F

 
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

ÜLKEMİZİN ÜÇ BÜYÜK AÇMAZI, İLE, ÜÇ BÜYÜK ÇIKMAZI *    

       Beş yıl önce yazdığım yazıda aynen şöyle demiştim.

       Benim naçiz kanaatime göre Türkiyenin ,üç tane çok  büyük, yumuşak karnı ve açmazı vardır.Birincisi İslamiyet-demokrasi ve laiklik uyuşmazlığı,ikincisi Türklük-Kürtlük kimliği,üçüncüsü Alevi-Suni ayırımı.

        Bu tespit yapılıp, bu satırlarlar yazılalıberi 5 yıl oldu.Acaba ne değişti ülkemizde? 2004 yılı ekiminde Avrupa Birliği genişleme komisyonu,Kopenghan kriterleri doğrultusunda yaptığımız reformları överek bizi Avrupa Birliğine önerdi.Öneri raporu içerisine,(Türkiyede Aleviler ile Kürtlerin azınlık olduğu kabul edilmeli ) diye de, bir tavsiye notu koydu.Bu tavsiye notu yayınlandıktan hemen sonra da ,hem Aleviler,hemde Kürtler biz azınlık değil,asıl unsuruz ,diye  tepki gösterdiler.Hatta,hatta Kürtlerin bazı gurupları, daha da ileri gidiyorlar.( Biz Cumhuriyetin en büyük, iki kimliğinden biriyiz.Bu husus, açıkça anayasada belirtilsin ) diyorlar.Aleviler de biz azınlık değil, asıl unsur olarak bu topraklar da yaşıyoruz.Sadece, yıllardır süren ve hiç kale alınmayan yakınmalarımız var.Şöyle ki: Her Cumhuriyet yurtdaşı gibi bizde vergilerimizi ödüyoruz.Devlet, bizim de ödediğimiz bu vergilerle sadece Suni inanışının,ibadet gereklerini yapıyor.Camiler kuruyor.Suni inanışa göre okullar açıp,imamlar yetiştiriyor,imamları camilere tayin edip, bizim ödediğimiz vergilerle onlara maaş veriyor.Dinsel harcamaları karşılıyor.Bizim ibadat yerimiz olan Cemevlerine hiç yardım etmiyor,ve hatta biz,bütün masrafları kendimiz karşılıyarak Cemevi kurmak istesek bile,buna izin vermiyor.Bugüne kadar sonuç alamadığımız bu yakınmalarımız, çok yakında,Avrupa Birliğine ve insan hakları mahkemesine şikayet konusu olacak.

 Ben, Alevi bir yurtdaş olmadığım halde,ülkemiz için yaşamsal önem taşıdığına inandığım  bu konuyu inceledim ve şu araştırma yazısını yazdım.( Neden Aleviler,Sunilere göre daha dürüsttür? ).Bu yazımı,sitemizdeki, ( Adalet,tababet ve siyasetteki rezalet ) kitabımıza ayni adla koyduk.Lütfen kitabımızı açınız,yazımızı okuyunuz,fikirlerinizle eleştirilerinizi yazınız,bize ışık tutunuz.

          Bu tartışmalar sürerken,DİYANET işleri başkanımız sayın Ali Bardakoğlu,basın ve kameraların karşısına geçip şöyle konuştu.( Aleviler azınlık değil,İslamın alt inanç gurubudur.Alt gurupların taleplerine göre hizmet oluşturduğumuz takdirde sorun çıkar.2 gün sonra Aczmendiler talep getirdikleri vakit ne olur?Bir başka kültürel takatımsı örgütler de talepte bulunabilirler ).Bu beyanatın hemen ertesi günü 12 Kasım,2004 te Alevi yurtdaşlarımızdan büyük tepkiler geldi.Cem vakfı sayın başkanı profesör İzettin Doğan,Diyanet işleri başkanı sayın prfesör Ali Bardakoğlu'nu,Arap,Emevi İslam anlayışını hakim kılmağa çalışmakla suçladı.Kendisi de ayni zamanda Alevi olan yargıtay ikinci ceza dairesi üyesi sayın Yusuf Kenan Doğan da ,Diyanet işleri başkanı Ali Bardakoğlu'nun demagoji yaptığını,görev sınırlarını aştığını,gerçekleri görmemezlikten geldiğini,bunlardan dolayı da,kendisini açıkça kınadığını söyledi.( Aczmendiler,Nakşibendi,Kadirilik gibi,Suni İslam anlayışının alt gruplarıdır.Oysa Aleviler,tamamen Suni İslam anlayışının dışında farklı bir İslami yorumuna sahiptir ).Dedi.

        Süregelen bu kısır tartışmalar,5 yıl önce,ülkemizin çok önemli üç yumuşak karnı hakkında yaptığım tespit ve koyduğum teşhisin, ne kadar doğru,ne kadar isabetli olduğunu açıkça gösteriyor.Yüzlerce yıl,bin yıl bir arada yaşamış,ayni dili konuşan,ayni halktan iki kesim,iki toplum,Kuranı Kerimin yeryüzüne inişinden 1400 yıl sonra, 2004 yılında bile, haala birbirinin ne olduğunu,ne olmadığını bilemediklerini,birbirlerini anlamadıklarını söylüyorlar.

       Türklük ve Kürtlük kimliği de bundan pek farklı değil.Türk'le,Kürd'ün ayrı olduğunu söyliyenler var.Türk'le Kürd'ün ayni olduğunu iddia edenler de var.hatta,hatta, Genel Kurmay Başkanlığımız bir broşür yayınladı.O broşürde,Türklerle Kürtlerin Orta Asya'dan geldiğini,ama göç ederken Türklerin güneyden geldiğini,Kürtlerin ise Kuzeyden,soğuk bölgeden geçtiğini,soğuk bölgeden geçerken,kar üzerinde yürürken, kart,kurt diye ses çıkardığını, bu yüzden de aslında Türk olan bu göçerlere Kürt dendiğini yazıyor.İddiaların hangisi doğru ? Bilemiyoruz.Ülkemiz adına,81 yıllık Cumhuriyetimiz adına ne hazin bir manzara değil mi? dostlar.

Bütün bunlardan daha vahimi, son 20 yılda,Türk-Kürt kimliğinin yarattığı,PKK vahşet ve terörünü yaşadık.Bu vahşet ve terörde ne yazık ki:Çoğu masum,çoluk,çocuk,genç,ihtiyar 30 bin insanımızı kaybettik.Karşı tarafın kayıplarını da, tam olarak bilemiyoruz.

       Bir ülke yaratılıp devlet şekillenirken,o ülkede yaşayan bir halkın,etnik farkı,ırk ile soy ve sopunu çağrıştırabilecek kelimeler,kavramlar kullanılır ise,o ülkede yaşayan diğer halklara da,kendi,etnik fark,ırk,soy ve soplarını konuşarak ortaya çıkarmak,savunmak hakkı doğar.Şunu unutmamak gerekir ki:Bir ülkede,bir bölgede yaşayan halkların kültürleri ortak olduğu halde,etnik fark,ırk,soy ve sopları değişik olabiliyor.

      Nitekim bu tatsız çatışma ve tartışmalar sürerken Ruhat Mengi ,21 Kasım,2004 tarihinde Vatan gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyor. ( Istanbulda Ekim,2004 te yapılan yeşiller toplantısında kafkas Dernekleri üyesi bir Çerkez yurdaşımız söz alıp şöyle konuşuyor: ( Türkiyede,7 milyon Çerkez yaşıyor.Neden hep Kürt adından,Kürt haklarından konşuluyor da,Çerkez adından,Çerkez haklarından hiç bahsedilmiyor? ).

     Yer altında,yer üstünde, çeşitli halkları,çeşitli kültürleri birarada bağrında toplayıp,bağrında barındıran Anadolu da,Ülkemizde,etnik fark,ırk ,soy ve sop çağrıştıracak kavramlar,kelimeler kullanmağa devam edersek,bu acı tartışmaları,acı çatışmaları hiçbir zaman önliyemeyiz.Hiç şüphemiz olmasın ki:yanlışlar sürdüğü sürece,karışıklıkların,tatsızlıkların da ardı arkası kesilmez.

     Ülkemizin en önemli sorunu olan bu konuyu nasıl hafifletebilir? Nasıl çözebiliriz ? Son zamanlardaki arkeolojik çalışmaların ve gelişen genom ve genetik bilgilerimizin ışığı altında önerdiğimiz çare ve çözümü,sitemizde yayınladığımız ( YENİ OLUŞUMLAR ) kitabımızın ( BİYOLOJİK MOLEKÜLER UYGARLIK ÇAĞINDA CUMHURİYETİMİZ ) başlığı adı altında yayınladık.Lütfen kitabımızı açınız,yazdıklarımızı okuyunuz,sizde fikirlerinizi yazınız.Hep birlikte ortak akıl oluşturalım. Bu en önemli sorununumuzu hep birlikte çözelim.

       Ülkemizin üç büyük yumuşak karnı ve açmazından en büyüğü ve birincisi olan İslamiyet- laiklik ve demokrasi uyuşmazlığına gelince, Hazreti Muhammed,hem devlet başkanı,hem Yüce Allah'n yeryüzündeki resulü, ve hemde, Başkumandan olduğundan,kuruluşundanberi İslamiyet,daima siyasetle beraber,daima siyasetle,iç, içe olmuştur.İslamın ve İslam Devletinin idaresi,sadece Kuran yoluna,Şeriata bağlı olduğundan İslam demokrasi ve Laiklikle bağdaşmaz deniliyor.Gerçekte de İslamların ,bugün yeryüzündeki sayısı, bir milyar ikiyüz elli milyonu buluyor.Yani İslamlar,yeryüzündeki nufusun, beşte birini oluşturuyor.Buna mukabil,yeryüzündeki tüm terörün üçte birini İslamların çıkardığı söyleniyor.Bunun manası şudur. Yeryüzündeki İslamların teröre bulaşma oranı nufus oranlarına göre çok fazladır.Dünyada mevcut, İslam devletlerinin idare şekline bakınca ,bunların hemen hepsinde,ya totaliter rejimler,yada, Şeriat hakimdir.Dünyada, oda,10-15 yılda bir ,askeri darbelerle kesilen, ve kendine özgü bir Demokrasi ile yaşayan, tek müslüman ülke Türkiyedir.Bunun içindir ki:Ülkemiz,özellikle. 11Eylül,2004 Newyork ve Washington saldırılarından sonra dünyada çok büyük önem kazandı.Bütün dünya,Türkiyedeki rejimi güçlendirerek,bir milyar ikiyüz elli milyon Müslümana örnek göstermek ve İslam - demokrasi ve laikliğin, bir arada,barış içinde yaşayabileceğini kanıtlamak istiyor.Amerikan dış politikasını düzenleyip,şekillendiren,başta tanınmış siyaset bilimi profesörleri ile,etkili ve yetkili Amerikan politikacıları,Türkiyeyi,sokaklarında tangoların oynandığı,mayolu ve bikinili kızların serbestçe dolaşabildiği,buna mukabil,ayni zaman da da,her türlü inanç ve ibadetin serbest olduğu ve tüm özgürlüklerin doyasıya yaşandığı,blr Demokrasi ülkesi haline sokmak için, kolları sıvadılar.Bu kervana son zamanlarda Avrupa ülkeleri de katılıyorlar.Bu doğrultuda, ülkemiz de, üzerine düşen görevi,layıkı ile yaptığından,Avrupa Genişleme Komisyonu,6Ekim,2004 te ülkemizdeki reformları överek ,bizi Avrupa Birliğine önerdi.Hep birlikte gayretle çalışalım ve umalım ki:Bu çabalar sonuç versin.Ülkemiz kusursuz bir Demokrasi rejimi, ile dünya Müslümanlarına örnek olsun.Ülkemize paralel olarak,dünyadaki diğer İslam ülkelerinde de,demokrasi filizleri yeşersin.  

    Osmanlı'da ve Cumhuriyetin ilk yıllarında,mevcut düzende çıkarı olan gericiler,ülkede ileriye doğru ne zaman bir hamle görseler,( Din elden gidiyor ),diye ayağa kalkarlardı.Cumhuriyetin, ileriki yıllarında günümüzde ise,slogan değişti.Halkımızı ve ülkemizi soyanlar,bankaları boşaltıp,çaldıklarını halkımıza ödetenler,açıklığa,şeffaflığa ve uygarlığa doğru atılan her adıma karşı çıkıyorlar.Demokrasinin gereği,bu güzel prensiplerde,yaptıkları ortaya çıkacak,bu soygun düzeni bitecek diye,( Millet bölünüyor,Devlet elden gidiyor,ülke bölünüyor ) yaygaraları başlatıyorlar.Ne yazık ki:Gerek bazı siyasi partilerden,gerek bazı sivil toplum örgütlerinden,gerek bazı basın ve medya mensuplarından,bilerek veya bilmeyerek olsa bile,kendi dilleri ile konuşan,kendi borazanlarını çalan,bir blok ta oluşturmayı başarıyorlar.

     Kendi çıkarları için,dün,dini alet olarak kullananlar,bugün,milleti,ülkeyi ve Devleti kullanıyorlar.

     Bilim öylesine gelişiyor,teknoloji öyle hızla ilerliyor ki:Çetin Altan'ın ağzıyla,torunlarımız bizim yaşımıza gelince,uzayda tatile çıkacaklar.Bazı kafalar da,80 yıl öncesinde, kalıplanmışlar,donup kalmışlar.Bunları gelişen bilim ve ilerleyen teknoloji ile bağdaştırıp,barıştırmak ve çağcıl düşünceye ulaştırmak,ne yazık ki:mümkün değildir.

      Cumhuriyetin yanlışlarını Atatürk'ün sözleriyle,dinin yanlışlarını ise,varsa Kuranı Kerim ayetleriyle,Hazreti Peygamber'in hadisi şeriflerle,eğer yoksa,büyük İslam alimlerinin sözleriyle düzeltmek gerekir.

      Ben ülkemde,nerede ve ne zaman,çelişki,haddini bilmezlik,yanlışlık ve haksızlık görsem onları dile getirmeğe çalışıyorum.Çelişkilerin kol gezdiği ülkemizin yazgısına bakınız ki:Yeni milenyumda,21 inci yüzyılda,gerici sayılan dincilerin elinde,Avrupa Birliği yolunda,uygarlık yolunda ileriye doğru gidiyor.Buna sevinelim ama,kendimizi de,haddimizi de bilelim. 

Dr.Hasan HORTO

* İlinti: İslâm’ la Demokrasi

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

DOĞRULAR-YANLIŞLAR

YARARLILAR-ZARARLILAR

 

     Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.

     Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat toplumlarıdır.

     Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.

     Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı sayın Zekeriya Öz’e ve şimdiye kadar hiç tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

     2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben, beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2 -Yürütme erki, 3- Yargı erki.

     Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.

      Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya dönüşmesin.

     Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.

     Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri yarattı ?

     İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru

     Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allah’ın adıyla ilk dersimizi alalım.

     Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim,İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde iyi kullan.

     Yüce Allah’ın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.

      Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.

       İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.

       BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.

      Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.

      Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu ? Hiç.)

       Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı karşıyadır.

1-    DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.

2-    İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek ? Yoksa Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne de lâik- demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek ülke biziz.

       Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden, İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1 milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.

       Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde, Taliban ve, günahsız insanların canına da kıyan kanlı intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.

       2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı ve Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenleri hatırlatıyor.

       Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki: Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K anlıyoruz

       Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için zararlı?

        Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var. Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı? Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da yok ki !!

        Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil, bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da, bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de güvenebilsinler.

        Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü karartmayınız.

        2500 yıl önce Sinop’ta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi Makedonya’lı büyük İskender’e nasıl demişti. GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM.

     Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

 

         Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

     Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.

     Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip çalacaklardır.

 

İlave: 29 Mart 2008

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET