Ben kimseye ne hımbıl, nede çılgın diyorum. Beni sorarsanız dostlar, ben sadece hımbıllıktan kurtulup çılgınlığa geçmeğe çalışıyorum.
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

HIMBILLAR VE  ÇILGINLAR

 

 

Bugün 4 Kasım,2008. 55 yıllık bir hekim, ve tıp öğrenimimi de sayarsak, 61 yıllık bir tıp insanı  olarak, mesleğimin aşırı diyalektiğine ve içinde yaşadığımız çağın baş döndürücü hızına uyarak, bütün dünya insanlarını zekâ gelişiminde, iki büyük guruba ayırabiliyorum.

 

1- Hımbıllar,

 

2- Çılgınlar .

          Günümüzde bazı büyük düşünürler, diyorlar ki: Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde bir insan,  32 yaşını idrak edipte, haalâ devrimci olamamışsa PISIRIK biri demektir. Devrimciler olmayınca da dünya hımbıllarla dolar. Uygarlık oluşmazdı. Dünya insanlık ve uygarlık hımbılların değil çılgınların ellerinde yükselir.

          Ben kimseye ne hımbıl, nede çılgın diyorum. Beni sorarsanız dostlar, ben sadece hımbıllıktan kurtulup çılgınlığa geçmeğe çalışıyorum.

          Hımbıllar ve pısırıklar  haksızlığa boyun eğerler. Haksız düzene itaat ederler. Devrimciler ise  haksızlığa asla boyun eğmezler. Haksız düzene her zaman başkaldırırlar. İşte ülkemizin yetiştirdiği en büyük devrimci MUSTAFA KEMÂL.

          SOKRATES baldıran zehrini içerken, GALİLLEO GALLİLLEO engizisyon kilisesinin ve Papa’nın inadına inat, gök cisimlerini ve yerkürenin kendi ekseni ve güneş etrafındaki hareketlerini izlerken, NEAL ARMSTRONG aya inerken hımbıl değil, çılgındılar. Dünyaya büyük aydınlık ve aydınlanma getirdiler. İnsanlık ve uygarlığa ışık tuttular.

          Aya insan indirecek Apollo 11 uzay aracının aya ilk inecek insan olarak seçtiği kumandanı Neal Armstrong, fırlatılıştan çok önce başladığı yerçekimsiz ve havasız uzay ve ay koşullarına alışma ve alıştırılmanın zor ve zorlu talimlerinde ( Zorluklara kafa tutmak insanın doğasında vardır.) Diyordu.

          Sol ayağı ile aya ilk defa ayak basarken  ( One small step for a man.) Sağ ayağı ile  aya basarken de ( One giant leap for mankind .) Diyordu. Yani Türkçe tercümesi: İNSAN İÇİN KÜÇÜK BİR ADIM. İNSANLIK İÇİN DEV BİR MERHALE.

          Aradan 40 yıl geçtikten sonra,20 Temmuz,2009 da,Amerika’nın siyah renkli, hem renk,hem de dinden kırma Cumhurbaşkanı Hüssein Barack Obama, Apollo 11 astronotları Neal Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Collins’i beyaz sarayda ağırlarken ( İnsanoğlu kafasına bir şeyi koyunca onu mutlaka yapar. Sizin 40 yıl önce Aya inişiniz, bunun en güzel kanıtıdır.) Diyordu.

           Aradan geçen 40 yıl içinde, Uluslar arası uzay istasyonunda, Hem birleşik Amerika’dan, hem Federal Rusya’dan,hem Japonyadan,hem de Fransadan 13 Uzay adamı Astronot,mükemmel bir işbirliği içinde Mars’a  yolculuk için harıl harıl çalışıyorlar. Amerika Birleşik Devletlerinde ( Mars’a insan gönderme sivil toplum örgütü çoktan kuruldu bile. Başkanlığını da uzun zamandır.Mr. Züber yapıyor. Mars’a ilk insanın yollanma tarihi 2035 yılı olarak belirlendi. Amerika daki ilkokul ve liselerde, Mars’ın resimleri ve Mars’taki koşullar sergileniyor. Öyle görünüyor ki: Mars’a yolculuk belirlenen tarihten önce gerçekleşecek.

          Sokrates ve Galilleo’dan sonra,  dünya aydınlanmasına hizmet ve yardım eden en büyük insan, Rotterdam’lı Desiderius Erasmus tur. Bütün dünya üniversitelerinde, Erasmus’un anısına Erasmus aydınlanma programları düzenlenmektedir. Desiderius Erasmus, MORTAE EN COMİUM =DELİLİĞE ÖVGÜ adlı ölümsüz kitabında bakınız ne ilginç şeyler söylüyor. Bazı yaşlılar ikinci çocukluklarını yaşarlar. Zaten çocukluk ahmaklık ve delilikten başka nedir ki ? Stoiklerin tanımlamasına göre, akıl mantık tarafından yönlendirilmediği sürece hiçbir şey ifade etmez. Delilik ise ihtirasların verdiği komutların etkisi altındadır. Böylece insanların hayatlarının sürekli tamamiyle hüzünlü ve iç karartıcı olmasını istemediği için eski çok tanrılı pagan Roma’nın en büyük Tanrısı   Jüpiter, insanlara mantıktan çok daha fazla ihtiras bahşetmiştir. Mantık beynin bir köşesinde sıkı sıkıya kenetlenmiştir. Vücudun diğer kısımları ihtirasların etkisi ve hakimiyetine bırakılmıştır. Tabiat ananın mantığa bir kadın arkadaş sunması gerekliydi. Bir kadın sadece her zaman iki kat zeki olarak görünmeğe çalışırsa sadece iki kat daha aptal görünmeyi, başarır.

        Erasmus, Darwin’den 300 yıl önce evrimi görmüş ve şöyle demiştir. Maymun eğer mor kıyafetine bürünmüşse, her zaman maymun olarak kalacaktır. Kadın ise nasıl bir maske takarsa taksın her zaman yaşamını bir deli olarak sürdürecektir.

 

       Erasmus şüphesiz ki : Bu sözleri, asla kadınlarımızı aşağılamak için söylememiştir. Sadece kadınlarımızda, his ve ihtirasların daha hakîm olduğunu belirtmek istemiştir.

       Hep bildiğimiz gibi, tıp biliminde PSYCHİATRY uzmanlık dalı, diğer uzmanlık dallarına göre, çok yavaş ilerlemektedir. Adeta, emeklemekten de ağır gitmektedir.

       Fakat, son zamanlarda PSYCHİATRİST meslektaşlarımız, kadın beyninin yapı ve içerik açısından erkek beyninden farklı olduğunu, hatta ağırlık bakımından erkek beyninden biraz daha hafif olduğunu söylüyorlar. 500 yıl önce yaşamış Roterdamlı Desiderius Erasmus’u adeta doğruluyorlar. )

     Erasmus’un dünyaya ışık saçan, dünyayı aydınlatan ve bizlere öğüt veren bazı çarpıcı sözleri de şöyle : Hataların genel olarak tartışılması hiç kimseyi üzmez. Doğruları ve gerçekleri insanları gücendirmeden söylemek, deliliğe özgü bir ayrıcalıktır. Bir Yunan atasözüne göre de, deliler tam zamanında konuşurlar. Deliler ay gibi değişip dururlar. Oysa akıllı insanlar güneş kadar kararlı ve sabittirler.

      Bilgisini arttıran kişi, acılarını da arttırır. Her şeyi daha çok arzulayanlar, daha fazla keder taşırlar. Bilgelerin kalbi, üzüntülerin barınacağı yerdir. Delilerin ki ise, eğlencelerin sığınağıdır. İsa bile, kutsal ilâhisinde, babasına açıkça şöyle der. ( Baba sen benim deliliğimi bilirsin.)  Yunanca çocuk kelimesi deli anlamına gelir. Ve akıllı kelimesi ile deli tamamen zıt-anlamlıdır. İnsanlar bilinçli olarak günah işleseler bile, Tanrıdan af dilerken, bahane olarak deliliği öne sürerler.

      Hristiyanlık dininin bilgelikle hiçbir alâkası olmamasına rağmen, bu din, birkaç şekilde delilikle akrabalık ilişkisi içindedir. İlâhi ve kutsal şeylerden en büyük zevk alanlar, çok genç veya, çok yaşlı olanlar, kadınlar ve delilerdir. Havarîler şarapla sarhoş olurlar.

        Helen Keller şöyle söylüyor. Bir kapı kapanırsa, diğeri açılır. Ama kapanan kapının ardından öylesine üzüntüyle ve pişmanlıkla bakarız ki : Önümüzde açılan diğer kapıları göremeyiz. Zorlayıp ta, iterek açmağa çalıştığımız kapının teferruatını inceleyin. Belki de o kapıda çözüm bulacak. Ve kapının üzerinde, ( Açmak için çekiniz. ) Yazdığını göreceksiniz.

      Erasmus devam ediyor. Tabiatın izinden gidenler en mutlu kişilerdir. Keldanîlerin ( Musevîlerin ) batıl inançları ile, Yunanlıların boş saçmalıkları insanoğlunun sadece aklına eziyet etmek için bunlara daha yüzlercesini katmıştır.

      Bana birileri, bu söylediklerime karşılık ( Ateşle suyu birbirine karıştırsan daha iyi edersin.) Diyorlar. Bilge kişi eski çağlara ait kitapları kendisine bir sığınak olarak görür. Ve onlardan eskilerin zekice fikirlerini öğrenir. Deli her şeyi dener. Hemen tehlikelerle karşı karşıya gelir. Böylece de gerçek olduğuna emin olduğu bir sağduyunun sahibi olur.

       Ölümlü yazgımızın sınırlarını zorlamayı aklımıza koymadığımız sürece, tabiatın eksikliklerini asla keşfedemiyeceyiz. Tabiat tüm taklitlerden nefret eder. Ölüm korkusu olmayan insanlar her türlü kötülüğü yaparlar. Asla vicdan azabı duymazlar. Dürüstçe konuşan,  doğruları söyleyen kişilerse, sadece delilerdir. ÇILGINLIK ise, insan zihninin amaçsız bir gezinti yapmasıdır.

 

      1459-1536 yılları arasında yaşayan Erasmus,  dünyanın en büyük ozanı Egeli HOMEROS’u   kendisini, kurbağalar ve farelerin savaşı ile eğlendirmiştir. Diye eleştirir. 100 yıl sonra da, yine dünyanın ünlü düşünürlerinden Giambattisa Vico Vito da, Homeros’u zalimleri övmekle suçlar.

          

      İnsanların çoğu Tanrıları ve kahramanları öven methiyeler yazar. Benim söylediklerim ise, Herkül, ya da Solon’u övmese de, yine övgü niteliği taşır. Bu benim kendi övgüm, yani deliliğin övgüsü. Bir kişi kendisinden başkası tarafından övülmüyorsa, o kişi kendi kendini övmelidir.

       Kadınlar, her alanda erkeklerden daha iyi olmalarını deliliklerine borçludurlar. Bir de şu var. Sanat mı insanın, insan mı sanatın metresidir ?

       

       1699 yılında doğmuş olup 1725 ve 1744 yıllarında New Science= Yeni Bilim kitabını yayınlamış Giambattisa Vico da, Erasmus gibi, batı aydınlanmasına ışık tutan kişilerden biridir. Karl Marx’tan tam 100 yıl önce, kulübede oturanlar ile, şatoda oturanlar ayni şeyi düşünemezler. Demiştir. Marx’ın düşünce sistemine ve Marx’ın felsefesine kaynak oluşturmuştur.

       Öyle görünüyor ki, içine yeni girdiğimiz Yirmibirinci yüzyılda, aydınlanmaya yardım edecek kişilerden biri de, The God Delusion = TANRI YANILGISI kitabının yazarı çağımızın en ünlü iki fizikçisinden biri RİCHARD HAWKİNS

olacaktır . Kitabında, şimdiye kadar görülmemiş, çok ilginç, çok gerçekçi, çok ces’ur şeyler açıklıyor, yazıyor.

 

       Richard Dawkins, God’s Delusion=Tanrı Yanılgısı kitabında Daniel Goleman'in Sosyal Zekâ kitabından şöyle alıntılar yapıyor. İnsan beyni sosyalleşmeye uygun şekilde yaratılmıştır. Sosyal beyin insanların birbirleriyle yüz yüze yaptıkları temaslarda aktif hale gelir. İnternet üzerinden yapılan iletişimlerde ise aktifliğini yitirir. Jane Goodall, 40 yıl şempanzeleri inceledi. İnsanla şempanze DNA larını %99 ayni olduğunu, kan ve sinir sistemlerinin büyük benzerlikler gösterdiğini buldu. Şempanzeler hem avcıdırlar. Hem de avlanıyorlarlar. Aile kuruyorlar. El- ele tutuşuyorlar. Öpüşüyorlar. Ve kucaklaşıyorlar.

 

      Bizde şimdi, insanların birbirlerini acımasızca boğazladığı, acımasızca öldürdüğü,  bu çilekeş dünyada, tüm dünya insanlarına şöyle seslensek yeridir. Şöyle haykırsak haklı oluruz :  Biz de,  el- ele tutuşmakta,  birbirimizi kucaklamakta, birbirimizle öpüşmekte,  şempanzelerden geri mi kalacağız yani ?

 

      Daha önce, paradigmanın statüko anlamına geldiğini yazmıştık. İlerde yazacaklarımızda, güncel yazılarımızda, çok ve sıkça kullanacağımız DÜNYANIN APTAL EZBERLERİ sözcükleri de paradigma anlamına gelse gerektir. Bizi tutuculuğa zorlayan, gericiliğe, her zaman gericiliğe iten DÜNYANIN APTAL EZBERLERİNİ geliniz,  el-ele vererek, hep birlikte, elbirliği ile bozalım. Kendimizi ve dünyayı, ileriye, daima ileriye taşıyalım. Geleceğe atalım.

 

      Söz, buralara kadar gelip dayanmışken, isterseniz, birazda gelenek ve göreneklerden söz edelim. Gelenek ve göreneklere bağlı kişiler, isterler ki: Geçmiş zaman ile, şimdiki zaman ve gelecek zaman hep ayni olsun. Ama ne yazık ki: şimdiki zaman, geçmiş zamandan farklıdır.  Gelecek zaman da, şimdiki zamandan farklı olacaktır. Şimdiki zaman ve gelecek zaman, YENİ ZAMAN, geçmiş zaman ise, ESKİ ZAMAN oluyor. Yenisi varken, eskisine kim itibar eder ? Boşuna dememiş insanlar, ( Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına  nur yağardı. ) Diye. Sizleri bilmem amma, benim için, geçmişe ve şimdiye göre, bir adım ileri olmak yararlı ve olumlu bir erdemdir.

 

       Devrimlerin gerçekleştirilememelerinin nedenlerinden birisi, eski paradigmaların yerine koyabileceğimiz daha yeni ve daha iyi yöntemlerimizin olmamasıdır. İnsanlar deneyimsiz olduklarında yapmak yerine yıkmakta daha beceriklidirler.

 

       Benjamin Franklin, deniz fenerlerinin kiliselerden daha yararlı olduklarını söylüyor. Ralph Waldo Emerson,Venus Afrodit’in bir diğer adımıydı ? Yoksa iki aşk Tanrıçası mı vardı ? Diye soruyor.

 

      Bir çağın dini, bir sonrakinin ebedî eğlencesidir. Yaşadığımız günlerde, kanal 4,ulusal İngiliz kanalı ( Bütün Kötülüklerin kaynağı ) isimli bir program yapıyor. Bu programda, günümüzde bir reklâmcılık şirketi gazetelere ünlü Manhattan silüetinin üzerine ( Dinin olmadığı bir dünya hayal edin) Diye, full manşet olabilen reklâmlar  koydurabiliyor. Oysa, John Lennon da, dünyaya seslenen ünlü şarkısında ayni şeyi söylüyordu. Ama, bu Amerika’ya gelince 50 yıl önce şarkıdan sansür edilmişti.

 

      Amerikan demokrasisini kuranların bir kısmı DEIST, bir kısmı ATHEIST idi . Ama hepsinin ortak yanı lâik oluşları idi. deist, deist, agnostik, ya da Atheist olmalarının yanında, ayni zamanda, dinsel görüşleri olan veya olmayan  Amerikan Başkanlarının şahsî kanaatlerini tamamen içlerinde tutması gerekir. İşte bu da, lâik anlayışın esasıdır. Yeterince ilerlemiş bir teknoloji büyüden farksızdır.

 

       Ünlü düşünür ve filozof Sir Bertrand Russell ’e göre, üstün zekâlı erkeklerin çok büyük çoğunluğu hiristiyanlık dinine inanmaz. Ancak bu gerçeği toplum içinde örtbas ederler. Çünkü kazançlarını kaybedeceklerinden korkarlar.

 

       Victor Hugo diyor ki: Her köyde öğretmen denen yanan bir ateş vardır. Ama ne yazık ki: Yine her köyde, papaz denen her şeyi söndüren biri vardır.

       Ne yazık ki : Eklentisini 19 uncu yüzyılda yaşayan Victor Hugo’ya, yirmi birinci yüzyıldan biz hediye ettik . Umarız makbule geçmiştir.

       Richard Hawkins, God’s Delusion=Tanrı Yanılgısı kitabının ortalarında, bilim, evrim, din ve inançlar konusunda çoğumuzun garip bulup yadırgayacağı, çok sivri, ama, sivri olduğu kadar da çok çarpıcı yargılara varıyor, ve aynen şunları söylüyor. İnançlar arzularla renklendirilirler. Ve özdeleştirilirler. İnanç ve dinin en büyük düşmanı mantıktır. Her kim inançlı bir Hiristiyan olmak isterse aklının gözlerini oymalıdır. Dinler bilimsel araştırmaların boşluğunda yerleşen yan ürünlerdir.


       Eski bir Kuzey İrlânda şakasını buraya almakta yarar var. ( Evet, ancak sen, bir Protestan ateist misin ? Yoksa Katolik ateism mi?


      TELEOLOJİ erek bilimidir. Çocuklar doğuştan erekbilimcidirler. Herşeyde bir erek ararlar.

1- Bulutlar yağmur içindir.
2- Sivri kayalar hayvanların kendilerini kaşımaları içindir. Gibi.

      Her dinin ayrıntılı yapısı bilinçsiz evrimdir. Doğal seçilim ise, bilinçli evrimdir. İman kanıtsız inanç olup her zaman erdem sayılmıştır. İnançlarınız kanıta ne kadar karşı çıkarsa o kadar erdemli sayılırsınız. Einstein, eğer insanlar, sadece ödüllendirileceklerini bildikleri için, ya da cezalandıracaklarını bildikleri için iyi kalpli iseler, çok acınacak haldedirler. Diyor.

       Ateistler, yağma yapmaktan, suç işlemekten ve polise direnmekten çok çekinirler. Son zamanlarda Amerika’da yapılan istatiksel araştırmalar, hapishanelerde dindarlara göre, orantılı yüzde olarak, çok daha az ateist olduğunu göstermekle, adeta bu savı doğrular mahiyettedir. Tabii ki: ateistlerin dindarlara göre daha dürüst ve ahlâklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Ama, HUMANISM ve HÜMANİSTLER bu konuda çok başarılı görünüyorlar.

      Evrimci Darvin’in de içinde olduğu bilim, bir sorunu çözerken 10 yeni sorun yaratır. Böylece bilimin gelişmesinde yeni boşluklar doğar. Varoluşçular, işin kolayına kaçarlar. Hemen bu boşluklara Tanrı’yı yerleştirirler. Hiç düşünmezler ki: biraz sonra bilim bu boşluklara da el atacak, onları da çözecektir. Varoluşçular kolaycıdırlar. Hiçbir şeyi araştırmak zahmetine katlanmazlar. her şeyin oluşunu Tanrı’ya bağlarlar.

     Politika, esaretindeki binlerce insanı katletmiştir. Dinde hakezâ.

     Hitler Cengiz Handan daha fazla insan öldürmüştür. Bunun sebebi gelişen teknolojidir. Hitler Katolik bir ailenin ürünüdür. Hitler çocukluğunda Katolik okullarında ve Katolik kiliselerinde eğitim almıştır. Katolik okullarını hiç bırakmadı. Hiçbir zaman Katolizmi reddetmedi. Hayatı boyunca dindar olduğuna dair sinyaller verdi. Stalin ise. Ailesinin baskısına rağmen, Tiflis ilâhiyat fakültesini terk etti.Ve Rus Ortodoksisini de reddetti. Hitler 1914 yılında birinci dünya savaşının ilân edildiğini duyunca, hemen dizlerinin üzerine çöktü. Ve Tanrı’ya böyle bir zamanda bana yaşama şansı verdiğinden tüm kalbimle teşekkür ederim. Demişti. Hitler o zaman 21 yaşındaydı. Hitler yaşamını inançları olan bir Hiristiyan gibi sürdürememiş olsa da, Hiristiyanların uzatmalı geleneği ( İsa katili Yahudiler ) suçlamalarının etkisi altına girmiştir. Martin Luther King te Yahudileri yılan sülâlesi olarak tanımlanıştır.

      İnsan beynindeki dinsel memelerin beslediği doğmaların en önemlilerinden ve en caziplerinden ikisi

1- Öldükten sonra yaşamın devam edeceği,
2- Eğer din savaşlarında şehit düşerseniz, cennetin şahane bir bölümüne gideceksiniz. Ve burada, yetmiş iki   bakire ile keyif çatacaksınız.
      
     Diğer Semavî dinlerin cenneti özendiren bu cazip sözleri ile, Hazreti Muhammedimizin ( Cihada giden Cennete gider. ) Diye vecizce özetlenen Cihat hadisi Şerifi ne kadar da özdeşlik, ne kadar da benzerlik gösteriyor. Richard Hawkins devam ediyor. İslâm Barıştır mantarası, neredeyse 1400 yıl tarihten yok olmuştur. Sadece 13 yıl Hazreti Muhammed Mekke de iken geçerli olmuştur. Medine ye gidince, ne yazıktır ki: Bu güzel söz, İslâm savaştıra dönüşmüştür.

 

        Bilimsel bilgiye vakıf  filozof Daniel Dennett’e göre, üreten üretilenden daima daha karmaşık, ve daha akıllıdır. Buna bilgisayar da dahil dir.

 

        ONTOLOJİ, yaradılışın doğası ile ilgilenen felsefe dalıdır. Yaradılışçılar, günümüzün bilim ya da bilgi birikiminde boşluk bulmak için can atarlar. Eğer, açık bir boşluk bulurlarsa bu boşluğu TANRI ile doldururlar. E. Jerry Cain , eğer bilim tarihi bize herhangi bir şey ispatlayacaksa bu, cahilliğimize Tanrı adını vererek bir yere ulaşacağımız olmalıdır. Diyor.

 

        İşleyen bir birimin parçacıklarından birinin çıkarılması eğer, tüm birimin çalışmasını engelliyorsa buna İNDİRGENEMAZ KARMAŞALIK denilir. Küçük benekli gelincik kurbağasının bacak eklemi indirgenemez karmaşılıktadır. Çünkü: Tüm parçaları yerli yerinde olmazsa, hiçbir parçası bir işlevi yerine getiremez. İndirgenemez karmaşıklık örneklerinden biri de bağışıklık sistemimiz dir. Evrim geçirmiş organlar, genelde zeki ve güçlüdürler. Ayni zaman da  açıklayıcı kusurları da vardır. Sırt ağrısından fıtığa, sarkık rahimden sinus iltihaplarına kadar çoğu insanî rahatsızlığa karşı hassasiyetimiz doğrudan doğruya şu anda dik yürüdüğümüz bedenimizin dört ayaküstüne durmayı terk etmek için yüzlerce milyon yıldan fazla şekil değiştirmiş olmasından kaynaklanır. Doğal seçilim, gerçek bir çözümdür.Ayni zamanda müthiş bir şıklığın ve gücün açıklamasıdır. Ayrıca bilincimiz doğal seçilimin acımasızlığı ve savurganlığı ile artmıştır. Watson, herhangi birşey için var olduğumu sanmıyorum. Biz sadece evrimin ürünleriyiz. Diyor.

 

      Hayle diyor ki: Yaşamın kendiliğinden başlayabilme olasalığı, bir hurdalığın altını üstüne süpürerek geçen bir kasırganın rastlantı eseri bir BOEING 747 parçalarını, uçak çalışacak şekilde birleştirebilme olasalığından  daha yüksek değildir. Tanrı esrarengiz BOEING 747 dir. Tanrı ile akıl arasında herhangi bir bariz fark göremiyorum. İdrak sınırlarımızın ötesine geçildiğinde akıl TANRI haline gelir.

 

       DOĞAL SEÇİLİM gerçek bir çözümdür. Şimdiye kadar sunulmuş yegâne işleyen çözümdür. Ayni zamanda müthiş bir şıklığın ve gücün açıklamasıdır.

 

        RICHARD DAWKINS, Tanrı Yanılgısı adlı kitabının TANRI HİPOTEZİ başlıklı bölümünde, çok cesur ve cüretkâr davranıyor. Tıpkı canlıların ve insanın oluşumu gibi, Tanrı’nın da maddeden oluşumunu incelemeğe kalkıyor. Tabii ki: kilisede buna karşı çıkıyor. Eğer, Tanrı maddeden yaratılmışsa, maddeyi de kim yarattı ? Diye soruyor.

 

        Bu can alıcı soruların cevabını dünyaca ünlü 2000 den fazla fizikçi Avrupa nüklear  araştırma merkezi CERN de, HADRON ( parçacık ) hızlandırıcı ve çarpıştırıcısı LHC de araştırıyor.  Maddenin  molekül ve atomlardan oluştuğu biliniyor. Atomları çekirdeğindede proton ve nötronlar bulunuyor. İnsanoğlu proton ve neutronlarıda parçaladı. Bunların içinde Quarks ve gluconlar olduğunu buldu. Şimdi de CERN de, Quarks ve gluconların içindeki KARANLIK MADDEYİ yani HIGGS parçacığını bulmağa çalışıyor. Evrenin yani kâinatın yüzde otuzunu KARANLIK MADDE oluşturuyor. CERN deki çalışmalar geçen güz aylarında başladı. İlk çalışmalar çok başarılı oldu. HADRON daki ufak bir arıza yüzünden  çalışmalara ara verildi. Arıza giderildiğinde çalışmalar tekrar başlayacak. Umarız maddenin de gerçek yüzü ve özü anlaşılacak. Bu sorulara cevap verdiğimizde STEPHEN HAWKING in yukarıdaki iddialarına daha bilinçli yaklaşmış olacağız.

      Teknolojiye ve bilimsel araştırma ve geliştirmeğe yapılan yatırım,kendisini defalarca katlayarak öder. Nitekim CERN e şimdiye kadar 14 milyar dolar harcandı. Ama CERN bu bedeli çoktandır ödedi. Çünkü İNTERNET denilen devasa teknoloji devi,10 yıl önce CERN de gerçekleşti.

           Sokrates, Galileo ve Erasmus’tan başka , şüphesiz ki:Aydınlanmaya ışık tutan çok fazla çılgın vardır.

           Hımbıl ve çılgın gurubuna girenler, eğer, durumlarını beğenmiyorlarsa, hiç hayıflanmasınlar. Hiç üzülmesinler. Evrende devamlı değişim içinde olan her nesne gibi, devamlı değişen insan beynini kullanarak zekâ düzeylerini geliştirerek veya gerileterek, bir sınıftan diğerine, yatay veya dikey geçiş yapabilirler.

           İnsanlar gibi toplumlarda hımbıl ya da çılgın olabilirler. Hımbıllar gelenekten, görenekten, mevcut düzenden yanadırlar. Çılgınlar ise, her zaman değişimi, gelişimi savunurlar. Bunun en belirgin, en çarpıcı örneği bugün yapılmakta olan Amerikan seçimleridir. Anası Amerikalı beyaz bir hippie, babası kuzgunî siyah,Kenyalı bir müslümam olan benim kardaşım,karındaşım,Müslüman-Hiristiyan kırması,siyah-beyaz melezi HÜSSEİN BARRACK OBAMA değişim ve gelişim,daima değişim ve daima gelişim diyerek yalnız Amerikan halkını değil, bütün dünya insanlarını arkasına alarak hızla zafere doğru yürümektedir. Yarın sabahın erken saatlerinde de çok muhtemeldir ki: Amerika’nın 44 üncü cumhurbaşkanı ilân edilecektir.

            Seçim kampanyası boyunca, Siyah Amerika, beyaz Amerika yoktur. Birleşik Amerika vardır. Önce Amerika’yı, sonra da dünyayı değiştireceğiz. Diyor.

           Onca engele, onca ayırımcılığa, onca aşağılanmaya göğüs gerip kendisini yetiştirmesi ve bugünlere gelmesi tam manasıyla bireysel bir çılgınlık, Amerikan toplumunun da onu bularak ortaya çıkarması tam bir toplumsal çılgınlıktır.

            İşte beklenen an geldi. Kardaşım, karındaşım HÜSSEİN BARACK OBAMA, seçim kampanyasını başlattığı Chicago da zafer konuşmasını yapıyor.

            Önce, John McCain  ve yardımcısı Sera Palin’i kutlamak isterim. Çok güzel ve disiplinli bir çalışma yaptılar. Ayrıca benimle kıyasıya yarıştıkları içinde kendilerine teşekkür ederim.

            There is no Black and white America. But There is United of America .

There is no healthy and disabled, lezbian or gay,different Americans. But there is United Americans. Konuşmanın kapsayıcı, birleştirici ve kucaklayıcı bu güzel sözlerini, tam gerçekçilik akışı içinde, Türkçede argo ve galiz de olsa, tam karşılık kelimelerini kullanarak çevirmek isterim. Okuyucularım ve izleyicilerim beni bağışlasınlar.

            Siyah, ya da beyaz Amerika yoktur. Fakat Birleşik Amerika vardır. Sağlam yada sakat, sevici, kulampara, yada gay, farklı Amerikalı yoktur. Fakat Birleşik Amerikalı vardır.

             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      Şimdi de Cumhuriyetçi cephede John McCain’in güzel sesine kulak verelim.

      Bu yarış, şu anda, burada bitmiştir.44 Cumhurbaşkanı- mız Hüssein Barack Obama’yı yürekten kutluyorum. O artık, hepimizin başkanıdır.

      Tüm Amerikan halkı, tam kitle olarak onun arkasındayız. Yalnız bir üzüntüm var. Çünkü, Hüssein Barac Obama seçimden bir gün önce anne annesini kaybetmiştir. Kendisini bugünlere yetiştiren anneannesi de bu seçim zaferini görseydi. Ne kadar iyi olurdu.

 

İşte Hüssein Barack Obama’nın cenazedeki üzüntülü hali

 

             Seçim kazanan ve seçim kaybeden bu iki insanın yaptığı bu güzel konuşmalardan bizim iktidar ve muhalefet liderlerimizin, tüm politikacı ve bürokratlarımızın alacağı çok büyük demokrasi dersleri olmalıdır.

             Benim kardeşim, karındaşım, kırma ve melez HÜSSEİN BARACK OBAMA, siyah rengiyle Amerikan halkını ve dünya halklarını arkasına alarak Amerika’nın ve dünyanın APTAL EZBERLERİNİ bozdu. Ve 4 Kasım,2008 günü bütün dünyaya şimdiye kadar görülmemiş bir DEMOKRASİ ŞÖLENİ yaşattı.

             Obama’nın seçim zaferi bütün dünyada büyük bir coşku ile karşılandı. Çünkü, bu zafer top tüfek ve silâhların değil, aklın zaferiydi. Çünkü, bu zafer güçlülün değil, güçsüzün zaferiydi. Çünkü bu zafer zalimlerin değil, mazlumların zaferiydi.

             Yaşasın yeni dünyanın aydın insanları!! Yaşasın yeni dünyanın çılgınları!!

 

     

1936 Olimpiyatlarını, kendi ırk üstünlüklerinin propagandasını yapmak amacı ile Nazi partisi ve Adolf Hitler, Berlin’e çekmek için çok çaba harcamış. Sonunda da başarmıştı. Ama, Amerikan Olimpiyat takımında çok sayıda kuzgunî siyah renkli Afrikalı görünce, çok şaşırmış, ve birazda bozulmuştu. Nazilerin kontrolündeki Alman basını, zenci sporculara hakaretler yağdırıyordu.

      Naziler,  Nordic Superiority,  yani Kuzeyli Beyaz ırk Üstünlüğü, daha doğrusu   Alman Irk üstünlüğü tezini savunurken, bazı kesimler zencilere aşağı ırk diyorlardı. Bazı aşırı nazi gurupları da ( Bunlar insan da değildir.) Bile diyebiliyorlardı.

     Bu şartlar altında, 1936 Berlin Olimpiyatları bizzat Adolf Hitler’in coşkulu konuşması ile açıldı. 1936 Berlin Olimpiyatlarına 49 ülkeden 4066 sporcu katıldı.

      İlk gün Alman sporcular büyük başarılar kazandılar. Führer durumdan çok mutluydu. Sporcuları plâtforma yanına çağırarak, hepsini ellerini tek tek sıkarak ayrı ayrı kutladı. Madalyalarını da kendi elleriyle taktı.

     Ertesi gün, olimpiyatların ikinci günü Kuzgunî siyah renkli Afrikan Amerikan JESSE OWENS, saniyede 2 metreden de hızlı koşarak 100 metrelik yarışı 10,3 saniyede, dünya rekoru ile bitirdi. Olimpiyatlarda toplam 4 dünya rekoru kırdı. Bazı basın organları ( Jessi Owens, sanki hareketin şiiri gibi koşuyor.) Diye yazıyordu.

     Adolph Hitler, zencilerin olimpiyat rekorları kırmalarına çok kızdı. 4 Olimpiyat rekoru kıran, Jessi Owens’ı kutlamadan, zencileri aşağılamak için, onun elini dahi sıkmadan Olimpiyat stadını terk etti.

 

        Rivayet olunur ki: Adolph Hitler, ikinci dünya savaşında İngilizlerin Berlin’i bombalamalarına da çok kızmış. Ordularını Manş denizinin kıyılarına dizmiş. Askerlerine deniz suyunu içiniz. Manş’ı kurutunuz. İngiltere’yi işgal ediniz. Emrini vermiş.

       Bunu duyan Winston Churchill’de, ordularını Manş’ın karşı kıyısına dizerek ordularına denize işeyin emrini vermiş.

        Eğer Adolf Hitler 21 inci yüzyılda yaşasaydı. Ve de Siyah renkli Afrikan Amerikan Hüssein Barack Obama’nın Amerikan halkını arkasına alarak Amerikan Cumhurbaşkanı seçildiğini görseydi, çok muhtemeldir ki: Buna çok, çok daha fazla kızar. Ve ordularına ( Afrika kıtasına saldırınız. Koskoca Afrika kıtasını yeryüzünden yok ediniz. ) Emrini verirdi.

      Gelin dostlar, bir araya gelelim. Hep beraber, bütün dünyada bir anket düzenleyelim.

      Hitler bir hımbıl mı idi ? Yoksa bir çılgın mı idi ?

 

    Dr. Hasan HORTO

05 Kasım, 2008

 

 

            İnsanoğlunun, donmuş ve tutucu kafalara tarihsel KÖŞETAŞI olabilecek bu zafer gününden sonra, bu sitenin bu sayfalarında kardeşim ve karındaşım Hüssein Barack Obama’nın bütün yaptıklarını, bütün hareketlerini, bütün icraatlarını derinlemesine izleyip, inceleyerek sitemizin bu sayfa ve satırlarına aktarmağa ve çalışacağız. Umarız evvelâ Hüssein Barack Obama, sonrada biz,hep birlikte başarılı oluruz

 

            İlk olarak Hüssein Barack Obama zarif ve güzel eşi Michelle Obama ve iki şirin kızı ile beraber, 10 Kasım, 2008 pazartesi günü Beyaz Sarayda görevi kendisine, 20 Ocak,2009 da yemin töreninden sonra teslim edecek olan W.George Bush’u ziyaret etti. Amerikan Anayasasının kesin hüküm ve gür sesine uyarak Amerika’ya ve tüm dünyaya şu çarpıcı mesajı verdi. AMERİKANIN HER ZAMAN TEK BİR CUMHURBAŞKANI VARDIR.

             Amerikan Anayasası ve Amerikan gelenek- göreneklerine göre, Her dört yılda bir 4 Kasım da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesinleşmesinden sonra Amerika’da PRESİDENT ELECTED dedikleri SEÇİLMİŞ CUMHURBAŞKANI, birde görevi bir sonraki yılın 20 Ocağında sona erecek olan eski cumhurbaşkanı vardır. Eski Cumhurbaşkanı 20 Ocağa kadar göreve devam eder. Eski başkana acting president yani icraatçı Cumhurbaşkanı denir. Eski Cumhurbaşkanı ayni zamanda LAME DUCK=Topal ördek diye de anılır. Bunun anlamı şudur. Eski başkanın yetkileri çok sınırlıdır. Yeni başkanın onayı olmadan, eski başkanın hiçbir yeni karar alma yetkisi yoktur. Ancak, EMERGENCY yani acil kararlar verebilir. Örneğin Amerika ani bir saldırıyla karşı karşıya kalırsa, veya ağızlardan yel alsın bir nüklear, atom saldırısına uğrarsa, eski başkan kimseye danışmadan kendi başına karar verir. Çünkü Amerika’nın atom şifreleri sadece kendisinin elindedir. Bu şifreleri,20 Ocak,2009 günü, yeni Cumhurbaşkanı yemin ettikten hemen sonra HÜSSEİN BARACK OBAMA’ya verecek, ve sahneden çekilecektir. İşte bu sebeplerdendir ki: Hüssein Barack Obama, Bugün, 15 Kasım, 2008 günü Dünya küresel Finans krizini görüşmek üzere. Amerika’da toplanan gelişmiş ve gelişmekte olan G-20 denilen, 20 en büyük ekonomileri toplantısına katılmamıştır. Ama dünya liderlerinin önünde, Lame duck=topal ördek durumunda, özürlü ve kısıtlı gibi duran George W. Bush’un durumunu kuvvetlendirmek üzere, görevi devraldığında ilk önceliğinin küresel finans krizi olacağını söylemiştir.      

 

       Günümüzde bir kıtada başlayan değişim ve gelişim, baş döndürücü ve devasa bir hızla diğer kıtalara da sıçrıyor. Yayılıyor. Nitekim Yeni dünyada Amerika’da başlayan CHANGE=DEĞİŞİM, göz açıp kapayıncaya kadar, Avrupa’ya da atladı.

       Avrupa’nın göçmen asıllı bir çocuğu CEM ÖZDEMİR,CLAUDİO ROTH hanımefendi ile birlikte,YEŞİLLER PARTİSİNİN eş-başkanlığına seçildi.

       Kendisi Türk asıllı başarılı başkan olarak tanıtılmak istenince televizyon kameralarının önüne geçerek , bütün dünyaya şöyle seslendi.

       

 

       

İNSANLARI KÖKLERİNE, IRKLARINA, RENKLERİNE, DİN VE İNANÇLARINA GÖRE DEĞERLENDİRMEK ÇOK YANLIŞTIR. İNSANLAR, KÖKLERİNE, IRKLARINA, RENKLERİNE, DİN VE İNANÇLARINA GÖRE DEĞİL, KİŞİLİKLERİNE, İÇERİKLERİNE, BİLGİ VE TUTUMLARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

       Cem Özdemir’in bu akılcı, bu gerçekçi sözleri yaşadığımız tarihin ve gelecek tarihin KÖŞE TAŞLARINDAN BİRİ olacak kadar, kuvvetli ve kıymetlidir.

       Umarız, bir sonraki seçim yarışında, Cem Özdemir ve Claudio Roth ikisi  birlikte ipi göğüsleyecek, dönüşümlü olarak Şansölye-Başbakan olacaklardır. Bu sonuç gerçekleştiğinde, yeni dünya da başlayan APTAL EZBERLERİN bozulması, eski dünyada da eş-zamanlı olarak devam edip, sürecektir.

       Doğayı korumak için mücadele veren, doğayı koruyan, doğa dostu yeşiller partisinin yalnız kendi ülkesine değil, tüm dünyaya sağladığı ve sağlayacağı yararlar konusunda ne kadar durulursa azdır. Sanırız. Ülkelerin ekonomik gücü kullandıkları enerji ile doğru orantılı olarak artar veya azalır. Dünyanın en büyük ekonomik gücü Amerika Birleşik Devletleri enerjiyi de dünyada en çok kullanan ülkedir. Amerika dan sonra dünyanın en büyük ekonomik gücü olan Almanya da enerji kullanımında dünyada ikinci sıradadır. Enerjisinin çok büyük bir bölümünü fosil yakıtlardan sağlayan Amerika Birleşik Devletleri saldığı sera gazları dolayısı ile dünya atmosferini en çok kirleten ülkelerin başında gelmektedir. Polonya’nın POZNAN kentinde 2008 yılının Aralık ayı başlarında toplanan Hava kirliliği ve küresel ısınma toplantısı sonunda yayınlanan raporda, 57 ülke arasında, Atmosferi ve doğayı en az kirleten temiz ülkelerin başında İsveç’ten sonra ikinci sırayı Almanya almaktadır. Doğayı ve atmosferi en çok kirleten ülkeler ise 55 inci sırada Amerika Birleşik Devletleri, 56 ıncı sırada Kanada, ve 57 inci sırada ise Suudî Arabistan dır. Almanya  dünyada en çok enerji kullanan ikinci ülke olmasına rağmen, doğa ve atmosfer kirletmekte en temiz ikinci ülke olmayı nasıl başarmıştır. Almanya’nın çoğu eyaletinde, bir bina yapılırken, elektrik üreten güneş panelleri konması zorunlu kılınmıştır. Eğer güneş enerjisi panelleri konulmamışsa, binaya oturma izni, iskân belgesi verilmemektedir. Devlet bu binalarda üretilen elektriği içinden geçirdiği bir cihazla bina sahibinden pahalıya satın almakta ve binanın ihtiyacı olan elektriği de yine ayrı bir sayaçla binaya ucuza satmaktadır. Böylece temiz ve yenilenebilir enerji üretimine prim vermekte teşvik sağlamaktadır. 

      Doğayı ve Atmosferi koruyan bu güzel kararların alınmasında, şüphesiz ki: Cladia Roth ve Cem Özdemir’in ortaklaşa eş-başkan olduğu Yeşiller partisinin rolü çok büyüktür. Dileriz bizim ülkemizde, Amerika Birleşik Devletlerinde ve diğer ülkelerde Yeşil partiler kurulur .Ve Almanya örneğinde olduğu gibi dünyayı korumakta başarılı olurlar.

      Hüssein Barack Obama, seçimi kazandıktan sonra,50 kişilik bir komite kurarak, Bu gün topal Ördek durumunda olan George W. Bush’un bütün programlarını, icraatlarını, çıkarttığı bütün kararnameleri inceleyerek, bugün yürürlükte olan ve uygulanan, 200 icraat ve kararname tespit etmiştir. Ki: Bunların hiçbirini uygun bulmadığını tasvip etmediğini söylemiş ve 20 Ocak, 2009 günü, yemin ettikten sonra, görevi devraldığında, bunların hepsini durduracağını, değiştireceğini Amerikan halkına ve bütün dünyaya ilân etmiştir.

      Bunların başında, aşırı dinci Neo-Jon politikaları gelmektedir. Kendisinin de aşırı dinci, tutucu bir muhafazakâr olduğunu söyleyen George W.Bush , Göreve geldiği 8 yıl önce, gerici ve tutucu kiliselerin etkisi altında kalarak ve Tanrının işine karışmaktır.Diyerek, Bilimde çok büyük hamle ve ilerlemeler sağlayacak Embryo-kök hücre araştırma ve çalışmalarını yasaklamıştır. Bu araştırma ve geliştirmelere verilen bütün destek fonlarını da kesmiştir. Oysa ki: Kök hücre çalışmaları, doku üretmek yolu ile veya başka yollarla birçok çaresiz ve ölümcül hastalığa çare olmağa başlamıştı bile.

       İşte, Hüssein Barack Obama,7 Kasım, 2008 günü ilk olarak, Stem cell= kök hücre yasaklarını kaldıracağını ve araştırmacılara tekrar destek fonu sağlayacağını Amerika’ya ve bütün dünyaya ilân etmiştir.

       Aradan 10 gün geçmişti ki: Engizisyon kiliselerinin ve engizisyon mahkemelerinin beşiği ve ZAPATERO’nun ülkesi Katolik İspanya’dan Hüssein Barack Obama’nın yukarıdaki sözlerine yankı geldi. İspanyadaki doktorlar, doku üretme yolu ile bir larynx yani gırtlak yapmayı başardılar. Günümüzde gırtlak kanseri, laryngectomy yani cerrahi olarak gırtlağın kesilip alınması ile tedavi edilir. Çoğumuz gırtlagı alınmış, bunun yerine boynuna, nefes alışverişini sağlayan metal tüp takılmış hastaları görmüşüzdür. Böyle hastalar konuşma zorluğu çekerler, hatta sesleri çıkmadığından hiç konuşamazlar. Gırtlak kanserinden dolayı konuşamayan, dünyada binlerce, onbinlerce, beklide yüzbinlerce insan vardır.

       8 kayıp yıl gecikmeyle de olsa, işte şimdi onlara, konuşma ve tedavi imkânı doğdu.

       Tencere de kapakla sıkıştırılan buhar örneğinde olduğu gibi, tencere kapağı biraz gevşetilmeye görsün, içindeki buhar ve altında saklanan gerçekler hemen dışarı fırlar. İspanya’da da olan budur. Dileriz bu fışkırmalar, yağmur yiyen mantarlar gibi ,birbirlerini izler. Sevinerek görüyoruz ki: Kardaşım, karındaşım HÜSSEİN BARACK OBAMA’nın bu görüş, bu düşünce ve eylemleri, bizim sitemizde 8 yıldanberi dile getirip yazdıklarımız düşüncelerle tam bir paralellik ve uyum içindedir.

      Sitemizde bu bilimle ilgili yazdığımız yazıların konu başlıkları şöyledir.

      1- İnsan kopyalama tekniği,
      2- Atatürk kopyalanabilir mi?
      3- Atatürk’ü kopyalama ve patent hakkını almak için Türk patent enstitüsüne yaptığımız müracaat ve

          aldığımız cevap.
      4- İnsanın kendi kendisini kopyalatma hakkının insan haklarına katılması için, Avrupa insan hakları

             mahkemesine 3 yıl önce açtığımız dava.

 

      Hep bildiğimiz gibi, İNSAN HAKLARI ,  dünyada ilk defa, Amerikan bağımsızlık savaşında, 1776 yılında VIRGINIA HAKLAR BİLDİRGESİ ile yeryüzüne gelmiştir. 13 yıl sonra da. 1789 da Fransız devriminde, Fransız yurtdaşlık yasasına girmiştir. Ne Aristo, nede eflâtun demokrasilerinde insan haklarından bahis ve hatta atıf  bile yoktur. 1776 dan bugüne kadar, insan haklarında fikir ve ifade özgürlüğü öne çıkmış ama, insan haklarının kapsamı konusunda bir artış görülmemiştir.

      Bizce insanın yaşama ve üreme hakkı, insan haklarında , fikir ve ifade hakkından daha da önce gelir. Bugün, gelişen bilim ve teknoloji insanoğluna özellikle üreme ve zürriyet konusunda yeni şanslar, yeni fırsatlar sağlıyor. Üreme, zürriyet ve soyunu devam ettirmek tutkusu, yalnız insan için değil, tüm canlılar için çok önemlidir. Şöyle ki: Ağaçlar bile susuz kalıp, kurumaya, yok olmaya yüz tutacağını algılayınca hemen çiçeklerini, yani döllerini toprağa dökerek üremeğe çalışırlar.

      İnsanların bazıları, ya doğuştan veya üreme organlarında sonradan görülen hasar sebebiyle üreme, kendini dünyada devam ettirme şansından yoksun kalırlar. Eğer gelişen bilim ve teknoloji bu özürlü insanlara kopyalama yolu ile üreme şansı tanıyorsa, bu insanların elinden bu şansı, bu hakkı alma, onlara engel olmağa kimin hakkı vardır ki ?

      İşte bu düşünce ve mütalâalarla  , 3 yıl önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, insanın kendi kendini kopyalatma hakkının insan haklarına katılması için dava açmış bulunmaktayız. Aradan 3 yıl geçmiş olmasına rağmen İnsan Hakları Mahkemesinden olumlu ya da olumsuz, müspet veya menfi bir yanıt alabilmiş değiliz. Ama biz bunu yadırgamıyor. Buna pek şaşırmıyoruz. Amerikalı bilim insanlarının yaptığı  araştırmalara  göre, 10 şeritli bir otoyolun en hızlı şeridinde, birinci şeritte, toplumun bilim ve teknoloji kurumları saatte 160 kilometre hızla ilerlerken, hukuk ve adalet sonuncu, en yavaş,  şeritte, saatte ancak 1 kilometre hızla ilerleyebilmektedir. Bazı ülkelerde ise adalet, daha da yavaş mandadan da ağır gitmektedir.

     Umarız Hüssein Barack Obama, kök hücrelerinde aldığı hızlı sonuç ve neticeden sonra, Hukuk ve adalete de, el atma fırsatı bulacaktır. O konularda da bir şeyler söyleyecektir. Böylece, belki dünya hukuk ve adalet sisteminde, çok azda olsa bir değişim - gelişim olacaktır. Biraz da,  hukuk ve adalette hafiften bir hızlanma ve ivme doğacaktır. Bilimin önünü açan bu yaklaşımlardan sonra, ikinci çok önemli konu, küresel ısınma ve küresel ısınmanın dünyada yarattığı felâketlerdir.

       Hüssein Barack Obama daha Cumhurbaşkanı seçilmeden önceki seçim kampanyalarında Amerikan halkına şöyle  sesleniyordu. OUR PLANET İS UNDER THE DANGER OF PERİSH, BECAUSE OF GLOBAL WARMİNG = GEZEGENİMİZ KÜRESEL ISINMADAN DOLAYI YOK OLMA, MAHVOLMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYADIR.

      Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, AMERİKANIN HERZAMAN TEK BİR CUMHURBAŞKANI VARDIR. Diyerek, 2008 yılı Aralık ayında , Polonya’nın POZNAN kentinde toplanacak KÜRESEL ISINMA ZİRVESİNE de katılmayacağını, Amerika’yı bu zirvede de, görevi devam eden,  Lame Duck=Topal Ördek durumundaki George W. Bush’un temsil edeceğini söylemiştir.

 

       Kısa bir zaman sonra, Amerika’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde kendilerini 350.org diye adlandırılan sivil toplum örgütlerinden POZNAN KÜRESEL ZİRVESİNE KATILINIZ. Diye, 50.000 i aşkın mesaj almıştır. Bu içten ve yaşamsal mesajlara verdiği ortak yanıtta, bakınız Hüssein Barack Obama neler söylüyor. POZNAN KÜRESEL ISINMA ZİRVESİNE KATILMIYACAĞIM AMA, SİZİ TEMİN EDERİM Kİ : GÖREVİ DEVRALACAĞIM 20 OCAK,2009 DAN SONRA İLK ÖNCELİKLERİMİN EN ÖNEMLİLERİNDEN BİRİ KÜRESEL ISINMA OLACAKTIR.GEREK KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YARATAN SERA GAZLARININ KISITLANMASI KONUSUNDA, GEREKSEDE ALTERNATİF, YENİLENEBİLİR , TEMİZ ENERJİ ÜRETİMİ KONUSUNDA AMERİKAYI LİDER ÜLKE YAPABİLMEK İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM. DÜNYA ATMOSFERİNİ EN ÇOK KİRLETEN ÜLKE OLMAMIZA RAĞMEN, KYOTO ANDLAŞMASINI İMZALAMAMAKTA DİRENEN EBERJİ POLİTİKALARIMIZI TAMAMEN DEĞİŞTİTRECEĞİM. KYOTO PROTOKOLÜNÜ İMZALAYACAYIM. VE 2020 YILINA KADAR, DÜNYA EMİSYON, YANİ HAVAKİRLİLİĞİ SEVİYELERİNİ 1990 LI YILLAR SEVİYESİNE DÜŞÜRMEĞE ÇALIŞACAYIM.

      EMİN OLUNUZ Kİ : BUNDA,  SİZ,  SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN VE DÜNYA BİLİNÇLİ KAMU OYUNUN ROLÜ VE ETKİSİ ÇOK BÜYÜKTÜR. GÜNÜMÜZDE HİÇBİR POLİTİKACI KAMU OYU BASKISI OLMADAN, KENDİLİĞİNDEN, GERÇEKÇİ, BAĞLAYICI, RADİKAL KARARLAR ALMAZ .TAAHHÜT ALTINA GİRMEZ.

      Hüssein Barack Obama, son derece çarpıcı, son derece açık, bu yalın sözleri ile,Yalnız Amerikan halkına değil, tüm dünya halklarına, görevde kaldığı sürece izleyeceği ,ekonomi ve enerji politikalarını anlatıyor, adeta taahhüt ediyordu. Bu politikalar sadece ekonomik değil, fakat, ayni zamanda, ECHO-EKONOMİK=Yani, ÇEVRE DOSTU = ÇEVRE KORUYUCU olacaktır.

 

       Belki bir raslantı olarak bu açıklamalalarla  eşzamanlı olarak , Amerikanın en büyük otomativ devleri General Motors, Ford ve Chrysler firmaları ,mevcut hükümete başvurarak ekonomik krize girmekte olduklarını, bunu önlemek için 25 milyar dolar kredi yardımı istiyorlardı. Aksi takdirde, adeta aba altından sopa gösterir gibi, iki milyon insanın işine son vermek zorunda kalacağız. Diyorlardı.

 

      Gerek president elected = Seçilmiş Cumhurbaşkanı Hüssein Barack Obama, gereksede, acting yani topal ördek durumundaki Cumhurbaşkanı George W.Bush ister istemez, teklife ne kadar olumlu baksalar da , işin gerçekleşmesi için Amerikan Senatosunun  onayı gerekiyordu. Her üç dev şirketin yönetim kurul başkanları yani Ceo ları, senatörlerle görüşmek için Washington’a geldiler.

 

       Amerikan senatosunun akıllı senatörleri Ceo lara aynen şöyle diyorlardı. ( Anladık siz sıkıntıdasınız. Yardım istiyorsunuz. Tamam. Ama söylermisiniz, hanginiz, bulunduğunuz yerden Washington’a özel uçaklarınızla değil de, ucuzundan hava yolu şirketi ile geldiniz ? Ceo lardan hiç ses,hiç çıt çıkmadı. Hep önlerine baktılar. Senatörler devam ettiler. Bizler sizi daha evvel uyardık. Benzin yakan, çevreyi ve atmosferi kirletip küresel ısınmaya sebep olan büyük arabalar üretmeyiniz. Alternatif, temiz enerji ile çalışan çevre dostu, küçük arabalar üretiniz .Diye. Siz bizi hiç dinlemediniz. Eski yolunuzda devam ettiniz. Adeta eski dinazorlar, nasıl kuyruklarında kendi canavarlarını yaratırlarsa, sizde, değişim ve gelişimin gerisinde kalarak,  kendi canavarlarınızı kendiniz yarattınız. Kapitalizm, periyodik olarak, kendi bünyesinde, kendi çıkmazlarını, kendi açmazlarını, kendi çelişkilerini,  kendi krizlerini kendisi yaratır. Diyen Karl Marx bir kere daha haklı çıkmıştı.

 

        30-35 yıl evvel, Yalnız Amerikanın değil, bütün dünyanın en büyük şirketi General Motors tu. 980 bin çalışanı vardı. Sanırım 1970 li yılların başlarında President Nixon’un, başkan yardımcısı, vice- president Spiros Agnew, ayni yıllarda işçi sendikaları başkanı mafya kökenli Jimmy Hoffa ile polemiğe tutuştu. Vice-president Spiros Agnew diyordu ki : What is the interest of General Motors, is the interest of America. Çevirisi şöyle: General Motors’un çıkarı, Amerikanın çıkarı demektir.

 

     Jimmy Hoffa da buna itiraz ediyordu. Hayır diyordu. What is te interest of labor, is the interest of America Yani İşçinin çıkarı, Amerikanın çıkarı demektir.

 

     Yalnız Amerika’nın değil, tüm dünyanın en büyük devi General Motors’un, 21 inci yüzyıl başlangıcında düştüğü duruma bakın.

 

     Hüssein Barack Obama, kömür, benzin ve doğal gaza dayalı çevre ve atmosfer kirletici George W. Bush’un enerji politikalarını kökten değiştirecek plân ve kararlarını şöyle açıklıyordu.

 

     Biz,  burada,Washington’da, hükümet olarak, alternatif, temiz ve yenilenebilir enerji üretmek üzere yeni ve küçük şirketler kuracağız. Şimdiden kurmağa başladık bile.  Sizlerde, küçük, orta ve büyük işletmeler olarak bu güzel amaçları gerçekleştirecek küçük şirketler kurunuz. Geliniz, sizin bu amaçlarla kurduğunuz şirketler ile hükümet olarak bizim kurduğumuz şirketleri ortak edelim. Birleştirelim . Bu şirketler içinde,  temiz, alternatif, yenilenebilir enerji için plân, araştırma yapınız. Projelerinizi bize sununuz. Bizde size istediğiniz kadar kredi ve teşvik sağlayalım. Böylece, el ele vererek akıl ve gönül birliği içinde, önce Amerika’yı, sonrada dünyayı değiştirelim. En önemlisi de , bu gerçekçi ve akılcı yol ile, küresel dayanışma ve işbirliği içinde, tüm dünya ile kenetlenerek YOK OLMA, MAHVOLMA TEHLİKESİ İLE KARŞIKARŞIYA OLAN GEZEGENİMİZİ HEP BİRLİKTE KURTARALIM. UNUTMAYALIM Kİ: DEĞİŞİK GÖRÜŞTE BİLE OLABİLEN HERKESİN DEVAMLI TEKRARLADIĞI GİBİ, KÜRESEL KRİZLER VE KÜRESEL FELÂKETLER, KÜRESEL İŞBİRLİĞİ VE KÜRESEL DAYANIŞMA GEREKTİRİR. KÜRESEL DAYANIŞMA VE KÜRESEL İŞBİRLİĞİ İLE AŞILIR.

       Hüssein Barack Obama’nın tarihe geçecek bu söz ve açıklamaları ile, Amerika’nın ve tüm dünyanın önümüzdeki günlerde izleyeceği ECHO-EKONOMİK politikaların Frame work dedikleri ana iskeleti daha şimdiden kurulmuştu bile. Umarız ECHO-EKONOMİK alandaki bu çalışmalar, KÖK HÜCRE çalışmalarında olduğu gibi çok hızla yankı verecek. ECHO-EKONOMİ de de , önce dokular,sonrada organlar üretilecektir.    

 

       Tüm enerji ihtiyacını fosil yakıtlar diye adlandırılan, kömür, petrol ve doğal gaz tüketimine bağlayan ENDÜSTRİ YANİ SANAYİ DEVRİMİ 400 yıl sürdü . Fosil yakıtlar devamlı olarak atmosfere CO 2= KARBON DİOKSİT saldıklarından, sürekli olarak dünyayı ısıttı. KÜRESEL ISINMA yaratarak yerküremiz olan dünyayı yok olma, mahvolma tehlikesinin eşiğine getirdi. 21 inci yüzyılın başlangıcında da ENERJİ DEVRİMİNİ zorunlu kıldı. Yeni dünyanın yeni başkanı HÜSSEİN BARACK OBAMA da ENERJİ DEVRİMİNİN liderliğine soyundu. Bu yeni devrim eski dünyaya da sıçramakta hiç gecikmedi. Avrupa’nın NASA kurumu diye de adlandırılan Aero-Dinamik şirketi ile, Avrupa enerji ajansı ortaklaşa yaptıkları hızlı çalışmalarda bakınız ne ilginç sonuçlara vardılar.

 

        1- Tüm dünyanın elektirik ihtiyacı nın yarısı,2050 yılına kadar, yenilenebilir temiz enerji kaynaklarından sağlanabilir.

 

        2- Her Almanya yurtdaşı yılda 2 ton karbon-dioxide üreterek atmosfere salıyor. Bu iki ton,2050 yılına kadar bir tona düşürülebilir. Devrim niteliğindeki bu değişikliklerin gerçekleşmesi için, tüm dünyada ve Avrupa birliği ülkelerinde, siyasal güçbirliği ve siyasal irade gerekir.

 

        Yalnız Amerika için değil, tüm dünya için lüzümlu ve elzem olan bu güzel ve gerçekçi programları açıkladıktan iki gün sonra da Hüssein Barack Obama, beraber çalışacağı ekip arkadaşlarının isimlerini ve bazı kabine üyelerini, yani bakanlarını tanıttı. Bu ekibin çoğu, daha evvel, çeşitli kademe ve çeşitli plâtformlarda, kendisi ile kıyasıya yarışan ve genelde kendisi ile farklı siyasi görüşleri paylaşan kişilerden oluşuyordu. Bu açıklama şaşırtıcı değildi. Çünkü Hüssein Barack Obama, daha cumhurbaşkanı seçilmeden çok önce, seçim kampanyalarında rakip takımı=team of rivals sözcük ve fikrini işlemişti. Aslında, Doris Kerns goodwin’in Team of Rivals adlı kitabından öğrendiğimize göre, bu güzel demokrasi yöntemi, yaklaşık 150-200 yıldır Amerikan siyasal gelenek ve göreneğinde vardı. President John Quincy Adams, daha 1825 yılında, Cumhurbaşkanlığı yarışında kendisi ile kıyasıya yarışan ve hatta, seçim kampanyası süresince kendisine devamlı küfreden rakiplerini kabinesine alıp birlikte çalışmıştı. 1865 yılında da, Amerika’da demokrasi kahramanı olarak anılan, ve demokrasi yolunda da, cinayet ve suikaste uğrayarak,  hayatını kaybeden, büyük insan Abraham Lincoln de ayni yolu izleyerek, rakiplerini, kendisine karşı küfürbaz olanları da kabinesine almış, rakip kabinesi kurarak Amerikan demokrasisini başarıya taşımıştı. Burada biraz durup düşünmek gerekir. Bütün bunların anlamı şudur. DEMOKRASİLERDE BAŞARI İÇİN MONOLOĞ DEĞİL, DİYALOĞ ESASTIR.

 

Gelecek Bilimcisi ve geleceğin sosyoloğu FAİTH POPCORN’un Popcorn adlı kitabına göre, PARADİGMA çok yeni, çok gerçekçi, çok değerli, adeta 100 dolarlık bir sözcüktür. Çevremizdeki dünyayı nasıl ve hangi gözlükle gördüğümüzü ve algıladığımızı ifade eder. Bir çeşit STATÜKO anlamına gelir.

      Daha iyi bir fikir ise, bir şeyi daha yeni ve daha iyi yapmanın en basit yoludur. Daha iyi fikirler akıntıya karşı yüzerler. Daha iyi fikirler DEĞİŞİMİN in motorudurlar. Daha iyi fikirler, eski paradigmaları yerle bir ederler. Ve yeni paradigmalar yaratırlar. Daha iyi fikirler devrimcidirler. İlk başta garipsenirler. Hiç kimsenin daha önce aklına gelmemişlerdir. Neye karşı koyarsanız onun olmasını sağlarsınız. Hiç kimse ve hiçbir şey DEĞİŞİME karşı koyamaz.

      Faith Popcorn’un bu güzel ve gerçekçi sözleri, DİYALOĞUN ERDEMLERİ  ile, ne güzel de uyuşup, örtüşüyor.

      FİKO KATE KATESPİRO, çok eski yunanca bir cümle olup,( Kısa hayatında, tek tek şey yaptı ) anlamına geliyor. Ama Atatürk çok kısa hayatında iki şey yaptı.

 

      1 –DEĞİŞİM.

      2- GELİŞİM .

 

      Günümüzde teknoloji, öyle dev adımlarla, öyle hızlı ilerliyor ki: GELECEK, artık, bugünden de yakın, ŞİMDİ olmuştur.

 

      Charles F .Kettering ( Hayatımın geri kalanını orada geçireceğimden, ben daha çok gelecekle ilgileniyorum. )  demişti.

    

 Atatürk, ( Durmayalım. Düşeriz. ) Diyordu. Cumhuriyetin Onuncu yıl marşında, hep bir ağızdan, Türk’e durmak yaraşmaz / Türk önde / Türk ileri. Diye haykırıyorduk.

      Atatürk öleli 70 yıl oldu. Hiç sorduk mu kendi kendimize acaba ? Nerede önde ? Nerede ileriyiz ? Diye.

 

       Hüssein Barack Obama da, bilerek veya bilmeyerek Atatürk’ün yolunda CHANGE =DEĞİŞİM  diyerek, yalnız Amerikan halkını değil, tüm dünya halklarını arkasına aldı.

 

       Hüssein Barack  Obama 1 Aralık,2008 günü seçtiği çalışma ve kabine arkadaşlarını tanıtırken şöyle diyordu. Burada, birbirinden farklı PARADİGMALARA (= Dünya görüşlerine= Bakış açılarına ) sahip güçlü bir BEYİN EKİBİ oluşturduk. Ekibimiz , uyumlu ve olumlu bir PRAGMATİSM ( = Sebep-Netice ilişkisini araştıran düşünce sistemi ) içinde, Amerika’nın ve yerküremizin karşı karşıya olduğu zor ve çetin sorunları tartışacak ve dünya ile de bütünleşerek, çözmeğe çalışacaktır.

      Paradigma ve pragmatıism sözcükleri, yazarlar, düşünürler ve özelikle de politikacıların sık kullandıkları kelimeler, terimler değildir.

      Biz bu iki kelimeyi çeşitli lügatlerde, çeşitli ansiklopedilerde araştırdık. ( paradigma eski Yunanca ve Fransızca olan bir kelimedir.) Özellikle paradigma nın, dünya görüşü ve bakış açısının yanında, sistem, prensip, concept, model, düşünce tarzı gibi eş anlamları da vardır. Milâttan önce dördüncü yüzyılda yaşamış ve Batı aydınlanmasına hocası Sokrates ile beraber, çok büyük katkılar sağlamış Eflâtun, Paradigmayı İdea yani fikir, düşünce anlamına kullanmıştır.)  Hüssein Barack Obama, bunları yeri geldiğinde rahatça kullanmaktadır. Bu da onun, kültüre ve politikaya ne kadar hakim olduğunu, bundan daha da önemlisi yakınları ve etrafındakiler ile konuşup tartışmakta ve anlaşmakta, ne kadar büyük bir özgüvene sahip olduğunu  göstermektedir.

         Seçtiği ve görev teklif edip verdiği arkadaşlarının çoğu,  çeşitli dönemlerde, kendisi ile kıyasıya yarışan, amansızca tartışan ve hatta, zaman zaman kendisine yakışıksız sözler de sarfeden, farklı paradigmaya sahip, ayrı dünya görüşünde olan kişilerden oluşuyor.

        Örneğin, Cumhurbaşkanı yardımcısı Joe Biden, Dış işleri bakanı Hillary Clinton, Savunma bakanı Robert Gates, Ulusal güvenlik danışmanı, James Jones, Adalet bakanı Eric Holder, İç güvenlik bakanı Janet Napolatino, Amerika Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Susan Rice.

         Kendi dallarında ve dünya politikalarında uzman olan bu saygın kişiler arasında, bize göre en değişik ve en taze fikirler söyleyen, 6 kişilik gurubun hem boy, hem cüsse ve hem de yaş açısından en küçüğü, Amerika Birleşik Devletlerinin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Susan Rice oldu.

         Susan Rice, yaptığı teşekkür konuşmasında aynen şöyle söyledi. Hem Amerikan kamu oyunun ve hem de dünya kamu oyunun bildiği gibi, ikinci dünya savaşı sonrasında, eski Cemiyeti-Akvam’ın yerini alan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı,  Amerika’nın öncülüğünde iki kutuplu dünyada, Sovyetler Birliğinin, sosyalizm ve komünizmin ilerlemesine, yayılmasına karşı kurulmuştu.Yine hep bildiğimiz gibi, gerek Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, gerekse de, Kuzey Atlantik Anlaşması NATO,  ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan soğuk savaşa göre yapılanmış, teşkilâtlanmıştı.

        Soğuk savaş biteli tam 20 yıl oldu. Soğuk savaşın bitimi ile,  dünya da değişti. Dünya dengeleri de değişti. Dünyada dostlar da değişti. Düşmanlar da değişti. Eski düşmanlar yerine, yeni düşmanlar geldi. Bunların başında dünyanın her yerinde, genç-yaşlı, çoluk-çocuk, suçlu -masum demeden insanları topyekûn öldüren, insanlara çok büyük acılar çektiren TERÖR geliyor.

        Ama Birleşmiş Milletler de, NATO da hep ayni kaldı. Yeni dünya da gelişen yeni düşmanlara karşı, yeniden yapılanamadı.

         Çok gecikmiş olsa da, işte şimdi, dünya ile el ele vererek bu kurumları, yeniden yapılandırıp, yeniden değiştireceğiz. Ve bizi ve dünyamızı saran bu amansız sorunları, dünya ile birlikte ÇÖZECEĞİZ.

         Susan Rice’ın bu gerçekçi bu güzel sözlerini,bu güzel görüşlerini kendisinden hiç haberimiz olmadan, sitemizin kurulduğu 1998 yılından beri. Yani 10 yıldır biz, Soğuk savaşın yerini dünyada, ırk ve ırksal  kökene dayalı çatışmalar, inançların hakim olduğu dinsel saldırılar, çete kavgaları, mafya - uyuşturucu savaşları ve TERÖR  aldı. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, NATO, IMF ve Dünya bankası gibi kuruluşlar, bu yeni düşmanlarla baş edecek, savaşacak şekilde yeniden, yapılandırılmalı, teşkilâtlanmalıdır, diyerek sitemizde devamlı söylüyor, devamlı yazıyoruz.

          Umarız, kardeşimiz Susan Rice’ın güzel sesini Hüssein Barack Obama ile birlikte, daha çok işitecek, daha çok duyacağız.

Gerçek tarih, siyasal tarih dikkatle incelenirse, diyaloğun dünyada ilk defa, günümüzden 8000 yıl önce, BABİL KULESİNDE doğmuş olduğu, oradan SOKRATES ve öğrenicisi PLÂTON = EFLÂTUN’a geçerek serpilip geliştiği görülür. Diyaloğun bu ilginç serüvenini biz sitemizin Zalim Siyaset ana bölümünde, DİYALOĞUN DİYALOĞU VE DİYALOĞUN DOĞUŞU başlıklı yazımızda  araştırdık ve yazdık. Arzu edenler, açıp okuyabilirler.

 

 

RÜZGÂR GİBİ GELDİ FIRTINA GİBİ ESTİ

 

 

      Mustafa Kemâl ve Mustafa kemâl Atatürk’ün yüceliği, Atatürkçülerimizin yüceliği başlıklı yazımızda, aynen şöyle yazdık. ( Osmanlı’nın kısır ve çorak fikir ortamında, evrenin en büyük kuyruklu yıldızı  ülkemizden geldi ve geçti. Üzülerek söylüyoruz ki: Fikir ortamımız haalâ çorak. Haalâ kısır. )

 

      61 yıl sonra, Müslüman-Hiristiyan kırması, kuzgunî siyah-süt beyaz melezi kardaşım, karındaşım Hüssein Barack Obama 6-7 Nisan,2009 da Yunus dilinden konuştu.( Ete kemiğe büründüm. Ankara-İstanbul da HÜSEYİN diye göründüm.)

 

       Gelenekler-Görenekler, ailelerden başlayarak en gelişmiş toplumlara kadar dünyada çok köklü yer işgal ederler. Yerleşmiş yaşam biçimi, kökleşmiş düşünce tarzı diye de algılanan gelenek-Görenekler, dünya dillerinde, herkesin anlayabileceği bir terimle PARADİGMA diye de adlandırılır.

 

       Yeryüzünde en yaygın gelenekler en kuvvetli paradigmalardır.

 

       Gelenek, görenek, yerleşik düşünce,statüko, Paradigma gibi terimler, kültür, felsefe, sosyoloji, hukuk gibi bilimsel dallarda ayni manayı ifade eden eş-anlamlı kelimeler olarak kullanılmıştır..Ünlü Fransız lügati Robert te Alexadre Dumas'ın yazığına göre ,PARADİGMA Fransızcaya 1561 yılında PARADİGME olarak girmiş,muhtemelen Lâtince kökenli bir kelimedir.Örnek düşünce,Model düşünce,Görüş,bakış açısı anlamına gelmektedir..Bazı hukukçular Paradigmanın hep yanlış kullanıldığını söylemektedirler.

 

       Günümüzün en kuvvetli düşünürlerinden Samir Amir’e göre, Kendi gelenek-Göreneklerini sorgulayamayıp, kendi gelenek-Görenekleriyle hesaplaşamayan  toplumlar asla aydınlanamazlar. Asla özgürleşemezler. Bu toplumlarda da asla demokrasi gelişemez.                                                                                                                 

       Yeryüzünde en yaygın, en kuvvetli paradigmayı sorgulayıp, eski dünya, eski dünya düşüncesi, eski dünya paragiması ile hesaplaşan ilk insan GALİLEO GALİLEO dur. Dünyanın Gelenek-Göreneklerini, dünyanın yerleşik paradigmalarını sorgulayıp bunlarla hesaplaşmak çok geniş bir tecrübe birikimi ve çok büyük bir cesaret ister. Onun için Galileo Galilei’ye dünyanın en tecrübeli en ces’ur ilk insanı da denilebilir. Galileo Galileo, 1632 yılında yayınladığı ( Eski dünya ile yeni dünya arasındaki diyalog ) kitabında bu hesaplaşmayı çok güzel anlatır.

 

      Hep bilindiği gibi, Galileo Galileo’nun 450 yıl evvel başlattığı deneylere kadar, yeryüzünün tümüne hakim olan gelenek-Görenek, en yaygın düşünce, her tarafa yayılmış, tek geçerli paradigmaya göre, evren yani kâinat, yani kosmos dünya eksenlidir. Yani,

 

1-    Dünya hep yerinde durur. Güneş, gezegenler ve tüm kâinat dünya etrafında döner. Bu düşünce, o güne kadar eski dünyada tek geçerli olan ARİSTOTALES felsefesine dayanıyordu.

2-   Aristo felsefesine göre, dünyada mevcut her gerçek insan düşüncesinden doğar.  

     Galileo Galileo’nun başlattığı yeni dünya düşünce ve paradigması ise tam tersini söyler.

 

a-  GERÇEKLER, deneylerin çıkardığı sonuçlardan  DOĞAR.

b-  Güneş ve gezegenler dünyanın etrafında değil, tam tersine Dünya ve gezegenler, güneşin etrafında DÖNER.

 

       Galileo Galilei deneylerinden çıkardığı bu büyük gerçeklerle eski dünya düşüncelerini, eski dünya paradigmalarını kırdı.Ve attı. Yerine de yeni dünya düşünce sistemini, yeni dünya paradigmalarını koydu. Karanlık orta çağa karşı BATI AYDINLATMASINI ve Rönesansı başlattı. Eğer Rönesans yaygın anlamı ile yeniden doğuş demek ise, buna Rönesans demek doğru olmaz. Çünkü Galileo Galilei günümüzden tam 400 yıl evvel, kendi adını taşıyan ve ancak 30-40 defa büyütebilen iki ucu açık kaval şeklindeki teleskopunu icat etmişti. Ve önemli deneylerini de, ondan sonra başlatabilmişti. Bu gerçekler de, ancak o deneylerin sonuçlarından sonra doğabilmişti.  Daha evvel bu gerçekler yoktu ki: Yeniden doğuş olsun. Buna sadece DOĞUŞ=NAİSSANCE, Hatta yepyeni bir Doğuş demek daha doğru bir terim olacaktır. Sanırız.

 

      Galileo Galilei için bunları dünyaya kabul ettirmek hiçte kolay olmadı. Galileo bunların bedelini zindanlarda ödedi. Hayatını da, deneyimlerini yöneten engin aklı  kurtardı.

 

      Galileo Galileo kitabında eski dünya sistemi, eski paradigmalar üzerinde direnen Aristoculara=PERİPATETİKLERE karşı şu yalın ve basit sözlerle yakınıyordu. Dünyayı yerinden oynatabilsek, gökyüzüne çıkarabilsek bir kere. İşimiz biraz da olsa  kolalaşacak. Çok büyük geçerlilik taşıyan ve güncelliğini koruyan bu güzel kitap son yıllarda Türkçemize de çevrildi.

 

     Galileo Galilei’nin ( Eski dünya ile yeni dünya arasındaki DİYALOĞ ) adındaki en ünlü  kitabını Türkçeye çeviren Reşit Aşçıoğlu’na  göre, bir insan Galileo’yu bilmeden yaşayabilir ama, bir topluluk Galileo’yu ve Galileo Galileo’nun dünyaya getirdiği yenilikleri bilmeden toplum dahi olamaz.

 

      1954 yılında Nobel fizik ödülünü kazanan ünlü fizikçi MAX BORN’a göre de, deneysel ve kuramsal bilimin tutumu ve motoru Galileo’dan beri tam 450 yıl hep ayni kalmıştır. Ve öyle kalmağa da devam edecektir.

 

      Yine dünyamızın yaşayan ünlü düşünürlerinden Samir Amin’e göre, İslâm dünyası ile Orta-Doğu halkları arasında kendi gelenek ve görenekleri ile hesaplaşabilen tek ülke bizim ülkemizdir.

 

      Atatürk ilke ve inkilâpları ile Atatürk devrimleri ülkemizin gelenek-Görenekleri ile hesaplaşmasıdır. Bunun için Atatürk devrimlerine ülkemizin AYDINLANMASI da deniyor. Aydınlanma ile ülkemiz BATI UYGARLIĞI yolunu tutmuştur.

 

       Batıda Galileo ile başlayan aydınlanma, Ülekimzde Galileo’dan ve batıdan 350 yıl sonra olmuştur. Geçte olsa aydınlanma ülkemizde de başlamıştır. Bunun için ülkemize doğu toplumu değil, batı toplumu deniliyor. Atatürk devrimleri 600 yıldır ülkemizde yaygın ÜMMET geleneğini kırmış. Söküp  atmış . Yerine ULUS geleneğini getirmiştir. Aradan geçen 85 yılda, içinde bulunduğumuz yirmi birinci yüzyılda  ulus geleneği de eskimiştir. Yerine yeni gelenekler, yeni paradigmalar koymak gerekecektir.

 

        Milliyetçilik yani ulusalcılık yeryüzüne 1789 Fransız devrimi ile geldi. 19 ve 20 inci yüzyılda doruğuna ulaştı. Milliyetçilik ve ulusalcılık doruk noktasına ulaştıktan sonra dünya iki çok büyük aşama geçirdi. Evvelâ Hümanisma yani insan severlik, sonra da EVRENSELLİK ile UZAY ÇAĞI geldi.    21 inci yüzyılda haalâ milliyetçiliği,ulusalcığı savunmak dünyayı ve evreni uzay çağında iki çok büyük aşama gerisinden izlemek demektir.

 

        Yine Samir Amin’e göre, diğer İslâm ülkeleri ile Orta-Doğu halkları, kendi gelenek ve görenekleri ile asla hesaplaşamadıkları için bu halklar ne özgürleşebildiler. Ne aydınlanabildiler. Ve bura halklarının hiç birinde demokrasi yeşerip, gelişemedi. 

    

       Hüssein Barack Obama, ülkemizin aydınlanması ile, Atatürk Devrimleri arasındaki ilişkiyi, yakın bağlantıyı gayet iyi özümsediği için, TBMM de yaptığı enfes ve kusursuz konuşmada, Ülkemiz ile Amerika Birleşik Devletleri arasında oluşturmak istediği MODEL ilişkiyi özetleyip anlatırken ülkemizden, batılı bir ülke olarak bahsetmiştir. Ve aynen şöyle demiştir. ( Baskın olarak Hiristiyan olan bir ulusla, yani ABD ile, çoğunluğu Müslüman olan batılı bir ülke bir araya gelerek model ilişki kuracak. Bu benim içinde son derece önemli bir konu. ). Bizde burada, Model kelimesinin yanına modern kelimesi de katıyoruz. MODERN- MODEL ilişki.

 

       Hüssein Barack Obama mecliste konuşmağa devam ediyor. ( Bu sabah Atatürk’ün mezarını ziyaret ettim. Ama Atatürk’ün yaşamına ait en büyük anıt mermerden inşa edilemez. Kendisinin bırakmış olduğu en büyük miras, Ülkenizin CANLI LÂİK DEMOKRASİSİDİR. Ve bu mecliste bunun devamını sağlamaktadır. Biz, demokrasidedevrimciler, kardaşım karındaşım Hüssein Barach Obama’nun bu sözlerine SAĞLAMALIDIR DA kelimesi ile katkıda bulunmak isteriz.

 

       Ziyaretin ikinci durağı kıtaları, kültürleri, uygarlıkları ayıran değil, aksine kıtaların,kültürlerin, uygarlıkların buluşup kaynaştığı  İstanbul ve Bosphorus dedikleri İstanbul Boğazı oldu. Burada Üniversite öğrenicileri ile konuşurken Avrupa’ya, Avrupa Birliğine ve tüm dünyaya verdiği açık, yalın, mesaj çok çarpıcı ve sarsıcı idi. Eğer Anadolu  askerleri NATO içinde çarpışıp, canlarını vererek Avrupa Birliği insanlarının hayatlarını koruyorsa, Neden Anadolu kayısısı Avrupa Birliği ülkelerinde satılamasın ? Ve neden dolayı yaratıcı ve çalışkan Anadolu halkları Avrupa Birliği ülkeleri içinde serbestçe dolaşamasın ?      Biz burada, kardaşımız, karındaşımız Hüssein Barack Obama’dan bir adım daha ileri giderek Anadolu halkları terim ve sözcüğünü kasten kullandık . Çünkü 10.000 yıldan fazladır Anadolu’da birbirleri ile karışıp harmanlanan Anadolu Halkları ayrılıkçı, ayrıştırıcı, dışlayıcı değil, tam tersine Avrupa Birliği halklarından daha çok, birleştirici, uzlaştırıcı ve kucaklayıcıdır. İstedik ki: Anadolu halkının bu çok güzel, bu köklü, bu tarihsel özellikleri iyi okuna. İyi biline.  Bu doğru, bu haklı eleştirilerden sonra, sanılmasın ki: Nicholas Sarkozy’nin de Angelâ Merkel’in de ve Diğer Türkiye karşıtlarının da yelkenleri uzun süre şişik kalabilir. Eğer tutumlarında ısrar edip, direneceklerse onları kendi halkları seçim sandığında  alaşağı edecektir. Çünkü halkların dürüstlük, çünkü halkların hak ve adalet duyguları, hak ve adalet anlayışları liderlerinkinden çok daha hassas  çok daha üstün ve çok daha kuvvetlidir.

       Aile sorumlulukları yüzünden, Barack Obama’nın 3 günlük gezisine katılamayan zarif, şirin ve güzel eşi,  kuzgûni siyah, Afrikan Amerikan Michelle Obama, Amerika da hiçte boş durmuyor.

       12 Mayıs,2009 günü Beyaz Sarayda düzenlediği şairler gecesinde, ( Beyaz Saray,  insanların aklından geçenleri özgürce söyleyebileceği bir yerdir.) Diyor.

        Aslında beyaz Saraya renk değişimi ile gelen bu gelişme, belki de Beyaz Saray tarihinde ilk defa Yepyeni ve çok gelişimci bir vizyondur.

        Gelişen zaman içerisinde, insanların edindikleri bilgileri toplumu ve dünyayı değiştirip, geliştirmek için kullanma çabalarına, sosyal bilimlerde, sosyolojide ( Bilginin siyasallaşması ) da denilir. Bilginin toplumu ve dünyayı değiştirip, geliştirmede kullanma çabaları aslında uygarlığın gelişmesinde en etkili ve en akılcı bir yoldur. Çünkü bu yolda bilim dışı hiçbir zorlama yoktur. Günümüzün, bilinçli yapılan civil dis-obedience = Sivil iteatsizlik eylemleri, Gren-peace eylemleri, eskilerin deyimi ile bazı izinsiz, ama haklı nümayişler bu yolun en güzel örnekleridir.

       Halil Turhanlının 6 Mart,2009 da yaptığı söyleşiye göre, gelişen teknoloji, gelişen sosyolojiye ayak uyduramayan kanunlar ile hukuk ve adalet sistemi eskiyince kanunları  çiğnemek te meşru hale gelir. Örneğin son 10 yılda Global warming=Küresel Isınma konusunda çok önemli ve yaşamsal bilgiler edindik. Dünya kamu oyunun, dünyanın etkili ve yetkili kurumlarının küresel ısınma konusunda  dikkatini çekmek için bazı bilinçli sivil iteatsizlik örgütleri ile green-peace eylemcileri zaman- zaman, dünyayı en çok ısıtan, en çok kirleten termik santralleri işgal edip, az bir zaman içinde olsa da, şarterleri indirip, üretimi durdurabiliyorlar. Açık denizlerde seyreden büyük tonajlı gemilerin önüne geçip seyrini durdurabiliyorlar. 3 Mart, 2009 günü  90 dan fazla sivil toplum örgütü bir anda Washington da caddelerde toplanıp trafiği durdurabiliyorlar.

       Bu hareketler ayni zamanda, eskiyen kanunları, eskiyen hukuk-adalet sistemini de değiştirip geliştirmeyi amaçlar. Amerikan hukuk sistemi bunu hoşgörü ile karşılar. Kanunlar ve sistem eskidiğinde Amerikan yargıçları mevcut eski kanunları değil, ileri sivil toplum örgütlerinin kurallarını uygular.

        Modern toplumda ve bugünkü yaşamımızda, modern insan gece yatağa girdiği zaman ( Ben bugün dünyayı değiştirmek için, ne yaptım?) Diye sormalıdır kendi kendine. Zaten, hemen, hemen dünyanın bütün toplumlarında, kanunlar ile hukuk ve adalet sistemi, teknolojik gelişim ile sosyal gelişimeyi en geriden izleyen kurumlardır. Geleceğin sosyologları Alwin Toffler ile Heidi Toffler’in Zenginlik Devrimi adlı kitaplarında yazdıkları gibi, devletin bazı kurumları 9 şeritli bir otoyolda en hızlı şeritte, saatte 160 kilometre hızla ilerlerken, hukuk ve adalet sistemi en yavaş şeritte, saatte ancak 1 kilometre hızla ilerleyebilmektedir.   

      Hüssein Barack Obama İstanbulda, 1500 yıllık Ayasofya’yı gezerken ve özellikle 500 yıllık Sultan Ahmet camisine girerken kapıda tek ayak üstünde ayakkabılarını saygı ile çıkarırken, bizim dindarlarımızdan ve özellikle de abdest alırken ayaklarını müritlerine yıkatan dindarlarımızdan çok daha fazla İslâm’a saygılı ve huuşu içinde görünüyordu.

 

      Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama’nın İslâm’a karşı bu derece saygılı duruşu, Amerika da Hiristiyanları kıskandırdı. Ve hatta bazılarında, Acaba Hüssein Barack Obama, ayni anda hem İslâm’a, hem de Hiristiyanlığa birlikte ibadet mi ediyor? Sorusunu doğurdu.

 

       Üstatlardan Yalçın Kaya’nın ( Batı’nın iki yüzü: Bağnazlık ve Tolerans ) adlı üç ciltlik kitabından öğrendiğimize göre, Eski Çok tanrılı Pagan Roma da, Ayni anda birden fazla dinde ibadet etmek sebestti.Yani Roma’da ayni anda, hem Yahudi,hem Hiristiyan, hemde Pagan olmak mümkündü. Roma’nın en büyük Tanrısı Jüpiter, diğer tanrıları da Roma’ya davet ederdi. Örneğin Roma Anadolu’ya da yerleşince, Anadolu’nun Kibele= Bereket Tanrıçasını da, kendi Tanrılarına kattılar.

 

       Vaktaki Roma’da Hiristiyanlık hakim oldu. Ayni anda iki dine mensup olmak yasaklandı. Yani eğer Hiristiyan isen, ayni anda başka dine de mensup olamazsın.

 

       Gerek İslâm’daki, gerekse de Hiristiyanlıktaki bugünkü uygulamaları din bilginlerine,din ulemalarına bırakalım.

 

       İki günde ülkemizden, rüzgâr gibi geçen, fırtına dibi esen Hüssein Barack Obama’nın hiç değinmediği çok önemli yaşamsal konu İslâm-Demokrasi uyuşmazlığı idi. İslâm’ın doğuşunda Yüce Allah’ın 99 veya 100 adı vardı. Yani İslâm’da her şeyde 99 veya 100 doğru vardı. Aradan geçen uzun yıllarda 99-100 olan doğru sadece bire indirildi. Onun için farklılıkları zenginlik sayan, çok çeşitlilik içeren demokrasi ile İslâm bağdaşamıyor. Kaynaşamıyor. Bunları bağdaştırıp kaynaştırmak ta yalnız Amerikan halkını değil, tüm dünya halklarını arkasına alan Hüssein Barack Obama’ya düşüyor.

 

            Bakınız Anadolu halkı binlerce yıldan beri, demokrasinin çok çeşitliliğini, Çok farklılığını Anadolu’ya özgü, ne veciz , ne güzel sözlerle ifade ediyor. HER YİĞİDİN BİR YOĞURT YEYİŞİ VARDIR.)

 

        / Bilimi sanatlaştırmak / Bilimi şiirleştirmek / Her BABAYİĞİDİN harcı değildir /.İşte böyle bir BABAYİĞİD / Gene bu topraklardan çıktı./

 

         1948 yılında Nazım Hikmet / Yine bu topraklarda / Yani Anadolu da / Ben içeri girdikten sonra / Dünya 10 defa döndü /.Güneşin etrafında / Diyerek / Hem bilimi / Hem Galileo ile beraber / Gökbilimi / Yani Astronomi yi / Nasıl sanatlaştırıyor ? / Nasıl da şiirleştiriyor ?/ Dünyada hali hazırda yaşayan / Ve dünyadan gelmiş geçmiş / İnsanlar içinde / Bilime en büyük katkıyı sağlayan / Galileo Galilei dir. / Bir insan Galileo'yu / Ve Galileo'nun dünyaya getirdiği yenilikleri bilmeden / Ot gibi yaşayabilir ama / Bir topluluk Galileo'yu bilmeden / Toplum dahi olamaz./

 

     Biz, demokrasidedevrimciler, bu çok zor misyonu, bu çok zor görevi üstlenecek kardaşım, karındaşım Hüssein Barack Obama’ya başarılar diyor, HAYDİ KOLAY GELSİN Diyoruz.

 

BARIŞÇIL KURANI-KERİM

SAVAŞÇIL HADİSİ ŞERİF: CİHAD

Kuranı-Kerim Allah kelâmı, Hadisi-Şerif Peygamber kelâmıdır.

 

     İşte göz açıp kapayıncaya kadar 2 ay çabucak geçti.

     Hüssein Barack Obama, Mısır’a hareket etmeden bir gün önce, Amerika’da şu gerçekçi sözleri söyledi. 1- Amerika’da 7 milyon Müslüman yaşıyor. İslâm’la bütün dünya iyi bir diyaloğ kurmalı. 2- İnançları ne olursa olsun, yıkanlar değil, yapanlar, inşa edenler, arkalarında kalıcı bir miras bırakırlar. 3- İslâm’ın modern dünya ile uzlaşamayacağını destekleyenlerle, tersine İslâm’ın ilerlemeye ayak uydurmasını her zaman bildiğini düşünenler arasında gerçek bir çatışma vardır.

      Bugün 4 Haziran,2009 KAHİRE buluşması başladı.Kahire konuşması, 4 Nisan ve 5 Nisan,2009  Ankara ve İstanbul’daki çarpıcı ve gerçekçi mesajların devamı,uzantısı ve genişletilmesi gibidir. Aslında Hüssein Barack Obama’nın Ankara- İstanbul’da başlatıp Kahire, El-Ezher Üniversitesinde sürdürdüğü konuşmalar, Kuranı-Kerim deki ayetlere dayanarak,  İslâm’ın barışçıl yanını ortaya çıkarması, Hadisi-Şeriflerdeki, özellikle de CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçıl, yani savaşı özendiren, cennetle ödüllendiren yanı arasındaki ikilemin, uyuşmazlığın varlığını ortaya koydu.

      Bizde, Hüssein Barack Obama’nın barışçı vizyonuna uyarak, El-Ezher Üniversitesinde bir doktora tezi başlattık. Adını da ( Kuranı-Kerim ile Hadisi-Şeriflerdeki İkilem ) koyduk. Değerli okuyucular, sayın izleyiciler sizde, Kuranı-Kerim’in yüzü suyu hürmetine,  bu tezimizi kabul eyleyin lütfen.

     Hem islâm, hem de, düşünür olmakla günah mı ,işliyoruz acaba ?.

        Bazı din Âlimlerinin dediklerine göre, Cenabı Hak şöyle buyuruyor: Düşünmeyen Müslümanlara göre, düşünen kâfirler, benim indimde daha makbuldür.

    Yok eğer yüce Allah, Cenabı-Hak DÜŞÜNÜN diye emir buyuruyorsa, geliniz,siyah insan,beyaz insan hep beraber birlik olalım. Beraberce hep beraber Kuranı-Kerimin MAİDE Suresi, 32 inci ayeti ile,Hazret Peygamberimizin CİHAD Hadisi-Şerifi arasındaki, gittikçe açığa çıkan, irdeleyip deştikçe de, belirginleşen çelişkiyi, ikilemi, uyumsuzluğu hep birlikte beraberce çözmeğe çalışalım.

     Biz Aksak Adalet ana bölümündeki bir yazımızda, Demokrasi ve insan haklarını incelemeğe çalıştık. Olaylara tarihsel gelişimleri içinde, bilimsel gözle baktığımızda, geçen zaman içinde, her şey, her nesne gibi, Demokrasi ve İnsan Haklarının da yavaş veya hızlı bir değişime, bir gelişime uğradığını görürüz. Kişisel farklılıklar, eşcinsel hakları ve eşcinsel evlilikleri dahil, tercihsel farklılıklar, Demokrasi ve İnsan Haklarının modern zamanlardaki kazanımları olmuştur.

     İslâm’ın başlangıcında Yüce Allah’ın 100 ayrı adı vardı. Bundan böyle de İslâm’da Yüce Allah’ın 100 ayrı adına uygun olarak, her şeyde, her konuda 100 doğru vardı. Aradan geçen uzun zaman içinde 100 doğru sadece bire indirgendi.Şimdi artık İslâm’da,her konuda sadece bir tek doğru var. Bunun içindir ki: Her konuda tek doğru barındıran İslâm,çok farklılık, çok çeçitlilik içeren Demokrasi ile uyuşamıyor. Bağdaşamıyor.

    Her ne kadar, adı açıkça konmamış olsa da, Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama’nın, Ankara-İstanbul-Kahire çabaları İslâm ile Demokrasi ve İnsan Haklarını bağdaştırma, uyuşturma çabalarıdır.

     Şu da bir gerçektir ki: Bilim bir sorunu çözerken, 10 tane yeni sorun yaratır. Bu bilimin doğasında vardır. Bilimin sonu gelmez. Bilimin sonu insanoğlunun sonu demektir. 

    Aslında burada yazdıklarımız,  bu çalışmanın yararlı ve faydalı olacağını umduğumuz bölümlerinden parçalar içermektedir.

    Siyah-Beyaz melezi ,Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama, Ankara’da şu çarpıcı gerçekleri ortaya koydu. 1- Dünyada sayıları bir milyar üç yüz milyonu bulan İslâmlar içinde, lâik-demokrasiyi gerçekleştiren tek ülkenin, nufusunun çok büyük çoğunluğu Müslüman olan Atatürk Cumhuriyetidir. 2- Atatürk Devrimleri, Rönessans ta denilen, YEPYENİ DOĞUŞUN, Batı aydınlanmasının 85 yıllık Atatürk Cumhuriyetinde, ve 600 yıllık Osmanlı tarihinde bir başlangıcıdır. Bu başlangıç ile birlikte Lâik ,Demokratik Atatürk Cumhuriyeti modern ve model bir batı ülkesi haline gelmiştir. 3- Dünyadaki bütün Müslüman ülkeler arasında, ve tüm Orta-Doğu halkları arasında batı aydınlanmasını gerçekleştiren tek ülke Atatürk Cumhuriyetidir.

      Tüm islâm ülkeleri ve Orta-Doğu halkları arasında kendi gelenek ve göreneklerini,   kendi dünya görüşlerini, kendi paradigmalarını sorgulayıp, bunlarla hesaplaşabilen tek ülke gene Atatürk’ün kurduğu lâik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetidir.

      Ankara konuşmasının ikinci çok önemli mesajı İslâm’a aitti. Ve aynen şöyle diyordu. Amerika Birleşik Devletleri İslâm’la savaş halinde değildir. Ve asla da olmayacaktır.

     Kahire konuşmasına bu sözleri tekrarlayarak başlayan Hüssein Barack Obama, konuşmağa devam ediyor.1- Amerika, insan güvenliğine tehdit oluşturan, şiddet, terör ve aşırılıklarla ,hür dünya ile bütünleşerek dur-duraksız,devamlı mücadele edecektir. Bu kötülüklerin, bu aşırılıkların İslâm’la bir bağlantısı, ilişkisi yoktur. Tam tersine İslâm, barışın tesis edilip kurulmasında önemli bir araçtır. Barışın çok büyük bir köşe taşıdır.

     2-Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama Kuranı-Kerimden üç yerde alıntı yapıyor. En önemli alıntı barışı savunan barış, barış diye haykıran MAİDE Suresinin 32 inci ayetidir. Ve aynen şöyle der: Her kim ki: Masum birisini öldürürse, bütün insanlığı ( mankind ) öldürmüş sayılır. Her kim ki: Birinin hayatını kurtarırsa, bütün insanlığın (mankind ) hayatını kurtarır.

     Din bilgilerine güvendiğim arkadaşlarımla beraber MAİDE Suresinin 32 inci ayetinin aslını bizim din kitaplarımızdan araştırdık. Bulduk. Din bilgini ve ilâhiyat profesörü Süleyman Ateş’in,( Kuranı-Kerim’in tefsiri ) adlı kitabından kelime,nokta ve virgüllerine sadık kalarak MAİDE Suresi 32 inci ayetini buraya aktarıyorum.

      ( Bundan dolayı İsrail oğullarına şöyle yazdık. Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki: Bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Kim de, onun hayatını kurtarmak sureti ile yaşatırsa, bütün insanlığı yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz, onlara açık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onlardan çoğu, yeryüzünde israf etmekte ( aşırı gitmektedirler.). Şimdiye kadar,hamdolsun,and içmek, andlaşmak gibi kelimeleri çok duyduk. Ama Kuranı-Kerim sure ve ayetleri Allah kelâmı olduğuna göre, cahilliğimize bağışlayın, Özellikle Yüce Allah’ın dilinden ANDOLSUN kelimesini hiç duymadık. İlk defa Süleyman Ateş beyefendinin Kuran tefsirinden öğreniyoruz.

      Diğer iki alıntı şöyledir.  

           A-   Yalan söyleme.

           B-   Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma.

     Bu iki nasihat ve emir diğer semavî dinlerde de vardır. Ama MAİDE Suresinin 32 inci ayetinde söylenen barışçıl emirler, sadece İslâm’a mahsustur. Hüssein Barack Obama’nın islâma bu barışçı yaklaşımı,Amerikan politikasının bir dönüm noktasını oluşturur. Ondan evvelki başkan, selefi, W.George Bush beklide 11 Eylül,2001, NewYork,Washington saldırıları etkisi ile, İslâm’a hep, CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçı gözü ile baktı. Çünkü bu menfur saldırıları gerçekleştiren, 3000 den fazla masum insanı öldüren 11 Müslüman genç, hem islâm bilimlerinde, hem de teknolojide  iyi öğrenim ve iyi eğitim görmüşlerdi. İslâm uğruna savaştıklarına, CİHAD yaptıklarına ve mükâfat olarak ta cennete uçacaklarına inanıyorlardı.

     Eski Cumhurbaşkanı W.George Bush dinsel Neo-con politikaların baskısı altında Neredeyse ağzından Cihada  Hiristiyanlıkta karşılık gelen Crusade= Haçlı seferlerini telâffuz ediyordu adeta.

    Hüssein Barack Obama, kökü korkuya dayalı bu Amerikan politikasını temelden değiştiriyordu. Ve ilâve ediyordu. 3- İslâm dünyası Avrupa da,  Rönessans ta denilen Batı aydınlanmasının yolunu açmıştır. Günümüzde, Fundamentalist=Kökten-Dinci de denilen, El-Kaide, Usame-Bin lâdin, Taliban, Hamas, Hizbullah, gibi aşırı uçlar, İslâm’a hep, CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçı gözü ile bakıyorlar. Şiddet ve terör haykırıyorlar.

      Ne garip, ama ne güzel bir tesadüf,  rastlantıdır ki: Tam da, bu satırların yazıldığı günlerde,12 Haziran,2009 tarihinde, gazetelerde,  El Kaide Türklerden para yardımı istiyor. Diye haberler çıktı. El-Kaide’nin Usame Bin Lâdin’den sonra en etkili ve yetkili kişilerinden Mustafa Ebu El Yezid, bir internet sitesinde,Türkçe olarak, Türk halkına tavsiye başlığı altında, yarı tehditkâr bir uslûpla CİHADA KATILIN çağrısı yapıyordu. Ve aynen şöyle söylüyordu: ( Eğer mücahitler para, silâh ve gıdasız kalırsa CİHADI sürdüremezler. Allahtan korkun ve malzeme bağışlayarak CİHAD’A katılın.) .Bekleyelim ve görelim ki: bu çağrı, bizim dindar kesimlerimizde ne yankı bulacak.

      Saygıdeğer başbakanımız, sayın Recep Tayyip Erdoğan da, yaklaşık 2-3 ay evvelki Avrasya şurasında yanlış anlaşılmaktan şu yürekten sözlerle yakınıyordu. ( Şehirlerinin kapılarında bilgi ve erdem yazan bir medeniyetin mensupları bugün  ölmek ve öldürmekle gündeme geliyorlarsa, bunda izah edemediğimiz bir yanlışlık olduğu bellidir. ).Sayın Başbakanım:  İsterseniz evvelâ bilgi ve erdem konusunu ele alalım. Sonra ikincisine geçelim. Kadim Yunanın ve dünyanın en bilge kişisi SOKRATES ( Bilgi Erdemdir.) Diyordu. Sokrates ten 2000 yıl sonra HAZRETİ ALİ, ( İnsanlar bir gün ölüp,yok olup gidecektir.Ama bilgi sahibi olanlar,bilgileri ile birlikte yaşayacaktır.) Diyordu.

     On yıldanberi de biz, sitemizde Savaşın Tek Onurlu Yanı Savaşa Karşı Savaşmaktır. Kalem kılıçtan keskindir. Diye yazıyoruz. İzah edemediğimiz yanlışlığa gelince, Saygıdeğer başbakanım, sayın Recep Tayyip Erdoğan, bizim naçiz kanaatimize göre: Bu yanlışlığın altında Kuranı-Kerimde,tam metni,tam meali,yukarıda açıklıkla yazılan, barış kokan, barış haykıran MAİDE Suresinin 32 inci Ayeti ile ,savaş çağrıştırabilen Cihad Hadisi-Şerifi arasındaki ikilem,çelişki ve uyumsuzluk yatar. Âlimi- Ulemamız şimdiye kadar bu ikilemi çözmedi. Ya da çözemedi. Baba yanı Müslüman olan Hüssein Barack Obama, İslâm’ın barışçı yanını araştırırken, bu ikilem de ortaya çıktı. Belki de, bu ikilemi çözmek bu siyah derili insana nasip olacak.Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan, Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin saygıdeğer başbakanı olarak, geliniz , siyah derili bu mütevazi insana sizde yardımcı olunuz lütfen.

     Hüssein Barack Obama Kahire,El-Ezher Üniversitesindeki konuşmasına devam ediyor. 4- Amerika Birleşik Devletlerinin İsrail ile güçlü bağı devam ediyor. Ancak, Filistin halkının da devlet kurması gerekir. Filistinliler de şiddete son vermelidirler. Hamas ta seçim sandığına bağlanmalı. Şiddetten vazgeçmelidir. Benim Amerika Birleşik Devletlerinde, kırbaçla çalıştırılan köle atalarım eşitlik haklarına şiddet yolu ile ulaşmadılar. Arap-İsrail çatışması, Arap halklarının dikkatini diğer sorunlardan uzaklaştırmak için kullanılmamalıdır. 5- Amerika Birleşik Devletleri hiçbir devletin nüklear silâha sahip olmadığı bir dünya arayışına bağlıdır.Ve İran da dahil,her ülke, nüklear silâhların proliferasyonunı= yayılmasını önleme anlaşmasına uyduğu takdirde, barışçıl nüklear güce ulaşma hakkına sahip olmalıdır. 6-Halkın tamamına karşı saygılı bir biçimde hüküm sürdükleri sürece, bütün seçilmiş barışçıl hükümetler meşru ve demokratiktir.Bizim, sitemiz de 10 yıldır savunduğumuz demokrasi tarifi ise,  bir adım daha ileridir. Demokrasi,  çoğunluğu azınlığa, azınlığı çoğunluğa ezdirmeden, barış içinde, bir arada mutlu yaşatma sanatıdır.7-Bütün dinler ve inançlar, hiçbir baskı altında kalmadan özgürce barış içinde,  bir arada yaşamalı ve uygulanmalıdır.8- Kadınlar eşitlik için erkeklerle ayni tercihleri yapmalı. Hayatlarını ve kıyafetlerini kendi geleneklerine, kendi düşüncelerine göre seçmelidirler. 9-Her ülke, gençlerini yaşamda ve zenginlikte 21 inci yüzyılın getirdiği yenilik ve teknoloji ile donatmalı. Her ülke gençleri gelişmenin motoru olmalıdır.10- Geçmişe bağlanıp kalınmamalı geleceğe bakmalıdır. Bizim de yazdığımız gibi, geçmiş ve tarih, katı ve donmuştur. Hiçbir insan, tarihini ve geçmişini değiştiremez. Gelecek ise VİSCOSE yani akışkandır. Her insan, geçmişine ve şimdiye bakarak geleceğini değiştirebir. Geleceğini şekillendirebilir. Geleceği şekillendirmek te gençlerin en büyük görevidir.

      Mısır ziyareti ve El-Ezher Üniversitesindeki misyonunu bitiren Hüssein Barack Obama hemen ertesi gün Almanya ya geçti. Almanya başbakanı,Şansölyesi Angelâ Merkel ile birlikte Yahudi soykırımını simgeleyen BUCHHENWALD Yahudi toplama kampını ziyaret etti. Çok üzüldü.Ve duygulandı. Ve ardından ilâve etti. İran Cumhurbaşkanı Ahmedî Nejad ta bu kampı ziyaret etmeli dedi.

      Hüssein Barack Obama’nın ertesi günkü Paris ve Fansa ziyareti ise, bütün dünya açısından ve özellikle bizim açımızdan çok daha enterasan, çok daha heyecan verici idi. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile karşı karşıya duran üzgün ama, kendinden  emin kararlı duruşu yoruma gerek bırakmayacak kadar açık, net ve açıklayıcı idi.

           

  

  

      Sayın başbakanım, Saygıdeğer Recep Tayyip Erdoğan, 

 

       Lâik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olarak lütfen sizde, 2004 yılında heyecanla başladığınız hızlı reformlara, gene ayni şevk ve hızla devam ediniz de, ilerleyin, ilerleyin, bize, dünyaya, islâma ve Avrupa Birliğine yardım etmek için çırpınırcasına çalışan bu mütevazi insana sizde yardımcı olunuz. Şimdiden teşekkür eder. En derin hürmet ve saygılarımızı sunarız.

      Ülkemizde ve dünyada olaylar öylesine büyüyor, Öylesine hüzünlü, öylesine karmaşık hale geliyor ki: Her gelen yıl, giden yılı aratır hale geliyor. 2009 yılının bahar aylarında, ülkemizin halî-pülmelâline, ahvalî-umumiyesine, yani görünüşüne, yani genel görütüsüne baktığımız zaman, hiçte iç açıcı manzaralar göremiyoruz.

      Bir tarafta, yanlış ya da doğru, kasıtsız yada maksatlı ERGENEKON diye adlandırılan, devleti demokrasi dışı yollardan ele geçirme girişimlerine açılan davalar, dalga-dalga yayılırken, ve daha şimdiden 12 inci dalgaya ulaşırken, gece, sabaha karşı evlerin basılarak insanların gözaltına alınıp sorgulanmaları, tutuklanmaları, hapishanelere gönderilmeleri, ateş düştüğü yeri yakar misali insanları üzerken, insanlara derin acılar çektirirken, insanları feryat ettirirken, bir taraftan da toplum vicdanında akılcı veya duygusal tepkiler oluşturmaktadır.

      Diğer yanda da, ülkenin dört bir yanında, açılan ve kazdıkça büyüyen çukurlardan çıkan üzerleri naylon muhafazalara iyice sarılmış gömülü silâhlar, patlayıcı maddeler, bombalar, bubi tuzakları, el-bombaları, mermiler, mühimmat ve cephanelikler mantar gibi artıyor.  Her geçen gün yenilerine yenileri ekleniyor. Bizim yeraltımız adeta cephaneliğe dönüyor. Bazı yazar-çizerler, bazı düşünürler diyor ki: Eğer bu silâhlar, bu cephanelikler buralara birileri tarafından çatışma yaratmak, çatışmalarda kullanılmak veya satılmak için gömülmemişse, Hüdai-nabit demektir.

      Bir taraftan da, ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan kazılardan, işkence aletleri, hayvan ve insan kemikleri çıkıyor.

     Gelişen bu korkunç ve çelişkili olaylar, insanı öylesine korkutuyor, öylesine şaşkına çeviriyor ki: İnsanın durdurun dünyayı inecek var. Diyeceği geliyor.

     Çinliler, bir insana intizar etmek istedikleri zaman, yani beddua etmek istedikleri zaman ( Dilerim ilginç zamanlarda yaşarsın . ) Derlermiş. Bize kim intizar etti ? Bize kim beddua etti ? Bilemiyoruz amma, işte,  bizde şimdi ilginç zamanlarda yaşıyoruz.

     Aslında bilimsel ve tarihsel açıdan bugün içinde yaşadığımız acı ve talihsiz olaylar, Ülkemizde Tanzimat’tan beri,150 yıldan fazladır yaşanan İLERİCİ-GERİCİ çatışmasının, en korkunç, en acımasız uzantısıdır. Umalım. Ve hep birlikte çalışalım ki: Ülkemiz ve hepimiz için can alıcı olan bu çatışmada İLERİCİLİK üstün ve galip gelsin. Çünkü ancak bu yolla Atatürk’ün bize hedef gösterdiği çağcıl, çağdaş uygarlık düzey ve seviyesine ulaşabiliriz.

     Ayvalık mezarlığında gömülü, Güney-Doğu Anadolu’da PKK ile çarpışırken ölen Ayvalık’lı bir askerin mezar taşında aynen şöyle yazıyor. ( Amansız bir savaşta / Canımı verdim vatana / Acımı / Anama, babama, kardaşlarıma /).

     Bu çatışmalar, eğer savaş ise, çatışan iki taraf içinde, kayıpları pek çok amma, kazananı hiç olmayan aptal savaşlardır.

     Zaten biz 10 yıldan beri yazıyoruz ki: Savaşın tek onurlu yanı, savaşa karşı savaşmaktır

     Bu ahval ve şerait içinde, işte 24 Nisan, 2009 geldi. Ve çattı. Hüssein Barack Obama da uzun zamandan beri beklenen demecini, yazılı olarak verdi. Hüssein Barack Obama, 1915 olaylarını taraflar için BÜYÜK FELÂKET olarak tanımladı. Demecin hemen ardından, bizim iktidar ve muhalefet liderlerimiz, Amerika da ki ermeni lobisi, Ermeni diyasporası, bazı Ermeni liderleri hep bir ağızdan Hüssein Barack Obama’ya veryansın ediyorlar. Bunlar haalâ farkında değildirler ki: Siyah adam, beyaz adamın önüne geçti. 1915 yılında yaşanan trajik olaylar, taraflar için, BÜYÜK FELÂKET değil de, büyük düğün, büyük bayram, büyük şenlik ve şölen mi idi Yani ? Allah Aşkına!!

      Olaylara bilimsel gözle, serinkanlı, sağ duyulu bakıldığında belki de bunlar doğal ve normal karşılanabilir. Çünkü, çatışan taraflar, her zaman duygusaldırlar. Keseri hep kendilerinden yana yontarlar.

      Karar verme durumunda olanlar ise çoğu zaman, akıl, mantık , aklıselim ve vicdan ile konuşurlar. Ve de tarafsız olurlar. İşte bu tarafsız karar da, Siyah insanın neden beyaz insanın fersah fersah önüne  geçtiğini açıkça gösteriyor.

 

Dr. Hasan HORTO

 14.Nisan.2009

    

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET