AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

DEĞİŞİM VE GELİŞİM

       Kâinatın yani evrenin oluşum ve başlangıcı kabul edilen BIG BANG yani BÜYÜK PATLAMA dan beri evren, dur-duraksız, devamlı bir enerji değiş-tokuşu içinde,sonsuz bir hızla değiştikçe değişiyor. Öyle ki: Bir salise evvelki evren, bir salise sonraki evren değil.

       Maddenin ve zamanın oluşumuna, değişime geçmeden önce doğa bilimlerinin, matematik ve fiziğin tarihteki gelişimine bakmakta yarar olacaktır. Gelmiş geçmiş bilim insanları içinde bilime en büyük katkıyı sağlamış insan kabul edilen GALİLEO GALİLEİ nin onurlu ve ibret verici hayatı, İtalya’nın Pisa kentinde15 Şubat,1564 te Vincenco ailesinin 6 çocuğundan en büyüğü olarak doğması ile başlar. Modern fiziğin kurucusu ve babası da sayılan GALİLEO GALİLEİ ayni zamanda gerçek bir (renaissance) renaisansçı,yani gerçek bir yeniden doğuşçu,yani aydınlatmacı olarak ta anılır.

      1581 de tıp fakültesine girdiyse de parasızlıktan bırakmak zorunda kaldı. 1583 ten itibaren matematik ve fizikle uğraşmaya başladı. Okul arkadaşları arasında Galileo nun lâkabı TARTIŞMACI idi. Gerekli öğretimi aldıktan sonra. Tartışmacı Galileo 1589 da Pisa Üniversitesine matematik profesörü olarak atandı. 1592 de Padova Üniversitesi matematik kürsüsüne geçti. Kilise tavanındaki avizenin edalı sallanışını izleyerek SARKAÇI, sonrada ilkel termometreyi buldu. 1597 de PUSULAYI piyasaya arz etti. 1604 te serbest düşüşün matematik kuramlarını yazdı. 1609 da Hollanda da teleskopun bulunması üzerine daha ileri bir teleskop yaptı. Daha ileri dediğimiz bu teleskop iki ucu açık uzunca bir kaval gibiydi. GALİLEİ DÜRBÜNÜ olarak ta adlandırılan bu teleskop gök cisimlerini büyüte büyüte ancak 30 kat büyütebiliyordu. Ama siz gelin görün ki: bugün basit gördüğümüz bu dürbün-teleskopla GALİLEİ gökyüzünde neler gözlemledi? Neler buldu. Neler? Aydaki dağları, yıldız kümelerini ve Samanyolu nu gözlemledi. Jupiterin 4 uydusunu, Venüs devrelerini buldu. 1611-1613 te güneş lekeleri üzerine yazdığı eserinde KOPERNİCK sistemini müdafaa edip savundu.

       Kendi bulduğu SARKACI kullanarak inanılmaz bir deney yaparak dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü reddedilemez bir şekilde gösterip ispatladı. Bu deneyin dayandığı prensip şudur. Bir sarkacın pandülüne belirli bir yönde bir ivme verilince, o sarkacın pandülü ayni düz yörünge üzerinde gider ve gelir. Eğer, sarkacı taşıyan kutunun havası da boşaltılmış, yani vakum yaratılmış ise,  friction yani sürtüşme de olmayacağına göre, dışardan başka bir müdahale yapılmadığı, yani başka bir ivme, kuvvet uygulanmadığı sürece sarkacın ayni düz yörünge üzerindeki hareketi sonsuza kadar devam eder. Sarkacın pandülüne boya püskürten bir sistem de eklenince, pandülün ayni düz yörünge üzerinde her gidiş gelişinde pandül, boya ile yerde çizgiler çizer. Yerde çizilen çizgiler izlenince, çizgilerin, 24 saatte, 360 derece döndüğü gözlemlenir. Sarkacın pandül düz yörüngesi hep ayni kalıp hiç değişmediğine ve değişmeyeceğine göre, demek ki: pandüldeki boyanın çizdiği yer dönüyordu. Demek ki: Yerküre dönüyordu. Demek ki: Dünya dönüyordu.

       Günümüzde, bazıları, batsın bu dünya diyerek dünyanın parasını kazanıyorlar. Biz ise DÖNSÜN BU DÜNYA diyoruz.

       Çok basit gibi görünen, ama çok büyük bir doğa olayını kanıtlayıp, ispatlayan  bu deney, dünyanın her yerinde, her zaman tekrarlanabilir. Ve her yerde, hep ayni sonucu verir.

       Bundan sonra GALİLEO GALİLEİ 1632 yılında,  kilisede kıyametler koparan ( İki kâinat üzerine konuşmalar)  adlı kitabını yayınladı. İşte ne olduysa oldu. Başına gelen acı olaylar bundan sonra başladı. Papa 5 inci Paul kitaplarını tetkik için komisyon kurdurdu. Kitabı yasaklandı. Kendisi de diri diri yakılmak cezası istemiyle ENGİZİSYON MAHKEMESİNE verildi.  Kutsal Engizisyon mahkemesi kendisini ömür boyu hapis, yani müebbet hapis cezasına çarptırdı. Hüküm yiyip mahkemeden çıkarken, kendisini mahkûm eden hakimlerin yüzüne baka baka, Galileo Galilei, NE YAPALIM Kİ : DÜNYA DÖNÜYOR diyerek,bağnaz ve zalim kiliseye ve kilisenin emrindeki yargıya karşı BİLİMİN ONURUNU KURTARDI

     

 Sosyalist devrimde, devrimci gençlerin,  her zaman zevkle söylediği devrimci bir marş vardır. ( Son sözümüz söylenmedi / Savaş yeni başlayacak / Bir devrimci ölse bile / Milyonlar var savaşacak/ ). Bu devrimci marşı çağrıştırıp ispatlarcasına GALİLEO GALİLEİ nin öldüğü gün, 8 Ocak,1642 de sanki sözleşmişçesine başka iki renaissance çı,  iki yeniden doğuşçu, iki aydınlatmacı,  NEWTON ile SHAKESPEARE birlikte doğuyordu. Yirminci yüzyılın sonlarına gelinceye kadar, Evren’in  oluşumuna dair, STATİC ÜNİVERSE yani DURAĞAN EVREN teorisi hakimdi

      California’nın Mount-Wilson uzay gözlem evinde, 1929 yılında astronome Edwin Hubble, kendi adını taşıyan dev Hubble teleskopu ile uzayı ve yıldızları gözledi. Ve saptadı ki: yıldızlar uzaklıklarına bağlı olarak, kızıl renge doğru bir ışık yayıyorlar. Kızıl renge doğru ışık yaymak astronomide uzaklaşmak anlamına gelirmiş. Mor renge doğru ışık yaymak ise yaklaşmak demekmiş.

 

       Bu gözlemlerden çıkan sonuç ta, yıldızların bizden devamlı uzaklaşması oluyormuş.

       Yıldızlar ve galaxiler yalnız bizden değil, birbirlerinden de devamlı uzaklaşıyorlar

       Uzay ve yıldızlardaki bu yeni gözlemler, durağan evren teorisi yerine GENİŞLEYEN EVREN =EXPENSİON OF THE UNİVERSE Teorisini getirdi.

       Evrenin yaratılışı BIG BANG dediğimiz BÜYÜK PATLAMANIN, zamanın da, maddenin de başlangıcı sayılan  SIFIR NOKTASINDA  olduğu kabul ediliyor. Küçük parçacıklar maddeye dönüştü. Büyük patlama BİG BEN ile ZAMANDA-MEKÂNDA birlikte oluştu. Fizikte ve astronomide MADDE de MEKÂN da eş anlamlıdır.

 

          Eski Yunanca bir kelime olan COSMO parça demektir. COSMOS da parçaların birleşmesi yani kâinat=evren demektir. COSMOS, ayni zamanda DÜZEN anlamına gelir. COSMOS ilk defa 1863 yılında Yunancadan, Fransız diline ve Fransız lügatine girmiştir. 

          Devamlı patlamalar ve enerji yığılması karşısında evreni, pompa ile şişen, devamlı genişleyen LÂSTİK BİR BALONA benzetiyorlar. Galaxiler, yıldızlar, gezegenler ve dünya lâstik balon üzerindeki küçük noktalar gibi, evren şiştikçe, evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşıyorlar. 

         Sıfır noktasındaki büyük patlama BİG BEN ile ZAMANDA-MEKÂNDA birlikte kuruldu.

         Teori ve hipotez olarak ortaya atılan bu düşünceler, acaba bilimsel olarak deneyle gösterilebilir? İspatlanır mı?

           1954 yılında 12 Avrupa ülkesi devlet bütçelerinden belirli bir oranda, belirli miktar para ayırarak CERN diye bilinen Avrupa Nüklear Araştırma Merkezini kurdular. Bu 12 üye ülke, diğer ülkelerin ve 2008 yılında Bulgaristan’ın da katılması ile 20 ye yükseldi. CERN e asil üye, tam üye olmak için devlet bütçesinden, her ülkenin ayırdığı oranda, her yıl para katkısı yapmak gerekiyor. Bizim ülkemiz ise, 1960 yılımdan beri CERN’e gözlemci üye olarak katılıyor. Öğrendiğimize göre, tam üye olmak için başvuruda bulunmuşuz. Umuluyor ki : önümüzdeki bir iki yıl içinde tam üye olacağız.      

        İnsanoğlu, bilimin ortaya attığı her şeyi deneye dayandırmak istiyor. Bu bilimsel anlayış içinde, bilim insanları, beklide, şimdiye kadar insanlık tarihinin görüp te tanık olduğu en büyük DENEY için kolları sıvadılar.

         İsviçre de Avrupa nüklear araştırma merkezi CERN in bulunduğu yerde İsviçre ile Fransa arasında yerin 100 metre derinliğinde 27 kilometre uzunluğunda dev bir tünel kazmağa başladılar. 4 milyar dolara mal olan tünel bitmiş durumdadır. Tünelin içine, şimdiye kadar inşa edilen en büyük ve en yüksek enerjili Hadron ( parçacık) hızlandırıcısı olan LHC kurdular. İsviçre de 16 metre yüksekliğinde,17 metre genişliğinde,13 metre boyunda, 2 ton ağırlığında dünyanın en büyük iletken miknatisini de inşa ederek, tünele indirip yerleştirdiler. Yerleştirme işi 12 Nisan,2008 günü sabahın erken saatlerinde başladı. Sorunsuz olarak 11 saatte tamamlandı. İşlemin teknik direktörü Austin Ball’un dediğine göre, tüneldeki dev miknatısa 15 parça daha eklenip birleştirilecek. İnsanoğlunun en büyük, en korkutucu DENEYİ her şey yolunda giderse , 2008 yılı Temmuz ayında gerçekleştirilecek.

     İşte tünel ve tünele yerleştirilen dev Hadron ( parçacık) hızlandırıcı ve çarpıştırıcısı LHC.      

Resimleri büyük izlemek için lütfen üzerine tıklayınız

            Hadron (parçacık) hızlandırıcısı LHC de atom çekirdeğindeki protonlar çok yüksek enerji ile çarpıştırılacak. LHC deki protonlar tünelin çevresine yerleştirilen süper iletken miknatıslar tarafından yönlendirilecek. Böylece zıt yönlerde dönen iki proton ışını üretilecek. Bu yolla, fizik maddelerinin temelini oluşturan ve parçacıklara kitle özelliğini veren HİGGS parçacığı da ortaya çıkarılacak. Ve gözlemlenebilecek. 

      TARİHİN EN BÜYÜK DENEYİNE, 36 ülkeden 2000 den fazla fizikçi katılıyor. Bizim ülkemiz ise, deneylere, şimdilik gözlemci olarak 3 ayrı fizik ekibi ile giriyor. Bizim fizikçilerimiz Compact Mison Solenoid ( CMS ) isimli projenin doğanın şifresini deşifre edeceğini söylüyorlar. Ve şunları ilâve ediyorlar.

        1-    Evrenin oluşumu gözlenecek.

             2- Fizik modellerinin temelini oluşturan ve maddeye kütle özelliğini veren HİGGS parçacığı da tekrar ortaya çıkarılıp gözlemlenecek.

             3- Bu deneyden çıkacak sonuçlar doğrultusunda fizik kuramları bile değişebilecek. Deneye katılan 3 fizik ekibimizden biri olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) CMS Ekibi başkanı Doç. Dr. Meltem Serin ve Prof. Dr. Mehmet Zeyrek CMS projesiyle atom, molekül ve canlı yapısının nasıl oluştuğuna dair yeni sonuçlar beklediklerini söylüyorlar.

       Her ne kadar yetkililer, deneyin risk ve tehlike taşımadığın söylese de, dünya biraz korku, ama daha çok merak içinde nefesini tutmuş, önümüzdeki Temmuz ayında yapılacak bu devasa deneyin etkilerini ve sonuçlarını bekliyor. 

       Bizde, önümüzdeki gelişmeleri ve alınan sonuçları bu sayfalarda sizlere bildirebilmeyi umuyoruz.

       Mekân da dediğimiz evrende, dünya kendi etrafında ve güneş etrafında devamlı dönen küçücük bir yuvarlaktır. Evvelâ bir kor halinde olup devamlı soğumaktadır. Devamlı soğuyan dünyada, en küçük madde birimi olan atomlar birleşerek, moleküller oluştu. İnorganik moleküller, organik moleküllere dönüştü. Organik moleküllerin ileri aşamasında amino- asitler doğdu.Amino asitlerin birbirine bağlanmasından poli-peptidler oluşuyor.poli-peptidlerin birbirleri ile milyonlarca,milyarlarca,trilyonlarca defa değişik birleşmesi çok karmaşık,çok kompleks organik yapılar oluşturuyor. 

       UREY MİLLER’e göre, evrenin küçücük, minicik bir parçası olan dünyada bu aşamada O2=OKSİJEN yoktur. Sadece metan, amonyak, hidrojen ve su vardır. Kompleks organik bileşimler, bu ortam içerisinde devamlı oluşan elektirik deşarjları yardımı ile devamlı evriliyorlar. Evrilme ve çevrilmede, kuvvetler ve maddeler birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde bulunuyorlar. 

         Birkaç defa fizik ödülü alan Stephan Hawking 1980 yılında yazdığı ( Teorik fiziğin sonuna mı  yaklaşıyoruz ? ) adlı kitabında ( Girdilerdeki küçük, küçük farklar, çıktılarda yerini hızla , akıl almayacak büyüklükteki farklara bırakabiliyor. Hava söz konusu olunca, Pekin de kanatlarını çırpan kelebeğin, havada oluşturduğu dalgalar gelecek ay NewYork’a ulaştığında fırtına ve fırtına sistemlerine dönüşebilir.) Diyor.

         Bundan ayrı olarak Kaos ve kelebek etkisi teorisinin sahibi Edward Lorenz, dişçilik tahsili yapmış olmasına rağmen MIT ( Massachusette Instititude of Technology ) massaküset teknoloji enstitüsünde meterolog olarak çalışmaya başlıyor. Çalışmaları esnasında 1963 yılında, meterolojik sistemin başlangıç noktasındaki verilerde ufacık değişikliklerin bile, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurduğunu gözlemlemiştir. 1972 yılında sunduğu bir çalışmada bunu şöyle anlatmıştır. Bir kelebeğin Amozan ormanlarında kanat çırpması Avrupa da fırtına kopmasına sebep olabilir.

         Stephan Hawking’in Pekin de kanat çırpan kelebeği ile, Edward Lorenz’in Amazonda kanat çırpan kelebeğinin havada yarattığı dalgalar hep ayni dalgalardır.Dünya etrafındaki atmosfer,hep ayni atmosferdir. Ama, ufak bir farkla ki: Pekin deki hava dalgaları Pasifik yolunu takip ederek NewYork’a ulaşıyordu. Amazon daki hava dalgaları ise Atlantik yolunu takip ederek Avrupa ya ulaşıyordu.

        Son günlerde Kaos teorisi, dünyada büyük yankı buluyor. Deniliyor ki her KAOS yeni bir düzen yaratır. KAOS,  2005 yılında ASOS ta tertiplenen Fizik ve felsefe kongresinde de, ele alındı. Bu kongreye bende, şimdi rahmetli olmuş fizik profesörü Erdal İnönü’nün daveti üzerine katıldım. Orada, Erdal İnönü’nün aradığı, dünya fiziğine büyük katkısı bulunan kayıp SABRİ ERGUN’nun hayatını anlatacaktım. Çünkü Amerika da Sabri Ergun la arkadaş olmak şerefine kavuşmuştum. Asos ta yaptığım konuşmayı ve ülkemiz adına ibret,  ama  fizik bilimine yaklaşım açısından, biraz da kırgınlık-burukluk yaratıcı, Sabri Ergun’un onur verici hayatını  Sitemizin  (    (Anadolu’dan Bilime Katkılar) adlı yazımda yayınladım. Arzu edenler, lütfen tıklasınlar.

       ASOS ta, adı kaosçuya da çıkmış bir fizik profesörü,hep yanında gezdirdiği sarkacı ile KAOS ve kaosun yarattığı yeni düzeni şöyle gösterdi.Hep ayni düz yörüngede,düz gidip gelen sarkacın pandülüne bir parmak fiskesiyle bir kuvvet uyguladı.Bu kuvvet, düzeni bozulan sarkaçta evvelâ bir Kaos yarattı.Düz yörünge üzerinde,düz gidip gelen pandül,helezon çizmeye başladı. Biraz sonra helezonî gidiş gelişlerde yeni bir düzen oluştu. Bu sefer pandül devamlı olarak, düz değil helezonî gidip gelmeğe başladı. Böylece yeni düzen kuruldu. Ama bu yeni düzende yörünge düz değil, helezonî bir yörüngeydi. Yani değişikti. Tıpkı hiçbirşey ayni kalmıyor. Devamlı değişiyor kuramını kanıtlarcasına.

        Atomlar,moleküller, biyo-moleküller,amino asitler,peptidler,poli-peptidler ve poli-peptidlerin kimyasal bağlarla,binlere,milyonlara,tilyonlara,katrilyonlara varan değişik bağlantı ve variyasyonları birbirleri ile devamlı etkileşim içindeki yumuşak yapılar.Birbirleriyle devamlı değişim içindeyken,çok küçücük te olsa değişik kuvvetler,kelebeğin kanat çırpışları gibi ister tek başlarına,ister birbiri ile birleşip kuvvetlenerek bu çok oynak sistemi hafifçe etkilese dahi,denge bozulabilir.Sistemde kaos doğabilir. Yaratılan bu kaosta yeni denge,yeni düzen oluşurken ufacık bir değişiklik bir BİYOGENESİS oluşuyor. YENİ DÜZENLE birlikte HAYATTA DOĞUYOR. Ama, bu doğuş bir canlıdan değil, hayata gebe, olgunlaşmış, cansız bir sistemden oluyor.İşte bu nokta,Evrende ve dünyada, her zaman mevcut dur-duraksız enerji değiş-tokuşunun,hayat için en ılımlı,en olumlu aşamasıdır.   

      Hayat başlangıcının, 3.5 milyar yıl evvel olduğu sanılıyor.  

      Yeryüzünde ilk defa tek hücreli ANAEROBİK bakteriler üredi. ANAEROBİK canlı demek, tamamen ve ancak OKSİJENSİZ ortamda yaşayabilen canlılar demektir. Oksijen anaerobik canlılar üzerinde zehir etkisi yapar. Günümüzde anaerobik bakterilerin yaptığı iki hastalık söyleyelim.

       1-Tetanos,

       2- gazlı gangren.

       Bu yüzden biz doktorlar, tetanos veya gazlı gangren oluşması muhtemel yaraları bol oksijenli suyla yıkarız. Oksijenli suyun çıkardığı oksijen bakterileri öldürsün. Hastalık oluşmasın diye. Sonrada gerekli aşı ve tedavileri de birlikte yaparız.        

                 

 

Stuart Kaufman’ın Evrende evimizdeyiz adlı kitabından alınmıştır.

 

 

   

    Yani, bizim en ilkel, en eski atalarımız bu ANAEROBİK BAKTERİLER oluyor. İsterseniz bizim 3 milyar 465 milyon yıl evvelki bu en ilkel, en eski ANAEROBİK BAKTERİ ATALA- RIMIZA kısa bir göz atalım.

    En ilkel, en eski bakteri atalarımız bizlerin tamamen tersine karbon- di-oksit= CO2 tüketip, oksijen üretirlerdi. Oksijen de anaerobik bakteri atalarımız üzerinde öldürücü zehir etkisi yapardı. Ama gelin görün ki: anaerobik bakteri atalarımız, kendilerini zehirlemek pahasına karbon dioksit tüketip, oksijen üretmek alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemediler. Biz canlılar da bugün, onlardan aldığımız genlerden midir? Nedir? Oksijen tüketip, karbon dioksit üretmek alışkanlığımızdan bir türlü vazgeçemiyoruz. Boyuna karbon dioksit üreterek dünyayı ısıtıyoruz. Kendimizi felâkete hazırlıyoruz.

     2500 yıl evvel, M.Ö 595- 475 yılları arasında Ephesus-Circa da yaşayan, tüm felsefecilerin en devrimcisi  HERAKLİTUS bakınız bu hızlı değişimi nasıl anlatıyor:   

      

         

 

        Bir nehirde iki adım atamazsınız. Çünkü, bir adım önceki nehir, bir adım sonraki nehirle aynı değil.

       Yani, dünyada hiçbir insan, ister Orgeneral olsun. İsterse de Mareşal. İsterse zafer üstüne zaferler kazansın. İsterse de, dünya fatihi Makedonyalı BÜYÜK İSKENDER’den çok, çok daha büyük olsun. Gene de bir nehirde iki adım atamaz.

       Yani evrende ve dünyada, her şey, her zaman hızla değişiyor. SADECE DEĞİŞİM BAKİ KALIYOR.

     

Dr.Hasan Horto  25.Nisan.2008

 

 

 

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET