AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

10.Eylül.2003 Dünya Gazetesinin Yorum İnceleme sayfasında yayımlanan yazım. 

TEK YÜKSEK MAHKEME

Türk Adaleti mi, yoksa yunn adaleti mi daha adildir?

 1985 yılında Girit Bankası Genel Müdürü Dimitri Kostakas, zimmetine 80 milyon dolar geçirmiş diye hala hapiste yatıyor. Bizde ize, muhalefeti ve iktidarı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri elbirliği yaparak kanunları değiştirdiler. Bankalardan 20 milyar doları hortumlayıp götürenler birer ikişer hapisten çıkıyorlar. İşte Yunan adaleti ile Türk adaletinin çarpıcı farkı. Bunu söylemek zorundayız. Devamlı söyleyelim ki sağa sola tafra atmadan, kurum kurum böbürlenmeden kiminle kime karşı ne eksikliğimiz ne farkımız var bilelim ve “Yargıda devrim gerekir” diyen kıymetli yargıçlarımıza destek verebilelim.

Fransızca ve İngilizce’de sık söylenen bir söz vardır. Fransızca zengin söyler, uzun söyler, İngilizce ise genelde kıs söyler, öz söyler. Bazen de hiç söylemeden göstererek anlatır meramını.

Fransız der’ki: La patriotisme est la derniere refuge, derniere abri pour le falcificateure, pour le fraudeur;

İngiliz der’ki: The patriotism is a last refuge for crooked.

Yani Türkçesi: Sahtekarlığın son sığınağı vatanseverliktir. gerçek vatansever vatanserverliğni hiçbir zaman söyleyemez, ancak sahtekarlardır ki; Kendilerini gizlemek için boyuna vatanseverlikten bahseder; din elden gidiyor diye bar bar bağıranlar avanak ve enayi avına çıkmış sahtekar politikacılardır.

Ülkelerde avanak ve enayi bataklığını kurutmadan da sahtekar politikacıların kökünü kazımak ne yazık ki mümkün değildir.

Devleti soyanlara, bankaların içini boşaltanlara, paralarını yurtdışına kaçıranlara göstermelik bir iki haciz geliyor. Haciz yiyenler ortalıkta öyle haşmetle dolaşıyor, caka satıyor, fiyaka yapıyor, tafra atıyorlar ki.

Saygıdeğer bir işadamı “Vallahi” diyor, “Bize haciz gelmedi diye aşağılık duygusu hissetmeye başladık” Bu güzel espiriye kahkahalarla gülmemek mümkün değil, Türkiye Cumhuriyeti bu aşağılık taşlamayı haklı çıkaracak duruma düşürülmüşse, anlayınız siz Türk siyasetini, anlayınız siz Türk adaletini.

Türk adaletini biraz daha irdeliyebilmek için biraz daha sistemin içine girelim ve bir iki olayı hatırlıyalım; Adalette olmazsa olmaz diye kabul edilen önemli bir ölçü ve kural vardır. Bu ölçüye göre, aşağıdan yukarıya doğru yönetmelikler tüzüklere, tüzükler kanunlara, Kanunlar da Anayasa’ya uyumlu olmalıdır. Çalışan ve emekli olan yüksek yargıda ve devletin üst kademelerinde kimlere koruma, kimlere makam aracı, kimlere lojman verileceği ilgili kanuna göre çıkartılan ilgili yönetmeliklerle düzenleniyordu.

1998 yılında bir parlementer bu yönetmeliğin emekli olduktan sonra da özel kanunlada oturmaya izin verdiği için yasalara aykırı olduğu ve eşitsizlik yarattığı gerekçesi ile Danıştay a dava açtı. Danıştay 8. Dairesi bu davayı haklı buldu. Ve yönetmliği iptal kararı aldı ve bu iptal kararını Resmi Gazetelerde yayınlanmak üzere Başbakanlık’a gönderdi. O dönemde Başbakanlık Müsteşarı ......... görevde olduğu o sırada kendisine verilen özel konutta oturuyordu. Ancak emekli olduktan sonra da özel konutta oturabilmesi için Danıştay’ın bu iptal kararını Resmi Gazete’de yayınlatmadı.

Emekli olduktan sonrada özel konutta oturmaya devam etti. Ve bundan da ötesi Başbakanlık’tan bu özel konutta istihdam edilmek üzere bir hizmetli istedi. Bu talep üzerine Başbakanlık, bu talebin yerine getirilp getirilemiyeceğine dair, bunun yasalara uygun olup olmadığı hussunda Danıştaydan görüş istedi. Danıştay Birinci Dairesi de alınan ve Danıştay Genel Kurulunca’da onaylanan iptal kararı gereğince bunun mümkün olmadığını ve hatta emekli olduktan sonra gerek emekli Başbakanlık Müsteşarı, gerek emekli yüksek Mahkeme başkanları ve emekli Yüksk Mahkeme başsavcılarının özel konutlarda oturamayacaklarına dair olan iptal kararını Başbakanlık’a gönderdi.

Bundan sonra da hükümet Başbakanlık emekli Müsteşarı’na emekli Yargıtay Başsavcısı’na emekli Yargıtay Başsavcısı’na özel konutları boşaltmaları için tebligat çıkarttı ve makam araçlarını geri aldı. Hemen akabinde de emekli Yargıday Başsavcısı Vural Savaş kameraların ve kamuoyunun karşısına geçip bu kararların şahsen kendisini ve kendi güvenliğini hedef aldığını açıkladı.

Emekli Anayasa Mahkemesi başkanı Yekta Güngör Özden de kendisinin özel konutta oturtmadığını ama hükümetin özel konutta oturduğunu zannederek bu kararla kendisini hedef aldığını söyledi.

Yakınmalar devam edip gidiyor; hükümet de geri adım atıp atmama konusnda kararlılığını koruyor.

Olanlara bazı düşünür ve yazarlar, siyasetin yargıya attığı gol gözüyle bakıyor ve memleketle siyaset-yargı çekişmesi uzayıp da gidiyor.

Küçük Anayasa kitapçığımıza göre ülkemizde 6 adet yüksek mahkeme vardır.

1-     Anayasa Mahkemesi

2-     Yargıtay

3-     Danıştay

4-     Askeri Yargıtay

5-     Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

6-     Uyuşmazlık Mahkemesi

            Bunlardan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay ülkede etkili sayılıyor. Sayıştay’ı da biz eskiden yüksek mahkeme olarak bilirdik ama onun yeni Anayasa ile tayin edilmiş başka bir statüsü varmış.

            Amerika’da bizdeki 6 yüksek mahkeme yerine tek bir yüksek mahkeme vardır, Supreme Court.

            Adı üstünde yüksek mahkeme yüksek yargı kararları sadece bir mahkemeden çıktığından birbiri ile uyumludur ve yargı ayrılığı değil, yargı birliği vardır. Buna bağlı olarak’da hukukun üstünlüğü gerçekleşmiştir.

            Türkiye’de genelde yüksek argı başkanları aynı konutlarda hep birbirlerine ters düşerler. Verdikleri beyanatlarda hep aynı tellerden çalarlar ve birbirlerine uyumsuz davranırlar.

            Eğer sorarsanız hep kendileri uyumludur. Ama diğerleri uyumsuzdur. Hepsinden aynı cevabı alırsınız. Bu uyumsuzluk ister istemez ülkede yargı birliği değil, yargı ayrılığı doğrurur. Yargı birliğini sağlayamayan bir ülkede öğretim ve öğrenim birliği nasıl sağlanacak? Bunu’da hep merak eder dururum. Bunların hepsinden de önemlisi  yargı birliği olmayan ülkede hukukun üstünlüğü değil kanunların üstünlüğü gerçekleşir. Kanunları da yapan siyasiler olduğundan yargı her zaman siyasete mahkum olur. Örümcek ağına benzeyen kanunlara ise hep cılızlar, hep zayıflar takılır.

            Kuvvetliler, güçlüler ve zorbalar ise kanunları temsil eden ağları deler de geçer ve de paramparça eder.

            Son sözü yargı söyleyeceğine hep siyaset söyler. Bundan böyle de yolsuzluklar, hırsızlıklar, banka soygunları karşısında da siyasete mahkum olmuş yargı da aciz aciz, melül melül bakar.

( Ben,Ankara Hukuk Fakültesi 1959 yılı mezunlarına,Türk adaleti hakkındaki yargılarımı doğrulattıkları için teşekkür ediyorum.Çünkü:Hem,hakimler vicdanları ile cüzdanları arasında sıkışmıştır diyen itirafçı;ve hemde Türk yargısında devrim gerekir diyen,devrimci Yargıtay Başkanları çıkarmıştır içinden.Vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışan insanın,hele bu insan trilyonluk davalara bakıyor ise,ne yaptığını,ne yapacağını kestirmek zor olmasa gerektir.

       Ayni sınıftan Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk,Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2005 yılında hazırlanan yeni Türk Ceza yasasında,kavram,terim ve sözcük kargaşası var ) diyor.Bu kargaşayı Türk Hukuk diline de yaymak mümkün herhalde.Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse ,1959 yılında Hukuk fakültesinde iken kendilerine okutulan,( Hukuk Felsefesi,Hukuk Sosyolojisi,Fikir Hakları ve Amme Hukuku ) adlı ders kitabını misal göstermek lâzım.Bu kitapta başlık seçilen Fikir Hakları sözcüğü,fikir özgürlüğü,fikir yaratma özgürlüğü,düşünce özgürlüğü anlamını çağrıştırmasına rağmen,Zihinsel Mülkiyet anlatılmak istenmiş.Bütün dünya hukuk dilleri de bunu böyle söylüyor.Sen,kâhin ol,ne demek istediğini gel de anla!! ).Sami Selçuk devam ediyor.(Yasama erki,yani kanun koyucu meclis, kanun yaparken,kesin anlam ifade eden,anlaşılabilir kelime ve terimler kullanmalı,kanunları okuyanların kafasında tereddüt ve kargaşa yaratmamalıdır.Kanunlar sade ve anlaşılabilir bir dille yazılmalı,kanunların yorumunu yargıçlara bırakmamalıdır.Aksi takdirde bu rejimin adı,demokrasi değil,Juristokrasi olur.Yani kanunlar açık,kesin ve anlaşılabilir bir dille yazılmalıdır.).

             Devleti soyanlar, bankaların içini boşaltıp, paraları yurtdışına kaçıranlar ortalıkta haşmtle dolaşır, caka satar, fiyaka yapar, tafra atar ve milletle alay ederler.

            6 yüksek mahkemenin sayın başkanları bu olanlardan siyasiler kadar siz de sorumlusunuz. Geliniz etkisiz olan bir yere baş olma sevda ve tutkusundan vazgeçiniz. Gerçekten etkili olacak bir yüksek mahkemede etkili, yetkili ve  şerefli yerinizi alınız.

            6 ayrı yüksek mahkeme yerine tek bir yüksek mahkeme; Supreme Cort, adı üstünde yüksek mahkeme.

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET