelişmeleri ise zaten öykümüzün başlarında yazmıştık.

Yukarıdaki yazıda adı sık geçen Dr.Mehmet Salman arkadaşımız,meslektaşımız ise, Biz bu gelişmeleri yaşarken,bu sıkıntıları çekerken,bütün bunlar yapılırken ,Tıp fakültesi öğrenicisi idi.Sonrada, uzmanlık için İç hastalıkları bölümünde asistanlığa başlamış,uzmanlık süresini doldurmağa çalışıyordu henüz.

 Dr. Mehmet Salman arkadaşımız bazı şeyleri unutmuş olabilir.Hatırlamağa çalışsın. Anasının karnında iken de,Sarıyer’de hastane konusunu bazı kişilerle de konuşmuş olabilir mi acaba?

İsmail Akgün ağabeyim,bu gün 96 yaşında.Kendisine ufak bir hatırlatma yapmak isterim.Eğer kahveci YAŞAR arkadaşımızın şahsında simgelenen çalışkan ve fedakâr Sarıyer halkının yapıcı,itici gücü,candan veren katkıları olmasaydı,İsmail Akgün ağabeğim 196 yaşına kadar da yaşasa, Sarıyer İsmail Akgün Devlet hastanesinin açılışını göremiyecekti.Para vermekle para almakla hemen her şey olmuyordu.Bitmiyordu.Boşuna dememişler. Her şey para değil dünyada.

Yukarıdaki bölümlerde eski Devlet Başkanımız,eski Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren’in bürokratik engellerden bıkarak ikinci okulunu yapmaktan vazgeçişini DERİN DEVLET-DERİN BÜROKRASİ ile iniltilendirerek vermeğe çalıştık.Eğer,onun yanında da çalışkan,fedakâr Sarıyer uşaklarının desteği yardımı olsa idi,şimdi ikinci okulunu da yapmış olurdu.Kimbilir.

Erzurumlu dadaşlar gibi,Egeli efeler gibi,İstanbul kopuklarına da,hayırseverlere de,doktor olmuş hekim meslektaşlarımıza da her zaman vefa sahibi olmak,ara sıra da, insaflı olmak,yaraşır ve yakışır

 

İlave: 02.Nisan.2007

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir kültür ve eleştiri sitesi olabilme amaç,iddia ve gayreti içindeki demokraside devrim de, 1985 yılının ilk yarısına kadar olan gelişmeleri dilimizin dönebildiği kadar burada anlatmağa çalıştık.1985 yılının son yarısındaki ve sonraki gelişmeleri ise çok karmaşıklaşmasın ve bilgi kirliliğine sebep olmasın diye, Aksak Adalet ana bölümümüzde YAŞADIKLARIMIZI DİLLENDİRELİM Kİ: Her zaman konuşsunlar yazımızda kaleme alıyoruz.Konuyu tamamlamak,yapılan haksızlıkları,devletteki aksaklıkları görüp bilgi ve ibret almak için,lütfen orayı da tıklayıp yeni sayfamızı açınız

İşte biz,demokraside devrimciler,bir okul,bir hastane kurmaktaki zorlukları bizzat görerek,bizzat yaşayarak,hantal devletin, ceberrut devletin ve zorba devletin aksayan yanlarına saldırıyoruz. Bizi haklı bulanlar,lütfen,yanımıza gelsinler; haksız bulanlar ise, hiç durmasınlar, bize acımasızca saldırsınlar

Dr.Hasan HORTO

2006 

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen "info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET