| |
TARİH AÇISINDAN TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE SOVYET SOSYALİST
DEVRİMİNİN
ORTAK DÜŞMANI EMPERYALISME
Sağ ve sol ideoloji çatışmalarının çok azaldığı, sağın
sola, solun sağa yaslandığı,sol un sağa ,sağ ın sola
omuz verdiği günümüzde, bu yazı çağdışı kalmış gibi
görünür insana ilk bakışta; Amma Cumhuriyetin ilk
yılları ile uzun süren soğuk savaş döneminde tarihimiz
ve kaderimiz bakımından hayati sayılabilecek bu konu
yeteri kadar ele alınıp irdelenmemiştir. Berlin
duvarının yıkılması ile başlayan yeni dünya düzenin-de
yeni komşuluk ilişkileri gelişmiştir. Karadeniz Bölgesel
İşbirli-ği ve Ticaret çalışmaları başlamıştır. Türk
firmaları ve müteahhitlerinin komşu Rusya'da dünyayı
kıskandıracak başarılı yatırımları, girişimleri vardır.
Ve komşumuz; ülkemizde ticaretimizi kamçılayan Laleli
Bavul Pazarını kurmuştur. Bu gelişmeler göz önüne
alındığında konunun önemi artar. Bu satırların yazarı,
bir tarihçi, bir siyasal bilimci yada bir sosyolog
değildir. Amacı yeni gelişen dostluğa dostluk katmak-tır.
Görülecek eksiklik ve yanlışlıklar hoş karşılanıp affola.
Birinci Dünya Savaşı sona ermeden Rusya'da iktidara
gelen Lenin'in Sosyalist rejimi Brest-Livosk anlaşması
ile tek taraflı olarak tüm cephelerdreki Rus savaşını
durdurdu. Çünkü Birinci Dünya Savaşı, kapitalist ve
emperyalist bir savaştı ve Sosyalist rejimde; Kapitalist
ve emperyalist savaşlara temelden karşıydı. Doğu
cephesinde sosyalistlerin savaşı durdurup, birlik-lerini
işgal edilmiş Türk topraklarından geri çekmesi, Mustafa
Kemal Paşa'yı oldukça rahatlattı; Çünkü doğu cephesinde
bulu-nan Türk birlikleri Yunanlılara ve Emperyalistleri
karşı savaş-mak üzere batı cephelerine doğru kaydırıldı.
21.12.1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir
toplantısını fırsat bilen Mustafa Kemal Paşa, yeni
kurduğu Türk Devletinin yapısını ne olup, olmadığını
aynen şöyle anlatır: Kanun Kanunu hakiki olmak lazımdır,
kanunu tabii olmak lazımdır, yani kanuni ilahi lazımdır.
İşte teşkilatı esasiyemiz böyle bir kanuni hakikidir.
Mustafa Kemal Paşa hakiki, tabii, ilahi sıfatlarını aynı
anlamda değerlendirir ve şöyle der: Efendi-ler bizim
hükümetimiz demokratik bir hükümet değildir. Ve
hakikatten kitaplarda var olan hükümetlerin hiçbirine
benzeme-yen bir hükümettir. Fakat milli egemenliği, tek
milli iradeyi belirten bir hükümettir. Sosyal bilimler
açısından açıklamak gerekirse Halk Hükümetidir deriz.
Halkçılık sosyal düzenini emeğine hukukuna dayandırmak
isteyen bir sosyal bilime dayanan bir esas olduğunu açık
bir surette görürüz. Fakat ne yapalım ki demokrasiye
benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle iftihar
etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz efendiler. Sosyal
doktrin bakımından dahi düşündüğümüz zaman biz hayatını
bağımsızlığını kurtarmak için çalışan emekçileriz,
zavallı bir halkız. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme
karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe
savaşmayı uygun gören bir doktrin izleyen insanlarız.
Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisinde
söylediği bu veciz sözlerle Türkiye Devletinin yapısını
açık ve seçik anlatıyordu. Gelelim komşumuzdaki
gelişmelere: Mustafa Kemal Paşanın 19.Mayıs.1919 da
Samsun'a çıkması ile Lenin: cüssesi küçük amma, kendisi
büyük bu adam Anadolu'da emperyalizme karşı bir direniş
başlayacağını daha 1919 haziranında sezmişti. Mustafa
Kemal Paşa sosyalist bir devrim-ci değildi, değildi amma
emperyalizme karşı savaşacaktı. Tarih-leri boyunca
birbirleri ile hep savaşmış iki komşu ülkede belki de
ilk defa ORTAK DÜŞMAN BELİRGİNLEŞİYORDU. 'Kapitalizmin
en son aşaması emperyalizm' ve 'politikada bir adım
ileri, iki adım geri' kitaplarının yazarı Lenin ile Türk
kurtuluşunun yiğit mimarı Mustafa Kemal Paşa bu yeni
durumu gayet tabii ki en akılcı, en gerçekçi bir şekilde
değerlendirecekti. Böylece Talihimizin ve tarihimizin
seyrini değiştirebilecek Türk-Sovyet dostluk ve
dayanışması sessiz sedasız başlamış oluyordu. Şunu
belirtmekte yarar var ki: Lenin'in yukarıda adı geçen
kitapları ölümünden 75 yıl sonra bugün dahi tüm dünya
üniversitelerin-de klasik politika kitabı olarak
okutulmaktadır. Bu sözlerden sonra bazı kesimlerden
yükselecek 'Ne yani Lenin'i övüyor musun?' itirazlarını
duyar gibi oluyorum. Böyle düşünenlere Mustafa Kemal
Paşanın bizzat öz diliyle cevap vermek isterim: 'Yiğidi
vurunuz, vurunuz Efendiler!! Amma hakkını da veriniz.'
Birinci Dünya Savaşının mağlubu Türkiye ile Lenin'in ilk
teması Enver Paşayla başlar. Gelelim Enver Paşanın
serüven dolu öyküsüne; Osmanlı'yı Birinci Dünya Savaşına
sokan Enver, Talat ve Cemal Paşalar yenilgiden sonra
İstanbul'u terk eder, soluğu Berlin'de alırlar. Talat
Paşanın Berlin'deki akıbeti malum; Enver Paşaya gelince
günlerden bir gün Berlin'de aylak aylak gezerken savaş
boyunca İstanbul'da yaşamış Rus asıllı Pervuz Paşaya
rastlar. Pervuz Paşa 'Ekselans Enver Paşa, şimdi ne
yapmayı düşünüyorsunuz?' diye sorar. Enver Paşa 'Savaşı
kaybettik, yapacak birşey kalmadı.' Der. Pervuz Paşa 'Hayır'
der. 'Yapacak çok şey var; Rusya'da Sosyalist iktidar
oluştu, şimdi onlar sizi yenen Emperyalizme karşı savaşa
hazırlanıyorlar. Eğer Ekselansları isterlerse,
kendilerini Rusya'ya göndeririz. Devrimin başkanı
Lenin'le temaslarını sağlarız. 'Maceracı Enver Paşaya bu
teklif cazip gelir. Bir pırpır uçak bulunur, Enver Paşa
bununla Berlin'den Moskova'ya hareket eder. Fakat bir
aksilik olur. Polonya üzerinde iken uçak arızalanır ve
Polonya'da düşer. Pilot ölür amma Enver Paşa şans eseri
kurtulur. Türkçe'den başka dil bilmez Enver Paşa,
Kendisini bulan Polonya köylülerine kim olduğunu
anlatmakta zorlanır. Tercüman bulunur, başka bir uçakla
Moskova'ya yollanır. Enver Paşanın Moskova'ya gelişi
Mustafa Kemal Paşanın, Anadolu'daki kurtuluş hareketini
başlattığı zamanlara rastlar. Lenin ile buluşan Enver
Paşa, Lenin' şöyle der: "Mustafa Kemal Paşa, bu savaşı
beceremez, bana bir kuvvet hazırlatın bu kuvvetle ben
Anadolu'ya geçeyim, Mustafa Kemal Paşayı hallettikten
sonra savaşı ben başlatayım." Lenin Enver Paşayı
anlamaya çalışır. İki Osmanlı paşasını tartar. Mustafa
Kemal Paşayı; gerçekçi, akılcı, mücadeleci; Enver Paşayı
ise hayalci ve maceraperest bulur. Tercihini Mustafa
Kemal Paşadan yana koyar. Amma Enver Paşayı da el
altında tutar. Enver Paşa Baku'de Türk-Komünist
Fırkasını kurar. Enver Paşanın sonraki maceraları
Türkistan'da bohçacılar ile birleşip, Lenin kuvvetlerine
karşı savaşırken uğradığı akibet konumuzun
dışındadır..Kurtuluş savaşı başladığında HalideEdip
Adıvar,Adnan Adıvar,Yusuf Kemal Tengirşek gibi
vatanseverler İstanbul'dan Ankara'ya geçerler.
Anadolu'da Milli Mücadelenin sıkıntılı günleri
yaşanmaktadır. Yunan; İngiliz ve Fransız
emperyalistlerinin hudutsuz desteği ile süratle
ilerlemektedir. Yunan Kuvvetleri, Eskişehir'i geçip,
Anka-raya yaklaşmaktadır. Hatta Mecliste Başkentin
Ankara'dan Kay-seriye taşınması bile konuşulmaktadır.
Durumu değerlendiren Mustafa Kemal nabız yoklamak ve
yardım istemek için devrin Dışişleri bakanı Bekir Sami
bey ve Yusuf Kemal Tengirşek'i Moskova'ya gönderir. Ne
var ki: yol güzergahındaki Doğu Anadolu ve Kafkaslar
tekin yerler değildir. Ermeni çeteleri böl-gede cirit
atmaktadır. Zaman zaman gizlenerek, kah at arabasında,
kah katır sırtında, kah da yaya olarak heyet, tam 69
günde Rusya'ya varır. Amma Lenin'e ulaşamayıp, Çiçerin
ile görüşür. Çiçerin görüşmeler sonunda: Van ve
Bitlis'in Ermenile-re bırakılması şartı ile istenilen
yardımı vereceklerini söyler. Beklenmedik bu teklif
karşısında heyet Çiçerin'e şöyle cevap verir; "Eğer biz
bunu kabul edersek, Mustafa Kemal Ankara'ya döndüğümüzde,
Meclis önünde sehpa kurar ve hepimizi asar; Bize müsaade
edin, Ankara'ya dönelim, teklifi Heyeti-Vükelaya
aktaralım." Heyet Ankara'ya döner, tabii bu olacak şey
değildir. Aradan zaman geçer, Meclis çalışmaları devam
eder Günlerden bir gün, Lenin ve Stalin, Şark Kuvvetleri
kumandanı Kazım Karabekir'e Mustafa kemal ve Heyeti
Vükela ile anlaşmak istediklerine dair bir şifre
gönderir. Mustafa Kemal, Dışişleri Bakanlığını üstlenen
Yusuf Kemal Tengirşek ile aynı odada çalışmaktadır.
Mustafa Kemal'in sekreteri şifreyi Tengirşek'e uzatır.
Mustafa Kemal, Tengirşek'e şifre hakkında ne düşündüğünü
sorar, Yusuf Kemal Tengirşek de aynen şöyle cevap verir:
"İşte Paşam, şimdi iş pişti ve kotarılacak duruma geldi."
Mustafa Kemal onu öperek Moskovaya gönderir. Moskova'ya
varan Tengirşek'e konferansta Lenin şöyle bir sual sorar.
"Biz biliyoruz ki, Mustafa Kemal ve Türkiye, sosyalist
olmayacaktır. Amma Mustafa Kemal de ortak düşmanımıza
karşı savaşmaktadır. Ona yardım etmek istiyoruz. Amma
Mustafa Kemal bizim yardımımıza rağmen sonunda
emperya-lizm ile anlaşırsa ne olacaktır?" Yusuf Kemal
Tengirşek de bu suale şöyle cevap verir: "Eğer böyle bir
durum olursa biz Meclis olarak Mustafa Kemal'i Meclis
Bahçesinde asarız." Lenin, bu cevaptan memnun kalır.
Peki der Lenin "Her şeye rağmen Yunanlılar zafer
kazanacak olursa ne olur?" Yusuf Kemal Ten-girşek'de
şöyle cevap verir: "O zaman, biz Mustafa Kemal ve Meclis,
Ankara'nın dışında en yüksek tepeye çekilir, ölünceye
kadar düşmanla savaşır ve şerefle ölürüz." Bu cevap;
Yusuf Kemal Tengirşek'in tatar delikanlısı dediği
Leninin gözlerini yaşartır. İstenilenden fazla silah ve
altını Kuvayi Milliye'nin emrine verir.Heyet, Lenin'in
altınlarını alarak, bir tekne ile Karade-niz'den
Türkiye'ye yola çıkar. İnebolu açıklarında, büyük bir
fırtınaya yakalanırlar. Karaya çıkmaları imkansız hale
gelir; O arada bir İngiliz dretnotunun kendilerine doğru
yaklaşmakta olduğu istihbaratını alırlar; Ve bunu
inebolu kayıkçılarına bildi-rirler. Yusuf Kemal
Tengirşek, olanları kendi ağzından şöyle anlatır:
İnebolu kayıkçıları canlarını dişlerine taktılar, inen
çıkan dev dalgalar içinde bizi altınlarla birlikte adeta
kaptılar, evvela kayıklara sonra karaya çıkardılar."
Yusuf Kemal Tengirşek, o dönemde Dışişleri Bakanıdır.
Mustafa Kemal Paşaya şöyle der: " Paşam, bir iki
başarılı askeri harekat yapalım, ondan sonra Avrupa
barış görüşmelerine avantajlı olarak gidelim. "Mustafa
Kemal de: "Acele etmeyiniz intizar ediniz" der. Aradan
zaman geçer, Yusuf Kemal hastalanıp evinde hasta
döşeğinde yatmaktadır. Mustafa kemal atını Yusuf
Kemal'in evinin önünde durdurur. Hızla merdivenleri
çıkarak, Yusuf Kemal'in yatağının yanına oturur. Ve "Şimdi"
der "Özlediğiniz an geldi. Yarın şafak vakti büyük
taarruz ile istediğiniz harekat başlayacaktır." Yusuf
Kemal ile vedalaşarak cepheye gitmek üzere ayrılır.
Menkıbe gibi olan bu öyküleri, kıymetli hocalarım Reşat
Kaynar, İsmet Giritli ve Sulhi Dönmezer'in TRT ekranında
anlat-tıklarından izledim. Her biri doksanına yaklaşmış
bu sayın ve muhterem hocalar Atatürk'ü ve Kurtuluşu
anlatırken öyle heyecanlanıyor, öyle
heyecanlanıyorlardı'ki; Her biri sankimde kükremiş birer
aslan kesiliyordu. NE MUTLU ONLARA; NE MUTLU ONLARDA BU
HEYECANI YARATANLARA.!!!
Dr.Hasan HORTO
|
|