| |
BILL CLINTON VE KÜRESEL ISINMA *
Bu çok önemli, yaşamsal
üç konu da, içine girdiğimiz yirmibirinci yüzyılda, bizi
tehdit edercesine, insanoğullarının karşısına
çıkmakta, adeta dikilmektedir.Tehlike
çanları çalmakta, bizi yok etmek
için, bize meydan
okumaktadır. Fosil artıklarının aşırı yakılmasından doğan
karbon dioksit,CO2, atmosferin üst katmanlarında
birikmekte, sera etkisi yapmakta, dünyayı
ısıtmaktadır.
Küresel ısınma
da iklim değişiklileri
yaratmaktadır. Daha şimdiden, güney ve kuzey kutbundaki
buzulların yüzde onu erimiş bulunmaktadır.Groendland ve
Kanada da yaşayan Eskimolar,dünyayı
ısıttın, buzullarımızı erittin, iklimimizi
değiştirdin, bizi zarara uğrattın diye, Amerika Birleşik
Devletlerini, Avrupa İnsan Hakları mahkemesine dava
edip, tazminat talep ediyorlar. Anadolu da, Ağrı dağındaki, Sübhan
dağındaki, Hasan dağındaki, Erciyeş dağındaki buzulların
ise, daha şimdiden yüzde doksanı erimiş
bulunmaktadır. Eskimolar buzullarının yüzde onunnun
erimesine bile tahammül edemeyip, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine dava açmasına karşın, buzullarının yüzde
doksanı eriyen Anadolu köylülerinde henüz bir hareket
görülmemektedir.
14 Aralık 2006 tarihli
gazetelerde, Küresel ısınma geniş şekilde yer
alıyor,
Reuter ajansının dünyaya duyurduğu, Aralık ayı
Meteroloji raporu yayınlanıyordu. Bu rapor, yaklaşık 11 ay
evvel, 20 Ocak 2006 tarihli Meteroloji raporu ile tamamen
ters bulgular içeriyordu.11 ay
evvel, Moskova ve Japonyada, derece eksi 45 ve eksi 55
lere düşmüştü. Ve bu soğuk dalgası, bir gün
sonra, Moskovadan, Istanbula,Ankaraya sarkmıştı. Buna
mukabil Sibirya da ısınmıştı. Bu yüzden de, ( Sibirya
Moskovalaşmış, Moskova Sibiryalaşmış, Ankara ve Istanbul
da, Moskavalaşmış ) gibi,güzel ve yakıştırmalı
benzetmeler yapılmıştı.14 Aralık,2006 daki Meteroloji
raporu ise, geçen seferkinden, hepten de tersine, dondurucu
soğumaya karşı, tamamen ılıman ve sıcak günler
gösteriyordu.Özetlersek:
1- Noel Babanın doğduğu yerde
kardan adam yapacak kar bulunmuyor.
2- Alp dağlarında
kayak merkezleri, yeterli kar olmadığından, yapay, sunî
kar yapıyorlar.
3- Ülkemizde, Palandöken dağlarında ve
Uludağda kayakçılar, zarar edip, iflâsa sürüklenmemek
için kar duasına çıktılar.
4- Moskovada, Aralık ayı
süresince devam eden, ortalaması artı 7 dereceyi aşan
ılıman günler dolayısı ile papatyalar ve menekşeler
çiçek açtılar.
5- Kutuplarda ve Sibirya da Ayılar, Kışın
ortasına gelindiği halde kış uykusuna
yatamıyorlar. Sıkıntılı günler ve sıkıntılı haller
yaşıyorlar. Ayıların, bu sıkıntılı hallerini gösterir
fotoğraflar da, dünya basınında ve dünya
televizyonlarında yayınlanıyor.
İnsan oğlunun ağzı torba değil ki:büzesin. Bazı muzipler
de, Ayıların, dünyayı en fazla ısıtan, en çok
fosil yakarak
dünyaya karbon dioksit yayan,b una rağmen,KYOTO
anlaşmasına imza atmamakta direnen, Amerika Birleşik
Devletleri aleyhine, Hayvan Hakları Mahkemesinde, dava
açıp uğradıkları maddî ve manevî zararlar için tazminat
istiyeceğini dünyaya yayıyorlar.
6- Fransada, Aralık 2006
ortasında ve bütün Aralık ayı boyunca sıcaklık
ortalaması çok arttığından,Kırlangıçlar ve bazı tepeli
göçmen bülbüller, Mısıra, Nile göç etmiyorlar.Rahatı
bulmuşlar.Oh ne alâ, kekâ deyip, yan gelip yatıyorlar.Bir
güzel de, keyif çatıyorlar. Fransada kalıyorlar. Oysa
ki: Ayvalık ile Burhaniye ilçelerimiz arasındaki AR-TUR
tatil köyümüzde, 15-16 Ağustos, 2006 günleri, kırlangıçları
biz, çoktan Mısıra, Nile yolcu etmiştik. O tarihten
sonra yöremizde hiç kırlangıç ta görmedik.
7- Aralık,2006 ayı boyunca ve Aralık ayı
ortalarında,Istanbuldada,başka garip olayları da
izledik.Bizim bölgemizde kediler, genelde, bahar
mevsiminin ilk ayı olan Martta azarlar. Bu sene, Aralık
ayındaki güneşli günlerde,kediler, bir araya
geliyorlar. Oynaşıyorlar. Miyav mivav deyip birbirlerini
çağırıyorlar. Kediler yazılı takvim
kullanmadıklarından, Aralık ayı ortasındaki, ılıman ve
güneşli günlere bakarak, mart geldi sanıyorlar.
Çiftleşeceklerini hatırlıyorlar. Bir arada toplanıyorlar. Güneşli bir
günde, bir de baktık ki: Komşumuzun damında bir
kedi, miyav, miyav bağırıyor. Muhtemelen çiftleşecek
dişisini çağırıyor.Kışın ortasında, titreyen zavallı kedi
yavrularını görürsek, sakın şaşmayalım.
8- Bütün bu
tatsızlıklar olurken Antalyadan tatlı bir haber geldi.
Dut ağacı dut verir./ yaprağını kıt verir./ Aman
yaprağını kıt verir/.Diye bir türkümüz, bir şarkımız
vardır.İşte bu tatlı haber de dutlardan geldi.
Genelde,her yıl, baharın ilk ayları olan Mart ve nisanda
meyve verdiklerinden,erken kızıl karadutlar diye
adlandırılan karadut ağaçları,
Antalyanın,Kâhyalar,Belovası ve civar köylerinde,bu
sene, ellerini çabuk tuttular. Yapraklarını ve
meyvelerini hem çok bol, hem de,çok erken verdiler.
Daha, gün dönümüne, en uzun gece, en kısa gündüz olan 21
Aralığa iki gün kala, yani normal zamanlarından 4 ay
evvel,etraflarını duta boğdular.Müjdeler olsun, dut
severlere.
Bizim delikanlılık dönemimize rastlayan, geçen yüzyılın
ortalarında, 1940 lı yılların sonlarında, Dünyada ilk
defa,İnsan Hakları Beyannamesi yayınlanıyordu. Bizim
ülkemizde, o zamanlar, eski terimler revaçta
olduğundan, buna Hukuku Beşer ) beyannamesi
deniliyordu. Ayni dönemde, Sabahattin Âli gibi hikâye ve
roman yazarları, Aziz Nesin gibi mizah ustaları ve daha
birçok aydınlar bir araya gelmişler,
MARKO PAŞA
adında
çok güzel bir mizah gergisi çıkarıyorlardı.Bir de baktık
ki:Hukuku Beşer beyannamesine karşı, ( Hukuku merkep
beyannamesi ) yayınlıyorlar. Hukuku merkep beyannamesi
yaratıcılarından JAN JACK MARSUVAN, Hukuku merkep
beyannamesinin ilk maddesini şöyle yazmıştı.
(ömrü
billâh eşekler hoşaftan anlamazlar. Suyunu
içip, danelerini efendilerine bırakmak zorundadırlar. ).
MARKO PAŞA dergisinde, bu mizah, bu benzetme, çok güzel, jup
diye oturmuştu. Şimdi de,Ayıların bu davasını açıp
savunacak avukat aranıyormuş. Mesele gelmiş, takılmış, bu
avukatın, hangi ülkenin, hangi barosundan olması
gerektiğinde odaklanmış. İşte şimdi bu önemli konu
tartışılıyormuş.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hayvan Hakları Mahkemesinde,ayıların haklarını savunacak
avukat bulunup,bulunmadığını bilemeyoruz ama,Bugün, 10
Ocak,2007 de,dünya ajansları küresel ısınma ve küresel
iklim değişikliği hakkında önemli haberler
geçtiler.Normal zamanlarda,Kuzey Yarım Küresinde kışın
başlangıcı olarak kabul edilen ,10 Kasım cıvarı
tarihlerde her yıl,kış uykusuna geçen ayılar,bu yıl, 2
ay gecikmeyle,ancak bugün kış uykusuna
dalabildiler.Bakalım ne zaman uyanacaklar.
İkinci haber de kutup ayılarından geldi.çok
sevimli,ama,ayni zamanda da, çok yırtıcı olan kutup
ayıları,küresel ısınma nedeni ile tehlike
yaşıyorlar.Sayıları devamlı azalıyormuş.eğer böyle devam
ederse,çok yakında,nesilleri tükenip,dünyadan yok
olacaklar.
Üçüncü haber ise İsviçredendi.İsviçre kayak
merkezleri,kayak yaptıracak karları olmadığından,çok
önemli bir gelişmeyi uygulamaya koydular.Yapay kar
yapmak çok pahalıya mal oluyordu.,Dubai kayak merkezleri
gibi cömert davranıp sunî kar yapamadılar.Çünkü Dübai
gibi zengin petrol yatakları ve reservleri yoktu.Bunun
yerine bazı özel bakteriler ürettiler.Bu bakterileri 5
santigrat derece ılık su ile karıştırıp bir işlemden
geçirdiler.Buradan elde ettikleri,bakteri ihtiva eden
suspansiyon sıvıyı sulara kattılar.İddiaya göre bu
suspansiyon sıvı katılan sular,artık 0 santigrat
derecede değil,artı 5 santigrat derecede
donuyormuş.Böylece,daha ılıman sıcaklıklarda kar ve buz
elde ederek kayak merkezlerinin kar ihtiyacını
karşılıyorlarmış.
Bu işlem İsviçrede serbest ve yasal olduğu
halde,bitişik sınır komşusu Almanyada yasakmış.Çünkü
Almanlar bakterilerin yaratacağı tehlikeleri hesap
ediyorlarmış.
Ama rekabete kar da dayanmaz.Almanya kayak merkezleri de
çok yakında bu işleme başlayıp kayak ve kazanç zevkine
yeniden kavuşacaklar.
İlave: 10.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Fazla fosil
yakılması, atmosfere karbon dioksit, CO2 yığarak, dünyayı
ısıtıyor. Isınan okyanus suları,kızdıkça kızıyor, dev
dalgalar, yıkıcı fırtınalar yaratarak, hıncını
karalardan, kıyılardan alıyor. Önüne gelen her şeyi
söküyor, atıyor,y ıkıyor.
İklim
değişiklikleri, dünyanın çeşitli yörelerinde, Pasifik
kıyılarında, Atlantik kıyılarında, birbiri
arkasından,ş imdiye kadar hiç görülmemiş, Tsunamilere, hızı
satte 300-400 kilometreyi bulan fırtınalara, tayfunlara
sebep olup, felâketler yaratmaktadır.
Ondördüncü
yüzyılda, Osmanlı'ya da İslâma da isyan eden Simavna
kadısı şeyh Bedrettin destanında şöyle diyordu Nazım
Hikmet:
Deli Orman,böyle savaş görmemişti;
Deli oldu
olalı.
Yirmibirinci
yüzyılda,işte bizde diyoruz ki:
Mekke kar
görmemişti; Medine'yi seller basmamıştı İslâm oldu olalı.
Mekke'ye
kar yağadursun, Medine'yi seller basadursun, CNN
televizyonunun meterolojik-metafor görüntülerinde, 20
Ocak 2006 da, birde görüyoruz ki: Moskava'da hararet,
eksi kırkbeşe, eksi ellibeşe düşmüş; Sanki Sibirya'nın
tunduraları Moskova'ya inmiş;Toprak donmuş; buz
kesilmiş. Bu soğuk burada da kalmamış; Hemen güneye
kaymış, Ankara'ya sarkmış. Önümüzdeki hafta, yani iki gün
sonra,b atıdan dönerek, Istanbul'a inecekmiş.
Japonya
tarihinde belki ilk defa, hararet eksi elliye
düşmüş, güzelim yeşil palmiyeler, şeffaf buz palmiyelere
dönmüş.
Küresel ısınma
sebebi ile, zaten sibiryada buzullar erimiş; Tunduralar
azalmış.Coğrayaya da yeni terimler eklenmiş.Sibirya
Moskovalaşmış;Moskova Sibiryalaşmış;Ankara ve Istanbul
da Moskovalaşmış.
Acaba Avrupa'da
neler oluyor? Bildiğimiz gibi, Kuzey Avrupa, Deniz
Avrupası dediğimiz, İngiltere, İskoçya, Irlanda,Kıt'a
Avrupasından, iki üç paralel derece daha kuzeyde, iki üç
paralel derece daha kuzey kutbuna yakındır. Kuzey,Deniz
Avrupası bu coğrafî konumu ile Kıt'a Avrupasından daha
sert, daha soğuk olması gerekirken, şimdiye kadar hep
daha sıcak, daha ılıman bir iklim yaşadı ve
yaşıyor.İskoçya ve özellikle Irlanda yemyeşil bitki
örtüsü ile Kıt'a Avrupasını kıskandırıyor. Bunun sebebi
de, Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu arasındaki sıcaklık
farklarının yarattığı Körfez Akımı=Golf stream; Ve, bu
körfez akımı=Golf stream, denen sıcak su akımının
İngiltere,İskoçya,Irlanda sahillerini devamlı
yalamasıdır.
Bilim adamları,jeoloğlar,metereoloji
uzmanları yaptıkları bilimsel ölçümlerde,Kuzey,Deniz
Avrupasına ılıman iklim sağlayan
Gulf Stream, sıcak su
akım debisinin, yani saniyedeki akış hızının, her geçen
yıl ve gün,biraz daha azaldığını ve eski zamanlara
göre, bugün yarı yarıya düştüğünü ölçtüler. Buna sebep
olarak ta, fazla
fosil yakıt kullanımının yarattığı
küresel ısınma ve iklim değişikliğini gösteriyorlar. (
Küresel ısınma, iklim değişikliği, kutuplardaki buzulları
eritiyor, buzulların erimesi de kutuplarda ısı ve
sıcaklığı değiştirerek, Güney ve Kuzey kutbu arasındaki
ısı ve sıcaklık dengesini bozuyor, Kuzey ve Güney
kutbundaki ekolojik=iklimsel denge de, Gulf stream=sıcak
su akıntısını yarattığından, bu complex=karmaşık etken ve
etkileşim sonucunda da, Gulf stream=sıcak su akımları da,
devamlı yavaşlıyor, azalıyor ve durma noktasına
yaklaşıyor ) Diyorlar.
Bilim adamları,jeoloğlar, meteroloji
uzmanları, daha şimdiden, eğer önü alınmazsa, ileriki
yıllarda, Gulf Stream=Sıcak SU Akımının tamamen
duracağını ve, Kuzey, deniz Avrupasının, yeniden, tekrar
soğuk buzul çağına döneceğini çekinmeden söylüyorlar.
İşte,beklenen
iki gün geçti, Meterolojinin 20 Ocak,2006 Cuma günü
yayınladığı rapor hiç şaşmadı. Öyle görülüyor
ki: İlerleyen teknoloji ve uzaydaki uyduların çektikleri
metafor görüntülerle bundan sonraları da, artık hiç
şaşmayacak. Istanbul'da, 22 Ocak 2006 Pazar gününü
pazartesiye baglıyan gece yarısından hemen sonra, tamamen
ılıman bir gün,açık bir hava yaşanırken,23 Ocak,2006
Pazartesinin ilk başladığı saat ve
dakikalarda, birdenbire, hızlı bir fırtına ile kar yağışı
başladı.Ayni gün ve ertesi gün,yani,2 4 Ocak 2006 Salı
günü, Istanbul, ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında,
Napolyon ordularının askerlerini ve atlarını
donduran; 1943 yılı kışında, Hitler'in Nazi ordularının
tank motorlarını durduran, o soğuk Moskova'ya dönüverdi.
Geçen yılın kış
ortasında, daha bahar gelmeden, Ajanslar, ayıların kış
ortasında, çok erken, uyandığı haberlerini
geçiyorlardı. Hiç olmazsa ayılar, geçen yıl, kış uykusuna
yatmışlardı. Ayılar açısından bu yıl, geçen yıldan daha
vahim geçecek gibi görünüyor. Geçen yıl ayılar, uykuya
dalabilmişlerdi.Bu yıl ise Aralık ortasında bile, haalâ
uykuya dalamadılar. Dalıp, dalamıyacaklarıda şüpheli gibi
görünüyor. Hep birlikte izleyip,göreceğiz Eğer ayılar, kış
uykusunda dinlenemezlerse, daha da saldırgan
olabilirler ve insanlara saldırabilirler. 11 ay evvelki,
20 Ocak,2006 da, dünyada görülen kış,Moskovada ve
Japonya da dereceyi eksi 45 lere, eksi 50 lere
düşürmüş, Japonyadaki palmiye ağaçları yeşil buz
yapraklarına bürünmüş, Moskova belki de tarihinde ilk
defa sibiryalaşmıştı. 2006 aralık ayında ise, tam tersi
olmuş, artı 7 lerde seyreden ortalama sıcaklık dolayısı
ile Moskova ılımanlaşmış, Moskova da, sarı, beyaz
papatyalar, mavi, mor menekşeler açmış.Geçen
kış, Sibiryalaşan Moskova, bu kış, Mekkeleşmesin bre
dostlar. Hem de, sarı, beyaz papatyalarını ve mavi.mor
menekşelerini, Arabistan çöllerine taşıyarak
Mekke'ye kar
yağarken,Medine'yi seller basarken,Ankara ve Istanbul
Moskova'ya dönerken,Asya'nın doğu,Amerika'nın Batı
Atlantik sahillerini hızı 300-400 km.yi bulan
fırtınalar, dev
Tsunamie dalgaları, karaları insan ve
hayvanları ile yutarken Avusturalya'da, Kara Kıt'a
Afrika'sında neler oluyordu acaba?
Kara Kıt'a
Afrikasının en doğusundaki
KENYA, insan oğlunun ATA YURDU
sayılır. Bütün kutsal kitaplarda, ADEM BABA ve HAVVA
ANAMIZ'ın, Urfa HARRAN'da yeryüzüne geldiği yazar.
Son dönemlerde
KENYA'nın en meşhur vadisinde yapılan,Paleoantolojik ve
Arkeolojik araştırmalar,bundan 160.000-170.000 yıl
evveline ait bozulmamış insan iskeletleri ortaya
çıkardı. Hatta daha sonra yapılan kazılar, çok daha eski
yıllara ait, milyonlarca yıl önce yaşamış insan
iskeletleri ortaya çıkardı. Bu bilimsel veriler
karşısında, artık bizde,İnsan oğlunun, Mezopotamya'da
değil, Kara Afrika'sı KENYA'da ortaya çıktığını ve oradan
Mezopotamya'ya ve dünyanın diğer yerlerine yayıldığını
kabul etmek zorundayız.
10 Ocak,2006
tarihli Cumhuriyet gazetesinde,Fethullah Gülen
Hoca
okulları incelenirken,Fethullah Gülen Hoca'ya yakın ve
Fethullah Gülen okulları konusunda yetkili bir kişi,
şöyle diyordu: ( Biz,Johennesburgh ve Cape Town'a gidip
Güney Afrika Cumhuriyetindeki iki okulumuzu
açtığımızda, orada büyük çoğunluk olan siyah halk, TANRI'nın
siyah, Şeytanın beyaz olduğuna ve beyaz insanın, şeytan
gibi siyahları köleleştirdiğine inanıyordu. Biz
okullarımızı açıp eğitime başlayınca, bu kanaati
değiştirdik. )!!
İşte,bu
günlerde,bu yıllarda, Kara Afrika'sının en
doğusundaki,insanın ATA YURDU KENYA'dan başlıyarak, batı
sahillerine doğru bütün Kara Afrika ve Avustralya
kıtası, sıcaktan, susuzluktan
kıvranıyor, kırılıyor. Avustralya'da,
mevsimli, mevsimsiz amansız orman yangınları, zaten
azalmış ormanları bir canavar gibi
yutuyor, tüketiyor.Kara Afrika'sındaki kuraklık, mahsül
diye birşey bırakmadığından, Kara Afrika'sında
batılıların FAMİNE dedikleri açlık felâketi sürüyor. Tüm
Afrika kıtasında 23 Milyon insan AÇLIK'la
boğuşuyor.
Fosil yakıtların
atmosfere yığdığı karbon dioksit, CO2 salımı
dengelenemezse, önümüzdeki onyıllarda, yüzyıllarda, kutuplar
ekvatorlaşmasın, ekvator kutuplaşmasın bre dostlar!!
Dünyada en
fazla fosil yakıt kullanıp,atmosfere en fazla karbon
dioksit salan, dünyayı ısıtan Amerika Birleşik decletleri
ve Avusturalya gibi sanayileşmiş ülkeler, KYOTO
ANLAŞMASINI, imzalamamakta ısrar ediyorlar.
Doğayı korumak
için, çevreci araştırma ve çalışmalarından ötürü
NOBEL
ÖDÜLÜ alan, siyah derili, kıvırcık saçlı, inci dişli
hanımefendi WANGARİ MATHAİ, NewYork'ta Clinton'un
düzenlediği toplantılarda,bakınız, bu üzücü ve anlamsız
yaklaşımdan nasıl yakınıyor. ( Bilim adamları, son
yıllarda, dünyada oluşan bu felâketlerin sebebi yüzde
yüz, küresel ısınma ve küresel ısınmanın doğurduğu iklim
değişiklikleridir, derken, başta Amerika Birleşik
Devletleri ve bazı,diğer sanayileşmiş ülke politikacı ve
liderleri, elimizde kâfi delil yok diyerek, dünya için çok
tehlikeli bu yaşamsal sorunu hafife alıyorlar.)
Biz
ise,www.demokrasidedevrim.com adlı internet sitemizde
yayınladığımız (
Yirmibirinci Yüzyılın En Büyük Açmazı
)
başlıklı yazımızda, insan oğlunun, kendi eliyle, zaman
zaman, dünyayı uçurumun sonuna kadar sürükleyip, son
anda, aklını başına toplayarak, uçurumun kenarından
döndüğünü yazıyoruz.Hep birlikte
umalım ki:yine insanoğlu, bir an evvel aklını başına
toplasın ve uçurumun içine, felâkete yuvarlanmaktan
kurtulsun.
Bu tehlikeli
durumu önlemek için, NewYork toplantılarına katılan
seçkin konuşmacılar, hep bir ağızdan, doğayı
kirleten, dünyayı ısıtan, petrole, kömüre ve oduna
karşın, alternatif temiz enerji kaynakları yaratmak
gerektiği konusunda, akıl ve fikir birliği içinde
bulunuyorlar. Birleşmiş Milletler yeni Milenyum direktörü
Jeffry Sacks kirli yakıta karşı temiz rüzgâr, temiz güneş
enerjisi ve mümkün olabildiğince daha fazla nüklear
enerji üretilmesini savunuyor. CNN televizyonunun
kurucusu ve sahibi, aynı zamanda çevreci olan Tedd Turner
de,temiz Global ( küresel ) enerji diyor.
Bakınız, Bill
Clinton, bu konuda da ne ilginç görüşler ortaya atıyor. (
Lâtin Amerika kıtasında milyonlarca aile evlerini
güneş
panellerinden elde ettikleri güneş enerjisi ile
ısıtıyorlar.Eğer bu basit ve ucuz sistem dünyaya
yaygınlaştırılabilirse, küresel ısınma büyük ölçüde
azalır. )
Bill Clinton'un
NeYork'taki, yol gösterici, hedef belirleyici, bu güzel
önerilerinden tam 25 gün sonra,yani 10 Ekim,2005
tarihinde, temiz güneş enerjisi konusunda
NewYork-NewMexico ortak projesi açıklandı.Bu
projede, şimdiye kadar, güneş enerjisi elde etmek için
kullanılan metal paneller yerine, binaları, bütün
cepheleri ile helezon şeklinde çepeçevre saran plâstik
güneş panelleri
geliştirildi.Makro-moleküler, nano-moleküler kombinasyonu
olan bu güneş panelleri, metal panellere göre yüzde
3, yüzde 4 daha ucuz olduğu gibi, yüzde 5 te, daha fazla
verim ve enerji sağlamaktadırlar.
Açıkça
görülüyor ki: Bilim adamları, bilimsel araştırmaları ile
sorunlara derhal çözüm üretiyorlar.Yeter ki:geniş vizyon
sahibi liderler, ileri görüşlü politikacılar, güzel
hedefler belirlesinler.
Yirminci
yüzyılın son çeyreğinde, İngiliz asıllı bir Amerikalı
arkadaşım, petrol tüketiminin kısılamıyacağını ve
insanlığın otomobil ve uçak kullanmaktan
vazgeçemeyeceğini, şu çarpıcı ve gerçekçi sözlerle dile
getiriyordu.( England can not go on horseback again. ) Bu
sözün Türkçe tercümesi şöyledir. ( İngiltere tekrar at
sırtına dönemez. ). İçine girdiğimiz yeni milenyum
da, yirmibirinci yüzyılda, yalnız İngiltere değil, dünyada
mevcut tüm ülkeler tekrar at sırtına dönemez. Bu karmaşık
ve tehlikeli konuda çözüm, bekâra karı boşamak kadar
da kolay olmasa gerekir.
İnsanlık sanayi
devrimini atmosfere,karbon dioksit,Co2 salan,adeta yığan,dünyayı ısıtan,fosil artıkları petrol,kömür ve doğal
gaz tüketimine bağlı olarak kurdu bir kere.Bundan vaz mı
geçecek? Vazgeçmek için, petrole, kömüre, doğal gaza, yani
kirli yakıtlara alternatif olacak, temiz yakıtlar bulmak
gerekir. Aksi, uygarlıktan geri gitmek olur. Dünyada temiz
enerji arayışları çoktan başladı bile. Bu yolda insanlık
hızla ilerliyor. Büyük barajlar yapılarak hidro-elektirik
elde etmek, temiz enerji üretmek sayılmıyor. Çünkü:Bilim
adamları, barajlarda biriken sularda üreyen yosunlardan
atmosfere karbon dioksit salındığını iddia
ediyorlar. Eğer eskilerde olduğu gibi, baraj
yapılmadan, devamlı akan sularda, su değirmenleri gibi, elektirik
tribünleri yapılırsa, temiz olur diyorlar.
Derebeylik diye
adlandırdığımız feodal dönemin simgesi yusyuvarlak, kalın
duvarlı, şişkin bez yelkenli değirmenlerin
yerini, küçük,ince ve zarif yapılı rüzgâr tribünleri
şimdiden aldı bile. Hababam durmadan dönüyorlar.Enerji
üretiyorlar.
Yeni milenyumun, yirmibirinci
yüzyılın modern
don-Kişot'ları neyi taşlayacaklar? Nasıl caka satacaklar
acaba?
İnsanoğlu
külâhını önüne koyarak ince, ince düşünmek zorundadır.
Yerküresinin
her 100 metre derinine inildiğine,dünya ısısı bir
santigrat derece artmaktadır. Bu ısı enerjisini yeryüzüne
çıkarmak ve termal enerjileri de kullannmak mümkündür.
Bizim naçiz
kanaatimize göre de yirmibirinci yüzyılda ve gelecek
yüzyıllarda , makinalar, yalnız ekonomik değil,ve fakat
ayni zamanda echo-ekonomik olmak zorundadırlar.
Ve, hiç şüphemiz
olmasın, eski teknolojilerin yarattığı sorunları,gene
bilim ve yeni teknolojiler çözecektir.
Fosil kaynaklı
yakıtlara alternatif arayışları, Birleşmiş Milletlerde de
günün konusu olmuştur. Alternatif Enerji Komisyonu
başkanı profesör Nejat Veziroğlu, uzun yıllar Miami
Üniversitesi rewktörlüğü yaptıktan sonra, bugün ileri
yaşına rağmen, hidrojenden temiz enerji elde etme
çalışmalarını sürdürmektedir.Hidrojen bakımından en
zengin denizlerin başında da Karadeniz gelmektedir. Sayın
Nejat Veziroğlu, hidrojen yakma ve hidrojen depolama
çalışmalarını, Istanbul, Sarıyer'in Karadeniz kıyılarında
yapmağa karar vermiştir. Bu amaçla arazi satın alınmış
olup çok yakın gelecekte, burada 40 milyon dolar sarfı
ile araştırma lâboratuvarı kurulacaktır.
KYOTO
anlaşmasını imzalamayan, fosil yakıtların kısıtlanmasını
istemeyen devletler ile malûm çıkarcı çevreler,bu
kısıtlamaların ekonomiyi daraltacağını,işsizliği
arttıracağını söylüyorlar.15-17 Eylül,2005 te topladığı
NewYork konferans ve açık oturumlardan, yaklaşık bir iki
ay sonra,mücadeleci Clinton Montreal'deki,Dünya Küresel
Isınma toplantılarına katılıyor.Bu görüşün tam
tersini,yani Kyoto anlaşması ile alınacak önleyici
tedbirlerin,ekonomik durgunluk ve işsizlik
yaratmıyacağını,tam aksine, yeni teknolojiler
yaratıp,ekonomiyi daha da canlandıracağını ve yeni
istihdamlar ve iş alanları açacağını ve işsizliği de
azaltacağını, açıkça, bütün dünyaya haykırıyordu.
İşte Bill
Clinton yeniden bir ilke daha imza atıyor ve dünyanın
önüne yeni bir vizyon koyuyordu.
Ayrıca Bill
Clinton,2006 yılı
Davos ekonomik toplantılarına da
katıldı. NewYork'tan Zürich'e uçtu, Zürich'ten Davos'a
helikopterle gitti. Davos'ta 2 gün limosine ile
dolaştı. Konferans sonunda yine ayni yol ve vesait ile
tekrar NewYork'a döndü. Bu seyahati boyunca İsviçre
çevreci örgütleri, sayın Clinton'un tam 6 ton karbon
dioksit üreterek İsviçre atmosferine saldığını İsviçre
havasını kirlettiğini hesap ettiler. Ve bu 6 ton
Karbondioksitin İsviçre havasından temızlenebilmesi için
kendisinden 15 İsviçre frangı, yaklaşık 125
YTL (Yeni Türk
Lirası) ücret talep ettiler, Bill Clinton bu ücreti
de seve seve, İsviçre çevre örgütlerine ödedi. Çevre
kirlenmesine karşı ne kadar hassas olunduğunu bir kez daha
göstererek dünya insanlarına bir güzel örnek oldu.
*
İlinti: Aksak
Adalet ana bölümümüzde
Ak Saçli Devrim
Dr.Hasan HORTO
|
|