AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

HIZLA DEĞİŞEN, HIZLA GELİŞEN ORDUMUZ 

bu gün beni çok sevindiren, Sizi’de çok sevindireceğini umduğum övünç verici bir olay gelişti. Bir yakın arkadaşım Askerlik görevine giden oğlunun bölük komutanı Yüzbaşısından bir mektup aldı. 

Bu mektubu bana’da okuduğu zaman sevinçten gözlerim yaşardı; Kimseye sezdirmeden için için ağladım. Çünki bu mektup beni aldı uzaklara, kendi askerlik günlerime götürdü. Bana Ordumun değişen zaman içinde nasıl geliştiğini gösterdi. Yazımın sonunda bu konuda görüşlerimi anlatacağım. Amma, önce beni çok üzen, uzun yıllar içimde ukde kalan bir Askerlik hatıramı anlatarak konuya girmeme izin verin lütfen.  

Sene 1954 yılbaşında Ankara Yedek Subay Okulunda Sıhhıye Bölüğüne duhul ettim. Bizi bölükte mangalara ayırdılar. Boyum arkadaşlarımdan biraz uzun olduğndan beni manga kumandanı çavuş yaptılar. 4 aylık bir eğitimden sonra yemin ederek omuzlarımıza birer demir taktık. Yurdun dörtbir yanına dağılmış birliklerimize katılmak üzere bize kur’a çektirdiler. O dönem Gümüşhanede konuşlanan Ali Çetinkaya’nın binbir yokluk ve yoksulluk içinde kurduğu Şanlı 172’ci Piyade Alayı düştü kur’ama. O Piyade Alayı’ki Kurtuluş Savaşı başlamadan önce Ayvalık’ta Ankara’dan izinsiz ilk kurşunu atmıştı düşmana. Bu yüzden’de Alay Sancağı bir ay hapis kalmıştı. Mustafa Kemal'in düzenli orduları böyle kuruluyordu işte.  

Ayvalık’ta düşmana ilk kurşunun atıldığı tepeye İLK KURŞUN TEPESİ dediler. Bu tepenin zirvesine Ayvalığın çalışkan Belediye Başkanı Ahmet Tüfekçi sırf belediye imkanlarını kullanarak huzur evi yaptırdı. Bu huzurevi sonradan bazı yasal açmazlarla Ordumuza verildi. Ayvalığın en tepesindeki bu yerde bu gün şanlı gazilerimizin nekahat, tedavi ve rehabilitasyonu yapılıyor.  

172’ci Piyade Alayı’ndaki görevim esnasında sıhhıye bölük komutanımız Ankaraya tayin olunca yine boyum biraz uzun olduğundan hasbel kader sıhhiye bölük komutanı ve baştabib oldum. Harşit çayı kenarında Daltaban’da bir de küçük asker hastanemiz vardı. Birgün vizite yapıp hastalanan askerlere bakarken bir erimiz bana müracaat etti. Bana dedi’ki: Komutanım benim bir sağlık şikayetim yok, amma arkadaşlarımla talim yaparken çabuk yoruluyorum, talimde zorlanıyorum. Askerlikte yorulmak bir mazeret olmazdı amma, ben askeri çok samimi buldum. Derdini araştırmak için küçük hastanemize yatırdım. Aşırı yorgunluktan ötürü şeker hastalığından şüphelendim. Elimizde o zaman mevcut FEHLING miyarını kullanarak idrarda şeker aradım. Fehling ile Miyarı karıştırıp biraz ısıttığımda idrarın rengi bakır kırmızısına döndü. Bu kırmızı renk şeker hastalığının işareti idi ve gençlerde şeker tedavi edilmezse çok tehlikeli seyrederdi. Hastamızın nefesi biraz sonra ACETON kokmağa başladı. Bu’da şeker komasının habercisi idi. Hastanemizde şeker hastalığının ilacı olan INSULİN’i aradım bulamadım; Gümaşhanede mevcut tek eczaneye telefon ettim. Orada’da insulin yoktu. Arkadan Gümüşhane Devlet Hastanesi Baş Tabibi Dr.Şahap ağabeyi aradım. Heyhaat!!!.. Orada’da insulin yoktu. Bunun üzerine Alay Kumandanımız Sayın Albay Fazıl Çiloğlunun huzuruna çıktım. Hastamızın komaya girmek üzere olduğunu söyledim. Eğer insulin bulup vermezsek neferimizi kısa bir zaman içinde kaybedebileceğimizi bildirdim. Ve bu noksandan ötürü de mesuliyet kabul edemiyeceğimi arzettim. Sayın Albayım Fazıl Çiloğlu umarım hala yaşıyordur. Kulakları çınlasın; Yok eğer vefat etmişse Allah Rahmet eylesin. Benim gibi o da heyecanlandı.. Hemen Komşu ilçe Bayburt’u aradık. Orada şimdi rahmetli olmuş Tevfik beyin eczanesinde insulin vardı. Kafi miktardaki insulini bir jeep ile acele Gümüşhaneye doğru yola çıkarmasını rica ettik. Albayım Fazıl Çilioğlu Fahri Binbaşımı bir Jeep’e bindirip Bayburt’a doğru yola çıkardı. İki jeep Bayburt Gümüşhane arasında krosman yaptılar; Karşılaştılar. Fahri binbaşım ensulini alıp bize getirdi. Ben’de şekerli su ihtiva eden serum içerisine insulin koyarak hastamızın damarından yavaş yavaş vermeye çalıştım. Derken hastamızın durumu’da yavaş yavaş düzeldi. Birgün hastamı hastanemizde tedavi edip düzelttikten sonra Alayımızda bulunan ambulasta sedyeye yerleştirim. Damarında insulinli glikoz solusyonu devamlı akıyordu; Ben’de yanında oturup hem ilacın akışını hem’de hastayı kontrol ediyordum. Şöförümüzün adı DAVİT idi, şöförün yanındaki koltuğa da ikmal bölük komutamızı Yzb. Enver oturdu Hurşit Çayı boyunca döne döne, yavaş yavaş, ZİGANA Dağlarına tırmandık. Zigana dağı zirvesine ulaşıp Trabzon’a doğru dağın inişine geçtiğimiz an, frenlerimiz tutmamağa başladı. Sonradan bana dendiğine göre şöförümüz Davit dağı inerken yokuş aşağı vites değiştirmeğe kalkmış, amma vitesi tutturamamış. Ambulans bir türlü durmuyor. Bir sola dönüyor sarp dağa çarpıyor; Bir sola dönüyor 45-50 derece eğimli ve dik 300-500 metre derinlikteki uçuruma geliyor bir türlü durmuyordu. Davit direksiyonu sola kırıyor dağa rastlıyor, sağa çeviriyor uçuruma geliyor; Frenlerimiz tutmuyor; Bir türlü duramıyoruz. Enver Yüzbaşım Davit’e birşeyler söyledi. Freni pompala, devamlı pompala diyordu. Neticede ambulans yolun sol tarafında uçuruma yirmi santim kala durdu. Eğer yirmi santim daha gitse hiçbirimizin kırılmamış kemiği kalmamış olacaktı. Arabadan inip geriye baktığımızda araba izlerinden 150-200 metre bir sağa bir sola sürüklendiğimizi gördük. Uçurumun kenarında arabadan inip biraz nefes aldığımızda Davit’in yüzüne baktım. Rengi kireç duvardan daha beyazdı. Hepimiz korkmuştuk amma. O direksiyonda olduğundan bizden daha fazla korkmuştu. Ben o zaman araba kullanmasını bilmezdim. Enver Yüzbaşı bilirdi. Tehlikeli virajları ininceye kadar aracı kendisinin kullanmasını teklif ettim. Enver Yüzbaşım dedi’ki: Askeri yönetmenlikte subayın araba kullanması yasaktır. Çaresiz Davit’i takviye ettik, moralini biraz yükselttik. Şöyle yap, böyle yap Davit diyerek usul usul, yavaş yavaş Zigana dağlarının tehlikeli dönemeçlerini inerek, düzlüğe oradan’da Trabzon a vardık. Trabzona vardığımızda gece olmuştu. Tümen Askeri Hastanesine geldik. Müşahademi muayenelerimi ve tedavilerimi bildirir bir dosya ile hastamı hastanede bulunan nöbetçi tabibe teslim ettim. Biz ertesi gün aynı ambulasla Gümüşhaneye döndük. Aradan on gün geçmemişti’ki: Bizi çok üzen bir haber aldık. Hastaneye teslim ettiğimiz hastamızın ölüm kağıdı geldi Alaya. Bunu neferimizin babasına nasıl bildirecektik? O’da derin acısını içine gömerek “VATAN SAĞ OLSUN” diyecekti elbet. Hastamıza ne oldu? İhmale’mi uğradı? Yoksa Gümüşhanede olduğu gibi, Trabzonda’da ilaç bulunamadığından, yokluktan, yoksulluktan’mı öldü askerim? Bunu şimdi dahi bilemiyorum. Bu olay devamlı olarak içimde ezik bir ukde olarak kaldı.

Yukarıda bahsettiğim bu  yakın arkadaşım, birkaç ay evvel Vatani görevi için askere giden oğlunun birlik kumandanından, aldığı mektubu bana'da okudu. Bu mektup beni çok duygulandırdı, gözlerimi yaşarttı. Başkalarına sezdirmeden için için ağladım. Arkadaşımın oğlu için aldığı mektupta:  Oğlunun bu Vatan için ne kadar kıymetli olduğu ve eğitiminin bitmek üzere olduğu, hertürlü ihtiyacının karşılandığı, sağlığının yerinde olduğu, askerlikte aldığı eğitim sayesinde sivil hayatta'da kendisine ailesine ve faydalı olacak çok bilgi ve beceriler kazandığını oğlunun sağlığı için endişelenmemelerini, oğlunun bedensel ve ruhsal sağlığı için kendileri ile her zaman temasa geçebileceklerini yazıyordu. Arkadaşıma gelen mektup bölük kumandanı Yüzbaşının imzasını taşıyordu. Askerlerine böyle yaklaşan yüzbaşının anlından'da öpülür, elinden'de.  

Son 50 yılda devletimizde,en iyi işleyen,en çok güvendiğimiz,en çok inandığımız kurumumuz şanlı ordumuzdur.Yurt severliklerinden asla şüphe etmediğimiz bazı iyi niyetli arkadaşlarımız,Aman,ordumuzu eleştirmeyelim.Diyorlar.Biz,hayır diyoruz.En çok eleştireceğimiz,en çok geliştireceğimiz kurumumuz, gene şanlı ordumuzdur. Çünkü değişmenin,gelişmenin sonu yoktur.Evrende ve dünyada,değişmeyen tek şey değişimdir.Değişmeyenler,ilerleyen zaman içinde gerilerler 

Şanlı Ordumuz geçen 48 yıl içinde gerek varlık, gerek araç, gereç ve en önemlisi’de Mehmetçiğe verilen önem açısından nerelerden nerelere gelmişti?  

21 ci yüzyılda, yeni milenyumda Mustafa Kemal şöyle sesleniyor ordularına:

 

ORDULAR!!!  İLK HEDEFİNİZ  UYGARLIKTIR!!!  İLERİ!!!

 

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET