AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

DERİN DEVLET- DERİN BÜROKRASİ

Hep bildiğimiz gibi gazete köşe yazarı Yavuz Donat, 2005 yılında, DERİN DEVLET konusunda evvelâ sayın Süleyman Demirel'i ve sonrada diğer liderleri konuşturdu. Sayın Demirel,DERİN DEVLETi,hemen hemen orduya indirgedi.Ardından Sayın Ecevit'te tartışmaya katıldı.Hayır,DERİN DEVLET kontre gerilla ve özel harp dairesidir,dedi.Ama DERİN DEVLET ile,Susurluk,Abdullah Çatlı ve Alâttin Çakıcı ilişkisini,ne Yavuz Donat sordu,nede onlar yanıtladı.Oysaki:bu ilişkiler bilinmeden her türlü DERİN DEVLET tarifi eksik olacaktır,havada kalacaktır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Ülkemizde ne zaman bir gazeteci, bir yazar vurulup öldürülse, DERİN DEVLET tartışmaları başlar.İşte, 2007 yılı Ocak ayında Sayın Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan da, derin devlet tartışmalarına karıştı. (Derin Devlet, Osmanlı da vardı. 83 yıllık Cumhuriyet döneminde de var.) Dedi. Her halde, sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan şöyle demek istedi. (Osmanlı saraylarında, altın tasta kardeş kanı içerek başladı, derin devlet.) Ülkemizde, bir şeyler düşünmek, bir düşünce üretmek ve bir şeyler yazmak,gelişigüzel döşenmiş serseri mayın tarlalarında dolaşmağa benzer. İşte o mayınlardan biri 60 yıl önce patladı.Genç yaşında Sabahattin Ali’yi aldı götürdü. Ardından Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Uğur Mumcu cinayetleri. En sonra'da Hrant Dink.
 

İlave: 01.03.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

En sonunda Sayın Kenan Evren de,tartışmaya katıldı.Ve siyaset literatürümüze birde,DERİN BÜROKRASİ deyimini kattı.DERİN BÜROKRASİden şöyle yakınıyor Sayın Kenan Evren.Hep bildiğimiz gibi Sayın Kenan Evren,,har vurup harman savurmadan,helâlinden derlediği birikimleri ile,binbir zorluk ve engellerle,Marmaris te bir okul yaptırdı.Tekrar helâlinden topladığı birikimlerle ikinci bir okul yaptırmak istedi.Fakat bu sefer,daha da artan DERİN BÜROKRASİ engellerinden bıkarak,okul yaptırmaktan vazgeçti.Bir Devlet başkanını,bir Cumhurbaşkanını dahî,bu DERİN BÜROKRASİ,bu bürkratik engeller bıktırabilmişse,biz çektiğimiz sıkıntılardan şikâyet etmeyelim derim,İsmail ağabeğime.

 

 

Sayın Kenan Evren:

Eski devlet başkanımız  

 

          Sayın Demirel ile başlatılan ve sayın Ecevit ile devam ettirilen DERİN DEVLET tartışmalarına sizin'de katılmanız, ne kadar da isabetli olmuştur.

 

          DERİN BÜROKRASİ deyim ve kavramını, ülkemiz siyasal dil ve Terminolojisine ilk katan siz oldunuz.

Eğitime hayır ve çalışma tecrübeleriniz ile, bürokrasimizin, tekere çomak sokan hantal yapısını ne kadar da güzel dile getirdiniz. Sizi yürekten kutluyoruz.

          Sizin, bürokrasimizden, bu haklı ve içten yakınmanızı, ben de Hayırsever İsmail Akgün ağbeyimi teselli etmek için kullanıyorum.

          www.demokrasidedevrim.com internet sitemizde yayınladığımız (Gecekondu sarmalındaki bu şehri İstanbul’da Sarıyer İsmail Akgün Devlet Hastanesinin Doğuş Öyküsü) adlı yazımızı ilişikte gönderiyoruz.

 

Vakit ayırıp okuyabilirseniz mutlu oluruz.

 

En derin hürmet ve sevgilerimizle

Dr.Hasan Horto,

"demokrasidedevrim.com adına"

 

 

Ne yapalım,her türlü brokratik engelin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamak zorundayız,ne yazık. Amma,umalım ki:Avrupa Birliğine girdiğimizde,bu kötü kaderimiz de değişecektir.

Eğer bir devlet,kendi bağrından çıkmış emekli bir Genel Kurmay Başkanını,emekli bir devlet başkanını,emekli bir Cumhurbaşkanını,okul yapmak gibi herkesin yararlanacağı,birşeyler öğrenip feyiz alacağı bir hayır ve hizmet yapmaktan caydırabiliyor,vazgeçirebiliyorsa,o devletin bir yerinde değil birçok yerinde birçok bozukluklar,birçok yanlışlar var,demektir.

Yazılanlardan anlaşılacağı üzere,derin devleti,politikacılarımızın,siyasetçilerimizin,devlet adamlarımızın her biri, değişik şekilde anlıyor.Değişik şekilde tarif ediyor. Eski bir feylezof,eski bir şair,ne güzel de söylemiş.:

Dünya,dünya içredir. / Dünyayı bilmezler. / O mahiler* ki: / Derya** içredir. / Deryayı bilmezler. /

*   Mahi : Balık

**  Derya : Deniz

Aslında,Jakoben Devlet ile demokratik devlet arasındaki farkı iyi bilmeden, derin Devleti de,derin bürokrasiyi de hakkı ile anlayıp tanımlamak mümkün değildir.

1789 Fransız devrimi ile yeryüzüne gelen Jakoben Devlette,Yurtdaş Devlet için vardır.Demokratik Devlette ise,tam tersine Devlet Yurtdaş için vardır.Yani Jakoben Devlet,Devlet eksenlidir.Demokratik Devlet ise insan eksenlidir.Bundan da anlaşılacağı gibi,Jakoben Devletteki derin Devlet ve derin bürokrasi demokratik Devletten çok daha fazla,çok daha derindir.Osmanlı Devleti ve Cumhuriyetimiz Jakoben Devlet örnekleridir.
Günümüzde ise,Devlet denilen nesne,insan topluluklarının güven içinde ve mutlu yaşamak için kurdukları en büyük ve en güçlü sivil toplum örgütüdür

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

2007 yılı Şubat sonu ve Mart ayı başlarında,Kuzey Irak ve Kerkük konusunda ülkemizde çeşitli kesimlerden,çeşitli sesler geliyordu.Özellikle sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Sayın Dışişleri bakanı Abdullah Gül,Kerkük bölgesinin ülkemiz açısından taşıdığı hassasiyet ve önem ile,Kuzey Irak’tan ülkemize sızan terör konusunda,Irak Cumhurbaşkanı Kürt kökenli Celâl Talabanî ve Mesut Barzanî ile oturup görüşebileceklerini ve ülkemiz için çok önem taşıyan bu iki hayatî soruna çözüm arayacaklarını söylüyorlardı.
Hükümetin Kuzey Irak ve Kerkük konusundaki politikalarını Sayın Başbakan ve Dış işleri bakanı açıklarken,aşağı yukarı eşzamanlı olarak, o zamanlar Amerika Birleşik Devletlerı Genel Kurmay başkanının davetlisi olarak Amerika’da bulunan Sayın Genel Kurmay Başkanımız Sayın Orgeneral Yaşar Büyük Kanıt,Sayın Celâl Talabanî ve,Sayın Mesut Barzanî ile görüşmeyeceğini,çünkü onların Kuzey Irak’tan ülkemize sızan teröre destek sağladıklarını söylüyordu. (İsteyen, istediği kişi ile konuşur ama,asker olarak,biz onlarla ne konuşacağız ki?) Diye de soruyordu. Ülkemiz için çok önemli bu iki konuda,ana muhalefet partisinden ve çeşitli muhalefet partilerinden de,birbirine zıt, ayrı ve çeşitli görüşler açıklanıyordu İşte,tam bu zamanda, Marmaris’teki evinde,mutlu ve sakin bir hayat yaşayan eski Genel Kurmay Başkanımız,eski Devlet Başkanımız ve yedinci Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren de.ülkemizin bu iki önemli konusunda,fikir yürütmek,görüşlerini bildirmek istedi. Sayın Kenan Evren,yılların getirdiği tecrübelerine dayanarak,aşağı yukarı ve özetle dedi ki: ( 30 yılı aşkın bir süredir,ülkemizde ve özellikle Güney-Doğu Anadolu’da teröre karşı hep askerî çözümler aradık.Aldığımız sonuçlar,pek iç açıcıdır,pek parlaktır,denilemez.Konuşmaktan,diyaloğ dan pek zarar gelmez.Oturulup konuşulur.Benden, şimdiye kadar,görüşme talepleri hiç olmadı.Olsa idi,oturup konuşurdum.Koyu milliyetçilikle,katı milliyetçilikle olmuyor.Biraz yumuşamak lâzımdır.Bizim iktidarımız döneminde,bazı yörelerde geniş selâhiyetli,geniş yetkili bölge valilikleri kurulma projesi hazırlandı.Bu projeye göre Ankara bazı yürütme yetkilerini, bu valiliklere devredecekti.Böylece de ağır işleyen bürokrasi,daha kısalacak ve daha hızlanacaktı.Çünkü her karar Ankara’dan verilince işler çok ağır işliyor.Zaman kaybı oluyordu.Örneğin benim okul kurup Milli Eğitime devrettiğim bölgede,yaşlı,kurumuş,çürümüş,bir ağaç vardı.Bu ağaç devrilebilir ve okul çocuklarının üzerine yıkılarak hayatî tehlike yaratabilirdi.Kesilmesi için Müracaat ettik. Ankara’ya soralım,dediler.Ayrıca benim yaptırdığım okul yanına 4 metrekarelik bir trafo kurulmak ihtiyacı vardı.Bunun için de müracaat ettik.Gene Ankara’ya soralım,dediler.Aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen ve benim özellikle ilgilenip takip etmeme rağmen haalâ bir sonuç alabilmiş değiliz.)
Sayın Kenan Evren paşanın söyledikleri üç aşağı,beş yukarı böyleydi.Ayrıca Sayın Kenan Evren paşa emekli olup,Marmaris’e yerleştikten sonra,kendi tasarruf çabaları ile biriktirdiği parasal imkânlerını harcayarak bir okul yaptırmıştı.Sayın Kenan Evren paşamız,parasal yönden eli biraz daha rahatlayınca gene Marmaris’te ikinci bir okul yaptırmak istemiş.Yer tahsis edilmesi ve diğer formaliteler için ilgililere gerekli başvuruları yapmıştı.Gelin görün ki: Ağır işleyen bürokrasi ve bürokratik engellerden bıkarak okul yapmaktan vazgeçmişti.Bunları bir yıl önce bir gazeteci ile yaptığı mülâkat sırasında söylemişti.Hatta o zaman bürokratik engellerden şikâyet ve yakınma olarak ta,DERİN DEVLET yanında,birde DERİN BÜROKRASİ deyim ve tabirini ,siyaset literatürümüze katmıştı. Siyaset dünyamıza hediye etmişti!!. Sayın Kenan Evren’in yukarıda özetlenen görüşleri,ülkemizdeki siyasal partilerde,fikir çevrelerinde değişik yorum ve tepkilere sebep oldu.Kimileri bu görüşleri benimseyip överken,kimileri de şiddetle eleştiriyordu.12 Eylül,1980 hatırlatılıyor,bu dönemde,özellikle aydınların çektiği sıkıntılar sergileniyordu.Hatta,hatta komşumuz Yunanistan’da iktidarı ele geçirmiş askerî albayların hemen hepsi mahkeme edildi,Bizde de 12 Eylül yargılanmalıdır diyen bazı yüksek yargıçların görüşleri varken, ve aradan 26 yıl geçmesine rağmen 12 eylül ile ilgili hiçbir adli takibat olmamıştır.Sayın Kenan Evren’in bu sözleri ise adli takibata tabi olmuş,aleyhine bazı davalar açılma teşebbüsünde bulunulmuştur.
12 Eylül döneminde,aydınların çektiği sıkıntılardan nasibini aldığını sandığım bir gazeteci yazar,bir makalesinde,Kenan Evren Paşanın, geçen zaman içinde,değiştiğini,geliştiğini yazmıştı.Evren paşa da yazının yayınlandığından bir gün sonra,yazarı telefonla arayarak,değiştiğini,geliştiğini ima eder sözler söylemişti.
Değişmenin,öğrenmenin,gelişmenin,yaşı,zamanı yoktur.Aslında bu yargı,sadece insanlar için değil tüm canlı türleri için doğrudur.Kâinatın,evrenin ve Kâinatın küçücük bir parçası olan dünyanın aralıksız,durduraksız,devamlı değişimine uyarak,insanlarda sürekli değişirler.Hatta öldükten sonra,toprağa karışıncaya ve sonsuza kadar bile.Bu,doğanın hiç değişmeyen,en acımasız,Ama,en gerçek kanunudur.

Emekli Devlet başkanı,emekli Cumhurbaşkanı orgeneral sayın Kenan Evren,adı üstünde, Frenklerin Üniverse diye adlandırdıkları Evren’in yani cihanın,yani kâinatın dur duraksız,devamlı değişimine uyarak değişmesi gayet doğal bir olgudur.Ama,Sayın Evren’in bu değişimde asıl kutlanacak,asıl kutsanacak yanı,çoğu insanın,çoğu faninin aksine,90 yaşına rağmen gerileyerek değil,gelişerek değişmesidir

 

İlave: 10.03.2007

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------   

İşte biz,demokraside devrimciler,bir okul,bir hastane kurmaktaki zorlukları bizzat görerek,bizzat yaşayarak,hantal devletin, ceberrut devletin ve zorba devletin aksayan yanlarına saldırıyoruz. Bizi haklı bulanlar,lütfen,yanımıza gelsinler; haksız bulanlar ise, hiç durmasınlar, bize acımasızca saldırsınlar

Dr.Hasan HORTO

2006

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

DOĞRULAR-YANLIŞLAR

YARARLILAR-ZARARLILAR

 

    Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır. Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.

     Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat toplumlarıdır.

     Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.

     Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı sayın Zekeriya Öz’e ve şimdiye kadar hiç tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının devamını diliyoruz.

     2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben, beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2 -Yürütme erki, 3- Yargı erki.

     Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.

     Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya dönüşmesin.

     Bize öyle görünüyor ki: hep yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.

     Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı ? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri yarattı ?

     İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar önemli bir soru

     Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allah’ın adıyla ilk dersimizi alalım.

     Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok özendiğim,İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her zaman, her yerde iyi kullan.

     Yüce Allah’ın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.

 Geçen zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.

      İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada karşılarına geçip onlara taparlardı.

      BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.

      Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.

      Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu ? Hiç.)

       Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı karşıyadır.

1-    DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.

2-    İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek ? Yoksa Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne islâmdan,ne de lâik- demokrasiden vazgeçemiyeceğimize göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki: hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek ülke biziz.

       Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden, İslâmın lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1 milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.

         Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde, Taliban ve, günahsız insanların canına da kıyan kanlı intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç örnekleridir.

        2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı ve Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenleri hatırlatıyor.

       Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki: Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K anlıyoruz

       Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için zararlı?

        Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var. Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı? Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da yok ki !!

        Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil, bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da, bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de güvenebilsinler.

        Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü karartmayınız.

        2500 yıl önce Sinop’ta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi Makedonya’lı büyük İskender’e nasıl demişti. GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM.

        Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

        Bizim ülkemizde, halktan daha iyi düşündüklerini, halktan daha akıllı olduklarını, ve vatanı da herkesten fazla sevdiklerini sanan, iddia eden insanlar daima vardır. İşte bunların, devleti yönlendirmek, devleti ele geçirmek için kurdukları gizli teşkilâta DERİN DEVLET denir.

         Mustafa Kemâl Atatürk, Anadolu halkı ile beraber, Anadolu halkına güvenerek CUMHURİYETİ kurdu.

        Anadolu halkına güvenmeyenler, Anadolu halkının yaratıcı gücü karşısında daima utanırlar. Her zaman küçük düşerler.

       Mustafa Kemâl Atatürk öleli 70 yıl oldu. O günden bugüne dünyada çok şeyler değişti. Köprülerin altından çok sular aktı. Mustafa Kemâl Atatürk mezarından doğrulabilse, bugünkü

 halimize şöyle bir baksa,  Siz halâ, koyduğum yerde mi otluyorsunuz ? Derdi.

        Halkımıza güvenmeyen arkadaşlarıma, halkımıza güvenmeyen yurtdaşlarıma, insanlık adına, uygarlık adına,demokrasi adına,şöyle yakarıyorum. Bütün yüreğimle şöyle yalvarıyorum.

        Ne olur!! 10.000 yıldır birbiri ile kaynaşmış, çok büyük uygarlıklar yaratmış, bilime çok büyük

 katkılar sağlamış, Anadolu halkının sağduyusuna, yaratıcı gücüne, ORTAK AKLINA  sizde inanın.

 Sizde güvenin.

        Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK, global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı, yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.

        Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak. Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.

        Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip çalacaklardır.

 

İlave: 29 Mart 2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 
  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET