AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞ GÜNLERİNDE KAYBETTİĞİMİZ ZÜBEYDE ANA.

      Selanikte mütevazi bir evde dünyaya gözlerini açan Mustafa, çok muhtemeldir ki:daha çocuk yaşta babasını kaybedince ilk sıkıntı, ilk üzüntüsünü yaşar. Baba sevgisine en çok muhtaç olduğu çocuk yaşında,  dayı bostanında karga kovalamakla geçirdiği günler sanırım ki. mutlu zamanlarıdır sayılamaz. Daha sonra Zubeyde ananın evinde, bir erkek çocuk olarak Mustafa , üvey baba ile nekadar mutlu olabilirse okadar mutludur işte!Çocuklukta başlayan okul hayatı , bu sebeplerdendir ki:teselli günleridir, gayret ve azim günleridir. Okulun ilk dönemlerinde gayretini, azmini ve gözlerindeki zeka pırıltılarını gören hocası Mustafa;öğrenicisi Mustafa’ya birde Kemal adını takar. İşte bu küçük Selanik okulunda, Mustafa’dan MUSTAFA KEMAL doğar. Yeni doğan Mustafa Kemal’in kişiliği de yavaş, yavaş Zubeyde ananın ve okuldaki hocaların etkisinde gelişir. Sonradan gelen okul yıllarındaki öğretmenleri ve okuduğu kitaplar, kişiliğine kişilik katar.Rüştiye=ortaokul;idadi=lise ve harp okulu yılları Osmanlı’nın karışık, sıkıntılı başarısız yıllarıdır. Bu çalkantılı yıllarda Istanbul ve özellikle Selanik,  arayış ve kurtuluş hareketlerinin kol gezdiği şehirlerdir. Bir Makedonyalı olan Mustafa Kemal gayet tabii ki:bu hareketlerin dışında kalamaz. Öğrenici ve genç bir zabit(subayın Osmanlı daki adı) olarak arayış ve kurtuluş hareketlerinin içindedir. Kellenin koltukta olduğu gizli hareketlerin affetmez, acımasız karekteri gelişen kişiliğini olgunlaştırdığı gibi ayni zamanda sertleştirir de. O dönemlerde, Osmanlı’nın ileriki yıllarında Türk askeri okullarında, harp akademilerinde dünyanın en iyi,  en başarılı kumandanı olarak hep Napolyon örnek alınır. Askeri öğrenicilerin ve genç zabitlerin hepsinin gönlünde bir Napolyon Bonapart olabilmek yatardı. Pek tabii ki:askeri öğrenici, genç bir Osmanlı zabiti olan Mustafa Kemal de bu özentiden nasibini alacaktır. Ve hatta,  bazı savaş ve askeri tarihçiler, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra bile ( Mustafa Kemal meslek hayatında Napolyon’u örnek aldı ) diye yazarlar. Ben bu savları doğrulayacak veya reddedecek bilgiye sahip olmadığımdan, hiç yorum yapmadan, okuduğum ve duyduğum şekliyle yazıyorum. Cumhuriyetten sonraki yıllarda askeri okul, harp okulu ve harp akademi öğrenicilerin ve genç Türk subaylarının idolü,  ve örnek aldıkları kişi de değişecektir. Bundan sonra örnek alınacak kumandan Napolyon değil, gayet tabiiki:Mustafa Kemal dir.Bu bağgamda Ankara harp okullarında yaşanan çok çarpıcı ve çok enterasan bir öyküyü günün akışı içinde buraya almak isterim.1947 yılı harp okulu çıkışlı subay arkadaşlarımın bana anlattıklarına göre harp okulunda bölükler boy sırasına göre düzenlenirmiş.En uzun boylular birinci bölükte, sonra arkasından gelenler ikinci.üçüncü bölüklerde, en kısa boylular ise, şakayla Japon bölüğü diye adlandırdıkları altıncı bölükte yerlerini alırmış.Her harp okulu öğrenicisine de boy sırasına göre okul numarası verilirmiş.Böyle bir numara verilme merasimi yapılırken her öğrenici numarasını almış,vefakat Maltepe askeri lisesinden harp okuluna gelecek olan Ali Rıza Öndemir,solculuktan dolayı muhakeme edildiğinden Maltepe askeri lisesinde hapismiş;Sıra ona gelince arkadaşları onun uzun boyunu komutanlarına söylemişler ve verilen boya görede Ali Rıza Öndemir ikinci bölüğün ikinci sırasına düşmüş. Sıra ile verilen okul numarasına da 1283 isabet etmiş.Bu merasimden birkaç ay evvel de harp okulu kurmay başkanı kurmay albay Cemil Uluçevik, harp okulu kumandanının da onayını alarak arşivlerden araştırılarak Mustafa Kemal’in harp okulu numarasının tespit edilip bildirilmesi için Istanbula yazı yazmış.Harp okulundaki bu merasimden 10 gün sonra da ,Istanbuldan cevap gelmiş,görülmüş ki:Mustafa Kemal’in numarası da Ali Rıza Öndemir’e yeni verilen 1283 müş.Bu numara Ali Rıza Öndemir’den geri alınarak kendisine başka bir numara verilmiş.Atatürk’ün numarası 1283 o günden itibaren,bütün harp okulu öğrenicilerinin ortak numarası olmuş.O yıl ve ondan sonraki her yıl,Mustafa Kemal’in harp okuluna giriş tarihi olan 13 Mart ta harp okullarında yoklama yapılır.Mustafa Kemal’in okul numarası 1283 okununca harp okulu öğrenicileri ayağa kalkar hep bir ağızdan içimizde diye cevap verirler. 

Bu olay, onların,herbirinin içindeki Mustafa Kemal olma arzu ve tutkusunun açık ifadesidir.Konuştuğum sınıf arkaşlarının hepsi,özellikle Kore ve Kıbrıs gazisi emekli  komando albay Salih Güleryüz, Ali Rıza Öndemir’in Mustafa Kemal gibi zeki ve bilgili bir insan olduğunu,boks dahil olmak üzere spor dallarının hemen hepsinde birinci geldiğini söylediler.1926 Niksar doğumlu Ali Rıza Öndemir ( 947 Hv 1) yani hava sınıfı birincisi iken yine solculuktan dolayı olacak ki:havacılıktan alınıp piyadenin son sırasına verilmiştir.Ali Rıza Özdemir, piyade okuluna piyade teğmeni olarak katılmıştır.Kendisine askeri hekimlerce psikolojik rahatsızlık raporu verildiğinden 5Mayıs,1949 tarihinde ordudan ayrılmıştır.Doğan sigorta şirketinde prodüktör olarak başarılı bir çalışma sergiledikten sonra Amerika’ya gitmiş orada yerleşmiştir.Orada birbiri arkasına turizm şirketleri kurup zengin olmuştur.Sınıf arkadaşlarına herzaman bağlıdır.Her zaman arkadaşlarını arar.Birkaç sene evvel sınıf arkadaşlarını, hep beraber Amerika’ya davet edip ağırlamak istemiştir. 1968 yılında basılan,1947 Harp okulu albümündeki adresi ise şöyledir.3109 N.Beachwood drive,Holywood,California 90068,U.S.A. 

       Osmanlı’nın içine düştüğü sonu gelmez savaşlar şüphe yokki:Genç, dinamik Osmanlı zabiti Mustafa Kemal’ide beraberinde sürükliyecektir. Trablusgarp’ta, Yemen’de savaşın katı acımasız şartları Mustafa Kemal’i daha da olgunlaştıracak ama, kişiliğini biraz daha sertleştirecektir. Savaşlar süredursun Mustafa Kemal, fırsat buldukça, fırsat yarattıkça elinden kitabı eksik etmez. Cephede, siperlerde  seçtiği kitapları okuyup, önemli bulduğu kısımlsrı çizmekte altlarına notlar düşmekte ve kitaba kendi düşündüklerini, kendi fikirlerini de yazıp, kaydetmektedir. Bunun içindirki:yabancı düşünürler, yabancı bilim adamları ( Mustafa Kemal’i Atatürk yapan, harp okulları ve harp akademilerinde gördüğü eğitim değil, ve fakat,  kısacık ömrüne sığdırdığı, satırlarının altını çizip, özel notlarını düştüğü 3997 kitaptır ) derler. Bu kitaplar bugün anıt - kabir’deki özel kütüphanede sergilenmekte ve isteyene hertürlü bilgi verilmektedir.  

     Çeşitli amansız savaşlardaki, çeşitli cephelerdeki başarıları ve kazandığı zaferler hakkında bugüne kadar çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Bunları tekrar etmek gerekmez.  

      Mustafa Kemal’in kahraman orduları düşmanı denize döktüğü 1922 yılının serin eylül günlerinde,  Mustafa Kemal karargahını kurmak, rakısını yudumlamak üzere İzmirdedir. Düşman kaçarken İzmir’iyakmakta ve düşmanın çıkardığı yangın Mustafa Kemal’in karargahına doğru ilerlemektedir. İşte tam bu sıralarda genç bir kız, nöbetçileri ve yaverleride atlatarak Mustafa Kemal’in yanına yaklaşmayı başarmaktadır. Bu genç kız, İzmirli Uşakizade Muammer beyin Paris’te okuyan küçük kızıdır. Latife hanım, Pariste okurken Mustafa Kemal’in kazandığı zaferleri ve özellikle kuvvaı - milliye askerlerinin İzmire girişini öğrenince, Pariste herşeyi bırakır,  soluğu İzmirde alır. Ve bir süre uğraşıdan sonra,  Mustafa Kemal’in hayatına girmeyi de başarır. Düşmanın İzmirde çıkardığı yangın Mustafa Kemal’in karargahına yaklaşınca da, Mustafa Kemal’in karargahını, babası Uşakizade Muammer beyin evine taşıtmayı önerir,  ve bu önerisi de kabul görür. Mustafa Kemal’in karargahta yaptığı çalışmalarda  az veya çok Latife hanım da sahnededir. İzmirde başlayan bu ilişkiler o zamanlar Ankara’da olan Zubeyde ananın da kulağına gider. Zubeyde ana o zamanki endişelerini yaver Salih Bozok’a, tipik Rumeli kadınının kendine özgü şivesi ile şöyle dile getirir. ( A be Sali, İzmirde latife derler ukumiş(okumuş) bir kız vardır. Bu kız,  neyin nesi, kimin fesidir? A be Sali. Bu kız benim Mustafa ma yar olurmu? A be Sali?Bu kız benim Mustafamı mı sever? Yoksa, büyük zaferler kazanmış başkumandan Mustafa Kemal’imi sever a be Sali?Bilmemki: a be Sali erkeğin ukumişi kadı ulur;kadının ukumuşi cadı ulur derler a be Sali. .  

      Meclis çalışmaları için Mustafa Kemal Ankaraya dönmüştür. O sıralar Zubeyde ana hastalanır. Doktorların ılıman deniz ikliminde istirahat tavsiye etmeleri üzerine Zubeyde ana , istirahat etmek ve nekahat geçirmek için,  yine ısrar ve davet üzerine Uşakizadelerin İzmirdeki evine konuk edilir. Zıbeyde anaya, Uşakizadelerin evinde her türlü konuk severlik ve ihtimam gösterilir. Doktor kontrolü sağlanır;herşey yolunda gitmektedir. Ankara da meclis çalışmaları bitmiştir. İsmet paşa Lozanda , yedi düvelle çetin barış müzakereleri yapmakta, diplomasi savaşları vermekte ve adeta masa başında yedi düvelle boğuşmaktadır. Ortamı müsait bulan Mustafa Kemal, trenle sonunda İzmirde anasını ziyaret etmek üzere yurt gezisine çıkmıştır. Tren tam Eskişehire varmıştı ki:İzmirdeki yaveri Salih Bozok’tan bir telgraf alır. ( Anamızı kaybettik, hepimizin başı sağ olsun.  ) diye. Çok üzülen, adeta yıkılan Mustafa Kemal çok sevdiği anasının cenaze törenine bilinçli olarak katılmaz ve trenin istikametini İzmirden başka yöne çevirtir. Bunun nedenlerini ve Mustafa Kemal’in bu acı, üzücü ve yıkıcı olayda bile verdiği ( SESSİZ DİPLOMASİ ) dersini ,  demokrasidedevrim. com adlı sitemin ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yüceliği; Atatürkçülerimizin cüceliği ) bölümünde ayrıntıları ile yazdım. Lütfen o bölümü tıklayınız.  

     Anadolu ve Urumeli kadını evlatları için saçını süpürge eder. Anadolu ve Urumeli evlatları da analarının hayır duasını almayı başarının ilk şartı sayar. Mustafa Kemal, yapacağı her işte, atacağı her adımda anasının hayır duasını alır, öyle yola çıkardı.  

Bir defa Anadolu ve Urumeli anası oğluna hayır duasını verip, sırtını sıvazladı mı, o oğulun sırtı yere gelmez bir daha. İşte Mustafa Kemal, nereye gideceğini asla söylemeden , sezdirmeden Ankaradan anasının hayır duasını aldıktan sonra büyük taarruz için , Afyon cephesine doğru yola çıkmıştı.  Türk şairi ve dünya şairi Nazım Hikmet Mustafa Kemal ve Afyon cephesini şöyle anlatıyor dizelerinde ( Dağlarda tet tek/ateşler yanıyordu/ Yürüyordu kağnılar/ Eskişehir sırtlarından/ Afyona doğru/ Ve yıldızlar öyle ışıltılı,öyle feratılarki:/Şayak kalpaklı adam/Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/Güzel,rahat günlere inanıyordu/Ve gülen bıyıklarılıyla duruyordu ki:/Mavzerinin yanında/ Birdenbire beş adam,sağında onu gördü/ Paşalar onun arkasındaydılar/ O saati sordu/ Paşalar üç dediler/Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı/Yürüdü uçurumun başına kadar/ Eğildi durdu/ Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak/Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepeden Afyon ovasına atlıyacaktı.  ).  

      Çok sevdiği anasını kaybettikten sonra Mustafa Kemal İzmire gider;anasının mütevazi kabrini ziyaret eder. Anasını konuk edip her türlü bakım ve ihtimamı gösteren uşakizade ailesinin her ferdine ayrı ayrı teşekkür eder. Muhtemelen anasına yapılan ölçüsüz yardımların mihnetine karşılık vermek üzere Latife hanıma hiç beklemediği bir zamanda da evlilik teklif eder. Gerçekten yapılan evlilikte mihnetin rolü mü var? yoksa bu evlilik bir gönül bağımıdır? Bunu hiç bir zaman bilemiyeceğiz;Zira buradaki sır, bu olayın kahramanları ile birlikte tarihin sessizliğine  gömüldü.

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET