| |
DEĞİŞİM VE GELİŞİM
Kâinatın yani evrenin oluşum ve başlangıcı kabul edilen
BIG BANG yani BÜYÜK PATLAMA dan beri evren, dur-duraksız,
devamlı bir enerji değiş-tokuşu içinde,sonsuz bir hızla
değiştikçe değişiyor. Öyle ki: Bir salise evvelki evren,
bir salise sonraki evren değil.
Maddenin ve zamanın oluşumuna, değişime geçmeden
önce doğa bilimlerinin, matematik ve fiziğin tarihteki
gelişimine bakmakta yarar olacaktır. Gelmiş geçmiş bilim
insanları içinde bilime en büyük katkıyı sağlamış insan
kabul edilen GALİLEO GALİLEİ nin onurlu ve ibret verici
hayatı, İtalyanın Pisa kentinde15 Şubat,1564 te
Vincenco ailesinin 6 çocuğundan en büyüğü olarak doğması
ile başlar. Modern fiziğin kurucusu ve babası da sayılan
GALİLEO GALİLEİ ayni zamanda gerçek bir (renaissance)
renaisansçı,yani gerçek bir yeniden doğuşçu,yani
aydınlatmacı olarak ta anılır.
1581 de tıp fakültesine girdiyse de parasızlıktan
bırakmak zorunda kaldı. 1583 ten itibaren matematik ve
fizikle uğraşmaya başladı. Okul arkadaşları arasında
Galileo nun lâkabı TARTIŞMACI idi. Gerekli öğretimi
aldıktan sonra. Tartışmacı Galileo 1589 da Pisa
Üniversitesine matematik profesörü olarak atandı. 1592
de Padova Üniversitesi matematik kürsüsüne geçti. Kilise
tavanındaki avizenin edalı sallanışını izleyerek SARKAÇI,
sonrada ilkel termometreyi buldu. 1597 de PUSULAYI
piyasaya arz etti. 1604 te serbest düşüşün matematik
kuramlarını yazdı. 1609 da Hollanda da teleskopun
bulunması üzerine daha ileri bir teleskop yaptı. Daha
ileri dediğimiz bu teleskop iki ucu açık uzunca bir
kaval gibiydi. GALİLEİ DÜRBÜNÜ olarak ta adlandırılan bu
teleskop gök cisimlerini büyüte büyüte ancak 30 kat
büyütebiliyordu. Ama siz gelin görün ki: bugün basit
gördüğümüz bu dürbün-teleskopla GALİLEİ gökyüzünde neler
gözlemledi? Neler buldu. Neler? Aydaki dağları, yıldız
kümelerini ve Samanyolu nu gözlemledi. Jupiterin 4
uydusunu, Venüs devrelerini buldu. 1611-1613 te güneş
lekeleri üzerine yazdığı eserinde
KOPERNİCK sistemini
müdafaa edip savundu.
Kendi bulduğu SARKACI kullanarak inanılmaz bir
deney yaparak dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü
reddedilemez bir şekilde gösterip ispatladı. Bu deneyin
dayandığı prensip şudur. Bir sarkacın pandülüne belirli
bir yönde bir ivme verilince, o sarkacın pandülü ayni
düz yörünge üzerinde gider ve gelir. Eğer, sarkacı
taşıyan kutunun havası da boşaltılmış, yani vakum
yaratılmış ise, friction yani sürtüşme de olmayacağına
göre, dışardan başka bir müdahale yapılmadığı, yani
başka bir ivme, kuvvet uygulanmadığı sürece sarkacın
ayni düz yörünge üzerindeki hareketi sonsuza kadar devam
eder. Sarkacın pandülüne boya püskürten bir sistem de
eklenince, pandülün ayni düz yörünge üzerinde her gidiş
gelişinde pandül, boya ile yerde çizgiler çizer. Yerde
çizilen çizgiler izlenince, çizgilerin, 24 saatte, 360
derece döndüğü gözlemlenir. Sarkacın pandül düz
yörüngesi hep ayni kalıp hiç değişmediğine ve
değişmeyeceğine göre, demek ki: pandüldeki boyanın
çizdiği yer dönüyordu. Demek ki: Yerküre dönüyordu.
Demek ki: Dünya dönüyordu.
Günümüzde, bazıları, batsın bu dünya diyerek
dünyanın parasını kazanıyorlar. Biz ise DÖNSÜN BU DÜNYA
diyoruz.
Çok basit gibi görünen, ama çok büyük bir doğa
olayını kanıtlayıp, ispatlayan bu deney, dünyanın her
yerinde, her zaman tekrarlanabilir. Ve her yerde, hep
ayni sonucu verir.
Bundan sonra
GALİLEO GALİLEİ 1632 yılında, kilisede
kıyametler koparan ( İki kâinat üzerine konuşmalar) adlı kitabını yayınladı. İşte ne olduysa oldu. Başına
gelen acı olaylar bundan sonra başladı. Papa 5 inci Paul
kitaplarını tetkik için komisyon kurdurdu. Kitabı
yasaklandı. Kendisi de diri diri yakılmak cezası
istemiyle ENGİZİSYON MAHKEMESİNE verildi. Kutsal
Engizisyon mahkemesi kendisini ömür boyu hapis, yani
müebbet hapis cezasına çarptırdı. Hüküm yiyip mahkemeden
çıkarken, kendisini mahkûm eden hakimlerin yüzüne baka
baka, Galileo Galilei, NE YAPALIM Kİ : DÜNYA DÖNÜYOR
diyerek,bağnaz ve zalim kiliseye ve kilisenin emrindeki
yargıya karşı BİLİMİN ONURUNU KURTARDI
|
 |
Sosyalist devrimde, devrimci gençlerin, her
zaman zevkle söylediği devrimci bir marş vardır.
( Son sözümüz söylenmedi / Savaş yeni başlayacak
/ Bir devrimci ölse bile / Milyonlar var
savaşacak/ ). Bu devrimci marşı çağrıştırıp
ispatlarcasına GALİLEO GALİLEİ nin öldüğü gün, 8
Ocak,1642 de sanki sözleşmişçesine başka iki
renaissance çı, iki yeniden doğuşçu, iki
aydınlatmacı, NEWTON ile SHAKESPEARE birlikte
doğuyordu. Yirminci yüzyılın sonlarına gelinceye
kadar, Evrenin oluşumuna dair, STATİC ÜNİVERSE
yani DURAĞAN EVREN teorisi hakimdi
Californianın Mount-Wilson uzay gözlem evinde,
1929 yılında astronome Edwin Hubble, kendi adını
taşıyan dev Hubble teleskopu ile uzayı ve
yıldızları gözledi. Ve saptadı ki: yıldızlar
uzaklıklarına bağlı olarak, kızıl renge doğru
bir ışık yayıyorlar. Kızıl renge doğru ışık
yaymak astronomide uzaklaşmak anlamına gelirmiş.
Mor renge doğru ışık yaymak ise yaklaşmak
demekmiş.
|
Bu gözlemlerden çıkan sonuç ta, yıldızların
bizden devamlı uzaklaşması oluyormuş.
Yıldızlar ve galaxiler yalnız bizden değil,
birbirlerinden de devamlı uzaklaşıyorlar
Uzay ve yıldızlardaki bu yeni gözlemler, durağan
evren teorisi yerine GENİŞLEYEN EVREN =EXPENSİON OF THE
UNİVERSE Teorisini getirdi.
Evrenin yaratılışı
BIG BANG dediğimiz BÜYÜK
PATLAMANIN, zamanın da, maddenin de başlangıcı sayılan
SIFIR NOKTASINDA olduğu kabul ediliyor. Küçük
parçacıklar maddeye dönüştü. Büyük patlama BİG BEN ile
ZAMANDA-MEKÂNDA birlikte oluştu. Fizikte ve astronomide
MADDE de MEKÂN da eş anlamlıdır.
Eski Yunanca bir kelime olan COSMO parça
demektir. COSMOS da parçaların birleşmesi yani kâinat=evren
demektir. COSMOS, ayni zamanda DÜZEN anlamına gelir.
COSMOS ilk defa 1863 yılında Yunancadan, Fransız diline
ve Fransız lügatine girmiştir.
Devamlı patlamalar ve enerji yığılması
karşısında evreni, pompa ile şişen, devamlı genişleyen
LÂSTİK BİR BALONA benzetiyorlar. Galaxiler, yıldızlar,
gezegenler ve dünya lâstik balon üzerindeki küçük
noktalar gibi, evren şiştikçe, evren genişledikçe
birbirlerinden uzaklaşıyorlar.
Sıfır noktasındaki büyük patlama BİG
BEN ile ZAMANDA-MEKÂNDA birlikte kuruldu.
Teori ve hipotez olarak ortaya atılan bu
düşünceler, acaba bilimsel olarak deneyle gösterilebilir?
İspatlanır mı?
1954 yılında 12 Avrupa ülkesi devlet
bütçelerinden belirli bir oranda, belirli miktar para
ayırarak CERN diye bilinen Avrupa Nüklear Araştırma
Merkezini kurdular. Bu 12 üye ülke, diğer ülkelerin ve
2008 yılında Bulgaristanın da katılması ile 20 ye
yükseldi. CERN e asil üye, tam üye olmak için devlet
bütçesinden, her ülkenin ayırdığı oranda, her yıl para
katkısı yapmak gerekiyor. Bizim ülkemiz ise, 1960
yılımdan beri CERNe gözlemci üye olarak katılıyor.
Öğrendiğimize göre, tam üye olmak için başvuruda
bulunmuşuz. Umuluyor ki : önümüzdeki bir iki yıl içinde
tam üye olacağız.
İnsanoğlu, bilimin ortaya attığı her şeyi deneye
dayandırmak istiyor. Bu bilimsel anlayış içinde, bilim
insanları, beklide, şimdiye kadar insanlık tarihinin
görüp te tanık olduğu en büyük DENEY için kolları
sıvadılar.
İsviçre de Avrupa nüklear araştırma merkezi
CERN in bulunduğu yerde İsviçre ile Fransa arasında
yerin 100 metre derinliğinde 27 kilometre uzunluğunda
dev bir tünel kazmağa başladılar. 4 milyar dolara mal
olan tünel bitmiş durumdadır. Tünelin içine, şimdiye
kadar inşa edilen en büyük ve en yüksek enerjili Hadron
( parçacık) hızlandırıcısı olan LHC kurdular. İsviçre de
16 metre yüksekliğinde,17 metre genişliğinde,13 metre
boyunda, 2 ton ağırlığında dünyanın en büyük iletken
miknatisini de inşa ederek, tünele indirip
yerleştirdiler. Yerleştirme işi 12 Nisan,2008 günü
sabahın erken saatlerinde başladı. Sorunsuz olarak 11
saatte tamamlandı. İşlemin teknik direktörü Austin
Ballun dediğine göre, tüneldeki dev miknatısa 15 parça
daha eklenip birleştirilecek. İnsanoğlunun en büyük, en
korkutucu DENEYİ her şey yolunda giderse , 2008 yılı
Temmuz ayında gerçekleştirilecek.
İşte tünel ve tünele yerleştirilen dev
Hadron (
parçacık) hızlandırıcı ve çarpıştırıcısı LHC.
|

Resimleri büyük izlemek için lütfen üzerine
tıklayınız |
Hadron (parçacık) hızlandırıcısı LHC de atom
çekirdeğindeki protonlar çok yüksek enerji ile
çarpıştırılacak. LHC deki protonlar tünelin çevresine
yerleştirilen süper iletken miknatıslar tarafından
yönlendirilecek. Böylece zıt yönlerde dönen iki proton
ışını üretilecek. Bu yolla, fizik maddelerinin temelini
oluşturan ve parçacıklara kitle özelliğini veren HİGGS
parçacığı da ortaya çıkarılacak. Ve gözlemlenebilecek.
TARİHİN EN BÜYÜK DENEYİNE, 36 ülkeden 2000 den
fazla fizikçi katılıyor. Bizim ülkemiz ise, deneylere,
şimdilik gözlemci olarak 3 ayrı fizik ekibi ile giriyor.
Bizim fizikçilerimiz Compact Mison Solenoid ( CMS )
isimli projenin doğanın şifresini deşifre edeceğini
söylüyorlar. Ve şunları ilâve ediyorlar.
1-
Evrenin oluşumu gözlenecek.
2- Fizik modellerinin temelini oluşturan ve
maddeye kütle özelliğini veren
HİGGS parçacığı da tekrar
ortaya çıkarılıp gözlemlenecek.
3- Bu deneyden çıkacak sonuçlar doğrultusunda
fizik kuramları bile değişebilecek. Deneye katılan 3
fizik ekibimizden biri olan Orta Doğu Teknik
Üniversitesi(ODTÜ) CMS Ekibi başkanı Doç. Dr. Meltem
Serin ve Prof. Dr. Mehmet Zeyrek CMS projesiyle atom,
molekül ve canlı yapısının nasıl oluştuğuna dair yeni
sonuçlar beklediklerini söylüyorlar.
Her ne kadar yetkililer, deneyin risk ve
tehlike taşımadığın söylese de, dünya biraz korku, ama
daha çok merak içinde nefesini tutmuş, önümüzdeki Temmuz
ayında yapılacak bu devasa deneyin etkilerini ve
sonuçlarını bekliyor.
Bizde, önümüzdeki gelişmeleri ve alınan
sonuçları bu sayfalarda sizlere bildirebilmeyi umuyoruz.
Mekân da dediğimiz evrende, dünya kendi
etrafında ve güneş etrafında devamlı dönen küçücük bir
yuvarlaktır. Evvelâ bir kor halinde olup devamlı
soğumaktadır. Devamlı soğuyan dünyada, en küçük madde
birimi olan atomlar birleşerek, moleküller oluştu.
İnorganik moleküller, organik moleküllere dönüştü.
Organik moleküllerin ileri aşamasında amino- asitler
doğdu.Amino asitlerin birbirine bağlanmasından
poli-peptidler oluşuyor.poli-peptidlerin birbirleri ile
milyonlarca,milyarlarca,trilyonlarca defa değişik
birleşmesi çok karmaşık,çok kompleks organik yapılar
oluşturuyor.
UREY
MİLLERe göre, evrenin küçücük, minicik
bir parçası olan dünyada bu aşamada O2=OKSİJEN yoktur.
Sadece metan, amonyak, hidrojen ve su vardır. Kompleks
organik bileşimler, bu ortam içerisinde devamlı oluşan
elektirik deşarjları yardımı ile devamlı evriliyorlar.
Evrilme ve çevrilmede, kuvvetler ve maddeler
birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde bulunuyorlar.
Birkaç defa fizik ödülü alan Stephan Hawking
1980 yılında yazdığı ( Teorik fiziğin sonuna mı
yaklaşıyoruz ? ) adlı kitabında ( Girdilerdeki küçük,
küçük farklar, çıktılarda yerini hızla , akıl almayacak
büyüklükteki farklara bırakabiliyor. Hava söz konusu
olunca, Pekin de kanatlarını çırpan kelebeğin, havada
oluşturduğu dalgalar gelecek ay NewYorka ulaştığında
fırtına ve fırtına sistemlerine dönüşebilir.) Diyor.
Bundan ayrı olarak Kaos ve kelebek etkisi
teorisinin sahibi Edward Lorenz, dişçilik tahsili yapmış
olmasına rağmen MIT ( Massachusette Instititude of
Technology ) massaküset teknoloji enstitüsünde meterolog
olarak çalışmaya başlıyor. Çalışmaları esnasında 1963
yılında, meterolojik sistemin başlangıç noktasındaki
verilerde ufacık değişikliklerin bile, büyük ve
öngörülemez sonuçlar doğurduğunu gözlemlemiştir. 1972
yılında sunduğu bir çalışmada bunu şöyle anlatmıştır.
Bir kelebeğin Amozan ormanlarında kanat çırpması Avrupa
da fırtına kopmasına sebep olabilir.
Stephan Hawkingin Pekin de kanat çırpan
kelebeği ile, Edward Lorenzin Amazonda kanat çırpan
kelebeğinin havada yarattığı dalgalar hep ayni
dalgalardır.Dünya etrafındaki atmosfer,hep ayni
atmosferdir. Ama, ufak bir farkla ki: Pekin deki hava
dalgaları Pasifik yolunu takip ederek NewYorka
ulaşıyordu. Amazon daki hava dalgaları ise Atlantik
yolunu takip ederek Avrupa ya ulaşıyordu.
Son günlerde Kaos teorisi, dünyada büyük yankı
buluyor. Deniliyor ki her KAOS yeni bir düzen yaratır.
KAOS, 2005 yılında ASOS ta tertiplenen Fizik ve felsefe
kongresinde de, ele alındı. Bu kongreye bende, şimdi
rahmetli olmuş fizik profesörü Erdal İnönünün daveti
üzerine katıldım. Orada, Erdal İnönünün aradığı, dünya
fiziğine büyük katkısı bulunan kayıp SABRİ ERGUNnun
hayatını anlatacaktım. Çünkü Amerika da Sabri Ergun la
arkadaş olmak şerefine kavuşmuştum. Asos ta yaptığım
konuşmayı ve ülkemiz adına ibret, ama fizik bilimine
yaklaşım açısından, biraz da kırgınlık-burukluk yaratıcı,
Sabri Ergunun onur verici hayatını Sitemizin
(
(Anadoludan Bilime Katkılar)
adlı yazımda yayınladım. Arzu edenler, lütfen
tıklasınlar.
ASOS ta, adı kaosçuya da çıkmış bir fizik
profesörü,hep yanında gezdirdiği sarkacı ile KAOS ve
kaosun yarattığı yeni düzeni şöyle gösterdi.Hep ayni düz
yörüngede,düz gidip gelen sarkacın pandülüne bir parmak
fiskesiyle bir kuvvet uyguladı.Bu kuvvet, düzeni bozulan
sarkaçta evvelâ bir Kaos yarattı.Düz yörünge
üzerinde,düz gidip gelen pandül,helezon çizmeye başladı.
Biraz sonra helezonî gidiş gelişlerde yeni bir düzen
oluştu. Bu sefer pandül devamlı olarak, düz değil
helezonî gidip gelmeğe başladı. Böylece yeni düzen
kuruldu. Ama bu yeni düzende yörünge düz değil, helezonî
bir yörüngeydi. Yani değişikti. Tıpkı hiçbirşey ayni
kalmıyor. Devamlı değişiyor kuramını kanıtlarcasına.
Atomlar,moleküller, biyo-moleküller,amino
asitler,peptidler,poli-peptidler ve poli-peptidlerin
kimyasal
bağlarla,binlere,milyonlara,tilyonlara,katrilyonlara
varan değişik bağlantı ve variyasyonları birbirleri ile
devamlı etkileşim içindeki yumuşak yapılar.Birbirleriyle
devamlı değişim içindeyken,çok küçücük te olsa değişik
kuvvetler,kelebeğin kanat çırpışları gibi ister tek
başlarına,ister birbiri ile birleşip kuvvetlenerek bu
çok oynak sistemi hafifçe etkilese dahi,denge
bozulabilir.Sistemde kaos doğabilir. Yaratılan bu kaosta
yeni denge,yeni düzen oluşurken ufacık bir değişiklik
bir BİYOGENESİS oluşuyor. YENİ DÜZENLE birlikte HAYATTA
DOĞUYOR. Ama, bu doğuş bir canlıdan değil, hayata gebe,
olgunlaşmış, cansız bir sistemden oluyor.İşte bu
nokta,Evrende ve dünyada, her zaman mevcut dur-duraksız
enerji değiş-tokuşunun,hayat için en ılımlı,en olumlu
aşamasıdır.
Hayat başlangıcının, 3.5 milyar yıl evvel olduğu
sanılıyor.
Yeryüzünde ilk defa tek hücreli ANAEROBİK
bakteriler üredi. ANAEROBİK canlı demek, tamamen ve
ancak OKSİJENSİZ ortamda yaşayabilen canlılar demektir.
Oksijen anaerobik canlılar üzerinde zehir etkisi yapar.
Günümüzde anaerobik bakterilerin yaptığı iki hastalık
söyleyelim.
1-Tetanos,
2- gazlı gangren.
Bu yüzden biz
doktorlar, tetanos veya gazlı gangren oluşması muhtemel
yaraları bol oksijenli suyla yıkarız. Oksijenli suyun
çıkardığı oksijen bakterileri öldürsün. Hastalık
oluşmasın diye. Sonrada gerekli aşı ve tedavileri de
birlikte yaparız.
| |
|

Stuart Kaufmanın Evrende evimizdeyiz adlı kitabından
alınmıştır. |
|
|
|
Yani, bizim en ilkel, en eski atalarımız bu
ANAEROBİK BAKTERİLER oluyor. İsterseniz bizim 3 milyar
465 milyon yıl evvelki bu en ilkel, en eski ANAEROBİK BAKTERİ
ATALA- RIMIZA kısa bir göz atalım.
En ilkel, en eski bakteri atalarımız bizlerin
tamamen tersine karbon- di-oksit= CO2 tüketip, oksijen
üretirlerdi. Oksijen de anaerobik bakteri atalarımız
üzerinde öldürücü zehir etkisi yapardı. Ama gelin görün
ki: anaerobik bakteri atalarımız, kendilerini zehirlemek
pahasına karbon dioksit tüketip, oksijen üretmek
alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemediler. Biz
canlılar da bugün, onlardan aldığımız genlerden midir?
Nedir? Oksijen tüketip, karbon dioksit üretmek
alışkanlığımızdan bir türlü vazgeçemiyoruz. Boyuna
karbon dioksit üreterek dünyayı ısıtıyoruz. Kendimizi
felâkete hazırlıyoruz.
2500 yıl evvel, M.Ö 595- 475 yılları arasında
Ephesus-Circa da yaşayan, tüm felsefecilerin en
devrimcisi HERAKLİTUS bakınız bu hızlı değişimi
nasıl anlatıyor:
|
| |
Bir nehirde iki adım atamazsınız. Çünkü, bir
adım önceki nehir, bir adım sonraki nehirle aynı
değil.
Yani, dünyada hiçbir insan, ister Orgeneral
olsun. İsterse de Mareşal. İsterse zafer üstüne
zaferler kazansın. İsterse de, dünya fatihi
Makedonyalı BÜYÜK İSKENDERden çok, çok daha
büyük olsun. Gene de bir nehirde iki adım
atamaz.
Yani evrende ve dünyada, her şey, her
zaman hızla değişiyor.
SADECE DEĞİŞİM BAKİ KALIYOR.
Dr.Hasan Horto 25.Nisan.2008 |
|
| |
Bu
bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya
ilave edecekleriniz varsa
lütfen "
info@demokrasidedevrim.com " adresine
iletirseniz memnun olacağım. |
|
|
|
|
|