|
MANDA'DAN AĞIR GİDEN
ADALETİMİZ *
Dağ
eşkiyası ile şehir eşkiyası arasında iki önemli fark
vardır. Birincisi dağ eşkiyası silahlıdır; Şehir
eşkiyası kravatlıdır. İkincisi, dağ eşkiyası dağda
kıstırdığı zengini soyar;Şehir eşkiyası ise devlet
yardımı ile yoksulu soyar. (Ben her zaman şehir eşkiyası
yerine dağ eşkiyasını tercih ederim. Zira dağ
eşkiyasının şehir eşkiyası yanında insancıl ve onurlu
bir yanı vardır.) Kalite toplantısında ikinci ortak
yakınma yargının ağır, çok ağır işlemesiydi. Yargının
ağır işleyişine bir zamanlar hukuk fakülteleri hocaları
şöyle cevap veriyorlardı. Adalet topal olsun ziyanı yok:
Yeter ki: Kör olmasın. Adalet kör yaada topal olmağa
mahkum'mu acaba ?,
Bizde,Acem ahenk ve deyimine uyarak diyoruz ki: Adalet
ne kör, ne de topal olsa daha yahşî olmaz mı ?.
Endüstri devrinin klâsik
okul sistemi değişikliğe
uğradı. Zenginlik devrimi
yazarları
Tofflerler.Sosyo-ekonomik
kurumlarda,bilgi çağının
getirdiği değişiklikleri
uyum hızlarına göre,çok
geniş bir oto-yolda,değişik
şeritlerde giden
otomobillere benzetiyor.
a-
En hızlı şeritte,saatte
160 km.hız
ile giden şirketler ve iş
dünyası.
b -İkinci şeritte,140 km.
hızla giden,sivil-toplum
örgütleri.
c- Üçüncü şeritte,100 km.
hızla giden aile yapısı.
d-Dördüncü şeritte,50
km.hızla giden işçi
sendikaları.
e-Beşinci şeritte,40
km.hızla giden bürokrasi ve
düzenleme kurumları.
f-Altıncı sırada,15 km.
hızla giden,okul sistemi.
g-Yedinci şeritte,10
km.hızla giden,BM( Birleşmiş
Milletler),IMF (
İnternational Monatery
Fond)WTA ( World Trade
Organisation=Dünya Ticaret
Örgütü ve Evrensel Posta
Birliği.
h-Sekizinci şeritte,5 Km.
hızla giden,politik
kurumlar.Kongre,Beyaz
Saray,siyasi partiler.
i- Dokuzuncu şeritte,1 Km.
hızla giden Adalet sistemi.
Öğünerek söyliyebiliriz
ki:Tofflerlerin en yavaş
şeritte gösterdiği Adalet
sistemini bizde,sitemizin
AKSAK ADALET ana bölümünde,MANDADAN
AĞIR GİDEN ADALETİMİZ
olarak yazdık.Ve çok
eleştirdik.100 yıl süren
davalarımız olduğunu
söyledik.Demek
ki:Adalet,yalnız bizde
değil, her ülkede,devrimleri
ve yenilikleri en arkadan
izler.Ama Bizde,biraz daha
arkadan ve yavaştan gider.
Türkiye'de. Sayıştayı'da sayarsak dört
adet yüksek mahkeme vardır: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Danıştay; Hukukun üstünlüğü olan ülkelerde
İskandinavya'da, İsviçre'de ve özellikle ABD'de yargı
birliği vardır; Tek bir yüksek mahkeme vardır;
Amerika'da yüksek mahkeme anlamına gelen Supreme Court;
Bütün yüksek yargı kararları buradan çıktığından birbiri
ile uyumludur ve siyasilerin bu kararları değiştirme, af
çıkarma yetkisi yoktur. Hukukun üstünlüğünün hakim
olduğu ülkelerde af çıkmaz. Devlet ve birey sempozyumunu
Anavatan Partisi İstanbul Millet Vekili Sayın Bülent
Akarcalı ve Fazilet Partisi Milletvekili Sayın Ali
Coşkun yönetiyordu. Sıra yazılı sorulara gelince,
kendileri'de şikayet ettikleri liderler sultasından ve
de delege hegomonya-sından kurtulmak için dar bölge
seçim sistemini kabul edip etmediklerini ve eğer kabul
ediyorlarsa bu konuda TBMM'de gerekli girişimlerde
bulunup bulunmayacaklarını sordum. Her ikisi'de bunu
desteklediklerini hatta ikisi de dar bölge seçim sistemi
için meclise kanun teklifi verdiklerini söylediler. Bu
konunun nasıl bir seyir alabileceğini ileride hep
birlikte göreceğiz. Umalım'ki: Liderlerin sultasına
direnebilip çok daha demokratik olan Dar bölge-seçim
sistemini gerçekleştirebilsinler. Bugünkü haliyle
örneğin İstanbul'da liderlerin ve partilerin sıraladığı
45 tane adayın ne menem kişiler olduğunu nereden
bilsin'ki: Seçmen isabetli oy kullanabilsin. Buna
mukabil adaylar her bölgede bire bir yarışsalar seçmen,
mahallesinden, kazasından, yöresinden olan bu adayları
gayet iyi tanır; Aralarında isabetli tercih ve seçim
yapabilir. Böylece de demokrasi daha sağlıklı işler;
Lider sultası, delege hegomonyası dediğimiz demokrasiyi
yozlaştırıcı etkenler'de kendiliğinden ortadan kalkar.
Birey ve devlet konulu sempozyum da değinilmeyen belki
de değinilmekten çekinilen başka önemli bir konu vardı:
Bu da Jacoben devlet demokratik devlet tartışmasıydı.
Hemen söyleyelimki: Jacoben devlette yurttaş devlet için
vardır; Demokratik devlette ise tam tersine devlet
yurttaşlar için vardır. Tercih yurt-taşlarındır. Eğer
bana,sade bir yurtdaş olarak soracak olursanız,beni
herzaman,kendi için göreve ve hizmete çağırmağa hazır
Jacoben devlet yerine,bana herzaman hizmet eden ve
edecek olan Demokratik Devleti tercih ederim. Türkiye
Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında dünyada başarılı
demokratik devlet örnekleri pek yoktu; Ondan dolayı TC.
İçin Jacoben Fransız Cumhuriyeti örnek alındı.Hukuk ve
adalet denetimine girmeyen devlet, kendi yurttaşına
karşı dahi daima zorba daima zalimdir. Onurlu yurtdaşlar
ise böyle devletler ile daima savaş halindedir. Sokrat'
ın da, Nazım Hikmet' in de, Aziz Nesin' in de, Köroğlu
nun da yaptığı budur
(Devletimizin kaba bir röntgenini çekersek,kökleri
osmanlı'ya kadar uzanan devlet dokusunun sosyo-politik
açıdan üç ana parçadan oluştuğunu görürüz.)
1- Hukuku
Askeriye
2-
Hukuku Mülkiye
3-
Hukuku Siyasiye: Ham-Hom-Şaralop.
Bilmeyenler için
söyleyelim.Ham-Hom-Şaralop,Devleti-Âliyi-Osmaniye
politika dilinde,( çalarsınız,çırparsınız,sonra benden
sorarsınız.) anlamına gelir.
Öyküsü de
şöyledir.Son Osman'lı Meclisi-Mebbûsanlarında,meclis
toplanır;Mebbûslar,neden çalınır?,Neden Devlet
soyulur?,diye sadrazamı eleştirir,sadrazam aleyhine
takrir verirlermiş.Sadrazam İbrahim paşa da,her
defasında.cevap vermek üzere.kürsüye çıkar,boynunu
büker,Ham-Hom-Şaralop der;Başka birşey söylemeden
kürsüden inermiş.Mebbûslar da tuz-buz olur,çıt
çıkarmadan dağılırlarmış.Bu,hep böyle devam
ettiğinden,sadrazam İbrahim paşanın adı,eğri boyun
İbrahim Paşa'ya çıkmış.
Yirminci yüzyılın
ikinci yarısında,ilkokul tahsilli Vehbi Koç,pratik
tecrübesi ve el yordamı ile şöyle
diyordu:Ankara'da,Istanbul'da,sıcak odalarda oturup,2000
metre yerin altında,Diwriğ'deki maden ocakları ve maden
işçileri hakkında karar vermek yanlış oluyor
efendiler.Ben yazın ortasında, bütün giysilerimi de
giydiğim halde,o madenlerde kaldım,ve sabaha kadar tir
tir titredim.
Rahmetli Vehbi
Koç'un,bu haklı ve yerinde çıkışı,ülkemizdeki
ceberrut-merkezî yönetime karşı,bölgesel yönetimin ilk
bayrak açışıydı.
Bu gerçekleşince,belki,mandadan ağır giden
adaletimiz, birazcık olsun hızlanacak ve ağır aksak zor
işleyen hantal devlet,biraz düzelecek ve biraz,daha iyi
işliyecektir.)
İlinti: *
Tarih ve Hukuk
Dr.Hasan HORTO
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
DOĞRULAR-YANLIŞLAR
YARARLILAR-ZARARLILAR
Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında
yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan
sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır.
Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.
Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat
toplumlarıdır.
Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi
tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon
olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası
da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.
Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan
komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve
İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi
görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı
sayın Zekeriya Öze ve şimdiye kadar hiç
tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı
sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkayaya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının
devamını diliyoruz.
2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da
halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben,
beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2
-Yürütme erki, 3- Yargı erki.
Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız
kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi
partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.
Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı
hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al
Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya
dönüşmesin.
Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu
sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her
zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.
Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı
yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden
partileri yarattı ?
İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru.
Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allahın adıyla
ilk dersimizi alalım.
Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en
çok özendiğim İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden
geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer
yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her
zaman, her yerde iyi kullan. Yüce Allahın bu ilk
dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde
başarılı olurlar.
Geçen
zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem
düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.
İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da
Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı.
Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.
BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey dediler.
Putları kırıp İslâmı getirdiler.
Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı
hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini
alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı?
Tökezliyoruz.
Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu
hiç ?
Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip
çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki
ikilemle karşı karşıyadır.
1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.
2-İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek? Yoksa Lâiklik ve
demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne
de lâklik ve demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu
ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem
lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek
ülke biziz.
Derin devletin derinine inmek bize özgü bir
sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden
İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin
İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1
milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı
bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.
Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde,
Taliban ve,günahsız insanların canına da kıyan kanlı
intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç
örnekleridir.
2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın
aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van
Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayayı ve Ferhat
Sarıkayanın başına gelenleri hatırlatıyor.
Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın
karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine
terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki:
Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K
anlıyoruz
Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez
ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün
özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği
de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime
göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman
için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine
bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için
zararlı?
Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları
mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var.
Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları
fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye
boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı?
Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya
yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da
yok ki !!
Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil,
bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça
seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da
yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da,
bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler
gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de
güvenebilsinler.
Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP
CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü
karartmayınız.
2500 yıl önce Sinopta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere nasıl demişti. GÖLGE ETME
BAŞKA İHSAN İSTEMEM.
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte
globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak.
Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin
yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.
Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan
ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya
neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip
çalacaklardır.
İlave: 29 Mart 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
|