AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

MANDA'DAN AĞIR GİDEN ADALETİMİZ *

     Dağ eşkiyası ile şehir eşkiyası arasında iki önemli fark vardır. Birincisi dağ eşkiyası silahlıdır; Şehir eşkiyası kravatlıdır. İkincisi, dağ eşkiyası dağda kıstırdığı zengini soyar;Şehir eşkiyası ise devlet yardımı ile yoksulu soyar. (Ben her zaman şehir eşkiyası yerine dağ eşkiyasını tercih ederim. Zira dağ eşkiyasının şehir eşkiyası yanında insancıl ve onurlu bir yanı vardır.) Kalite toplantısında ikinci ortak yakınma yargının ağır, çok ağır işlemesiydi. Yargının ağır işleyişine bir zamanlar hukuk fakülteleri hocaları şöyle cevap veriyorlardı. Adalet topal olsun ziyanı yok: Yeter ki: Kör olmasın. Adalet kör yaada topal olmağa mahkum'mu acaba ?, Bizde,Acem ahenk ve deyimine uyarak diyoruz ki: Adalet ne kör, ne de topal olsa daha yahşî olmaz mı ?.

     Endüstri devrinin klâsik okul sistemi değişikliğe uğradı. Zenginlik devrimi yazarları Toffler’ler.Sosyo-ekonomik kurumlarda,bilgi çağının getirdiği değişiklikleri uyum hızlarına göre,çok geniş bir oto-yolda,değişik şeritlerde giden otomobillere benzetiyor.

     a- En hızlı şeritte,saatte 160 km.hız ile giden şirketler ve iş dünyası.

     b -İkinci şeritte,140 km. hızla giden,sivil-toplum örgütleri.

     c- Üçüncü şeritte,100 km. hızla giden aile yapısı.

     d-Dördüncü şeritte,50 km.hızla giden işçi sendikaları.

     e-Beşinci şeritte,40 km.hızla giden bürokrasi ve düzenleme kurumları.

     f-Altıncı sırada,15 km. hızla giden,okul sistemi.

     g-Yedinci şeritte,10 km.hızla giden,BM( Birleşmiş Milletler),IMF ( İnternational Monatery Fond)WTA ( World Trade Organisation=Dünya Ticaret Örgütü ve Evrensel Posta Birliği.

     h-Sekizinci şeritte,5 Km. hızla giden,politik kurumlar.Kongre,Beyaz Saray,siyasi partiler.

     i- Dokuzuncu şeritte,1 Km. hızla giden Adalet sistemi. Öğünerek söyliyebiliriz ki:Toffler’lerin en yavaş şeritte gösterdiği Adalet sistemini biz'de, sitemizin bu bölümünde,MANDADAN AĞIR GİDEN ADALETİMİZ olarak yazdık.Ve çok eleştirdik.100 yıl süren davalarımız olduğunu söyledik.Demek ki:Adalet,yalnız bizde değil, her ülkede,devrimleri ve yenilikleri en arkadan izler.Ama Bizde,biraz daha arkadan ve yavaştan gider.

     Türkiye'de. Sayıştayı'da sayarsak dört adet yüksek mahkeme vardır: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay; Hukukun üstünlüğü olan ülkelerde İskandinavya'da, İsviçre'de ve özellikle ABD'de yargı birliği vardır; Tek bir yüksek mahkeme vardır; Amerika'da yüksek mahkeme anlamına gelen Supreme Court; Bütün yüksek yargı kararları buradan çıktığından birbiri ile uyumludur ve siyasilerin bu kararları değiştirme, af çıkarma yetkisi yoktur. Hukukun üstünlüğünün hakim olduğu ülkelerde af çıkmaz. Devlet ve birey sempozyumunu Anavatan Partisi İstanbul Millet Vekili Sayın Bülent Akarcalı ve Fazilet Partisi Milletvekili Sayın Ali Coşkun yönetiyordu. Sıra yazılı sorulara gelince, kendileri'de şikayet ettikleri liderler sultasından ve de delege hegomonya-sından kurtulmak için dar bölge seçim sistemini kabul edip etmediklerini ve eğer kabul ediyorlarsa bu konuda TBMM'de gerekli girişimlerde bulunup bulunmayacaklarını sordum. Her ikisi'de bunu desteklediklerini hatta ikisi de dar bölge seçim sistemi için meclise kanun teklifi verdiklerini söylediler. Bu konunun nasıl bir seyir alabileceğini ileride hep birlikte göreceğiz. Umalım'ki: Liderlerin sultasına direnebilip çok daha demokratik olan Dar bölge-seçim sistemini gerçekleştirebilsinler. Bugünkü haliyle örneğin İstanbul'da liderlerin ve partilerin sıraladığı 45 tane adayın ne menem kişiler olduğunu nereden bilsin'ki: Seçmen isabetli oy kullanabilsin. Buna mukabil adaylar her bölgede bire bir yarışsalar seçmen, mahallesinden, kazasından, yöresinden olan bu adayları gayet iyi tanır; Aralarında isabetli tercih ve seçim yapabilir. Böylece de demokrasi daha sağlıklı işler; Lider sultası, delege hegomonyası dediğimiz demokrasiyi yozlaştırıcı etkenler'de kendiliğinden ortadan kalkar. Birey ve devlet konulu sempozyum da değinilmeyen belki de değinilmekten çekinilen başka önemli bir konu vardı: Bu da Jacoben devlet demokratik devlet tartışmasıydı. Hemen söyleyelimki: Jacoben devlette yurttaş devlet için vardır; Demokratik devlette ise tam tersine devlet yurttaşlar için vardır. Tercih yurt-taşlarındır. Eğer bana,sade bir yurtdaş olarak soracak olursanız,beni herzaman,kendi için göreve ve hizmete çağırmağa hazır Jacoben devlet yerine,bana herzaman hizmet eden ve edecek olan Demokratik Devleti tercih ederim. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında dünyada başarılı demokratik devlet örnekleri pek yoktu; Ondan dolayı TC. İçin Jacoben Fransız Cumhuriyeti örnek alındı.Hukuk ve adalet denetimine girmeyen devlet, kendi yurttaşına karşı dahi daima zorba daima zalimdir. Onurlu yurtdaşlar ise böyle devletler ile daima savaş halindedir. Sokrat' ın da, Nazım Hikmet' in de, Aziz Nesin' in de, Köroğlu nun da yaptığı budur 

     (Devletimizin kaba bir röntgenini çekersek,kökleri osmanlı'ya kadar uzanan devlet dokusunun sosyo-politik açıdan üç ana parçadan oluştuğunu görürüz.)

     1- Hukuku Askeriye

     2- Hukuku Mülkiye

     3- Hukuku Siyasiye: Ham-Hom-Şaralop.

     Bilmeyenler için söyleyelim.Ham-Hom-Şaralop,Devleti-Âliyi-Osmaniye politika dilinde,( çalarsınız,çırparsınız,sonra benden sorarsınız.) anlamına gelir.

     Öyküsü de şöyledir.Son Osman'lı Meclisi-Mebbûsanlarında,meclis toplanır;Mebbûslar,neden çalınır?,Neden Devlet soyulur?,diye sadrazamı eleştirir,sadrazam aleyhine takrir verirlermiş.Sadrazam İbrahim paşa da,her defasında.cevap vermek üzere.kürsüye çıkar,boynunu büker,Ham-Hom-Şaralop der;Başka birşey söylemeden kürsüden inermiş.Mebbûslar da tuz-buz olur,çıt çıkarmadan dağılırlarmış.Bu,hep böyle devam ettiğinden,sadrazam İbrahim paşanın adı,eğri boyun İbrahim Paşa'ya çıkmış.

     Yirminci yüzyılın ikinci yarısında,ilkokul tahsilli Vehbi Koç,pratik tecrübesi ve el yordamı ile şöyle diyordu:Ankara'da,Istanbul'da,sıcak odalarda oturup,2000 metre yerin altında,Diwriğ'deki maden ocakları ve maden işçileri hakkında karar vermek yanlış oluyor efendiler.Ben yazın ortasında, bütün giysilerimi de giydiğim halde,o madenlerde kaldım,ve sabaha kadar tir tir titredim.

      Rahmetli Vehbi Koç'un,bu haklı ve yerinde çıkışı,ülkemizdeki ceberrut-merkezî yönetime karşı,bölgesel yönetimin ilk bayrak açışıydı.

      Bu gerçekleşince,belki,mandadan ağır giden adaletimiz, birazcık olsun hızlanacak ve ağır aksak zor işleyen hantal devlet,biraz düzelecek ve biraz,daha iyi işliyecektir.)

 

     İlinti:  * Tarih ve Hukuk

    Dr.Hasan HORTO

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

DOĞRULAR-YANLIŞLAR

YARARLILAR-ZARARLILAR

    Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.

     Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat toplumlarıdır.

     Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.

     Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı sayın Zekeriya Öz’e ve şimdiye kadar hiç tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

     2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben, beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2 -Yürütme erki, 3- Yargı erki.

     Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.

      Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya dönüşmesin.

         Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.

           Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri yarattı ?

          İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.

Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allah’ın adıyla ilk dersimizi alalım.

          Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde iyi kullan. Yüce Allah’ın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.

 Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.

        İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.

        BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.

         Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.

         Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu hiç ?

          Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı karşıyadır.

         1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.

         2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek ülke biziz.

          Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1 milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.

          Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde, Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.

2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı ve Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenleri hatırlatıyor.

       Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki: Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K anlıyoruz

       Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için zararlı?

        Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var. Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı? Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da yok ki !!

        Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil, bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da, bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de güvenebilsinler.

        Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü karartmayınız.

        2500 yıl önce Sinop’ta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi Makedonya’lı büyük İskender’e nasıl demişti. GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM.

     Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

     Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

     Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.

     Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip çalacaklardır.

 

İlave: 29 Mart 2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET