AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

TÜRK SİYASETİNDE LİDERLER SULTASI

TÜİSAD bu yıl KALDER ile birlikte kalite toplantıları düzenledi. Devlet ve birey sempozyumuna bende dinleyici olarak katıldım. Hukukçular ve Polikitacılar'ın ortak yakınması liderler sultası ile delege hegomonyasının yarattığı demokrasi yozlaşması idi. Siyasal yelpazemizde bazı partilerde ön seçim müessesesi vardır. Partiler ön seçim ile delegeleri seçerler. Delegeler'de üyeler adına parti organlarını ve Milletvekili ile yerel yönetim adaylarını seçerler. Seçim pusulalarındaki sıralama delegelerin verdiği oylara göre yapılır ve adaylar için seçim pusulasındaki sıra: Ya seçilmek veya seçilmemek; Olmak yada olmamak kadar önemlidir. Bu yüzden delegeler ön seçimlerde çok mağrur olurlar, çok ağır satarlar kendilerini; "Benim şu kadar bu kadar delegem var" diye bazıları pazarlığa bile girişirler. "Benim şu kadar koyunum, bu kadar koyunum var" der gibi; İlkellik ve çirkinlik örnekleridir bunlar; Amma ne yazık'ki: en köklü partilerimizde bile yaşanan olaylardır. Sıra genel kongreye veya kurultaya gelir. Buraya katılan bin ile bin iki yüz kişilik delegeler partinin en üst yönetim kurulları ile genel başkanlarını seçerler genel başkan bir defa seçildikten sonra partinin mutlak hakimidir artık. Yani delegeler kendi oyları ile partide diktatör yaratırlar. İl ilçe teşkilatları genel başkanla-rının telkini doğrultusunda feshedilir. Görevden alınır. Veya yeniden atanır. En önemlisi milletvekili adaylarının seçim pusulalarındaki sırası ya genel başkanın drekt iradesi ile veya telkini ile belirlenir. Yürürlükteki siyasi partiler yasası bu müdahaleyi mümkün kılmaktadır, hal böyle olunca millet vekilinin TBMM'deki oyları parti başkanlarının isteği doğrultu-sunda olur; Aksi mümkün değildir. Çünkü milletvekillerinin siyasi geleceği mevcut partiler yasasına göre genel başkanın iki dudağı arasındadır. Genelde bu iradeye karşı gelecek çok az milletvekili çıkar; Onlar'da lider tarafından zaten etkisiz hale getirilir ve partiden elenir; Hal böyle olunca TBMM'de lidere bağımlı ve liderin uydusu milletvekilleri oluşur; geçmişte ulus olarak bunun sıkıntılarını çok çektik; Hala'da çekmekteyiz.Hafızalarımızı tazeleyerek biraz gerilere gidelim. 1970'li yılların ortalarında ve sonlarında Türkiye kabus gibi olay-lar yaşıyordu. Sokaklarda pusu kurarak sağcı gençler solcu gençleri, solcu gençler sağcı gençleri öldürüyordu. Gün geçmiyordu'ki cinayet olmasın. Bizim çocukluğumuzda ilk ve orta öğretimde tarihimizden kaynaklanan savaşlar kahramanlıklar hakimdi. Düşmana saldırmak ve yiğitlik ön planda işlendiğinden yüksek öğrenimde sağcı gençler düşman belle-dikleri solcu gençleri, acımasızca öldürüyordu. O dönemlerin başbakanı şimdinin dokuzuncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in iti ite kırdırıyorum dediği rivayet ediliyordu. İt de-diği sağcı Türk gençleri idi; İt dediği solcu Türk gençleri idi. Ne hazin ve ağlanacak bir manzara. Bu manasız ve amansız çatışmalar içinde 1979 yılına gelindi. 1979 yılında yeni cumhur-başkanı seçilecekti ve o dönemde Adalet Partisi Başkanı Sayın Süleymen Demirel ile CHP Başkanı Sayın Bülen Ecevit anlamsız ve manasız bir inatlaşma içine girdiler. TBMM'de liderlerin vesayetinden ve iradesinden kurulamayan CHP ve AP Milletvekilleri hep liderlerinin istediği doğrultuda oy kullandılar. AP'nin Cumhurbaşkanı adayı o zaman Senato Başkanı ve eski Dış İşleri Bakanı Sayın İhsan Sabri Çağlayangil, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ise Senato Başkan Vekili Sayın Rahmi Erdem'di; CHP'li milletvekilleri İhsan Sabri Çağlayangil'e oy vermiyor; AP'li milletvekilleri de Rahmi Erdem'e oy vermiyordu. Ne yazık'ki TBMM içinden veya dışından bir başka Cumhurbaşkanı adayı üzerinde de anlaşma basiretini gösteremediler. İki lider arasında kendi milletvekillerine de yansayan inatlaşma sürdü gitti. Ta ki Türkiye Demokrası gemisi 12 Eylül kayalarına çarpana kadar. Hiç şüphemiz olmasın eğer AP'den çok değil 20 milletvekili CHP'den de 20 milletvekili başkanlarının sultasın-dan kurtulup bu anlamsız inatlaşmaya karşı olduklarını açıklama cesaretini gösterebilse idiler inan olsun 12 Eylül olmazdı. Çünkü Genel Kurmay Başkanlığı çeşitli defalar TBMM'nin bir Cumhurbaşkanı seçebilme temennisi açıkça ortaya koyup, dile getiriyordu. Ne yazık'ki bu kadar az sayıdaki milletvekilleri bile kendilerini liderlerinin sultasından kurtaramadılar. Özgür iradelerini kullanamadılar; Sırası gelmiş-ken belirtmekte yarar var; Amerikalı siyaset bilimcileri Türkiye için şöyle bir teşhiste bulunuyorlar: Türkiye'de laiklik için gerekli uyarıları hep ordu yapıyor; Demokrasi için balans ayarı ordu tarafından yapılıyor; Ne yazık'ki siyasiler yeteri kadar demokrat olmadıklarıdan demokrasiyi korumak'ta hep orduya düşüyor. Benim haklı ve doğru bulduğum bu teşhiste siyasiler kendi vic-danlarına dönsünler ve öz eleştirilerini bizzat kendileri yapsın-lar. Komutanlarımızın 23 Nisan 2001 kutlamalarına bir bakıma canlarını da tehlikeye atarak otobüs ve minibüslerle gitmeleri sevinçten gözlerimi yaşarttı. Komutanlarımız Ulusal Egemenlik Bayram'ında belki'de Türkiye'de ilk defa yetkilerini değil, yurttaş olarak demokratik haklarını kullandılar; Ülkemizde uygarlık ve demokrasi yolunda çok şeylerin değiştiği işaretini verdiler. Atatürk ordusu komutanlarımızın bu soylu davranışı sadece tasarrufa davet, israfa uyarı değil, yönetim ve siyasetteki yolsuzluklara, hırsızlıklara atılmış ağır bir tokattır. Sağ olsunlar var olsunlar. Kitabımın birinci bölümünde Türkiye'de adaletle tababet iki büyük rezalet demiştim. Siiyaset'te bunlarla beraberdir. Amma çok şükür askerlik bu rezalete dahil değildir. Hiçbir ülkede politikacı ortak olmadan mafya çalışamaz, banka-da boşaltılamaz. Sözümüz askeriyeden açılmışken milletçe bizi çok üzen, adeta yürekten yaralayan bir kazadan bahsetmek yararlı olacaktır sanırım 

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET