AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

 YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN BÜYÜK AÇMAZI

 

The biggest dilemna of the twentyfirst century

Le plus grande impasse de vingtiemeun Siecle

 

      Alışmış kudurmuştan beterdir derler, "Ben olaya hekim gözüyle baktığımda inanmış ta alışmış tan beterdir." derim.. Zira insanoğılu tedavi ile kötü alışkanlıklardan kurtulduğu halde, inançlarından asla taviz vermemektedir. Dinler tarihi bunun örnekleri ile doludur.

       Bernard Russell diyor ki: Dünyada en büyük budalalık haklı olduğuna inanmaktır.İnsanlar  haklı olduklarına inandıklarından,birbirleri ile çatışıyorlar,savaşıyorlar,birbirlerini öldürüyorlar.Ne yazık ki: Bu çatışma,bu savaş,bu katliamların bir kısmı da ,din adına yapılıyor.Tarihte haçlı seferleri yaşandı.İçine girdiğimiz yirmibirinci yüzyılda,yeni milenyumda da Cihad uğruna çatışmalar oluyor.

       Dünyada ünlü birçok siyaset bilimicileri ile etkili ve yetkili devlet adamları özellikle 11.Eylül.2001’den sonra terorizim ile islamı özdeleştirme eğilimine girdiler.

       İslam fundamentalizminin, islam kökten dinciliğinin, ve de, taassup kokan bağnaz inançların sebep ve tarihsel köklerini incelediğimizde, biz Müslümanlar olarak, bu sav ve düşünceyi ne yazık ki:Tamamen red edemiyoruz. İslamın ilk doğuş günlerinde Hz.Muhammedimiz din savaşlarından birini yaparken Muhammediye Ordusunun bazı askerleri savaş için isteksiz davranıyor, savaşmak istemiyorlardı. Muharebeninin kaybedilme ihtimali belirmişti. Hz.Muhammedimiz’de muharebenin bu kritik döneminde, Muhammediye Orduları arasında savaşa katılımı özendirip, savaşa katılımı sağlamak için, Kuran’ı Kerim de de, ayni mealde  ifadeler bulunduğu söylenen şu Hadisi Şerif’i buyurdu. “DİN’İ MÜBİN UĞRUNA SAVAŞA GİDEN CENNETLİKTİR” Hz.Muhammedimizin cenneti vaad etmesi Muhammediye Orduluarı arasında cazip görülüp süratle etkisini gösterdi. Muhammediye Askerleri derhal silaha sarıldılar canla başla savaştılar. Savaş kısa sürede kazanıldı.

      Tarihin kaydettiği en kanlı muharebeler olan Çanakkale ve Gelibolu savaşlarında,çoğu yedek subay,okumuş,eğitilmiş,250.000 asker bizden,250.000 askerde işgalcilerden kayıp var.

     1914 ile 1921 yılları arasında,Mektebi Tıbiiyeî Şahâne, tam 7 yıl süreyle,mezûn veremedi,doktor çıkaramadı.Çünkü tıbbiyeli ağabelerimiz, Çanakkalede öldüler.

      Çanakkale destanı 18 Mart,1915 günü yazıldı. 16 Mart,1920 günü de,İngilizler,Yunanlılar,İtalyanlar,Fransızlar Istanbul'u işgal ettiler.Meclisi Mebusanı dağıtıp,Mebbusları Malta'ya sürdüler.

      İnsanın aklına gelmezmi? ki: Çanakkalede ölenler boşuna mı öldüler?

      Bu da,biz savaşa karşı savaşan askerleri,savaşa karşı savaşımızda,yerden göğe haklı kılmaz mı yani?

       Mustafa Kemal, büyük nutkunu 9 Eylül,1927 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisinin kurultayında okurken,kendi ağzından aynen şöyle diyordu.

       Çanakkale savaşlarından bahsederken mensubu olduğum 57 inci alayın BOMBA SIRTINDAKİ kahramanlığını anlatmadan geçemiyeceğim.İngiliz siperleri ile bizim siperlerimiz arasında 8 metre,ve hatta Anafartalar da 5 metre gibi çok kısa bir mesafe vardı.

       Çanakkale savaşları kitabının yazarı emekli albay Fikret Günesen, bu kısa mesafenin sebebini şöyle anlatıyor.

       İngiliz donanması denizden,  bizim siperlerimizi tam isabetle vuruyordu.Bizim askerlerimiz de siperlerini İngilizler'e çok yakın kazdılar ki:İngiliz donanması bizim siperleri vurduğunda.kendi askerlerini de vursun.Bunu düşünerek denizden ateş etmesin.

       Bu kısa izahattan sonra,tekrar Mustafa Kemal'i dinleyelim. Birinci siperlerdeki askerlerimiz vurulunca,ikinci siperlerdeki askerlerimiz,yüzde yüz vurulacaklarını ve öleceklerini bilerek,hiç tereddüt etmeden,kelimeyi şehadet getirerek,cennete uçmak üzere,birinci siperlere sıçrıyorlardı, anında.Bu,dünyanın başka hiçbir yerinde görülemiyecek şanlı ve gururlu bir manzaraydı.

      Tek Tanrılı, üç semavi dinde de / Huriler vardır,Taranta Babu / Huriler vardır / Coştu gönül pınar gibi / Aktı gümbür,gümbür deyu /Bir hilal uğruna değil,Taranta Babu / Bir hilal uğruna değil / Cennetteki huriler uğruna/ Ne güneşler battı / Bazı insanlar,Taranta Babu / Bazı insanlar / Duygularını / Akıllarının önüne koşarlar / İşte bu yüzden de,inci dişli zenci şair / İşte bu yüzden de, /  Hem yargılarında, /  Hem yazgılarında, / Her zaman yanılırlar / Bilgisayar tuşlarına vurdukça Taranta Babu /  Ekranda kelimeler bitiyor / O kelimeler ki: Taranta Babu / hıncımı / Hırsızlardan,densizlerden,ahmaklardan alıyor /.

    Dikkat ederseniz,Mustafa Kemal'in mensup olduğu 57 inci alayın,Gelibolu, BOMBA SIRTI'ndaki kahranlığı ışığında,Mehmet Akif'e karşı, inci dişli zenci şair Taranta Babu'yu çıkarıyorum.Kim haklı?,Kim haksız?,buna da,siz karar verin sevgili okuyucular.

     Ben içinde yaşadığım, yirmi ve yirmibirinci yüzyılın, eğrilerini-doğrularını yazmağa çalışıyorum.Bu eğri ve doğrular,her insan için,yetiştiği kültüre göre değişir.Benim ölçülerim daha çok,modern öğretiler ve Anadolu kültürüne dayanır.

     Bir insana yapılabilecek en büyük eziyet,en büyük zulüm düşünmesini yasaklamak,düşünmesini engellemektir. Sokrates,madem ki:düşünüyorum, o halde varım,diyor. İnsanın en büyük varlığı olan düşünme ve düşünceye,tarihte,çok büyük eziyetler,zulumler ve baskılar yapılmıştır.Anadolu da,Antakya da,Tarsus ta ve diğer çeşitli bölgelerdeki yedi uyurlar mağaraları,gizli mağaralar ile Göreme deki Peri bacaları,Roman Paganların ilk hiristiyan düşüncesine karşı uyguladıkları baskı,zülüm ve eziyetin günümüze kadar sarkan açık kanıtlarıdır. ENGİZİSYONLAR ise.hiristiyanlığın gelişip,güçlendiği orta çağda,hiristiyanların, düşünceye uyguladıkları büyük baskı,büyük zulüm ve büyük eziyetin en büyük kanıtıdır.Ne yazık ki:düşünceye yapılan,baskı, eziyet ve zulum yeni milenyumda yirmibirinci yüzyılda da bitmemiş,günümüzde de sürüp gitmektedir.

     Dinler ve dinsel inançlar,dinamik değil,statiktirler.Yani duragandırlar.Uygarlık,kültür ve demokrasi ise,geçen zaman ve zamanlar içinde gelişen teknolojiye paralel olarak,devamlı evrime,devrime ve gelişime uğrar.Değişir.Zaman gelir,uygarlık,kültür ve demokrasi ile din ve dinsel inançlar arasında büyük ayrılıklar,uçurumlar oluşur.Yirmibirinci yüzyılda,özellikle,11 Eylül,2001 deki NewYork,Washington kulelerinin yıkımından sonra,Istanbul patlamalarından sonra,Madrit patlamasından sonra ve Londra metro patlamasından sonra,ayrlık ve uçurumlar büyüdü.Had safhaya geldi.

      Bunun için Uygarlık,kültür ve demokrasi,yirmibirinci yüzyılda din ve dinsel inançlar ile.kavga ederek,çatışarak,savaşarak değil ama,karşılıklı uzlaşarak,anlaşarak,hesaplaşmak,yüzleşmek zorundadır.

    Dinsel öğretiler, dinsel vaadler geçici değil süreklidirler. Hz. Muhammedimizin 1400 yıl evvel buyurduğu bu Hadis’i Şerif, özellikle dinsel inançları kuvvetli olan mutaassıp din kardeşlerimiz arasında, o gün olduğu gibi bugünde aynı kuvvetle etkisini sürdürüyor. Bu savımızın en kuvvetli kanıtı, 11.Eylül.2001 NewYork ve Washington saldırılarını gerçekleştiren onbir müslüman gencin ,korkunç ve acıklı eylemidir.Dinler arasında cihad diye kutsal bir olay sadece İslam Dininde vardır. Japonlarda da cihada benzer Kemikaze olayı vardır, amma cihad ile kemikaze birbirinden farklıdır. Kemikaze 20’ci yüzyılda savaşlarda önemli bir rol oynamıştır. 2’ci Dünya Savaşında doğuda, Asyada ve özellikle pasifikte Japonlar Kemikaze ile Amerikalılara çok büyük zayiatlar, çok büyük kayıplar verdirdiler. Cihad ise içine girdiğimiz 21’ci yüzyılın ilk günlerinde ,ilk yıllarında, Dünyamızın en önemli olayı olarak ortaya çıkmakta ve 21 yüzyılın gelecek gün ve yıllarında önemini daha da arttıracak gibi görünmektedir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Anglo-Saxonlar İNTİHAR SALDIRILARINI kendi dillerine,İngilizceye,kelime,kelime çok doğru bir şekilde tercüme ediyorlar.Çeviriyorlar.SUİCİADAL ATTACKS diyorlar.Fransızlar ise intihar saldırılarını Fransızcaya tercüme edeceklerine,çevireceklerine nedendir? Bilinmez,intihar saldırılarını Japon kökenli KEMİKAZE olarak adlandırırlar.Hal bu ki:Oysa ki: intihar saldırıları ile kemikaze arasında sırf ödül bakımından bile,çok,ama çok büyük farklar vardır.Japon gelenek ve kanunlarında,kemikaze gerçekleştiren bir insana,sadece bulunduğu rütbeden bir üst rütbe verilir.Örneğin kemikaze yapan insanın rütbesi yüzbaşı ise kemikazeden sonra binbaşı olur.yarbay ise, albay olur.Tabii kemikaze yapan insan ölmüş olacağından bir üst rütbe şerefini kendisinden sonra gelen aile fertleri kullanır. İntihar saldırıları ise,Tüm İslâm aleminde,birçok etkili yetkili kesimlerce,birçok etkili yetkili kişilerce,CİHAD ile iniltilendirilir.Cihad sayılır.Hazreti Muhammedimiz’in CİHAD hadisi şerifi,cihad ta ölene cenneti vaad ettiğinden,intihar saldırılarındaki ödül,kemikaze ile mukayese edilemiyecek kadar çok büyüktür.Çok doyurucudur.Çok tatmin ve taltif edicidir.İntihar saldırılarında İslâmın vaad ettiği ödül bir insanın bütün bir hayatı boyunca hayır,sevap yapıp fedakârane,cansiperane çalışsa da kazanabileceği şüpheli olan Hurilerle dolu CENNETTİR. O Huriler ki:üç semavi dinde de, hep 33 yaşındadırlar.Ne küçülürler.Ne de yaşlanırlar.

 

İlave: 19.03.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

    İslam Aleminde, Müslümanlar arasında,Cihada rağbetin sebebi nedir? İçine girdiğimiz yüzyılda bu soru çok önem kazanmaktadır. Bu soruya, gerçekçi ve isabetli bir yanıt bulmadan da,ne içinde yaşadığımız sorunlara, nede ileride gelişecek tatsız, üzücü olaylara çözüm bulmak ne yazık ki: mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Dünyanın başta din bilginleri, ruh bilimciler, sosyologlar ve siyaset bilimcileri bir araya gelerek bu soruya cevap aramak zorundadırlar.

     Bugün dünyamızın karşılaştığı acıklı durumu ingilizce olarak şöyle ifade etmek mümkündür: “The entire world today faces the big horne of a dilemna” Bunu Türkçeye hakkıyla tercüme etmek için, biraz galiz’de olsa şöyle demek gerekir: “Dünya bugün çözülmesi zor, iki ucu boklu değnek gibi büyük bir çıkmaz ile karşı karşıyadır.” Boynuzun bir ucunda bütün dinlerin ve tüm inançların sınırsız özgürlüğü; Boynuzun diğer ucunda ise başkalarını katlederek bile olsa cennete ulaşabilme inancı.

     Yirminci yüzyılın en büyük fizik alimi Albert Einstein şöyle yakınıyor zararlı ve yıkıcı inançlardan: “ATOMU PARÇALAYABİLİYORUM AMMA İNSANIN BATIL, BAĞNAZ VE YANLIŞ İNANÇLARINI NE YAZIK’Kİ: NE YOKEDEBİLİYOR NE’DE DEĞİŞTİREBİLİYORUM.”

     Almanlar 2 Dünya Savaşında lanetlenmiş ve zararlı olduklarına inandıkları için 6 milyon Musevi ve Yahudiyi gözlerini kırpmadan gaz odalarına soktular. Kimse inkar edemez’ki bu vahşetin altında 2000 yıl önce Yahudilerin dinlerine küfür ediyor diye Hz.İsayı Roma Mahkemesine şikayet ederek çarmıha germe kararı çıkarmalarının dinsel ve tarihsel nefreti yatmaktadır. Dünyanın heryerinde bütün hristiyan kiliselerinde özellikle Christmas zamanlarında yani en büyük özel yortularda, her yıl en az birkaç gün, hiristiyan aleminin bu  en büyük kutsal olayı hem acı, hem’de saygı ile anılıp hatırlanmaktadır. Anılıp hatırlamalar ister istemez, yılların biriktirdiği külleri aralayıp altta yatan korun ışıldamasına sebeb olmaktadır. Bir fırsat demogog politikacıların, demagog diktatörlerin eline düşmeye görsün; Bunu kendi çirkin emel ve amaçları için zalimce kullanırlar. Dünya tarihinin yarattığı en korkunç diktatör, demagog ve zalimlerinden biri olan Hitler hiristiyan dünyasının her yıl yortularda önüne çıkardığı bu kor ışıltısını olabildiğince, zalimce kullandı.

     Korku ile baskı ile zulüm ile vicdanları susturmak mümkündür amma, baskı ile, korku ile, zulüm ile vicdanları, inançları değiştirmek mümkün değildir.

      Hitler 50 milyon Alman insanının vicdanlarını, inançlarını nasıl olup ta değiştirmişti’ki?:Almanlar seve seve bu vahşi ölüm emirlerini gözlerini kırpmadan yerine getirdiler. Netice olarak bu cinayetleri işleyen’de insandı; Bunların karşısında gaz odalarına sokarak ölüme yolladırları çaresiz yığınlar’da insandı.

     Yahudilere karşı vicdan ve inançları hazırlamadan, vicdanlarda bu korkunç nefreti yaratmadan insanlara böyle cinayetler işletmek mümkün değildir. Nede olsa insanın birde, insani yanı vardır. Almanlarda Yahudilere karşı bu nefret nasıl yaratılabilmişti? İşte bu konu şimdiye kadar hakkı ile ve yeterince incelenmedi ve yazılmadı. Şimdiye kadar bu hususta bilimsel olarak, inandırıcı bir sebeb, inandırıcı bir nedenin yazıldığını ne okudum, nede duydum. Benim naçiz kanaatime göre bu nefretin altında herşeyden evvel 2000 yıl evveline dayanan, ve her yıl yortularda, hıristiyan kiliselerinde tazelenen, dinsel nefret yatmaktadır.

     Suya düşen değil,çıkamayan boğulur derler.En büyük açmazın dahi,mutlaka bir çıkış yolu vardır.İnsanoğlu,dinsel nefret ve koktendinci terörle,suya düştü bir kere.Ama ne yapıp yapıp,yüzmeyi oğrenecek ve sudan çıkmayı başaracaktır.Yüzme oğrenmek,çare üretmek insanın doğasında mevcuttur.

     Tarihin her döneminde insanoğlu,zaman zaman kendi kazdığı çukurlara düşmüş,sonunda gene kendi ürettiği çözümlerle çukurdan çıkmayı başarmıştır.Dünyayı yakıp yıkan savaşlar,insanoğlunun kendi kazdığı çukurlar değil de, nedir?

     Son zamanlarda, çok sık görülen,ve gittikçe şiddetini arttıran, dinsel nefret ve köktendinciliğin zararlı etkilerini,eğer varsa Kuran ayetleri ve Hadisi Şeriflerle,eğer yoksa,İslam alimlerinin söylediği sözlerle önlemek gerekir.Ulu İslam alimlerinin söylediğine göre,Cenabı Hak şöyle buyuruyor:Ey inananlar! Beni ve kendinizi iyi anlayasanız diye size idrak verdim,akıl verdim.Bilinçsiz değil,bilinçli inanırlar olunuz.Bilinçsiz inanırların hem kendilerine,hemde başkalarına yapmayacağı kötülük yoktur.Şunu iyice anlayınız ki:1400 yıl evvelki Cihad ile,900 yıl evvelki haçlılar,dinin siyasete alet edilişinin başlangıcıdır.Zira ne Tanrının,nede yüce Allah'ın kimsenin korumasına ihtiyacı yoktur,Allah kendini korur.Allah,Kerimdir,Allah Azimdir.Allah herşeye Hakimdir.

     Güvenirliklerini kanıtlamış kurumların yaptıkları istatistiklere göre,Bir milyar yoksulu bulunan Hindistan'da,Hindu ve Brahmanlardan teröre bulaşan hiç kimse yoktur.Dünya nufusunun beşte birini oluşturan biz Müslümanlar ise,Uluslarası terörün üçte ikisini çıkarmaktayız.Yani dünyada terör yaratma ve estirme oranımız,diğer dünya insanlarının iki mislinden daha fazladır.Bu objektif araştırma da gösteriyorki:Orta Doğu da,hemen hergün süregelen,Newyork,Washington kulelerini yerle bir eden,Istanbul'u ve İspanya'yı kana bulayan intihar saldırılarının sebebi yoksulluk değil,dinsel öğreti ve inanışlardır.

     ( Dünyanın her yerinde,El-kaide,İslâmi Cihad,Müslüman kardeşler,Hizbullah İran mollaları ve Hamas,yirmibirinci yüzyılda da,Hazreti Muhammed’imizin Cihad Hadisi şerifini istismar ederek,Cennete insan yolluyorlar,insan taşıyorlar.Bu sava itiraz edecek olanlara sorulacak en yalın,en aydınlatıcı, soru şudur.İntihar saldırganları,kendilerini neden parçalatıyorlar ki ?)

     Madrit'teki feci patlamanın birinci yıldönümünde,bütün halk, dinsel terörü lanetlemek üzere sokaklardaydı.Ne yazık ki:Istanbul'daki,her dinden birçok yurtdaşımızın ve yabancıların hayatını kaybettiği Sinagog,konsolosluk ve HSBC banka patlamalarının,birinci anma yıldönümü İspanya'ya kıyasla çok sönük geçti.En güzel konuşmayı da törene katılan,İngiltere veliahtı, Prince Charles yaptı.Eylemi gerçekleştiren Müslüman gençlere ve onları azmettirip,teröre ve yüzde yüz ölüme gönderen dinsel çevrelere ders verircesine şöyle dedi. ( Sinagog,konsolosluk,HSBC banka saldırıları,İngilizler ile Türkleri,Müslümanlar,Yahudiler ve Hiristiyanları ayıracak yerde,biraraya getirdi.Türkiye'nin Avrupa Birliğine girişine açık ve direkt politik destek sağladı ).Prince Charles nekadar haklı konuşmuştu ki: 2 ay sonra,17 Aralık,2004 te Avrupa Birliğine girebilmek için müzakere tarihi alındı.Belki de,dinsel kaygılar veya oy kaygıları nedeni ile,bu törene katılmayan yüksek devlet erkânımıza, bu güzel konuşma, örnek olur herhalde.       

     Dünya,Müslüman kadınları çarşaflı,Müslüman erkekleri,yüzü sakallı,başı külâhlı,eli silahlı tanıyor.İslâmın,çarşaflı,sakallı,külâhlı ve eli silâhlı imaj ,yani görüntüsünü değiştirecek, İslâm ermişleri,din alimleri,sosyoloğlar ve feylezoflar gelmiyecek mi yeryüzüne? Bizce gelecek.   

     Saygıdeğer bir din bilgini diyor ki: ( Gelip geçmiş bütün peygamberler, bütün nebiler, kendi kerametlerini rivayet eylediler.Müminlerle,müritlerde kendilerine biat edip,rivayetlerini itikat eylediler.

     Bu dünyaya değil, öteki dünyaya, yaşama değil ahirete özendirilip yönlendirilen bir milyar iki yüz milyon Müslüman, elbette ki: Modern dünyaya yetişemeyecek, uygarlık yarışında hep geri kalacaktır. Onları modern dünyaya ve uygarlığa doğrultmak için,öğretilerde köklü değişiklikler gerekmez mi ?

      İşte bu hiç düşünülmüyor. Evren yani kâinat devamlı değişiyor. Dünya devamlı değişiyor.Biz hep ayni kalıyoruz. Hiç olurmu böyle şey ? )

 

     HİPOKRAT yemini ederken,insan için, her zaman elimizden gelen en iyiyi yapmağa and içmiş bir hekim olarak,biz insanoğullarının,yeni milenyumda yirmibirinci yüzyılda karşı karşıya kaldığı en büyük açmaz ve tehlikeleyi yazmağa çalıştık.Çaba ve uğraşılarımız, ve de, yazdıklarımız,ıztırap ve acılarımıza karşı,bir melhem,bir ilaç arayışı olarak görüle,eğer varsa noksanlarımız ve yanlışlarımız,hoş karşılana, affola

 

Dr.Hasan HORTO          

 

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET