| |
USAME BIN LADIN, TALIBAN AMERİKANIN
KENDİ YARATTIĞI DÜŞMAN
1.
Amerikalılar uzak, yakın tarihlerinde iki büyük şok
yaşadılar. Birincisi Başkan KENNEDYnin vurularak
öldürülmesi; İkincisi 11.Eylül.2001de NewYork ikiz
kulelerinin Yıkılıp çökertilmesi. Köktendincilerin
görevlendirdiği intihar saldırı timleri, yıkılmaz
sanılan ikiz kuleleri yerle bir ettiler. Acaba amerika
Fundamentalizm denilen köktendinciliği, kolladı,
destekledi, besledimi? Acaba Amerika köktendinci uyuzu
kaşıdı mı? Hafızalarımızı tazeleyip soğuk savaş
yıllarına çevirelim. 1970 ve 1980li yıllarda soğuk
savaş kıyasıya yaşanıyordu dünyada. Komünizmi ve
Sovyetler Birliğini içerden yıkmak için Amerika Birleşik
Devletler CONTRE POLITICAL STRATEGY (Karşı politika
stratejisi) geliştirdi. Bu karşı politika stratejisi CIA
(Amerikan Haber Alma Teşkilatı) tarafından düzenlenmiş
ve yürürlüğe konmuştur. Karşı politika stratejisi
Sovyetler Birliği içindeki halkların dinsel duygularını,
dinsel bağlarını kuvvetlendirip Sovyetleri çökertmek
esasına dayanıyordu. Her ne kadar Sovyet Hükümetleri
halkların dinsel ibadetlerine karışmıyor,
engellemiyorsada devlet din değil dinsizlik yani ATEIZM
telkin ediyordu. Yani Sovyetler Birliğinin resmi bir
dini ve politikası yoktu. Sovyetler Birliğinde ve diğer
komunist ülkelerde camilerde, kiliselerde,
Sinagoglarda serbestti. İsteyen yurttaşlar istediği
yerlerde serbestçe ibadetlerini yapıyorlardı. Resmi
Devlet Politikası ise hiçbir dine yakın olmayıp Ateist
Felsefeye yakındı. Sovyetler Birliği bünyesindeki
Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tataristan,
Azarbaycan, Çeçenistan, Tacikistan, Kırgızistan gibi
ülkelerin halkı ise müslüman olup dinlerine düşkündü.
Sovyetlerin egemenliği altındaki Afganistan halkıda
müslümandı Ve Afganistanda gene islama bağlı bir direniş
harekatı vardı. Bu direniş ve harekatın adı da
Talibandı. İşte Amerika Birleşik Devletleri Sovyetler
birliğindeki bu ikilemi acımasızca kullandı. Bunda amaç
köktendinci hareketleri destekleyip Sovyetler Bir-liğini
yıkmaktı; Amerikanın karşı politika stratejisi
doğrultusunda yeşil sermaye harekatı başladı. Suudi
ArabistınIn petrol milyar-deri ve petrol şeyhi
Köktendinci USAME BIN LADINde destek-lenip, köktendinci
TALİBANa yardım etmek üzere Afganistan a yollandı.
Amerikanın TALİBANa bu yolla 4 milyar dolar aktardığı
söyleniyor.Türkiye dede Fethullah Gülen hocamızın
cesaretlendirilip, desteklenmesi ve gerek Türkiyede
gereksede Sovyetlerde mevcut Türki Cumhuriyetlerde
okullar açma girişimleride kapsam ve zaman açısından
yeşil sermaye hareketi ile paralel gider. Bu okullar
zaman içinde çok gelişti, çok yaygınlaştı. Fethullah
Gülen Hoca banda alınan; Benimde kasetten dinleyip
seyretmek fırsatını bulduğum bir vaazında aynen şöyle
diyordu: Biz müminler Türkiyede 70 yıldan fazladır
üzerlerine yağmur yağmış buğday başakları gibi yerlere
kadar eğildik. Yağmur dinip hava ve ortam düzelince
yavaş yavaş doğrulacak ve gerçek gücümüzü, gerçek
niyetimizi göstereceğiz. İslamın ılımlı kesiminden
sayılan sayın Fethullah Gülen Hocamızın bu sözleri
sanırım amaç bakımından yeteri kadar açıktır. Bu sözler
aynı zamanda, benim kitabımın ön bölümlerinde yazdığım
islam laiklikle uyuşmaz, demokrası ile bağdaşmaz
tespitimle ne Kadarda uyuşuyor? Ne kadarda örtüşüyor.
Daha sonraları Fethullah Gülen Hoca başka vaaz ve
kasetlerinde söylediklerinden dolayı adli takibata
uğradı. Laikliğe karşı olmak ve din devleti amaçlamaktan
ötürü hakkında mahkemelerde davalar açıldı. Bu davalar
üzerinede Fethullah Gülen Hoca soluğu Amerika da aldı.
Aradan uzan zaman geçmiş olmasına rağmen halada Amerika
da olması yeşil sermaye hareketi içinde olduğunun bir
kanıtı olsa gerektir. İşte bu yüzdendirki: Fethullah
Gülen Hoca, Usame-Bin Ladin, Taliban; Amerikanın kendi
yarattığı düşman diyoruz. Amerikanın Usame-Bin-Ladin,
Taliban ve Fethullah Gülen Hocayı yaratması tarih öncesi
zamanlarda yaşamış dev yapılı büyük sürüngen hayvanların
kuyruklarında canavar yaratmalarına benziyor. Sonradan
bu canavar kendisini yaratan hayvanı yiyor, bitiriyor,
yok ediyor. Hep beraber umalımki Amerikanın sonu da bu
sürüngenlere benzemesin. Bu günlerde İstanbulda sanki
karıncalar koşturuyor, sanki arılar uçuşuyor. Bizim
akrabalar ellerinde iki tekerlekli torba arabaları;
Tıpkı Pekinde çektiği arabasına yolcu almış Çinli
yoldaşlar gibi; İstanbul sokaklarını arşınlıyorlar. Biri
gidiyor, biri geliyor; Çöp bidonları daha dolmadan
boşalıyor. Kim demiş: Bizim akrabalar üretime katkı
sağlamaz diye? Var mı kağıtları atmak,var mı çöplüklerde
çürütmek. Kapıcılar daha atarken kaptıkları gibi
kağıtları; Ver elini fabrikalar. Bu kağıtlar tekrar
üretime katılmasalar daha fazla kavak, daha fazla ağaç
kesilecek dünyada. Böylece bizim akrabalar doğayıda
koruyorlar. Bahar geldi; Erguvani çiçekler açtı.
Erguvanlar; Yarın 20 Mart tabiatın NEVRUZ Bayramı.
Şehirde dururmu akrabalar. Ver elini dağlar, ver elini
çayırlar; Hey hey desinler; Dağlar, taşlar bizim
akrabaları çıplak görsünler. Bu tatlı bahar havasından
sıkıntılı; Sıkıntılı olduğu kadarda tehlikeli konulara
nasıl gireceğiz bilemiyorum. İstemiye, istemiyede olsa
Batının bize biçmek istediği rolü düşünmek, tartışmak
zorundayız. Yeni Millenyumla birlikte özellik-le
11.Eylül.2001den sonra dünyada yeni arayışlar başladı.
Uzun zaman Amerika birleşik Devletleri DIŞ politikasının
oluşmasında etkili olan ve halada etkili olmaya devam
eden Amerika Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA nın eski
başkanla-rından William Shaphire diyorki: Biz eskiden
Çin kartını kullanarak Kominizmin gücünü kırdık.
Şimdide Müslüman Halkı ve laik demokratik düzeni ile
Türkiyeyi İslama karşı kullanabilir, islamın
zararlarını kırabiliriz. Türkiye Kuzey Irakta müstakil
bir kürt devleti kurulma ihtimalinden büyük endişe
duymaktadır. Bu endişesini giderebilir ve Türkiyeyi
Musul petrollerinden sağlıya-cağı gelir ile ekonomisini
tam düzlüğe çıkarabileceğine ikna edebilirsek Türk
Ordusu ile beraber Bağdata yürüyebilir Saddamı kolayca
alaşağı edebiliriz. Amerikalılar açısından makul gibi
görünen bu yaklaşım Irak konusunda noksan bilgi ve
yanlış bilgilendirme ile maluldür. Böyl e düşünen
politikacılar, böyle düşünen Siyaset-Bilim Profesörleri,
böyle düşünen Yazarlar yanılıyorlar. Hiç bilmiyorlarki:
Afganistan olayı ile Irak olayı tamamen birbirinden
farklıdır. Şöyleki: 1979 ve 1980 yıllarında Amerikanın
desteği ile Taliban Afganistandan Sovyetleri çıkarıp
ülkeye hakim olunca kendisine muhalif olan; Kendisiyle
savaşan güçler vardı. Bu Afganistan ın etnik yapısı
bakımından çok bölünmüşlüğe bağlıdır. Tacikler,
Türkmenler ve başka Afgan Halkları, Kabileleri
Talibanı kabul etmiyor; Onunla savaşıyorlardı. Irak
böylemidir? Irakın büyük çoğunluğu etnik bakımdan saf
kan araptır. Üstelik Sünni-Arap üstünlüğüne dayanan
Saddam iktidarı 10 yıl süre ile komşusu Şii İrandaki
Molla Humeyni rejimi ile savaşmış; Savaşta başarısını
kanıtladığı gibi Irakta mutlak hakimiyeti sağlamıştır.
Saddam kimsenin muhalefetine dayanamıyor; Hatta kendi
ailesinde beliren muhalefet kıpırdanmalarını bile
zalimce öldürüyor yok ediyordu. Afganistanda ise
savaşan Türkmen General Raşit Dostum ve bir savaşta 8
eylül 2001 günü menfur bir suikasta kurban giden kuzey
ittifakı kumandanı efsanevi Afgan lideri Şah Ahmed el
Mesud .ve savaşan diğer guruplar Talibana karşı
iktidarı devralmağa hazır kuvvetli alternatifler idiler.
Buna rağmen Amerikan müdahalesi ile kolayca bertaraf
edilen Talibandan sonra oluşturulmağa çalışılan
rejimde Afgan bilinci bir türlü sağlanamamaktadır.
Afganistan da her gurup, her kabile, her tarikat bir
tarafa çekmektedir. Bu hal Afanistanın Irakla mukayese
edilemeyecek etnik ve dinsel ayrılıklardan ileri
gelmektedir. Irakta ise Arap bilici oturmuş
yerleşmiştir. İkinci fark Orta Doğuda Irakın dibinde
İsrail-Filistin savaşı kıyasıya devam etmekte ve her
geçen gün onlarca can almaktadır. Afganistanın
etrafında böyle bir alev, böyle bir yangın yoktur.
Üçüncü önemli fark ise Nüfusu 120 milyonu bulan Arap
dünyasındaki Arap dayanışmasıdır. Bu direnç sonucu; Irak
müdahalesinde Arap dünyasında oluşacak tepkiyi ince ince
düşünmek; İyice hesaba katmak lazımdır. Nitekim eski
Amerika Başkanı Baba BUSH 1992 yılında Saddamı dize
getirip Irakı işgal ettiğinde ordularına 50 km. Daha
ileri emri verse idi Bağdata girer Saddamı alaşağı
edebilirdi. Bunu yapmadı; Çünkü Arap dünasının
tepkisinden çekindi ve bundanda ötesi Saddamı Arap
dünyasında NASIR gibi kahraman yapmaktan korktu; Oğul
BUSH bu tehlikeyi gözardı ediyor. Genel bir kural vardır
insan yaşamında; Oğullar Babaları herzaman geçerler;
Bugün başkan George W.BUSH babasının gerisinde, bu
kuralı bozmuş gibi görünüyor; Hele hele kendisinden
önceki Amerika Başkanı BILL CLINTON ile
karşılaştırıldığında aralarındaki VİZYON uçurumu Lenin
ile Stalin arasındaki vizyon uçurumundan aşağı kalmıyor.
Bu fark kitabımızın ANKARA ANDLAŞMASI bölümünde
etraflıca anlatılmıştır. Dinler konusunu inceleyen
yazarlar ve İstanbul Medeniyetler buluşmasında konuşan
Arap asıllı politikacılar şöyle diyorlar. Onuncu
yüzyılda islam ve islam ülkeleri hristiyan ülkelerinden
daha bilgili, daha ileri idiler. O günden bu güne ne
değiştiki: İş tersine döndü? İnsanmı değişti?
Dinlermi değişti? Hernekadar benim branşım, benim
mesleğim değilsede bu suale ben cevap vermeye
çalışayım. Hiristiyanlığın ilk mezhebi kabul edilen
MONITARIST Kilisesi Hazreti ISAdan 103 sene sonra
kuruldu. Bu kilisenin kalıntıları son zamanlarda sanırım
Mardin civarında yapılan kazılarda bulundu. 900 yıl
hristiyanlıkta başka mezhep, başka bölünme olmadı,
taaki Hazret ISAdan 1000 yıl sonra ORTADOKS Kilisesi
doğana kadar. Bunu takip eden 300-400 yıldada
Hristiyanlıkta yeni kilise, yeni tarikat yoktur.
Avrupada ondört ve onbeşinci yüzyıllarda ise birbiri
arkasına yeni protestan kiliseleri oluşmağa başladı.
İşte Lutheran Kilisesi, işte Anglikan Kilisesi, işte
Mormon kilisesi, işte United Curch denilen birleştirici
kilise. Bu ayrılıklara hiristiyanlığı, gelişen zaman
içinde doğan yeni ihtiyaçlara uyduran yeniliklermi?
Yoksa kendi içinde bölünmelermi? Demek daha doğrudur;
Bilemiyorum. En iyisi bunun takdirini
değerlendirilmesini din tarihi profesörlerine ve de din
bilginlerine bırakalım. İslam cephesine gelince: İslamda
aslını yani KURANI korumak çabası vardır. İslam nekadar
aslına uygunsa o kadar makbuldür. KURAN AYETLERİ
gökyüzünden indirildiği gibi muhafaza edilmelidir.
Bundan böyle İSLAMDA Hıristiyanlıkta olagelen
değişmeler, gelişmeler yoktur. İşte dinlermi değişti?
İnsanlarmı değişti sorusunun cevabı Hıristiyanlığın
uğradığı bu gelişmelerde, bu değişimlerde yatar. Bu
değişimin: Veya aslını muhafaza etmenin daha iyi mi?
Daha kötümü? Olduğunun takdirini gene islam din
prfesörlerlerine ve İslam bilginlerine bırakalım. Ben
sadece Hıristiyanlığın tarih içindeki değişimini
belirtmeğe çalıştım. Genelde Hıristiyanlık ile batı ve
de batı ile modernlik özde-leştirilmek istenir. Hatta
Avrupa Kültürü eski Helen ile batı hıris-tiyanlığının
harmanıdır deniyor. Dünyada batılılaşmadan modernleşen
ülkelerde vardır. Japonya, Singapur gibi. Bu iki ülke
doğu özelliklerini olasıya muhafaza ettikleri gibi en
modern batı ülkeleri kadarda moderndirler. İslama
gelince, İslam Ülkeleri arasında modernleşen var-mıdır
acaba? Bu suale doğru cevap vermek için modern olmanın
tarfini yapmak gerekir. Dünyanın en zengin insanları
Arap-İslam şeyhleri arasındadır. Arap petrol şeyhlerinin
serveti sayılamayacak kadar çoktur. Sarayları,
dükkanları, benzerlerinden daha üstün, daha zengindir.
Bu zenginliğin kaynağı ise birşeyler bulmağa, birşeyler
yaratmağa; Yeniliğe, üretime dayanmıyor. Başkalarının
katkıları ile çıkarılan kara yağdan geliyor. Doğanın
fışkırttığı bu kara zenginliğin hemen hepsini kırallar,
hanedanlar, şeyhler alıyor. Buna dinsel etkilerle ve
hükümranlık avantajları ile mevcut servete el koymakta
denebilir. Bu aşırı Lüks sarayların etrafında yaşayan on
milyonlarca insanda ise sefalet diz boyudur. Bugün bütün
dünyada mevcut modern hukukun kurucusu; Ve bu hukuka, en
büyük katkıyı sağlayan MONTESQIUE Yeryüzünde en
mükemmel yasa, insan aklıdır diyor. Öyle
anlaşılıyorki: Göz kamaştırıcı saray zenginlikleri ile
akıl almaz sefaletleri bir arada yaşayan bu ülkelerde
yasalara insan Aklı değil; Başka etkenler hakimdir.
Buralardaki sosyal yapıyı inceleyen bilim adamları,
hukukçular, mülkiyet adaletin onda dokuzudur diyorlar.
Bu ise insan vicdanını yaralayan en büyük haksızlık
olarak kalıyor.Dünyada bir milyar ikiyüzelli milyon
Müslüman yaşıyor. Yani 6 milyarlık dünya nüfusunun beşte
biri İslam oluyor. Oysaki: Dünyada şu anda yaşadığınız
tehlikeli ve tehlikesiz çatışmaların üçte ikisinde
İslamlar taraftır. Dünyadaki çatışmaların üçte ikisini
dünya nüfusunun beşte birini oluşturan İslamlar
çıkarıyor, ya da kendilerinden başkaları ile çatışıyor.
Bu hal batı dediğimiz tarafı korkutuyor. Bu korku
11.Eylül.2001 NewYork saldırısı ile dahada arttı.
Dünyanın gidişine bakılırsa önümüzdeki yıllarda
yeryüzünde üç ekonomik bölge oluşacak.Birincisi Amerika
ve Avrupayı içine alan Batı ekonomik bölgesi.
2.
Japon ekonomik bölgesi.
Çin
ekonomik bölgesi.Çin ekonomisi son yıllarda en büyük
gelişmeyi yaşıyor.
Batı
ülkelerinde, Japonyada, özellikle Türkiyede azalma
ya-şanmasına rağmen Çin ekonomisi her yıl yüzde on
büyüyor. Bu ekonomik hakimiyetlerin lider devletleri
bellidir. Bu gün için Batı ekonomisinin lideri Amerika;
Uzakdoğu ekonomisinin lideri Japonya; Asya ekonomisinin
lideride Komunist Çindir.
Dr.Hasan HORTO
|
|