AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

GELİŞEN ZEKA

           Tarihin eski dönemlerinde zekâ,sadece insanlara mahsus bir hassa,beceri olarak kabul edilirdi.Sonradan insanoğlu,hayvanlarda da,bazı zekâ belirtileri  gördü.Hayvanlar,beslenmek ve avlanmak için,birbirlerine tuzak kurabiliyorlar.Bir karga,bir martı,sert kabuklu cevizi,veya kabuklu bir deniz ürününü,kabuğundan çıkarıp yiyebilmek için,onu yükseklere çıkarıp sert bir zemin üzerine bırakıyor,düşme ile kırılan kabuğu ayıklayıp içini yiyebiliyor.Demek ki:düşme ile yaratılan darbenin kabuğu kırabileceğini  düşünebiliyor zahir.Ha kezâ örümcek,yiyeceği sinekler takılsın,ve onları sonradan yesin diye ağ örebiliyor.ARİSTO,mademki:düşünüyorum,o halde varım diyerek,var olmayı düşünebilmeğe bağlamıştı.

         BERGSON,( Zekâ alet yapabilme kabiliyetidir. ) der.Sonradan zekâ, olanlar ve olaylar arasında,ilişki,bağlantı kurabilme yeteneği olarak tarif edildi. Örneğin,elmanın düşüşü ile,yer çekimi arasındaki ilişkiyi,NEWTON'a kadar,hiç kimse farkedemedi.Taaki, elma,Newton'un başına düşüp, başını acıtana  kadar.Oysa ki:Newton'a gelinceye kadar,milyonlarca insanın,milyonlarca defa,başına elma düşmüş,ama hiç kimse,elmanın neden düştüğünü bilememişti.

Newton,elmayı yere doğru çeken bir kuvvetin olabileceğini düşünmüş ve ilk defa,gravité=gravity diye tarif edilen, yer çekimini bulmuştu.İşte,buda,Newton'un,diğer insanlarla arasındaki zekâ farkını, sezgi farkını, sergiliyordu.

       Daha sonraları,zekâya sosyal içerik verilmeğe çalışıldı.Hatta insan sosyal hayvandır denildi.Yirminci yüzyılda ruh hekimleri ve psikoloğlar,insan zekâsını ölçmek için,çeşitli testler geliştirdiler.İQ diye kısaca söylenen intelligence quatation=zekâ katsayısını uygulayarak,insan zekâsına not,puan ve derece verdiler.İnsan oğlunun,hislerle,heyecanlarla da dolu olduğunu düşünerek,zekâ testlerine,hisleri ve heyecanları da kattılar.Böylece,IQ=intelligence quatation=zekâ katsayısı yani bir de,EQ=Emotional quatation=heyecan katsayısı katıldı.

       Önceleri,bilim ve insan zekâsı,daha çok dışarıya dönük iken,şimdilerde bilim,zihnimizi ve en mahrem duygularımızı da araştırmaya başladı.bugüne kadar araştırılmayan aşkta araştırma konusu oluyor artık.Bazıları aşkı,aptalların akıllılığı,akıllıların ahmaklığı olarak tarif ederler.Yanlış bir tanımlama ile sevgi ve aşk,hep kalbe ait,kalpten doğan bir his olarak bilindi,bin yıllar,yüzyıllar boyunca.Oysa ki:araştırmalar,çok mükemmel bir pompalama görevi için yaratılan kalp kasının ve ileti sisteminin,sevgiyle,aşkla,duygularla uzaktan yakından ilgili olmadığını gösterdi.

       Son zamanların ileri teşhis araçları olan emisyon,positiron magnetik resonans kullanılarak, beyin ile duygular,sevgi ve aşk arasındaki ilişkiler araştırılıyor.Başka bir deyimle,aşk ve sevginin resmi,filmi çekilmeye çalışılıyor.Bu araştırmalar,şimdiye kadar bilinmiyen,heyecan verici neticeler ortaya koydu.Örneğin,kendisini tamamen istirahate terk etmiş olan insana,kendi aşk ve sevgisi hatırlatıldığında,emisyon,positiron resonans aleti,o insanın beynindeki,birçok fonksiyonu olan hypotalamusa yakın bölgelerde,kırmızı,pembe ışıkların yanıp söndüğünü kaydediyor.Demek ki:sevgi,aşk ve heyecan,kalpte değil,sayıları trilyonlara kadar uzanan,beyin ve sinir hücrelerinin faaliyetlerinden doğuyor.

       Bu bilimsel ilerlemeler,insanın zekâya bakış açısını da değiştirdi.HARWARD GARDNER adındaki bilim adamı,zekâya,dil,sanat,müzik ve doğayı da katarak,KENDİLİLİK=İÇGÖRÜ zekâ kavramını geliştirdi.HARWARD GARDNER'e göre,kendililik=içgörü zekâsı,sosyal-duygusal ilişkiler ile beden,zihin,dil,sanat,müzik ve doğa arasında ahenkli bağlantı kurabilip geliştirmek becerisidir.Pek çok sahada zeki olan insanlar,kendlilik=içgörü zekâsında züğürt ve kör olabiliyorlar.

       Ben,bir hekim olarak,bilimin,gelişen ilerlelemeleri ışığında,zihinsel gelişim açısından, insanları,iki büyük guruba ayırıyorum.

 

1- Okul sıralarını aşabilen insanlar.

2- Okul sıralarını aşamıyan insanlar.

   

1- Kışla duvarlarını aşabilen askerler.

2- Kışla duvarlarını aşamıyan askerler

 

    Ülkemizde ve dünyada okul sıraları ile kışla duvarlarını en hızlı, en çabuk, en rahat aşabilen insan, aşabilen asker MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK’TÜR. Kışla duvarları ve okul sıralarını aşamayan insanlar, çoğu zaman, ağaçlara bakayım derken,ormanda  kaybolurlar.

---------------------------------------------------------------------------------------------------     Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk,vaktiyle danışmanlarına güvenerek Cumhurbaşkanı olmak isteyen birisi için şöyle demişti. ( Takma akılla ancak yedi adım gidersin.).

1973-1974-1975 yıllarında,şimdi rahmetli olmuş Bülent Ecevit başbakan olmuştu.Öğretim,bilgi ve deneyim yetersizliğini dile getirdiğimde,Karaoğlan diye,kendisine taparcasına bağlı olan partili partizanlar, ( Ne lûzumu var.Danışmanlarına danışır. ) Diyorlardı.Bende o zaman, el- beline güvenerek gerdeğe girilmez diyordum. El-beli ile,takma akıl eş anlamlıdır.Şu farkla ki:Takma akıl,bürokratların,aristokratların lâfı,el- beli ise halkın lâfıdır.
 

Dünyanın her yerinde aydınlar,hep ileri düşünürler.Ancak hımbıllar,kendi devletlerinden bir adım ileri düşünemezler.

Eski çağlarda,imparatorluklarda,hanedanlarda,genç ve yetersiz kıralların,imparatorların tahta çıkıp yönetimi ele almalarını mazur göstermek için, ( Taç giyen baş akıllanır. ) Derlerdi.

Günümüz de,modern zamanlarda,içinde bulunduğumuz bilgi uygarlık çağında bile,bazı aklı evvel yazarlarımız,bu deyimi sıkça kullanıyorlar.Acaba ülkemizde,Ana muhalefet dahil,hemen bütün muhalefet partileri,bu sözün arkasına sığınarak'mı? gölge kabine oluşturmuyorlar? İktidar partisinin politikalarına karşı,alternatif politika üretmiyorlar?

Böyle düşünen kafalar,avuçlarını yalarlar.Yedi adım bile gidemezler.

 

İlave : 08.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

    Zekâya heyecan ve hisleri de katarsak yine insanları ikiye ayırabiliriz.

1-Kaderlerine razı olup,herşeye boyun eğen hımbıllar.

2-Elde ettikleri ile,asla yetinmeyip,daima yenilikve değişim arayan çılgınlar.   

 

    MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK,Çanakkale destanını yazarken ve

    19 Mayıs,1919 da Samsuna çıkarken;

    GALİLLEİ,güneşin,dünyanın etrafında değil,dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylerken;

    1492 de,yelkenli gemisi ile,Portekiz'den,Atlantik okyanusuna batıya doğru açılarak,nasıl olsa,dünya yuvarlak olduğundan doğudaki Hindistan'a varacağım derken, Amerika kıt'asına çarpıp, Amerika'yı bulan CHRİSTOPHER COLUMBUS;

 

Elektirik ile ilk ampulü yakan EDİSON;

Ve de,NEAL ARMSTRONG,1969 yılında ,aya inerken,hımbıl değil çılgındılar.

İnsan için, acı veren,zor gelen iki şey vardır.

1-Sarhoşlar arasında ayık dolaşmak.

2-Aptallarla beraber olduğunda,akıllı olmağa çalışmak.

Boşuna mı demiş Ziya paşa: ( Divanenin* Hebnemi**/ Divane gerek / Ya dehre*** gelmeseydim / Ya aklım

olmasaydı / .) Diye.

 

* Divane / zavallı aptal.

** Hebnem / arkadaş.

*** Dehr / Dünya"

 

İnsanlık,dünya ve uygarlık,hımbılların değil, çılgınların ellerinde yükselir.

     İnsan vücudu, insan fizyolojisi,insan patolojisi gibi, insan beyni, insan zihni,insan zekâsı da tıp biliminin konuları arasına girer. Ben bir hekim olarak, bugüne kadar edinebildiğim bilgilerimin ışığında.hasbelkader insan zekâsını ve tarih içindeki gelişmesini de inceleyip yazmağa çalıştım.

     Zekâmızın hastalık derecesine varan bozukluğunu, durgunluğunu da, bu yazımızdan hemen sonra art arda GÖNÜL UYUZU başlığı altında yazmış bulunuyoruz.

      İnsan zekâsının en üstün ürünü, en üstün aşaması DEHÂYI ise, üçüncü bölüm olarak, yine art arda YENİ MİLENYUMDA DEHÂ adı altında yine burada yazıyoruz.

     Birbirini tamamlayan,birbiri ile tamamen ilişkili,birbiri ile tamamen ilintili bu üç bölümü de,lütfen birlikte tıklayalım. Birlikte okuyalım.

      Bilim devamlı gelişiyor. Gelişen bilimle birlikte, insan aklına, insan zekâsına da yeni tanımlamalar, yeni betimlemeler getiriliyor. Yirmi birinci yüzyılın ilk 10 yılı henüz daha devrilmeden, çağımızın hızlı ve fırtınalı iletişim ortamında Zekâ kavramına birde R.Q. eklendi. Researching quatation. Yani araştırma zekâsı.

        Araştırma zekâsı insanın doğru soru sorabilme yeteneği olarak tarif edilmektedir. Gerçektende, bilimsel yöntemlerle bilinmeyenlerin bilinir hale getirilmesinde doğru soruyu sorabilmek çok, ama çok önemlidir. Eğer insan doğru soruyu sorabilirse bunun cevabı kolayca bulunabilir. İnsan aklı sayesinde, zekâsını kullanarak doğu soruyu sorabilirse, kolayca bilinmeyenleri bilinir hale getirebilir. Akıl, zekâ ve kurnazlık birbirinden farklı üç ayrı kavramdır. Akıl düşünebilme yeteneği, son tariflerine göre zekâ, doğru soru sorabilme becerisi, kurnazlık ise zekâyı hileye çekme çabasıdır.

 

 

 

www.demokrasidedevrim.com adına,

Dr.Hasan Horto

 

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET