AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

NE VEREBİLİRİZ AVRUPA BİRLİĞİNE

WHAT WE CAN GİVE TO EUROPİON UNİON

QUE NOUS POUVEZ DONNER A’L’UNİON DE EUROPE

                              

       Avrupa birliğine girme çabalarımızın sürdüğü şu günlerde bu suale cevap bulmak çok önem taşıyor kanımca. Bu soruya,bu suale yanıt bulmak,cevap bulmak,kanımca,kanaatımca çok önem,çok ehemmiyet taşıyor.Çünkü: 

Ön Asya,  küçük Asya da dediğimiz AKDENİZ’E BİR KISRAK BAŞI GİBİ UZANAN anadolu’da almaktan çok vermek geleneği yaygındır.  Bir bölümü ile MEZAPOTAMYA’ya da birleşen bu toprakların tarih içinde kalmış derin katmanlarında bu geleneğin sayısız örnekleri mevcuttur.  

1 - Uygarlığa ve endüstriye ilk aleti veren Anadolu:Yeryüzünde ilk gelişen en eski endüstri dalı Textile endüstrisidir. Textile endüstrisi de İĞ =spındle=fuseau dediğimiz ilk aletin icad edilip bulunması ile başlar. Bu başlangıçta ,ilkel atalarımız insanoğlunun mağaradan çıkışından 800 - 900 yıl sonrasına rastlar. Mağaradan çıkan analarımızın çocukları dışarısı soğuk olduğundan üşüyorlardı. Bizleri herzaman koruyan analarımız çocukları üşümesin diye İĞ’i icad ettiler. Birlikte yaşadıkları süt veren hayvanların yapağı denen yünlerini iğirerek iplik ve iplikten de esvap yaptılar. İlkönce çocuklarına giydirdiler;sonrada kendileri giydiler. Endüstri ve dolayısı ile uygarlığın ilk işareti, ilk aleti iği insanlığa Anadolu kadını hediye etti. Dünyada ilk ve en eski İĞ kalıntısı mağaralardan yana çok zengin olan Anadolumuzun Mardin ili civarında bulundu. Karbon araştırmaları ile yapılan yaş tayininde bu ilk İĞ kalıntısının günümüzden 8000 - 9000 yıl evveline ait olduğu bulundu.  

2 - Pasteuer’den binlerce yıl evvel aşıyı ve aşılamayı bulan Anadolu kadını ve Anadolu nenesi: Diyarbakır’da doğup, Diyarbakır’da büyüyen yazlık komşum saygıdeğer bir hanımefendi ve diğer komşularla birlikte mayolarımızı giymiş plajımızın iskelesinde güneşleniyorduk. İsmi bende mahfuz bu saygıdeğer hanımefendi doktor abi. doktor abi sırtıma baksana devamlı kaşınıyor dedi. sırtına baktığımda eskiden kalma bir yara izi, bir nedbe gördüm . Nasıl oldu diye sorduğumda başladı şikayete. (nasıl olacak cahil nenelerimiz biz daha 4 - 5 yaşına gelmeden cileti alırlar ellerine sırtımızı ciletle böyle keserler, kanatırlar . sonradan burası şişer iltihaplanır ve kabuk bağlar, kabuk düştükten sonrada böyle iz kalır işte. Ne olacak cahil analar, cahil neneler işte. Güya böyle jiletle kesip, kan akıttıktan ve o yarada iltihap yarattıktan sonra,  biz çocuklar hasta olmazmışız. ) Komşum olan hanım efendinin söylediklerini,  sırtında gördüğüm yara izini ve bu yaşıma kadar edinebildiğim tıp bilgilerimi harmanlayıp düşündüğümde anladım ki:Elleri öpülesi Anadolu anaları , Anadolu neneleri yine çocuklarını , yine torunlarını korumak için ,  el yordamı ile modern tıptan , Pasteur’den binlerce yıl önce vücudumuzun koruma sistemini , bağışıklık=immunite  mekanizmasını keşfetmişler. Çocuklarını, torunlarını hastalıklardan korumasını bilmişler. Binlerce yıl sonra Pasteur’ün ve aşıları geliştiren modern laboratuvarların ve hekimlerin yaptıkları bundan başka birşey değildi, Vücuda aşılarla zayıflatılmış mikrop vererek hafif geçecek hastalıklar yaratmak ve vücudun bağışıklık=defance=immunite sistemini kamçılamak. Bütün aşıların esası budur işte. Anadolu anası, Anadolu nenesi görerek, hissederek, el yordamı ile bunu düşünebilmiş, modern tıbbın enjeksiyon ile verdiği zayıflatılmış mikropları keserek ve o kesikte iltihap yaratarak vücuda mikrop verebilmişti. Anadolu anaları, Anadolu neneleri bu uygulamaları binlerece yıldır sürdürüyorlarmış. Özellikle Diyarbakırda bu gün yaşı 50 yi aşmış kişilerin sırtında bu yara izleri varmış.  

Ben dememişmi idimki:Ne kadar yaratıcılık, ne kadar koruyuculuk varsa Anadolu anasında, Anadolu nenesinde var.  

3 - günümüzden 4000 - 5000yıl evvel yapay yağmur yaratarak şehirlerinin içme suyunu karşılayan Asurlular, Sümerler:Anadolu’nun doğusu ile Mezopotamya yağmur bakımından çok fakirdir. Rüzgar içinde su buharını da taşıyarak kum yığınları ile örtülü vadilerin içinden tek bir damla yağmur bırakmadan geçer de gider. Onyedinci ve onsekizinci yüzyılda Lavasier ve Gay du Lusac hava, basınç, sıcaklık ve hacim arasındaki fiziksel ve kimyasal kanunları buldular. Lavasier ve gay du sac’tan 3000 - 4000 yıl evvel bu kanunları bilmeden burada yaşayan Asurlular, Sümerler, Babilliler bu kanunları bilmeden ,  gözleyerek, hissederek el yordamı da diyebileceğimiz pratik deneyim ile rüzgarla esen havadaki su buharını yoğunlaştırıp su olarak tuttular ve şehirlerinin içme suyu ihtiyacını bu yolla karşıladılar. Şöyle ki:Rüzgarın geçtiği vadinin tabanını tuğla tozunu suyla karıştırarak elde ettikleri su geçirmez sır ile döşediler. Çevrede mevcut taşları büyük kitleler halinde keserek aralıklarla bu vadiye kafes halinde yerleştirdiler. Taşlara çarpan rüzgar taşları soğutuyordu soğuyan taşlarda havanın ısısını düşürüyordu. Isısı düşen havanın su tutabilme kabiliyeti de azaldığından su buharı su olarak yoğunlaşıyor ve vadide göl halinde toplanıyordu. Yirminci yüzyılın ortalarıda bulunabilen suni yağmurun da esası bundan başka birşey değildi. Bir farkla ki:Yirminci yüzyılda su buharı yüklü bulutların ısısını düşürmek için top mermileri ile atılıp veya uçaklardan püskürtülen kimyasal maddeler kullanılıyordu. Eski çağlarda Mezopotamya da ise bu vadiye aralıklı yerleştirilmiş kesme taşlarla sağlanıyordu.  

4 - Babil’in Asma Bahçeleri,Babil Kulesi ve Babil kulesinde doğan DİYALOG:

Bu bölgede, bu kentlerde çok Tanrılı dinler hakimdi. Kral Nimrod zamanında, Babil de insanlar, Tanrıya ulaşsınlar diye BABİL KULESİNİ  yaptılar. Buralardaki bütün kavimler hep ayni dili konuşurlardı. Babil kulesine çıkıp DİYALOĞ kurarlardı. Birsi söylediği zaman diğerleri dinlerdi. Böylece birbirlerini anlarlardı. Çok iyi anlaşırlardı. Rivayete göre, Tanrı, aralarında iyi anlaşan insanların kendisine ulaşacağından korktu. Kolay anlaşamasınlar diye, dillerini 72 parçaya böldü. Böylece insanlar aralarında anlaşamayıp, birbirlerine düştüler. Tanrı, sadece Hazreti İbrahime kendi dili İbraniceyi kullanmasına musaade etti. Çünkü Hazreti İbrahim’in atası HUD Babil kulesinin inşaatına katılmamıştı.O tanrının indinde günah işlememişti.

       Acaba Orta-Doğuda insanlar, Babil kulesinde,Tanrının gazabına uğradılar diye mi? Bugünde anlaşamıyorlar.Hep birbirleriyle savaşıyorlar. Hep birbirlerini öldürüyorlar ?

        Dünyada ilk defa, Babil kulesinde doğan DİYALOĞ Tanrının gazabına uğrayarak, gene Babil kulesinde ölüyor. Ama, Babil kulesinden BATIYA sıçrayarak  SOKRAT (  M . Ö . 470 – 399 )  ve PLÂTON’a=EFLÂTUN  ( M . Ö . 427 – 347 ) sayesinde BATI AYDINLANMASININ, BATI UYGARLIĞININ kaynağı oluyordu.

        Babil’in kulesinden başka, Babil kralı NEBUKADNEZAR, güzel karısı SEMİRAMİS için, BABİL’in ASMA BAHÇELERİNİ yaptırdı. Çünkü Semiramis, MEDES kralının kızıydı. Sulak, yeşil, serin yerlerden geliyordu. Çölde sıcaktan sıkılıyordu. Kral Nebukadnezar da, eşi Semiramis, serinlesin,sevinsin diye bu ünlü bahçeleri yaptırmıştı. BABİL’in ASMA BAHÇELERİ dünyanın yedi harikasından biridir. Babil’in asma bahçelerini dünyanın yedi harikasına sokan, yapılışı veya inşaası değildi. Çünkü : Babil’in asma bahçeleri de,tıpkı Babil kulesi gibi,toprak-saman karışımı kerpiçten yapılmıştı. Bunlar ise, bir teknoloji harikası değildi. Babil’in Asma Bahçelerini dünyanın yedi harikası yapan, Babil Asma Bahçelerinin sulama sistemiydi. Nasıl oluyordu da, tulumbanın, elektriğin olmadığı bir dönemde, Dicle suları binaların tepesindeki bahçelere çıkartılıyor, sulama yapılıyordu ? Hernekadar, bazı kaynaklar bunun zincir-pompa ile yapıldığını yazsa da, bu teori akla yakın gelmemektedir. Çünkü o zaman  pompa da yoktu ki : zincir-pompa  olsun. Biz, bu harika sulama sisteminin cam borularla gerçekleştiğini yazdık. Çünkü o dönemler, Sümerler de, Babil de ve bütün Mezopotamya da ileri bir cam teknolojisi vardı. Camın hammaddesi silica da çöl kumlarında fazlasıyle mevcuttu. Bu yüzden Sümerler, Babil ve Asurlular bol miktarda cam tabaklar,cam bardaklar, cam borular yaparlardı.

         Siz hiç, Babil’in asma bahçeleri ile Babil kulesini gördünüz mü ? İşte size, Babil Kulesi ve Babal’in asma bahçeleri !!!

          Dünyanın yedi harikası=seven wonders of the world’un en önemlisi olan bu bahçeler; elektiriğin, pompanın, tulumbanın keşfedilmemiş olduğu bir dönemde Lavasier’den, Gay du sac’tan 3000 - 4000 yıl evvel hava, basınç, ısı arasındaki fizik ve kimya kanunlarını bilinmeden,  görerek, gözleyerek, duyarak elyordamı dediğimiz pratik deneyim ile dicle suyunu 10metre, 20metre yükseklikteki bina çatılarına çıkartıp meyveleri, sebzeleri sulayarak ve devamlı bir su akımı yaratarak gerçekleştirildi. Şöyleki:İnsanoğlu’nun ilk yapabildiği eserler toprağın su ile yoğrulmasından ve bu hamurun pişirilmesinden doğdu. Bu yöntemle Babilliler çanak çömlek yapabildikleri gibi, helezoni borularda yaptılar ve hatta sonraları bu helezoni boruları camı işleyerek te yapabildiler Helezoni boruları münasip bir ucu dicle sularının yüzeyine diğer münasip ucu da damların çatısına yerleştiriliyordu. Bu yerleştirm öyle ustaca yapılıyorduki:tıpkı bugünkü modern evlerimizde kurduğumuz chimney=cheminée=baca sistemindeki gibi aşağıdan yukarıya doğru hava akımı sağlanıyordu. Sağlanan hava akımı ile birlikte dicle suları da hava akımına katılıp yukarı doğru sürükleniyordu. Bu srüklenme gücüne birde helezoni boruların yarattığı merkezkaç kuvvet te ekleniyordu. Böylece dicle sularından evlerin damlaındaki asma bahçelere doğru devamlı bir su akımı sağlanıyordu. Dicle suları Babil’in asma bahçelerindeki meyveleri, sebzeleri, çiçekleri suladıktan sonra tekrar yer seviyesine iniyor ve yerdeki bahçeleri de suladıktan sonra istenirse başka faydalı yerlere veriliyor ve en sonunda tekrar dicle’ye aktarılıyordu. Binlerce yıl sonraki Roma şehirlerinin suyunu sağlayan Roma aqua - duct=Roma su yolları sistemi de az bir farkla bu sisteme dayanıyordu,  amma Babil asma bahçesi sulama sistemi binlerce yıl evvel olmasına rağmen daha ileri bir teknik ve sistem içeriyordu. Bu ne menem bir yüksek teknoloji idi ki:Elektirik, pompa, tulumba ve tulumbayı çalıştıran kol kuvveti olmadan bir hava  momentinin başlattığı itici kuvvet devamlı bir hava akımı sağlıyor ve diclenin soğuk sularını da bereberinde sürüklüyordu. Diclenin soğuk suları helezon şeklindeki borularda dönerken,  çok daha büyük bir merkezkaç kuvvet yaratıyordu. Bu devamlı çekici güçte diclenin sularını damlardaki Babil’in asma bahçelerinde meyvelere, sebzelere ve çiçeklere taşıyordu. Kullanılan sudan arta kalan gene diclenin soğuk sularına katılıyor ve bu akım dakikalar, saatler, günler, aylar,  yıllar, 10 yıllar, 100 yıllar, 1000 yıllar devam edip gidiyorlar. Yeni mileniumda, yirmibirinci yüzyılda ucuz ve nasrafsız enerji kaynağı arayan, doğayı kirletmeyen enerjiler üzerinde araştırma yapanlar Babilliler’den ders alsınlar. Zira Babil asma bahçeleri sulama sistemi doğayı hiç kirletmediği gibi maliyet bakımımdan da tamamen bedavadır.

5 - Dünyada çivi tabletlerini ve çivi yazısını ilk bulan,M.Ö 5000 yıllarında,Dicle ve Fırat nehirleri arasında,Mezopotamya da yaşamış SÜMERLER dir.Çivi tabletlerini kullanarak,Mısır ile,dünyada ilk yazılı anlaşma olan,KADEŞ muahedesini,anlaşmasını yapan da,Anadolu da kurulu HİTİT lerdir. 

6 - Mitolojik adı Ida olan kazdağının ayazmasında dünyanın ilk güzellik yarışması yapılır. Afrodit tek seçici çoban Paris’e dünyanın ilk rüşvetini vererek kendini dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçtirir. Bu konuyla ilgili detaylar için(İdada’ki Afrodit bölümünü tıklayınız).  

6 - Truva ve Aka ordularının karşıkarşıya geldiği Çanakkale ovasının ortasında Güzel Helena uğruna yapılan dünyanın ilk düellosu:( bu konuyla ilgili detaylar için İdada’ki Afrodit bölümünü tıklayınız).  

7 - İda dağının ASOS’unda ARİSTO’nun kurduğu dünyanın ilk felsefe okulu.  

8 - Uygarlığa tıp bilimini hediye eden Bergamalı HİPOKRAT:Bergamada kurduğu dünyanın ilk eczanesinde zehirlerden ilaçlar yapıyor. hastalara veriyordu. Bergamada kurduğu dünyanın ilk hastanesinde toplu halde telkinle hastalarını tedavi ediyordu.  

9 - HOŞGÖRÜYE EKLENEN CÖMERTLİK: Ege’nin bağrından çıkan dünyanın en büyük şairi HOMEROS:Ege’nin yaz aylarını şöyle anlatıyor Homeros dizelerinde:( aylar devrildi, mevsimler evrildi, göz açıp kapayıncaya kadar koca bir yıl geldi ve geçti) Homeros’tan 4000 yıl sonra Ege de yaşayan bizler, Homeros’un dizelerinde söylediklerini hergün yaşıyor, iliklerimize kadar içimizde duyuyor, hissediyoruz. 

AŞIK VEYSEL HOŞ GÖRÜYE CÖMERTLİK KATTI  Homeros’tan sonra Anadolu’dan çok şairler geldi ve geçti .Nazım Hikmet ve birçoklarının ünü Anadolu topraklarını açtı,evrenselleşti.Bir halk ozanımız aşık Veysel varki:dizelerinde hoşgörü ve cömertliği işledi.Benim sadık yarim kara topraktır adlı şiirinde bakınız Veysel höşgörü ve cömertlikte neler söylüyor. ( Benim sadık yarim kara topraktır / Bir çekirdek verdim / Dört bostan verdi / Karnını yardım / Kazma ile,bel ile / Yüzünü tırmaladım / Tırmık ile,el ile /Yine beni karşıladı / Gül ile / Benim sadık yarim / Kara topraktır. ) Birçok düşünür ve yazarlar Aşık Veysel’in dizelerinde dile getirdiği bu felsefe ve düşünüşle hoşgörüde Hiristiyanlığı da Mevlana’yı da geçtiğini söylerler.Zira Hiristiyanlıkta yapılan kötülüğe karşılık vermek yoktur.Hazreti İsa diyorki:birisi sizin sağ yanağınıza bir tokat vurursa,karşılk vermeyin,vurması için sol yanağınızı da çevirinki:tokat vuran mahcup olsun,pişman olsun,size vurmaktan vazgeçsin.İslamda ise bunun tam tersi başa baş,dişe diş,göze göz kaidesi vardır.Birisi sizin gözünüzü çıkarırsa,sizde onun gözünü çıkaracaksınız.Hazreti Mevlana’ya gelince bu kural yumuşatılmış,bunun yerini engin bir hoşgörü almıştır.Ne olursan ol,günahkar ol,tövbekar ol,tövbeni bin defa bozsanda gel, gel,gene gel sözleri dünyada büyük yankı ve kabul görmüştür.Bu yüzden her yıl Konya’da anma törenleri düzenlenmekte her ülkeden,dünyanın dörtbir yerinden Konya’a ziyaretçiler akmaktadır.Hoşgörü felsefesi ile Hazreti Mevlana evrenselleşmiştir.Buna mukabil Aşık Veysel Anadolu topraklarını aşıp,dışarı taşamamıştır.Oysaki:Aşık Veysel’in toprağı, karnını  kazma ile,bel ile yararak,yüzünü tırmık ile el ile tırmıklıyarak, yaptığımız onca eziyete karşın , bizi affetmekle kalmamış, bize ürün vermiş;bir de gül vererek bizi ödüllendirmiştir.Hiristiyanlıkta,kötülüğe karşılık vermiyerek, gösterdiği hoşgörü vardır.Hazreti Mevlana da, ne olursan ol,günahkar ol,kötü ol, gel,gel,gene gel sözlerinde af etmekle beraber engin bir hoşgörü de vardır.Ama ne Hazreti İsa,ne Mevlana, yapılan kötülüğü , gül ile veya başka bir hediye ile ödüllendirmemiştir.Amma ne yazıkki:Hiristiyanlığın ve Mevlana’nın evrenselleşmesine karşın, daha ileri bir hoşgörü ve cömertlik sergilemesine karşın,Aşık Veysel Anadolu topraklarından dışarı çıkamamıştır.Ben öyle zannediyorum ki: Aşık Veysel kendine özgü bir felsefe yaratmak çabası içinde olmamış,sadece bir halk ozanı olarak bizim Orta Asyalı atalarımızın üç tanrısından biri olan Toprak Tanrı’nın hoşgörü ve cömertliğini dile getirmek istemiştir.Bildiğimiz gibi şaman olan Orta Asyalı atalarımızın müslüman olmadan önce,Paganism denen çok tanrılı dönemde üç tanrıları vardı.Gök Tanrı,Su Tanrı,Toprak Tanrı.Gerek Orta Asya,gerekse Anadolu kültüründe Toprak Tanrının cömertliğini,koruyuculuğunu simgeleyen Toprak Ana deyimi söylenir. Gazi Antepli arkadaşım emekli tank albayı Tahsin Diker'in babası Mehmet Enis Diker,oğlu Tahsin Diker'e şöyle nasihat edermiş.Oğlum,sana su vermeyene,sen süt ver

Anadolu kültürünü incelerken anadolu kadınının çocukları için saçını süpürge ettiğinden bahsetmiştik.saçını süpürge etmek haslet ve fedakarlığının başka kültürlerde örneğin fransız kültüründe,İngiliz kültüründe,Alman kültüründe var olup olmadığını araştırdık bu kültürlerde böyle bir kavrama,böyle bir deyime rastlamadık.Muhtemelen toprak ana da, bu kültürlerde yoktur.Ben hiç sanmıyorum ki:dünyada mevcut hiçbir kültürde Toprak Ana gibi bir deyiş ve kavram olsun. Toprak ana da atalarımızın üç tanrısından biri olan Toprak Tanrıdan kaynaklanan Orta Asya-Anodolu kültürünün bir parçasıdır.Gene üzülmek gerekirki:Özellikle atalarımız müslüman olduktan sonra Orta Asyalı Şaman kültürümüz hiç incelenmemiş,ihmale uğramıştır.Genç kuşaklara ve gelecek kuşaklara  düşen görev unutulmağa yüztutmuş bu Orta Asya kültürümüzü incelemeğe almak,gün ışığına çıkarmak ve eğer evrensel değerleri varsa bunları çıkarıp dünyaya tanıtmaktır. 

10-Kadınlarımıza seçme ve seçilebilme hakkı: 

                Avrupa birliği ülkelerinden çok önce, cumhuriyetimizin kuruluşundan kısa bir süre sonra kadınlarımıza seçimlerde oy kullanma hakkı tanındı. kadınlarımıza belediye meclislerine seçilme hakkı, 26 ekim 1932 de kadınlarımıza mahalli idarelere seçilebilme ve muhtar olma hakkı,  5 aralık 1934 te de milletvekili seçilebilme hakkı verildi Bu tarihten sonra yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine Satı kadın adıyla maruf bir kadın milletvekilimiz de girdi. O tarihlerde çoğu Avrupa birliği ülkesinde daha kadın haklarının adı bile yoktu. Ne yazık ki:Türk kadını haklarını almak için hiç mücadele etmedi. Mustafa Kemal kadınlarımıza haklarını onlar istemeden verdi. Bu çelişkili ve çarpık durumu bir şairimiz şöyle dile getiriyordu mısralarında. (Bu gün cumhuriyetin onbirinci yılında kadınlarımıza kadın hakları ve milletvekili seçilebilme hakkı verildi.  o kadınlar ki:ortalıkta yoktular. ) 2003 yılında bende şunu ilave ediyorum. (aradan 60 yıl geçti o kadınlar hala ortalıkta yokturlar. )Buradan tüm kadınlarımıza seslenelim. Lütfen artık sahneye inin, hem kendinizi gösteriniz, HEMDE SESİNİZİ YÜKSELTİNİZ.  

11 - Avrupa birliğine hem hizmet verecek,  hemde de örnek olacak şanlı ordumuz:Mükemmel bir disiplin ve olagan üstü fedakarlık sergileyen ordumuzun çok eski ve çok köklü bir geleneği vardır. Bu yıl yani 2003 yılında silahlı kuvvetlerimizin 2212 uncu kuruluş yıldönümü kutlandı. Düzenli ordumuz milattan önce203 yılında METE HAN’ın tahta çıkışı ile kuruldu . O günden bugüne devamlı olarak kıymetli hizmetler veriyor. Dünyanın en iyi pazarlamacısı ve en büyük borsacısı George Soros dahi diyorki:Sizin en iyi ihraç malınız ordunuzdur. Avrupa birliğine bizden evvel giren ülkeler, bizim asker millet olduğumuzu da hiç unutmadan ordumuzdan hizmet ve ders almağa baksınlar.  

12 -  Avrupa’ya ileri bir demokrasi dersi verip öğreten Türkiye Büyük Millet Meclisi: 

8 kasım, 1938 de Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüyle Türkiye büyük bir şok yaşadı. Çünkü cumhuriyet kurulalı henüz 15 yıl olmuştu ve rejim tamamen oturmamıştı. Bu bakımdan kimin cumhurbaşkanı olacağı büyük önem taşıyordu. Anayasamız gereği cumhurbaşkanını Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecekti. Birçok demokratik ülkede olduğu gibi kısır adaylık ve kulis çekişmeleri ile seçim yozlaşabilirdi. Nitekim cumhuriyetin kuruluşundan 57 yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi böylesine kısır bir adaylıkve kulis çekişmelerinden ötürü büyük bir yozlaşma yaşadı. Uzun süren seçim mücadelelerinde bir türlü bir cumhurbaşkanı seçme basiretini gösteremedi ve ülkeyi 12eylül, 1980 askeri darbesine toslattı. Oysaki:kendilerinden tam 42 yıl evvel, yani cumhuriyetin 15 inci yılında kendilerinin babaları, ağabeğileri olan milletvekilleri dünyada benzeri görülmiyen bir deha ile mesleyi tereyağından kıl çekercesine pürüssüzce hallettiler. Şöyleki:Türkiye Büyük Millet Meclisi hiç aday gösterilmeden kendi içindeki en uygun adayı cumhurbaşkanı seçecekti. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerine denildiki:Türkiye cumhurbaşkanlığına hiç kimse aday değildir. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyeleri cumhurbaşkanlığına adaydır. Her milletvekili hiçbir etki ve telkin altında kalmadan gönlünde kimi cumhurbaşkanlığına layık görüyorsa onun adını gizli oy pusulalarına yazsın ve seçim sandığına atsın. Seçim gizli oyla yapıldı,  açık sayıldı. Oylar sayılınca sayın İSMET İNÖNÜ cumhurbaşkanlığı kürsüsüne geldi. Onu cumhurbaşkanlığına seçen milletvekillerine teşekkür etti ve dakikalarca ayakta alkışlandı. Aday gösterilmeksizin ve hiçbir etki ve telkin altında kalmadan yapılan bu gizli seçim belki de dünya demokrasi tarihinde bir ilke imza atıyordu.  

13 - Avrupa birliği ülkelerine örnek gösterebileceğimiz Ayvalık tapu idaresi:Dünyaya gözlermi açtığım Ayvalık Sakarya mahallesinin bana yazıyı öğreterek dünya kültürüne ufkumu açan Cumhuriyet ilk okulumun bahçesinde yıllar önce Ayvalık hükümet konağı ve Ayvalık tapu idaresi inşa edildi. Tapu kayıtlarındaki bir yanlışlığı düzeltmek için tapu idaresine çekinerek, adeta korkarak girdim. Çünkü devlet dairelerinde vede özellikle de tapu idarelerindeki herzaman karşılaştığımız ve artık ta kanıksadığımız menfi tavır ve işi yokuşa sürerek vatandaştan haksız menfaat sağlama eğilimi Türkiye genelinde yaygındır.  

Hatta sayın Turgut Özal, başbakan ve cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde devlet memurlarına hakettikleri zamlı ücreti veremeyince benim memurum işini bilir deyivermişti. Sayın başbakanın türkçe olarak açık ve seçik ifada ettiği bu sözün  türkçeden türkçeye tercümesi şöyledir. Memurlar vatandaşların haklı istek ve müraacatlarında dahi, işi uzatarak, işi zora ve yokuşa sürerek onlardan para sızdırmağa baksınlar. Devletten zam istemesinler. Birçok yazar çizerler, birçok düşünürler (başbakan rüşveti teşvik ediyor ve rüşveti meşrulaştırıyor diye ) kendisini çok ağır eleştirilere tabi tuttular. Bu düşünce,  bu endişe ve korkular içinde ilkokulumun bahçesindeki Ayvalık tapu idaresine girdim. Sade bir vatandaş olarak tapu müdürüne tapu kayıtlarının düzeltilerek bana ve hanımım olan Nergis Horto’ya yeni tapu verilmesini rica ettim. Tapu müdürümüz hemen defterleri getirterek tetkik etti. Hanımımın ve benim resimlerimizi istedi yarım saat sonra tashih edilmiş olarak yani düzeltilmiş olarak yeni tapumuz hazırdı. Çocukluğumun geçtiği okulumun bahçesinde aldığım bu doğru ve hızlı hizmet beni son derece sevindirdiği gibi mahallem adına, okulum adına, ilçem,  ülkem ve milletim adına çok gururlandırdı. Ayvalık tapu idaresinde çalışanlara ve yapılan işlere dikkat ettim. Görevlilerin hepsi bigisayarlarının başlarında harıl, harıl kendilerini işlerine vermişlerdi. Avrupa birliğinin devlet hizmetinde istediği açıklık, şeffaflık, berraklık ve sürat çoktan doğduğum, büyüdüğüm Ayvalık Sakarya mahallesine, okulumun bahçesindeki tapu dairesine gelmişti. Tapu işlemleri ve bununla ilgili kanun ve yönetmenlikler açık bir şekilde panolarla duvarlara asılmıştı. 600 yıllık Osmanlı iktidarında tapu kayıtları çok özlü ve çok köklü arşivlere dayanır. İşte bu bu özlü ve köklü arşivlerAyvalık tapu idaresinde modern teknoloji ürünü bilgisayarlarla yoğurulup, harmanlanarak vatandaşına doğru ve hızlı hızmet sunuyordu. İşte dedim yeni mileniumda, yirmibirinci yüzyılda Avrupa birliğine öğünerek örnek göstereceğimiz devlet dairemiz. Ayvalık tapu dairesi.  

   Bana doğduğum, büyüdüğüm mahallem adına, ülkem adına, devletim adına sevinmek, öğünmek hak ve fırsatı veren Ayvalık tapu müdürü Ali Kıyıcı , görevli tapu memuru Zafer Kızıl , görevli memur İsmail Kibar ve Ayvalık tapu idaresinin tüm çalışanlarına mahallem adına, ilçem adına çok teşekkür ediyorum. Örnek göstereceğimiz ve gururlanacağımız başka devlet dairelerinin'de çoğalacağını ümit ve temenni ediyorum.

      15 Ocak,2008 de Milliyet Gazetesinde yayınlanan bir habere göre, dün yani 14 Ocak,2008 pazartesi günü Ankara Polisi,Ankara,Keçiören ilçesi Tapu müdürlüğünde düzenlediği bir operasyonla tapu işlemi yaptıran vatandaşlardan 20 ilâ 100 YTL.rüşvet aldıkları gerekçesi ile 3 ü tapu müdürü,5 i müdür yardımcısı 8 i memur olmak üzere 16 kişi göz altına alındı.Tapu dairesinde pek az personel kaldığından Keçiören ilçe sınırları içindeki tüm tapu işlemleri durduruldu.

     Aslında, geçen yılın başlarında Keçiören Tapu Müdürlüğünde işlem yaptıran bir vatandaşın şikâyeti üzerine, Ankara Emniyeti Kaçakçılık ve Organize suçlarla mücadele şubesi ( KOM ) ekipleri Parsel Kod adı verilen operasyon için düğmeye bastı.

      Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kararlar doğrultusunda, dinlemeler yapıldı. Ve polis Tapu müdürlüğüne gizli kameralar yerleştirdi.

       Hemen ertesi gün, yani 16 Ocak,2008 günkü Milliyet gazetesinin yazdığına göre, İzmir’in Menderes ilçesi Tapu Müdürlüğünde de Gizli kameralarla rüşvet operasyonu başlatıldı Bu operasyona da Çiçek Operasyonu adı verildi. Tapu Dairesinde işlem yaptıran vatandaşlardan 20 ile 1500 YTL.rüşvet aldıkları iddiası ile 23 kişi gözaltına alındı.Aralarında Tapu müdürü Y.A.’nın da bulunduğu 12 kişi tutuklandı.

      Gene Milliyet gazetesinin 17 Ocak,2008 günkü nüshasında çıkan bir habere göre Tapu Genel Müdürü Zeki Adlı Ankara Keçiören ve İzmir Menderes’te düzenlenen yolsuzluk operasyonlarıyla gündeme gelen rüşvet iddiaları nedeni ile, Tapu Dairelerine kamere sistemleri yerleştirileceğini açıkladı. Zeki Adlı’nın bildirdiğine göre,önümüzdeki 3 ay içinde,bu şekilde izlenen Tapu Müdürlük sayısı 400 e kadar çıkacakmış.

       Bu üzücü haberler,bizim Ayvalık Tapu Müdürlüğü için yukarıda kaleme aldığımız övgü dolu yazımızdan yaklaşık……..sonrasına rastlar.

        İsterlerse bugün bile Bizim Ayvalık Tapu müdürlüğüne böyle gizli kameralar yerleştirsinler bakalım Böyle rüşvet olayları duyup görebilecekler mi  ? Herhalde bu da Ayvalık ilçesi ile,Keçiören ilçesi ve İzmir Menderes ilçesi farkını simgeler işte!!

DR.HASAN HORTO,

18 Ocak,2008

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

      Bana övünç veren bu yazımın tamamlamasından yaklaşık birbuçuk ay sonra Ayvalık’ta bana, yine övünç veren başka bir olay gelişti. Onu da buraya almadan edemiyeceğim. Okuyucularım beni bağışlasınlar; Kayserili gibi hep memleketini övüyor, sanmasınlar.  

      Geçen yaz aylarında  Amerika’nın batı sahillerini, Florida’dan Kanada’ya kadar İsabel kasırgası kasıp kavurdu. çatıları uçurdu, evleri yıktı, insanları öldürdü;binlerce kişiyi evsiz ve milyonlarca kişiyi de elektriksiz bıraktı. Hemde günlerce evvelinden meteoroloji gerekli uyarıları yapmış ve her türlü tedbir ve önlem alınmış iken.  

Bizim ülkemizde bu kadar şiddetli fırtınalar olmazdı pek;Fakat son aylarda. son günlerde Amerika’ya olan özentiden midir,  ne?Bizde de şiddetli fırtınalar başladı.  

8 Ekim, 2003 günü ve akşamı, deniz süt liman, hava da çok güzeldi. Ayvalık’tan su ürünleri mühendisi 30 yaşındaki Hakan Afacan, Ayvalık ve Alibey adası açıklarındaki balık kafeslerini kontrol etmek üzere Pınar adlı teknesiyle denize açıldı. Gece aniden. şimdiye kadar buralarda görülmeyen,  çok şiddetli bir fırtına, lodos, karayel başladı. Fırtına okadar şiddetli, dalgalar okadar fazla idiki:Bizim Ar - Tur’da Martı koyu, Tilki koyu ve Güvercindeki plajlarımız sahilden 100 metre deniz açıklarına kadar beyaz köpüklerle kaplanmış, adeta plajlarımız dev dalgalarca işgal edilmişti. Dalgalar tekneleri birbirine tokuşturmuş, bununla da yetinmemiş tekneleri birbirinin üzerinden sahile fırlatmıştı. Teknelerin içini de yosun ve kumla doldurmuştu. Şimdiye kadar böyle bir doğa olgusunu buralarda hiç kimse görmemişti.  

      İşte,  su ürünleri mühendisi Hakan Afacan Ayvalık açıklarında böyle bir fırtınaya yakalandı. Üstelikte Pınar adlı teknesinin motoru da bozulmuş, Hakan Babacan çareyi teknesini halatla balık kafeslerine bağlamakta bulmuştu. Cep telefonu ile Ayvalıkta’ki ailesinden yardım istemiş ama, çok fırtına olduğundan sahil güvenlik botunun denize açılamadığı cevabını almıştı. Tam bu sırada da teknesini balık kafeslerine bağladığı halat kopmaz mı? Tekne dalgalarla sürüklenmeğe başlamış ve alabora olma tehlikesi de baş göstermişti. Hakan Afacan can yeleklerini göğsüne bağlamış, alabora olabilecek teknenin altında kalmamak için kendini denize atıp sahile kadar yüzebilmeyi planlıyordu. 12 saat amansız denizle boğuştuğundan enerji ve direnci de azalmıştı. Yüzebilme planlarını yapıp kendini denize atmak üzereydiki: telefonu çaldı. Mutlu haberi ulaştırdı. İzmir Adnan Menderes Havalimanındaki Sahil Güvenlik Hava Komutanlığının helikopteri kurtarıcı timi ile birlikte havalanmış Ayvalığ’a doğru yola çıkmıştı. Helikopter dalgalarda sürüklenen tekneyi çiçek adası yakınlarında bulmuş, çelik halatı ile helikopterden tekneye inen kurtarıcı timin çelik yapılı neferleri Hakan Afacan'I halata bağlayıp helikoptere çekmiş, Alibey adasında bekleyen Ambulansa indirivermişti Can alıcı,  tehlikeli ve nefes tutan bu düzenli operasyon da , İzmir Sahil Güvenlik Komutanlığımızın kendi öz imkanları ile kusursuz bir şekilde filme alınmış , sahneler dünyadaki televizyon kanallarında gösterilmiş ve filimler arşivlerde onurlu yerlerini almışlardır. Hakan Afacan halatla helikoptere çıkarken ( İnsan hayatına verilen değeri görmek beni çok mutlu etti. ) Diyordu.  

     Biz yurtdaşlar ve Ayvalık halkı olarak ta diyoruz ki: Sahil Güvenlik Güçlerimizin, ancak düzenli hazırlanmış macera filimlerinde görebileceğimiz bu kusursuz kurtarma operasyonu da;Avrupa birliği yolunda ilerlediğimiz şu günlerde, Avrupa BİRLİĞİ ÜLKELERİNE VEREBİLECEĞİMİZ, GÖSTEREBİLECEĞİMİZ BİR ÖRNEK olarak bizleri çok mutlu etti.

      Bizlere,  Avrupa birliği ülkelerine örnek olabilme;Bizlere avrupa birliği ülkeleri karşısında  öğünebilme haz ve fırsatı veren, İzmir Sahil Güvenlik Güçlerimize, onların kıymetli komutanlarına ve fedakar neferlerine yürekten teşekkür ediyoruz.

 

Dr. Hasan HORTO,

11 Ekim. 2003

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Turizm teşvik yatırımları açısından öksüz kalmış Kuzey Ege bölgemizde,İzmir’den kuzeye doğru Çanakkale’ye kadar sadece bir tane beş yıldızlı Turizm tesisi vardır. O da, Ayvalık Sarımsaklı da GRAND HOTEL TEMİZEL dir.Grand Hotel Temizel’ in ülkemizde,Avrupa da,Amerika daki beş yıldızlı benzerlerinden birde fazla yanı vardır ki:Grand Hotel Temizel’i benzerlerine göre beş buçuk yıldızlı konumuna sokmaktadır.Otele girişte,hemen solda,otele bitişik gibi duran birde küçük hava alanı vardır. Otelin özel hava alanı gibi durmaktadır.Hava kuvvetlerimizden emekli bir hava albayımız üç adet küçük uçak satın almış.Bunları otel müşterilerine ve diğer turistlerin uçuş hizmetlerine sunmaktadır.60 YTL karşılığı yarım saatliğine otel müşterilerini ve turistleri uçurmaktadır. İsteyenler zaten çok zengin olan bu güzel tabiat manzaralarını havadan seyredebilecekleri gibi, sahilimizden 5 mil uzaklıktaki şimdi Yunan da kalmış Midilli adası sahillerine de bir dakikada havadan ulaşarak Midilli sahillerini de temaşa edip görebilirler.

İlave: 02.Temmuz.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

ENGELİN DAHİ ENGELLEYEMEDİĞİ İNSAN, HAKAN SÖNMEZ

Ayvalık Belediyesi imar işlerini tek yetkili ve bilgili olarak yürüten, HAKAN SÖNMEZ arkadaşımızın hayat hikâyesini, azim ve başarısını'da Avrupa Birliğine örnek olarak gösterebiliriz sanırım.

Artvin’in Yusufeli beldesi,Boyalı köyünde 1974 yılında doğan Hakan kardeşimiz,marangoz olan babası ve ailesi ile birlikte 1990 yılına kadar Erzurum’un merkez ilçesinde yaşar. Lise birinci sınıfı Erzurum lisesinde okur. Lise ikinci ve üçüncü sınıfları Ayvalık Lisesinde bitirir. 1992 yılında Uludağ üniversitesi, Balıkesir Mühendislik ve Mimarlık fakültesine girer. 4 yılda 1996 yılında fakülteyi bitirir. 1998 yılı Ocak ayından itibaren de, Ayvalık Belediyesi İmar işlerinde çalışır.

Hastalık- Sağlık insanlar içindir.Derler.Hakan arkadaşımız, çocuk yaşlarda ilerleyici kas erimesi hastalığına tutulur.Hastalık hızlı ilerler.Üniversite ikinci sınıftan itibaren hiç yürüyemez hale gelir.Ama gelin görün ki:Bu amansız hastalık dahi,Hakan kardeşimizin azim ve başarısını durduramaz.

Hakan kardeşimiz havası iyi geldiğinden,yaz ve kış aylarında Ayvalık Sarımsaklı beldesinde oturmaktadır. Ayvalık Belediyesinin temin ettiği, yürüme engellileri taşımağa mahsus özel donanımlı araç, özel şoför ile her gün kendisini evinden işyerine – işyerinden evine taşımaktadır. Biz Ayvalıklı hem şehriler olarak, kendisine bu olanakları ve iş ortamını sağlayan şimdiki ve eski belediye başkanlarına, ne kadar teşekkür etsek azdır.

Eğer yolunuz bir gün Ayvalık’a düşer se,Ayvalık sahil yolundaki çalışma bürosunda Hakan kardeşimizi ziyaret ederseniz.Hem kendisini mutlu edersiniz. Hem de azmin neler yaratabilece- ğini, engelin dahi Hakan'ı engelleyemediğini görerek kendinize cesaret kazanırsınız .

     Hakan Sönmez’in başarısını başkalarına örnek gösterirken,Hakan kardeşimize,aksak adalet ana bölümümüzdeki  ( Avrupa İnsan hakları mahkemesine ) müracaatımızla ve yine Bilim ve tababet ana bölümümüzde İnsan kopyalama tekniği , gene ayni bölümde Atatürk kopyalanabilir mi? Yazılarımızla UMUT ve CESARET vermek isteriz.

     Ayrıca Amerikadaki 17 yıllık tecrübemizle,president Frankline Theodore Roosevelt’in hayatını örnek göstererek kendisine UFUK,VİZYON ve HEDEF katmak isteriz.

      Frankline Theodore Roosevelt tekerlekli sandalyesi ile Amerikan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı başarmış,ve dünyayı kasıp kavuran ikinci dünya savaşını kazanan en etkili insan olmuştur.

     Amerika da o kadar çok seviliyordu ki: Seçime adaylığını koyduğu sürece,Amerikan halkı onu ÖMÜR BOYU CUMHURBAŞKANI  seçerdi.

      Umarız kısa bir süre içerisinde,Hakan Sönmez için İLK HEDEFİ de söyleriz. Medya kuruluşlarımızın son günlerde çok sık kullandığı moda deyişle BİZDEN AYRILMAYINIZ

 

İlave: 25.Temmuz.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

14 – GENÇ İNSAN GÜCÜMÜZ: Avrupa birliğine sunacağımız genç insan gücümüz:Avrupa birliği ülkelerinde bugün genç insan gücü çok azalmıştır. Çünkü Avrupada nufus planlaması bizden çok önce başlamış olup çok etkin biçimde uygulanmıştır. Bundan böyle genç nufus azalmış olup denge yaşlılar lehine dönmüştür. Vasati hayat ve yaş ortalaması da arttığından Avrupa’nın bugün çalışacak insan gücüne çok ihtiyacı vardır. İşte Anadolu çalışacak insan gücü bakımından Avrupa’ya zengin bir kaynak oluşturmaktadır.  

15 - Yaşlanmış Avrupa insanına sunacağımız güzel sahillerimiz ve ılıman iklimimiz:Yorulmuş ve yaşlanmış Avrupa insanının güneşi bol plajlara, dantel gibi örülmüş sahillerimize ve hepsinden de daha fazla uygar Avrupa’da gitgide azalan insan sıcaklığına olan ihtiyacı herşeyden daha önemlidir. İşte Anadolu bu güzellikleri Avrupa insanına fazlası ile sunar. Anadolu’nun bu zenginliklerinden çoktan faydalanmağa başlamıştır bile. Benim doğup büyüdüğüm okumayı ve yüzmeyi öğrendiğim Ayvalık Sakarya mahallesinde denizle sanki iç içe yaşarız. Komşu ve akrabalarımdan Nedime Buldanlı babadan kalma konaklarını satışa çıkardı. Kim satın aldı bilirmisiniz Almanya’lı bir aile .  Konağı güzelce restore ettiler. Kapılarından sadece 100 metre uzaklıktaki denize teknelerini de indirdiler. Böylece Almanyadan gelen emekli maaşları ile Almanyada Euro milyonerlerinin yaşayamıyacağı kadar müreffeh dolçe - vita yaşıyorlar. Akdenizin ve Ege denizinin diğer bölgelerinde bu dolçe - vita örnekleri hergün biraz daha artıyor. Bir örnekte haalaTürkiyede alt yapısı en mükemmel, en büyük tatil köyü unvanını koruyan AR - TUR tatil sitemizden verelim. Ar - tur Martı koyu 88 - 5 nolu konutu Almanyanın Berlin kentinden Mr. Winfried Neumann ve güzel eşi Marina Neumann satın aldı. İkisi de Alman sosyal sigortalarından emekli olmuş Neumann’lar sahip oldukları evi öyle güzel döşüyorlar, bahçelerini öyle güzel tanzim ediyorlarki:Her gören hayran kalıyor. Yılın 6 ayını Berlinde, 6 ayını da mavi bayraklı , berrak ve tertemiz martı plajına bitişik  altın güneşin cömertçe yıkadığı Ar - tur daki güzel evlerinde geçiriyorlar. Kendilerinden  sitayişle bahseden komşularının anlattıklarına göre Neumann’lar hergün belirli saatlerde bahçelerini bizzat kendileri çalışarak düzenliyor, hep belirli saatlerdede denize giriyorlar. Bizlere de yaşamda, nizamda, kurallara uymada hep örnek oluyorlar.  

16 - BİLGELİK, ERKEKLİKVE FEDAKARLIK 

      Hiç sanmamki:Saçını süpürge etmek deyimi Anadolu’dan başka dünyanın herhangi bir yerinde söylensin. Biz bigisayar internet sitelerini aradık, taradık, ne ingiliz, ne fransız, nede alman kültüründe buna benzer bir söze rastlıyamadık. Bu veciz söz, Anadolu kadının çocuklarına karşı fedakarlığını anlatmak için Anadolu’nun her yöresinde sırası geldikçe hemen hergün söylenir. Avrupa halkları ile ilişkilerimiz arttıkça Avrupa kadını da analarımızın bu güzel hasletini alacak ve öğrenecektir.  

      Anadolu feylezofu ve Anadolu kurnazı deyimi de yer yer Anadolu’da söylenir. Siz Anadolu kurnazını bir köşeye atın bırakın da , Anadolu feylezofunu bakın. Zira:Anadolu kurnazında hile, kandırmaca, Anadolu feylezofunda ise bilgelik vardır. 

     

 

 

Hem bilgelik hemde erkeklik  Sergileyen

Anadolu’nun kravatlı  Dadaşı

Selahattin Babüroğlu ve Eşi Dürnev Babüroğlu

 

      Bana göre erkek dediğin aklının gerektirdiği bilgeliği ve hormonlarının gerektirdiği erkekliği sergileyebilen kişidir. Erkeklik mertlik ve cinsel gücü birlikte taşır.  Ve erkekliği biz,  Orta Asya’dan Anadolu ya taşıdık. Kadın dediğin ise erkeğinden geri kalmayan, ve fakat erkeğini asla geçmeğe çalışmayan kişidir.

Yeni teknolojinin değiştirip geliştirdiği DALİAN

 

 
 

10 yıl evvel DALİAN. Yaban öküzlerinin sürdüğü çeltik tarlaları

10 yıl sonra DALİAN. Teknolojinin yarattığı Çin SİLİKON VADİSİ

 

 

Azim ve gayretin yarattığı enerji ile zindelik

 

 
 

5 yıl evvel DÜRNEW hanım

5 yıl sonra DÜRNEW hanım. (Daha genç.Daha güçlü)

 

     İnsan yaşamında yaşlanmakla ihtiyarlamak birbirinden ayrı şeylerdir.Hayat maratonunda en büyük başarı ihtiyarlamadan yaşlanabilmektir.Çok eski bir şairin, çok eski bir dilde söylediği gibi,Mihneti, zevk etmededir alemde hüner/ gam-I şadı felek/ böyle gelmiş/böyle gider. 

     Dürnev Babüroğlu ve selahaddin Babüroğlu ailecek ihtiyarlamağa karşı amansız bir savaş açtılar.Çok büyük başarılar sağladılar.Babüroğul’larını yürekten kutluyor,başarılarının devamını diliyorum. 

        Yaptıkları ve yapacakları ile SELAHADDİN ve DÜRNEV BABÜROĞLU bize ibret, yaşama gücü, gayret ve kuvvet veriyor.

Dr. Hasan HORTO

26Ağustos, 2003, ARTUR, Burhaniye

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

17- BEŞİKTAŞ İLÇEMİZDE, ÖRNEK ALINACAK BİR BELEDİYECİLİK HİZMETİ: Bir sene oluyor,ilçemizde,şimdiye kadar hiç bilmediğimiz,hiç duymadığımız,örneğine hiç rastlamadığımız,hiç,ama,hiç te alışık olmadığımız güzel bir hizmet başladı.Belediyece görevlendirilen genç kızlarımız,hane hane,ev ev dolaşarak,bizlerle konuştular.Beşiktaş ilçesinde yaşayan herkese KENTLİLİK KARTI dağıttılar.Bu kartlarla,çok güzel hizmetler,ambulans hizmetleri,sağlık hizmetleri,ulaşım hizmetleri ve daha bir çok hizmetler ücretsiz sağlanıyor.Ücretsiz dağıtılıyor.Bir de belediyemizin 444 4455 telefon danışma hattı var.Bu hat, gece gündüz devamlı olarak,başvuranlara,bıkmadan,usanmadan,yorulmadan,bilgi veriyor.Hemen her konuda yardımcı oluyor.Anında cevap veriyorlar.Anında yardımcı olmaya çalışıyorlar.Beşiktaş ta yaşayan bir yurtdaş olarak,bu hizmetler,bu yardımlar,beni de çok mutlu etti.İşte dedim,Avrupa'ya örnek gösterebileceğimiz,öğünebileceğimiz,ileri bir belediyecilik hizmeti.Göğsümüzü gere gere,diyebiliriz ki:Ey Avrupa,bu güzel ve ileri belediyeciliği,siz de,bizden örnek alın.

6 ay evvel,Beşiktaş belediyesi ile ilgili olan arkadaşlarımla konuştuğumda,dediler ki:Bu hizmetler,Yeni Belediye Başkanının başlattığı e-belediyeciliğin (elektronik belediyecilik )bir parçası olsa gerektir.Merakım ve hayranlığım daha da arttı.Ben bunları,internet web.sitemde,öğerek yazacağım.Bu Hizmetleri başlatırken,nasıl başlattılar?,Hangi örnekten,hangi literatüerden,hangi kanallardan yararlandılar?Bu konularda bana bilgi verebilecek ilgili kişilerle beni lütfen temasa geçirin.Bu konularda belediyemizden bilgi alayım.Doğru yazayım.Eksik olmasınlar,Belediye ile temasa geçtiler.Bazı kişilerle konuştular.Benimle temasa geçilip,bana telefonla veya e-mail yolu ile bilgi verecekleri söylendi.Bilgiler hiçbir yoldan gelmedi.Ben kendilerini defaatla aradım.Bazan kendileri ile konuşma olanağım oluyordu.Çoğu zaman ise,ilgililer yerlerinde yoktular.Telefona cevap veren sekreterler,dışarda görevde olduklarını söylüyorlardı.Mesajlar,notlar alınıyor.Aranacağım söyleniyordu.Ama,bir türlü aranmıyordum.Sonuçsuz kalan çabalarım aylar sürdü.En son,eksik olmasın,hatırlı ve görevli bir arkadaşım araya girdi.O da ilgilileri buldu.Ne ricam olduğunu söyledi.Hatta,telefonu bana vererek,beni de, ilgili kişi ile konuşturdu.İlgili kişi,e-mail adresimi ,telefon numaramı aldı.Bilgi size gönderilecek dedi.Bundan sonra da aradan 10 gün geçti.Bu konuda,ne telefomum çaldı.Ne de,e-mailim den bir mesaj çıktı.Ben de artık, anladım ki:Buradan birşey çıkaramıyacağım.Kendi başıma yazmaya karar verdim.Anlaşılan o ki:Bu hizmet,bir araştırma,inceleme ile değil,aklı-selim ile,el-yordamı ile bulunmuş.Bulanların,uygulayanların,eline,ayağına,beynine ve aklına sağlık.

Sonra,birden,eskiyi anımsadım.Bende,1970 li yıllar boyunca,şimdi,Beşiktaş belediye seçimini kazanan partide 10 yıl çalıştım.O zaman şu kanıya varmıştım ki:Bizim,bölgesel ve ülkesel politikacılarımız,kendilerine çıkar, yarar ve ikbal sağlamıyacak işlerle pek meşgul olmazlar,pek ilgilenmezler.Hep kendilerine çıkar,yarar ve ikbal sağlayacak işlerin peşinde koşarlar.Görünen o ki:Şimdi de batı cephesinde değişen bir şey yok.

Bu güzel belediyecilik hizmeti ile,Beşiktaş ilçesinde yaşayan biz yurtdaşlara,hem yararlanma,hem de Avrupa Birliği karşısında öğünme fırsatı veren,tüm yaratıcılara,tüm uygulayıcılara yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

 

Dr.Hasan HORTO

10Eylül,2006 Ar-Tur,Burhaniye 

 

18 - ESPRİ GÜCÜ YÜKSEK CES’UR ANADOLU KADINLARIMIZ  *

      Son 6 aydır bir televizyon kanalımızda her Perşembe akşamı, değişik yaşlardan ve değişik meslek gruplarından dört hanımefendi HAYDİ GEL BİZİMLE OL diye çok güzel ve entellektüel bir program yayınlanıyorlar.11 Ocak,2008  akşamı çok hoş bir sahne oluştu. Israrlı davetlerine ( hazır değilim ) .Diye mazeret göstererek katılmayan ünlü bir aktörümüz, elektronik posta ile yaptıkları son davete dayanamayarak programa katıldı . Davette aynen şöyle yazıyormuş.

      HAYDİ GEL. KORKMA GEL. KORKMA ACITMAYACAĞIZ.

      Programa katılan ünlü aktörümüz. Oturur oturmaz aynen cevap verdi. ACITMAYACAKSINIZ DİYE SÖZ VERDİNİZ. BENDE GELDİM.

       Genelde erkeklerin aşka girecekleri hanımları ikna etmek, (razı etmek) için sıkça kullandıkları bu garanti sözünü, bu dört çok kültürlü hanımefendi, çok ince bir espri ile erkeklerin elinden hemen alıverdiler.

        Dünyanın hiçbir yerinde TANRI, bir kadına, hem güzelliği hem de aklı,

bir arada  vermez. Fakat,10 ar yıllık zaman sınırları içinde,1968 den 2008 e kadar dört ayrı kuşaktan gelen bu dört kadınımıza TANRI bir iltimas yapmış; Üstüne üstlük birde CESARET hediye etmiştir.

        Adem babamız ile Havva anamızın yasak ilişkiye girdiler diye cennetten kovulmalarını kınayacak kadar

akıllı, eleştirecek kadar ces’ur kadınlarımız.

        Bu yasak aşk ne kadar tatlı imiş ki: Havva Anamız ile Adem Babamız cennetten kovulmayı bile göze aldılar.

        Avrupa Birliği kadınları da espri gücü yüksek bu dört ces'ur Anadolu kadınımızı da bizden örnek alsınlar.

        Çok cesur ve çok akıllı insanlar yetişti bu topraklarda. Kendi kendine yetme ve sadelik ilkelerine dayalı SİNİZM in yani günümüz demokrasilerinde çok yaygın ŞEFFAFLIK VE TAM SAYDAMLIĞIN dünyada ilk kurucularından DYOJEN ( DİOGENES : M.Ö : 412-320 )  Sinop ta yaşardı.Elinde fener,gündüz insan arardı. Dünya fatihi Makedonyalı büyük İskender’e  Gölge etme başka ihsan istemem  Derdi. Ve Şehrin en kalabalık meydanında çırıl çıplak bir fıçıya girer, herkesin gözü önünde masturbasyon yapardı.

        DİYOJEN’in yaşadığı bu topraklarda,bahçede yıkandı diye Aysel Gürel’i kınayanlar kendilerinden utansınlar.

 

Dr.Hasan Horto, 28.Nisan.008

 

* İlinti:  Mangal yürekli Cumhuriyet Kadınlarımız

            

Dr. Hasan HORTO

13.Ocak.2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET