AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

 

RÜZGÂR GİBİ GELDİ FIRTINA GİBİ ESTİ

 

 

      Mustafa Kemâl ve Mustafa kemâl Atatürk’ün yüceliği, Atatürkçülerimizin yüceliği başlıklı yazımızda, aynen şöyle yazdık. ( Osmanlı’nın kısır ve çorak fikir ortamında, evrenin en büyük kuyruklu yıldızı  ülkemizden geldi ve geçti. Üzülerek söylüyoruz ki: Fikir ortamımız haalâ çorak. Haalâ kısır. )

 

      61 yıl sonra, Müslüman-Hiristiyan kırması, kuzgunî siyah-süt beyaz melezi kardaşım, karındaşım Hüssein Barack Obama 6-7 Nisan,2009 da Yunus dilinden konuştu.( Ete kemiğe büründüm. Ankara-İstanbul da HÜSEYİN diye göründüm.)

 

       Gelenekler-Görenekler, ailelerden başlayarak en gelişmiş toplumlara kadar dünyada çok köklü yer işgal ederler. Yerleşmiş yaşam biçimi, kökleşmiş düşünce tarzı diye de algılanan gelenek-Görenekler, dünya dillerinde, herkesin anlayabileceği bir terimle PARADİGMA diye de adlandırılır.

 

       Yeryüzünde en yaygın gelenekler en kuvvetli paradigmalardır.

 

       Gelenek, görenek, yerleşik düşünce,statüko, Paradigma gibi terimler, kültür, felsefe, sosyoloji, hukuk gibi bilimsel dallarda ayni manayı ifade eden eş-anlamlı kelimeler olarak kullanılmıştır..Ünlü Fransız lügati Robert te Alexadre Dumas'ın yazığına göre ,PARADİGMA Fransızcaya 1561 yılında PARADİGME olarak girmiş,muhtemelen Lâtince kökenli bir kelimedir.Örnek düşünce,Model düşünce,Görüş,bakış açısı anlamına gelmektedir..Bazı hukukçular Paradigmanın hep yanlış kullanıldığını söylemektedirler.

 

       Günümüzün en kuvvetli düşünürlerinden Samir Amir’e göre, Kendi gelenek-Göreneklerini sorgulayamayıp, kendi gelenek-Görenekleriyle hesaplaşamayan  toplumlar asla aydınlanamazlar. Asla özgürleşemezler. Bu toplumlarda da asla demokrasi gelişemez.                                                                                                                 

       Yeryüzünde en yaygın, en kuvvetli paradigmayı sorgulayıp, eski dünya, eski dünya düşüncesi, eski dünya paragiması ile hesaplaşan ilk insan GALİLEO GALİLEO dur. Dünyanın Gelenek-Göreneklerini, dünyanın yerleşik paradigmalarını sorgulayıp bunlarla hesaplaşmak çok geniş bir tecrübe birikimi ve çok büyük bir cesaret ister. Onun için Galileo Galilei’ye dünyanın en tecrübeli en ces’ur ilk insanı da denilebilir. Galileo Galileo, 1632 yılında yayınladığı ( Eski dünya ile yeni dünya arasındaki diyalog ) kitabında bu hesaplaşmayı çok güzel anlatır.

 

      Hep bilindiği gibi, Galileo Galileo’nun 450 yıl evvel başlattığı deneylere kadar, yeryüzünün tümüne hakim olan gelenek-Görenek, en yaygın düşünce, her tarafa yayılmış, tek geçerli paradigmaya göre, evren yani kâinat, yani kosmos dünya eksenlidir. Yani,

 

1-    Dünya hep yerinde durur. Güneş, gezegenler ve tüm kâinat dünya etrafında döner. Bu düşünce, o güne kadar eski dünyada tek geçerli olan ARİSTOTALES felsefesine dayanıyordu.

2-   Aristo felsefesine göre, dünyada mevcut her gerçek insan düşüncesinden doğar.  

     Galileo Galileo’nun başlattığı yeni dünya düşünce ve paradigması ise tam tersini söyler.

 

a-  GERÇEKLER, deneylerin çıkardığı sonuçlardan  DOĞAR.

b-  Güneş ve gezegenler dünyanın etrafında değil, tam tersine Dünya ve gezegenler, güneşin etrafında DÖNER.

 

       Galileo Galilei deneylerinden çıkardığı bu büyük gerçeklerle eski dünya düşüncelerini, eski dünya paradigmalarını kırdı.Ve attı. Yerine de yeni dünya düşünce sistemini, yeni dünya paradigmalarını koydu. Karanlık orta çağa karşı BATI AYDINLATMASINI ve Rönesansı başlattı. Eğer Rönesans yaygın anlamı ile yeniden doğuş demek ise, buna Rönesans demek doğru olmaz. Çünkü Galileo Galilei günümüzden tam 400 yıl evvel, kendi adını taşıyan ve ancak 30-40 defa büyütebilen iki ucu açık kaval şeklindeki teleskopunu icat etmişti. Ve önemli deneylerini de, ondan sonra başlatabilmişti. Bu gerçekler de, ancak o deneylerin sonuçlarından sonra doğabilmişti.  Daha evvel bu gerçekler yoktu ki: Yeniden doğuş olsun. Buna sadece DOĞUŞ=NAİSSANCE, Hatta yepyeni bir Doğuş demek daha doğru bir terim olacaktır. Sanırız.

 

      Galileo Galilei için bunları dünyaya kabul ettirmek hiçte kolay olmadı. Galileo bunların bedelini zindanlarda ödedi. Hayatını da, deneyimlerini yöneten engin aklı  kurtardı.

 

      Galileo Galileo kitabında eski dünya sistemi, eski paradigmalar üzerinde direnen Aristoculara=PERİPATETİKLERE karşı şu yalın ve basit sözlerle yakınıyordu. Dünyayı yerinden oynatabilsek, gökyüzüne çıkarabilsek bir kere. İşimiz biraz da olsa  kolalaşacak. Çok büyük geçerlilik taşıyan ve güncelliğini koruyan bu güzel kitap son yıllarda Türkçemize de çevrildi.

 

     Galileo Galilei’nin ( Eski dünya ile yeni dünya arasındaki DİYALOĞ ) adındaki en ünlü  kitabını Türkçeye çeviren Reşit Aşçıoğlu’na  göre, bir insan Galileo’yu bilmeden yaşayabilir ama, bir topluluk Galileo’yu ve Galileo Galileo’nun dünyaya getirdiği yenilikleri bilmeden toplum dahi olamaz.

 

      1954 yılında Nobel fizik ödülünü kazanan ünlü fizikçi MAX BORN’a göre de, deneysel ve kuramsal bilimin tutumu ve motoru Galileo’dan beri tam 450 yıl hep ayni kalmıştır. Ve öyle kalmağa da devam edecektir.

 

      Yine dünyamızın yaşayan ünlü düşünürlerinden Samir Amin’e göre, İslâm dünyası ile Orta-Doğu halkları arasında kendi gelenek ve görenekleri ile hesaplaşabilen tek ülke bizim ülkemizdir.

 

      Atatürk ilke ve inkilâpları ile Atatürk devrimleri ülkemizin gelenek-Görenekleri ile hesaplaşmasıdır. Bunun için Atatürk devrimlerine ülkemizin AYDINLANMASI da deniyor. Aydınlanma ile ülkemiz BATI UYGARLIĞI yolunu tutmuştur.

 

       Batıda Galileo ile başlayan aydınlanma, Ülekimzde Galileo’dan ve batıdan 350 yıl sonra olmuştur. Geçte olsa aydınlanma ülkemizde de başlamıştır. Bunun için ülkemize doğu toplumu değil, batı toplumu deniliyor. Atatürk devrimleri 600 yıldır ülkemizde yaygın ÜMMET geleneğini kırmış. Söküp  atmış . Yerine ULUS geleneğini getirmiştir. Aradan geçen 85 yılda, içinde bulunduğumuz yirmi birinci yüzyılda  ulus geleneği de eskimiştir. Yerine yeni gelenekler, yeni paradigmalar koymak gerekecektir.

 

        Milliyetçilik yani ulusalcılık yeryüzüne 1789 Fransız devrimi ile geldi. 19 ve 20 inci yüzyılda doruğuna ulaştı. Milliyetçilik ve ulusalcılık doruk noktasına ulaştıktan sonra dünya iki çok büyük aşama geçirdi. Evvelâ Hümanisma yani insan severlik, sonra da EVRENSELLİK ile UZAY ÇAĞI geldi.    21 inci yüzyılda haalâ milliyetçiliği,ulusalcığı savunmak dünyayı ve evreni uzay çağında iki çok büyük aşama gerisinden izlemek demektir.

 

        Yine Samir Amin’e göre, diğer İslâm ülkeleri ile Orta-Doğu halkları, kendi gelenek ve görenekleri ile asla hesaplaşamadıkları için bu halklar ne özgürleşebildiler. Ne aydınlanabildiler. Ve bura halklarının hiç birinde demokrasi yeşerip, gelişemedi. 

    

       Hüssein Barack Obama, ülkemizin aydınlanması ile, Atatürk Devrimleri arasındaki ilişkiyi, yakın bağlantıyı gayet iyi özümsediği için, TBMM de yaptığı enfes ve kusursuz konuşmada, Ülkemiz ile Amerika Birleşik Devletleri arasında oluşturmak istediği MODEL ilişkiyi özetleyip anlatırken ülkemizden, batılı bir ülke olarak bahsetmiştir. Ve aynen şöyle demiştir. ( Baskın olarak Hiristiyan olan bir ulusla, yani ABD ile, çoğunluğu Müslüman olan batılı bir ülke bir araya gelerek model ilişki kuracak. Bu benim içinde son derece önemli bir konu. ). Bizde burada, Model kelimesinin yanına modern kelimesi de katıyoruz. MODERN- MODEL ilişki.

 

       Hüssein Barack Obama mecliste konuşmağa devam ediyor. ( Bu sabah Atatürk’ün mezarını ziyaret ettim. Ama Atatürk’ün yaşamına ait en büyük anıt mermerden inşa edilemez. Kendisinin bırakmış olduğu en büyük miras, Ülkenizin CANLI LÂİK DEMOKRASİSİDİR. Ve bu mecliste bunun devamını sağlamaktadır. Biz, demokrasidedevrimciler, kardaşım karındaşım Hüssein Barach Obama’nun bu sözlerine SAĞLAMALIDIR DA kelimesi ile katkıda bulunmak isteriz.

 

       Ziyaretin ikinci durağı kıtaları, kültürleri, uygarlıkları ayıran değil, aksine kıtaların,kültürlerin, uygarlıkların buluşup kaynaştığı  İstanbul ve Bosphorus dedikleri İstanbul Boğazı oldu. Burada Üniversite öğrenicileri ile konuşurken Avrupa’ya, Avrupa Birliğine ve tüm dünyaya verdiği açık, yalın, mesaj çok çarpıcı ve sarsıcı idi. Eğer Anadolu  askerleri NATO içinde çarpışıp, canlarını vererek Avrupa Birliği insanlarının hayatlarını koruyorsa, Neden Anadolu kayısısı Avrupa Birliği ülkelerinde satılamasın ? Ve neden dolayı yaratıcı ve çalışkan Anadolu halkları Avrupa Birliği ülkeleri içinde serbestçe dolaşamasın ?      Biz burada, kardaşımız, karındaşımız Hüssein Barack Obama’dan bir adım daha ileri giderek Anadolu halkları terim ve sözcüğünü kasten kullandık . Çünkü 10.000 yıldan fazladır Anadolu’da birbirleri ile karışıp harmanlanan Anadolu Halkları ayrılıkçı, ayrıştırıcı, dışlayıcı değil, tam tersine Avrupa Birliği halklarından daha çok, birleştirici, uzlaştırıcı ve kucaklayıcıdır. İstedik ki: Anadolu halkının bu çok güzel, bu köklü, bu tarihsel özellikleri iyi okuna. İyi biline.  Bu doğru, bu haklı eleştirilerden sonra, sanılmasın ki: Nicholas Sarkozy’nin de Angelâ Merkel’in de ve Diğer Türkiye karşıtlarının da yelkenleri uzun süre şişik kalabilir. Eğer tutumlarında ısrar edip, direneceklerse onları kendi halkları seçim sandığında  alaşağı edecektir. Çünkü halkların dürüstlük, çünkü halkların hak ve adalet duyguları, hak ve adalet anlayışları liderlerinkinden çok daha hassas  çok daha üstün ve çok daha kuvvetlidir.

       Aile sorumlulukları yüzünden, Barack Obama’nın 3 günlük gezisine katılamayan zarif, şirin ve güzel eşi,  kuzgûni siyah, Afrikan Amerikan Michelle Obama, Amerika da hiçte boş durmuyor.

       12 Mayıs,2009 günü Beyaz Sarayda düzenlediği şairler gecesinde, ( Beyaz Saray,  insanların aklından geçenleri özgürce söyleyebileceği bir yerdir.) Diyor.

        Aslında beyaz Saraya renk değişimi ile gelen bu gelişme, belki de Beyaz Saray tarihinde ilk defa Yepyeni ve çok gelişimci bir vizyondur.

        Gelişen zaman içerisinde, insanların edindikleri bilgileri toplumu ve dünyayı değiştirip, geliştirmek için kullanma çabalarına, sosyal bilimlerde, sosyolojide ( Bilginin siyasallaşması ) da denilir. Bilginin toplumu ve dünyayı değiştirip, geliştirmede kullanma çabaları aslında uygarlığın gelişmesinde en etkili ve en akılcı bir yoldur. Çünkü bu yolda bilim dışı hiçbir zorlama yoktur. Günümüzün, bilinçli yapılan civil dis-obedience = Sivil iteatsizlik eylemleri, Gren-peace eylemleri, eskilerin deyimi ile bazı izinsiz, ama haklı nümayişler bu yolun en güzel örnekleridir.

       Halil Turhanlının 6 Mart,2009 da yaptığı söyleşiye göre, gelişen teknoloji, gelişen sosyolojiye ayak uyduramayan kanunlar ile hukuk ve adalet sistemi eskiyince kanunları  çiğnemek te meşru hale gelir. Örneğin son 10 yılda Global warming=Küresel Isınma konusunda çok önemli ve yaşamsal bilgiler edindik. Dünya kamu oyunun, dünyanın etkili ve yetkili kurumlarının küresel ısınma konusunda  dikkatini çekmek için bazı bilinçli sivil iteatsizlik örgütleri ile green-peace eylemcileri zaman- zaman, dünyayı en çok ısıtan, en çok kirleten termik santralleri işgal edip, az bir zaman içinde olsa da, şarterleri indirip, üretimi durdurabiliyorlar. Açık denizlerde seyreden büyük tonajlı gemilerin önüne geçip seyrini durdurabiliyorlar. 3 Mart, 2009 günü  90 dan fazla sivil toplum örgütü bir anda Washington da caddelerde toplanıp trafiği durdurabiliyorlar.

       Bu hareketler ayni zamanda, eskiyen kanunları, eskiyen hukuk-adalet sistemini de değiştirip geliştirmeyi amaçlar. Amerikan hukuk sistemi bunu hoşgörü ile karşılar. Kanunlar ve sistem eskidiğinde Amerikan yargıçları mevcut eski kanunları değil, ileri sivil toplum örgütlerinin kurallarını uygular.

        Modern toplumda ve bugünkü yaşamımızda, modern insan gece yatağa girdiği zaman ( Ben bugün dünyayı değiştirmek için, ne yaptım?) Diye sormalıdır kendi kendine. Zaten, hemen, hemen dünyanın bütün toplumlarında, kanunlar ile hukuk ve adalet sistemi, teknolojik gelişim ile sosyal gelişimeyi en geriden izleyen kurumlardır. Geleceğin sosyologları Alwin Toffler ile Heidi Toffler’in Zenginlik Devrimi adlı kitaplarında yazdıkları gibi, devletin bazı kurumları 9 şeritli bir otoyolda en hızlı şeritte, saatte 160 kilometre hızla ilerlerken, hukuk ve adalet sistemi en yavaş şeritte, saatte ancak 1 kilometre hızla ilerleyebilmektedir.   

      Hüssein Barack Obama İstanbulda, 1500 yıllık Ayasofya’yı gezerken ve özellikle 500 yıllık Sultan Ahmet camisine girerken kapıda tek ayak üstünde ayakkabılarını saygı ile çıkarırken, bizim dindarlarımızdan ve özellikle de abdest alırken ayaklarını müritlerine yıkatan dindarlarımızdan çok daha fazla İslâm’a saygılı ve huuşu içinde görünüyordu.

 

      Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama’nın İslâm’a karşı bu derece saygılı duruşu, Amerika da Hiristiyanları kıskandırdı. Ve hatta bazılarında, Acaba Hüssein Barack Obama, ayni anda hem İslâm’a, hem de Hiristiyanlığa birlikte ibadet mi ediyor? Sorusunu doğurdu.

 

       Üstatlardan Yalçın Kaya’nın ( Batı’nın iki yüzü: Bağnazlık ve Tolerans ) adlı üç ciltlik kitabından öğrendiğimize göre, Eski Çok tanrılı Pagan Roma da, Ayni anda birden fazla dinde ibadet etmek sebestti.Yani Roma’da ayni anda, hem Yahudi,hem Hiristiyan, hemde Pagan olmak mümkündü. Roma’nın en büyük Tanrısı Jüpiter, diğer tanrıları da Roma’ya davet ederdi. Örneğin Roma Anadolu’ya da yerleşince, Anadolu’nun Kibele= Bereket Tanrıçasını da, kendi Tanrılarına kattılar.

 

       Vaktaki Roma’da Hiristiyanlık hakim oldu. Ayni anda iki dine mensup olmak yasaklandı. Yani eğer Hiristiyan isen, ayni anda başka dine de mensup olamazsın.

 

       Gerek İslâm’daki, gerekse de Hiristiyanlıktaki bugünkü uygulamaları din bilginlerine,din ulemalarına bırakalım.

 

       İki günde ülkemizden, rüzgâr gibi geçen, fırtına dibi esen Hüssein Barack Obama’nın hiç değinmediği çok önemli yaşamsal konu İslâm-Demokrasi uyuşmazlığı idi. İslâm’ın doğuşunda Yüce Allah’ın 99 veya 100 adı vardı. Yani İslâm’da her şeyde 99 veya 100 doğru vardı. Aradan geçen uzun yıllarda 99-100 olan doğru sadece bire indirildi. Onun için farklılıkları zenginlik sayan, çok çeşitlilik içeren demokrasi ile İslâm bağdaşamıyor. Kaynaşamıyor. Bunları bağdaştırıp kaynaştırmak ta yalnız Amerikan halkını değil, tüm dünya halklarını arkasına alan Hüssein Barack Obama’ya düşüyor.

 

            Bakınız Anadolu halkı binlerce yıldan beri, demokrasinin çok çeşitliliğini, Çok farklılığını Anadolu’ya özgü, ne veciz , ne güzel sözlerle ifade ediyor. HER YİĞİDİN BİR YOĞURT YEYİŞİ VARDIR.)

 

        / Bilimi sanatlaştırmak / Bilimi şiirleştirmek / Her BABAYİĞİDİN harcı değildir /.İşte böyle bir BABAYİĞİD / Gene bu topraklardan çıktı./

 

         1948 yılında Nazım Hikmet / Yine bu topraklarda / Yani Anadolu da / Ben içeri girdikten sonra / Dünya 10 defa döndü /.Güneşin etrafında / Diyerek / Hem bilimi / Hem Galileo ile beraber / Gökbilimi / Yani Astronomi yi / Nasıl sanatlaştırıyor ? / Nasıl da şiirleştiriyor ?/ Dünyada hali hazırda yaşayan / Ve dünyadan gelmiş geçmiş / İnsanlar içinde / Bilime en büyük katkıyı sağlayan / Galileo Galilei dir. / Bir insan Galileo'yu / Ve Galileo'nun dünyaya getirdiği yenilikleri bilmeden / Ot gibi yaşayabilir ama / Bir topluluk Galileo'yu bilmeden / Toplum dahi olamaz./

 

     Biz, demokrasidedevrimciler, bu çok zor misyonu, bu çok zor görevi üstlenecek kardaşım, karındaşım Hüssein Barack Obama’ya başarılar diyor, HAYDİ KOLAY GELSİN Diyoruz.

 

BARIŞÇIL KURANI-KERİM

SAVAŞÇIL HADİSİ ŞERİF: CİHAD

Kuranı-Kerim Allah kelâmı, Hadisi-Şerif Peygamber kelâmıdır.

 

     İşte göz açıp kapayıncaya kadar 2 ay çabucak geçti.

     Hüssein Barack Obama, Mısır’a hareket etmeden bir gün önce, Amerika’da şu gerçekçi sözleri söyledi. 1- Amerika’da 7 milyon Müslüman yaşıyor. İslâm’la bütün dünya iyi bir diyaloğ kurmalı. 2- İnançları ne olursa olsun, yıkanlar değil, yapanlar, inşa edenler, arkalarında kalıcı bir miras bırakırlar. 3- İslâm’ın modern dünya ile uzlaşamayacağını destekleyenlerle, tersine İslâm’ın ilerlemeye ayak uydurmasını her zaman bildiğini düşünenler arasında gerçek bir çatışma vardır.

      Bugün 4 Haziran,2009 KAHİRE buluşması başladı.Kahire konuşması, 4 Nisan ve 5 Nisan,2009  Ankara ve İstanbul’daki çarpıcı ve gerçekçi mesajların devamı,uzantısı ve genişletilmesi gibidir. Aslında Hüssein Barack Obama’nın Ankara- İstanbul’da başlatıp Kahire, El-Ezher Üniversitesinde sürdürdüğü konuşmalar, Kuranı-Kerim deki ayetlere dayanarak,  İslâm’ın barışçıl yanını ortaya çıkarması, Hadisi-Şeriflerdeki, özellikle de CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçıl, yani savaşı özendiren, cennetle ödüllendiren yanı arasındaki ikilemin, uyuşmazlığın varlığını ortaya koydu.

      Bizde, Hüssein Barack Obama’nın barışçı vizyonuna uyarak, El-Ezher Üniversitesinde bir doktora tezi başlattık. Adını da ( Kuranı-Kerim ile Hadisi-Şeriflerdeki İkilem ) koyduk. Değerli okuyucular, sayın izleyiciler sizde, Kuranı-Kerim’in yüzü suyu hürmetine,  bu tezimizi kabul eyleyin lütfen.

     Hem islâm, hem de, düşünür olmakla günah mı ,işliyoruz acaba ?.

        Bazı din Âlimlerinin dediklerine göre, Cenabı Hak şöyle buyuruyor: Düşünmeyen Müslümanlara göre, düşünen kâfirler, benim indimde daha makbuldür.

    Yok eğer yüce Allah, Cenabı-Hak DÜŞÜNÜN diye emir buyuruyorsa, geliniz,siyah insan,beyaz insan hep beraber birlik olalım. Beraberce hep beraber Kuranı-Kerimin MAİDE Suresi, 32 inci ayeti ile,Hazret Peygamberimizin CİHAD Hadisi-Şerifi arasındaki, gittikçe açığa çıkan, irdeleyip deştikçe de, belirginleşen çelişkiyi, ikilemi, uyumsuzluğu hep birlikte beraberce çözmeğe çalışalım.

     Biz Aksak Adalet ana bölümündeki bir yazımızda, Demokrasi ve insan haklarını incelemeğe çalıştık. Olaylara tarihsel gelişimleri içinde, bilimsel gözle baktığımızda, geçen zaman içinde, her şey, her nesne gibi, Demokrasi ve İnsan Haklarının da yavaş veya hızlı bir değişime, bir gelişime uğradığını görürüz. Kişisel farklılıklar, eşcinsel hakları ve eşcinsel evlilikleri dahil, tercihsel farklılıklar, Demokrasi ve İnsan Haklarının modern zamanlardaki kazanımları olmuştur.

     İslâm’ın başlangıcında Yüce Allah’ın 100 ayrı adı vardı. Bundan böyle de İslâm’da Yüce Allah’ın 100 ayrı adına uygun olarak, her şeyde, her konuda 100 doğru vardı. Aradan geçen uzun zaman içinde 100 doğru sadece bire indirgendi.Şimdi artık İslâm’da,her konuda sadece bir tek doğru var. Bunun içindir ki: Her konuda tek doğru barındıran İslâm,çok farklılık, çok çeçitlilik içeren Demokrasi ile uyuşamıyor. Bağdaşamıyor.

    Her ne kadar, adı açıkça konmamış olsa da, Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama’nın, Ankara-İstanbul-Kahire çabaları İslâm ile Demokrasi ve İnsan Haklarını bağdaştırma, uyuşturma çabalarıdır.

     Şu da bir gerçektir ki: Bilim bir sorunu çözerken, 10 tane yeni sorun yaratır. Bu bilimin doğasında vardır. Bilimin sonu gelmez. Bilimin sonu insanoğlunun sonu demektir. 

    Aslında burada yazdıklarımız,  bu çalışmanın yararlı ve faydalı olacağını umduğumuz bölümlerinden parçalar içermektedir.

    Siyah-Beyaz melezi ,Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama, Ankara’da şu çarpıcı gerçekleri ortaya koydu. 1- Dünyada sayıları bir milyar üç yüz milyonu bulan İslâmlar içinde, lâik-demokrasiyi gerçekleştiren tek ülkenin, nufusunun çok büyük çoğunluğu Müslüman olan Atatürk Cumhuriyetidir. 2- Atatürk Devrimleri, Rönessans ta denilen, YEPYENİ DOĞUŞUN, Batı aydınlanmasının 85 yıllık Atatürk Cumhuriyetinde, ve 600 yıllık Osmanlı tarihinde bir başlangıcıdır. Bu başlangıç ile birlikte Lâik ,Demokratik Atatürk Cumhuriyeti modern ve model bir batı ülkesi haline gelmiştir. 3- Dünyadaki bütün Müslüman ülkeler arasında, ve tüm Orta-Doğu halkları arasında batı aydınlanmasını gerçekleştiren tek ülke Atatürk Cumhuriyetidir.

      Tüm islâm ülkeleri ve Orta-Doğu halkları arasında kendi gelenek ve göreneklerini,   kendi dünya görüşlerini, kendi paradigmalarını sorgulayıp, bunlarla hesaplaşabilen tek ülke gene Atatürk’ün kurduğu lâik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetidir.

      Ankara konuşmasının ikinci çok önemli mesajı İslâm’a aitti. Ve aynen şöyle diyordu. Amerika Birleşik Devletleri İslâm’la savaş halinde değildir. Ve asla da olmayacaktır.

     Kahire konuşmasına bu sözleri tekrarlayarak başlayan Hüssein Barack Obama, konuşmağa devam ediyor.1- Amerika, insan güvenliğine tehdit oluşturan, şiddet, terör ve aşırılıklarla ,hür dünya ile bütünleşerek dur-duraksız,devamlı mücadele edecektir. Bu kötülüklerin, bu aşırılıkların İslâm’la bir bağlantısı, ilişkisi yoktur. Tam tersine İslâm, barışın tesis edilip kurulmasında önemli bir araçtır. Barışın çok büyük bir köşe taşıdır.

     2-Müslüman-Hiristiyan kırması Hüssein Barack Obama Kuranı-Kerimden üç yerde alıntı yapıyor. En önemli alıntı barışı savunan barış, barış diye haykıran MAİDE Suresinin 32 inci ayetidir. Ve aynen şöyle der: Her kim ki: Masum birisini öldürürse, bütün insanlığı ( mankind ) öldürmüş sayılır. Her kim ki: Birinin hayatını kurtarırsa, bütün insanlığın (mankind ) hayatını kurtarır.

     Din bilgilerine güvendiğim arkadaşlarımla beraber MAİDE Suresinin 32 inci ayetinin aslını bizim din kitaplarımızdan araştırdık. Bulduk. Din bilgini ve ilâhiyat profesörü Süleyman Ateş’in,( Kuranı-Kerim’in tefsiri ) adlı kitabından kelime,nokta ve virgüllerine sadık kalarak MAİDE Suresi 32 inci ayetini buraya aktarıyorum.

      ( Bundan dolayı İsrail oğullarına şöyle yazdık. Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki: Bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Kim de, onun hayatını kurtarmak sureti ile yaşatırsa, bütün insanlığı yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz, onlara açık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onlardan çoğu, yeryüzünde israf etmekte ( aşırı gitmektedirler.). Şimdiye kadar,hamdolsun,and içmek, andlaşmak gibi kelimeleri çok duyduk. Ama Kuranı-Kerim sure ve ayetleri Allah kelâmı olduğuna göre, cahilliğimize bağışlayın, Özellikle Yüce Allah’ın dilinden ANDOLSUN kelimesini hiç duymadık. İlk defa Süleyman Ateş beyefendinin Kuran tefsirinden öğreniyoruz.

      Diğer iki alıntı şöyledir.  

           A-   Yalan söyleme.

           B-   Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma.

     Bu iki nasihat ve emir diğer semavî dinlerde de vardır. Ama MAİDE Suresinin 32 inci ayetinde söylenen barışçıl emirler, sadece İslâm’a mahsustur. Hüssein Barack Obama’nın islâma bu barışçı yaklaşımı,Amerikan politikasının bir dönüm noktasını oluşturur. Ondan evvelki başkan, selefi, W.George Bush beklide 11 Eylül,2001, NewYork,Washington saldırıları etkisi ile, İslâm’a hep, CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçı gözü ile baktı. Çünkü bu menfur saldırıları gerçekleştiren, 3000 den fazla masum insanı öldüren 11 Müslüman genç, hem islâm bilimlerinde, hem de teknolojide  iyi öğrenim ve iyi eğitim görmüşlerdi. İslâm uğruna savaştıklarına, CİHAD yaptıklarına ve mükâfat olarak ta cennete uçacaklarına inanıyorlardı.

     Eski Cumhurbaşkanı W.George Bush dinsel Neo-con politikaların baskısı altında Neredeyse ağzından Cihada  Hiristiyanlıkta karşılık gelen Crusade= Haçlı seferlerini telâffuz ediyordu adeta.

    Hüssein Barack Obama, kökü korkuya dayalı bu Amerikan politikasını temelden değiştiriyordu. Ve ilâve ediyordu. 3- İslâm dünyası Avrupa da,  Rönessans ta denilen Batı aydınlanmasının yolunu açmıştır. Günümüzde, Fundamentalist=Kökten-Dinci de denilen, El-Kaide, Usame-Bin lâdin, Taliban, Hamas, Hizbullah, gibi aşırı uçlar, İslâm’a hep, CİHAD Hadisi-Şerifindeki savaşçı gözü ile bakıyorlar. Şiddet ve terör haykırıyorlar.

      Ne garip, ama ne güzel bir tesadüf,  rastlantıdır ki: Tam da, bu satırların yazıldığı günlerde,12 Haziran,2009 tarihinde, gazetelerde,  El Kaide Türklerden para yardımı istiyor. Diye haberler çıktı. El-Kaide’nin Usame Bin Lâdin’den sonra en etkili ve yetkili kişilerinden Mustafa Ebu El Yezid, bir internet sitesinde,Türkçe olarak, Türk halkına tavsiye başlığı altında, yarı tehditkâr bir uslûpla CİHADA KATILIN çağrısı yapıyordu. Ve aynen şöyle söylüyordu: ( Eğer mücahitler para, silâh ve gıdasız kalırsa CİHADI sürdüremezler. Allahtan korkun ve malzeme bağışlayarak CİHAD’A katılın.) .Bekleyelim ve görelim ki: bu çağrı, bizim dindar kesimlerimizde ne yankı bulacak.

      Saygıdeğer başbakanımız, sayın Recep Tayyip Erdoğan da, yaklaşık 2-3 ay evvelki Avrasya şurasında yanlış anlaşılmaktan şu yürekten sözlerle yakınıyordu. ( Şehirlerinin kapılarında bilgi ve erdem yazan bir medeniyetin mensupları bugün  ölmek ve öldürmekle gündeme geliyorlarsa, bunda izah edemediğimiz bir yanlışlık olduğu bellidir. ).Sayın Başbakanım:  İsterseniz evvelâ bilgi ve erdem konusunu ele alalım. Sonra ikincisine geçelim. Kadim Yunanın ve dünyanın en bilge kişisi SOKRATES ( Bilgi Erdemdir.) Diyordu. Sokrates ten 2000 yıl sonra HAZRETİ ALİ, ( İnsanlar bir gün ölüp,yok olup gidecektir.Ama bilgi sahibi olanlar,bilgileri ile birlikte yaşayacaktır.) Diyordu.

     On yıldanberi de biz, sitemizde Savaşın Tek Onurlu Yanı Savaşa Karşı Savaşmaktır. Kalem kılıçtan keskindir. Diye yazıyoruz. İzah edemediğimiz yanlışlığa gelince, Saygıdeğer başbakanım, sayın Recep Tayyip Erdoğan, bizim naçiz kanaatimize göre: Bu yanlışlığın altında Kuranı-Kerimde,tam metni,tam meali,yukarıda açıklıkla yazılan, barış kokan, barış haykıran MAİDE Suresinin 32 inci Ayeti ile ,savaş çağrıştırabilen Cihad Hadisi-Şerifi arasındaki ikilem,çelişki ve uyumsuzluk yatar. Âlimi- Ulemamız şimdiye kadar bu ikilemi çözmedi. Ya da çözemedi. Baba yanı Müslüman olan Hüssein Barack Obama, İslâm’ın barışçı yanını araştırırken, bu ikilem de ortaya çıktı. Belki de, bu ikilemi çözmek bu siyah derili insana nasip olacak.Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan, Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin saygıdeğer başbakanı olarak, geliniz , siyah derili bu mütevazi insana sizde yardımcı olunuz lütfen.

     Hüssein Barack Obama Kahire,El-Ezher Üniversitesindeki konuşmasına devam ediyor. 4- Amerika Birleşik Devletlerinin İsrail ile güçlü bağı devam ediyor. Ancak, Filistin halkının da devlet kurması gerekir. Filistinliler de şiddete son vermelidirler. Hamas ta seçim sandığına bağlanmalı. Şiddetten vazgeçmelidir. Benim Amerika Birleşik Devletlerinde, kırbaçla çalıştırılan köle atalarım eşitlik haklarına şiddet yolu ile ulaşmadılar. Arap-İsrail çatışması, Arap halklarının dikkatini diğer sorunlardan uzaklaştırmak için kullanılmamalıdır. 5- Amerika Birleşik Devletleri hiçbir devletin nüklear silâha sahip olmadığı bir dünya arayışına bağlıdır.Ve İran da dahil,her ülke, nüklear silâhların proliferasyonunı= yayılmasını önleme anlaşmasına uyduğu takdirde, barışçıl nüklear güce ulaşma hakkına sahip olmalıdır. 6-Halkın tamamına karşı saygılı bir biçimde hüküm sürdükleri sürece, bütün seçilmiş barışçıl hükümetler meşru ve demokratiktir.Bizim, sitemiz de 10 yıldır savunduğumuz demokrasi tarifi ise,  bir adım daha ileridir. Demokrasi,  çoğunluğu azınlığa, azınlığı çoğunluğa ezdirmeden, barış içinde, bir arada mutlu yaşatma sanatıdır.7-Bütün dinler ve inançlar, hiçbir baskı altında kalmadan özgürce barış içinde,  bir arada yaşamalı ve uygulanmalıdır.8- Kadınlar eşitlik için erkeklerle ayni tercihleri yapmalı. Hayatlarını ve kıyafetlerini kendi geleneklerine, kendi düşüncelerine göre seçmelidirler. 9-Her ülke, gençlerini yaşamda ve zenginlikte 21 inci yüzyılın getirdiği yenilik ve teknoloji ile donatmalı. Her ülke gençleri gelişmenin motoru olmalıdır.10- Geçmişe bağlanıp kalınmamalı geleceğe bakmalıdır. Bizim de yazdığımız gibi, geçmiş ve tarih, katı ve donmuştur. Hiçbir insan, tarihini ve geçmişini değiştiremez. Gelecek ise VİSCOSE yani akışkandır. Her insan, geçmişine ve şimdiye bakarak geleceğini değiştirebir. Geleceğini şekillendirebilir. Geleceği şekillendirmek te gençlerin en büyük görevidir.

      Mısır ziyareti ve El-Ezher Üniversitesindeki misyonunu bitiren Hüssein Barack Obama hemen ertesi gün Almanya ya geçti. Almanya başbakanı,Şansölyesi Angelâ Merkel ile birlikte Yahudi soykırımını simgeleyen BUCHHENWALD Yahudi toplama kampını ziyaret etti. Çok üzüldü.Ve duygulandı. Ve ardından ilâve etti. İran Cumhurbaşkanı Ahmedî Nejad ta bu kampı ziyaret etmeli dedi.

      Hüssein Barack Obama’nın ertesi günkü Paris ve Fansa ziyareti ise, bütün dünya açısından ve özellikle bizim açımızdan çok daha enterasan, çok daha heyecan verici idi. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile karşı karşıya duran üzgün ama, kendinden  emin kararlı duruşu yoruma gerek bırakmayacak kadar açık, net ve açıklayıcı idi.

           

  

  

      Sayın başbakanım, Saygıdeğer Recep Tayyip Erdoğan, 

 

       Lâik-Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olarak lütfen sizde, 2004 yılında heyecanla başladığınız hızlı reformlara, gene ayni şevk ve hızla devam ediniz de, ilerleyin, ilerleyin, bize, dünyaya, islâma ve Avrupa Birliğine yardım etmek için çırpınırcasına çalışan bu mütevazi insana sizde yardımcı olunuz. Şimdiden teşekkür eder. En derin hürmet ve saygılarımızı sunarız.

      Ülkemizde ve dünyada olaylar öylesine büyüyor, Öylesine hüzünlü, öylesine karmaşık hale geliyor ki: Her gelen yıl, giden yılı aratır hale geliyor. 2009 yılının bahar aylarında, ülkemizin halî-pülmelâline, ahvalî-umumiyesine, yani görünüşüne, yani genel görütüsüne baktığımız zaman, hiçte iç açıcı manzaralar göremiyoruz.

      Bir tarafta, yanlış ya da doğru, kasıtsız yada maksatlı ERGENEKON diye adlandırılan, devleti demokrasi dışı yollardan ele geçirme girişimlerine açılan davalar, dalga-dalga yayılırken, ve daha şimdiden 12 inci dalgaya ulaşırken, gece, sabaha karşı evlerin basılarak insanların gözaltına alınıp sorgulanmaları, tutuklanmaları, hapishanelere gönderilmeleri, ateş düştüğü yeri yakar misali insanları üzerken, insanlara derin acılar çektirirken, insanları feryat ettirirken, bir taraftan da toplum vicdanında akılcı veya duygusal tepkiler oluşturmaktadır.

      Diğer yanda da, ülkenin dört bir yanında, açılan ve kazdıkça büyüyen çukurlardan çıkan üzerleri naylon muhafazalara iyice sarılmış gömülü silâhlar, patlayıcı maddeler, bombalar, bubi tuzakları, el-bombaları, mermiler, mühimmat ve cephanelikler mantar gibi artıyor.  Her geçen gün yenilerine yenileri ekleniyor. Bizim yeraltımız adeta cephaneliğe dönüyor. Bazı yazar-çizerler, bazı düşünürler diyor ki: Eğer bu silâhlar, bu cephanelikler buralara birileri tarafından çatışma yaratmak, çatışmalarda kullanılmak veya satılmak için gömülmemişse, Hüdai-nabit demektir.

      Bir taraftan da, ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan kazılardan, işkence aletleri, hayvan ve insan kemikleri çıkıyor.

     Gelişen bu korkunç ve çelişkili olaylar, insanı öylesine korkutuyor, öylesine şaşkına çeviriyor ki: İnsanın durdurun dünyayı inecek var. Diyeceği geliyor.

     Çinliler, bir insana intizar etmek istedikleri zaman, yani beddua etmek istedikleri zaman ( Dilerim ilginç zamanlarda yaşarsın . ) Derlermiş. Bize kim intizar etti ? Bize kim beddua etti ? Bilemiyoruz amma, işte,  bizde şimdi ilginç zamanlarda yaşıyoruz.

     Aslında bilimsel ve tarihsel açıdan bugün içinde yaşadığımız acı ve talihsiz olaylar, Ülkemizde Tanzimat’tan beri,150 yıldan fazladır yaşanan İLERİCİ-GERİCİ çatışmasının, en korkunç, en acımasız uzantısıdır. Umalım. Ve hep birlikte çalışalım ki: Ülkemiz ve hepimiz için can alıcı olan bu çatışmada İLERİCİLİK üstün ve galip gelsin. Çünkü ancak bu yolla Atatürk’ün bize hedef gösterdiği çağcıl, çağdaş uygarlık düzey ve seviyesine ulaşabiliriz.

     Ayvalık mezarlığında gömülü, Güney-Doğu Anadolu’da PKK ile çarpışırken ölen Ayvalık’lı bir askerin mezar taşında aynen şöyle yazıyor. ( Amansız bir savaşta / Canımı verdim vatana / Acımı / Anama, babama, kardaşlarıma /).

     Bu çatışmalar, eğer savaş ise, çatışan iki taraf içinde, kayıpları pek çok amma, kazananı hiç olmayan aptal savaşlardır.

     Zaten biz 10 yıldan beri yazıyoruz ki: Savaşın tek onurlu yanı, savaşa karşı savaşmaktır

     Bu ahval ve şerait içinde, işte 24 Nisan, 2009 geldi. Ve çattı. Hüssein Barack Obama da uzun zamandan beri beklenen demecini, yazılı olarak verdi. Hüssein Barack Obama, 1915 olaylarını taraflar için BÜYÜK FELÂKET olarak tanımladı. Demecin hemen ardından, bizim iktidar ve muhalefet liderlerimiz, Amerika da ki ermeni lobisi, Ermeni diyasporası, bazı Ermeni liderleri hep bir ağızdan Hüssein Barack Obama’ya veryansın ediyorlar. Bunlar haalâ farkında değildirler ki: Siyah adam, beyaz adamın önüne geçti. 1915 yılında yaşanan trajik olaylar, taraflar için, BÜYÜK FELÂKET değil de, büyük düğün, büyük bayram, büyük şenlik ve şölen mi idi Yani ? Allah Aşkına!!

      Olaylara bilimsel gözle, serinkanlı, sağ duyulu bakıldığında belki de bunlar doğal ve normal karşılanabilir. Çünkü, çatışan taraflar, her zaman duygusaldırlar. Keseri hep kendilerinden yana yontarlar.

      Karar verme durumunda olanlar ise çoğu zaman, akıl, mantık , aklıselim ve vicdan ile konuşurlar. Ve de tarafsız olurlar. İşte bu tarafsız karar da, Siyah insanın neden beyaz insanın fersah fersah önüne  geçtiğini açıkça gösteriyor.

 

Dr. Hasan HORTO

 14.Nisan.2009

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET