| |
NE VEREBİLİRİZ AVRUPA BİRLİĞİNE
WHAT WE CAN GİVE TO EUROPİON UNİON
QUE NOUS POUVEZ DONNER ALUNİON DE EUROPE
Avrupa birliğine girme çabalarımızın sürdüğü şu
günlerde bu suale cevap bulmak çok önem taşıyor kanımca.
Bu
soruya,bu suale yanıt bulmak,cevap bulmak,kanımca,kanaatımca
çok önem,çok ehemmiyet taşıyor.Çünkü:
Ön Asya, küçük Asya da dediğimiz AKDENİZE BİR KISRAK
BAŞI GİBİ UZANAN anadoluda almaktan çok vermek geleneği
yaygındır. Bir bölümü ile MEZAPOTAMYAya da birleşen bu
toprakların tarih içinde kalmış derin katmanlarında bu
geleneğin sayısız örnekleri mevcuttur.
1 - Uygarlığa ve endüstriye ilk aleti veren
Anadolu:Yeryüzünde ilk gelişen en eski endüstri dalı
Textile endüstrisidir. Textile endüstrisi de İĞ =spındle=fuseau
dediğimiz ilk aletin icad edilip bulunması ile başlar.
Bu başlangıçta ,ilkel atalarımız insanoğlunun mağaradan
çıkışından 800 - 900 yıl sonrasına rastlar. Mağaradan
çıkan analarımızın çocukları dışarısı soğuk olduğundan
üşüyorlardı. Bizleri herzaman koruyan analarımız
çocukları üşümesin diye İĞi icad ettiler. Birlikte
yaşadıkları süt veren hayvanların yapağı denen yünlerini
iğirerek iplik ve iplikten de esvap yaptılar. İlkönce
çocuklarına giydirdiler;sonrada kendileri giydiler.
Endüstri ve dolayısı ile uygarlığın ilk işareti, ilk
aleti iği insanlığa Anadolu kadını hediye etti. Dünyada
ilk ve en eski İĞ kalıntısı mağaralardan yana çok zengin
olan Anadolumuzun Mardin ili civarında bulundu. Karbon
araştırmaları ile yapılan yaş tayininde bu ilk İĞ
kalıntısının günümüzden 8000 - 9000 yıl evveline ait
olduğu bulundu.
2 - Pasteuerden binlerce yıl evvel aşıyı ve aşılamayı
bulan Anadolu kadını ve Anadolu nenesi: Diyarbakırda
doğup, Diyarbakırda büyüyen yazlık komşum saygıdeğer
bir hanımefendi ve diğer komşularla birlikte
mayolarımızı giymiş plajımızın iskelesinde
güneşleniyorduk. İsmi bende mahfuz bu saygıdeğer
hanımefendi doktor abi. doktor abi sırtıma baksana
devamlı kaşınıyor dedi. sırtına baktığımda eskiden kalma
bir yara izi, bir nedbe gördüm . Nasıl oldu diye
sorduğumda başladı şikayete. (nasıl olacak cahil
nenelerimiz biz daha 4 - 5 yaşına gelmeden cileti
alırlar ellerine sırtımızı ciletle böyle keserler,
kanatırlar . sonradan burası şişer iltihaplanır ve kabuk
bağlar, kabuk düştükten sonrada böyle iz kalır işte. Ne
olacak cahil analar, cahil neneler işte. Güya böyle
jiletle kesip, kan akıttıktan ve o yarada iltihap
yarattıktan sonra, biz çocuklar hasta olmazmışız. )
Komşum olan hanım efendinin söylediklerini, sırtında
gördüğüm yara izini ve bu yaşıma kadar edinebildiğim tıp
bilgilerimi harmanlayıp düşündüğümde anladım ki:Elleri
öpülesi Anadolu anaları , Anadolu neneleri yine
çocuklarını , yine torunlarını korumak için , el
yordamı ile modern tıptan , Pasteurden binlerce yıl
önce vücudumuzun koruma sistemini , bağışıklık=immunite
mekanizmasını keşfetmişler. Çocuklarını, torunlarını
hastalıklardan korumasını bilmişler. Binlerce yıl sonra
Pasteurün ve aşıları geliştiren modern laboratuvarların
ve hekimlerin yaptıkları bundan başka birşey değildi,
Vücuda aşılarla zayıflatılmış mikrop vererek hafif
geçecek hastalıklar yaratmak ve vücudun bağışıklık=defance=immunite
sistemini kamçılamak. Bütün aşıların esası budur işte.
Anadolu anası, Anadolu nenesi görerek, hissederek, el
yordamı ile bunu düşünebilmiş, modern tıbbın enjeksiyon
ile verdiği zayıflatılmış mikropları keserek ve o
kesikte iltihap yaratarak vücuda mikrop verebilmişti.
Anadolu anaları, Anadolu neneleri bu uygulamaları
binlerece yıldır sürdürüyorlarmış. Özellikle
Diyarbakırda bu gün yaşı 50 yi aşmış kişilerin sırtında
bu yara izleri varmış.
Ben dememişmi idimki:Ne kadar yaratıcılık, ne kadar
koruyuculuk varsa Anadolu anasında, Anadolu nenesinde
var.
3 - günümüzden 4000 - 5000yıl evvel yapay yağmur
yaratarak şehirlerinin içme suyunu karşılayan Asurlular,
Sümerler:Anadolunun doğusu ile Mezopotamya yağmur
bakımından çok fakirdir. Rüzgar içinde su buharını da
taşıyarak kum yığınları ile örtülü vadilerin içinden tek
bir damla yağmur bırakmadan geçer de gider. Onyedinci ve
onsekizinci yüzyılda Lavasier ve Gay du Lusac hava,
basınç, sıcaklık ve hacim arasındaki fiziksel ve
kimyasal kanunları buldular. Lavasier ve gay du sactan
3000 - 4000 yıl evvel bu kanunları bilmeden burada
yaşayan Asurlular, Sümerler, Babilliler bu kanunları
bilmeden , gözleyerek, hissederek el yordamı da
diyebileceğimiz pratik deneyim ile rüzgarla esen
havadaki su buharını yoğunlaştırıp su olarak tuttular ve
şehirlerinin içme suyu ihtiyacını bu yolla karşıladılar.
Şöyle ki:Rüzgarın geçtiği vadinin tabanını tuğla tozunu
suyla karıştırarak elde ettikleri su geçirmez sır ile
döşediler. Çevrede mevcut taşları büyük kitleler halinde
keserek aralıklarla bu vadiye kafes halinde
yerleştirdiler. Taşlara çarpan rüzgar taşları
soğutuyordu soğuyan taşlarda havanın ısısını düşürüyordu.
Isısı düşen havanın su tutabilme kabiliyeti de
azaldığından su buharı su olarak yoğunlaşıyor ve vadide
göl halinde toplanıyordu. Yirminci yüzyılın ortalarıda
bulunabilen suni yağmurun da esası bundan başka birşey
değildi. Bir farkla ki:Yirminci yüzyılda su buharı yüklü
bulutların ısısını düşürmek için top mermileri ile
atılıp veya uçaklardan püskürtülen kimyasal maddeler
kullanılıyordu. Eski çağlarda Mezopotamya da ise bu
vadiye aralıklı yerleştirilmiş kesme taşlarla
sağlanıyordu.
4 -
Babilin Asma Bahçeleri,Babil Kulesi ve Babil kulesinde
doğan DİYALOG:
Bu bölgede, bu kentlerde çok Tanrılı
dinler hakimdi. Kral Nimrod zamanında, Babil de
insanlar, Tanrıya ulaşsınlar diye BABİL KULESİNİ
yaptılar. Buralardaki bütün kavimler hep ayni dili
konuşurlardı. Babil kulesine çıkıp DİYALOĞ kurarlardı.
Birsi söylediği zaman diğerleri dinlerdi. Böylece
birbirlerini anlarlardı. Çok iyi anlaşırlardı. Rivayete
göre, Tanrı, aralarında iyi anlaşan insanların kendisine
ulaşacağından korktu. Kolay anlaşamasınlar diye,
dillerini 72 parçaya böldü. Böylece insanlar aralarında
anlaşamayıp, birbirlerine düştüler. Tanrı, sadece
Hazreti İbrahime kendi dili İbraniceyi kullanmasına
musaade etti. Çünkü Hazreti İbrahimin atası HUD Babil
kulesinin inşaatına katılmamıştı.O tanrının indinde
günah işlememişti.
Acaba Orta-Doğuda insanlar,
Babil kulesinde,Tanrının gazabına uğradılar diye mi?
Bugünde anlaşamıyorlar.Hep birbirleriyle savaşıyorlar.
Hep birbirlerini öldürüyorlar ?
Dünyada ilk defa, Babil
kulesinde doğan DİYALOĞ Tanrının gazabına uğrayarak,
gene Babil kulesinde ölüyor. Ama, Babil kulesinden
BATIYA sıçrayarak SOKRAT ( M . Ö . 470 399 ) ve
PLÂTONa=EFLÂTUN ( M . Ö . 427 347 ) sayesinde BATI
AYDINLANMASININ, BATI UYGARLIĞININ kaynağı oluyordu.
Babilin kulesinden başka,
Babil kralı NEBUKADNEZAR, güzel karısı SEMİRAMİS için,
BABİLin ASMA BAHÇELERİNİ yaptırdı. Çünkü Semiramis, MEDES kralının kızıydı. Sulak, yeşil, serin yerlerden
geliyordu. Çölde sıcaktan sıkılıyordu. Kral Nebukadnezar
da, eşi Semiramis, serinlesin,sevinsin diye bu ünlü
bahçeleri yaptırmıştı. BABİLin ASMA BAHÇELERİ dünyanın
yedi harikasından biridir. Babilin asma bahçelerini
dünyanın yedi harikasına sokan, yapılışı veya inşaası
değildi. Çünkü : Babilin asma bahçeleri de,tıpkı Babil
kulesi gibi,toprak-saman karışımı kerpiçten yapılmıştı.
Bunlar ise, bir teknoloji harikası değildi. Babilin
Asma Bahçelerini dünyanın yedi harikası yapan, Babil
Asma Bahçelerinin sulama sistemiydi. Nasıl oluyordu da,
tulumbanın, elektriğin olmadığı bir dönemde, Dicle
suları binaların tepesindeki bahçelere çıkartılıyor,
sulama yapılıyordu ? Hernekadar, bazı kaynaklar bunun
zincir-pompa ile yapıldığını yazsa da, bu teori akla
yakın gelmemektedir. Çünkü o zaman pompa da yoktu ki :
zincir-pompa olsun. Biz, bu harika sulama sisteminin
cam borularla gerçekleştiğini yazdık. Çünkü o dönemler,
Sümerler de, Babil de ve bütün Mezopotamya da ileri bir
cam teknolojisi vardı. Camın hammaddesi silica da çöl
kumlarında fazlasıyle mevcuttu. Bu yüzden Sümerler,
Babil ve Asurlular bol miktarda cam tabaklar,cam
bardaklar, cam borular yaparlardı.
Siz hiç, Babilin asma bahçeleri ile Babil kulesini
gördünüz mü ?
İşte size, Babil Kulesi ve Babalin asma bahçeleri !!!

Dünyanın yedi harikası=seven
wonders of the worldun en önemlisi olan bu bahçeler;
elektiriğin, pompanın, tulumbanın keşfedilmemiş olduğu
bir dönemde Lavasierden, Gay du sactan 3000 - 4000 yıl
evvel hava, basınç, ısı arasındaki fizik ve kimya
kanunlarını bilinmeden, görerek, gözleyerek, duyarak
elyordamı dediğimiz pratik deneyim ile dicle suyunu
10metre, 20metre yükseklikteki bina çatılarına çıkartıp
meyveleri, sebzeleri sulayarak ve devamlı bir su akımı
yaratarak gerçekleştirildi. Şöyleki:İnsanoğlunun ilk
yapabildiği eserler toprağın su ile yoğrulmasından ve bu
hamurun pişirilmesinden doğdu. Bu yöntemle Babilliler
çanak çömlek yapabildikleri gibi, helezoni borularda
yaptılar ve hatta sonraları bu helezoni boruları camı
işleyerek te yapabildiler Helezoni boruları münasip bir
ucu dicle sularının yüzeyine diğer münasip ucu da
damların çatısına yerleştiriliyordu. Bu yerleştirm öyle
ustaca yapılıyorduki:tıpkı bugünkü modern evlerimizde
kurduğumuz chimney=cheminée=baca sistemindeki gibi
aşağıdan yukarıya doğru hava akımı sağlanıyordu.
Sağlanan hava akımı ile birlikte dicle suları da hava
akımına katılıp yukarı doğru sürükleniyordu. Bu
srüklenme gücüne birde helezoni boruların yarattığı
merkezkaç kuvvet te ekleniyordu. Böylece dicle
sularından evlerin damlaındaki asma bahçelere doğru
devamlı bir su akımı sağlanıyordu. Dicle suları Babilin
asma bahçelerindeki meyveleri, sebzeleri, çiçekleri
suladıktan sonra tekrar yer seviyesine iniyor ve yerdeki
bahçeleri de suladıktan sonra istenirse başka
faydalı yerlere veriliyor ve en sonunda tekrar dicleye
aktarılıyordu. Binlerce yıl sonraki Roma şehirlerinin
suyunu sağlayan Roma aqua - duct=Roma su yolları sistemi
de az bir farkla bu sisteme dayanıyordu, amma Babil
asma bahçesi sulama sistemi binlerce yıl evvel olmasına
rağmen daha ileri bir teknik ve sistem içeriyordu. Bu ne
menem bir yüksek teknoloji idi ki:Elektirik, pompa,
tulumba ve tulumbayı çalıştıran kol kuvveti olmadan bir
hava momentinin başlattığı itici kuvvet devamlı bir
hava akımı sağlıyor ve diclenin soğuk sularını da
bereberinde sürüklüyordu. Diclenin soğuk suları helezon
şeklindeki borularda dönerken, çok daha büyük bir
merkezkaç kuvvet yaratıyordu. Bu devamlı çekici güçte
diclenin sularını damlardaki Babilin asma bahçelerinde
meyvelere, sebzelere ve çiçeklere taşıyordu. Kullanılan
sudan arta kalan gene diclenin soğuk sularına katılıyor
ve bu akım dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar,
10 yıllar, 100 yıllar, 1000 yıllar devam edip gidiyorlar.
Yeni mileniumda, yirmibirinci yüzyılda ucuz ve nasrafsız
enerji kaynağı arayan, doğayı kirletmeyen enerjiler
üzerinde araştırma yapanlar Babillilerden ders alsınlar.
Zira Babil asma bahçeleri sulama sistemi doğayı hiç
kirletmediği gibi maliyet bakımımdan da tamamen
bedavadır.
5 -
Dünyada çivi tabletlerini ve çivi yazısını ilk bulan,M.Ö
5000 yıllarında,Dicle ve Fırat nehirleri
arasında,Mezopotamya da yaşamış SÜMERLER dir.Çivi
tabletlerini kullanarak,Mısır ile,dünyada ilk yazılı
anlaşma olan,KADEŞ muahedesini,anlaşmasını yapan
da,Anadolu da kurulu HİTİT lerdir.
6 - Mitolojik adı Ida olan kazdağının ayazmasında
dünyanın ilk güzellik yarışması yapılır. Afrodit tek
seçici çoban Parise dünyanın ilk rüşvetini vererek
kendini dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçtirir. Bu
konuyla ilgili detaylar için(İdadaki Afrodit bölümünü
tıklayınız).
6 - Truva ve Aka ordularının karşıkarşıya geldiği
Çanakkale ovasının ortasında Güzel Helena uğruna yapılan
dünyanın ilk düellosu:( bu konuyla ilgili detaylar için
İdadaki Afrodit bölümünü tıklayınız).
7 - İda dağının ASOSunda ARİSTOnun kurduğu dünyanın
ilk felsefe okulu.
8 - Uygarlığa tıp bilimini hediye eden Bergamalı
HİPOKRAT:Bergamada kurduğu dünyanın ilk eczanesinde
zehirlerden ilaçlar yapıyor. hastalara veriyordu.
Bergamada kurduğu dünyanın ilk hastanesinde toplu halde
telkinle hastalarını tedavi ediyordu.
9 -
HOŞGÖRÜYE EKLENEN CÖMERTLİK:
Egenin bağrından çıkan dünyanın en büyük şairi
HOMEROS:Egenin yaz aylarını şöyle anlatıyor Homeros
dizelerinde:( aylar devrildi, mevsimler evrildi, göz
açıp kapayıncaya kadar koca bir yıl geldi ve geçti)
Homerostan 4000 yıl sonra Ege de yaşayan bizler,
Homerosun dizelerinde söylediklerini hergün yaşıyor,
iliklerimize kadar içimizde duyuyor, hissediyoruz.
AŞIK VEYSEL HOŞ GÖRÜYE CÖMERTLİK KATTI Homerostan
sonra Anadoludan çok şairler geldi ve geçti .Nazım
Hikmet ve birçoklarının ünü Anadolu topraklarını
açtı,evrenselleşti.Bir halk ozanımız aşık Veysel
varki:dizelerinde hoşgörü ve cömertliği işledi.Benim
sadık yarim kara topraktır adlı şiirinde bakınız Veysel
höşgörü ve cömertlikte neler söylüyor. ( Benim sadık
yarim kara topraktır / Bir çekirdek verdim / Dört bostan
verdi / Karnını yardım / Kazma ile,bel ile / Yüzünü
tırmaladım / Tırmık ile,el ile /Yine beni karşıladı /
Gül ile / Benim sadık yarim / Kara topraktır. ) Birçok
düşünür ve yazarlar Aşık Veyselin dizelerinde dile
getirdiği bu felsefe ve düşünüşle hoşgörüde
Hiristiyanlığı da Mevlanayı da geçtiğini söylerler.Zira
Hiristiyanlıkta yapılan kötülüğe karşılık vermek
yoktur.Hazreti İsa diyorki:birisi sizin sağ yanağınıza
bir tokat vurursa,karşılk vermeyin,vurması için sol
yanağınızı da çevirinki:tokat vuran mahcup olsun,pişman
olsun,size vurmaktan vazgeçsin.İslamda ise bunun tam
tersi başa baş,dişe diş,göze göz kaidesi vardır.Birisi
sizin gözünüzü çıkarırsa,sizde onun gözünü
çıkaracaksınız.Hazreti Mevlanaya gelince bu kural
yumuşatılmış,bunun yerini engin bir hoşgörü almıştır.Ne
olursan ol,günahkar ol,tövbekar ol,tövbeni bin defa
bozsanda gel, gel,gene gel sözleri dünyada büyük yankı
ve kabul görmüştür.Bu yüzden her yıl Konyada anma
törenleri düzenlenmekte her ülkeden,dünyanın dörtbir
yerinden Konyaa ziyaretçiler akmaktadır.Hoşgörü
felsefesi ile Hazreti Mevlana evrenselleşmiştir.Buna
mukabil Aşık Veysel Anadolu topraklarını aşıp,dışarı
taşamamıştır.Oysaki:Aşık Veyselin toprağı, karnını
kazma ile,bel ile yararak,yüzünü tırmık ile el ile
tırmıklıyarak, yaptığımız onca eziyete karşın , bizi
affetmekle kalmamış, bize ürün vermiş;bir de gül vererek
bizi ödüllendirmiştir.Hiristiyanlıkta,kötülüğe karşılık
vermiyerek, gösterdiği hoşgörü vardır.Hazreti Mevlana da,
ne olursan ol,günahkar ol,kötü ol, gel,gel,gene gel
sözlerinde af etmekle beraber engin bir hoşgörü de
vardır.Ama ne Hazreti İsa,ne Mevlana, yapılan kötülüğü ,
gül ile veya başka bir hediye ile
ödüllendirmemiştir.Amma ne yazıkki:Hiristiyanlığın ve
Mevlananın evrenselleşmesine karşın, daha ileri bir
hoşgörü ve cömertlik sergilemesine karşın,Aşık Veysel
Anadolu topraklarından dışarı çıkamamıştır.Ben öyle
zannediyorum ki: Aşık Veysel kendine özgü bir felsefe
yaratmak çabası içinde olmamış,sadece bir halk ozanı
olarak bizim Orta Asyalı atalarımızın üç tanrısından
biri olan Toprak Tanrının hoşgörü ve cömertliğini dile
getirmek istemiştir.Bildiğimiz gibi şaman olan Orta
Asyalı atalarımızın müslüman olmadan önce,Paganism denen
çok tanrılı dönemde üç tanrıları vardı.Gök Tanrı,Su
Tanrı,Toprak Tanrı.Gerek Orta Asya,gerekse Anadolu
kültüründe Toprak Tanrının cömertliğini,koruyuculuğunu
simgeleyen Toprak Ana deyimi söylenir.
Gazi Antepli arkadaşım emekli tank albayı Tahsin
Diker'in babası Mehmet Enis Diker,oğlu Tahsin Diker'e
şöyle nasihat edermiş.Oğlum,sana su vermeyene,sen süt
ver
Anadolu kültürünü incelerken anadolu kadınının çocukları
için saçını süpürge ettiğinden bahsetmiştik.saçını
süpürge etmek haslet ve fedakarlığının başka kültürlerde
örneğin fransız kültüründe,İngiliz kültüründe,Alman
kültüründe var olup olmadığını araştırdık bu kültürlerde
böyle bir kavrama,böyle bir deyime
rastlamadık.Muhtemelen toprak ana da, bu kültürlerde
yoktur.Ben hiç sanmıyorum ki:dünyada mevcut hiçbir
kültürde Toprak Ana gibi bir deyiş ve kavram olsun.
Toprak ana da atalarımızın üç tanrısından biri olan
Toprak Tanrıdan kaynaklanan Orta Asya-Anodolu kültürünün
bir parçasıdır.Gene üzülmek gerekirki:Özellikle
atalarımız müslüman olduktan sonra Orta Asyalı Şaman
kültürümüz hiç incelenmemiş,ihmale uğramıştır.Genç
kuşaklara ve gelecek kuşaklara düşen görev unutulmağa
yüztutmuş bu Orta Asya kültürümüzü incelemeğe almak,gün
ışığına çıkarmak ve eğer evrensel değerleri varsa
bunları çıkarıp dünyaya tanıtmaktır.
10-Kadınlarımıza seçme ve seçilebilme hakkı:
Avrupa birliği ülkelerinden çok önce,
cumhuriyetimizin kuruluşundan kısa bir süre sonra
kadınlarımıza seçimlerde oy kullanma hakkı tanındı.
kadınlarımıza belediye meclislerine seçilme hakkı, 26
ekim 1932 de kadınlarımıza mahalli idarelere seçilebilme
ve muhtar olma hakkı, 5 aralık 1934 te de milletvekili
seçilebilme hakkı verildi Bu tarihten sonra yapılan
seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine Satı kadın
adıyla maruf bir kadın milletvekilimiz de girdi. O
tarihlerde çoğu Avrupa birliği ülkesinde daha kadın
haklarının adı bile yoktu. Ne yazık ki:Türk kadını
haklarını almak için hiç mücadele etmedi. Mustafa Kemal
kadınlarımıza haklarını onlar istemeden verdi. Bu
çelişkili ve çarpık durumu bir şairimiz şöyle dile
getiriyordu mısralarında. (Bu gün cumhuriyetin onbirinci
yılında kadınlarımıza kadın hakları ve milletvekili
seçilebilme hakkı verildi. o kadınlar ki:ortalıkta
yoktular. ) 2003 yılında bende şunu ilave ediyorum. (aradan
60 yıl geçti o kadınlar hala ortalıkta yokturlar. )Buradan
tüm kadınlarımıza seslenelim. Lütfen artık sahneye inin,
hem kendinizi gösteriniz, HEMDE SESİNİZİ YÜKSELTİNİZ.
11 - Avrupa birliğine hem hizmet verecek, hemde de
örnek olacak şanlı ordumuz:Mükemmel bir disiplin ve
olagan üstü fedakarlık sergileyen ordumuzun çok eski ve
çok köklü bir geleneği vardır. Bu yıl yani 2003 yılında
silahlı kuvvetlerimizin 2212 uncu kuruluş yıldönümü
kutlandı. Düzenli ordumuz milattan önce203 yılında METE
HANın tahta çıkışı ile kuruldu . O günden bugüne
devamlı olarak kıymetli hizmetler veriyor. Dünyanın en
iyi pazarlamacısı ve en büyük borsacısı George Soros
dahi diyorki:Sizin en iyi ihraç malınız ordunuzdur.
Avrupa birliğine bizden evvel giren ülkeler, bizim asker
millet olduğumuzu da hiç unutmadan ordumuzdan hizmet ve
ders almağa baksınlar.
12 - Avrupaya ileri bir demokrasi dersi verip öğreten
Türkiye Büyük Millet Meclisi:
8 kasım, 1938 de Mustafa Kemal Atatürkün ölümüyle
Türkiye büyük bir şok yaşadı. Çünkü cumhuriyet kurulalı
henüz 15 yıl olmuştu ve rejim tamamen oturmamıştı. Bu
bakımdan kimin cumhurbaşkanı olacağı büyük önem
taşıyordu. Anayasamız gereği cumhurbaşkanını Türkiye
Büyük Millet Meclisi seçecekti. Birçok demokratik ülkede
olduğu gibi kısır adaylık ve kulis çekişmeleri ile seçim
yozlaşabilirdi. Nitekim cumhuriyetin kuruluşundan 57 yıl
sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi böylesine kısır bir
adaylıkve kulis çekişmelerinden ötürü büyük bir yozlaşma
yaşadı. Uzun süren seçim mücadelelerinde bir türlü bir
cumhurbaşkanı seçme basiretini gösteremedi ve ülkeyi
12eylül, 1980 askeri darbesine toslattı.
Oysaki:kendilerinden tam 42 yıl evvel, yani cumhuriyetin
15 inci yılında kendilerinin babaları, ağabeğileri olan
milletvekilleri dünyada benzeri görülmiyen bir deha ile
mesleyi tereyağından kıl çekercesine pürüssüzce
hallettiler. Şöyleki:Türkiye Büyük Millet Meclisi hiç
aday gösterilmeden kendi içindeki en uygun adayı
cumhurbaşkanı seçecekti. Türkiye Büyük Millet Meclisi
milletvekillerine denildiki:Türkiye cumhurbaşkanlığına
hiç kimse aday değildir. Ama Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bütün üyeleri cumhurbaşkanlığına adaydır. Her
milletvekili hiçbir etki ve telkin altında kalmadan
gönlünde kimi cumhurbaşkanlığına layık görüyorsa onun
adını gizli oy pusulalarına yazsın ve seçim sandığına
atsın. Seçim gizli oyla yapıldı, açık sayıldı. Oylar
sayılınca sayın İSMET İNÖNÜ cumhurbaşkanlığı kürsüsüne
geldi. Onu cumhurbaşkanlığına seçen milletvekillerine
teşekkür etti ve dakikalarca ayakta alkışlandı. Aday
gösterilmeksizin ve hiçbir etki ve telkin altında
kalmadan yapılan bu gizli seçim belki de dünya demokrasi
tarihinde bir ilke imza atıyordu.
13 - Avrupa birliği ülkelerine örnek gösterebileceğimiz
Ayvalık tapu idaresi:Dünyaya gözlermi açtığım Ayvalık
Sakarya mahallesinin bana yazıyı öğreterek dünya
kültürüne ufkumu açan Cumhuriyet ilk okulumun bahçesinde
yıllar önce Ayvalık hükümet konağı ve Ayvalık tapu
idaresi inşa edildi. Tapu kayıtlarındaki bir yanlışlığı
düzeltmek için tapu idaresine çekinerek, adeta korkarak
girdim. Çünkü devlet dairelerinde vede özellikle de tapu
idarelerindeki herzaman karşılaştığımız ve artık ta
kanıksadığımız menfi tavır ve işi yokuşa sürerek
vatandaştan haksız menfaat sağlama eğilimi Türkiye
genelinde yaygındır.
Hatta sayın Turgut Özal, başbakan ve cumhurbaşkanı
olduğu dönemlerde devlet memurlarına hakettikleri zamlı
ücreti veremeyince benim memurum işini bilir
deyivermişti. Sayın başbakanın türkçe olarak açık ve
seçik ifada ettiği bu sözün türkçeden türkçeye
tercümesi şöyledir. Memurlar vatandaşların haklı istek
ve müraacatlarında dahi, işi uzatarak, işi zora ve
yokuşa sürerek onlardan para sızdırmağa baksınlar.
Devletten zam istemesinler. Birçok yazar çizerler,
birçok düşünürler (başbakan rüşveti teşvik ediyor ve
rüşveti meşrulaştırıyor diye ) kendisini çok ağır
eleştirilere tabi tuttular. Bu düşünce, bu endişe ve
korkular içinde ilkokulumun bahçesindeki Ayvalık tapu
idaresine girdim. Sade bir vatandaş olarak tapu müdürüne
tapu kayıtlarının düzeltilerek bana ve hanımım olan
Nergis Hortoya yeni tapu verilmesini rica ettim. Tapu
müdürümüz hemen defterleri getirterek tetkik etti.
Hanımımın ve benim resimlerimizi istedi yarım saat sonra
tashih edilmiş olarak yani düzeltilmiş olarak yeni
tapumuz hazırdı. Çocukluğumun geçtiği okulumun
bahçesinde aldığım bu doğru ve hızlı hizmet beni son
derece sevindirdiği gibi mahallem adına, okulum adına,
ilçem, ülkem ve milletim adına çok gururlandırdı.
Ayvalık tapu idaresinde çalışanlara ve yapılan işlere
dikkat ettim. Görevlilerin hepsi bigisayarlarının
başlarında harıl, harıl kendilerini işlerine vermişlerdi.
Avrupa birliğinin devlet hizmetinde istediği açıklık,
şeffaflık, berraklık ve sürat çoktan doğduğum, büyüdüğüm
Ayvalık Sakarya mahallesine, okulumun bahçesindeki tapu
dairesine gelmişti. Tapu işlemleri ve bununla ilgili
kanun ve yönetmenlikler açık bir şekilde panolarla
duvarlara asılmıştı. 600 yıllık Osmanlı iktidarında tapu
kayıtları çok özlü ve çok köklü arşivlere dayanır. İşte
bu bu özlü ve köklü arşivlerAyvalık tapu idaresinde
modern teknoloji ürünü bilgisayarlarla yoğurulup,
harmanlanarak vatandaşına doğru ve hızlı hızmet
sunuyordu. İşte dedim yeni mileniumda, yirmibirinci
yüzyılda Avrupa birliğine öğünerek örnek göstereceğimiz
devlet dairemiz. Ayvalık tapu dairesi.
Bana doğduğum, büyüdüğüm mahallem adına, ülkem adına,
devletim adına sevinmek, öğünmek hak ve fırsatı veren
Ayvalık tapu müdürü Ali Kıyıcı , görevli tapu memuru
Zafer Kızıl , görevli memur İsmail Kibar ve Ayvalık tapu
idaresinin tüm çalışanlarına mahallem adına, ilçem adına
çok teşekkür ediyorum. Örnek göstereceğimiz ve
gururlanacağımız başka devlet
dairelerinin'de çoğalacağını ümit ve
temenni ediyorum.
15
Ocak,2008 de Milliyet Gazetesinde yayınlanan bir habere
göre, dün yani 14 Ocak,2008 pazartesi günü Ankara
Polisi,Ankara,Keçiören ilçesi Tapu müdürlüğünde
düzenlediği bir operasyonla tapu işlemi yaptıran
vatandaşlardan 20 ilâ 100 YTL.rüşvet aldıkları gerekçesi
ile 3 ü tapu müdürü,5 i müdür yardımcısı 8 i memur olmak
üzere 16 kişi göz altına alındı.Tapu dairesinde pek az
personel kaldığından Keçiören ilçe sınırları içindeki
tüm tapu işlemleri durduruldu.
Aslında, geçen yılın başlarında
Keçiören Tapu Müdürlüğünde işlem yaptıran bir vatandaşın
şikâyeti üzerine, Ankara Emniyeti Kaçakçılık ve Organize
suçlarla mücadele şubesi ( KOM ) ekipleri Parsel Kod adı
verilen operasyon için düğmeye bastı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca
verilen kararlar doğrultusunda, dinlemeler yapıldı. Ve
polis Tapu müdürlüğüne gizli kameralar yerleştirdi.
Hemen ertesi gün, yani 16
Ocak,2008 günkü Milliyet gazetesinin yazdığına göre,
İzmirin Menderes ilçesi Tapu Müdürlüğünde de Gizli
kameralarla rüşvet operasyonu başlatıldı Bu operasyona
da Çiçek Operasyonu adı verildi. Tapu Dairesinde işlem
yaptıran vatandaşlardan 20 ile 1500 YTL.rüşvet aldıkları
iddiası ile 23 kişi gözaltına alındı.Aralarında Tapu
müdürü Y.A.nın da bulunduğu 12 kişi tutuklandı.
Gene Milliyet gazetesinin 17
Ocak,2008 günkü nüshasında çıkan bir habere göre Tapu
Genel Müdürü Zeki Adlı Ankara Keçiören ve İzmir
Mendereste düzenlenen yolsuzluk operasyonlarıyla
gündeme gelen rüşvet iddiaları nedeni ile, Tapu
Dairelerine kamere sistemleri yerleştirileceğini
açıkladı. Zeki Adlının bildirdiğine göre,önümüzdeki 3
ay içinde,bu şekilde izlenen Tapu Müdürlük sayısı 400 e
kadar çıkacakmış.
Bu üzücü haberler,bizim Ayvalık
Tapu Müdürlüğü için yukarıda kaleme aldığımız övgü dolu
yazımızdan yaklaşık
..sonrasına rastlar.
İsterlerse bugün bile Bizim
Ayvalık Tapu müdürlüğüne böyle gizli kameralar
yerleştirsinler bakalım Böyle rüşvet olayları duyup
görebilecekler mi ? Herhalde bu da Ayvalık ilçesi
ile,Keçiören ilçesi ve İzmir Menderes ilçesi farkını
simgeler işte!!
DR.HASAN HORTO,
18 Ocak,2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Bana övünç veren bu yazımın tamamlamasından
yaklaşık birbuçuk ay sonra Ayvalıkta bana, yine övünç
veren başka bir olay gelişti. Onu da buraya almadan
edemiyeceğim. Okuyucularım beni bağışlasınlar; Kayserili
gibi hep memleketini övüyor, sanmasınlar.
Geçen yaz aylarında Amerikanın batı sahillerini,
Floridadan Kanadaya kadar İsabel kasırgası kasıp
kavurdu. çatıları uçurdu, evleri yıktı, insanları
öldürdü;binlerce kişiyi evsiz ve milyonlarca kişiyi de
elektriksiz bıraktı. Hemde günlerce evvelinden
meteoroloji gerekli uyarıları yapmış ve her türlü tedbir
ve önlem alınmış iken.
Bizim ülkemizde bu kadar şiddetli fırtınalar olmazdı
pek;Fakat son aylarda. son günlerde Amerikaya olan
özentiden midir, ne?Bizde de şiddetli fırtınalar
başladı.
8 Ekim, 2003 günü ve akşamı, deniz süt liman, hava da
çok güzeldi. Ayvalıktan su ürünleri mühendisi 30
yaşındaki Hakan Afacan, Ayvalık ve Alibey adası
açıklarındaki balık kafeslerini kontrol etmek üzere
Pınar adlı teknesiyle denize açıldı. Gece aniden.
şimdiye kadar buralarda görülmeyen, çok şiddetli bir
fırtına, lodos, karayel başladı. Fırtına okadar şiddetli,
dalgalar okadar fazla idiki:Bizim Ar - Turda Martı koyu,
Tilki koyu ve Güvercindeki plajlarımız sahilden 100
metre deniz açıklarına kadar beyaz köpüklerle kaplanmış,
adeta plajlarımız dev dalgalarca işgal edilmişti.
Dalgalar tekneleri birbirine tokuşturmuş, bununla da
yetinmemiş tekneleri birbirinin üzerinden sahile
fırlatmıştı. Teknelerin içini de yosun ve kumla
doldurmuştu. Şimdiye kadar böyle bir doğa olgusunu
buralarda hiç kimse görmemişti.
İşte, su ürünleri mühendisi Hakan Afacan Ayvalık
açıklarında böyle bir fırtınaya yakalandı. Üstelikte
Pınar adlı teknesinin motoru da bozulmuş, Hakan Babacan
çareyi teknesini halatla balık kafeslerine bağlamakta
bulmuştu. Cep telefonu ile Ayvalıktaki ailesinden
yardım istemiş ama, çok fırtına olduğundan sahil
güvenlik botunun denize açılamadığı cevabını almıştı.
Tam bu sırada da teknesini balık kafeslerine bağladığı
halat kopmaz mı? Tekne dalgalarla sürüklenmeğe başlamış
ve alabora olma tehlikesi de baş göstermişti. Hakan
Afacan can yeleklerini göğsüne bağlamış, alabora
olabilecek teknenin altında kalmamak için kendini denize
atıp sahile kadar yüzebilmeyi planlıyordu. 12 saat
amansız denizle boğuştuğundan enerji ve direnci de
azalmıştı. Yüzebilme planlarını yapıp kendini denize
atmak üzereydiki: telefonu çaldı. Mutlu haberi ulaştırdı.
İzmir Adnan Menderes Havalimanındaki Sahil Güvenlik Hava
Komutanlığının helikopteri kurtarıcı timi ile birlikte
havalanmış Ayvalığa doğru yola çıkmıştı. Helikopter
dalgalarda sürüklenen tekneyi çiçek adası yakınlarında
bulmuş, çelik halatı ile helikopterden tekneye inen
kurtarıcı timin çelik yapılı neferleri Hakan Afacan'I
halata bağlayıp helikoptere çekmiş, Alibey adasında
bekleyen Ambulansa indirivermişti Can alıcı, tehlikeli
ve nefes tutan bu düzenli operasyon da , İzmir Sahil
Güvenlik Komutanlığımızın kendi öz imkanları ile
kusursuz bir şekilde filme alınmış , sahneler dünyadaki
televizyon kanallarında gösterilmiş ve filimler
arşivlerde onurlu yerlerini almışlardır. Hakan Afacan
halatla helikoptere çıkarken ( İnsan hayatına verilen
değeri görmek beni çok mutlu etti. ) Diyordu.
Biz yurtdaşlar ve Ayvalık halkı olarak ta diyoruz
ki: Sahil Güvenlik Güçlerimizin, ancak düzenli
hazırlanmış macera filimlerinde görebileceğimiz bu
kusursuz kurtarma operasyonu da;Avrupa birliği yolunda
ilerlediğimiz şu günlerde, Avrupa BİRLİĞİ ÜLKELERİNE
VEREBİLECEĞİMİZ, GÖSTEREBİLECEĞİMİZ BİR ÖRNEK olarak
bizleri çok mutlu etti.
Bizlere, Avrupa birliği ülkelerine örnek
olabilme;Bizlere avrupa birliği ülkeleri karşısında
öğünebilme haz ve fırsatı veren, İzmir Sahil Güvenlik
Güçlerimize, onların kıymetli komutanlarına ve fedakar
neferlerine yürekten teşekkür ediyoruz.
Dr. Hasan HORTO,
11 Ekim. 2003
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Turizm teşvik yatırımları açısından öksüz kalmış Kuzey
Ege bölgemizde,İzmirden kuzeye doğru Çanakkaleye kadar
sadece bir tane beş yıldızlı Turizm tesisi vardır. O da,
Ayvalık Sarımsaklı da GRAND HOTEL TEMİZEL dir.Grand
Hotel Temizel in ülkemizde,Avrupa da,Amerika daki beş
yıldızlı benzerlerinden birde fazla yanı vardır ki:Grand
Hotel Temizeli benzerlerine göre beş buçuk yıldızlı
konumuna sokmaktadır.Otele girişte,hemen solda,otele
bitişik gibi duran birde küçük hava alanı vardır. Otelin
özel hava alanı gibi durmaktadır.Hava kuvvetlerimizden
emekli bir hava albayımız üç adet küçük uçak satın
almış.Bunları otel müşterilerine ve diğer turistlerin
uçuş hizmetlerine sunmaktadır.60 YTL karşılığı yarım
saatliğine otel müşterilerini ve turistleri uçurmaktadır.
İsteyenler zaten çok zengin olan bu güzel tabiat
manzaralarını havadan seyredebilecekleri gibi,
sahilimizden 5 mil uzaklıktaki şimdi Yunan da kalmış
Midilli adası sahillerine de bir dakikada havadan
ulaşarak Midilli sahillerini de temaşa edip görebilirler.
İlave: 02.Temmuz.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
ENGELİN DAHİ ENGELLEYEMEDİĞİ İNSAN,
HAKAN SÖNMEZ
Ayvalık
Belediyesi imar işlerini tek yetkili ve bilgili olarak
yürüten,
HAKAN SÖNMEZ arkadaşımızın hayat hikâyesini, azim
ve başarısını'da Avrupa Birliğine örnek olarak
gösterebiliriz sanırım.
Artvinin Yusufeli beldesi,Boyalı köyünde 1974 yılında
doğan Hakan kardeşimiz,marangoz olan babası ve ailesi
ile birlikte 1990 yılına kadar Erzurumun merkez
ilçesinde yaşar. Lise birinci sınıfı Erzurum lisesinde
okur. Lise ikinci ve üçüncü sınıfları Ayvalık Lisesinde
bitirir. 1992 yılında Uludağ üniversitesi, Balıkesir
Mühendislik ve Mimarlık fakültesine girer. 4 yılda 1996
yılında fakülteyi bitirir. 1998 yılı Ocak ayından
itibaren de, Ayvalık Belediyesi İmar işlerinde çalışır.
Hastalık- Sağlık insanlar içindir.Derler.Hakan
arkadaşımız, çocuk yaşlarda ilerleyici kas erimesi
hastalığına tutulur.Hastalık hızlı ilerler.Üniversite
ikinci sınıftan itibaren hiç yürüyemez hale gelir.Ama
gelin görün ki:Bu amansız hastalık dahi,Hakan
kardeşimizin azim ve başarısını durduramaz.
Hakan
kardeşimiz havası iyi geldiğinden,yaz ve kış aylarında
Ayvalık Sarımsaklı beldesinde oturmaktadır. Ayvalık
Belediyesinin temin ettiği, yürüme engellileri taşımağa
mahsus özel donanımlı araç, özel şoför ile her gün
kendisini evinden işyerine işyerinden evine
taşımaktadır. Biz Ayvalıklı hem şehriler olarak, kendisine
bu olanakları ve iş ortamını sağlayan şimdiki ve eski
belediye başkanlarına, ne kadar teşekkür etsek azdır.
Eğer
yolunuz bir gün Ayvalıka düşer se,Ayvalık sahil
yolundaki çalışma bürosunda Hakan kardeşimizi ziyaret
ederseniz.Hem kendisini mutlu edersiniz. Hem de azmin
neler yaratabilece- ğini,
engelin dahi Hakan'ı engelleyemediğini görerek
kendinize cesaret kazanırsınız .
Hakan Sönmezin başarısını başkalarına örnek
gösterirken,Hakan kardeşimize,aksak adalet ana
bölümümüzdeki ( Avrupa İnsan hakları mahkemesine )
müracaatımızla
ve yine Bilim ve tababet ana bölümümüzde
İnsan kopyalama
tekniği , gene ayni bölümde
Atatürk
kopyalanabilir mi? Yazılarımızla
UMUT ve CESARET vermek isteriz.
Ayrıca Amerikadaki 17 yıllık tecrübemizle,president
Frankline Theodore Rooseveltin hayatını örnek
göstererek kendisine UFUK,VİZYON ve HEDEF katmak
isteriz.
Frankline Theodore Roosevelt tekerlekli sandalyesi
ile Amerikan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı
başarmış,ve dünyayı kasıp kavuran ikinci dünya savaşını
kazanan en etkili insan olmuştur.
Amerika da o kadar çok seviliyordu ki: Seçime
adaylığını koyduğu sürece,Amerikan halkı onu ÖMÜR BOYU
CUMHURBAŞKANI seçerdi.
Umarız kısa bir süre içerisinde,Hakan Sönmez için
İLK HEDEFİ de söyleriz. Medya kuruluşlarımızın son
günlerde çok sık kullandığı moda deyişle BİZDEN
AYRILMAYINIZ
İlave: 25.Temmuz.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
14
GENÇ İNSAN GÜCÜMÜZ: Avrupa birliğine sunacağımız
genç insan gücümüz:Avrupa birliği ülkelerinde bugün genç
insan gücü çok azalmıştır. Çünkü Avrupada nufus
planlaması bizden çok önce başlamış olup çok etkin
biçimde uygulanmıştır. Bundan böyle genç nufus azalmış
olup denge yaşlılar lehine dönmüştür. Vasati hayat ve
yaş ortalaması da arttığından Avrupanın bugün çalışacak
insan gücüne çok ihtiyacı vardır. İşte Anadolu çalışacak
insan gücü bakımından Avrupaya zengin bir kaynak
oluşturmaktadır.
15 - Yaşlanmış Avrupa insanına sunacağımız güzel
sahillerimiz ve ılıman iklimimiz:Yorulmuş ve yaşlanmış
Avrupa insanının güneşi bol plajlara, dantel gibi
örülmüş sahillerimize ve hepsinden de daha fazla uygar
Avrupada gitgide azalan insan sıcaklığına olan ihtiyacı
herşeyden daha önemlidir. İşte Anadolu bu güzellikleri
Avrupa insanına fazlası ile sunar. Anadolunun bu
zenginliklerinden çoktan faydalanmağa başlamıştır bile.
Benim doğup büyüdüğüm okumayı ve yüzmeyi öğrendiğim
Ayvalık Sakarya mahallesinde denizle sanki iç içe
yaşarız. Komşu ve akrabalarımdan Nedime Buldanlı babadan
kalma konaklarını satışa çıkardı. Kim satın aldı
bilirmisiniz Almanyalı bir aile . Konağı güzelce
restore ettiler. Kapılarından sadece 100 metre
uzaklıktaki denize teknelerini de indirdiler. Böylece
Almanyadan gelen emekli maaşları ile Almanyada Euro
milyonerlerinin yaşayamıyacağı kadar müreffeh dolçe -
vita yaşıyorlar. Akdenizin ve Ege denizinin diğer
bölgelerinde bu dolçe - vita örnekleri hergün biraz daha
artıyor. Bir örnekte haalaTürkiyede alt yapısı en
mükemmel, en büyük tatil köyü unvanını koruyan AR - TUR
tatil sitemizden verelim. Ar - tur Martı koyu 88 - 5
nolu konutu Almanyanın Berlin kentinden Mr. Winfried
Neumann ve güzel eşi Marina Neumann satın aldı. İkisi de
Alman sosyal sigortalarından emekli olmuş Neumannlar
sahip oldukları evi öyle güzel döşüyorlar, bahçelerini
öyle güzel tanzim ediyorlarki:Her gören hayran kalıyor.
Yılın 6 ayını Berlinde, 6 ayını da mavi bayraklı ,
berrak ve tertemiz martı plajına bitişik altın güneşin
cömertçe yıkadığı Ar - tur daki güzel evlerinde
geçiriyorlar. Kendilerinden sitayişle bahseden
komşularının anlattıklarına göre Neumannlar hergün
belirli saatlerde bahçelerini bizzat kendileri çalışarak
düzenliyor, hep belirli saatlerdede denize giriyorlar.
Bizlere de yaşamda, nizamda, kurallara uymada hep örnek
oluyorlar.
16 - BİLGELİK, ERKEKLİKVE FEDAKARLIK
Hiç sanmamki:Saçını süpürge etmek deyimi
Anadoludan başka dünyanın herhangi bir yerinde
söylensin. Biz bigisayar internet sitelerini aradık,
taradık, ne ingiliz, ne fransız, nede alman kültüründe
buna benzer bir söze rastlıyamadık. Bu veciz söz,
Anadolu kadının çocuklarına karşı fedakarlığını anlatmak
için Anadolunun her yöresinde sırası geldikçe hemen
hergün söylenir. Avrupa halkları ile ilişkilerimiz
arttıkça Avrupa kadını da analarımızın bu güzel
hasletini alacak ve öğrenecektir.
Anadolu feylezofu ve Anadolu kurnazı deyimi de yer
yer Anadoluda söylenir. Siz Anadolu kurnazını bir
köşeye atın bırakın da , Anadolu feylezofunu bakın.
Zira:Anadolu kurnazında hile, kandırmaca, Anadolu
feylezofunda ise bilgelik vardır.
| |
 |
|
Hem bilgelik
hemde erkeklik
Sergileyen
Anadolunun
kravatlı Dadaşı
Selahattin
Babüroğlu ve
Eşi Dürnev
Babüroğlu
|
|
|
|
|
Bana göre erkek dediğin aklının gerektirdiği
bilgeliği ve hormonlarının gerektirdiği erkekliği
sergileyebilen kişidir. Erkeklik mertlik ve cinsel gücü
birlikte taşır. Ve erkekliği biz, Orta Asyadan
Anadolu ya taşıdık. Kadın dediğin ise erkeğinden geri
kalmayan, ve fakat erkeğini asla geçmeğe çalışmayan
kişidir.
|
Yeni teknolojinin değiştirip geliştirdiği DALİAN
| |
 |
 |
|
| |
10 yıl evvel DALİAN. Yaban öküzlerinin
sürdüğü çeltik tarlaları |
10 yıl sonra DALİAN. Teknolojinin
yarattığı Çin SİLİKON VADİSİ
|
|
|
|
Azim ve gayretin yarattığı enerji ile zindelik
| |
 |
 |
|
| |
5 yıl evvel DÜRNEW hanım |
5 yıl sonra DÜRNEW hanım. (Daha
genç.Daha güçlü) |
|
|
İnsan yaşamında yaşlanmakla ihtiyarlamak
birbirinden ayrı şeylerdir.Hayat maratonunda en büyük
başarı ihtiyarlamadan yaşlanabilmektir.Çok eski bir
şairin, çok eski bir dilde söylediği gibi,Mihneti, zevk
etmededir alemde hüner/ gam-I şadı felek/ böyle gelmiş/böyle
gider.
Dürnev Babüroğlu ve selahaddin Babüroğlu ailecek
ihtiyarlamağa karşı amansız bir savaş açtılar.Çok büyük
başarılar sağladılar.Babüroğullarını yürekten
kutluyor,başarılarının devamını diliyorum.
Yaptıkları ve yapacakları ile SELAHADDİN ve
DÜRNEV BABÜROĞLU bize ibret, yaşama gücü, gayret ve
kuvvet veriyor.
Dr. Hasan HORTO
26Ağustos, 2003, ARTUR, Burhaniye
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
17-
BEŞİKTAŞ İLÇEMİZDE, ÖRNEK ALINACAK BİR BELEDİYECİLİK
HİZMETİ: Bir sene oluyor,ilçemizde,şimdiye kadar hiç
bilmediğimiz,hiç duymadığımız,örneğine hiç
rastlamadığımız,hiç,ama,hiç te alışık olmadığımız güzel
bir hizmet başladı.Belediyece görevlendirilen genç
kızlarımız,hane hane,ev ev dolaşarak,bizlerle
konuştular.Beşiktaş ilçesinde yaşayan herkese KENTLİLİK
KARTI dağıttılar.Bu kartlarla,çok güzel
hizmetler,ambulans hizmetleri,sağlık hizmetleri,ulaşım
hizmetleri ve daha bir çok hizmetler ücretsiz
sağlanıyor.Ücretsiz dağıtılıyor.Bir de belediyemizin 444
4455 telefon danışma hattı var.Bu hat, gece gündüz
devamlı
olarak,başvuranlara,bıkmadan,usanmadan,yorulmadan,bilgi
veriyor.Hemen her konuda yardımcı oluyor.Anında cevap
veriyorlar.Anında yardımcı olmaya çalışıyorlar.Beşiktaş
ta yaşayan bir yurtdaş olarak,bu hizmetler,bu
yardımlar,beni de çok mutlu etti.İşte dedim,Avrupa'ya
örnek gösterebileceğimiz,öğünebileceğimiz,ileri bir
belediyecilik hizmeti.Göğsümüzü gere gere,diyebiliriz
ki:Ey Avrupa,bu güzel ve ileri belediyeciliği,siz
de,bizden örnek alın.
6 ay evvel,Beşiktaş belediyesi ile ilgili olan
arkadaşlarımla konuştuğumda,dediler ki:Bu hizmetler,Yeni
Belediye Başkanının başlattığı e-belediyeciliğin
(elektronik belediyecilik )bir parçası olsa
gerektir.Merakım ve hayranlığım daha da arttı.Ben
bunları,internet web.sitemde,öğerek yazacağım.Bu
Hizmetleri başlatırken,nasıl başlattılar?,Hangi
örnekten,hangi literatüerden,hangi kanallardan
yararlandılar?Bu konularda bana bilgi verebilecek ilgili
kişilerle beni lütfen temasa geçirin.Bu konularda
belediyemizden bilgi alayım.Doğru yazayım.Eksik
olmasınlar,Belediye ile temasa geçtiler.Bazı kişilerle
konuştular.Benimle temasa geçilip,bana telefonla veya
e-mail yolu ile bilgi verecekleri söylendi.Bilgiler
hiçbir yoldan gelmedi.Ben kendilerini defaatla aradım.Bazan
kendileri ile konuşma olanağım oluyordu.Çoğu zaman
ise,ilgililer yerlerinde yoktular.Telefona cevap veren
sekreterler,dışarda görevde olduklarını
söylüyorlardı.Mesajlar,notlar alınıyor.Aranacağım
söyleniyordu.Ama,bir türlü aranmıyordum.Sonuçsuz kalan
çabalarım aylar sürdü.En son,eksik olmasın,hatırlı ve
görevli bir arkadaşım araya girdi.O da ilgilileri
buldu.Ne ricam olduğunu söyledi.Hatta,telefonu bana
vererek,beni de, ilgili kişi ile konuşturdu.İlgili
kişi,e-mail adresimi ,telefon numaramı aldı.Bilgi size
gönderilecek dedi.Bundan sonra da aradan 10 gün geçti.Bu
konuda,ne telefomum çaldı.Ne de,e-mailim den bir mesaj
çıktı.Ben de artık, anladım ki:Buradan birşey
çıkaramıyacağım.Kendi başıma yazmaya karar
verdim.Anlaşılan o ki:Bu hizmet,bir araştırma,inceleme
ile değil,aklı-selim ile,el-yordamı ile
bulunmuş.Bulanların,uygulayanların,eline,ayağına,beynine
ve aklına sağlık.
Sonra,birden,eskiyi anımsadım.Bende,1970 li yıllar
boyunca,şimdi,Beşiktaş belediye seçimini kazanan partide
10 yıl çalıştım.O zaman şu kanıya varmıştım
ki:Bizim,bölgesel ve ülkesel
politikacılarımız,kendilerine çıkar, yarar ve ikbal
sağlamıyacak işlerle pek meşgul olmazlar,pek
ilgilenmezler.Hep kendilerine çıkar,yarar ve ikbal
sağlayacak işlerin peşinde koşarlar.Görünen o ki:Şimdi
de batı cephesinde değişen bir şey yok.
Bu güzel belediyecilik hizmeti ile,Beşiktaş ilçesinde
yaşayan biz yurtdaşlara,hem yararlanma,hem de Avrupa
Birliği karşısında öğünme fırsatı veren,tüm
yaratıcılara,tüm uygulayıcılara yürekten teşekkür
ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.
Dr.Hasan HORTO
10Eylül,2006 Ar-Tur,Burhaniye
18 -
ESPRİ GÜCÜ YÜKSEK CESUR ANADOLU KADINLARIMIZ
*
Son 6 aydır bir televizyon kanalımızda her Perşembe
akşamı, değişik yaşlardan ve değişik meslek gruplarından
dört hanımefendi HAYDİ GEL BİZİMLE OL diye çok güzel ve
entellektüel bir program yayınlanıyorlar.11 Ocak,2008
akşamı çok hoş bir sahne oluştu. Israrlı davetlerine (
hazır değilim ) .Diye mazeret göstererek katılmayan ünlü
bir aktörümüz, elektronik posta ile yaptıkları son
davete dayanamayarak programa katıldı . Davette aynen
şöyle yazıyormuş.
HAYDİ GEL. KORKMA GEL. KORKMA ACITMAYACAĞIZ.
Programa katılan ünlü aktörümüz. Oturur oturmaz
aynen cevap verdi. ACITMAYACAKSINIZ DİYE SÖZ VERDİNİZ.
BENDE GELDİM.
Genelde erkeklerin aşka girecekleri hanımları ikna
etmek, (razı etmek) için sıkça kullandıkları bu garanti sözünü, bu
dört çok kültürlü hanımefendi, çok ince bir espri ile
erkeklerin elinden hemen alıverdiler.
Dünyanın hiçbir yerinde TANRI, bir kadına, hem
güzelliği hem de aklı,
bir arada vermez. Fakat,10 ar yıllık zaman sınırları
içinde,1968 den 2008 e kadar dört ayrı kuşaktan gelen bu
dört
kadınımıza TANRI bir iltimas yapmış; Üstüne üstlük birde
CESARET hediye etmiştir.
Adem babamız ile Havva anamızın yasak ilişkiye girdiler
diye cennetten kovulmalarını kınayacak kadar
akıllı, eleştirecek kadar cesur kadınlarımız.
Bu yasak aşk ne kadar tatlı imiş ki: Havva Anamız ile
Adem Babamız cennetten kovulmayı bile göze aldılar.
Avrupa Birliği kadınları da espri gücü yüksek bu dört ces'ur Anadolu kadınımızı da bizden örnek alsınlar.
Çok cesur ve çok akıllı insanlar yetişti bu topraklarda.
Kendi kendine yetme ve sadelik ilkelerine dayalı SİNİZM
in yani günümüz demokrasilerinde çok yaygın ŞEFFAFLIK VE
TAM SAYDAMLIĞIN dünyada ilk kurucularından
DYOJEN ( DİOGENES : M.Ö : 412-320 ) Sinop ta
yaşardı.Elinde fener,gündüz insan arardı. Dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere Gölge etme başka ihsan
istemem Derdi. Ve Şehrin en kalabalık meydanında çırıl
çıplak bir fıçıya girer, herkesin gözü önünde
masturbasyon yapardı.
DİYOJENin yaşadığı bu topraklarda,bahçede yıkandı diye
Aysel Güreli kınayanlar kendilerinden utansınlar.
Dr.Hasan Horto, 28.Nisan.008
*
İlinti:
Mangal yürekli
Cumhuriyet Kadınlarımız
Dr. Hasan HORTO
13.Ocak.2008
|
|