AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

USAME BIN LADIN, TALIBAN AMERİKANIN KENDİ YARATTIĞI DÜŞMAN

1. Amerikalılar uzak, yakın tarihlerinde iki büyük şok yaşadılar. Birincisi Başkan KENNEDY’nin vurularak öldürülmesi; İkincisi 11.Eylül.2001’de NewYork ikiz kulelerinin Yıkılıp çökertilmesi. Köktendincilerin görevlendirdiği intihar saldırı timleri, yıkılmaz sanılan ikiz kuleleri yerle bir ettiler. Acaba amerika Fundamentalizm denilen köktendinciliği, kolladı, destekledi, besledi’mi? Acaba Amerika köktendinci uyuzu kaşıdı mı? Hafızalarımızı tazeleyip soğuk savaş yıllarına çevirelim. 1970 ve 1980’li yıllarda soğuk savaş kıyasıya yaşanıyordu dünyada. Komünizmi ve Sovyetler Birliğini içerden yıkmak için Amerika Birleşik Devletler CONTRE POLITICAL STRATEGY (Karşı politika stratejisi) geliştirdi. Bu karşı politika stratejisi CIA (Amerikan Haber Alma Teşkilatı) tarafından düzenlenmiş ve yürürlüğe konmuştur. Karşı politika stratejisi Sovyetler Birliği içindeki halkların dinsel duygularını, dinsel bağlarını kuvvetlendirip Sovyetleri çökertmek esasına dayanıyordu. Her ne kadar Sovyet Hükümetleri halkların dinsel ibadetlerine karışmıyor, engellemiyorsa’da devlet din değil dinsizlik yani ATEIZM telkin ediyordu. Yani Sovyetler Birliğinin resmi bir dini ve politikası yoktu. Sovyetler Birliğinde ve diğer komunist ülkelerde camiler’de, kiliseler’de, Sinagog’larda serbestti. İsteyen yurttaşlar istediği yerlerde serbestçe ibadetlerini yapıyorlardı. Resmi Devlet Politikası ise hiçbir dine yakın olmayıp Ateist Felsefe’ye yakındı. Sovyetler Birliği bünyesindeki Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tataristan, Azarbaycan, Çeçenistan, Tacikistan, Kırgızistan gibi ülkelerin halkı ise müslüman olup dinlerine düşkündü. Sovyetlerin egemenliği altındaki Afganistan halkı’da müslümandı Ve Afganistanda gene islama bağlı bir direniş harekatı vardı. Bu direniş ve harekatın adı da Talibandı. İşte Amerika Birleşik Devletleri Sovyetler birliğindeki bu ikilemi acımasızca kullandı. Bunda amaç köktendinci hareketleri destekleyip Sovyetler Bir-liğini yıkmaktı; Amerikanın karşı politika stratejisi doğrultusunda yeşil sermaye harekatı başladı. Suudi ArabistınIn petrol milyar-deri ve petrol şeyhi Köktendinci USAME BIN LADIN’de destek-lenip, köktendinci TALİBAN’a yardım etmek üzere Afganistan a yollandı. Amerika’nın TALİBAN’a bu yolla 4 milyar dolar aktardığı söyleniyor.Türkiye de’de Fethullah Gülen hocamızın cesaretlendirilip, desteklenmesi ve gerek Türkiye’de gerekse’de Sovyet’lerde mevcut Türki Cumhuriyetlerde okullar açma girişimleri’de kapsam ve zaman açısından yeşil sermaye hareketi ile paralel gider. Bu okullar zaman içinde çok gelişti, çok yaygınlaştı. Fethullah Gülen Hoca banda alınan; Benim’de kasetten dinleyip seyretmek fırsatını bulduğum bir vaazında aynen şöyle diyordu: Biz müminler Türkiye’de 70 yıldan fazladır üzerlerine yağmur yağmış buğday başakları gibi yerlere kadar eğildik. Yağmur dinip hava ve ortam düzelince yavaş yavaş doğrulacak ve gerçek gücümüzü, gerçek niyetimizi göstereceğiz. İslamın ılımlı kesiminden sayılan sayın Fethullah Gülen Hocamızın bu sözleri sanırım amaç bakımından yeteri kadar açıktır. Bu sözler aynı zamanda, benim kitabımın ön bölümlerinde yazdığım islam laiklikle uyuşmaz, demokrası ile bağdaşmaz tespitimle ne Kadar’da uyuşuyor? Ne kadar’da örtüşüyor. Daha sonraları Fethullah Gülen Hoca başka vaaz ve kasetlerinde söylediklerinden dolayı adli takibata uğradı. Laikliğe karşı olmak ve din devleti amaçlamaktan ötürü hakkında mahkemelerde davalar açıldı. Bu davalar üzerine’de Fethullah Gülen Hoca soluğu Amerika da aldı. Aradan uzan zaman geçmiş olmasına rağmen hala’da Amerika da olması yeşil sermaye hareketi içinde olduğunun bir kanıtı olsa gerektir. İşte bu yüzdendir’ki: Fethullah Gülen Hoca, Usame-Bin Ladin, Taliban; Amerika’nın kendi yarattığı düşman diyoruz. Amerika’nın Usame-Bin-Ladin, Taliban ve Fethullah Gülen Hocayı yaratması tarih öncesi zamanlarda yaşamış dev yapılı büyük sürüngen hayvanların kuyruklarında canavar yaratmalarına benziyor. Sonradan bu canavar kendisini yaratan hayvanı yiyor, bitiriyor, yok ediyor. Hep beraber umalım’ki Amerika’nın sonu da bu sürüngenlere benzemesin. Bu günlerde İstanbul’da sanki karıncalar koşturuyor, sanki arılar uçuşuyor. Bizim akrabalar ellerinde iki tekerlekli torba arabaları; Tıpkı Pekin’de çektiği arabasına yolcu almış Çinli yoldaşlar gibi; İstanbul sokaklarını arşınlıyorlar. Biri gidiyor, biri geliyor; Çöp bidonları daha dolmadan boşalıyor. Kim demiş: Bizim akrabalar üretime katkı sağlamaz diye? Var mı kağıtları atmak,var mı çöplüklerde çürütmek. Kapıcılar daha atarken kaptıkları gibi kağıtları; Ver elini fabrikalar. Bu kağıtlar tekrar üretime katılmasalar daha fazla kavak, daha fazla ağaç kesilecek dünyada. Böylece bizim akrabalar doğayı’da koruyorlar. Bahar geldi; Erguvani çiçekler açtı. Erguvanlar; Yarın 20 Mart tabiatın NEVRUZ Bayramı. Şehirde durur’mu akrabalar. Ver elini dağlar, ver elini çayırlar; Hey hey desinler; Dağlar, taşlar bizim akrabaları çıplak görsünler. Bu tatlı bahar havasından sıkıntılı; Sıkıntılı olduğu kadar’da tehlikeli konulara nasıl gireceğiz bilemiyorum. İstemiye, istemiye’de olsa Batının bize biçmek istediği rolü düşünmek, tartışmak zorundayız. Yeni Millenyumla birlikte özellik-le 11.Eylül.2001’den sonra dünyada yeni arayışlar başladı. Uzun zaman Amerika birleşik Devletleri DIŞ politikasının oluşmasında etkili olan ve hala’da etkili olmaya devam eden Amerika Merkezi Haberalma Teşkilatı “CIA” nın eski başkanla-rından William Shaphire diyor’ki: Biz eskiden Çin kartını kullanarak Kominizmin gücünü kırdık. Şimdi’de Müslüman Halkı ve laik demokratik düzeni ile Türkiye’yi İslam’a karşı kullanabilir, islamın zararlarını kırabiliriz. Türkiye Kuzey Irak’ta müstakil bir kürt devleti kurulma ihtimalinden büyük endişe duymaktadır. Bu endişesini giderebilir ve Türkiye’yi Musul petrollerinden sağlıya-cağı gelir ile ekonomisini tam düzlüğe çıkarabileceğine ikna edebilirsek Türk Ordusu ile beraber Bağdat’a yürüyebilir Saddamı kolayca alaşağı edebiliriz. Amerikalılar açısından makul gibi görünen bu yaklaşım Irak konusunda noksan bilgi ve yanlış bilgilendirme ile maluldür. Böyl e düşünen politikacılar, böyle düşünen Siyaset-Bilim Profesörleri, böyle düşünen Yazarlar yanılıyorlar. Hiç bilmiyorlar’ki: Afganistan olayı ile Irak olayı tamamen birbirinden farklıdır. Şöyle’ki: 1979 ve 1980 yıllarında Amerika’nın desteği ile Taliban Afganistan’dan Sovyet’leri çıkarıp ülkeye hakim olunca kendisine muhalif olan; Kendisiyle savaşan güçler vardı. Bu Afganistan ın etnik yapısı bakımından çok bölünmüşlüğe bağlıdır. Tacik’ler, Türkmen’ler ve başka Afgan Halkları, Kabileleri Taliban’ı kabul etmiyor; Onunla savaşıyorlardı. Irak böylemidir? Irak’ın büyük çoğunluğu etnik bakımdan saf kan araptır. Üstelik Sünni-Arap üstünlüğüne dayanan Saddam iktidarı 10 yıl süre ile komşusu Şii İran’daki Molla Humeyni rejimi ile savaşmış; Savaşta başarısını kanıtladığı gibi Irak’ta mutlak hakimiyeti sağlamıştır. Saddam kimsenin muhalefetine dayanamıyor; Hatta kendi ailesinde beliren muhalefet kıpırdanmalarını bile zalimce öldürüyor yok ediyordu. Afganistan’da ise savaşan Türkmen General Raşit Dostum ve bir savaşta 8 eylül 2001 günü menfur bir suikasta kurban giden kuzey ittifakı kumandanı efsanevi Afgan lideri Şah Ahmed el Mesud .ve savaşan diğer guruplar Taliban’a karşı iktidarı devralmağa hazır kuvvetli alternatifler idiler. Buna rağmen Amerikan müdahalesi ile kolayca bertaraf edilen Taliban’’dan sonra oluşturulmağa çalışılan rejimde Afgan bilinci bir türlü sağlanamamaktadır. Afganistan da her gurup, her kabile, her tarikat bir tarafa çekmektedir. Bu hal Afanistan’ın Irak’la mukayese edilemeyecek etnik ve dinsel ayrılıklardan ileri gelmektedir. Irak’ta ise Arap bilici oturmuş yerleşmiştir. İkinci fark Orta Doğu’da Irak’ın dibinde İsrail-Filistin savaşı kıyasıya devam etmekte ve her geçen gün onlarca can almaktadır. Afganistan’ın etrafında böyle bir alev, böyle bir yangın yoktur. Üçüncü önemli fark ise Nüfusu 120 milyonu bulan Arap dünyasındaki Arap dayanışmasıdır. Bu direnç sonucu; Irak müdahalesinde Arap dünyasında oluşacak tepkiyi ince ince düşünmek; İyice hesaba katmak lazımdır. Nitekim eski Amerika Başkanı Baba BUSH 1992 yılında Saddam’ı dize getirip Irak’ı işgal ettiğinde ordularına 50 km. Daha ileri emri verse idi Bağdat’a girer Saddam’ı alaşağı edebilirdi. Bunu yapmadı; Çünkü Arap dünasının tepkisinden çekindi ve bundan’da ötesi Saddam’ı Arap dünyasında NASIR gibi kahraman yapmaktan korktu; Oğul BUSH bu tehlikeyi gözardı ediyor. Genel bir kural vardır insan yaşamında; Oğullar Babaları herzaman geçerler; Bugün başkan George W.BUSH babasının gerisinde, bu kuralı bozmuş gibi görünüyor; Hele hele kendisinden önceki Amerika Başkanı BILL CLINTON ile karşılaştırıldığında aralarındaki VİZYON uçurumu Lenin ile Stalin arasındaki vizyon uçurumundan aşağı kalmıyor. Bu fark kitabımızın ANKARA ANDLAŞMASI bölümünde etraflıca anlatılmıştır. Dinler konusunu inceleyen yazarlar ve İstanbul Medeniyetler buluşmasında konuşan Arap asıllı politikacılar şöyle diyorlar. Onuncu yüzyılda islam ve islam ülkeleri hristiyan ülkelerinden daha bilgili, daha ileri idiler. O günden bu güne ne değişti’ki: İş tersine döndü? İnsan’mı değişti? Dinler’mi değişti? Hernekadar benim branşım, benim mesleğim değilse’de bu suale ben cevap vermeye çalışayım. Hiristiyanlığın ilk mezhebi kabul edilen MONITARIST Kilisesi Hazreti ISA’dan 103 sene sonra kuruldu. Bu kilisenin kalıntıları son zamanlarda sanırım Mardin civarında yapılan kazılarda bulundu. 900 yıl hristiyanlıkta başka mezhep, başka bölünme olmadı, taa’ki Hazret ISA’dan 1000 yıl sonra ORTADOKS Kilisesi doğana kadar. Bunu takip eden 300-400 yılda’da Hristiyanlıkta yeni kilise, yeni tarikat yoktur. Avrupa’da ondört ve onbeşinci yüzyıllarda ise birbiri arkasına yeni protestan kiliseleri oluşmağa başladı. İşte Lutheran Kilisesi, işte Anglikan Kilisesi, işte Mormon kilisesi, işte United Curch denilen birleştirici kilise. Bu ayrılıklara hiristiyanlığı, gelişen zaman içinde doğan yeni ihtiyaçlara uyduran yenilikler’mi? Yoksa kendi içinde bölünmeler’mi? Demek daha doğrudur; Bilemiyorum. En iyisi bunun takdirini değerlendirilmesini din tarihi profesörlerine ve de din bilginlerine bırakalım. İslam cephesine gelince: İslamda aslını yani KURANI korumak çabası vardır. İslam nekadar aslına uygunsa o kadar makbuldür. KURAN AYETLERİ gökyüzünden indirildiği gibi muhafaza edilmelidir. Bundan böyle İSLAMDA Hıristiyanlıkta olagelen değişmeler, gelişmeler yoktur. İşte dinler’mi değişti? İnsanlar’mı değişti sorusunun cevabı Hıristiyanlığın uğradığı bu gelişmelerde, bu değişimlerde yatar. Bu değişimin: Veya aslını muhafaza etmenin daha iyi mi? Daha kötü’mü? Olduğunun takdirini gene islam din prfesörlerlerine ve İslam bilginlerine bırakalım. Ben sadece Hıristiyanlığın tarih içindeki değişimini belirtmeğe çalıştım. Genelde Hıristiyanlık ile batı ve de batı ile modernlik özde-leştirilmek istenir. Hatta Avrupa Kültürü eski Helen ile batı hıris-tiyanlığının harmanıdır deniyor. Dünyada batılılaşmadan modernleşen ülkeler’de vardır. Japonya, Singapur gibi. Bu iki ülke doğu özelliklerini olasıya muhafaza ettikleri gibi en modern batı ülkeleri kadar’da moderndirler. İslama gelince, İslam Ülkeleri arasında modernleşen var-mıdır acaba? Bu suale doğru cevap vermek için modern olmanın tarfini yapmak gerekir. Dünyanın en zengin insanları Arap-İslam şeyhleri arasındadır. Arap petrol şeyhlerinin serveti sayılamayacak kadar çoktur. Sarayları, dükkanları, benzerlerinden daha üstün, daha zengindir. Bu zenginliğin kaynağı ise birşeyler bulmağa, birşeyler yaratmağa; Yeniliğe, üretime dayanmıyor. Başkalarının katkıları ile çıkarılan kara yağdan geliyor. Doğa’nın fışkırttığı bu kara zenginliğin hemen hepsini kırallar, hanedanlar, şeyhler alıyor. Buna dinsel etkilerle ve hükümranlık avantajları ile mevcut servete el koymak’ta denebilir. Bu aşırı Lüks sarayların etrafında yaşayan on milyonlarca insanda ise sefalet diz boyudur. Bugün bütün dünyada mevcut modern hukukun kurucusu; Ve bu hukuka, en büyük katkıyı sağlayan MONTESQIUE “Yeryüzünde en mükemmel yasa, insan aklıdır” diyor. Öyle anlaşılıyor’ki: Göz kamaştırıcı saray zenginlikleri ile akıl almaz sefaletleri bir arada yaşayan bu ülkelerde yasalara insan Aklı değil; Başka etkenler hakimdir. Buralardaki sosyal yapıyı inceleyen bilim adamları, hukukçular, mülkiyet adaletin onda dokuzudur diyorlar. Bu ise insan vicdanını yaralayan en büyük haksızlık olarak kalıyor.Dünyada bir milyar ikiyüzelli milyon Müslüman yaşıyor. Yani 6 milyarlık dünya nüfusunun beşte biri İslam oluyor. Oysa’ki: Dünyada şu anda yaşadığınız tehlikeli ve tehlikesiz çatışmaların üçte ikisinde İslam’lar taraftır. Dünyadaki çatışmaların üçte ikisini dünya nüfusunun beşte birini oluşturan İslamlar çıkarıyor, ya da kendilerinden başkaları ile çatışıyor. Bu hal batı dediğimiz tarafı korkutuyor. Bu korku 11.Eylül.2001 NewYork saldırısı ile daha’da arttı. Dünyanın gidişine bakılırsa önümüzdeki yıllarda yeryüzünde üç ekonomik bölge oluşacak.Birincisi Amerika ve Avrupa’yı içine alan Batı ekonomik bölgesi.

2. Japon ekonomik bölgesi.

Çin ekonomik bölgesi.Çin ekonomisi son yıllarda en büyük gelişmeyi yaşıyor.

Batı ülkelerinde, Japonya’da, özellikle Türkiyede azalma ya-şanmasına rağmen Çin ekonomisi her yıl yüzde on büyüyor. Bu ekonomik hakimiyetlerin lider devletleri bellidir. Bu gün için Batı ekonomisinin lideri Amerika; Uzakdoğu ekonomisinin lideri Japonya; Asya ekonomisinin lideri’de Komunist Çindir.

Dr.Hasan HORTO

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET