| |
GELİŞEN ZEKA
Tarihin eski dönemlerinde zekâ,sadece
insanlara mahsus bir hassa,beceri olarak kabul
edilirdi.Sonradan insanoğlu,hayvanlarda da,bazı zekâ
belirtileri gördü.Hayvanlar,beslenmek ve avlanmak
için,birbirlerine tuzak kurabiliyorlar.Bir karga,bir
martı,sert kabuklu cevizi,veya kabuklu bir deniz
ürününü,kabuğundan çıkarıp yiyebilmek için,onu
yükseklere çıkarıp sert bir zemin üzerine
bırakıyor,düşme ile kırılan kabuğu ayıklayıp içini
yiyebiliyor.Demek ki:düşme ile yaratılan darbenin kabuğu
kırabileceğini düşünebiliyor zahir.Ha kezâ
örümcek,yiyeceği sinekler takılsın,ve onları sonradan
yesin diye ağ örebiliyor.ARİSTO,mademki:düşünüyorum,o
halde varım diyerek,var olmayı düşünebilmeğe bağlamıştı.
BERGSON,( Zekâ alet yapabilme kabiliyetidir. )
der.Sonradan zekâ, olanlar ve olaylar
arasında,ilişki,bağlantı kurabilme yeteneği olarak tarif
edildi. Örneğin,elmanın düşüşü ile,yer çekimi arasındaki
ilişkiyi,NEWTON'a kadar,hiç kimse farkedemedi.Taaki,
elma,Newton'un başına düşüp, başını acıtana kadar.Oysa
ki:Newton'a gelinceye kadar,milyonlarca
insanın,milyonlarca defa,başına elma düşmüş,ama hiç
kimse,elmanın neden düştüğünü bilememişti.
Newton,elmayı yere doğru çeken bir kuvvetin
olabileceğini düşünmüş ve ilk defa,gravité=gravity diye
tarif edilen, yer çekimini
bulmuştu.İşte,buda,Newton'un,diğer insanlarla arasındaki
zekâ farkını, sezgi farkını, sergiliyordu.
Daha sonraları,zekâya sosyal içerik verilmeğe
çalışıldı.Hatta insan sosyal hayvandır denildi.Yirminci
yüzyılda ruh hekimleri ve psikoloğlar,insan zekâsını
ölçmek için,çeşitli testler geliştirdiler.İQ diye kısaca
söylenen intelligence quatation=zekâ katsayısını
uygulayarak,insan zekâsına not,puan ve derece
verdiler.İnsan oğlunun,hislerle,heyecanlarla da dolu
olduğunu düşünerek,zekâ testlerine,hisleri ve
heyecanları da kattılar.Böylece,IQ=intelligence
quatation=zekâ katsayısı yanıa bir de,EQ=Emotional
quatation=heyecan katsayısı katıldı.
Önceleri,bilim ve insan zekâsı,daha çok dışarıya
dönük iken,şimdilerde bilim,zihnimizi ve en mahrem
duygularımızı da araştırmaya başladı.bugüne kadar
araştırılmayan aşkta araştırma konusu oluyor
artık.Bazıları aşkı,aptalların akıllılığı,akıllıların
ahmaklığı olarak tarif ederler.Yanlış bir tanımlama ile
sevgi ve aşk,hep kalbe ait,kalpten doğan bir his olarak
bilindi,bin yıllar,yüzyıllar boyunca.Oysa
ki:araştırmalar,çok mükemmel bir pompalama görevi için
yaratılan kalp kasının ve ileti
sisteminin,sevgiyle,aşkla,duygularla uzaktan yakından
ilgili olmadığını gösterdi.
Son zamanların ileri teşhis araçları olan
emisyon,positiron magnetik resonans kullanılarak, beyin
ile duygular,sevgi ve aşk arasındaki ilişkiler
araştırılıyor.Başka bir deyimle,aşk ve sevginin
resmi,filmi çekilmeye çalışılıyor.Bu
araştırmalar,şimdiye kadar bilinmiyen,heyecan verici
neticeler ortaya koydu.Örneğin,kendisini tamamen
istirahate terk etmiş olan insana,kendi aşk ve sevgisi
hatırlatıldığında,emisyon,positiron resonans aleti,o
insanın beynindeki,birçok fonksiyonu olan hypotalamusa
yakın bölgelerde,kırmızı,pembe ışıkların yanıp söndüğünü
kaydediyor.Demek ki:sevgi,aşk ve heyecan,kalpte
değil,sayıları trilyonlara kadar uzanan,beyin ve sinir
hücrelerinin faaliyetlerinden doğuyor.
Bu bilimsel ilerlemeler,insanın zekâya bakış
açısını da değiştirdi.HARWARD GARDNER adındaki bilim
adamı,zekâya,dil,sanat,müzik ve doğayı da
katarak,KENDİLİLİK=İÇGÖRÜ zekâ kavramını
geliştirdi.HARWARD GARDNER'e göre,kendililik=içgörü
zekâsı,sosyal-duygusal ilişkiler ile
beden,zihin,dil,sanat,müzik ve doğa arasında ahenkli
bağlantı kurabilip geliştirmek becerisidir.Pek çok
sahada zeki olan insanlar,kendlilik=içgörü zekâsında
züğürt ve kör olabiliyorlar.
Ben,bir hekim olarak,bilimin,gelişen
ilerlelemeleri ışığında,zihinsel gelişim açısından,
insanları,iki büyük guruba ayırıyorum.
1- Okul sıralarını aşabilen insanlar.
2- Okul sıralarını aşamıyan insanlar.
1- Kışla duvarlarını aşabilen askerler.
2- Kışla duvarlarını aşamıyan askerler
Ülkemizde ve dünyada okul sıraları ile kışla duvarlarını
en hızlı, en çabuk, en rahat aşabilen insan, aşabilen
asker MUSTAFA KEMÂL ATATÜRKTÜR. Kışla duvarları ve okul sıralarını aşamayan insanlar, çoğu
zaman, ağaçlara bakayım derken,ormanda kaybolurlar.
--------------------------------------------------------------------------------------------------- Yargıtay Onursal
Başkanı Sami Selçuk,vaktiyle danışmanlarına güvenerek
Cumhurbaşkanı olmak isteyen birisi için şöyle demişti. (
Takma akılla ancak yedi adım gidersin.).
1973-1974-1975 yıllarında,şimdi rahmetli olmuş Bülent
Ecevit başbakan olmuştu.Öğretim,bilgi ve deneyim
yetersizliğini dile getirdiğimde,Karaoğlan
diye,kendisine taparcasına bağlı olan partili
partizanlar, ( Ne lûzumu var.Danışmanlarına danışır. )
Diyorlardı.Bende o zaman, el- beline güvenerek gerdeğe
girilmez diyordum. El-beli ile,takma akıl eş
anlamlıdır.Şu farkla ki:Takma
akıl,bürokratların,aristokratların lâfı,el- beli ise
halkın lâfıdır.
Dünyanın her yerinde aydınlar,hep ileri
düşünürler.Ancak hımbıllar,kendi devletlerinden bir adım
ileri düşünemezler.
Eski
çağlarda,imparatorluklarda,hanedanlarda,genç ve yetersiz
kıralların,imparatorların tahta çıkıp yönetimi ele
almalarını mazur göstermek için, ( Taç giyen baş
akıllanır. ) Derlerdi.
Günümüz de,modern zamanlarda,içinde
bulunduğumuz bilgi uygarlık çağında bile,bazı aklı evvel
yazarlarımız,bu deyimi sıkça kullanıyorlar.Acaba
ülkemizde,Ana muhalefet dahil,hemen bütün muhalefet
partileri,bu sözün arkasına sığınarak'mı? gölge kabine
oluşturmuyorlar? İktidar partisinin politikalarına
karşı,alternatif politika üretmiyorlar?
Böyle düşünen kafalar,avuçlarını
yalarlar.Yedi adım bile gidemezler.
İlave : 08.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Zekâya heyecan ve hisleri de katarsak yine insanları
ikiye ayırabiliriz.
1-Kaderlerine razı olup,herşeye boyun eğen hımbıllar.
2-Elde ettikleri ile,asla yetinmeyip,daima yenilikve
değişim arayan çılgınlar.
MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK,Çanakkale destanını yazarken
ve
19 Mayıs,1919 da Samsuna çıkarken;
GALİLLEİ,güneşin,dünyanın etrafında değil,dünyanın
güneşin etrafında döndüğünü söylerken;
1492 de,yelkenli gemisi ile,Portekiz'den,Atlantik
okyanusuna batıya doğru açılarak,nasıl olsa,dünya
yuvarlak olduğundan doğudaki Hindistan'a varacağım
derken, Amerika kıt'asına çarpıp, Amerika'yı bulan
CHRİSTOPHER COLUMBUS;
Elektirik ile ilk ampulü yakan EDİSON;
Ve de,NEAL ARMSTRONG,1969 yılında ,aya inerken,hımbıl
değil çılgındılar.
İnsan için, acı veren,zor gelen iki şey vardır.
1-Sarhoşlar arasında ayık dolaşmak.
2-Aptallarla beraber olduğunda,akıllı olmağa çalışmak.
Boşuna mı demiş Ziya paşa: ( Divanenin* Hebnemi**/
Divane gerek / Ya dehre*** gelmeseydim / Ya aklım
olmasaydı / .) Diye.
* Divane / zavallı aptal.
** Hebnem / arkadaş.
*** Dehr / Dünya"
İnsanlık,dünya ve uygarlık,hımbılların değil,
çılgınların ellerinde yükselir.
İnsan vücudu, insan fizyolojisi,insan patolojisi gibi,
insan beyni, insan zihni,insan zekâsı da tıp biliminin
konuları arasına girer. Ben bir hekim olarak, bugüne
kadar edinebildiğim bilgilerimin ışığında.hasbelkader
insan zekâsını ve tarih içindeki gelişmesini de
inceleyip yazmağa çalıştım.
Zekâmızın hastalık derecesine varan bozukluğunu,
durgunluğunu da, bu yazımızdan hemen sonra art arda
GÖNÜL UYUZU
başlığı altında yazmış bulunuyoruz.
İnsan zekâsının en üstün ürünü, en üstün aşaması
DEHÂYI ise, üçüncü bölüm olarak, yine art arda
YENİ
MİLENYUMDA DEHÂ adı altında yine burada yazıyoruz.
Birbirini tamamlayan,birbiri ile tamamen
ilişkili,birbiri ile tamamen ilintili bu üç bölümü
de,lütfen birlikte tıklayalım. Birlikte okuyalım.
www.demokrasidedevrim.com adına,
Dr.Hasan Horto
|
|