| |
TARİH
ve HUKUK
 |
2006 yılı,ağustos ayının sonlarına
yaklaşıldığında,ülkemizde ve dünyada ünlü Sümeroloğ,Profesör.Muazzez
İlmiye Çığ aleyhine de,Şişli Cumhuriyet Savcılığınca
ilginç bir dava açıldığını görüyoruz.20 Haziran,1914 te
Bursa'da doğan Muazzez
İlmiye çığ,Bugün 93
yaşındadır.Babasının yardım ve teşviki ile Fransızca
dilini ve keman çalmayı öğrenen Muazzez
İlmiye
Çığ,ülkemizde,kadın haklarının
tanınıp,kadınlara seçme ve seçilme hakkı
verilmeden,bir yıl önce,29 Ekim,1933
günü,Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde,caddelerde
dolaşa,kızlarımıza,kadınlarımıza onuncu yıl marşını
öğretmiş,ve ülkemizde ilk kadın hareketini başlatan, genç
Cumhuriyet kızı unvanını da kazanmıştır. Tarih bilimini
kendisine meslek seçerek, profesör olmuş ve
hayatını, Sümer tarihini aydınlatmaya
ve
Sümer çivi tabletlerini okumaya adamıştır. |
|
Sümerler,Dicle ve Fırat nehirleri
arasında,Mezopotamya'da,Milâttan 5000 yıl,günümüzden ise
7006 yıl önce,dünyanın en eski uygarlığını
kurmuştur.Sümer uygarlığı,Mezopotamya da,UR,URUK,KİŞ,LAGAŞ
ve NİPPUR adındaki 6 şehir devletinden oluşur.Bu, en
eski 6 şehir devletinin de,çivi tabletlerinde
yazılı kuralları vardır.Çivi tabletlerinde yazılı bu
kurallar,tarihte oluşmuş şehir ve devletlerin ilk yazılı
kurallarıdır.Dünyanın ilk kavimi olan Sümerler de,çok
Tanrılı olup,Tanrılara,Tanrıçalara sahiptirler.Tanrıları
ve Tanrıçaları için,muhteşem mabetler,tapınaklar
yapmışlardır.Sümer,mabet,tapınaklarına ZİGURRAT
denilirdi.Zigurrat mabet,tapınakları yedi kattan
oluşurdu.Her katta da,ayrı ayrı işler,görevler
yapılırdı.Dünyadaki ilk yazıyı ve Astronomiyi bulan
Sümerler,ayni zamanda dünyanın ilk destanlarını da
yazdılar.Bunların başında,GILGAMIŞ destanı,YARADILIŞ
destanı,NUH TUFANI gelir.
Hayatını,Sümer tabletlerini okumağa ve Sümer tarihini
aydınlatmaya adamış Profesör Muazzez
İlmiye Çığ,3000 den
fazla Sümer çivi tabletini okumuş,bunları 8 kitap ve
makaleler halinde toparlayıp,dünyada ilk defa ÇİVİ
YAZILI BELGELER ARŞİVİNİ oluşturmuştur.Çivi yazılı
belgeler arşivini,dünya bilimine sunduğunda,Dünya
tarihçileri.başında,Prof.Dr.S.N.Kramer,kendisine ( Abide
Yarattınız ) Demiştir.
İzin verirseniz, değeri değerlendirmek isterim. Biz
toplum olarak değerlilere değil, değersizlere değer
veririz.
Ülkemizden ve içimizden çıktığı halde, çoğumuz,
ne Sümer Anayı, ne de, Hidrojen Babayı bilmeyiz.
Her nekadar, son zamanlarda dev adımlarla gelişen gen
bilimi ile karbon yaşı çalışmaları ve Antropo-arkeolojik
kazılar, Havva Ana ile Adem Babanın insanoğlunun
ANAYURDU kabûl edilen Kenyanın Rift vadisinde dünyaya
geldiğini gösterse de, ben, Profesör Dr.Muazzez İlmiye
Çığ ile profesör Dr. Nejat Veziroğlunun 10 ar yıl ara
ile Anadolu topraklarında doğduklarına kalıbımı basarım.
Hasan HORTO
Profesör Muazzez
İlmiye Çığ'ın sunuşlarından
sonra,profesör Dr.S.N.Kramer, ( History begins at Sumer
) adlı kitabı yazmıştır.Muazzez İlmiye hanımefendi de
bunu,( Tarih Sümer de başlar ) adı altında,Türkçeye
tercüme etmiştir.Sümerler'den,7000 yıllık yıpranmağa
rağmen bügüne kadar sapasağlam, günümüze kalmayı
başarmış,bu çivi tabletlerine göre,Sümer'lerinde,birçok
Tanrıları,Tanrıçaları varmış.Zigurrat
mabet,tapınaklarının belirli
bölümlerinde,Tanrılar,Tanrıçalar adına,çok şeyler
yapılırmış.Muazzez İlmiye hanımefendinin okuduğu
tabletlere göre,mabetlerin bir bölümünde,şehrin genç
kadınları,genç kızları,Tanrılar,Tanrıçalar adına,aşk,sex
yaparlarmış.Şehir genç kadın ve genç kızları
için,mabetlerde,tapınaklarda aşk yapmak,sex yapmak
kutsal bir görev sayılırmış.Yine bu tabletlere
göre,Tapınaklarda.mabetlerde aşk,sex yapan
kadınlar,diğer kadınlardan ayrılsınlar diye,başlarını
bağlarlarmış,örterlermiş.
Bazı katolik,gözlemci yazarlar da,rahibelerin,çok sıkı
bağlanmış başörtüleri ile cübbelerini,çözerek,
çıkararak,süt gibi bembeyaz vücutları ile yatağa
girdiklerini ve,İsa adına,İsa sevinsin diye,çok aziz
rahiplerle,çok ateşli,çok şehvetli aşk yaptıklarını
yazarlar.
Konu,Aşk
tanrıçasından açıldığına göre,bir nebze,aşkın tarihsel
gelişimine bakalım.
6 ıncı
yüzyılda Mekkeli ozan İmrul Kays, diyor ki: hayat
sanattan, sanatta cinsellikten soyutlanamaz.
1000yıl
sonra bu sözler Anadoluda yankılanır.
İncecikten
bir kar yağar / Tozar Elif / Elif diye / Karacaoğlan
düğmeleri / Çözer Elif / Elif diye /.
1948
yılında, Bursa hapishanesinden Nazım Hikmette cevap
verir.
Tahir
olmakta ayıp değil / Zühre olmakta / Kerem olup dağ
devirmekte /. Aşk yolunda ölmekte /.
2008 yılında, bir söz'de biz katmak isteriz.
Tanrı
kadını sevilmek / Erkeği sevmek için yarattı / Huriler
olmasaydı / Cennet cazip olurmuydu acaba ? /
Ve huriler / Hep 33 yaşında kalırlar /.
İslâm din kardeşlerimiz,sokaklara
dökülüp nümayiş yapacaklarına,Avrupa insan Haklar
mahkemesinin ve batı ülkelerinin kabul ettiği,(
Fikir,düşünce ve anlatım özgürlüğü,toplumun yüzde doksan
dokuz,onda dokuz gibi büyük ve ezici çoğunluğunu
rahatsız edecek olsa bile,bir fikrin,bir
düşüncenin,hiçbir sınır tanımadan özgürce düşünme ve
söyleme özgürlüğüdür ) ilke ve hakkını kullansınlar )
Bu
şehvetli aşk ve sex sahnelerinin resimlerini
yapsınlar,karikatürlerini çizsinler. Amma siz
diyeceksiniz ki:İslâmda,resim yapmak ta
günahtır.Karikatür Çizmek te günahtır.Böyle bir günah
işlenmek istenmiyorsa,Osmanlı da,Istanbul da,İran da
olduğu gibi,minyatür sanatı da kullanılabilir.Yazı ile
anlatım veya söz sanatı da çok etkili olabilir.Minyatür
sanatı deyip te geçmeyelim.Orhan Pamuk,( Benim adım
kırmızı ) kitabını yazarken,tam dokuz yıl boyunca,Istanbul
da kütüphaneye kapanmış,minyatür sanatı ve,minyatür
sanatının İran da,Osmanlı da kullanımı ve etkisi
hakkında hemen bütün kitapları okumuş,ve dokuz yıllık
incelemeden sonra,( Benim Adım Kırmızı ) kitabını
yazabilmiştir.Çok ince bir göz nuru gerektiren,bu azimli
çalışmalarından dolayı ve çıkardığı sonuçlardan dolayı
da,kendisine NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ verilmiştir.Dünyanın
en iyi işleyen demokrasisine ve sosyal-demokrasi
sistemine sahip Norveç te,nobel komitesi,Orhan Pamuğa,Nobel
edebiyat ödülü veriliş gerekçesini,bakınız nasıl
açıklamaktadır.
( Kentin melonkolik ruhunun
izlerini sürerken,kültürlerin birbirleriyle çatışması ve
örülmesi,yani kaynaşması için,yeni simgeler bulduğu için
Orhan Pamuğa nobel edebiyat ödülü verilmesi uygun
görüldü. )
Ülkemizde,bazı kesimler,öyle
ya da böyle,şu veya bu sebeple,Orhan Pamuğa Nobel
edebiyat ödülünün,Ermeni konusunda söylediği yakışıksız
ve zamansız sözlerden dolayı verildiğini düşünmekte,buna
inanmak istemekte,ve bu düşünceyi sistematik bir
şekilde,devamlı yaymağa çalışmaktadırlar.
Şark kurnazlığı diye,çok
söylenen bir söz vardır.Kanımızca, bu düşünce,Norveç
Nobel komitesini de,batı uygarlığını da,şark kurnazlığı
gibi,kendimiz gibi, ucuz düşünür sanmak saplantı ve
vehminden kaynaklanmaktadır.
Tapınakların,mabetlerin,aşk,sex yapılan bölümlerinde
de,günlük hizmetler için,Osmanlı saraylarından
tanıdığımız harem ağalarının tarihteki ilk örneklerini
Sümer tapınak,mabetlerinde görüyoruz.Tabletlere göre,bu
göreve talip olan,istekli erkeklerin,en büyük
avantajı,mabet tapınaklarda,aşk tanrıçası ile bir defaya
mahsus olarak, aşk ve sex yapmakmış.Aşk Tanrıçası ile
yaptıkları aşk ve sex karşılığı olarakta,bu erkekler
iğdiş edilir,yani testisleri=hüsyeleri çıkartılırmış.Bu
görev tamamen gönüllü bir işlev olup,erkeklerin rıza ve
istekleri ile olurmuş.Hüsyeleri alınan erkeklerin
vücudu,kalçalarından genişleyip bir acayip
büyürmüş.Harem ağalarının ömürleri,tıpkı Osmanlı
saraylarında olduğu gibi,saraylarda değil ama, mabet
tapınaklarda geçermiş.Osmanlı harem ağaları ile,Sümer
harem ağalarının tek farkı,Sümer harem ağalarının aşk
Tanrıçası ile aşk yapma,sex yapma avantajı imiş.Osmanlı
harem ağalarının,böyle güzel bir şansı,böyle güzel bir
lüksü yoktu sanırız.Çoğu Afrika kökenli Osmanlı harem
ağalarının saraylara nasıl geldiği hakkında pek fazla
bilgimiz olmasa da,muhtemelen çocuk yaşlarında saraylara
alınan bu siyah renkli insanlar hakkında,Ayvalık ta Arap
Mustafa diye
tanınan,hemşehrim,arkadaşım,kardeşim,Mustafa
Olpak,annesinin ve iki teyzesinin hazin hikâyesini
anlatan,( Kölelikten Özgürlüğe,Arap Kadın Kemale ).Adlı
kitabında çok güzel bir anlatımla yazmıştır.Merak
edenlere bu güzel kitabı öneririm.
Sümerler de,Tanrılar ve Tanrıçalar adına,mabet
tapınaklarının bu aşk,sex muhabbet görenek ve
gelenekleri,Mezopotamya'nın diğer kavimlerine ve Sumer
uygarlığından sonra Mezopotamya da kurulan AKAT ve
BABİL uygarlıklarına ve onlardan sonra gelen uygarlıklara
da geçmiştir.Aşk ve sex muhabbetinin doğal sonucu olan
hamilelikler ve doğan çocuklar,harem ağalarınca ve
doğuran kadınlarca birlikte hak edilirmiş.Çocuklarına
kıyamıyan merhametli kadınların,annelerin bazıları
da,doğan çocuklarını gizler,gizlice büyütürlermiş.İşte
böylece de,Mezopotamya da ve bölgede,babasız büyüyen
akıllı ,becerikli çocuklar türermiş.
Günümüze kadar,sapasağlam ulaşan,Sümer tabletlerini
okuyup çözen,Profesör Muazzez
İlmiye Çığ
hanımefendi,hazırladığı,Sümer yazılı belgeler arşivini,8
kitap ve makaleler halinde,Avrupa ve Amerika bilim
çevrelerinde yayınladı.Dünyada büyük bir hayranlık ve
saygınlık kazandı.
Profesör Muazzez
İlmiye Çığ hanımefendinin Sümer
tabletlerinden öğrendiği bir başka tarihsel
gerçekte,Sümer uygarlığından sonra Mezopotamya da
kurulan Akat ve Babil uygarlıkları ile,Semavî kutsal
kitaplarımız olan,Zebur,Tevrat,İncil ve kur'anı Kerimin
de,Sümer izleri taşıdığı gerçeğidir.
Dünyanın en büyük feylezoflarından Bernard Russell diyor ki:Tarihin her
döneminde ve dünyanın her yerinde,içinde yaşadığı düzeni
biraz anlayıp,32 yaşını idrak etmiş bir insan haalâ
devrimci olamamışsa,pısırık biri demektir.Tarihten
günümüze,dünyada,en genç ve en büyük devrimci Hazreti
Muhammed tir.Çünkü:dedesi,daha çocuk
yaşında,ona,Haceti-Ecvet taşındaki putları
gösterince,Mekke de düzeni kuran putların batıl olduğunu
anlamış,ve onları yerle bir etmiştir
Profesör.Muazzez
İlmiye Çığ hanımefendi,yirmibirinci
yüzyılın başlarında da ülkemizde,( Bereket kültürü ve
mabet fahişeliği ),ile ( Vatandaşlık Tepkilerim ) adlı
kitaplarını yayınladı.Sen misin
yayınlayan?.Akabinde,Şişli Cumhuriyet Savcılığınca dava
açıldı.Dava açıldığı haberleri iki gün gazetelerde
yazıldı.Haberlerden sonra,Medyadan da,sivil toplum
örgütlerinden de,Üniversitelerden de, ses çıkmıyor.Van
Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörü,Yücel Aşkın'ın da,Orhan
Pamuğun da,Hrant
Dink'in,Hasan Cemâl ve
Burhan Belge'nin
de davalarından sonra,ortalığa toz duman
savuran,Medyanın köşe yazarları,Sivil Toplum
örgütleri,üniversiteler,Istanbul Barosunun Çağdaş
Avukatlar bölümü,hanım üyeleri, ve kendisi de saygıdeğer
bir hanımefendi olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
genel başkanı sayın profesör Türkân Saylân hanımefendi
nerelerdeler şimdi?.Çağdaş yaşam için,çocuklara para
toplayıp yardım eden dernek,1933 yılında,Cumhuriyetin
onuncu yıldönümünde,ülkemizde ilk defa çağdaş yaşamı ve
kadın haklarını başlatan,Profesör Muazzez İlmiye hanım
93 yaşına geldi,yaşlandı, diye, yoksa onu çağdaşlıktan
mı sildiler?
Tarih ve geçmiş,katıdır.Donmuştur.Gelecek ise,VİSCOSE,
yani akışkandır.İnsan,geçmişini,tarihini değiştiremez,
ama,geleceğine çabası,gayreti ile yön
verebilir.Geleceğini değiştirebilir.
Profesör Muazzez İlmiye hanımefendi için,ülkemizdeki bu
sıkıcı suskunluğu,eski ,ama,haalâ çakar,iyi de nışan
alır,eski tüfek Orhan Birgit arkadaşımız bozdu.Eski
tüfek Orhan Birgit'in yazdığına göre,Profesör Muazzez
İlmiye çığ hanımefendi,Ceza kanunumuzun 216 maddesine
göre ( Halkın bir kesimini küçük
düşürmek,ırk,din,mezhep,cinsiyet,coğrafya ve bölge
farklılığına bağlı olarak alenen aşağılamak suçlarından
) suçlanıyor ve hapsi isteniyormuş.Sessizliği bozan
Orhan Birgit'e teşekkür etmemek mümkün değil.İnsanın,(
Ne varsa eski tüfeklerde var ). Demesi geliyor içinden.
Eğer,Sümer tabletleri böyle yazıyor,eğer Sümer
tabletleri böyle söylüyorsa,Muazzez İlmiye hanımefendi
ne yapabilirdi ki?Emirle tarih yazılır mı hiç?.
Hep birlikte bekliyeceğiz.Hep birlikte göreceğiz
ki:Avrupa Birliği yolunda yürüyen ülkemizde Adliye ne
kararlar verecek.
Aslını ararsanız,eğer politikacılarımız ve yüksek
yargıçlarımız,geçen ve değişen zaman içinde,tıpkı
canlılar ve canlı türleri gibi,dinlerin de,tanrıların da
evrilip devrildiğini bilseler,öğrenselerdi,ne böyle
kanunlar yapılır,nede böyle davalar açılırdı.Sormak
gerekir:Eski Sümer Tanrıları,eski
hitit,eski Mısır
tanrıları,şimşekler çaktırıp,yıldırımlar yağdıran
Apollo
,Olimpos dağının tepesinde,tanrılarını toplayıp
insanların alın yazılarını yazan,Tanrıların Tanrısı
ZEUS
nerelerdeler şimdi?
İnsan aklının yarattığı bilimsel gelişim, ve evrende,
yani kâinatta her zaman süregelen devamlı değişim içinde
dünün kutsalı bugün mundar, bugünün mundarı da yarın
kutsal olabiliyor.
Ne yazık ki: Tüm dünyada, bu değişim, bu gelişim ve bu
evrimi en son algılayıp, en son fark eden kurum,
profesör Evlin ve Heidi Tofflerlerin tarifi ile 9
şeritli bir otobanın en yavaş,sonuncu şeridinde, saatte
1 Km . hızla ancak ilerleyebilen Hukuk sistemi oluyor
***
01.Eylül.2006
Tarih
ve Hukuk adlı yazımızın sitemizde yayınlanmasından
yaklaşık Bir buçuk ay sonra,Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği,Atatürkün 125 inci doğum gününü vesile
sayarak,ülkemizde çağdaşlığı ve kadın haklarını ilk
başlatan bir hanımefendi olan,dünyanın sayılı
Sümeroloğlarından Profesör Muazzez
İlmiye
Çığa,Çağdaşlık ödülü verdi.Bizde,çağdaşlığını
unuttukları için,genel başkan Profesör Dr.Türkân Saylan
dahil,acı acı eleştirdiğimiz Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneğinin,çağdaşlığı hatırlamasından kendi hesabımıza
mutlu olduk.
Nihayet,birçok aydın insanın merak
ve endişe ile beklediği 1 Kasım,2006 duruşma ve mahkeme
günü geldi çattı.Medyanın ve basının hak ettiği ilgiyi
ve tepkiyi göstermemesine rağmen,Ülkemizden ve
dünyadan,bu davaya katılım,her bakımdan beklenilenin
üstünde oldu.Buda,dünyada ve ülkemizde demokrasinin,bir
hayli ilerlediğini,bir hayli yol aldığını
gösteriyordu.Daha önceki iddianamesinde,( suç
vardır.Sanığın Türk Ceza kanunun 206 maddesine göre,6 ay
ile 2 yıl arasında cezalandırılmasını isterim ).Diyen
savcı,bu kerre,fikir değiştiriyor.suç unsuru oluşmadı
diyerek,mahkemeden,sanığın beraatini istiyordu.Sayın
mahkeme üyeleri ve baş yargıç ta,savcının son anda
değişen bu kararına uyarak,değerli bilim insanı
Sümeroloğ,profesör İlmiye Çığ,ilk celsede beraat
ediyordu.
Karar,ülkemizde ve dünyada
olumlu ve sevinçli karşılandı.Sayın başbakan
Recep Tayyip Erdoğan da,kameraların karşısına
geçip,karara memnuniyetini izhar etti.Sevindiğini
söyledi.Ve de ilâve etti.Dedi ki: ( kanunlar nasıl
olursa olsun,yargıçlar,kanunları vicdanlarına uygun
olarak,düzgün yorumlarlarsa,sonuç iyi olur,sorun
kalmaz).
Ne yazık,sayınBaşbakanın,parantez
içine aldığımız,bu sözünü,acı acı eleştirmek
zorundayız.Eğer kanunlar,açık.net ve kesin,anlaşılır,
ifadeler ile yazılmaz ise,içerik ve sözcükler,net
değil,muğlâk bırakılırsa,her yargıç bunu,kendi görüşüne
göre yorumlar.Her mahkemeden,ve temyizden de,ayni
konuda,değişik kararlar çıkar.Bu rejimin adı da
demokrasi olmaz.JÜRİTOKRASİ olur.
JÜRİTOKRASİ terim ve
kavramını da,ülkemizde,ilk defa ortaya atıp,hukuk ve
edebiyat literatürüne katan,Yargıtay onursal başkanı
Sayın Sami Selçuk olmuştur.Ülkemiz hukukçuları ve
aydınları da,kendisine boşuna HUKUK ALİMİ demiyorlar
zaten.
Her zaman saygı
duyduğumuz,sayın başbakanımıza naçizane bir tavsiyemiz
olacak.Ülke çıkarlarımız için,HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
için,lütfen,HUKUK ALİMLERİNİN sesine kulak versinler.
( Cumhurbaşkanı,illâ bu
meclis içinden çıkacak ) diye,ısrar ederek,Meclis içinde
olmamış,değerli insanları,değerli bilgin ve
alimleri,daha Cumhurbaşkanlığı yarışı başlamadan,devre
dışı bırakmasınlar.Bu tutum, kendisinin her zaman
sergilediği uzlaşıcı tavrı ve hukukun üstünlüğüne olan
saygısı ile asla bağdaşmaz.
Unutmayalım ki:Sayın başbakanın
kendisi de,partisinin iktidar olduğu 2002
seçimlerinde,haklı veya haksız,o veya bu sebeple,meclis
dışında kalmıştı.Eğer,yarıştan dışlanma prensibi,o zaman
da, ve günümüzde de, geçerli olsaydı,bu gün kendisini
meclis içinde, ve başbakan olarak göremiyecektik.Ülkemiz
de,sayın başbakanın geçen 4 yılda verdiği yararlı,yapıcı
ve değerli hizmetlerden yoksun ve mahrum kalacaktı.
Biz yürekten inanıyoruz ki:
Ülkemiz 4 sene evveline göre, bu gün,uygarlık
yolunda,demokrasi yolunda,bir adım,iki adım daha
ilerilerdedir.
İlinti:
*
Profesör Alvin ve Heidi Tofflerlerin ZENGİNLİK DEVRİMİ
kitabı.5 inci bölüm (HIZLARIN ÇARPIŞMASI. Sayfa 55-64
*
Uygarlık Aşamaları
*
Mandadan Ağır Giden
Adaletimiz.
Dr.Hasan HORTO
|
|