| |
YİRMİBİRİNCİ
YÜZYILIN BÜYÜK AÇMAZI
The biggest dilemna of the twentyfirst century
Le
plus grande impasse de vingtiemeun Siecle
Alışmış kudurmuştan beterdir derler, "Ben olaya
hekim gözüyle baktığımda inanmış ta alışmış tan
beterdir." derim.. Zira insanoğılu tedavi ile kötü
alışkanlıklardan kurtulduğu halde, inançlarından asla
taviz vermemektedir. Dinler tarihi bunun örnekleri ile
doludur.
Bernard Russell diyor ki: Dünyada en büyük
budalalık haklı olduğuna inanmaktır.İnsanlar haklı
olduklarına inandıklarından,birbirleri ile
çatışıyorlar,savaşıyorlar,birbirlerini öldürüyorlar.Ne
yazık ki: Bu çatışma,bu savaş,bu katliamların bir kısmı
da ,din adına yapılıyor.Tarihte haçlı seferleri
yaşandı.İçine girdiğimiz yirmibirinci yüzyılda,yeni
milenyumda da Cihad uğruna çatışmalar oluyor.
Dünyada ünlü birçok siyaset bilimicileri ile
etkili ve yetkili devlet adamları özellikle
11.Eylül.2001den sonra terorizim ile islamı
özdeleştirme eğilimine girdiler.
İslam fundamentalizminin, islam kökten
dinciliğinin, ve de, taassup kokan bağnaz inançların
sebep ve tarihsel köklerini incelediğimizde, biz
Müslümanlar olarak, bu sav ve düşünceyi ne yazık
ki:Tamamen red edemiyoruz. İslamın ilk doğuş günlerinde
Hz.Muhammedimiz din savaşlarından birini yaparken
Muhammediye Ordusunun bazı askerleri savaş için isteksiz
davranıyor, savaşmak istemiyorlardı. Muharebeninin
kaybedilme ihtimali belirmişti. Hz.Muhammedimizde
muharebenin bu kritik döneminde, Muhammediye Orduları
arasında savaşa katılımı özendirip, savaşa katılımı
sağlamak için, Kuranı Kerim de de, ayni mealde
ifadeler bulunduğu söylenen şu Hadisi Şerifi buyurdu.
DİNİ MÜBİN UĞRUNA SAVAŞA GİDEN CENNETLİKTİR
Hz.Muhammedimizin cenneti vaad etmesi Muhammediye
Orduluarı arasında cazip görülüp süratle etkisini
gösterdi. Muhammediye Askerleri derhal silaha sarıldılar
canla başla savaştılar. Savaş kısa sürede kazanıldı.
Tarihin kaydettiği en kanlı muharebeler olan
Çanakkale ve Gelibolu savaşlarında,çoğu yedek
subay,okumuş,eğitilmiş,250.000 asker bizden,250.000
askerde işgalcilerden kayıp var.
1914 ile 1921 yılları arasında,Mektebi Tıbiiyeî
Şahâne, tam 7 yıl süreyle,mezûn veremedi,doktor
çıkaramadı.Çünkü tıbbiyeli ağabelerimiz, Çanakkalede
öldüler.
Çanakkale destanı 18 Mart,1915 günü yazıldı. 16
Mart,1920 günü
de,İngilizler,Yunanlılar,İtalyanlar,Fransızlar
Istanbul'u işgal ettiler.Meclisi Mebusanı
dağıtıp,Mebbusları Malta'ya sürdüler.
İnsanın aklına gelmezmi? ki: Çanakkalede ölenler
boşuna mı öldüler?
Bu da,biz savaşa karşı savaşan askerleri,savaşa
karşı savaşımızda,yerden göğe haklı kılmaz mı yani?
Mustafa Kemal, büyük nutkunu 9 Eylül,1927
tarihinde Cumhuriyet Halk Partisinin kurultayında
okurken,kendi ağzından aynen şöyle diyordu.
Çanakkale savaşlarından bahsederken mensubu
olduğum 57 inci alayın BOMBA SIRTINDAKİ kahramanlığını
anlatmadan geçemiyeceğim.İngiliz siperleri ile bizim
siperlerimiz arasında 8 metre,ve hatta Anafartalar da 5
metre gibi çok kısa bir mesafe vardı.
Çanakkale savaşları kitabının yazarı emekli albay
Fikret Günesen, bu kısa mesafenin sebebini şöyle
anlatıyor.
İngiliz donanması denizden, bizim siperlerimizi
tam isabetle vuruyordu.Bizim askerlerimiz de siperlerini
İngilizler'e çok yakın kazdılar ki:İngiliz donanması
bizim siperleri vurduğunda.kendi askerlerini de
vursun.Bunu düşünerek denizden ateş etmesin.
Bu kısa izahattan sonra,tekrar Mustafa Kemal'i
dinleyelim. Birinci siperlerdeki askerlerimiz
vurulunca,ikinci siperlerdeki askerlerimiz,yüzde yüz
vurulacaklarını ve öleceklerini bilerek,hiç tereddüt
etmeden,kelimeyi şehadet getirerek,cennete uçmak
üzere,birinci siperlere sıçrıyorlardı,
anında.Bu,dünyanın başka hiçbir yerinde görülemiyecek
şanlı ve gururlu bir manzaraydı.
Tek Tanrılı, üç semavi dinde de / Huriler
vardır,Taranta Babu / Huriler vardır / Coştu gönül pınar
gibi / Aktı gümbür,gümbür deyu /Bir hilal uğruna
değil,Taranta Babu / Bir hilal uğruna değil / Cennetteki
huriler uğruna/ Ne güneşler battı / Bazı
insanlar,Taranta Babu / Bazı insanlar / Duygularını /
Akıllarının önüne koşarlar / İşte bu yüzden de,inci
dişli zenci şair / İşte bu yüzden de, / Hem
yargılarında, / Hem yazgılarında, / Her zaman
yanılırlar / Bilgisayar tuşlarına vurdukça Taranta Babu
/ Ekranda kelimeler bitiyor / O kelimeler ki: Taranta
Babu / hıncımı / Hırsızlardan,densizlerden,ahmaklardan
alıyor /.
Dikkat ederseniz,Mustafa Kemal'in mensup olduğu 57
inci alayın,Gelibolu, BOMBA SIRTI'ndaki kahranlığı
ışığında,Mehmet Akif'e karşı, inci dişli zenci şair
Taranta Babu'yu çıkarıyorum.Kim haklı?,Kim haksız?,buna
da,siz karar verin sevgili okuyucular.
Ben içinde yaşadığım, yirmi ve yirmibirinci
yüzyılın, eğrilerini-doğrularını yazmağa çalışıyorum.Bu
eğri ve doğrular,her insan için,yetiştiği kültüre göre
değişir.Benim ölçülerim daha çok,modern öğretiler ve
Anadolu kültürüne dayanır.
Bir insana yapılabilecek en büyük eziyet,en büyük
zulüm düşünmesini yasaklamak,düşünmesini engellemektir.
Sokrates,madem ki:düşünüyorum, o halde varım,diyor.
İnsanın en büyük varlığı olan düşünme ve
düşünceye,tarihte,çok büyük eziyetler,zulumler ve
baskılar yapılmıştır.Anadolu da,Antakya da,Tarsus ta ve
diğer çeşitli bölgelerdeki yedi uyurlar mağaraları,gizli
mağaralar ile Göreme deki Peri bacaları,Roman Paganların
ilk hiristiyan düşüncesine karşı uyguladıkları
baskı,zülüm ve eziyetin günümüze kadar sarkan açık
kanıtlarıdır. ENGİZİSYONLAR ise.hiristiyanlığın
gelişip,güçlendiği orta çağda,hiristiyanların, düşünceye
uyguladıkları büyük baskı,büyük zulüm ve büyük eziyetin
en büyük kanıtıdır.Ne yazık ki:düşünceye yapılan,baskı,
eziyet ve zulum yeni milenyumda yirmibirinci yüzyılda da
bitmemiş,günümüzde de sürüp gitmektedir.
Dinler ve dinsel inançlar,dinamik
değil,statiktirler.Yani duragandırlar.Uygarlık,kültür ve
demokrasi ise,geçen zaman ve zamanlar içinde gelişen
teknolojiye paralel olarak,devamlı evrime,devrime ve
gelişime uğrar.Değişir.Zaman gelir,uygarlık,kültür ve
demokrasi ile din ve dinsel inançlar arasında büyük
ayrılıklar,uçurumlar oluşur.Yirmibirinci
yüzyılda,özellikle,11 Eylül,2001 deki NewYork,Washington
kulelerinin yıkımından sonra,Istanbul patlamalarından
sonra,Madrit patlamasından sonra ve Londra metro
patlamasından sonra,ayrlık ve uçurumlar büyüdü.Had
safhaya geldi.
Bunun için Uygarlık,kültür ve
demokrasi,yirmibirinci yüzyılda din ve dinsel inançlar
ile.kavga ederek,çatışarak,savaşarak değil
ama,karşılıklı uzlaşarak,anlaşarak,hesaplaşmak,yüzleşmek
zorundadır.
Dinsel öğretiler, dinsel vaadler geçici değil
süreklidirler. Hz. Muhammedimizin 1400 yıl evvel
buyurduğu bu Hadisi Şerif, özellikle dinsel inançları
kuvvetli olan mutaassıp din kardeşlerimiz arasında, o
gün olduğu gibi bugünde aynı kuvvetle etkisini
sürdürüyor. Bu savımızın en kuvvetli kanıtı,
11.Eylül.2001 NewYork ve Washington saldırılarını
gerçekleştiren onbir müslüman gencin ,korkunç ve acıklı
eylemidir.Dinler arasında cihad diye kutsal bir olay
sadece İslam Dininde vardır. Japonlarda da cihada benzer
Kemikaze olayı vardır, amma cihad ile kemikaze
birbirinden farklıdır. Kemikaze 20ci yüzyılda
savaşlarda önemli bir rol oynamıştır. 2ci Dünya
Savaşında doğuda, Asyada ve özellikle pasifikte Japonlar
Kemikaze ile Amerikalılara çok büyük zayiatlar, çok
büyük kayıplar verdirdiler. Cihad ise içine girdiğimiz
21ci yüzyılın ilk günlerinde ,ilk yıllarında,
Dünyamızın en önemli olayı olarak ortaya çıkmakta ve 21
yüzyılın gelecek gün ve yıllarında önemini daha da
arttıracak gibi görünmektedir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Anglo-Saxonlar İNTİHAR
SALDIRILARINI kendi dillerine,İngilizceye,kelime,kelime
çok doğru bir şekilde tercüme
ediyorlar.Çeviriyorlar.SUİCİADAL ATTACKS
diyorlar.Fransızlar ise intihar saldırılarını
Fransızcaya tercüme edeceklerine,çevireceklerine
nedendir? Bilinmez,intihar saldırılarını Japon kökenli
KEMİKAZE olarak adlandırırlar.Hal bu ki:Oysa ki: intihar
saldırıları ile kemikaze arasında sırf ödül bakımından
bile,çok,ama çok büyük farklar vardır.Japon gelenek ve
kanunlarında,kemikaze gerçekleştiren bir insana,sadece
bulunduğu rütbeden bir üst rütbe verilir.Örneğin
kemikaze yapan insanın rütbesi yüzbaşı ise kemikazeden
sonra binbaşı olur.yarbay ise, albay olur.Tabii kemikaze
yapan insan ölmüş olacağından bir üst rütbe şerefini
kendisinden sonra gelen aile fertleri kullanır. İntihar
saldırıları ise,Tüm İslâm aleminde,birçok etkili yetkili
kesimlerce,birçok etkili yetkili kişilerce,CİHAD ile
iniltilendirilir.Cihad sayılır.Hazreti Muhammedimizin
CİHAD hadisi şerifi,cihad ta ölene cenneti vaad
ettiğinden,intihar saldırılarındaki ödül,kemikaze ile
mukayese edilemiyecek kadar çok büyüktür.Çok
doyurucudur.Çok tatmin ve taltif edicidir.İntihar
saldırılarında İslâmın vaad ettiği ödül bir insanın
bütün bir hayatı boyunca hayır,sevap yapıp
fedakârane,cansiperane çalışsa da kazanabileceği şüpheli
olan Hurilerle dolu CENNETTİR. O Huriler ki:üç semavi
dinde de, hep 33 yaşındadırlar.Ne küçülürler.Ne de
yaşlanırlar.
İlave: 19.03.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
İslam Aleminde, Müslümanlar arasında,Cihada rağbetin
sebebi nedir? İçine girdiğimiz yüzyılda bu soru çok önem
kazanmaktadır. Bu soruya, gerçekçi ve isabetli bir yanıt
bulmadan da,ne içinde yaşadığımız sorunlara, nede
ileride gelişecek tatsız, üzücü olaylara çözüm bulmak ne
yazık ki: mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Dünyanın başta
din bilginleri, ruh bilimciler, sosyologlar ve siyaset
bilimcileri bir araya gelerek bu soruya cevap aramak
zorundadırlar.
Bugün dünyamızın karşılaştığı acıklı durumu
ingilizce olarak şöyle ifade etmek mümkündür: The
entire world today faces the big horne of a dilemna
Bunu Türkçeye hakkıyla tercüme etmek için, biraz
galizde olsa şöyle demek gerekir: Dünya bugün
çözülmesi zor, iki ucu boklu değnek gibi büyük bir
çıkmaz ile karşı karşıyadır. Boynuzun bir ucunda bütün
dinlerin ve tüm inançların sınırsız özgürlüğü; Boynuzun
diğer ucunda ise başkalarını katlederek bile olsa
cennete ulaşabilme inancı.
Yirminci yüzyılın en büyük fizik alimi Albert
Einstein şöyle yakınıyor zararlı ve yıkıcı inançlardan:
ATOMU PARÇALAYABİLİYORUM AMMA İNSANIN BATIL, BAĞNAZ VE
YANLIŞ İNANÇLARINI NE YAZIKKİ: NE YOKEDEBİLİYOR NEDE
DEĞİŞTİREBİLİYORUM.
Almanlar 2 Dünya Savaşında lanetlenmiş ve zararlı
olduklarına inandıkları için 6 milyon Musevi ve Yahudiyi
gözlerini kırpmadan gaz odalarına soktular. Kimse inkar
edemezki bu vahşetin altında 2000 yıl önce Yahudilerin
dinlerine küfür ediyor diye Hz.İsayı Roma Mahkemesine
şikayet ederek çarmıha germe kararı çıkarmalarının
dinsel ve tarihsel nefreti yatmaktadır. Dünyanın
heryerinde bütün hristiyan kiliselerinde özellikle
Christmas zamanlarında yani en büyük özel yortularda,
her yıl en az birkaç gün, hiristiyan aleminin bu en
büyük kutsal olayı hem acı, hemde saygı ile anılıp
hatırlanmaktadır. Anılıp hatırlamalar ister istemez,
yılların biriktirdiği külleri aralayıp altta yatan korun
ışıldamasına sebeb olmaktadır. Bir fırsat demogog
politikacıların, demagog diktatörlerin eline düşmeye
görsün; Bunu kendi çirkin emel ve amaçları için zalimce
kullanırlar. Dünya tarihinin yarattığı en korkunç
diktatör, demagog ve zalimlerinden biri olan Hitler
hiristiyan dünyasının her yıl yortularda önüne çıkardığı
bu kor ışıltısını olabildiğince, zalimce kullandı.
Korku ile baskı ile zulüm ile vicdanları susturmak
mümkündür amma, baskı ile, korku ile, zulüm ile
vicdanları, inançları değiştirmek mümkün değildir.
Hitler 50 milyon Alman insanının vicdanlarını,
inançlarını nasıl olup ta değiştirmiştiki?:Almanlar
seve seve bu vahşi ölüm emirlerini gözlerini kırpmadan
yerine getirdiler. Netice olarak bu cinayetleri
işleyende insandı; Bunların karşısında gaz odalarına
sokarak ölüme yolladırları çaresiz yığınlarda insandı.
Yahudilere karşı vicdan ve inançları hazırlamadan,
vicdanlarda bu korkunç nefreti yaratmadan insanlara
böyle cinayetler işletmek mümkün değildir. Nede olsa
insanın birde, insani yanı vardır. Almanlarda Yahudilere
karşı bu nefret nasıl yaratılabilmişti? İşte bu konu
şimdiye kadar hakkı ile ve yeterince incelenmedi ve
yazılmadı. Şimdiye kadar bu hususta bilimsel olarak,
inandırıcı bir sebeb, inandırıcı bir nedenin yazıldığını
ne okudum, nede duydum. Benim naçiz kanaatime göre bu
nefretin altında herşeyden evvel 2000 yıl evveline
dayanan, ve her yıl yortularda, hıristiyan kiliselerinde
tazelenen, dinsel nefret yatmaktadır.
Suya düşen değil,çıkamayan boğulur derler.En büyük
açmazın dahi,mutlaka bir çıkış yolu
vardır.İnsanoğlu,dinsel nefret ve koktendinci
terörle,suya düştü bir kere.Ama ne yapıp yapıp,yüzmeyi
oğrenecek ve sudan çıkmayı başaracaktır.Yüzme
oğrenmek,çare üretmek insanın doğasında mevcuttur.
Tarihin her döneminde insanoğlu,zaman zaman kendi
kazdığı çukurlara düşmüş,sonunda gene kendi ürettiği
çözümlerle çukurdan çıkmayı başarmıştır.Dünyayı yakıp
yıkan savaşlar,insanoğlunun kendi kazdığı çukurlar değil
de, nedir?
Son zamanlarda, çok sık görülen,ve gittikçe
şiddetini arttıran, dinsel nefret ve köktendinciliğin
zararlı etkilerini,eğer varsa Kuran ayetleri ve Hadisi
Şeriflerle,eğer yoksa,İslam alimlerinin söylediği
sözlerle önlemek gerekir.Ulu İslam alimlerinin
söylediğine göre,Cenabı Hak şöyle buyuruyor:Ey
inananlar! Beni ve kendinizi iyi anlayasanız diye size
idrak verdim,akıl verdim.Bilinçsiz değil,bilinçli
inanırlar olunuz.Bilinçsiz inanırların hem
kendilerine,hemde başkalarına yapmayacağı kötülük
yoktur.Şunu iyice anlayınız ki:1400 yıl evvelki Cihad
ile,900 yıl evvelki haçlılar,dinin siyasete alet
edilişinin başlangıcıdır.Zira ne Tanrının,nede yüce
Allah'ın kimsenin korumasına ihtiyacı yoktur,Allah
kendini korur.Allah,Kerimdir,Allah Azimdir.Allah herşeye
Hakimdir.
Güvenirliklerini kanıtlamış kurumların yaptıkları
istatistiklere göre,Bir milyar yoksulu bulunan
Hindistan'da,Hindu ve Brahmanlardan teröre bulaşan hiç
kimse yoktur.Dünya nufusunun beşte birini oluşturan biz
Müslümanlar ise,Uluslarası terörün üçte ikisini
çıkarmaktayız.Yani dünyada terör yaratma ve estirme
oranımız,diğer dünya insanlarının iki mislinden daha
fazladır.Bu objektif araştırma da gösteriyorki:Orta Doğu
da,hemen hergün süregelen,Newyork,Washington kulelerini
yerle bir eden,Istanbul'u ve İspanya'yı kana bulayan
intihar saldırılarının sebebi yoksulluk değil,dinsel
öğreti ve inanışlardır.
( Dünyanın her yerinde,El-kaide,İslâmi
Cihad,Müslüman kardeşler,Hizbullah İran mollaları ve
Hamas,yirmibirinci yüzyılda da,Hazreti Muhammedimizin
Cihad
Hadisi şerifini istismar ederek,Cennete insan
yolluyorlar,insan taşıyorlar.Bu sava itiraz edecek
olanlara sorulacak en yalın,en aydınlatıcı, soru
şudur.İntihar saldırganları,kendilerini neden
parçalatıyorlar ki ?)
Madrit'teki feci patlamanın birinci yıldönümünde,bütün
halk, dinsel terörü lanetlemek üzere sokaklardaydı.Ne
yazık ki:Istanbul'daki,her dinden birçok yurtdaşımızın
ve yabancıların hayatını kaybettiği Sinagog,konsolosluk
ve HSBC banka patlamalarının,birinci anma yıldönümü
İspanya'ya kıyasla çok sönük geçti.En güzel konuşmayı da
törene katılan,İngiltere veliahtı, Prince Charles
yaptı.Eylemi gerçekleştiren Müslüman gençlere ve onları
azmettirip,teröre ve yüzde yüz ölüme gönderen dinsel
çevrelere ders verircesine şöyle dedi. (
Sinagog,konsolosluk,HSBC banka saldırıları,İngilizler
ile Türkleri,Müslümanlar,Yahudiler ve Hiristiyanları
ayıracak yerde,biraraya getirdi.Türkiye'nin Avrupa
Birliğine girişine açık ve direkt politik destek sağladı
).Prince Charles nekadar haklı konuşmuştu ki: 2 ay
sonra,17 Aralık,2004 te Avrupa Birliğine girebilmek için
müzakere tarihi alındı.Belki de,dinsel kaygılar veya oy
kaygıları nedeni ile,bu törene katılmayan yüksek devlet
erkânımıza, bu güzel konuşma, örnek olur
herhalde.
Dünya,Müslüman kadınları çarşaflı,Müslüman
erkekleri,yüzü sakallı,başı külâhlı,eli silahlı
tanıyor.İslâmın,çarşaflı,sakallı,külâhlı ve eli silâhlı
imaj ,yani görüntüsünü değiştirecek, İslâm ermişleri,din
alimleri,sosyoloğlar ve feylezoflar gelmiyecek mi
yeryüzüne? Bizce gelecek.
Saygıdeğer bir din bilgini diyor ki: ( Gelip geçmiş
bütün peygamberler, bütün nebiler, kendi kerametlerini
rivayet eylediler.Müminlerle,müritlerde kendilerine biat
edip,rivayetlerini itikat eylediler.
Bu dünyaya değil, öteki dünyaya, yaşama değil
ahirete özendirilip yönlendirilen bir milyar iki yüz
milyon Müslüman, elbette ki: Modern dünyaya
yetişemeyecek, uygarlık yarışında hep geri kalacaktır.
Onları modern dünyaya ve uygarlığa doğrultmak
için,öğretilerde köklü değişiklikler gerekmez mi ?
İşte bu hiç düşünülmüyor. Evren yani kâinat
devamlı değişiyor. Dünya devamlı değişiyor.Biz hep ayni
kalıyoruz. Hiç olurmu böyle şey ? )
HİPOKRAT yemini ederken,insan için, her zaman
elimizden gelen en iyiyi yapmağa and içmiş bir hekim
olarak,biz insanoğullarının,yeni milenyumda yirmibirinci
yüzyılda karşı karşıya kaldığı en büyük açmaz ve
tehlikeleyi yazmağa çalıştık.Çaba ve uğraşılarımız, ve
de, yazdıklarımız,ıztırap ve acılarımıza karşı,bir
melhem,bir ilaç arayışı olarak görüle,eğer varsa
noksanlarımız ve yanlışlarımız,hoş karşılana, affola
Dr.Hasan HORTO
|
|