| |
DERİN DEVLET- DERİN BÜROKRASİ
Hep
bildiğimiz gibi gazete köşe yazarı Yavuz Donat, 2005
yılında,
DERİN DEVLET konusunda evvelâ sayın Süleyman
Demirel'i ve sonrada diğer liderleri konuşturdu. Sayın
Demirel,DERİN DEVLETi,hemen hemen orduya
indirgedi.Ardından Sayın Ecevit'te tartışmaya
katıldı.Hayır,DERİN DEVLET kontre gerilla ve özel harp
dairesidir,dedi.Ama DERİN DEVLET ile,Susurluk,Abdullah
Çatlı ve Alâttin Çakıcı ilişkisini,ne Yavuz Donat
sordu,nede onlar yanıtladı.Oysaki:bu ilişkiler
bilinmeden her türlü DERİN DEVLET tarifi eksik
olacaktır,havada kalacaktır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Ülkemizde ne zaman bir
gazeteci, bir yazar vurulup öldürülse, DERİN DEVLET
tartışmaları başlar.İşte, 2007 yılı Ocak ayında Sayın
Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan da, derin devlet
tartışmalarına karıştı. (Derin Devlet, Osmanlı da vardı.
83 yıllık Cumhuriyet döneminde de var.) Dedi. Her halde,
sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan şöyle demek istedi. (Osmanlı
saraylarında, altın tasta kardeş kanı içerek başladı,
derin devlet.) Ülkemizde, bir şeyler düşünmek, bir
düşünce üretmek ve bir şeyler yazmak,gelişigüzel
döşenmiş serseri mayın tarlalarında dolaşmağa benzer.
İşte o mayınlardan biri 60 yıl önce patladı.Genç yaşında
Sabahattin Aliyi aldı götürdü. Ardından
Bahriye Üçok,
Muammer Aksoy,
Çetin Emeç,
Uğur Mumcu cinayetleri. En
sonra'da
Hrant Dink.
İlave: 01.03.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
En
sonunda Sayın Kenan Evren de,tartışmaya katıldı.Ve
siyaset literatürümüze birde,DERİN BÜROKRASİ deyimini
kattı.DERİN BÜROKRASİden şöyle yakınıyor Sayın Kenan
Evren.Hep bildiğimiz gibi Sayın Kenan Evren,,har vurup
harman savurmadan,helâlinden derlediği birikimleri
ile,binbir zorluk ve engellerle,Marmaris te bir okul
yaptırdı.Tekrar helâlinden topladığı birikimlerle ikinci
bir okul yaptırmak istedi.Fakat bu sefer,daha da artan
DERİN BÜROKRASİ engellerinden bıkarak,okul yaptırmaktan
vazgeçti.Bir Devlet başkanını,bir Cumhurbaşkanını
dahî,bu DERİN BÜROKRASİ,bu bürkratik engeller
bıktırabilmişse,biz çektiğimiz sıkıntılardan şikâyet
etmeyelim derim,İsmail ağabeğime.
|
Sayın Kenan Evren:
Eski
devlet başkanımız
Sayın Demirel ile başlatılan ve sayın Ecevit
ile devam ettirilen DERİN
DEVLET tartışmalarına sizin'de katılmanız, ne kadar da
isabetli olmuştur.
DERİN BÜROKRASİ deyim ve kavramını, ülkemiz
siyasal dil ve
Terminolojisine ilk katan siz oldunuz.
Eğitime hayır ve çalışma tecrübeleriniz ile,
bürokrasimizin,
tekere çomak sokan hantal yapısını ne kadar da güzel
dile getirdiniz. Sizi
yürekten kutluyoruz.
Sizin, bürokrasimizden, bu haklı ve içten
yakınmanızı, ben de Hayırsever İsmail Akgün ağbeyimi teselli etmek için
kullanıyorum.
www.demokrasidedevrim.com internet sitemizde
yayınladığımız
(Gecekondu sarmalındaki bu şehri İstanbulda Sarıyer
İsmail Akgün
Devlet Hastanesinin Doğuş Öyküsü) adlı yazımızı ilişikte
gönderiyoruz.
Vakit
ayırıp okuyabilirseniz mutlu oluruz.
En
derin hürmet ve sevgilerimizle
Dr.Hasan Horto,
"demokrasidedevrim.com adına"
|
Ne
yapalım,her türlü brokratik engelin hüküm sürdüğü bir
ülkede yaşamak zorundayız,ne yazık. Amma,umalım
ki:Avrupa Birliğine girdiğimizde,bu kötü kaderimiz de
değişecektir.
Eğer bir devlet,kendi
bağrından çıkmış emekli bir Genel Kurmay
Başkanını,emekli bir devlet başkanını,emekli bir
Cumhurbaşkanını,okul yapmak gibi herkesin
yararlanacağı,birşeyler öğrenip feyiz alacağı bir hayır
ve hizmet yapmaktan caydırabiliyor,vazgeçirebiliyorsa,o
devletin bir yerinde değil birçok yerinde birçok
bozukluklar,birçok yanlışlar var,demektir.
Yazılanlardan
anlaşılacağı üzere,derin
devleti,politikacılarımızın,siyasetçilerimizin,devlet
adamlarımızın her biri, değişik şekilde anlıyor.Değişik
şekilde tarif ediyor. Eski bir feylezof,eski bir şair,ne
güzel de söylemiş.:
Dünya,dünya içredir. /
Dünyayı bilmezler. / O mahiler* ki: / Derya** içredir. /
Deryayı bilmezler. /
* Mahi :
Balık
** Derya : Deniz
Aslında,Jakoben Devlet
ile demokratik devlet arasındaki farkı iyi bilmeden,
derin Devleti de,derin bürokrasiyi de hakkı ile anlayıp
tanımlamak mümkün değildir.
1789 Fransız devrimi ile
yeryüzüne gelen Jakoben Devlette,Yurtdaş Devlet için
vardır.Demokratik Devlette ise,tam tersine Devlet
Yurtdaş için vardır.Yani Jakoben Devlet,Devlet
eksenlidir.Demokratik Devlet ise insan eksenlidir.Bundan
da anlaşılacağı gibi,Jakoben Devletteki derin Devlet ve
derin bürokrasi demokratik Devletten çok daha fazla,çok
daha derindir.Osmanlı Devleti ve Cumhuriyetimiz Jakoben
Devlet örnekleridir.
Günümüzde ise,Devlet denilen nesne,insan topluluklarının
güven içinde ve mutlu yaşamak için kurdukları en büyük
ve en güçlü sivil toplum örgütüdür
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2007 yılı Şubat sonu ve
Mart ayı başlarında,Kuzey Irak ve Kerkük konusunda
ülkemizde çeşitli kesimlerden,çeşitli sesler
geliyordu.Özellikle sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan
ve Sayın Dışişleri bakanı Abdullah Gül,Kerkük bölgesinin
ülkemiz açısından taşıdığı hassasiyet ve önem ile,Kuzey
Iraktan ülkemize sızan terör konusunda,Irak
Cumhurbaşkanı Kürt kökenli Celâl Talabanî ve Mesut
Barzanî ile oturup görüşebileceklerini ve ülkemiz için
çok önem taşıyan bu iki hayatî soruna çözüm
arayacaklarını söylüyorlardı.
Hükümetin Kuzey Irak ve Kerkük konusundaki
politikalarını Sayın Başbakan ve Dış işleri bakanı
açıklarken,aşağı yukarı eşzamanlı olarak, o zamanlar
Amerika Birleşik Devletlerı Genel Kurmay başkanının
davetlisi olarak Amerikada bulunan Sayın Genel Kurmay
Başkanımız Sayın Orgeneral Yaşar Büyük Kanıt,Sayın Celâl
Talabanî ve,Sayın Mesut Barzanî ile
görüşmeyeceğini,çünkü onların Kuzey Iraktan ülkemize
sızan teröre destek sağladıklarını söylüyordu. (İsteyen,
istediği kişi ile konuşur ama,asker olarak,biz onlarla
ne konuşacağız ki?) Diye de soruyordu.
Ülkemiz için çok önemli bu iki konuda,ana muhalefet
partisinden ve çeşitli muhalefet partilerinden
de,birbirine zıt, ayrı ve çeşitli görüşler açıklanıyordu
İşte,tam bu zamanda, Marmaristeki evinde,mutlu ve sakin
bir hayat yaşayan eski Genel Kurmay Başkanımız,eski
Devlet Başkanımız ve yedinci Cumhurbaşkanımız Sayın
Kenan Evren de.ülkemizin bu iki önemli konusunda,fikir
yürütmek,görüşlerini bildirmek istedi.
Sayın Kenan Evren,yılların getirdiği tecrübelerine
dayanarak,aşağı yukarı ve özetle dedi ki: ( 30 yılı
aşkın bir süredir,ülkemizde ve özellikle Güney-Doğu
Anadoluda teröre karşı hep askerî çözümler
aradık.Aldığımız sonuçlar,pek iç açıcıdır,pek
parlaktır,denilemez.Konuşmaktan,diyaloğ dan pek zarar
gelmez.Oturulup konuşulur.Benden, şimdiye kadar,görüşme
talepleri hiç olmadı.Olsa idi,oturup konuşurdum.Koyu
milliyetçilikle,katı milliyetçilikle olmuyor.Biraz
yumuşamak lâzımdır.Bizim iktidarımız döneminde,bazı
yörelerde geniş selâhiyetli,geniş yetkili bölge
valilikleri kurulma projesi hazırlandı.Bu projeye göre
Ankara bazı yürütme yetkilerini, bu valiliklere
devredecekti.Böylece de ağır işleyen bürokrasi,daha
kısalacak ve daha hızlanacaktı.Çünkü her karar
Ankaradan verilince işler çok ağır işliyor.Zaman kaybı
oluyordu.Örneğin benim okul kurup Milli Eğitime
devrettiğim bölgede,yaşlı,kurumuş,çürümüş,bir ağaç
vardı.Bu ağaç devrilebilir ve okul çocuklarının üzerine
yıkılarak hayatî tehlike yaratabilirdi.Kesilmesi için
Müracaat ettik. Ankaraya soralım,dediler.Ayrıca benim
yaptırdığım okul yanına 4 metrekarelik bir trafo
kurulmak ihtiyacı vardı.Bunun için de müracaat
ettik.Gene Ankaraya soralım,dediler.Aradan uzun zaman
geçmiş olmasına rağmen ve benim özellikle ilgilenip
takip etmeme rağmen haalâ bir sonuç alabilmiş değiliz.)
Sayın Kenan Evren paşanın söyledikleri üç aşağı,beş
yukarı böyleydi.Ayrıca Sayın Kenan Evren paşa emekli
olup,Marmarise yerleştikten sonra,kendi tasarruf
çabaları ile biriktirdiği parasal imkânlerını harcayarak
bir okul yaptırmıştı.Sayın Kenan Evren paşamız,parasal
yönden eli biraz daha rahatlayınca gene Marmariste
ikinci bir okul yaptırmak istemiş.Yer tahsis edilmesi ve
diğer formaliteler için ilgililere gerekli başvuruları
yapmıştı.Gelin görün ki: Ağır işleyen bürokrasi ve
bürokratik engellerden bıkarak okul yapmaktan
vazgeçmişti.Bunları bir yıl önce bir gazeteci ile
yaptığı mülâkat sırasında söylemişti.Hatta o zaman
bürokratik engellerden şikâyet ve yakınma olarak
ta,DERİN DEVLET yanında,birde DERİN BÜROKRASİ deyim ve
tabirini ,siyaset literatürümüze katmıştı. Siyaset
dünyamıza hediye etmişti!!.
Sayın Kenan Evrenin yukarıda özetlenen
görüşleri,ülkemizdeki siyasal partilerde,fikir
çevrelerinde değişik yorum ve tepkilere sebep
oldu.Kimileri bu görüşleri benimseyip överken,kimileri
de şiddetle eleştiriyordu.12 Eylül,1980
hatırlatılıyor,bu dönemde,özellikle aydınların çektiği
sıkıntılar sergileniyordu.Hatta,hatta komşumuz
Yunanistanda iktidarı ele geçirmiş askerî albayların
hemen hepsi mahkeme edildi,Bizde de 12 Eylül
yargılanmalıdır diyen bazı yüksek yargıçların görüşleri
varken, ve aradan 26 yıl geçmesine rağmen 12 eylül ile
ilgili hiçbir adli takibat olmamıştır.Sayın Kenan
Evrenin bu sözleri ise adli takibata tabi
olmuş,aleyhine bazı davalar açılma teşebbüsünde
bulunulmuştur.
12 Eylül döneminde,aydınların çektiği sıkıntılardan
nasibini aldığını sandığım bir gazeteci yazar,bir
makalesinde,Kenan Evren Paşanın, geçen zaman
içinde,değiştiğini,geliştiğini yazmıştı.Evren paşa da
yazının yayınlandığından bir gün sonra,yazarı telefonla
arayarak,değiştiğini,geliştiğini ima eder sözler
söylemişti.
Değişmenin,öğrenmenin,gelişmenin,yaşı,zamanı
yoktur.Aslında bu yargı,sadece insanlar için değil tüm
canlı türleri için doğrudur.Kâinatın,evrenin ve Kâinatın
küçücük bir parçası olan dünyanın
aralıksız,durduraksız,devamlı değişimine
uyarak,insanlarda sürekli değişirler.Hatta öldükten
sonra,toprağa karışıncaya ve sonsuza kadar
bile.Bu,doğanın hiç değişmeyen,en acımasız,Ama,en gerçek
kanunudur.
Emekli Devlet
başkanı,emekli Cumhurbaşkanı orgeneral sayın Kenan
Evren,adı üstünde, Frenklerin Üniverse diye
adlandırdıkları Evrenin yani cihanın,yani kâinatın dur
duraksız,devamlı değişimine uyarak değişmesi gayet doğal
bir olgudur.Ama,Sayın Evrenin bu değişimde asıl
kutlanacak,asıl kutsanacak yanı,çoğu insanın,çoğu
faninin aksine,90 yaşına rağmen gerileyerek
değil,gelişerek değişmesidir
İlave:
10.03.2007
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İşte biz,demokraside
devrimciler,bir okul,bir hastane kurmaktaki zorlukları
bizzat görerek,bizzat yaşayarak,hantal devletin, ceberrut
devletin ve zorba devletin aksayan
yanlarına
saldırıyoruz. Bizi haklı bulanlar,lütfen,yanımıza
gelsinler; haksız bulanlar ise, hiç durmasınlar, bize
acımasızca saldırsınlar
Dr.Hasan HORTO
2006
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DOĞRULAR-YANLIŞLAR
YARARLILAR-ZARARLILAR
Bilimsel açıdan ülkemizde 2008 yılı başlarında
yaşadıklarımız, ülkemiz insanının itaat toplumundan
sorgulayan ve tartışan topluma dönüşüm sancılarıdır.
Bundan böyle üzücü değil, tam tersine sevindiricidir.
Dünyanın en geri ve en tehlikeli toplumları itaat
toplumlarıdır.
Belki de insanımız, tarihinde ilk defa kendi
tabularını sorgulayıp tartışmaya açmıştır. Ergenekon
olayı derin devletin, AKP yi, Ak Partiyi kapatma davası
da kendi dinsel tabu ve inançlarımızın sorgulanmasıdır.
Biz, insanlarımız ve ülkemiz adına, Balkan
komitacılığının,Balkan çeteciliğinin, ve
İttihat-Terakkinin günümüze kadar gelen uzantısı gibi
görünen Derin Devleti sorguladığı için İstanbul Savcısı
sayın Zekeriya Öze ve şimdiye kadar hiç
tartışamadığımız dinsel tabu ve inançlarımızı
sorguladığı için de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkayaya yürekten teşekkür ediyor,başarılarının
devamını diliyoruz.
2008 olaylarında halkımız ne diyor ? Biraz da
halkın sesine kulak verelim. Halkımız diyor ki: Ben,
beni temsil etsin diye üç erk yarattım.1- Yasama erki, 2
-Yürütme erki, 3- Yargı erki.
Bağımsız yargı, bağımsız olarak bağımsız
kararlarını versin ama, hangi partiyi kapatıp, hangi
partiyi açacağıma sandıkta ben karar veririm.
Toplum olarak hep beraber umalım ki: Bu faydalı
hesaplaşmalar, eskiden bazı örneklerde olduğu gibi ( Al
Güllüm- Ver Güllüm ) pazarlığı içinde birbirini aklamaya
dönüşmesin.
Bize öyle görünüyor ki: hep
yanlış soruyu sorduğumuzdan, çözümü de yanlış yerlerde
arıyoruz. Her zaman da açmaz ve çıkmaza saplanıyoruz.
Dini siyasete alet eden partiler mi, İslâmı yarattı
? Yoksa İslâm mı, dini siyasete alet eden partileri
yarattı ?
İşte OLMAK YA DA OLMAMAK kadar
önemli bir soru
Bu can alıcı soruyu sorduktan sonra,Yüce Allahın adıyla
ilk dersimizi alalım.
Cenabı-Hak buyuruyor ki: Yaratırken en çok
özendiğim,İNSAN dır. Duyduğu her şeyi süzgecinden
geçirsin diye insana AKIL da verdim. Ey insan!! Diğer
yarattıklarımdan esirgeyip sana ihsan ettiğim AKLI her
zaman, her yerde iyi kullan.
Yüce Allahın bu ilk dersini iyi alanlar, iyi
öğrenenler her zaman,her yerde başarılı olurlar.
Geçen
zaman içinde, devamlı gelişen BİLİM eskiyen harcı-alem
düşünceleri evirir-çevirir. Sonunda da devirir.
İslâmiyetten önce,bütün Arabistan da Araplar,kendi
elleriyle çamurdan putlar yaparlardı. Sonrada
karşılarına geçip onlara taparlardı.
BİLİM gelişti. İnsanlar, olmaz böyle şey
dediler. Putları kırıp İslâmı getirdiler.
Batılı toplumlar, Demokrasi ve Lâik yapıyı hayata
geçirirken, Dini devletten ayırdılar. Ve dini alıp
kiliseye hapsettiler. Acaba biz, burada mı? Tökezliyoruz.
Lâik-Demokratik Devletin içinde DİYANET olur mu ?
Hiç.)
Cumhuriyetimiz 85 yıldır ertelenip çözümlenemeyen
çok hayatî, çok yaşamsal, çok önemli iki ikilemle karşı
karşıyadır.
1-
DERİN DEVLETİN derinine inebilmek.
2-
İslâm mı demokratikleşip lâikleşecek ? Yoksa
Lâiklik ve demokrasi mi İslâmlaşıp şeriatlaşacak ? Ne
islâmdan,ne de lâik- demokrasiden vazgeçemiyeceğimize
göre,bu ikilemi mutlaka çözmek zorundayız.Unutmayalım ki:
hem lâik,hem demokratik ve hem de İslâm olan dünyada tek
ülke biziz.
Derin devletin derinine inmek bize özgü bir sorun
gibi görünse de, yüzlerce yıldır sürüp giden, İslâmın
lâikleşip-demokratikleşmesi,ya da demokrasinin
İslâmlaşması, yalnız bizim için değil, yeryüzünde 1
milyar 300 milyonu bulan Müslümanlar ile 6,5 milyarı
bulan tüm dünya insanlarının sorunudur.
Fundamentalist denilen kökten dinci İslâm, El-kaîde,
Taliban ve, günahsız insanların canına da kıyan kanlı
intihar saldırıları bunun en çarpıcı,en korkunç
örnekleridir.
2008 yılı başlarındaki olaylar, ister istemez insanın
aklına 2 yıl önce, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van
Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayayı ve Ferhat
Sarıkayanın başına gelenleri hatırlatıyor.
Toz duman içinde,sapla samanın,akla karanın
karıştığı karmaşık ortam içinde,öylesine sözcük,öylesine
terim ve öylesine kavram kargaşası yaşıyoruz ki:
Adeta,S.S.K. deyince P.K.K.,P.K.K. deyince de S.S.K
anlıyoruz
Bir insan her zaman, her yerde, hep doğruları söyleyemez
ki!! Bir fikri cezalandırmağa kalkarsak bütün
özgürlükler ile birlikte, demokrasinin yanında lâikliği
de yok ederiz. Ayrıca bir doğru, kime göre doğru? Kime
göre yanlış? Bir doğru ne zaman için doğru? Ne zaman
için yanlış? Bir fikir kime Zararlı? Kime yararlı? Yine
bir fikir hangi zaman için yararlı? Hangi zaman için
zararlı?
Kimyada, bir sıvıda acid iyonları mı fazla? Baz iyonları
mı fazla? Bunu gösteren bir TURNUSOL KÂĞIDIMIZ var.
Turnusol kâğıdı bir sıvıya sokulunca acid iyonları
fazlaysa pembeye, baz iyonları fazlaysa maviye
boyanır.Böylece bir sıvının PH sı acid mi? Baz mı?
Anlaşılır. Bir fikrin doğru veya yanlış, zararlı veya
yararlı olup olmadığını gösterecek turnusol kâğıdımız da
yok ki !!
Fikirleri yasaklamak isteyen, yalnız ülkemizdeki değil,
bütün dünyadaki politikacı ve hukukçulara buradan açıkça
seslenmek istiyoruz. Doğru, ya da yanlış, zararlı ya da
yararlı fikirleri gösteren TURNUSOL KÂĞIDI bulunuz da,
bütün dünyadaki insanlar, bilim adamları ve kimyagerler
gibi, sizlere de inanabilsinler. Sizlere de
güvenebilsinler.
Yok eğer, bulamayacak iseniz, FİKİRLERİ YASAKLAYIP
CEZALANDIRARAK, bilimin, insanlığın ve uygarlığın önünü
karartmayınız.
2500 yıl önce Sinopta yaşayan DİYOJEN, dünya fatihi
Makedonyalı büyük İskendere nasıl demişti. GÖLGE ETME
BAŞKA İHSAN İSTEMEM.
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Yine bilimsel açıdan, yirmi birinci yüz yılda,
yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ULUSALCILIK,
global yani küresel düşünmekten yoksun düşünce akımı,
yani modası geçmiş doktrin olarak tanımlanabilir.
Hiç şüphemiz olmasın ki: Çok yakın bir gelecekte
globalleşme yani küreselleşme dahi devrini tamamlayacak.
Çağ dışı kalacaktır. Globalleşme ve küreselleşmenin
yerini UNİVERSALİSME yani EVRENSELLEŞME alacaktır.
Ve bizim torunlarımız rap rap diye çatışma kokan
ulusal marşlar, ve acıklı küresel türküler yerine, uzaya
neşe saçan evrensel, üniversal şarkılar söyleyip
çalacaklardır.
İlave: 29 Mart 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|