AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

SAVAŞA KARŞI SAVAŞA KATILANLAR

Savaşın Tek onurlu yanı savaşa karşı savaşmaktır =( Only honorable part of the war,ıs the war,againist the war. )= ( Seulement honoré partie de guerre,est guerre contre la guerre.). Commandato guevernero diye övündüğüm ve övdüğüm,hemşehrim,emekli vali,Rafet Tuncelli’ye ben, burada ,çok teşekkür ediyorum.İkimiz birlike,İngilizce ve Fransızca düet yapıyoruz. Ben,repeat after me.Repetez aprez-moi,dedikten sonra, LA GUERE deyince,CONTRE LA GUERE diye,anında tamamlıyor.
 

16 Mart,2007 günü,biz Ayvalıklı üç hemşeri ,Ömer Madra,Mustafa Olpak ve ben,Midilli,Girit,Ayvalık ve Afrika üzerine sohbet ederken,söz savaştan açıldı.Ertesi gün yani 17 Mart,2007 günü,Irak savaşının başlangıç yıldönümü olduğundan bütün dünyada ve İstanbul da savaş karşıtı gösteriler yapılacaktı.Ben hemen söze karıştım.Dedim ki:Biz internet sitemizin (SAVAŞA KARŞI SAVAŞA KATILANLAR) bölümünde, ( Savaşın tek onurlu yanı,savaşa karşı savaşmaktır ) Diye yazdık.Mustafa Olpak ta hemen atıldı. ( Savaşlar çıkar için yapılır. ) Dedi.Ağzına sağlık Mustafa Olpak arkadaşım.Ne güzelde söyledin.Zaten çıkarın girdiği yerden Onuralır başını çeker,gider.

       Modern çağlarla başlayan yeni dünyada, artık herkes,her şeyden sorumludur.Sosyalist devrimin eylemci hırçın çocuğu TROÇKY diyor ki:Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz. Ama, iyi bilin ki: Savaş sizinle ilgilenmektedir.

 

       Bir başka eylemci aydın da şöyle söylüyor:  Dünyanın öbür ucunda başlayan bir yer yarığı, ilerler,ilerler.Birde bakarsınız ki: Sizin ayağınızın altından geçmektedir.

 

       Hayatta en güzel sözler, söylenenler değil, söylenmeyen sözlerdir. Duyduk, duymadık demeyin. İşte ben söylüyorum. Ülkemizde iki ANA vardır. Biri Zübeyde ana, biri Dürnev ana. Zübeyde ana Urumeli anası, Dürnev ana da Anadolu anası. 21,01,2005 Istanbul. 
Her sabah AR-TUR'da gözlediğim Dürnev Ana, ağrılı ve özürlü dizlerine meydan okurcasına, elinde bastonu, yokuşlar çıkıyor, günlük yürüyüşlerini tamamlıyor. Anadolu kadınının erkeğinden asla geri kalmayan azim ve gayretini sergiliyor. Hepimize yol gösteriyor, umut veriyor. 
Ben torunlarımla beraber hazırladığımız, demokrasidedevrim.com internet sitemizde, CUMHURİYET KURULURKEN KAYBETTİĞİMİZ ZÜBEYDE ANA'yı yazdım. Saçını süpürge ederek büyüttüğü, hepsi de, birbirinden akıllı, birbirinden değerli çocukları, umarım, kendi bilinç ve sorumluluklarını da katarak bir gün DÜRNEV ANA'yı yazarlar. 
       Dedeler ve Torunların, savaşa karşı savaş çağrısına, anında yankı geldi .Erzurum'un kıravatlı dadaşı Selahaddin Babüroğlu, hanımı, iki oğlu, bir kızı ,iki gelini, damadı ve şimdilik 6 torunu, bir de torun çocuğundan ibaret geniş ailesi ile, savaşa karşı savaşan askerlere katıldı.

Hoş geldi, sefa geldi.

İşte katılım bildirgemiz!

Ne YAMAN'dır

Şu Babüroğlu be

Ne YAMAN, Kendisi dadaş oldu  
Bizi de efelerin efesi yaptı

Sağ olsun, hazla aldık kabul ettik  
VESSELÂM, Biz de,

Buradan Ege'den

Erzurum'daki kravatlı Dadaşa  
Bir gönderme

Bir atışma yapalım:

Silkin ey Palandöken

At başından karını  
Dadaşım sende koynuna al sevgilini

Göster ona her zaman

Ne kadar sevdiğini

 
İşte şimdi Erzurumlu Dadaşlar biz Egeli Efeler, ellerinde barış sazlarıyla  köy köy dolaşan Anadolu âşıkları gibi atışmaya başladık. (Ekte dostum Babüroğlu’nun dedeler ve torunlar yazısını da sunuyorum) 
Aslında, Yirmibirinci yüzyılda, yeni milenyumda, silahların yerine fikir ve bilgi koyarak, kılıç yerine elimize kalem alarak hepsi’de birbirinden zengin, birbirinden güzel Anadolu kültürlerini çatışmayla değil, insan yoluna, barış uğruna atıştırarak uzlaşmaya başladık.

HAYDİ KOLAY GELE EFELER

HAYDİ KOLAY GELE DADAŞLAR

 
Şimdi, Savaşa karşı savaşa katılan, kravatlı dadaş Selâhaddin Babüroğlu’nun anne ve babasını tanıyalım:

Babası Bitlis’li Reşit Rüştü. Sonradan İnönü soyadını alacak olan İsmet Rüştü ile beraber, Askeri Rüştiye’ye gitmek üzere katır sırtında yola çıkarlar. Mühendishane-i Berri Hümayun’un Topçu bölümüne de birlikte girerler. İsmet Rüştü topçu sınıf birincisi, Reşit Rüştü, topçu sınıf dördüncüsü olur.

Topçu teğmeni Reşit Rüştü, Trabzon Kalesinde, Balkan Savaşında, Erzurum Kalesinde görev yapar. Molla Melek Muharebesine katılır. Azap Kalesi müdafaasındaki başarılarından sonra 55. Alay Komutanı olarak Çanakkale savaşına katılır. Bilecik/Kütahya savaşlarındaki kahramanlığının ardından Binbaşılığa yükseltilir. Askerlik yaşamı boyunca çok sayıda madalya kazanır. (Kafkas Savaşları Harp Madalyası, Gümüş Liyakat Madalyası, İstiklal Madalyası ve diğer Madalyalar)

 Gelelim Reşit Rüştü binbaşının ailesine… Erzurum Tabya komutanı iken ilk eşini kaybeder. 3 çocuğu ile kalır. Arkadaşları, akrabaları, “bu çocuklara sen tek başına bakamazsın, evlen” diye ısrar ederler. Pasinler’in Müceldi köyünden, birkaç köyün ağası Nuri ağanın kızı Aliye hanımla evlenir. 1919’ da, dördüncü çocuk, Mehçure hanım doğar. Ardından 1923 yılında, sonradan kravatlı dadaş unvanını alacak Selâhaddin Babüroğlu dünyaya gelir. Mehçure hanım Cumhuriyetin ilk kadın beden terbiyesi öğretmenlerinden olacak, ve o yıllarda “törenlere şortla katılan ülkenin ilk kadın beden eğitimi öğretmenlerinden” unvanını da kazanacaktır. O Mehçure Hanım ki, 1962 yılında görevle gittiği işgal altındaki Kıbrıs (Baf) da, 19 Mayıs’larda Türk bayrağını dalgalandırıp, Kıbrıslı Türkleri coşturan bir Türk öğretmenidir.

Şimdi Mehçure hanımdan, dedesi Nuriş ağayı dinleyelim. Nuriş dede, iri yarı, beyaz tenli, yakışıklı bir dadaşmış. Köy dışına çıktığında köylüler onu hep karşılamaya çıkar, hayranlıkla izlerlermiş. İyi cirit atar iyi at binermiş. Nuriş dedenin, 2 kız ve 2 erkek evlâdı varmış. Ama o hepsinden çok annemiz Aliye hanıma güvenirmiş. “Sen benim, becerikli erkek evlâdımsın” dermiş ve onu çok severmiş.  

Şimdi akla bir soru geliyor. Anlı şanlı, güçlü ve varlıklı Nuriş ağa,nasıl olmuştu da, “becerikli erkek evlâdım” diye çok sevdiği Aliye hanımı, 3 çocuk ile dul kalmış, binbaşı Reşit Rüştü’ye vermişti, dersiniz! Çünkü, Erzurum Kalesini ve Tabyasını savunan, başarılı bir asker olan Reşit Rüştü’nün kahramanlığı ve cesareti onu çok etkilemişti. İyi etmişti de vermişti. Aksi halde biz, başarılıları ile öğündüğümüz, hazla sevdiğimiz kravatlı dadaşı tanımamış olurduk.

Yazık ki Aliye Hanım Reşit Rüştü beyi, beşinci ve en küçük oğlu Selâhaddin’in doğumundan kısa bir zaman sonra, 47 yaşında (kalp rahatsızlığından) kaybeder. Aliye Hanım, çok genç yaşında beş çocukla dul kalır… İşte Aliye Hanım bu beş çocuğa hem analık, hem babalık yaparak, büyütürken, bütün maharetini, bütün becerisini de sergiler. Aliye Hanım babasını sağlığında idadiyi (ilk okulu) bitirmiştir. Ardından da Singer firmasının açtığı kurslara katılarak, Dikiş / Nakış öğretmeni olur. Ve uzun yıllar Singer’in açtığı kurslarda hocalık yapar. Neredeyse tüm Erzurumlu kadınlara dikiş/nakış öğretir.  

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilince, politikaya atılır. Oltu ilçesi Belediye Meclisine, Erzurum İl Genel Meclisine seçilir. Oltu Yardım Severler Derneğinin de ikinci başkanıdır.  

Dikkat edilirse, kadınlar, seçme ve seçilme hakkını alınca değil, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilince, dedik. Dünyanın her yerinde geçerli olan, gerçekçi bir söz vardır. “Bir hak, verilmez, alınır.” Bizde ise, verilmiştir. Belki de o nedenle kadınlarımız bu hakkın değerini bilemiyorlar! 1950’ li yıllarda, bir ozanımız, bu garip durumu şöyle dile getirir. “Kadınlarımıza, 20 yıl önce / Seçme ve seçilme hakkı verildi / O kadınlar ki: Ortalıkta yoktular / ...” 1990’ lı yıllarda, bu güzel şiire, bende bir mısra ekledim. Aradan 60 yıl geçti / O kadınlar / Haalâ ortalıkta yokturlar.  

Her halde Aliye Hanım, o dönemde, ortalıkta olan, birkaç aydın kadınımızdan biriydi. Ayni zamanda Aliye Hanım; biz eski Türkler, müslüman olmadan önce, hakim olan anaerkil aile yapımızı da simgeler. Öz dilimizde bile biz, ne vatan, ne de baba kelimesini kullanırız. Baba yurt değil, ANAYURT deriz. Çok sonraları, Anadolu için ANAVATAN deyimini de kullanmaya başladık. Bizdeki bu gerçekçi deyimler, dünyada yaygın kullanılan terimlere de uyar (*). Amerikalıların ve İngilizlerin dilinde de, anaerkil kelimeler hakimdir. Gerek Amerikalılar, gerekse de İngilizler, hem anerkil yapıyı, hem de, bölge, yöre kültürünü yansıtarak, MOTHER LAND derler. “Mother land”, bizdeki ANAYURT tabirine de tıpa tıp uyar. Bir Alman’a, bir Fransız’a, anayurt dedirtemezsiniz. Almanlar ataerkil, olduklarından FATHER LAND derler.  

Anasının aileye hakim, anaerkil, yapısını biraz da, kravatlı dadaş Selâhaddin Babüroğlu’ndan dinleyelim. Babüroğlu, 1942 yılında harp okulundan mezun olduktan sonra, 59.45 lira maaş ile Trakya / Yiğitler’e tayin olmuş. Karavanadan yemiş, tasarruf yapmış, para biriktirmiş, anası Aliye hanıma 90 lira yollamış. Aliye hanım, 90 lirayı aldıktan sonra, yazdığı mektupta oğlunu, şöyle sigaya çekmiş; “oğlum, senin maaşın 59 lira. Nerden buldun da bana 90 lira gönderdin ?” Babüroğlu, seneler sonra, anasının bu hassasiyet, titizlik ve dikkatini şöyle değerlendiriyor. ”Böyle yetişen çocuk, gelsin de, harama el sürsün bakalım”. Türkçemiz de, harama el sürme gibi güzel olan başka bir deyim daha vardır. Harama uçkur çözme… Babüroğlu’nun harama uçkur çözdüğünü bilemem ama, arkadaşım kravatlı dadaşın, harama el sürmediğine kalıbımı basarım. Harama uçkur çözme ile başarı arasındaki, doğru orantılı, doğal ilişkiyi biz, web sitemizin, “Bilim ve Tababet bölümünde ele aldık (**).

Aliye hanımın, ailedeki, hakimiyet ve etkisi, 1995 yılında, 96 yaşında ölünceye kadar sürer. 1948 yılında, Selâhaddin evlenmeye karar verince, “Sana Salim beyin kızını alacağım” der. Salim Altuğ bey, uzun yıllar, Erzurum Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra, 1948 yılında Erzurum milletvekili olmuş, saygın, güçlü ve zengin bir kişidir. Selâhaddin de, der ki: “ya Salim beyin kızı ile evlenirim, ya da hiç evlenmem”. Bu evlilik Selahaddin için çok önemlidir. Salim bey kızını Babüroğlu’na vermeyi kabul eder. Ne kızı Dürnev hanım, Selâhaddin’i, ne de Selâhaddin, Dürnev’i tanımamaktadır. Etraftakilerin, büyük bir düğün hazırlığı yapma teklilerine karşın, “Hayır, ben kızımı beyaz bir gömlek ve siyah bir yaka ile gelin göndereceğim.” der. Fakat Aliye ana Selahaddin’i güç durumda bırakmaz ve güzel bir düğün yapar. Selâhaddin üst teğmenin acelesi vardır. Çünkü Trakya’ya göreve dönecektir. Dürnev hanım henüz Olgunlaşma Enstitüsünü bitirmiş genç bir Moda/çiçek öğretmenidir. Dürnev, ana olduktan sonra, mesleğini bırakarak, adeta saçını süpürge edip, bir kız, iki oğlan üç başarılı çocuk yetiştirir. Erkeğinden asla geri kalmaz. Eşi, Selâhaddin Babüroğlu’nun da başarılarında büyük rol oynar. Bu yüzden de Anadolu anası olmayı hak eder. Büyük oğlu, ekonomi, iletişim ve arama konferansı uzmanı Oğuz Babüroğlu, Sabancı Üniversitesinde ders verip, akademik kariyerine devam etmektedir. Babaannesi Aliye Hanım için “baba, baba” der. “Baba annem, Aliye hanım, gerçek bir ekonomist. Ağabeyleri, ablaları, babadan kalan topraklarını para ile icara verirken, baba annem, her tarlasını ürün karşılığı icara vermiş. Her defasında da kendisini ve tarlalarını enflâsyona karşı korumuş. Ablaları, ağabeyleri bunu becerememişler, her seferinde enflâsyona yenilmişler.” Bunlardan anlaşılacağı üzere, Babüroğlu ailesinde, aileyi yürüten, iki ana öne çıkıyor. Aliye ana ve Dürnev ana. 

Baba şefkatinden mahrum büyüyen insanlar, belki de bu eksikliği telâfi etmek için, çok çalışırlar. Ve her zaman başarılı olurlar. Hazreti İsa babasını hiç bilmedi. Hazreti Muhammed, daha ana karnında iken, babasını kaybetti. Mustafa Kemâl’in babası Ali Rıza efendi, Mustafa çok küçük yaşta iken öldü. Nazım Hikmet te babasız büyüdü. Bill Clinton'un babası, Bill çok küçükken anasından ayrıldı. Başarılı yazar Elif Şafak, son kitabı “Baba ve Piç” i yazdı. Hep anasını yazar, babasından hiç bahsetmez. Arkadaşım Selâhaddin Babüroğlu da, küçük yaşta babasını kaybetti. Aliye ananın gayret ve şefkati ile büyüdü. Belki de, başarıları, Aliye anadan ve Dürnev anadan gelir. 

Şimdi, “savaşa karşı savaşa katılan”, Babüroğlu ailesinin diğer fertlerini özetleyelim:

Selahaddin Babüroğlu: Kravatlı dadaş (Y.İnş.Müh.) / Ankara

Dürnev Babüroğlu: (Moda-Çiçek Öğretmeni) Anadolu Anası / Ankara,  

* Oya Babüroğlu Torum: 1949, kızı, Dr. Mimar - İstanbul;

Osman Torum: 1947, Y.Müh.Mimar (Oya’nın eşi) -İstanbul

Dr.Başak Torum Eroğlu: 1973, Radyolog (torunu) / İstanbul

Dr.Egemen Eroğlu: 1972, Çocuk Cerrahı (torununun eşi) / İstanbul

Sırma Eroğlu: 2002, Torun çocuğu / İstanbul

Kuzey Ata Eroğlu 2006, Torun çocuğu / İstanbul

* Dr. Oğuz Babüroğlu: 1955, oğlu, Endüstri Mühendisi / İstanbul

Hamra Babüroğlu: 1961, İşletmeci (Oğuz’un eşi) / İstanbul

Ömer Babüroğlu: 1996, torunu / İstanbul

Emre Babüroğlu: 1997, torunu / İstanbul

* Tolga Babüroğlu: 1967, oğlu, Tekstilci / Johannesburg

Heidie Babüroğlu: 1968, (Tolga’nın eşi) Bilgisayar Uzmanı, / Johannesburg

Dilara Babüroğlu: 1998, torunu / Johannesburg

Sinan Babüroğlu: 2000, torunu / Johannesburg

Ela Babüroğlu: 2003, torunu / Johannesburg

 

SON SÖZ

Yeni milenyumda, 21 inci yüzyılda, ülke sınırlarını artık güçlü ve büyük ordular değil, o ülkede yaşayan insanların beyinlerinde çakan bilgi ve zekâ kıvılcımları koruyor. Bundan böyle:

İster kravatlı olsunlar 

İster silahlı

İster kılıçlı olsunlar

İsterse de kalkanlı

Erzurum'un dadaşları da

Ege'nin efeleri de

Artık, ülke savunması için değil 

Tüm dünya insanlarının “Mutluluğu için”

Dünya barışı için

SAVAŞA KARŞI SAVAŞACAKLAR

Bilime, sanata

Ve dünya uygarlığına katkı sağlayacaklar.

Biz, dedeler ve torunlar, Babüroğlu ailesinin hamasi teması ile, kendimizin barışçıl temalarını harmanlayıp birleştirdik; iyi bir sentez, iyi bir alaşım yaratmağa çalıştık. Umarız gayretlerimiz, başarılı olmuştur, hedeflediğimiz amaca ulaşmıştır.

Bize göre de, demokrasi bir bakıma, farklılıklardan zenginlik yaratabilmek sanatıdır, zaten…

Dr.Hasan HORTO

 

(*) En eski insan iskelet fosillerinin Kenya’da, Mısır dan Mozambik’e kadar,6000 km.boyunca uzanan Rift vadisinde bulunmasından sonra,insanoğlunun ANAYURDU Afrika’da KENYA’ dır.

(**) “Bill Clinton farkı ve Bill Clinton’a övgüler” ile “Bill Clinton ile rüşvet ve soygunlar” bölümlerinde yazdık. Bu ilişkiyi merak edenler, lütfen, bu iki bölümü tıklasınlar.

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET