| |
CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞ GÜNLERİNDE KAYBETTİĞİMİZ
ZÜBEYDE ANA.
Selanikte mütevazi bir evde dünyaya gözlerini açan
Mustafa, çok muhtemeldir ki:daha çocuk yaşta babasını
kaybedince ilk sıkıntı, ilk üzüntüsünü yaşar. Baba
sevgisine en çok muhtaç olduğu çocuk yaşında, dayı
bostanında karga kovalamakla geçirdiği günler sanırım ki.
mutlu zamanlarıdır sayılamaz. Daha sonra Zubeyde ananın
evinde, bir erkek çocuk olarak Mustafa , üvey baba ile
nekadar mutlu olabilirse okadar mutludur işte!Çocuklukta
başlayan okul hayatı , bu sebeplerdendir ki:teselli
günleridir, gayret ve azim günleridir. Okulun ilk
dönemlerinde gayretini, azmini ve gözlerindeki zeka
pırıltılarını gören hocası Mustafa;öğrenicisi Mustafaya
birde Kemal adını takar. İşte bu küçük Selanik okulunda,
Mustafadan MUSTAFA KEMAL doğar. Yeni doğan Mustafa
Kemalin kişiliği de yavaş, yavaş Zubeyde ananın ve
okuldaki hocaların etkisinde gelişir. Sonradan gelen
okul yıllarındaki öğretmenleri ve okuduğu kitaplar,
kişiliğine kişilik katar.Rüştiye=ortaokul;idadi=lise ve
harp okulu yılları Osmanlının karışık, sıkıntılı
başarısız yıllarıdır. Bu çalkantılı yıllarda Istanbul ve
özellikle Selanik, arayış ve kurtuluş hareketlerinin
kol gezdiği şehirlerdir. Bir Makedonyalı olan Mustafa
Kemal gayet tabii ki:bu hareketlerin dışında kalamaz.
Öğrenici ve genç bir zabit(subayın Osmanlı daki adı)
olarak arayış ve kurtuluş hareketlerinin içindedir.
Kellenin koltukta olduğu gizli hareketlerin affetmez,
acımasız karekteri gelişen kişiliğini olgunlaştırdığı
gibi ayni zamanda sertleştirir de. O dönemlerde,
Osmanlının ileriki yıllarında Türk askeri okullarında,
harp akademilerinde dünyanın en iyi, en başarılı
kumandanı olarak hep Napolyon örnek alınır. Askeri
öğrenicilerin ve genç zabitlerin hepsinin gönlünde bir
Napolyon Bonapart olabilmek yatardı. Pek tabii ki:askeri
öğrenici, genç bir Osmanlı zabiti olan
Mustafa Kemal de
bu özentiden nasibini alacaktır. Ve hatta, bazı savaş
ve askeri tarihçiler, Mustafa Kemal Atatürkün ölümünden
sonra bile ( Mustafa Kemal meslek hayatında Napolyonu
örnek aldı ) diye yazarlar. Ben bu savları doğrulayacak
veya reddedecek bilgiye sahip olmadığımdan, hiç yorum
yapmadan, okuduğum ve duyduğum şekliyle yazıyorum.
Cumhuriyetten sonraki yıllarda askeri okul, harp okulu
ve harp akademi öğrenicilerin ve genç Türk subaylarının
idolü, ve örnek aldıkları kişi de değişecektir. Bundan
sonra örnek alınacak kumandan Napolyon değil, gayet
tabiiki:Mustafa Kemal dir.Bu bağgamda Ankara harp
okullarında yaşanan çok çarpıcı ve çok enterasan bir
öyküyü günün akışı içinde buraya almak isterim.1947 yılı
harp okulu çıkışlı subay arkadaşlarımın bana
anlattıklarına göre harp okulunda bölükler boy sırasına
göre düzenlenirmiş.En uzun boylular birinci bölükte,
sonra arkasından gelenler ikinci.üçüncü bölüklerde, en
kısa boylular ise, şakayla Japon bölüğü diye
adlandırdıkları altıncı bölükte yerlerini alırmış.Her
harp okulu öğrenicisine de boy sırasına göre okul
numarası verilirmiş.Böyle bir numara verilme merasimi
yapılırken her öğrenici numarasını almış,vefakat Maltepe
askeri lisesinden harp okuluna gelecek olan Ali Rıza
Öndemir,solculuktan dolayı muhakeme edildiğinden Maltepe
askeri lisesinde hapismiş;Sıra ona gelince arkadaşları
onun uzun boyunu komutanlarına söylemişler ve verilen
boya görede Ali Rıza Öndemir ikinci bölüğün ikinci
sırasına düşmüş. Sıra ile verilen okul numarasına da
1283 isabet etmiş.Bu merasimden birkaç ay evvel de harp
okulu kurmay başkanı kurmay albay Cemil Uluçevik, harp
okulu kumandanının da onayını alarak arşivlerden
araştırılarak Mustafa Kemalin harp okulu numarasının
tespit edilip bildirilmesi için Istanbula yazı
yazmış.Harp okulundaki bu merasimden 10 gün sonra da ,Istanbuldan
cevap gelmiş,görülmüş ki:Mustafa Kemalin numarası da
Ali Rıza Öndemire yeni verilen 1283 müş.Bu numara Ali
Rıza Öndemirden geri alınarak kendisine başka bir
numara verilmiş.Atatürkün numarası 1283 o günden
itibaren,bütün harp okulu öğrenicilerinin ortak numarası
olmuş.O yıl ve ondan sonraki her yıl,Mustafa Kemalin
harp okuluna giriş tarihi olan 13 Mart ta harp
okullarında yoklama yapılır.Mustafa Kemalin okul
numarası 1283 okununca harp okulu öğrenicileri ayağa
kalkar hep bir ağızdan içimizde diye cevap verirler.
Bu olay, onların,herbirinin içindeki Mustafa Kemal olma
arzu ve tutkusunun açık ifadesidir.Konuştuğum sınıf
arkaşlarının hepsi,özellikle Kore ve Kıbrıs gazisi
emekli komando albay Salih Güleryüz, Ali Rıza
Öndemirin Mustafa Kemal gibi zeki ve bilgili bir insan
olduğunu,boks dahil olmak üzere spor dallarının hemen
hepsinde birinci geldiğini söylediler.1926 Niksar
doğumlu Ali Rıza Öndemir ( 947 Hv 1) yani hava sınıfı
birincisi iken yine solculuktan dolayı olacak
ki:havacılıktan alınıp piyadenin son sırasına
verilmiştir.Ali Rıza Özdemir, piyade okuluna piyade
teğmeni olarak katılmıştır.Kendisine askeri hekimlerce
psikolojik rahatsızlık raporu verildiğinden 5Mayıs,1949
tarihinde ordudan ayrılmıştır.Doğan sigorta şirketinde
prodüktör olarak başarılı bir çalışma sergiledikten
sonra Amerikaya gitmiş orada yerleşmiştir.Orada birbiri
arkasına turizm şirketleri kurup zengin olmuştur.Sınıf
arkadaşlarına herzaman bağlıdır.Her zaman arkadaşlarını
arar.Birkaç sene evvel sınıf arkadaşlarını, hep beraber
Amerikaya davet edip ağırlamak istemiştir. 1968 yılında
basılan,1947 Harp okulu albümündeki adresi ise
şöyledir.3109 N.Beachwood drive,Holywood,California
90068,U.S.A.
Osmanlının içine düştüğü sonu gelmez savaşlar
şüphe yokki:Genç, dinamik Osmanlı zabiti Mustafa
Kemalide beraberinde sürükliyecektir. Trablusgarpta,
Yemende savaşın katı acımasız şartları Mustafa Kemali
daha da olgunlaştıracak ama, kişiliğini biraz daha
sertleştirecektir. Savaşlar süredursun Mustafa Kemal,
fırsat buldukça, fırsat yarattıkça elinden kitabı eksik
etmez. Cephede, siperlerde seçtiği kitapları okuyup,
önemli bulduğu kısımlsrı çizmekte altlarına notlar
düşmekte ve kitaba kendi düşündüklerini, kendi
fikirlerini de yazıp, kaydetmektedir. Bunun
içindirki:yabancı düşünürler, yabancı bilim adamları (
Mustafa Kemali Atatürk yapan, harp okulları ve harp
akademilerinde gördüğü eğitim değil, ve fakat, kısacık
ömrüne sığdırdığı, satırlarının altını çizip, özel
notlarını düştüğü 3997 kitaptır ) derler. Bu kitaplar
bugün anıt - kabirdeki özel kütüphanede sergilenmekte
ve isteyene hertürlü bilgi verilmektedir.
Çeşitli amansız savaşlardaki, çeşitli cephelerdeki
başarıları ve kazandığı zaferler hakkında bugüne kadar
çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Bunları tekrar etmek
gerekmez.
Mustafa Kemalin kahraman orduları düşmanı denize
döktüğü 1922 yılının serin eylül günlerinde, Mustafa
Kemal karargahını kurmak, rakısını yudumlamak üzere
İzmirdedir. Düşman kaçarken İzmiriyakmakta ve düşmanın
çıkardığı yangın Mustafa Kemalin karargahına doğru
ilerlemektedir. İşte tam bu sıralarda genç bir kız,
nöbetçileri ve yaverleride atlatarak Mustafa Kemalin
yanına yaklaşmayı başarmaktadır. Bu genç kız, İzmirli
Uşakizade Muammer beyin Pariste okuyan küçük kızıdır.
Latife hanım, Pariste okurken Mustafa Kemalin kazandığı
zaferleri ve özellikle
kuvvaı - milliye
askerlerinin
İzmire girişini öğrenince, Pariste herşeyi bırakır,
soluğu İzmirde alır. Ve bir süre uğraşıdan sonra,
Mustafa Kemalin hayatına girmeyi de başarır. Düşmanın
İzmirde çıkardığı yangın Mustafa Kemalin karargahına
yaklaşınca da, Mustafa Kemalin karargahını, babası
Uşakizade Muammer beyin evine taşıtmayı önerir, ve bu
önerisi de kabul görür. Mustafa Kemalin karargahta
yaptığı çalışmalarda az veya çok Latife hanım da
sahnededir. İzmirde başlayan bu ilişkiler o zamanlar
Ankarada olan Zubeyde ananın da kulağına gider. Zubeyde
ana o zamanki endişelerini yaver
Salih
Bozoka, tipik
Rumeli kadınının kendine özgü şivesi ile şöyle dile
getirir. ( A be Sali, İzmirde latife derler
ukumiş(okumuş) bir kız vardır. Bu kız, neyin nesi,
kimin fesidir? A be Sali. Bu kız benim Mustafa ma yar
olurmu? A be Sali?Bu kız benim Mustafamı mı sever? Yoksa,
büyük zaferler kazanmış başkumandan Mustafa Kemalimi
sever a be Sali?Bilmemki: a be Sali erkeğin ukumişi kadı
ulur;kadının ukumuşi cadı ulur derler a be Sali. .
Meclis çalışmaları için Mustafa Kemal Ankaraya
dönmüştür. O sıralar Zubeyde ana hastalanır. Doktorların
ılıman deniz ikliminde istirahat tavsiye etmeleri
üzerine Zubeyde ana , istirahat etmek ve nekahat
geçirmek için, yine ısrar ve davet üzerine
Uşakizadelerin İzmirdeki evine konuk edilir. Zıbeyde
anaya, Uşakizadelerin evinde her türlü konuk severlik ve
ihtimam gösterilir. Doktor kontrolü sağlanır;herşey
yolunda gitmektedir. Ankara da meclis çalışmaları
bitmiştir. İsmet paşa Lozanda , yedi düvelle çetin barış
müzakereleri yapmakta, diplomasi savaşları vermekte ve
adeta masa başında yedi düvelle boğuşmaktadır. Ortamı
müsait bulan Mustafa Kemal, trenle sonunda İzmirde
anasını ziyaret etmek üzere yurt gezisine çıkmıştır.
Tren tam Eskişehire varmıştı ki:İzmirdeki yaveri Salih
Bozoktan bir telgraf alır. ( Anamızı kaybettik,
hepimizin başı sağ olsun. ) diye. Çok üzülen, adeta
yıkılan Mustafa Kemal çok sevdiği anasının cenaze
törenine bilinçli olarak katılmaz ve trenin istikametini
İzmirden başka yöne çevirtir. Bunun nedenlerini ve
Mustafa Kemalin bu acı, üzücü ve yıkıcı olayda bile
verdiği ( SESSİZ DİPLOMASİ ) dersini ,
demokrasidedevrim. com adlı sitemin (
Mustafa Kemal ve
Mustafa Kemal Atatürkün yüceliği; Atatürkçülerimizin
cüceliği ) bölümünde ayrıntıları ile yazdım. Lütfen o
bölümü tıklayınız.
Anadolu ve Urumeli kadını evlatları için saçını
süpürge eder. Anadolu ve Urumeli evlatları da analarının
hayır duasını almayı başarının ilk şartı sayar. Mustafa
Kemal, yapacağı her işte, atacağı her adımda anasının
hayır duasını alır, öyle yola çıkardı.
Bir defa Anadolu ve Urumeli anası oğluna hayır duasını
verip, sırtını sıvazladı mı, o oğulun sırtı yere gelmez
bir daha. İşte Mustafa Kemal, nereye gideceğini asla
söylemeden , sezdirmeden Ankaradan anasının hayır
duasını aldıktan sonra
büyük taarruz için , Afyon
cephesine doğru yola çıkmıştı. Türk şairi ve dünya
şairi Nazım Hikmet Mustafa Kemal ve Afyon cephesini
şöyle anlatıyor dizelerinde ( Dağlarda tet tek/ateşler
yanıyordu/ Yürüyordu kağnılar/ Eskişehir sırtlarından/
Afyona doğru/ Ve yıldızlar öyle ışıltılı,öyle
feratılarki:/Şayak kalpaklı adam/Nasıl ve ne zaman
geleceğini bilmeden/Güzel,rahat günlere inanıyordu/Ve
gülen bıyıklarılıyla duruyordu ki:/Mavzerinin yanında/
Birdenbire beş adam,sağında onu gördü/ Paşalar onun
arkasındaydılar/ O saati sordu/ Paşalar üç dediler/Sarışın
bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı/Yürüdü
uçurumun başına kadar/ Eğildi durdu/ Bıraksalar ince
uzun bacakları üstünde yaylanarak/Ve karanlıkta akan bir
yıldız gibi kayarak/
Kocatepeden Afyon ovasına
atlıyacaktı. ).
Çok sevdiği anasını kaybettikten sonra Mustafa
Kemal İzmire gider;anasının mütevazi kabrini ziyaret
eder. Anasını konuk edip her türlü bakım ve ihtimamı
gösteren uşakizade ailesinin her ferdine ayrı ayrı
teşekkür eder. Muhtemelen anasına yapılan ölçüsüz
yardımların mihnetine karşılık vermek üzere Latife
hanıma hiç beklemediği bir zamanda da evlilik teklif
eder. Gerçekten yapılan evlilikte mihnetin rolü mü var?
yoksa bu evlilik bir gönül bağımıdır? Bunu hiç bir zaman
bilemiyeceğiz;Zira buradaki sır, bu olayın kahramanları
ile birlikte tarihin sessizliğine gömüldü.
Dr.Hasan HORTO
|
|