| |
SAVAŞA KARŞI SAVAŞA KATILANLAR
Savaşın Tek onurlu yanı savaşa karşı savaşmaktır =( Only
honorable part of the war,ıs the war,againist the war.
)= ( Seulement honoré partie de guerre,est guerre contre
la guerre.). Commandato guevernero diye övündüğüm ve
övdüğüm,hemşehrim,emekli vali,Rafet Tuncelliye ben,
burada ,çok teşekkür ediyorum.İkimiz birlike,İngilizce
ve Fransızca düet yapıyoruz. Ben,repeat after me.Repetez
aprez-moi,dedikten sonra, LA GUERE deyince,CONTRE LA
GUERE diye,anında tamamlıyor.
16 Mart,2007 günü,biz Ayvalıklı üç hemşeri ,Ömer
Madra,Mustafa Olpak ve ben,Midilli,Girit,Ayvalık ve
Afrika üzerine sohbet ederken,söz savaştan açıldı.Ertesi
gün yani 17 Mart,2007 günü,Irak savaşının başlangıç
yıldönümü olduğundan bütün dünyada ve İstanbul da savaş
karşıtı gösteriler yapılacaktı.Ben hemen söze
karıştım.Dedim ki:Biz internet sitemizin (SAVAŞA KARŞI
SAVAŞA KATILANLAR) bölümünde, ( Savaşın tek onurlu
yanı,savaşa karşı savaşmaktır ) Diye yazdık.Mustafa
Olpak ta hemen atıldı. ( Savaşlar çıkar için yapılır. )
Dedi.Ağzına sağlık Mustafa Olpak arkadaşım.Ne güzelde
söyledin.Zaten çıkarın girdiği yerden Onuralır başını
çeker,gider.
Modern çağlarla başlayan yeni dünyada, artık herkes,her
şeyden sorumludur.Sosyalist devrimin eylemci hırçın
çocuğu TROÇKY diyor ki:Siz savaşla ilgilenmiyor
olabilirsiniz. Ama, iyi bilin ki: Savaş sizinle
ilgilenmektedir.
Bir başka eylemci aydın da şöyle söylüyor: Dünyanın
öbür ucunda başlayan bir yer yarığı,
ilerler,ilerler.Birde bakarsınız ki: Sizin ayağınızın
altından geçmektedir.
Hayatta en güzel sözler, söylenenler değil, söylenmeyen
sözlerdir. Duyduk, duymadık demeyin. İşte ben
söylüyorum. Ülkemizde iki ANA vardır. Biri Zübeyde ana,
biri Dürnev ana. Zübeyde ana Urumeli anası, Dürnev ana
da Anadolu anası. 21,01,2005 Istanbul.
Her sabah AR-TUR'da gözlediğim Dürnev Ana, ağrılı ve
özürlü dizlerine meydan okurcasına, elinde bastonu,
yokuşlar çıkıyor, günlük yürüyüşlerini tamamlıyor.
Anadolu kadınının erkeğinden asla geri kalmayan azim ve
gayretini sergiliyor. Hepimize yol gösteriyor, umut
veriyor.
Ben torunlarımla beraber hazırladığımız,
demokrasidedevrim.com internet sitemizde, CUMHURİYET
KURULURKEN KAYBETTİĞİMİZ ZÜBEYDE ANA'yı yazdım. Saçını
süpürge ederek büyüttüğü, hepsi de, birbirinden akıllı,
birbirinden değerli çocukları, umarım, kendi bilinç ve
sorumluluklarını da katarak bir gün DÜRNEV ANA'yı
yazarlar.
Dedeler ve Torunların, savaşa karşı savaş çağrısına,
anında yankı geldi .Erzurum'un kıravatlı dadaşı
Selahaddin Babüroğlu, hanımı, iki oğlu, bir kızı ,iki
gelini, damadı ve şimdilik 6 torunu, bir de torun
çocuğundan ibaret geniş ailesi ile, savaşa karşı savaşan
askerlere katıldı.
Hoş geldi, sefa geldi.
İşte katılım bildirgemiz!
Ne YAMAN'dır
Şu Babüroğlu be
Ne YAMAN, Kendisi dadaş oldu
Bizi de efelerin efesi yaptı
Sağ olsun, hazla aldık kabul ettik
VESSELÂM, Biz de,
Buradan Ege'den
Erzurum'daki kravatlı Dadaşa
Bir gönderme
Bir atışma yapalım:
Silkin ey Palandöken
At başından karını
Dadaşım sende koynuna al sevgilini
Göster ona her zaman
Ne kadar sevdiğini
İşte şimdi Erzurumlu Dadaşlar biz Egeli Efeler,
ellerinde barış sazlarıyla köy köy dolaşan Anadolu
âşıkları gibi atışmaya başladık. (Ekte dostum
Babüroğlunun dedeler ve torunlar yazısını da
sunuyorum)
Aslında, Yirmibirinci yüzyılda, yeni milenyumda,
silahların yerine fikir ve bilgi koyarak, kılıç yerine
elimize kalem alarak hepside birbirinden zengin,
birbirinden güzel Anadolu kültürlerini çatışmayla değil,
insan yoluna, barış uğruna atıştırarak uzlaşmaya
başladık.
HAYDİ KOLAY GELE EFELER
HAYDİ KOLAY GELE DADAŞLAR
Şimdi, Savaşa karşı savaşa katılan, kravatlı dadaş
Selâhaddin Babüroğlunun anne ve babasını tanıyalım:
Babası Bitlisli Reşit Rüştü. Sonradan İnönü soyadını
alacak olan İsmet Rüştü ile beraber, Askeri Rüştiyeye
gitmek üzere katır sırtında yola çıkarlar.
Mühendishane-i Berri Hümayunun Topçu bölümüne de
birlikte girerler. İsmet Rüştü topçu sınıf birincisi,
Reşit Rüştü, topçu sınıf dördüncüsü olur.
Topçu teğmeni Reşit Rüştü, Trabzon Kalesinde, Balkan
Savaşında, Erzurum Kalesinde görev yapar. Molla Melek
Muharebesine katılır. Azap Kalesi müdafaasındaki
başarılarından sonra 55. Alay Komutanı olarak Çanakkale
savaşına katılır. Bilecik/Kütahya savaşlarındaki
kahramanlığının ardından Binbaşılığa yükseltilir.
Askerlik yaşamı boyunca çok sayıda madalya kazanır.
(Kafkas Savaşları Harp Madalyası, Gümüş Liyakat
Madalyası, İstiklal Madalyası ve diğer Madalyalar)
Gelelim Reşit Rüştü binbaşının ailesine
Erzurum Tabya
komutanı iken ilk eşini kaybeder. 3 çocuğu ile kalır.
Arkadaşları, akrabaları, bu çocuklara sen tek başına
bakamazsın, evlen diye ısrar ederler. Pasinlerin
Müceldi köyünden, birkaç köyün ağası Nuri ağanın kızı
Aliye hanımla evlenir. 1919 da, dördüncü çocuk, Mehçure
hanım doğar. Ardından 1923 yılında, sonradan kravatlı
dadaş unvanını alacak Selâhaddin Babüroğlu dünyaya
gelir. Mehçure hanım Cumhuriyetin ilk kadın beden
terbiyesi öğretmenlerinden olacak, ve o yıllarda
törenlere şortla katılan ülkenin ilk kadın beden
eğitimi öğretmenlerinden unvanını da kazanacaktır. O
Mehçure Hanım ki, 1962 yılında görevle gittiği işgal
altındaki Kıbrıs (Baf) da, 19 Mayıslarda Türk bayrağını
dalgalandırıp, Kıbrıslı Türkleri coşturan bir Türk
öğretmenidir.
Şimdi Mehçure hanımdan, dedesi Nuriş ağayı dinleyelim.
Nuriş dede, iri yarı, beyaz tenli, yakışıklı bir
dadaşmış. Köy dışına çıktığında köylüler onu hep
karşılamaya çıkar, hayranlıkla izlerlermiş. İyi cirit
atar iyi at binermiş. Nuriş dedenin, 2 kız ve 2 erkek
evlâdı varmış. Ama o hepsinden çok annemiz Aliye hanıma
güvenirmiş. Sen benim, becerikli erkek evlâdımsın
dermiş ve onu çok severmiş.
Şimdi akla bir soru geliyor. Anlı şanlı, güçlü ve
varlıklı Nuriş ağa,nasıl olmuştu da, becerikli erkek
evlâdım diye çok sevdiği Aliye hanımı, 3 çocuk ile dul
kalmış, binbaşı Reşit Rüştüye vermişti, dersiniz!
Çünkü, Erzurum Kalesini ve Tabyasını savunan, başarılı
bir asker olan Reşit Rüştünün kahramanlığı ve cesareti
onu çok etkilemişti. İyi etmişti de vermişti. Aksi halde
biz, başarılıları ile öğündüğümüz, hazla sevdiğimiz
kravatlı dadaşı tanımamış olurduk.
Yazık ki Aliye Hanım Reşit Rüştü beyi, beşinci ve en
küçük oğlu Selâhaddinin doğumundan kısa bir zaman
sonra, 47 yaşında (kalp rahatsızlığından) kaybeder.
Aliye Hanım, çok genç yaşında beş çocukla dul kalır
İşte Aliye Hanım bu beş çocuğa hem analık, hem babalık
yaparak, büyütürken, bütün maharetini, bütün becerisini
de sergiler. Aliye Hanım babasını sağlığında idadiyi
(ilk okulu) bitirmiştir. Ardından da Singer firmasının
açtığı kurslara katılarak, Dikiş / Nakış öğretmeni olur.
Ve uzun yıllar Singerin açtığı kurslarda hocalık yapar.
Neredeyse tüm Erzurumlu kadınlara dikiş/nakış öğretir.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilince, politikaya atılır. Oltu ilçesi Belediye Meclisine, Erzurum İl Genel
Meclisine seçilir. Oltu Yardım Severler Derneğinin de
ikinci başkanıdır.
Dikkat edilirse, kadınlar, seçme ve seçilme hakkını
alınca değil, kadınlara seçme ve seçilme hakkı
verilince, dedik. Dünyanın her yerinde geçerli olan,
gerçekçi bir söz vardır. Bir hak, verilmez, alınır.
Bizde ise, verilmiştir. Belki de o nedenle kadınlarımız
bu hakkın değerini bilemiyorlar! 1950 li yıllarda, bir
ozanımız, bu garip durumu şöyle dile getirir.
Kadınlarımıza, 20 yıl önce / Seçme ve seçilme hakkı
verildi / O kadınlar ki: Ortalıkta yoktular / ... 1990
lı yıllarda, bu güzel şiire, bende bir mısra ekledim.
Aradan 60 yıl geçti / O kadınlar / Haalâ ortalıkta
yokturlar.
Her halde Aliye Hanım, o dönemde, ortalıkta olan, birkaç
aydın kadınımızdan biriydi. Ayni zamanda Aliye Hanım;
biz eski Türkler, müslüman olmadan önce, hakim olan
anaerkil aile yapımızı da simgeler. Öz dilimizde bile
biz, ne vatan, ne de baba kelimesini kullanırız. Baba
yurt değil, ANAYURT deriz. Çok sonraları, Anadolu için
ANAVATAN deyimini de kullanmaya başladık. Bizdeki bu
gerçekçi deyimler, dünyada yaygın kullanılan terimlere
de uyar (*). Amerikalıların ve İngilizlerin dilinde de,
anaerkil kelimeler hakimdir. Gerek Amerikalılar, gerekse
de İngilizler, hem anerkil yapıyı, hem de, bölge, yöre
kültürünü yansıtarak, MOTHER LAND derler. Mother land,
bizdeki ANAYURT tabirine de tıpa tıp uyar. Bir Almana,
bir Fransıza, anayurt dedirtemezsiniz. Almanlar
ataerkil, olduklarından FATHER LAND derler.
Anasının aileye hakim, anaerkil, yapısını biraz da,
kravatlı dadaş Selâhaddin Babüroğlundan dinleyelim.
Babüroğlu, 1942 yılında harp okulundan mezun olduktan
sonra, 59.45 lira maaş ile Trakya / Yiğitlere tayin
olmuş. Karavanadan yemiş, tasarruf yapmış, para
biriktirmiş, anası Aliye hanıma 90 lira yollamış. Aliye
hanım, 90 lirayı aldıktan sonra, yazdığı mektupta
oğlunu, şöyle sigaya çekmiş; oğlum, senin maaşın 59
lira. Nerden buldun da bana 90 lira gönderdin ?
Babüroğlu, seneler sonra, anasının bu hassasiyet,
titizlik ve dikkatini şöyle değerlendiriyor. Böyle
yetişen çocuk, gelsin de, harama el sürsün bakalım.
Türkçemiz de, harama el sürme gibi güzel olan başka bir
deyim daha vardır. Harama uçkur çözme
Babüroğlunun
harama uçkur çözdüğünü bilemem ama, arkadaşım kravatlı
dadaşın, harama el sürmediğine kalıbımı basarım. Harama
uçkur çözme ile başarı arasındaki, doğru orantılı, doğal
ilişkiyi biz, web sitemizin, Bilim ve Tababet bölümünde
ele aldık (**).
Aliye hanımın, ailedeki, hakimiyet ve etkisi, 1995
yılında, 96 yaşında ölünceye kadar sürer. 1948 yılında,
Selâhaddin evlenmeye karar verince, Sana Salim beyin
kızını alacağım der. Salim Altuğ bey, uzun yıllar,
Erzurum Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra, 1948
yılında Erzurum milletvekili olmuş, saygın, güçlü ve
zengin bir kişidir. Selâhaddin de, der ki: ya Salim
beyin kızı ile evlenirim, ya da hiç evlenmem. Bu
evlilik Selahaddin için çok önemlidir. Salim bey kızını
Babüroğluna vermeyi kabul eder. Ne kızı Dürnev hanım,
Selâhaddini, ne de Selâhaddin, Dürnevi tanımamaktadır.
Etraftakilerin, büyük bir düğün hazırlığı yapma
teklilerine karşın, Hayır, ben kızımı beyaz bir gömlek
ve siyah bir yaka ile gelin göndereceğim. der. Fakat
Aliye ana Selahaddini güç durumda bırakmaz ve güzel bir
düğün yapar. Selâhaddin üst teğmenin acelesi vardır.
Çünkü Trakyaya göreve dönecektir. Dürnev hanım henüz
Olgunlaşma Enstitüsünü bitirmiş genç bir Moda/çiçek
öğretmenidir. Dürnev, ana olduktan sonra, mesleğini
bırakarak, adeta saçını süpürge edip, bir kız, iki oğlan
üç başarılı çocuk yetiştirir. Erkeğinden asla geri
kalmaz. Eşi, Selâhaddin Babüroğlunun da başarılarında
büyük rol oynar. Bu yüzden de Anadolu anası olmayı hak
eder. Büyük oğlu, ekonomi, iletişim ve arama konferansı
uzmanı Oğuz Babüroğlu, Sabancı Üniversitesinde ders
verip, akademik kariyerine devam etmektedir. Babaannesi
Aliye Hanım için baba, baba der. Baba annem, Aliye
hanım, gerçek bir ekonomist. Ağabeyleri, ablaları,
babadan kalan topraklarını para ile icara verirken, baba
annem, her tarlasını ürün karşılığı icara vermiş. Her
defasında da kendisini ve tarlalarını enflâsyona karşı
korumuş. Ablaları, ağabeyleri bunu becerememişler, her
seferinde enflâsyona yenilmişler. Bunlardan
anlaşılacağı üzere, Babüroğlu ailesinde, aileyi yürüten,
iki ana öne çıkıyor. Aliye ana ve Dürnev ana.
Baba şefkatinden mahrum büyüyen insanlar, belki de bu
eksikliği telâfi etmek için, çok çalışırlar. Ve her
zaman başarılı olurlar. Hazreti İsa babasını hiç
bilmedi. Hazreti Muhammed, daha ana karnında iken,
babasını kaybetti. Mustafa Kemâlin babası Ali Rıza
efendi, Mustafa çok küçük yaşta iken öldü.
Nazım Hikmet te babasız büyüdü.
Bill
Clinton'un babası, Bill çok küçükken anasından ayrıldı.
Başarılı yazar Elif Şafak, son kitabı Baba ve Piç i
yazdı. Hep anasını yazar, babasından hiç bahsetmez.
Arkadaşım Selâhaddin Babüroğlu da, küçük yaşta babasını
kaybetti. Aliye ananın gayret ve şefkati ile büyüdü.
Belki de, başarıları, Aliye anadan ve Dürnev anadan
gelir.
Şimdi, savaşa karşı savaşa katılan, Babüroğlu
ailesinin diğer fertlerini özetleyelim:
Selahaddin Babüroğlu: Kravatlı dadaş (Y.İnş.Müh.) /
Ankara
Dürnev Babüroğlu: (Moda-Çiçek Öğretmeni) Anadolu Anası /
Ankara,
* Oya Babüroğlu Torum: 1949, kızı, Dr. Mimar - İstanbul;
Osman Torum: 1947, Y.Müh.Mimar (Oyanın eşi) -İstanbul
Dr.Başak Torum Eroğlu: 1973, Radyolog (torunu) /
İstanbul
Dr.Egemen Eroğlu: 1972, Çocuk Cerrahı (torununun eşi) /
İstanbul
Sırma Eroğlu: 2002, Torun çocuğu / İstanbul
Kuzey Ata Eroğlu 2006, Torun çocuğu / İstanbul
* Dr. Oğuz Babüroğlu: 1955, oğlu, Endüstri Mühendisi /
İstanbul
Hamra Babüroğlu: 1961, İşletmeci (Oğuzun eşi) /
İstanbul
Ömer Babüroğlu: 1996, torunu / İstanbul
Emre Babüroğlu: 1997, torunu / İstanbul
* Tolga Babüroğlu: 1967, oğlu, Tekstilci / Johannesburg
Heidie Babüroğlu: 1968, (Tolganın eşi) Bilgisayar
Uzmanı, / Johannesburg
Dilara Babüroğlu: 1998, torunu / Johannesburg
Sinan Babüroğlu: 2000, torunu / Johannesburg
Ela Babüroğlu: 2003, torunu / Johannesburg
SON SÖZ
Yeni milenyumda, 21 inci yüzyılda, ülke sınırlarını
artık güçlü ve büyük ordular değil, o ülkede yaşayan
insanların beyinlerinde çakan bilgi ve zekâ kıvılcımları
koruyor. Bundan böyle:
İster kravatlı olsunlar
İster silahlı
İster kılıçlı olsunlar
İsterse de kalkanlı
Erzurum'un dadaşları da
Ege'nin efeleri de
Artık, ülke savunması için değil
Tüm dünya insanlarının Mutluluğu için
Dünya barışı için
SAVAŞA KARŞI SAVAŞACAKLAR
Bilime, sanata
Ve dünya uygarlığına katkı sağlayacaklar.
Biz, dedeler ve torunlar, Babüroğlu ailesinin hamasi
teması ile, kendimizin barışçıl temalarını harmanlayıp
birleştirdik; iyi bir sentez, iyi bir alaşım yaratmağa
çalıştık. Umarız gayretlerimiz, başarılı olmuştur,
hedeflediğimiz amaca ulaşmıştır.
Bize göre de, demokrasi bir bakıma, farklılıklardan
zenginlik yaratabilmek sanatıdır, zaten
Dr.Hasan HORTO
(*) En eski insan iskelet fosillerinin Kenyada, Mısır
dan Mozambike kadar,6000 km.boyunca uzanan Rift
vadisinde bulunmasından sonra,insanoğlunun ANAYURDU
Afrikada KENYA dır.
|
|