|
DOĞRULAR-YANLIŞLAR
YARARLILAR-ZARARLILAR
Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında
yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan
sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır.
Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.
Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat
toplumlarıdır.
Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi
tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon
olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası
da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.
Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan
komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve
İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi
görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı
sayın Zekeriya Öze ve şimdiye kadar hiç
tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı
sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkayaya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının
devamını diliyoruz.
2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da
halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben,
beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2
-Yürütme erki, 3- Yargı erki.
Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız
kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi
partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.
Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı
hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al
Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya
dönüşmesin.
|
 |
Nitekim, dünyada GLADİYO diye bilinen derin
devleti İtalyada
çökertip
bitiren ve dünyada TEMİZ ELLER SAVCISI diye
tanınan ünlü
İtalyan
savcısı
Antonio Di pietro
2008 yılının Mayıs ayında Bir
konferansa
katılmak üzere Istanbula geldi. Ve meslektaşı
İstanbul
savcısı
Zekeriya Öze bizim gibi övgüler yağdırdı. Ve
engin ve çok
zorlu geçen tecrübelerine dayanarak sayın
ZekeriyaÖze çok önemli
bazı tavsiyeler ve öğütler verdi.
|
|
Bize öyle görünüyor ki: hep
yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde
arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.
Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı
? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri
yarattı ?
İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar
önemli bir soru
Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allahın adıyla
ilk dersimizi alalım.
Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok
özendiğim,İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden
geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer
yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her
zaman, her yerde iyi kullan.
Yüce Allahın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi
öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.
Geçen
zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem
düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.
İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi
elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada
karşılarına geçip onlara taparlardı.
BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey
dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.
Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata
geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp
kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.
Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu ?
Hiç.
Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen
çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı
karşıyadır.
1- DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.
2- İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek ? Yoksa
Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne
islâmdan,ne de lâik- demokrasiden vazgeçemiyeceğimize
göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki:
hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek
ülke biziz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Ya
Yaklaşık bir yıldır açıklanması beklenen 2500 sayfalık
Ergenekon iddianamesi, nihayet ilgili mahkemeye
verilebildi.Sayın savcının açıklayabildikleri kadarından
öğrendiklerimize göre, derin devleti de sorgulaması
gereken Ergenekon iddianamesinden uzlaşma ve pazarlık
kokuları geliyor. Korkarım ki: Dağ fare doğuracak
diyenler haklı çıkacaklar.Bu durumu Anadolu halkı,çok
güzel ve çok veciz ifade etmiştir.Haydi bunu da siz
söyleyin. Acaba ne demiş ?
İlave: 20.Temmuz.2008
Dr.Hasan HORTO
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Ülkemizin 2008 yılı bahar ve yaz aylarında içine
düştüğü üzücü durumu, eskilerin deyimi ile halî
pür-melâlini şu şarkımız ne güzel de gösteriyor. (
Babamdan bir mal kaldı / Onu da kızlar aldı. / Bu
kızların derdinden/ Ayağımda pantol kalmadı./ Hey
dingala dingala / Kömürde koydum mangala./ Ayşe de
Fatma dostum var. / Çalkala yavrum. Çalkala. )
Bizde, halimizi özetleyen bu kıvrak şarkının
gerçekçi ritmine uyarak diyoruz ki: çalkalamakta çok geç
kaldık arkadaş.
Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun
gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden, İslâmın
lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin
İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1
milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı
bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.
Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde,
Taliban ve, günahsız insanların canına da kıyan kanlı
intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç
örnekleridir.
GÜNÜMÜZÜN AÇMAZLARI
Bütün dünyadaki dindar kardeşlerimize haksızlık,
saygısızlık etmeden şöyle Düşünebilir miyiz acaba? Tek
Tanrılı Semavî dinler dahil, yeryüzündeki bütün dinler,
var-oluş neden ve sebepleri ile, Doğaları gereği
tutucudurlar. Bu yüzden, her zaman değişen
Ve gelişen zamanla çelişkiye, uyuşmazlığa ve çatışmaya
düşerler.
2000 yılı aşkın tarihi olan Hristiyan dini,
gelişen zamana ayak uydurmak için, RÖNESANS dahil,
yeterli veya yetersiz bazı değişikler yapmıştır. 1400
yıllık İslâm dinimiz ise, gökten indiğinden beri, zamana
uymak için hiçbir değişiklik, hiçbir yenilik
yapmamıştır. Bundan dolayıdır ki: Modernizm denilen
çağdaşlığın, ve günümüzün vazgeçilmez en büyük, en
uygar kurumu Lâik Demokrasi ile uyuşamıyor.
Uzlaşamıyor. Bu uyuşmayı, bu uzlaşmayı şimdiye kadar,
hiç kimse sağlayamadı. Öyle görünüyor ki: Kendisi de
devamlı gelişen demokrasi, UYUŞMA ve UZLAŞMAYI kendi
içinde sağlayacak.
Batı
dünyasında dinle bilimin hesaplaşması 14 üncü yüzyılda
başlamış, 16 ıncı yüzyıl sonlarında bitmiştir. Buna BATI
AYDINLANMASI denir.
İslâm dünyasında ise dinle bilimin
hesaplaşması ancak, 21 inci yüzyılda, 11 Eylül,2008
saldırıları ile başlayabilmiştir.
İslâmın dünya ile bir sorunu
olmayabilir ama, dünyanın İslâm ile büyük sorunu vardır.
Bunların başında CENNETİ vaad eden, cennet'le
ödüllendirilen dinsel saldırılar gelir.
2008 yılı Temmuz ayı ortalarında
İstanbul Amerikan başkonsolosluğuna yapılan saldırının
tek görgü tanığı, taksi şöförü Cebrail Koçaraslan
mahkemeye şöyle ifade verdi. Arabama binen saldırganlar,
Erkan Kargın, Bülent Çınar, ve Raif Topcil, İstinye
sırtlarına doğru bir gülsuyu şişesi çıkarıp hepside
kokladılar. Ardından hepside CENNET kokuyor. Dediler.
Sonrada taksiyi durdurup, silâhlarla konsolosluğa
saldırıya g) eçtiler. Bitlis doğumlu olan bu üç kişinin
yurt dışı İrfan gurubu ile bağlantılı olduğu sanılıyor.

 |
2008 yılı Mayıs ayında dün- yada bir umut
ışığı doğdu. Büyük bir aksilik, büyük bir
gaf olmazsa,
MÜSLÜMAN -HRİSTİYAN melezi, SİYAH -BEYAZ
kırması
HUSSEIN BARACK OBAMA Amerikan seçimlerinde
cumhurbaşkanlık kordelâsını göğüsleyecek.
İsim yönünden HUSSEIN BARACK OBAMA ile bendeniz
kardeş sayılırız. Çünkü Hazreti Fatmadan doğma
Hasan ile Hüseyin Hazreti peygamberin
torunlarıdır.
Dünyada mevcut 1 Milyar 300 milyon Müslüman ile
6,5 milyar Dünya insanını demok- rasi potası
içinde
en iyi eritecek,
en iyi uzlaştıracak, en iyi
kaynaştıracak insan
benim kardeşim HUSSEIN BARACK OBAMA dır.
|
Demokrasinin erdemi yanında, Amerikan
seçmeninin eli sağ olsun. Aklı sağ olsun.
Unutmayalım ki: MELEZLER çok akıllı
olurlar. KIRMALAR çok akıllı olurlar.
Hem MELEZ, hem de KIRMA olan
kardeşim HUSSEIN BARACK OBAMA İSE, çok çok
daha fazla akıllıdır.
|
| |
HİLLARY CLİNTON ise, ne yazık ki :
Mevcut düzeni koruyup kuvvetlendirmek
diyerek yerinde saymıştır. Sevinç, gurur
ve iftiharla görüyoruz ki : HUSSEIN BARACK
OBAMA'da, bizim gibi değişim ve
gelişimden yanadır. |
 |
| |
HUSSEIN BARACK OBAMA, Değişim ve gelişim
diyerek, geleceğin yollarını göstermiş,
geleceğe umut ve ışık saçmıştır. |
 |
|
HUSSEIN BARACK OBAMA ile fikir ve düşünce alanındaki bu
paralelliği,bu uyuşmayı, bu örtüşmeyi görmek için Zalim
siyasette DEĞİŞİM VE
GELİŞİM başlıklı yazımızı
lütfen hemen, şimdi tıklayınız.
2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın
aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van
Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayayı ve Ferhat
Sarıkayanın başına gelenleri hatırlatıyor.
Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın
karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine
terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki:
Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K
anlıyoruz
Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez
ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün
özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği
de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime
göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman
için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine
bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için
zararlı?
Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları
mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var.
Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları
fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye
boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı?
Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya
yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da
yok ki !!
Fikirleri ve
FİKİRLERİN ÖZGÜRCE SÖYLENMESİNİ
yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil,
bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça
seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da
yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da,
bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler
gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de
güvenebilsinler.
Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP
CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü
karartmayınız.
2500 yıl önce Sinopta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere nasıl demişti. GÖLGE ETME
BAŞKA İHSAN İSTEMEM.
2008 yılı başlarında, ülkemizde bir KRİZ yaratıldığı
yadsınamaz,
inkâr edilemez bir gerçek. Çin dilinde, KRİZ iki
sembolle anlatılır.
1-TEHLİKE,
2-FIRSAT.
Akıllı insanlar, krizde, tehlike ile gelen
fırsatı yakalar. Tehlikeyi insanlık ve uygarlık
yararına çevirir. Biz inanıyoruz ki: Anadolu, akıllı
insanlarla doludur. Bu akıllı insanlar, daha 14 üncü
yüzyılda, yani KARL MARXtan 400 yıl önce, ( TÜFEK İCAD
OLDU. MERTLİK BOZULDU) diyerek,
Keşfedilen barutun
dünyanın düzenini alt-üst ettiğini)
gelişen teknolojinin
toplumlarla birlikte her şeyi değiştirdiğini gördü.
Buldu.Ve söyledi.
400 yıl sonra Karl Marx,
tam 10 yıl Londra kütüphanesine kapanarak, İngiliz
Endüstri tarihini inceledi. DİYALEKTİK MATERYAZLİZMİ ve
BİLİMSEL SOSYALİZMİ yazdı. Bulunan gerçek, varılan
sonuç ikisinde de ayni idi.Tek farkla ki: Marxın
önünde,sayısız kitapla dolu Londra kütüphanesi
vardı. Anadolu halkının
önünde ise, ne bir kütüphane, nede tek kitap
vardı. Sadece aklı ve
engin sağduyusu vardı.
Anadolumuzun akıllı insanları, bu KRİZ deki
fırsatı da yakalayıp, krizle birlikte gelen tehlikeyi
ülkesine ve ülke insanının yararına çevirecekler.
Bizim ülkemizde, halktan daha iyi düşündüklerini,
halktan daha akıllı olduklarını, ve vatanı da herkesten
fazla sevdiklerini sanan, iddia eden insanlar daima
vardır. İşte bunların devleti yönlendirmek, devleti ele
geçirmek için kurdukları gizli teşkilâta DERİN DEVLET
denir.
Mustafa Kemâl Atatürk, Anadolu halkı ile
beraber, Anadolu halkına güvenerek CUMHURİYETİ kurdu.
Anadolu halkına güvenmeyenler, Anadolu halkının
yaratıcı gücü karşısında daima utanırlar. Her zaman
küçük düşerler.
Toplumsal gelişmelere kafa yoranlar, bazı gerçekçi
düşünürler, sosyoloğ ve hukukçular diyor ki: ÇOĞUNLUK
ÇARESİZLİĞİN ÇÖZÜMÜDÜR.Çok kolay bir deyim,çok basit bir
tarif gibi görünen bu küçücük cümle,aslında DEMOKRASİNİN
ÖZÜ, DEMOKRASİNİN RUHUDUR. Cumhuriyet kurulurken birçok
deyime, birçok kavrama açıklık getirilemedi. Örneğin
1-
şehitlikle lâiklik yan yana gelebilir, Birbiri
ile bağdaşabilir mi? Şehitlik cenneti de kazanan en
büyük dinsel payedir.
2-
2- Halkçılıkla, milliyetçilik, yan yana
gelebilir, birbiri ile bağdaşabilir mi ? Halkçılıkta
yöresellik, milliyetçilikte ise ırksallık hakîmdir.
3-
Halkı eğitmeğe kalkanlar, halktan öğrenseler
daha iyi ederler.
Yukarıda sayılan ikilemler Cumhuriyetimizin kaba
çelişkileridir.
Mustafa Kemâl Atatürk öleli 70 yıl oldu. O günden
bugüne dünyada çok şeyler değişti. Köprülerin altından
çok sular aktı. Mustafa Kemâl Atatürk mezarından
doğrulabilse, bugünkü halimize şöyle bir baksa, Siz halâ,
koyduğum yerde mi otluyorsunuz ? Derdi.
Halkımıza güvenmeyen arkadaşlarıma, halkımıza
güvenmeyen yurtdaşlarıma, insanlık adına, uygarlık
adına,demokrasi adına,şöyle yakarıyorum. Bütün yüreğimle
şöyle yalvarıyorum.
Ne olur!! 10.000 yıldır birbiri ile kaynaşmış,
çok büyük uygarlıklar yaratmış, bilime çok büyük
katkılar sağlamış, Anadolu halkının sağduyusuna,
yaratıcı gücüne, ORTAK AKLINA sizde inanın.
Sizde
güvenin.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
TRAVMA, DARBE VE SARSINTI
Yargıtay Başsavcısı sayın Abdurrahman Yalçınkayanın
Anayasa Mahkemesinde açtığı Ak Partiyi, AKPyi,KAPATMA
DAVASI ile İstanbul Şişli Mahkemelerinde İstanbul
Savcımız sayın Zekeriya Özün açtığı ,Derin Devlet i
sorgulayan, ERGENEKON DAVASI tam hızla, devam edip
giderken,Ak Partinin İslâma yakınlığı ile çok tanınan
politikacısı,sayın milletvekililinin dış basında
başlattığı şu çarpıcı iddialar ortalığı büsbütün
kızıştırdı. Büsbütün karıştırdı.
Cumhuriyetle birlikte gelen Atatürk Devrimleri
toplumumuzda TRAVMA YARATTI. TRAVMA yaşattı.
Travma sözcüğü Arap dili dışında hemen bütün Batı
dillerinde aynidir.Batı dillerinde TRAUMA olarak geçer.
Birçok dilde ŞOK ile SCHOCK ile eş anlamlıdır. Türkçede
ise DARBE,SARSINTI,ÇALKANTI anlamına gelir.Hatta
dünyada ve bizde tıp diline de girmiştir. Kemik ve eklem
hastalıkları ile darbe bilim dalı,her yerde Ortopedi ve
Travmatoloji( Traumatoloji) olarak söylenir.
Yukarıda özetlenen iddiayı iyice anlamak için
sosyal yanına bakmak gerekir. 1 Atatürk Devrimleri
aşağıdan yukarı gelen, yukarıyı yani idareyi değişime ve
gelişime zorlayan, bir derin dalga, bir HALK HAREKETİ
midir ? Bir HALK DEVİMİ midir ?. 2- Yoksa
yukarıdan,tepeden gelen, aşağıyı değişime,gelişime
zorlayan bir devrim midir ?.Bu konuda,çok hassas, çok
önemli, çok can alıcı iki soruya siz cevap vere
durun,bende 55 yıllık bir hekim olarak,bu yaşamsal
konuyu Tıp biliminin deneysel süzgecinden geçirmeğe
çalışayım.
İnsan beyninde BAHNUNG KANUNU diye bir olay
vardır. O kanun da,ALIŞKANLIKLARIN fizyolojik anlamını
inceler. Olaylar insan beyninde belirli yollar
izleyerek ALGILANIR. Ayni olaylar beyinde ayni yollardan
geçtiğinden beyinde izler bırakırl. Olaylar
tekrarladıkça beyindeki bu izler de DERİNLEŞİR. Olaylar
hep ayni yollardan, ayni izlerden geçtiğinden artık
buradan çıkıp başka yollar,başka izler yaratmak ta
ZORLAŞIR. İşte bu fizyolojik sebeptendir ki :insanda
ALIŞKANLIKLAR DOĞAR. Yine bu fizyolojik sebeplerdendir
ki :alışkanlıklardan çıkmak,alışkanlıklardan
vazgeçmek,alışkanlıklardan kurtulmak çok zorlaşır. Bunu
zorlamak ta insan beyninde, insan bedeninde
Darbe,Sarsıntı,Çalkantı yaratır.
Siz isterseniz bu darbe, bu sarsıntı,bu
çalkantıya batı dillerine uyarak TRAVMA=TRAUMA,isterseniz
de Şok= schock deyin.İsterseniz de Türkçe olarak
darbe,sarsıntı,çalkantı deyin.Hepsi aynidir.Hepsi ayni
kapıya çıkar.
Ülkemizde yaşadığımız karşılıklı suçlama ve
karmaşa ortamında,Türkiye Büyük Millet Meclisine
bağımsız aday olarak girmeyi başaran sayın UFUK URAStan
yaşadığımız olayları çok güzel özetleyen,çok güzel bir
izah,çok güzel bir tespit,çok güzel de, bir sol ittifak
teklifi geldi.Her nekadar,bu gerçekçi ve güzel
teklifin,ülkemizdeki sol kesimin içinde bulunduğu
dağınık yelpaze, ve konjonktürü içinde
gerçekleşebileceğine inanmasak ta, sayın Ufuk Urasın bu
gerçekçi sözlerini tartışmakta,ülkemiz ve ülkemiz insanı
açısından büyük yarar görüyoruz.
Sayın Uras özetle diyor ki :Ak Parti,AKP
politikaları halkımızın gelir düzeyi düşük katmanlarına
din,iman,cennet, gelir düzeyi yüksek katmanlarına ise
han,hamam vaad etti.Gelin bizde bu vaadlere,hep beraber,
sol ittifak içinde alternatif oluşturalım.
Söz cennete dayanınca insanın aklına cennetle
ilgili şu ek bilgiler de geliyor.
Tek Tanrılı üç Semavî dinde de,cennet ve
cennette Huriler vardır.Üç Semavî dinde de Hurilere
Houri derler.
Üç Semavî dinde de Huriler hep 33 yaşında
kalırlar. Ne gençleşirler. Ne de yaşlanırlar. Bu dinsel
ve bilimsel gerçeklerden şu sonuç çıkar. Üç Semavî
dinde, ANAERKİL= ANA EGEMEN değil, BABAERKİL= BABA
EGEMEN dir.
Atalarımızın ilk dini ŞAMANİZM ise, üç Semavî
dinin aksine BABAERKİL değil,ANAERKİL dir.ANA EGEMEN dir.
Bizim dilimizde,başka hiçbir dilde olmayan
ANAYURT sözcüğü vardır. Sonraları buna ANAVATAN sözcüğü
de katılmıştır. Türkçede ANAYURT ve ANAVATAN eş
anlamlıdır. Batı dillerinde ise FATHERLAND sözcüğü
vardır. Bunun Türkçe karşılığı da BABAYURT=BABAVATAN
demektir.
Yazılmış birçok tarihsel kaynağa göre,
atalarımız,Ata dinleri ŞAMANİZM den çok hoşnuttular.
İslâm olmamak için çok direndiler. Çok savaştılar. Ancak
Arap kumandanı, eski Horasan valisi KUTEYBE,BUHARA yı
kuşatıp aldıktan sonra zorla İslâm oldular. KUTEYBE
Buharayı aldığı zaman bile, Buharada yönetici olarak,
erkek bir hakan değil, güzelliği dillere destan MELİKE
SULTAN vardı.
Bazı tarihsel kaynaklara göre de atalarımız
İslâmı kabul ettikten sonra bile, evlerinde Şaman
usullerine göre ibadet ederlerdi. Bunu önlemek için
KUTEYBE her eve bir Arap askeri yerleştirdi. İslâmdan
başka her türlü ibadeti yasakladı.
İnsanlara, sen ona inanamazsın. Buna inanacaksın.
Sen öyle ibadet edemezsin böyle ibadet edeceksin.
Diyerek insanları zorlamanın insan beyninde, insan
bedeninde yaratacağı Travmayı, şoku, darbeyi, sarsıntı
ve çalkantıyı, bir an olsun kafamızda canladırabiliyor
muyuz ? Tahayyül edebiliyor muyuz ?.
AK Parti,AKP nin İslâma çok yatkın
politikacısı sayın milletvekilinin (Cumhuriyetle gelen
Atatürk Devrimlerinin toplumda
Travma,darbe,sarsıntı,Çalkantı yarattı.) söz ve
iddialarını yukarıdaki tarihsel,dinsel ve bilimsel
veriler ışığında ele alıp incelemek çok daha doğru olur
sanırız. Birçok politikacılarımız, birçok düşünür ve
yazarlarımız kendisine gerekli cevapları verdiler.
Eleştirilerde bulundular. Saygıdeğer milletvekilinin
sözlerinde haklılık olsa bile, bizim toplumumuz İslâm
olurken de travma, darbe, sarsıntı yaşamadı mı? Hangi
travma,hangi darbe,hangi sarsıntı daha çoktu? Daha
büyüktü ?
Biz olayların peşinden giderek, olayları
izlerken hiçbir politikacımızın, hiçbir düşünür ve
yazarımızın bu tarihsel, bu dinsel, bu bilimsel
gerçeklere değindiğini duymadık. İşitmedik.
Eğer, bütün dikkat ve ihtimamıza rağmen,
gözümüzden ve kulağımızdan kaçmışsa, yazan
arkadaşlarımızdan peşinen özür dileriz. Kendilerini
yürekten kutlarız.
Bu durumlar, bu gözlemler, ister istemez akla
şu soruları getiriyor.
1- Bu konuda yazılmış tarihsel kaynaklar acaba doğru mu
yazıyorlar ?
2- Acaba bu politikacılarımız,bu yazarlarımız
bu tarihsel,bu dinsel gerçekleri bilmiyorlar mı ?.
3- Eğer biliyor da, söylemiyorlarsa, İslâma karşı
iki yüzlü mü davranıyorlar ?.
4- Yoksa yukarıdaki bu üç sorunun üçü de mi
doğru ? .
Bu sorulara ben cevap veremedim. Siz cevap
verin sayın dostlar. Siz cevap verin sevgili okuyucular.
İlave: 30.Haziran.2008
Dr. Hasan HORTO
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte
globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak.
Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin
yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.
Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan
ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya
neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip
çalacaklardır.
Dr.Hasan HORTO, 29 Mart 2008
|