AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

BILL CLINTON VE KÜRESEL ISINMA *

Bu çok önemli, yaşamsal üç konu da, içine girdiğimiz yirmibirinci yüzyılda, bizi tehdit edercesine, insanoğullarının karşısına çıkmakta, adeta dikilmektedir.Tehlike çanları çalmakta, bizi yok etmek için, bize meydan okumaktadır. Fosil artıklarının aşırı yakılmasından doğan karbon dioksit,CO2, atmosferin üst katmanlarında birikmekte, sera etkisi yapmakta, dünyayı ısıtmaktadır. Küresel ısınma da iklim değişiklileri yaratmaktadır. Daha şimdiden, güney ve kuzey kutbundaki buzulların yüzde onu erimiş bulunmaktadır.Groendland ve Kanada da yaşayan Eskimolar,dünyayı ısıttın, buzullarımızı erittin, iklimimizi değiştirdin, bizi zarara uğrattın diye, Amerika Birleşik Devletlerini, Avrupa İnsan Hakları mahkemesine dava edip, tazminat talep ediyorlar. Anadolu da, Ağrı dağındaki, Sübhan dağındaki, Hasan dağındaki, Erciyeş dağındaki buzulların ise, daha şimdiden yüzde doksanı erimiş bulunmaktadır. Eskimolar buzullarının yüzde onunnun erimesine bile tahammül edemeyip, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açmasına karşın, buzullarının yüzde doksanı eriyen Anadolu köylülerinde henüz bir hareket görülmemektedir.

14 Aralık 2006 tarihli gazetelerde, Küresel ısınma geniş şekilde yer alıyor, Reuter ajansının dünyaya duyurduğu, Aralık ayı Meteroloji raporu yayınlanıyordu. Bu rapor, yaklaşık 11 ay evvel, 20 Ocak 2006 tarihli Meteroloji raporu ile tamamen ters bulgular içeriyordu.11 ay evvel, Moskova ve Japonya’da, derece eksi 45 ve eksi 55 lere düşmüştü. Ve bu soğuk dalgası,  bir gün sonra, Moskova’dan, Istanbul’a,Ankara’ya sarkmıştı. Buna mukabil Sibirya da ısınmıştı. Bu yüzden de, ( Sibirya Moskova’laşmış, Moskova Sibirya’laşmış, Ankara ve Istanbul da, Moskava’laşmış ) gibi,güzel ve yakıştırmalı benzetmeler yapılmıştı.14 Aralık,2006 daki Meteroloji raporu ise, geçen seferkinden, hepten de tersine, dondurucu soğumaya karşı, tamamen ılıman ve sıcak günler gösteriyordu.Özetlersek:

1- Noel Baba’nın doğduğu yerde kardan adam yapacak kar bulunmuyor.

2- Alp dağlarında kayak merkezleri, yeterli kar olmadığından, yapay, sunî kar yapıyorlar.

3- Ülkemizde, Palandöken dağlarında ve Uludağ’da kayakçılar, zarar edip, iflâsa sürüklenmemek için kar duasına çıktılar.

4- Moskova’da, Aralık ayı süresince devam eden, ortalaması artı 7 dereceyi aşan ılıman günler dolayısı ile papatyalar ve menekşeler çiçek açtılar.

5- Kutuplarda ve Sibirya da Ayılar, Kışın ortasına gelindiği halde kış uykusuna yatamıyorlar. Sıkıntılı günler ve sıkıntılı haller yaşıyorlar. Ayıların, bu sıkıntılı hallerini gösterir fotoğraflar da, dünya basınında ve dünya televizyonlarında yayınlanıyor.
İnsan oğlunun ağzı torba değil ki:büzesin. Bazı muzipler de, Ayıların, dünyayı en fazla ısıtan, en çok fosil yakarak dünyaya karbon dioksit yayan,b una rağmen,KYOTO anlaşmasına imza atmamakta direnen, Amerika Birleşik Devletleri aleyhine, Hayvan Hakları Mahkemesinde, dava açıp uğradıkları maddî ve manevî zararlar için tazminat istiyeceğini dünyaya yayıyorlar.

6- Fransa’da, Aralık 2006 ortasında ve bütün Aralık ayı boyunca sıcaklık ortalaması çok arttığından,Kırlangıçlar ve bazı tepeli göçmen bülbüller, Mısır’a, Nil’e göç etmiyorlar.Rahatı bulmuşlar.Oh ne alâ,  kekâ deyip, yan gelip yatıyorlar.Bir güzel de, keyif çatıyorlar. Fransa’da kalıyorlar. Oysa ki: Ayvalık ile Burhaniye ilçelerimiz arasındaki AR-TUR tatil köyümüzde, 15-16 Ağustos, 2006 günleri, kırlangıçları biz, çoktan Mısır’a, Nil’e yolcu etmiştik. O tarihten sonra yöremizde hiç kırlangıç ta görmedik.


7- Aralık,2006 ayı boyunca ve Aralık ayı ortalarında,Istanbulda’da,başka garip olayları da izledik.Bizim bölgemizde kediler, genelde, bahar mevsiminin ilk ayı olan Martta azarlar. Bu sene, Aralık ayındaki güneşli günlerde,kediler, bir araya geliyorlar. Oynaşıyorlar. Miyav mivav deyip birbirlerini çağırıyorlar. Kediler yazılı takvim kullanmadıklarından, Aralık ayı ortasındaki, ılıman ve güneşli günlere bakarak, mart geldi sanıyorlar. Çiftleşeceklerini hatırlıyorlar. Bir arada toplanıyorlar. Güneşli bir günde, bir de baktık ki: Komşumuzun damında bir kedi, miyav, miyav bağırıyor. Muhtemelen çiftleşecek dişisini çağırıyor.Kışın ortasında, titreyen zavallı kedi yavrularını görürsek, sakın şaşmayalım.

8-  Bütün bu tatsızlıklar olurken Antalya’dan tatlı bir haber geldi. Dut ağacı dut verir./ yaprağını kıt verir./ Aman yaprağını kıt verir/.Diye bir türkümüz, bir şarkımız vardır.İşte bu tatlı haber de dutlardan geldi. Genelde,her yıl, baharın ilk ayları olan Mart ve nisanda meyve verdiklerinden,erken kızıl karadutlar diye adlandırılan karadut ağaçları,  Antalya’nın,Kâhyalar,Belovası ve civar köylerinde,bu sene, ellerini çabuk tuttular. Yapraklarını ve meyvelerini hem çok bol, hem de,çok erken verdiler. Daha, gün dönümüne, en uzun gece, en kısa gündüz olan 21 Aralığa iki gün kala, yani normal zamanlarından 4 ay evvel,etraflarını duta boğdular.Müjdeler olsun, dut severlere.

      Bizim delikanlılık dönemimize rastlayan, geçen yüzyılın ortalarında, 1940 lı yılların sonlarında, Dünyada ilk defa,İnsan Hakları Beyannamesi yayınlanıyordu. Bizim ülkemizde, o zamanlar, eski terimler revaçta olduğundan, buna  Hukuku Beş’er ) beyannamesi deniliyordu. Ayni dönemde, Sabahattin Âli gibi hikâye ve roman yazarları, Aziz Nesin gibi mizah ustaları ve daha birçok aydınlar bir araya gelmişler, MARKO PAŞA adında çok güzel bir mizah gergisi çıkarıyorlardı.Bir de baktık ki:Hukuku Beş’er beyannamesine karşı, ( Hukuku merkep beyannamesi ) yayınlıyorlar. Hukuku merkep beyannamesi yaratıcılarından JAN JACK MARSUVAN, Hukuku merkep beyannamesinin ilk maddesini şöyle yazmıştı. (ömrü billâh eşekler hoşaftan anlamazlar. Suyunu içip, danelerini efendilerine bırakmak zorundadırlar. ).

       MARKO PAŞA dergisinde, bu mizah, bu benzetme, çok güzel, jup diye oturmuştu. Şimdi de,Ayıların bu davasını açıp savunacak avukat aranıyormuş. Mesele gelmiş, takılmış, bu avukatın, hangi ülkenin, hangi barosundan olması gerektiğinde odaklanmış. İşte şimdi bu önemli konu tartışılıyormuş.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

      Hayvan Hakları Mahkemesinde,ayıların haklarını savunacak avukat bulunup,bulunmadığını bilemeyoruz ama,Bugün, 10 Ocak,2007 de,dünya ajansları küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği hakkında önemli haberler geçtiler.Normal zamanlarda,Kuzey Yarım Küresinde kışın başlangıcı olarak kabul edilen ,10 Kasım cıvarı tarihlerde her yıl,kış uykusuna geçen ayılar,bu yıl, 2 ay gecikmeyle,ancak bugün kış uykusuna dalabildiler.Bakalım ne zaman uyanacaklar.


      İkinci haber de kutup ayılarından geldi.çok sevimli,ama,ayni zamanda da, çok yırtıcı olan kutup ayıları,küresel ısınma nedeni ile tehlike yaşıyorlar.Sayıları devamlı azalıyormuş.eğer böyle devam ederse,çok yakında,nesilleri tükenip,dünyadan yok olacaklar.

 

      Üçüncü haber ise İsviçre’dendi.İsviçre kayak merkezleri,kayak yaptıracak karları olmadığından,çok önemli bir gelişmeyi uygulamaya koydular.Yapay kar yapmak çok pahalıya mal oluyordu.,Dubai kayak merkezleri gibi cömert davranıp sunî kar yapamadılar.Çünkü Dübai gibi zengin petrol yatakları ve reservleri yoktu.Bunun yerine bazı özel bakteriler ürettiler.Bu bakterileri 5 santigrat derece ılık su ile karıştırıp bir işlemden geçirdiler.Buradan elde ettikleri,bakteri ihtiva eden suspansiyon sıvıyı sulara kattılar.İddiaya göre bu suspansiyon sıvı katılan sular,artık 0 santigrat derecede değil,artı 5 santigrat derecede donuyormuş.Böylece,daha ılıman sıcaklıklarda kar ve buz elde ederek kayak merkezlerinin kar ihtiyacını karşılıyorlarmış.
Bu işlem İsviçre’de serbest ve yasal olduğu halde,bitişik sınır komşusu Almanya’da yasakmış.Çünkü Alman’lar bakterilerin yaratacağı tehlikeleri hesap ediyorlarmış.
Ama rekabete kar da dayanmaz.Almanya kayak merkezleri de çok yakında bu işleme başlayıp kayak ve kazanç zevkine yeniden kavuşacaklar.
 

İlave: 10.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

       Fazla fosil yakılması, atmosfere karbon dioksit, CO2 yığarak, dünyayı ısıtıyor. Isınan okyanus suları,kızdıkça kızıyor, dev dalgalar, yıkıcı fırtınalar yaratarak, hıncını karalardan, kıyılardan alıyor. Önüne gelen her şeyi söküyor, atıyor,y ıkıyor.

       İklim değişiklikleri, dünyanın çeşitli yörelerinde, Pasifik kıyılarında, Atlantik kıyılarında, birbiri arkasından,ş imdiye kadar hiç görülmemiş, Tsunamilere, hızı satte 300-400 kilometreyi bulan fırtınalara, tayfunlara sebep olup, felâketler yaratmaktadır.

       Ondördüncü yüzyılda, Osmanlı'ya da İslâma da isyan eden Simavna kadısı şeyh Bedrettin destanında şöyle diyordu Nazım Hikmet: 

         Deli Orman,böyle savaş görmemişti;

         Deli oldu olalı.

         Yirmibirinci yüzyılda,işte bizde diyoruz ki:       

         Mekke kar görmemişti; Medine'yi seller basmamıştı İslâm oldu olalı.

         Mekke'ye kar yağadursun, Medine'yi seller basadursun, CNN televizyonunun meterolojik-metafor görüntülerinde, 20 Ocak 2006 da, birde görüyoruz ki: Moskava'da hararet, eksi kırkbeşe, eksi ellibeşe düşmüş; Sanki Sibirya'nın tunduraları Moskova'ya inmiş;Toprak donmuş; buz kesilmiş. Bu soğuk burada da kalmamış; Hemen güneye kaymış, Ankara'ya sarkmış. Önümüzdeki hafta, yani iki gün sonra,b atıdan dönerek, Istanbul'a inecekmiş.

       Japonya tarihinde belki ilk defa, hararet eksi elliye düşmüş, güzelim yeşil palmiyeler, şeffaf buz palmiyelere dönmüş.

       Küresel ısınma sebebi ile, zaten sibiryada buzullar erimiş; Tunduralar azalmış.Coğrayaya da yeni terimler eklenmiş.Sibirya Moskovalaşmış;Moskova Sibiryalaşmış;Ankara ve Istanbul da Moskovalaşmış.

       Acaba Avrupa'da neler oluyor? Bildiğimiz gibi, Kuzey Avrupa, Deniz Avrupası dediğimiz, İngiltere, İskoçya, Irlanda,Kıt'a Avrupasından, iki üç paralel derece daha kuzeyde, iki üç paralel derece daha kuzey kutbuna yakındır. Kuzey,Deniz Avrupası bu coğrafî konumu ile Kıt'a Avrupasından daha  sert, daha soğuk olması gerekirken, şimdiye kadar hep daha sıcak, daha ılıman bir iklim yaşadı ve yaşıyor.İskoçya ve özellikle Irlanda yemyeşil bitki örtüsü ile Kıt'a Avrupasını kıskandırıyor. Bunun sebebi de, Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu arasındaki sıcaklık farklarının yarattığı Körfez Akımı=Golf stream; Ve, bu körfez akımı=Golf stream, denen sıcak su akımının İngiltere,İskoçya,Irlanda sahillerini devamlı yalamasıdır.

       Bilim adamları,jeoloğlar,metereoloji uzmanları yaptıkları bilimsel ölçümlerde,Kuzey,Deniz Avrupasına ılıman iklim sağlayan Gulf Stream, sıcak su akım debisinin, yani saniyedeki akış hızının, her geçen yıl ve gün,biraz daha azaldığını ve eski zamanlara göre, bugün yarı yarıya düştüğünü ölçtüler. Buna sebep olarak ta, fazla fosil yakıt kullanımının yarattığı küresel ısınma ve iklim değişikliğini gösteriyorlar. ( Küresel ısınma, iklim değişikliği, kutuplardaki buzulları eritiyor, buzulların erimesi de kutuplarda ısı ve sıcaklığı değiştirerek, Güney ve Kuzey kutbu arasındaki ısı ve sıcaklık dengesini bozuyor, Kuzey ve Güney kutbundaki ekolojik=iklimsel denge de, Gulf stream=sıcak su akıntısını yarattığından, bu complex=karmaşık etken ve etkileşim sonucunda da, Gulf stream=sıcak su akımları da, devamlı yavaşlıyor, azalıyor ve durma noktasına yaklaşıyor ) Diyorlar.

       Bilim adamları,jeoloğlar, meteroloji uzmanları, daha şimdiden, eğer önü alınmazsa, ileriki yıllarda, Gulf Stream=Sıcak SU Akımının tamamen duracağını ve, Kuzey, deniz Avrupasının, yeniden, tekrar soğuk buzul çağına döneceğini çekinmeden söylüyorlar.

       İşte,beklenen iki gün geçti, Meterolojinin 20 Ocak,2006 Cuma günü yayınladığı rapor hiç şaşmadı. Öyle görülüyor ki: İlerleyen teknoloji ve uzaydaki uyduların çektikleri metafor görüntülerle bundan sonraları da, artık hiç şaşmayacak. Istanbul'da, 22 Ocak 2006 Pazar gününü pazartesiye baglıyan gece yarısından hemen sonra, tamamen ılıman bir gün,açık bir hava yaşanırken,23 Ocak,2006 Pazartesinin ilk başladığı saat ve dakikalarda, birdenbire, hızlı bir fırtına ile kar yağışı başladı.Ayni gün ve ertesi gün,yani,2 4 Ocak 2006 Salı günü, Istanbul, ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında, Napolyon ordularının askerlerini ve atlarını donduran; 1943 yılı kışında, Hitler'in Nazi ordularının tank motorlarını durduran, o soğuk Moskova'ya dönüverdi.

Geçen yılın kış ortasında, daha bahar gelmeden, Ajanslar, ayıların kış ortasında, çok erken, uyandığı haberlerini geçiyorlardı. Hiç olmazsa ayılar, geçen yıl, kış uykusuna yatmışlardı. Ayılar açısından bu yıl, geçen yıldan daha vahim geçecek gibi görünüyor. Geçen yıl ayılar, uykuya dalabilmişlerdi.Bu yıl ise Aralık ortasında bile, haalâ uykuya dalamadılar. Dalıp, dalamıyacaklarıda şüpheli gibi görünüyor. Hep birlikte izleyip,göreceğiz Eğer ayılar, kış uykusunda dinlenemezlerse, daha da saldırgan olabilirler ve insanlara saldırabilirler. 11 ay evvelki, 20 Ocak,2006 da, dünyada görülen kış,Moskova’da ve Japonya da dereceyi eksi 45 lere, eksi 50 lere düşürmüş, Japonya’daki palmiye ağaçları yeşil buz yapraklarına bürünmüş, Moskova belki de tarihinde ilk defa sibiryalaşmıştı. 2006 aralık ayında ise, tam tersi olmuş, artı 7 lerde seyreden ortalama sıcaklık dolayısı ile Moskova ılımanlaşmış, Moskova da, sarı, beyaz papatyalar, mavi, mor menekşeler açmış.Geçen kış, Sibiryalaşan Moskova, bu kış, Mekke’leşmesin bre dostlar. Hem de, sarı, beyaz papatyalarını ve mavi.mor menekşelerini, Arabistan çöllerine taşıyarak

       Mekke'ye kar yağarken,Medine'yi seller basarken,Ankara ve Istanbul Moskova'ya dönerken,Asya'nın doğu,Amerika'nın Batı Atlantik sahillerini hızı 300-400 km.yi bulan fırtınalar, dev Tsunamie dalgaları, karaları insan ve hayvanları ile yutarken  Avusturalya'da, Kara Kıt'a Afrika'sında neler oluyordu acaba?

       Kara Kıt'a Afrikasının en doğusundaki KENYA, insan oğlunun ATA YURDU sayılır. Bütün kutsal kitaplarda, ADEM BABA ve HAVVA ANAMIZ'ın, Urfa HARRAN'da yeryüzüne geldiği yazar.

       Son dönemlerde KENYA'nın en meşhur vadisinde yapılan,Paleoantolojik ve Arkeolojik araştırmalar,bundan 160.000-170.000 yıl evveline ait bozulmamış insan iskeletleri ortaya çıkardı. Hatta daha sonra yapılan kazılar, çok daha eski yıllara ait, milyonlarca yıl önce yaşamış insan iskeletleri ortaya çıkardı. Bu bilimsel veriler karşısında, artık bizde,İnsan oğlunun, Mezopotamya'da değil, Kara Afrika'sı KENYA'da ortaya çıktığını ve oradan Mezopotamya'ya ve dünyanın diğer yerlerine yayıldığını kabul etmek zorundayız.

       10 Ocak,2006 tarihli Cumhuriyet gazetesinde,Fethullah Gülen Hoca okulları incelenirken,Fethullah Gülen Hoca'ya yakın ve Fethullah Gülen okulları konusunda yetkili bir kişi, şöyle diyordu: ( Biz,Johennesburgh ve Cape Town'a gidip Güney Afrika Cumhuriyetindeki iki okulumuzu açtığımızda, orada büyük çoğunluk olan siyah halk, TANRI'nın siyah, Şeytanın beyaz olduğuna ve beyaz insanın, şeytan gibi siyahları köleleştirdiğine inanıyordu. Biz okullarımızı açıp eğitime başlayınca, bu kanaati değiştirdik. )!!

      İşte,bu günlerde,bu yıllarda, Kara Afrika'sının en doğusundaki,insanın ATA YURDU KENYA'dan başlıyarak, batı sahillerine doğru bütün Kara Afrika ve Avustralya kıtası, sıcaktan, susuzluktan kıvranıyor, kırılıyor. Avustralya'da,        mevsimli, mevsimsiz amansız orman yangınları, zaten azalmış ormanları bir canavar gibi yutuyor, tüketiyor.Kara Afrika'sındaki kuraklık, mahsül diye birşey bırakmadığından, Kara Afrika'sında batılıların FAMİNE dedikleri açlık felâketi sürüyor. Tüm Afrika kıtasında 23 Milyon insan AÇLIK'la boğuşuyor.      

      Fosil yakıtların atmosfere yığdığı karbon dioksit, CO2 salımı dengelenemezse, önümüzdeki onyıllarda, yüzyıllarda, kutuplar ekvatorlaşmasın, ekvator kutuplaşmasın bre dostlar!!

      Dünyada en fazla fosil yakıt kullanıp,atmosfere en fazla karbon dioksit salan, dünyayı ısıtan Amerika Birleşik decletleri ve Avusturalya gibi sanayileşmiş ülkeler, KYOTO ANLAŞMASINI, imzalamamakta ısrar ediyorlar.

       Doğayı korumak için, çevreci araştırma ve çalışmalarından ötürü NOBEL ÖDÜLÜ alan, siyah derili, kıvırcık saçlı, inci dişli hanımefendi WANGARİ MATHAİ, NewYork'ta Clinton'un düzenlediği toplantılarda,bakınız, bu üzücü ve anlamsız yaklaşımdan nasıl yakınıyor. ( Bilim adamları, son yıllarda, dünyada oluşan bu felâketlerin sebebi yüzde yüz, küresel ısınma ve küresel ısınmanın doğurduğu iklim değişiklikleridir, derken, başta Amerika Birleşik Devletleri ve bazı,diğer sanayileşmiş ülke politikacı ve liderleri, elimizde kâfi delil yok diyerek, dünya için çok tehlikeli bu yaşamsal sorunu hafife alıyorlar.)

       Biz ise,www.demokrasidedevrim.com adlı internet sitemizde yayınladığımız ( Yirmibirinci Yüzyılın En Büyük Açmazı ) başlıklı yazımızda, insan oğlunun, kendi eliyle, zaman zaman, dünyayı uçurumun sonuna kadar sürükleyip, son anda, aklını başına toplayarak, uçurumun kenarından döndüğünü yazıyoruz.Hep birlikte umalım ki:yine insanoğlu, bir an evvel aklını başına toplasın ve uçurumun içine, felâkete yuvarlanmaktan kurtulsun.

       Bu tehlikeli durumu önlemek için, NewYork toplantılarına katılan seçkin konuşmacılar, hep bir ağızdan, doğayı kirleten, dünyayı ısıtan, petrole, kömüre ve oduna karşın, alternatif temiz enerji kaynakları yaratmak gerektiği konusunda, akıl ve fikir birliği içinde bulunuyorlar. Birleşmiş Milletler yeni Milenyum direktörü Jeffry Sacks kirli yakıta karşı temiz rüzgâr, temiz güneş enerjisi ve mümkün olabildiğince daha fazla nüklear enerji üretilmesini savunuyor. CNN televizyonunun kurucusu ve sahibi, aynı zamanda çevreci olan Tedd Turner de,temiz Global ( küresel ) enerji diyor.

       Bakınız, Bill Clinton, bu konuda da ne ilginç görüşler ortaya atıyor. ( Lâtin Amerika kıtasında milyonlarca aile evlerini güneş panellerinden elde ettikleri güneş enerjisi ile ısıtıyorlar.Eğer bu basit ve ucuz sistem dünyaya yaygınlaştırılabilirse, küresel ısınma büyük ölçüde azalır. )

        Bill Clinton'un NeYork'taki, yol gösterici, hedef belirleyici, bu güzel önerilerinden tam 25 gün sonra,yani 10 Ekim,2005 tarihinde, temiz güneş enerjisi konusunda NewYork-NewMexico ortak projesi açıklandı.Bu projede, şimdiye kadar, güneş enerjisi elde etmek için kullanılan metal paneller yerine, binaları, bütün cepheleri ile helezon şeklinde çepeçevre saran plâstik güneş panelleri geliştirildi.Makro-moleküler, nano-moleküler kombinasyonu olan bu güneş panelleri, metal panellere göre yüzde 3, yüzde 4 daha ucuz olduğu gibi, yüzde 5 te, daha fazla verim ve enerji sağlamaktadırlar.

        Açıkça görülüyor ki: Bilim adamları, bilimsel araştırmaları ile sorunlara derhal çözüm üretiyorlar.Yeter ki:geniş vizyon sahibi liderler, ileri görüşlü politikacılar, güzel hedefler belirlesinler.

        Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, İngiliz asıllı bir Amerikalı arkadaşım, petrol tüketiminin kısılamıyacağını ve insanlığın otomobil ve uçak kullanmaktan vazgeçemeyeceğini, şu çarpıcı ve gerçekçi sözlerle dile getiriyordu.( England can not go on horseback again. ) Bu sözün Türkçe tercümesi şöyledir. ( İngiltere tekrar at sırtına dönemez. ). İçine girdiğimiz yeni milenyum da, yirmibirinci yüzyılda, yalnız İngiltere değil, dünyada mevcut tüm ülkeler tekrar at sırtına dönemez. Bu karmaşık ve tehlikeli konuda çözüm, bekâra karı boşamak kadar da kolay olmasa gerekir.

        İnsanlık sanayi devrimini atmosfere,karbon dioksit,Co2 salan,adeta yığan,dünyayı ısıtan,fosil artıkları petrol,kömür ve doğal gaz tüketimine bağlı olarak kurdu bir kere.Bundan vaz mı geçecek? Vazgeçmek için, petrole, kömüre, doğal gaza, yani kirli yakıtlara alternatif olacak, temiz yakıtlar bulmak gerekir. Aksi, uygarlıktan geri gitmek olur. Dünyada temiz enerji arayışları çoktan başladı bile. Bu yolda insanlık hızla ilerliyor. Büyük barajlar yapılarak hidro-elektirik elde etmek, temiz enerji üretmek sayılmıyor. Çünkü:Bilim adamları, barajlarda biriken sularda üreyen yosunlardan atmosfere karbon dioksit salındığını iddia ediyorlar. Eğer eskilerde olduğu gibi, baraj yapılmadan, devamlı akan sularda, su değirmenleri gibi, elektirik tribünleri yapılırsa, temiz olur diyorlar.

       Derebeylik diye adlandırdığımız feodal dönemin simgesi yusyuvarlak, kalın duvarlı, şişkin bez yelkenli değirmenlerin yerini, küçük,ince ve zarif yapılı rüzgâr tribünleri şimdiden aldı bile. Hababam durmadan dönüyorlar.Enerji üretiyorlar.

       Yeni milenyumun, yirmibirinci yüzyılın modern don-Kişot'ları neyi taşlayacaklar? Nasıl caka satacaklar acaba?

        İnsanoğlu külâhını önüne koyarak ince, ince düşünmek zorundadır.

        Yerküresinin her 100 metre derinine inildiğine,dünya ısısı bir santigrat derece artmaktadır. Bu ısı enerjisini yeryüzüne çıkarmak ve termal enerjileri de kullannmak mümkündür.

        Bizim naçiz kanaatimize göre de yirmibirinci yüzyılda ve gelecek yüzyıllarda , makinalar, yalnız ekonomik değil,ve fakat ayni zamanda echo-ekonomik olmak zorundadırlar.

        Ve, hiç şüphemiz olmasın, eski teknolojilerin yarattığı sorunları,gene bilim ve yeni teknolojiler çözecektir.

         Fosil kaynaklı yakıtlara alternatif arayışları, Birleşmiş Milletlerde de günün konusu olmuştur. Alternatif Enerji Komisyonu başkanı profesör Nejat Veziroğlu, uzun yıllar Miami Üniversitesi rewktörlüğü yaptıktan sonra, bugün ileri yaşına rağmen, hidrojenden temiz enerji elde etme çalışmalarını sürdürmektedir.Hidrojen bakımından en zengin denizlerin başında da Karadeniz gelmektedir. Sayın Nejat Veziroğlu, hidrojen yakma ve hidrojen depolama çalışmalarını, Istanbul, Sarıyer'in Karadeniz kıyılarında yapmağa karar vermiştir. Bu amaçla arazi satın alınmış olup çok yakın gelecekte, burada 40 milyon dolar sarfı ile araştırma lâboratuvarı kurulacaktır.

        KYOTO anlaşmasını imzalamayan, fosil yakıtların kısıtlanmasını istemeyen devletler ile malûm çıkarcı çevreler,bu kısıtlamaların ekonomiyi daraltacağını,işsizliği arttıracağını söylüyorlar.15-17 Eylül,2005 te topladığı NewYork konferans ve açık oturumlardan, yaklaşık bir iki ay sonra,mücadeleci Clinton Montreal'deki,Dünya Küresel Isınma toplantılarına katılıyor.Bu görüşün tam tersini,yani Kyoto anlaşması ile alınacak önleyici tedbirlerin,ekonomik durgunluk ve işsizlik yaratmıyacağını,tam aksine, yeni teknolojiler yaratıp,ekonomiyi daha da canlandıracağını ve yeni istihdamlar ve iş alanları açacağını ve işsizliği de azaltacağını, açıkça, bütün dünyaya haykırıyordu.

        İşte Bill Clinton yeniden bir ilke daha imza atıyor ve dünyanın önüne yeni bir vizyon koyuyordu.

        Ayrıca Bill Clinton,2006 yılı Davos ekonomik toplantılarına da katıldı. NewYork'tan Zürich'e uçtu, Zürich'ten Davos'a helikopterle gitti. Davos'ta 2 gün limosine ile dolaştı. Konferans sonunda yine ayni yol ve vesait ile tekrar NewYork'a döndü. Bu seyahati boyunca İsviçre çevreci örgütleri, sayın Clinton'un tam 6 ton karbon dioksit üreterek İsviçre atmosferine saldığını İsviçre havasını kirlettiğini hesap ettiler. Ve bu 6 ton Karbondioksitin İsviçre havasından temızlenebilmesi için kendisinden 15 İsviçre frangı, yaklaşık 125 YTL (Yeni Türk Lirası) ücret talep ettiler, Bill Clinton bu ücreti de seve seve, İsviçre çevre örgütlerine ödedi. Çevre kirlenmesine karşı ne kadar hassas olunduğunu bir kez daha göstererek dünya insanlarına bir güzel örnek oldu.

* İlinti: Aksak Adalet ana bölümümüzde Ak Saçli Devrim

 

Dr.Hasan HORTO

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET