|
|
U Y G A R L I K A Ş A M A
LA R I - M
A Ğ A R A U Y G A R L I
K Ç A Ğ I
*
THE LEAPS OF THE
CIVILISATION LES ETAPES DE
CIVILISATION
Dünyada maymundan insana
dönüşümü gösteren en eski ve
en ilkel insan iskelet
kalıntıları son yıllarda
kara Afrikasının
Kenyasında,Mısırdan
Mozambike kadar
6000 kilometre
boyunca uzanan, Rift
vadisinde
bulundu. Bu iskelet
üzerindeki ve bu vadideki
çalışmalar uzun zamandanberi
hala devam etmektedir. .
Hatta burada bir Türk
arkeoloğu da birlikte
çalışmaktadır. Karbon
çalışmaları ile hayvandan
insana dönüşüm özellıklerini
sergileyen bu ilk insanın
günümüzden 250.000 yıl önce
yaşadığı hesap edilmiştir.
Bilginlere göre ve
feylezoflara göre insan
demek sosyal hayvan demektir.
Araştırmalar
gösteriyorki:İlk insan
Afrikada doğmuştur ve
Afrikadan dünyanın diğer
kıtalarına yayılmıştır. Yine
bazı feylezoflara göre zekâ
demek:
( Birbirinden ayrı,
bağımsız gibi görünen
olaylar arasında bağlantı
kurabilme kabiliyetidir ).(
The intelligence is the
ability to be able to make
connection between th
eevents which seemingly
appears separated from each
other ).NEWTONa
gelinceye kadar milyonlarca
belkide milyarlarca insanın
başına elma düşmüştür. Amma
bunlardan hiçbiri elmanın
düşüşü ile yer çekimi
arasında bağlantı
kuramamıştır. taa ki:
Newtonnun kafasına
düşünceye kadar. Archimete
gelinceye kadar da,
kayıklar,insanlar sularda
yüzmüş ama hiç kimse yüzme
ile suyun kaldırma kuvveti
arasında bağlantı
kuramamıştır.taa ki:archimet
hamamda yıkanırken kurnadaki
suda hamam tasının yüzdüğünü
görüp buldum!!buldum!! diye
çıplak vaziyette hamamamdan
sokağa fırlamasına kadar.
Zekâyı geliştirmek
için okullarda, özellikle
ilk okullarda çeşitli
bilmeceler oluşturulur ve
çocuklara
sorulur.Bilmecelerde amaç
insanları nesneler,cisimler
ve olaylar arasında ilişki
kurmaya zorlamaktır.Bu
ilişkiyi kurmağa çalışan
insan beyni ve zekâsı
zorlanmadan gelişir.
Bu konuda Istanbul ilimizin Silivri ilçesi,Seymen köy
gurup okulunda çocuklara
sorulan iki güzel bilmeceyi
buraya almak isterim.Beş
buçuk yaşındaki küçük
torunum Hasan Ali
Sinangilin arkadaşı Kenan
Seymen köyünde oturmakta ve
bu bölgedeki okulun ikinci
sınıfında okumaktadır.Birgün
bize okulda öğrendiği iki
bilmece sordu.Birinci
bilmece ( kaftanı
siyah,mintanı sarı,yüzü
buruşuk kocakarı?).ikinci
bilmece ( 10 ay toprakta
yaşar,iki ay fenerini yakar,
etrafa bakar?).Biz büyükler
birbirimize baktık.Sonunda
cevapları da Kenan
söyledi.Üzerinde düşündükçe
çok beğendiğim bu iki
bilmeceyi ben arkadaşlarıma
sordum.Arkadaşlarım arasında
hakimler,doktorlar,emekli
valiler,albaylarve ordular
yetiştirmiş.ordulara kumanda
etmiş şanlı generaller de
vardı.Onlarda birbirlerine
baktılar.Oysaki:iki
bilmecede de
nesneler,cisimler vede
olaylar arasında gayet
güzel,gayet çarpıcı ilşkiler
vardı.Bu güzel bilmecelerle
çocuklarımızın zihinlerini
çalıştırıp zekâlarını
geliştirmeğe uğraşan
Seymenler köy gurup
öğretmenlerimizi yürekten
kutluyorum.Ne varsa genç
kuşaklarda,gelecek
kuşaklarda var.Umarım çok
yakında, Avrupa Birliği ve
dünya ile birleşip
bütünleşecek ülkemizin bu
topraklarında yakın
gelecekte yeni
Nevtonlar,yeni Archimetler
doğacaktır.Birinci
bilmecenin
cevabı:kestane;ikinci
bilmecenin cevabı da:ateş
böceği idi.
Bazı feylezoflar
demokrasiyi örgütlü halk
olarak tarif ederler. Ben
modern çağlarda ve günümüzde
şöyle tanımlıyorum
demokrasiyi ( Demokrasi ,
azınlığı çoğunluğa,
çoğunluğu azınlığa
ezdirmeden barış içinde
birarada mutlu yaşatma
sanatıdır. )Bu sanata, bu
beceriye sahip olmayanlar
katiyen ülke yönetmeğe talip
olmasınlar;ülke yönetimine
soyunmasınlar;Çünkü
kendileri felakete
sürüklendikleri gibi ülke
halklarını da felakete
sürüklerler. Tarih sanki
böyle felaketlerin moloz ve
mezarlığı gibidir. Bu moloz
ve mezarlıktan ders ve ibret
alsınlar.
Afrika vadi ve
çöllerinde evrimle oluşan
ilkel insan atalarımız,
onlarında ataları
maymunlarla birlikte uzun
yıllar, yüzyıllar. bin
yıllar afrika çöllerinde,
vadilerinde amaçsız
dolaştılar. Oradan diğer
kıtalara da yayıldılar
Vaktaaki: insan , yanında
dolaşanlardan farklı olarak
zekası olduğunu farketti ve
bunu kullanmak ihtiyacını
duydu işte o zaman
insanoğlunun uygarlık
serüvenleri başladı. . İlk
aşama:
1- MAĞARA UYGARLIK
ÇAĞI: Mağara
aşaması:civilisation of the
cave=civilisation de
caverne:Soğuktan korunmak
isteyen insanoğlu bunun için
en müsait yerin mağaralar
olduğunu buldu ve o
dönemlerde en ılımlı, en
mahfuz ve en emin olan
mağaralara yerleşti. Neslini
mağaralarda sürdürdü.
Gündüzleri mağaradan çıkıyor
doğanın kendiliğinden suduğu
gıdaları topluyor. karnını
doyuruyor. Bir kısmını da
mağarada büyüttüğü
çocuklarına getiriyor. Akşam
olunca da tıpkı bugün bizim
modern evlerimizde
yaptığımız gibi ailesi ile
birlikte mağaraya
çekiliyordu. İlkel insan
mağara döneminde taşları
yontarak bazı aletler de
geliştirdi. Bu ilkel aletler
ot ve etobur olan insanın
avlanmasına yönelik idi.
İnsanoğlu fiziksel
ihtiyaçlarını karşıladıktan
yıllar sonra gene mağarada
sanat faaliyetlerİne de
yöneldi.
UYGARLIK AŞAMALARI
yazımızı, yaklaşık 3-4 yıl
önce yazdık.2006 yılının
Ekim ayına
geldiğimizde,Profesör Alvin
Toffler ve eşi Heidi
Tofflerin ZENGİNLİK DEVRİMİ
adlı kitabı yayınlandı.Daha
evvel,profesör Alvin
Tofflerin(şok ve şoklar )
ile, ( üçüncü dalga )
kitapları ve gene eşi Heidi
Toffler ile birlikte
yazdıkları, ( Yirmibirinci
Yüzyılın Şafağında Savaş ve
Savaş Karşıtı Güçler )
kitaplarını okumuş,çok
yararlanmıştık.Zenginlik
Devrimi,bu üç kitabın çok
daha faydalı ve çok daha
zengin bir devamı
oluyor.Şimdiye kadar
bilmediğimiz,ama bu kitaptan
öğrendiğimiz bazı faydalı
bilgileri,buraya aktarmakta
büyük yarar görüyoruz.Mağara
uygarlık çağından evvel ve
mağara uygarlık
çağında,binlerce ,onbinlerce
yıl,insanlar,kuşaktan kuşağa
bilgi aktarmak için,son
derece sınırlı araçlara
sahipti.Ağızdan ağıza
aktarılan hikâyelerin
dışında,giderek
tutarsızlaşan bir
şekilde,çoğu bilgi,ölen
herşey ve kaybolan her
kuşakla birlikte yok olup
gitti.Tutarlı aktarımlar
bile,tekrar,tekrar ayni
hikâyeleri anlatıp duruyordu.
35.000 yıl önce
yani,atalarımız mağarada
yaşarken,İnsanlık
için,uygarlık için muazzam
bir buluş gerçekleşti.
İsimsiz bir dahi atamız,
belli bir olayı,kişiyi,ya da
nesneyi EZBERLEMEK için,ilk
PİKTOGRAFI veya
İDEOGRAFI,bir taşa,bir
duvara,çok
muhtemeldirki,mağara
duvarına kazıdı.Bu büyük
noktadan sonra,bilgiler
insan beyninin dışında
anılar,harici kaynaklara
kaydedilir oldu. Binlerce
yıl
sonra,kütüphanelerin,indekslemenin
ve matbaanın bulunması ile
DEVASA adımlar atıldı.
Mağara duvarlarına
şekiller, resimler çizdi.
İnsan uygarlığında mağara
dönemi en uzun dönemdir.
Antropoloğlar mağara
devrinin 40.000 yıl
sürdüğünü hesaplıyorlar. .
1970 li yılların
başlarında dünyayı araştıran
Amerikalı gezginler,
Filipinler de binlerce
vahşi ada içinde sarp vadi
ve yarlarla çevrili bir
adaya girmeyi
başardıklarında gördükleri
kendilerini çok şaşırttı.
İnsanlık yaratıldığındanberi
bu adaya hiç kimse
gelememişti ilk gelenler
kendileri idi ve orada
yaşayan insanlar çırıl
çıplak 10. 000 - 20. 000 yıl
evvelki mağara devrini
yaşıyorlardı. Birbirleri ile
birkaç kelimeden oluşan bir
dille, daha çok işaretle
anlaşıyorlardı O adaya bir
helikopter inince
helikopteri gören bir yerli
görmeyen bir yerliye
helikopterin üst pervanesin
elini havaya kaldırıp füüf
diyerek ve eliyle havada
daireler çizerek anlatıyordu.
Kendisinin fotoğrafı
çekildiğinde sol elini
açarak sol gözünün üzerinde
fotoğraf makinesinin ve sağ
eli ile de tit tak, klik
sesi çıkartarak fotoğraf
çekme işlemini taklit
ediyordu. Araştırmacılar alt
taraflarında birşeyleri
sarkarak, sallanarak,
çırılçıplak mağarada hep
beraber, birlikte yaşayan,
atalarımıza ait bu ilkel
aile ve kabileyi derhal
koruma altına alıp
geçmişimizi araştırmaya
koyuldular. Bu adalı
insanlara da bir ad koydular.
TASADAYler dediler.
TASADAY'lere ondan sonra hiç
insan yanaşamıyacak
TASADAYler oldukları gibi
bozulmadan muhafaza edilip,
koruma altında olacaklardı.
mevcut yaşam sitillerini ve
beslenme alışkanlıklarını
muhafaza ederek geçmişimize
ışık tutacaklardı. Umarım
TASADAY'ler modern insanın
saldırılarına uğramadan
hayatlarını muhafaza
ediyorlar ve geçmişimiz
hakkında bize bilgiler
sağlıyorlar. Herhalde bu
bilgiler internetin
TASADAYlerle ilgili
sitelerinde segileniyorlar.
Benim henüz bu sitelere
girip araştırma fırsatım
olmadı. Fırsatı olanlar
girsin araştırsınlar.

İşte Filipinler de, kimsenin
giremediği, balta girmemiş,
yağmur ormanları ile kaplı
Mindanao
adasında, halâ
aynı şekilde yaşayan, MAĞARA
ATALARIMIZ..

2- TARIM UYGARLIK
ÇAĞI: Profesör Alvin
Toffler ve Heidi Tofflerden
öğrendiğimize göre:İnsanoğlu
Mağara Uygarlık çağını
yaşarken,Einstein adı
verilen,akıllı bir
insan,muhtemelen bir kadın
atamız, ilk tohumu toprağa
verdiğinde,ilk gerçek
zenginlik sistemi ve
UYGARLIK DOĞDU. İlk tohumun
toprağa verildiği
yerin,coğrafi
olarak,bugün,Türkiye
Cumhuriyeti sınırları
içinde, KARACADAĞ
yakınlarında olduğu
sanılıyor.
Tarım aşaması:The leap of
the agriculture=Le etape de
agriculture: 40. 000 yılını
mağarada geçiren insanoğlu
mağara dışındaki topraklarda
bitkiler yetiştirip üretmeyi
öğrenince tarım devrimi
doğdu. Artık insanlar
toprağın kendiliğinden
sunduğu ürünlerle yetinmeyip
toprağı işliyerek kendi
ihtiyaçlarını kendileri
yetiştiriyorlardı. Böylece
de toprak , en önemli ve o
dönemde , yegane üretim
aracı oldu. Toprağa sahip
olmak üretim araçlarına ve
dolayısı ile zenginliğe
sahip olmak demekti. Toprağa
sahip olmak istek ve hırsı
da mülkiyet hakkını doğurdu.
o mülkiyet hakkı ki gelecek
günlerde, uğruna bireysel
kavgalar ve savaşlar
doğuracaktı. İnsanın tarımı
öğrenmesi ile birlikte
insanlar göçerlikten
yerleşik düzene geçmeğe
başladılar. Göçerlik
döneminde insanlar
konuçlanıp çöreklendikleri
yerlerdeki bitkileri
bitirince pılı pırtılarını
toplayıp başka topraklara
göçediyorlardı taa
ki:orasını da tüketene kadar
sonra ha babam başka
topraklara. Tarımı
öğrenenler karınlarını
doyurmak için artık başka
topraklara gitmiyorlar.
İhtiyaçlarını bulundukları
toprakları ekip biçerek
sağlıyorlardı. İnsanoğlunun
tarım aşaması dediğimiz
FEODALİTE döneminde yegane
üretim aracı olan
toprakların mülkiyet
ilişkilerini düzenleyen
şehir devletleri,
derebeylikler ve
derebeyliklerin
birleşmesinden doğan
imparatorluklar doğdu.
Göçerlikten yerleşik düzene
geçmek herzaman kolay olmadı.
Bazı göçerler hallerinden
memnundular. Yerleşmek
çalışmak toprakla uğraşmak
istemiyorlardı. Orta Asya
göçer Türklerin atası
sayılanTuğrul bey şöyle
seslenıyordu göçerlerine (daim
göç edeler, oturak olmayalar).
Oturak göçer türklerin
yerleşik Türkler için
kullandıkları hakaret anlamı
taşıyan aşağılatıcı bir
sözdü. Yerleşik düzene
geçmiş ve özellikle de
Abbasilerin Horasan valisi
KUTEYBE tarafından kılıç
zoru ile İslam olmağa
zorlanmış Türkler ise
ataları olan Şaaman göçer
türklere de ıyi gözle
bakmıyorlardı hernekadar
KUTEYBE tarafından kılıçla
islama zorlanmış olsalarda
Tarihler
KUTEYBEden Türk kasabı
olarak bahsederler. İlk
müslüman olanlar
KARAHANLILARdı.
Kaşgarlı Mahmut çok ünlü
divanı lügatı Türk
kitabında ataları olan
şaaman Türklerden şöyle
bahseder. ( Allah tanımaz
kahrolası kafirler: nerede
bir ulu ağaç görseler ona
Tanrı derler;nerede büyük
bir dağ görseler ona da
Tanrı derler). Uygarlığın
tarımsal aşaması uzun sürdü
10. 000 yıl sürdü. Bu
dönemin devlet şekilleri
şehir devletleri
derebeylikler ve
derebeyliklerin
birleşmesinden oluşan
imparatorluklardı.
Derebeylerin gücü yıkılmaz
sanılan kale ve şato
duvarlarından gelirdi.
Barutun icadı ile yıkılmaz
sanılan derebeylikler ve
kırallıklarda yıkıldı.
3- ENDÜSTRİ
UYGARLIK ÇAĞI: Sanayi
devrimi:The revulution of
endustrie=La revulution
endustrielleBarutun ve
özellikle buharın bulunması
tarım devrimini sona erdirip
sanayi devrimini
başlattıSanayi çağında
zenginlik kaynağı toprak
yerine burjuvanın sahip olup
çaliştırdığı fabrikalardı.
Sanayi döneminde ve
özellikle 1789 Fransız
devrimi ile dünyaya ulusal
devlet modelleri hakim
olmağa başladı. Özellikle
ondokuzuncu yüzyıl ulusal
devletler çağı olmuştur. Bu
dönemde hakim ve öncü sınıf
zenginliği yaratan fabrika
ve sermayeyi elinde tutan
burjuva sınıfıdır. Yirminci
yüzyıla halk ve sınıf
devletleri damgasını
vurmuştur. Halk ve sınıf
devletlerinin kuruluşunda
emek ve işçi sınıfı önder
olmuştur. sanayi, endüstri
çağı dört yüzyıl sürdü.
4- BİLGİ UYGARLIK
ÇAĞI:
Yirminci yüzyılın ikinci
yarısında,1956
yılında,Amerika Birleşik
Devletlerinde ve dünyada ilk
defa,beyaz yakalı
çalışanların,beyaz yakalı
emekçilerin,yani büro
çalışanlarının,tabir
caizse,fikir işçilerinin
adedi,mavi yakalı
çalışanları, kol
emekçilerini,yani kol emeği
ile çalışan işçileri
geçince,ilk defa Amerika
Birleşik Devletlerinde ve
sonra da,dünyada BİLGİ
UYGARLIK ÇAĞI başladı.
Bilgi uygarlık çağı kendisi
ile birlikte,devasa
teknolojik yenilikler,yeni
üretim araçları ve yeni
üretim biçimleri getirdi.
1956 yılında, Amerika
Birleşik Devletlerinde,Beyaz
yakalı çalışanların mavi
yakalı çalışanları bir
geçtiği zaman dünyada
başlayan Bilgi Uygarlık
çağı,çok kısa sürede
meyvelerini de vermeğe
başladı.Bu meyvelerin en
verimli ve beklide en
bereketlisi,hızla gelişen
bilgisayarları çok sıklıkla
kullanan beyaz
yakalıların,yine dünyada ilk
defa tüketirken üretici
durumuna geçmeleri oldu.Bu
becerikli kişilere ÜRETEN
TÜKETİCİLER denildi.Böylece
beyaz yakalılar küresel
ekonomiye Amerikalıların
free meal dedikleri bedava
yemek pastası sundular.
Bedava yemek, free meal
küresel ekonomiye hiçte
küçümsenemiyecek bir katkı
sağladı.Bu yolla küresel
ekonomi tüketildikçe
azalmadı.Aksine tüketildikçe
büyüdü.
Ekonominin ilk bakışta
paradoks ve çelişki gibi
görünen bu iniltisi,
Profesör Heidi ve profesör
Alvin Toffler lerin son
kitapları ZENGİNLİK
DEVRİMİNDE çok güzel
anlatılmıştır.
Bilgi uygarlık çağından
yaklaşık yüzyıl önce,19 uncu
yüzyılın ortalarında,Karl
Marx,endüstri uygarlık
çağının doğuşu nedeni
ile,şöyle diyordu. (
eğer,mülkiyet
ilişkileri,ticaret
ilişkileri,sosyal-kültürel
kurumlar,yeni gelişen
teknolojiye ayak
uyduramazsa,yeni gelişen
teknoloji,yeni üretim
araşları,yeni üretim
biçimleri,eskiyen mülkiyet
ilişkilerini de,eski
sosyal-kültürel kurumları
da,kırar.Paramparça eder.Bir
kenara atar. )
Karl Marxın yüzyıl önce
bulduğu bu sav,nasıl
Endüstri Uygarlık çağında
geçerli ise,yüzyıl sonra
bugün ,Bilgi Uygarlık Çağı
içinde de geçerlidir.Eğer
günümüzde ,dünyada gelişen
olaylara yakından bakacak
olursak,bu bariz
değişiklikleri açıkça
görürüz.Bakınız profesör
Alvin Toffler ve Heidi
Toffler bu
olanları,zenginlik devrimi
adlı son kitaplarında nasıl
özetliyorlar.
01 Elektronik posta
mesajları,e-mail ler, bizi
bombardımana tutuyor.
02 Elektronik ticaret
hepimizi satıcı haline
getiriyor.
03 Şirket Megaskandalları
gazete başlıklarını işgal
ediyor.
04 İlâçların çok tehlikeli
olduğu sözleri dünyaya
yayılıyor.
05 Roketler Marsa
gidiyor.Tam inmesi gereken
yere iniyor.
06
Bilgisayarlar,yazılımlar,cep
telefonları,internet
bağlantıları sürekli hata
veriyor.
07 Küresel Isınma
hızlanıyor.
08 Genler ve kök hücreleri
başımıza olmadık sorunlar
açıyor. ( Bize göre ise
başımıza sorun açmıyor.Tam
tersine,insanoğluna yeni
ufuklar getiriyor.Yeni
imkânlar sağlıyor. )
09 NANO kavramı
teknolojinin yeni kutsal
kâsesi haline gelmiş
durumda. ( Gene bize
göre,kutsal kâse olmak
yerine,NANO teknolojiler
geleceğimizi dahi
geliştirecek yenilikler
getiriyor. )
10 Los-Angelesin sokak
çeteleri Orta Amerika da kol
geziyor.
11 on üç yaşındaki
teröristler,Fransadan
Orta-Doğuya akın ediyor.
12 Londrada Prens Hanrry
bir nazi subayı gibi
giyiniyor.
13 Semitizm karşıtlığı
çirkin başını yeniden
gösteriyor.
14 AİDS Afrikada,bütün bir
ulusu ortadan kaldırıyor.
15 - Asyadan,kuş giribi
gibi bilinmeyen hastalıklar
dünyaya yayılma tehlikesi
gösteriyor.
Geçen Milenyumda,yaklaşık
yüzyıl önce,yani Endüstri
uygarlık çağının doruğunda,
endüstri uygarlık çağının en
büyük düşünürü Karl
Marx,Tarım uygarlık çağının
sembolü BALTA yı, TARİHİN
UYGARLIK MÜZESİNE
atmıştı.Yüzyıl sonra,1956
yılında,Amerikada,beyaz
yakalı çalışanlar,mavi
yakalı çalışanları geçtiği
zaman başlayan Bilgi
uygarlık çağı da,Endüstri
uygarlık çağının sembolü
olan,devasa diyebileceğimiz
büyüklükteki çelik yapılı
koca fabrikaları tarihin
müzesine attı.
Endüstri Uygarlık
çağında,Amerika Birleşik
Devletlerinden sonra,her
açıdan dünyanın en büyük
ikinci süper gücü olan
Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği,
haklı olarak,dünyanın en
büyük fabrikalarına sahip
olmakla,Uzay
teknolojisinde,Amerika
Birleşik Devletlerini dahi
geçmekle öğünüyordu.
Gelin görün ki: Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği,Amerikada 1956
yılında başlayan bilgi
uygarlık çağına ayak
uydurmakta,gereği kadar
hızlı
davranamadı.İçerisinde,uyum
sıkıntıları,sürtüşmeler,homurdanmalar
yaşamağa başladı.Zamanın en
büyük
politikacılarından,Başkan
Michael Gorbaçov,durumu
zamanında
görerek,sezerek,usta ve
akıllı manevralarla,bir
kişinin bile burnu
kanamadan,koskocaman bir dev
olan Sovyetler
Birliğini,müstakil ve
bağımsız Cumhuriyetlere
dönüştürmeyi başardı
Bilgi uygarlık çağının
dağıttığı endüstri devi
Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliğinden
doğan,Rusya,Ukrayna,Kazakistan,Gürjistan,Azerbaycan
gibi daha birçok
ülkedeki,dev çelik
fabrikalar sökülüp,hurda
demir olarak satışa
sunuldular.Ülkemizden, Ömer
Peşli arkadaşım gibi birçok
hurda demir tüccarı,Hürra
deyip,bu yeni doğan
Cumhuriyetlere
gittiler.Hurda demir olarak
satılan bu fabrika
parçalarını satın
alıp,ülkemize
getirdiler.Tatlı kârlar
sağladılar.Bu fabrika
parçaları da,HADDANELERE
yani hurda demir fırınlarına
atılıp,kalın veya ince
çubuklar halinde inşaat
demiri haline
sokuldu.Ülkemizde bum diye
patlayan inşaat sektöründe
kullanıldı.
Yukarıda 15 madde ile
özetlenen değişiklikler
yanında,Bilgi uygarlık
çağı,Üretim araçları,üretim
alanları,Sosyo-ekonomik
alanlarda da, getirdiği
yeniliklere uygun
olarak,köklü değişiklikler
yarattı.Birkaçını sayarsak,
I Çoğu ve ağırlığı
fabrikalar da olan,üretim
alanları,ofislere,evlere
kaymağa başladı.
II Endüstri çağının sembolü
olan,karı-koca ve iki
çocuktan ibaret olan,dörtlü
çekirdek aile yapısı
küçüldü.Bir çocuk ve daha da
yaygın olarak çocuksuz aile
sistemine geçildi.
III- Birçok insan,evlilik
yerine,evlenmeden bir arada
yaşamağa başladı.
IV- Kadın-erkek yerine,bazı
insanlar,erkek-erkeğe,veya
kadın-kadına yaşamayı
yeğlediler.
V- Birçok ülkede,kadın,kadın
ile,erkek,erkek ile evlenmek
için mücadele
başlatıldı..Bazı ülkelerde
de,bu mücadele başarıya
ulaştı. Amerikada,Gender
PAC cemiyetinin
lideri,erkekten dönme bir
kadın olan,Riki Ann Willeins
bakınız ne ilginç iddialarda
bulunuyor. ( insanları,
kimlik kartlarında,nufus
kayıtlarında,erkek, ya da
kadın olarak
tanımlamak,baskı anlamına
gelir.İnsan haklarına
aykırıdır. ).
VI- Endüstri devrinin klâsik
okul sistemi değişikliğe
uğradı. Zenginlik devrimi
yazarları
Tofflerler.Sosyo-ekonomik
kurumlarda,bilgi çağının
getirdiği değişiklikleri
uyum hızlarına göre,çok
geniş bir oto-yolda,değişik
şeritlerde giden
otomobillere benzetiyor.
a-
En hızlı şeritte,saatte
160 km.hız
ile giden şirketler ve iş
dünyası.
b -İkinci şeritte,140 km.
hızla giden,sivil-toplum
örgütleri.
c- Üçüncü şeritte,100 km.
hızla giden aile yapısı.
d-Dördüncü şeritte,50
km.hızla giden işçi
sendikaları.
e-Beşinci şeritte,40
km.hızla giden bürokrasi ve
düzenleme kurumları.
f-Altıncı sırada,15 km.
hızla giden,okul sistemi.
g-Yedinci şeritte,10
km.hızla giden,BM( Birleşmiş
Milletler),IMF (
İnternational Monatery
Fond)WTA ( World Trade
Organisation=Dünya Ticaret
Örgütü ve Evrensel Posta
Birliği.
h-Sekizinci şeritte,5 Km.
hızla giden,politik
kurumlar.Kongre,Beyaz
Saray,siyasi partiler.
i- Dokuzuncu şeritte,1 Km.
hızla giden Adalet sistemi.
Öğünerek söyliyebiliriz
ki:Tofflerlerin en yavaş
şeritte gösterdiği Adalet
sistemini bizde,sitemizin
AKSAK ADALET ana bölümünde,MANDADAN
AĞIR GİDEN ADALETİMİZ
olarak yazdık.Ve çok
eleştirdik.100 yıl süren
davalarımız olduğunu
söyledik.Demek
ki:Adalet,yalnız bizde
değil, her ülkede,devrimleri
ve yenilikleri en arkadan
izler.Ama Bizde,biraz daha
arkadan ve
yavaştan gider.
1956 yılında başlayıp hızla
gelişen Bilgi uygarlık
çağına uymakta yavaş
davranan,bu yüzden
de,dağılan,endüstri uygarlık
çağının devi,Sovyetler
birliği yanında,Amerika
Birleşik Devletlerinde de,
bazı şehirler,en ağır
endüstriyi kurmuş olmalarına
rağmen,yeni bilgi çağında
geri kaldılar. Bunların en
göze çarpanı,endüstri
uygarlık çağının en önemli
şehirlerinin başında
olan,Cleveland gelir.Bugün
Cleveland,Amerikanın en
kötü büyük şehri olarak
anılıyor.Binaları ve
mağazaları, yıllarca biriken
duman ve kötü havayı
taşıyor. Amerikanın diğer
bölgeleri,Üçüncü
dalgada,Bilgi uygarlık
çağının getirdiği,değişiklik
ve yenilikleri
yaşarken,Endüstri uygarlık
çağının en verimli ve en
büyük fabrikalarını bağrında
barındıran Cleveland,yeni
çağa uyamamanın kurbanı
oldu.
Yirminci yüzyılın son
yarısında ise BİLGİ ÇAĞI
doğmuştur.
Profesör Alvin Toffler ve
eşi Heidi Tofflerin son
kitabı ZENGİNLİK DEVRİM
inden,çok sayıda yeni
gelişmeler öğrendik.Bu
zenginlik,yenilik ve
gelişmelerden,biz de,yeni
bir soru ürettik.Bu
soruyu,bir
anketle,güncelliğimizi ve
zihinsel düzeyimizi ölçmekte
kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli
kuruluşlarda,değişik
konularda,anket düzenlemek,
adeta moda olmuştu. Bizde,bu
modaya uyalım,ve,çoğu kez
karanlıkta kalan bir
tarafımıza ışık tutalım
istedik.Ürettiğimiz soru
aynen şu idi. ( Tüketildikçe
çoğalan ve çoğaldıkça da,
hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme
sormağa başladım.Benim
çevremde,çoğu emekli
subaylar,emekli
Albaylar,emekli kurmay
albaylar,emekli
generaller,emekli
denizciler,emekli
valiler,doktorlar,avukatlar,iş
adamları,emekli
mühendisler,emekli
öğretmenler vardı.İlk
soruyu,hepimizin ağabey diye
hürmet ettiğimiz,92
yaşındaki,bilge kişi,emekli
Albay ağabeyime
sordum.Soruyu,birkaç kez de
tekrarlayıp,acele
etmemesini,birkaç gün
düşünmesini,her türlü
kaynağa
başvurmanın,herkesten fikir
almanın serbest olduğunu
söyledim.Birkaç gün
sonra,cevap var mı? Diye
sorduğumda,yorgun
olduğunu,soruyu bile
hatırlamadığını söyledi.Ben
de
soruyu,tekrar,tekrar,tekrarladım.Ve
hatta,ufak bir kâğıda da da
yazarak kendisine
verdim.Artık,bilge
ağabeğimin,soruyu unuttum
diye bir mazereti kalmamıştı.
Ayni
soruyu,çevremdeki,emekli
generallare,kurmay albay
emeklisi,albay emeklisi
arkadaşlarıma,emekli
vali,emekli kaymakam
arkadaşlarıma,doktor
arkadaşlarıma,mühendis
arkadaşlarıma,öğretmen
arkadaşlarıma,avukat
arkadaşlarıma ve sabahları
birlikte yürüyüş
yaptığımız,Maliye meslek
okulu ve Yüksek ticaret
fakültesi mezunu,yalnız
bizim zenginlik ölçülerimize
göre değil,çok gelişmiş
ülkelerin zenginlik
ölçülerine göre bile,
oldukça varlıklı bir işadamı
olan komşuma sordum.Hepsine
de düşünmek için,yeterli
zamanları olduğunu ve her
türlü kaynaktan
yararlanabileceklerini,diledikleri
kişilere danışabileceklerini
söyledim.Çevrede,bazı
kendini
beğenmişler,soruyu,deli
saçması,saçma-sapan,diye
nitelediler.İleriki
satırlarda,cevabı
açıklanınca,umarız,kendilerine
gelecekler. Çevremdeki
yakın arkadaşım,emekli
Kurmay Deniz
Albay,Komadore,Tahsin Kayran
kardeşime de ayni soruyu
tekrarladım.Tahsin Kayran
arkadaşım,ertesi gün,yanıma
geldi.Sen bana,dün bir soru
sormuştun.Ben, bunu dün gece
düşündüm.Cevabını da
buldum.İşte
cevabı,şudur,şudur,budur,diye
başladı düşündüklerini
söylemeğe.Baktım ki:doğru
cevaba çok yaklaşmış,adeta
yakalamış.Kendisine dedim
ki:doğru cevaba çok
yaklaştın,tam cevap olmasa
da söylediklerini doğru
cevap olarak kabul
ediyorum.Ama,senden bir
ricam var.Ne olur bunu
şimdilik çevremizde, kimseye
söyleme.Herkese ayni soru
soruldu.Onlara zaman
tanıyalım.Cevaplarını
aldıktan sonra,bunları
birlikte yayınlarız.
10 Aralık,2006 Pazar
günü,dünürüm Ali Doğan
Sinangilin Kadıköy deki
evinde,8 yaşındaki ortanca
torunum Hasan Ali
Sinangilin doğum gününü
kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız
ve torunlarımız hep bir
arada idik.Biz büyükler bir
geniş odada oturup sohbet
ederken,Büyük torunum 10
yaşındaki Kerem Arpacıoğlu
ile,ortanca torunum Hasan
Ali Sinangil,odanın bizden
biraz uzaktaki bir
bölümünde,yere
serilmişler,dikkatle ve
sabırla,Hasan Ali
Sinangilin doğum günü
hediyesi,çok büyük bir
yelkenli gemiyi küçücük
parçalarını,her parçayı
uygun yere yerleştirerek
monte etmeğe
çalışıyorlardı.Geminin ufak
bir bölümü de,ortaya çıkmış
gibi görünüyordu.Onlar orada
dikkatle gemi yaparken,ben
herkesin duyacağı
şekilde,yüksek sesle,soruyu
sordum.Odadan,iki ayrı
yerden,doğru cevap anında
geldi.Bizimle birlikte
oturan dünürüm İlköz
Sinangil hanım ve büyük
torunum 10 yaşındaki Kerem
Arpacıoğlu doğru cevabı
yüksek sesle hemen
söylediler.Büyük kızım
Seher,oğlu Kereme
takıldı.Sen dedi:Cevabı
İlköz teyzenden duydun.Ondan
sonra söyledin.Yani kopye
çektin.Kerem de itiraz
etti.Hayır ben duymadan
kendiliğimden söyledim.
Benim yakın çevrem,Yalnız,
Istanbulun değil,tüm
ülkenin en kültürlü,en
zengin mahalle ve
semtlerinden,Yeni Levent
teki,OYAK, Ordu yardımlaşma
civarı,ORBİR yapı
kooperatifi ve Yeni Levent
Güzelleştirme ve Kültür
Derneğinin ortak lokalinden
oluşur.Burada birlikte
olduğumuz,hemen her
arkadaşıma ayni soru
sorulmuştur.Lokalimize
bitişik gibi
duran,birde,Yeni Levent
camimiz
vardır.Lokalimizde,oldukça
kalabalık bir de cami
cemaatimiz vardır.Cami
cemaatimize de,ayni soru
sorulmuştur.Onlarında ilgisi
artsın diye,soru biraz daha
açılmış,ana soruyu
cevaplamayı
kolaylaştıracak,bir ikinci
küçük soru da katılmıştır. (
1- Tüketildikçe
çoğalan,çoğaldıkça da, hızla
değişen şey nedir?
2-Genelde,büyükler,yani
ebeveynler çocuklara
öğretir.Ama,bir konu vardır
ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin
öğretmeni olurlar.Bu konu
nedir?.Amerikada,2006 yılı
son baharında yayınlanan bir
kitaba göre: Kuranı
Kerimde,bu meale uygun
ayetler vardır. ).Cami
cemaati muhterem
arkadaşlarımız,soru ile
yakından
ilgilendiler.Bunu,cami
hocamız,Hasan hoca
bulur,dediler.Soruyu ona
ilettiler.
Soruyu cevaplamağa
çalışan,komşum ve yürüyüş
arkadaşım,ayni zamanda,Mason
biraderi olup,Bilge
locasında,30 dereceye
gelmiş,Üstadı Muhterem
mertebesine yaklaşmış
kültürlü bir kişidir.Soru
ile çok ilgilendi.Her gün
yürürken,değişik cevaplar
getiriyor,ama,doğruya bir
türlü
yaklaşamıyordu.Civarında
rastladığı hemen her tanıdık
kişiye
soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok
emekli öğretmenler,iş
adamları oluyordu.Aldığı
yanıtların hiç biri cevaba
yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş
arkadaşım,doğru cevabı
bulamamakla sıkıntılı anlar
yaşıyordu.Ben, acele
etmemesini,soruyu isterse
Mason locasına
getirip,biraderlere de
sorabileceğini,her türlü
kaynaktan
yararlanabileceğini
söyledim.Biraderlere sorup
sormadığını
bilmiyorum.Aradan 15 gün
geçti.Bir sabah,ben senin
sorunun cevabını
buldum.Dedi.Ve doğru cevabı
söyledi.Kendisini
içtenlikle,yürekten
kutladım.Cevabı nasıl
bulduğunu sorduğumda,falan
isimli kitabın ön sözünü
okurken
buldum.Dedi.Gerçekten de bu
kitapta doğru cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf
arkadaşım,meslektaşım,emekli
mühendis arkadaşım,1999
yılında Nar
locasından,Üstadı-Muhterem
beraatini almış avukat
arkadaşıma da ayni soruyu
sordum.Onlara da,her türlü
kaynaktan
yararlanabileceklerini,diledikleri
kişilere danışabileceklerini
ve hatta Mason birader
localarında
konuşabileceklerini söyledim.
Her arkadaşa düşünmek için
bol zamanı olduğunu,cevabı
bulabileceğini
tekrarladım.Dedim ki:sonra
cevap söylenince,ben bunu
neden
bilemedim,diye,üzülebilirsiniz
Aradan bir ay
geçti.Sadece,Kıdemli Deniz
Albay,Commadore,Tahsin
Kayran arkadaşım cevabı
getirdi.( Buz dolabı,beyaz
eşya,televizyon,bilgisayar )
Dedi.Bilgisayar
diyebilen,bilgiyi de
söyler.Çünkü doğru cevap
BİLGİ idi.
Amerika Birleşik
devletlerinde,Cleveland
şehri ,ve dünyada da,Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği,yeni gelişen Bilgi
ekonomisine uymakta ağır
davrandılar ve geciktiler.Bu
gecikmenin ve uyumsuzluğun
bedelini de çok ağır
ödediler.Ekonomi
ANTROPOLOĞuWillem
Wolters,yeni ekonomideki
gelişmeleri şöyle
tanımlıyor.Her ekonomi,fark
edilmeyen ritimlerle
titreşir.Ekonomik faaliyet
ve harcamalara
göre,bankalar,pazarlar ve
yaşamlar arasında ritimler
oluşur.Doğum anında,kıçımıza
vurulan bir şaplakla,her
birimiz, bu devam eden
muziğin bir parçası haline
geliriz.Ekonomik muzik asla
susmaz.Bu bir kaos ortamı
değil,tam tersine bir düzen
ortamıdır.
1970 li yılların sonları ile
1980 li yılların
başlarında,ekonomideki bu
ritim ve accordu en iyi
yakalayan ülke Japonya oldu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Soğuk savaş
döneminde,Amerika Birleşik
Devletleri,devamlı
büyüyüp,gelişen
Sovyet-Sosyalist Devletler
Birliğinin dev ekonomik
gelişmelerini dengelemek
üzere Japonya ile karşılıklı
ticaret andlaşması
imzaladı.O
dönemde,Japonyanın Amerika
da satacak hiçbir malı
yoktu.Hatta,hatta Japon
gübresi gibi terimler
de,günün alay konusu
oluyordu.Ekonomist Joseph
P.Juran ve Edward Derninge
göre,Japonya bu sorunu,kendi
ülkesine yaydığı Amerikan
patentli istatistiki kalite
kontrol yöntemi ile çözdü.Bu
yöntem sayesinde,dünyadan
Japonyaya büyük bir sermaye
akımı başladı.Dev yapılı
Japon firmaları
oluştu.Dünyaya çok kaliteli
Japon malları ihracatı
başladı.
Bu dev şirketlerin
başında,TOYOTA,HONDA,NİSSAN
gelmektedir.Yeni
milenyumda,yirmibirinci
yüzyılda,bugün dahi,Bu dev
yapılı Japon şirketlerinin
ürettiği otomobiller,Amerika
da ve Avrupa da üretilen
otomobillere çok açık fark
atıyor. 2007 yılının ilk
günü TOYOTA,dünyada ilk defa
uygulanacak bir teknolojik
gelişme haberini
veriyor.Ürettiği
otomobillere küçük bir
analiz cihazı
yerleştirecek.Bu cihaz
otomobil sürücüsünün
ellerinden çıkan
terden,kandaki alkol
seviyesini ölçebilecek.Bir
başka algılama sistemi
de,sürücünün göz
hareketlerini ve
reflekslerini ölçecek.Alkol
seviyesi,göz hareketleri ve
rerlekslerdeki yavaşlama
kiritik seviyelere
ulaştığında,direksiyon
otomatiğe geçerek arabayı
güvenli bir yerde
durdurup,park
ettirebilecek.TOYOTA bu
cihazlarla donanımlı
otomobilleri 2009 yılı
içinde dünya piyasalarına
süreceğini açıklıyor.
İlave: 09.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
İnnnovations in manegement:
The Japanesse Corparations
kitabının yayınlanması ile
birlikte,KANBAN terimi
ortaya çıktı.Biraz zaman
geçtikten sonra,batıda buna,
JİT sistemi
denildi.Japonyada
kullanılan KANBAN ve batıda
kullanılan JİT eş anlamlı
olup,müşterilerin
değişken,değişen
gereksinmelerine,ihtiyaçlarına
göre,anında üreten, üretim
sistemi anlamına
geliyor.Böylece
ekonomide,esnek zamanlama ve
senkronizasyon yaygınlaşmağa
başladı. Senkronizasyon o
kadar yaygınlaştı ki:David J
anderson ve Sanford
üniversitesinden profesör
Hais Lee,senkronizasyon ne
kadar artarsa,değer o kadar
artar dediler.Dünyada çok
yaygın,UPS =United Postal
Service =( Uluslar arası
posta dağıtım Sistemi )
kamyonlarının
üzerinde,reklâm olsun diye,(
Ticaret dünyasını Senkronize
ediyoruz ) diye
yazıyordu.Ekonomide
SENKRONİZASYON da,
anında,eşzamanlı ve
eşgüdümlü üretim ve dağıtım
demektir.
1956 yılında,mühendis Joseph
F.Engelberger ve girişimci
George C.Devol,bir akşam,
kafa çekmek için bir araya
geldiler.İssaac Asimovun
bilim kurgu romanı (Ben.Robot)
üzerinde tartıştılar.Bir gün
sonra da,evrensel otomasyon
anlamına gelen UNİMATİON
şirketini kurdular. 5 yıl
sonra da,dünyada çalışan ilk
robotu yaptılar.Bu
başlangıçtan sonra
da,bilgisayarlarla çalışan
digital teknoloji,bütün
Amerikada ve Japonyada
yayıldı.Japonlar,robotta,daha
hevesli ve daha atik
davrandılar.Dev TOYOTO
şirketi,bu konuda öncülüğü
üstlendi.İnsanın yaptığı her
işe yakın görevler yapabilen
MASSİMO robotları, Japonyada
üretildi.
1992 yılına
gelindiğinde,dünyada
üretilen robotların yüzde 69
unu Japonlar
üretiyorlardı.İkinci
sıradaki,Amerika Birleşik
Devletleri ise, dünya robot
üretiminin ancak yüzde 12
sini sağlıyabiliyordu.Japon
başarısının ilk
sırrı,öğrenmek,öğrenmek,öğrenmekti.ikinci
sırrı:Yeni bilginin yaratıcı
ticari uygulamalarını
geliştirmek.Üçüncü sırrı
ise:HIZ dı.HIZ. İşte bu
yüzden Japonyaya çok fazla
yabancı para,yabancı sermaye
aktı. Japonyada
üretilenler,benzerlerine
göre üstün kalite
taşıyordu.Bu gün
bile,TOYOTO,HONDA,NİSSAN
gibi dev Japon
şirketleri,Ürünleri
ile,Amerikada ve Avrupada
üretilenlere göre,kalite
açısından büyük fark
atıyorlar. Robot
dünyasındaki,MASSİMO lardaki
dev gelişmelere göz
atarken,Mısır piramidlerinde,
bir mini robotun
marifetlerini sayalım.Aşağı
yukarı bir aydır,
basında,KEOPS
piramidindeki,gizli ve
gizemli bir oda hakkında
haberler çıkıyor. KEOPS
piramidi,M.Ö.2500-3000,günümüzden
ise,5500-6000 yıl önce 164 metre boyunda inşa
edilmiş.( 164 rakamı,bir
milyar ile
çarpıldığında,dünya ile
güneş arasındaki mesafeyi
verirmiş . ).
Arkeoloğlar.dünyanın en
yüksek piramidi olan
KEOPSun tabanında bir gizli
oda keşfettiler. Piramid
Rover Mikro Robotu,dışarı
görüntü veren bir kamera ile
donatılarak,rimut kontrol
sistemi ile içeri
salındı.Piramid Rover Mikro
Robotu,küçük bir delik
açarak,içeri sarktı.64 metre
ilerledikten sonra,daha
gizemli ve bronzla kaplı bir
başka kapıya ulaştı.Mısır
Antik Eserler Kurulu başkanı
Zahi Havassa göre bu
kapı,adına piramid yapılan
büyük firavun,KEOPS
tarafından özel olarak
yapılmış bir gizli odaya
açılıyor.Piramidin yapılış
plânları ve o dönemde,o
bölgede yaşayan papirus
belgeleri,o gizli odada
saklanıyormuş.Mısır hükümeti
kapının zarar görmemesi için
uzmanlar
görevlendirmiş.Şimdi,bu
uzmanlar,farklı bir yoldan
bu gizemli odaya girmenin
yollarını arıyorlarmış.Bu
konuda elimize bilgiler
ulaştıkça ,bu satırlarda
okuyucu ve izleyicilere
ulaştırmağa çalışacağız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Robotların marifetleri dünya
ile sınırlı
kalmıyor.Robotlar,uzayda da
büyük görevler
yapıyorlar.Gezegenler
etrafında dolaşırken,dünyaya
faydalı bilgiler
yolluyorlar.Bir tanesi
varki:Kaç senedir Marsta
dolaşıyor.NASA nın özel bir
roketle,yumuşak iniş
yaptırarak Marsa indirdiği
MARS ROVER adı verilen,
akıllı,tekerlekli ve
hareketli robot,Marsın
yüzeyinde,yavaş,yavaş
dolaşırken,fiziksel
özellikleri,ölçüm ve analiz
sonuçlarını bizlere
ulaştırıyor.Kendisine
verilen gönderici ve verici
bir kamera ile de Marstaki
görüntüleri dünyaya
aktarıyor.
Bilgi çağının en zengin
adamı
Bill Gates,American
Scientific dergisinin
Aralık,2006 sayısında
yazdığı,( Her Eve Bir Robot
) başlıklı yazıda çok ilginç
şeyler söylüyor.( 30 yıl
önce,Paul Allen ile evimizin
garajında,bilgisayar
programları yazarken,tüm
şartlar
ilkeldi.bilgisayarlar nerede
ise,oda büyüklüğünde,ağır ve
pahalı cihazlardı.İşletmeci
yoktu.Bir megahertzlik işlem
gücünün maliyeti ,neredeyse
7000 doları
buluyordu.Günümüzde bu fiyat
bir sente kadar düştü.Ortak
yazılım dili yoktu.Ama bir
HAYALİMİZ vardı.Her eve bir
bilgisayar
sokacaktık.HAYALİMİZ,bugün
gerçekleşti.Gelecekte de
ROBOTLAR,TIPLI BİLGİSAYARLAR
GİBİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKLER.
Her evde bir robot
olacak.Robot sektörünün
bugünkü durumu,30 yıl önceki
şartlarla ayni.Bu,bir devin
doğum sancıları olarak
adlandırılabilir.Microsoft
robot stüdyosunu
kurduk.Robotlar için yazılım
hazırlıyoruz. ).
Bundan iki yıl
evvel,Sitemizin AKSAK ADALET
ana bölümünde,BİYOLOJİK
MOLEKÜLER-UYGARLIK ÇAĞINDA
CUMHURİYETİMİZ adlı
yazımızda,sınıf
arkadaşım,meslektaşım,Profesör
Dr. Erdoğan Gökay kardeşime
şöyle yazmıştım: ( Erdoğan
Gökay kardeşim:geleceğin
sosyolojisine dair,iki söz
de,ben söylemek isterim.2035
yılında veya daha sonra,eğer
bir dünya savaşı
çıkacaksa,Massimolar ile
insanlar arasında
çıkacaktır.Barışı sağlama
çabaları da,Massimolar ile
insanlar arasında
olacaktır.Eğer sen,dişini
sıkarsan,barışı sağlayan
kişi sen olursun.Çünkü,o
zaman,dünyanın en yaşlı
insanı sen olacaksın. ).
21 Aralık,2006
günü,İngiltere Bilim işleri
komitesi,bakın robotlar
hakkında nasıl bir rapor
yayınlıyor.
( 2056 yılında,1-
robotlarda,insanlar gibi
özlük hakları alacaklar.2-
Robotlara vatandaşlık
hakları da
verilecek.Robotlar vergi
verecek.oy kullanacak.Askere
gidecek. 3- Nasıl,yolun
ortasındaki bir köpeğe tekme
atılamıyorsa,onunla çok
benzer özelliklere
sahip,robota da tekme
atılamıyacak. 4-
Robotlar,ayni
zamanda,hükümetin sosyal
politikalarından da
yararlanacak.Ev
yardımı,robotik sağlık
hizmeti alacak.
İlave : 08.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Robotların gelişimi ile
ilgili yazdıklarımıza burada
ara veriyoruz.İleride
Robotlar ve robotların
marifetleri konusunda yeni
gelişmeler geldiğinde,gene
yazmağa devam edeceğiz.Şimdi
Asyanın diğer ülkelerinde
özellikle,şimdiden 1 milyar
200 milyonluk nufusu ile
dünya nufusunun beşte
birinden fazlasını oluşturan
Çinde durum nedir?.Çinde
neler oluyor?. Onlara
bakalım.
1949 yılındaki sosyalist
devrimi ile,Mao The Çungun
liderliğinde Çin,sıkı ve
disiplinli bir çalışma ile
endüstri devrimini
yakaladı ve tamamladı.Katı
bir merkezî yönetim ile ,bir
endüstri devi olmayı da
başardı.1980 li yıllara
gelindiğinde,yönetimde tam
bir merkeziyetçilik
uygulanırken,sosyalist
sistemin,yarattığı alt
birimlerde
çalışarak,pişerek,her
kademede başarılarını
kanıtlıyarak ve adeta
süzülerek,yavaş yavaş
tepelere tırmanan üst
yöneticiler,dünyada olanları
yakından izlediler.Özellikle
Amerika Birleşik
devletlerinde ve Japonyadaki
teknolojik gelişmelerden
ders almasını
bildiler.Ülkenin güney
doğusunda,henüz endüstri
devriminin giremediği,fakir
Guangdong bölgesinde,feodal
sistemle ve yaban öküzleri
ile çeltik tarlalarını
sürüyorlardı.Guangdong
bölgesinde ve Dalian
da,tarla süren çocukların
önüne bilgisayarları
attılar.Dünyanın her yerinde
çocuklar, ellerine bir
oyuncak geçirmesinler.O
oyuncaklarla ne oyunlar
yaratırlar.Çin çocukları da,
aynen öyle yaptılar.Kısa
sürede bilgisayarların
kullanımını
öğrendiler.Oyunlar
yarattılar. Sosyalist
Çinin,tepe yönetimlere
çıkmış akıllı ve becerikli
yöneticileri,bu fakir
bölgelere,pek te koministçe
olmayan,bölgesel ve
şirketsel yönetim biçimi
uyguladılar.Karar
mekanizmasını merkezden
alıp,bölgesel ve şirketsel
yönetime bıraktılar.Bu
bölgelerde tam bir rekabet
sistemi yarattıkları
gibi,yabancı sermayeyi ve
yeni teknolojiyi davet
eden,her türlü kolaylykları
sağladılar.İşte o anda,Çin
mucisesi de başladı.
İlave : 14.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çin mucisesini
incelerken,mucizenin
yaratılmansa yol
açarak,yardımcı olan
sosyalist Çin
yöneticilerinin
yetişmelerine de,kısaca bir
göz atalım.
Kapitalist sistemden farklı
olarak Sosyalist
sistemlerde,politikacılar,en
küçük üretim birimlerinde
çalışırken,özendirici
katılım yöntemleri ile küçük
yaşlarda,en küçük üretim
birimlerinin sevk ve idaresi
ile politikayla
tanışırlar.Tabandan tavana
doğru her
kademede,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,yavaş
yavaş sivrilirler ve
yükselirler.
Bu sistemin yaratıcısı, bir
Tatar çocuğu,sonradan bir
tatar delikanlısı olan
Viladimir İlyuşin Leninin
çarlık Rusyasındaki,gelişip
serpilmesi de aşağı yukarı
ayni çizgiyi
izler.Tataristan diye
adlandırılan bölgenin küçük
bir köyünde doğan
Lenin,kendini
kanıtlıyarak,buralardan
Moskovaya
ulaştığında,başına
gelenler,pişmiş tavuğun
başına
gelmedi.Hapisler,eziyetler,işkenceler,Sibirya
sürgünleri.Sonunda,dünyanın
en büyük devrimcisi ve
dünyanın en büyük
politikacısı unvanını
kazanarak Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliğini
kurdu.1917
yılında,sosyo-politik ve
ekonomik gelişim
açısından,çağdaşı ve komşusu,
Osmanlı İmparatorluğu ile
ayni seviyede,tarım uygarlık
çağını yaşarken,kısa sürede
Endüstri devrimini tamamladı.
1990 lı yıllara
gelindiğinde,Endüstri
uygarlık çağından,Gelişen
Bilgi uygarlık çağına
atlamada zorlandığından,
ülkesinde,
hoşnutsuzluklar,sürtüşmeler
başladı.
O dönemin Sovyet-Sosyalist
Devletler-Birliği Başkanı
Michael Gorbaçov
da,Gürcistandan başlayan
hayat serüveninde,en alt
birimlerden,en üst
birimlere,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,sivrilerek,yükselerek
geldiğnden,ülkesindeki
durumu zamanında ve yerinde
sezdi.Çatışmalar bile
başlamadan,nufusu 250
milyonu aşan koskoca
endüstri devi Sovyetler
Birliğini,bir kişinin bile
burnu kanamadan,ait
oldukları cumhuriyetlere
ayırmayı başardı.Amerikan
Cumhurbaşkanı George
W.Bushun, bugün,Irakta
yarattığı duruma
bakanlar,liderlerin
yetişmesi açısından,iki
sistem arasındaki gelişme ve
politik rekabet arasındaki
farkı kolayca anlarlar.
Tıpkı Gorbaçov gibi,Nikita
Kruchevde,Ukraynada,en
küçük
birimlerde,çalışarak,kendini
kanıtlıyarak Moskovaya
gelmişti. Çekirdekten
yetişerek,çekirdekten
çekişerek,sivrilip yükselen
politikacılar ile,meyvadan
ve pastadan oluşan
politikacıların
farkını,Viyanada,Amerika
Birleşik Devletleri
Cumhurbaşkanı genç,dinamik
ve akıllı John F. Kenedy
ile,SUBMİT diye adlandırılan,
Dünya zirvesinde buluştuğu
zaman sergilemişti.( Sizi
Amerikan Cumhurbaşkanı
seçtiren benim.)
Diyerek,genç Kenedyyi
oldukça kuvvetli
sarsmıştı.President
Kenedyyide,dünyayı da
şaşırtan bu gerçekçi
açıklamanın detay ve
ayrıntılarını Sitemizin
BİLİM VE TABABET ana
bölümünün,
UYGARLIK DEMOKRASİ VE AVRUPA
BİRLİĞİ adlı yazımızda
bulacaksınız. "Lütfen hemen
tıklayınız."
İlave: 16.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Mao devrimi ile kurulan
sosyalist Çinde
de,politikacıların ve
liderlerin sivrilip
yükselmesi,Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler birliğindeki
ayni çizgiyi izler.Çinin
iyi
yetişmiş,tecrübeli,basiretli
ve akıllı liderleri,Çinin
güney doğusundaki Guangdong
ve Dalian bölgesinde,alt
yapı oluşturup,yabancı
sermayeyi davet ve teşvik
edince,Guangdong ve
Dalianna dünyanın her
yerinden yabancı sermaye
akmağa başladı.Yabancı
sermaye ile birlikte,yeni
teknolojileri de
çekerek,kısa sürede,Guandong
ve Dalian,dünyanın bilgi
merkezlerinden biri haline
geldi.Merkezci yönetim
yerine,bölgesel
yönetim,özerklik ve şirket
yönetimleri yerleşti.Öyle
ki:Çinin bir bölgesi
olup,Pekin bağlı olan,
Guangdong ve Dalianın,Pekin
ile ilişkileri,Teknolojik
merkezlerle,bilgi merkezleri
ile,iş merkezleri ile
ilişkilerinden çok daha
zayıf kaldı.Batı yarım
küresinde,Texas,Güney
Californiya ve Kuzey
Meksikanın bazı bölgeleri
iki uluslu bölgeler
oluşturuyorlardı.Bunlara
Kanada daki iş merkezleri de
eklendi. Üç uluslu bölgeler
oldular.İşte bunlarla sıkı
ilişkilere giren,Dalian ve
Guangdon Atlantik ile
Pasifik bölgeleri arasında
bir köprü oluşturdu.Bu
devasa ilişkiler
sonucunda,Buralara giren
yabancı sermaye ve teknoloji
ile ilgili bilgi ve
rakamları,Tofflerlerin 2006
yılı ekiminde yayınladıkları
Zenginlik devrimi adlı
kitaplarından alıp
aktarıyoruz.Guangdong ve
Daliana milyonlarca insan
aktı.Milyonlarca iş
yaratıldı.Bu bölgelerde kişi
başına düşen milli
gelir,kısa sürede dörde
katlandı.Bu başarının
sağlanmasında en büyük
yardım Amerika Birleşik
Devletlerinden geldi.2003
yılında, Amerikalılar,çine
yatırım için 44 milyar dolar
akıttılar.Ayrıca Amerika
Birleşik Devletleri çin
ürünleri için,devasa bir
Pazar
sağladı.Amerikalılar,Çinden,2003
yılı içinde 150 milyar
doları aşkın ürün ithal
ettiler.O sıralarda,Çinin
dünya çapındaki ihracatı
436,1 milyar doları
bulmuştu.O yıl Çinin gayri
safi hasılatı da,6,5 trilyon
dolara ulaşmıştı.
Dünyada, küreselleşmenin en
yaygın olduğu ülke çin
oldu.2001 yılında çin
küreselleşmeyi kullanarak
270 milyon insanını
sefaletin pençesinden
kurtardı. Çin son 25 yılda
570 milyar dolar yabancı
sermayeyi ülkesine çekmeyi
başardı.
Dünyanın en katı merkeziyet
sistemini uygulayan Kominist
Çinin,en fakir,en geri
kalmış bölgelerinden
Guandong ve Dalian da,tam
liberal sistem uygulanıp,bu
devasa ekonomik ve
teknolojik başarılar
sağlanırken,Yirminci
yüzyılın son çeyreği
ile,yirmibirinci yüzyılın
başlarında,Güney-Doğu
Anadolumuz ile geniş
Orta-Doğu bölgesinde neler
oluyor onlara bakalım:
Bu yazımızda sorduğumuz( Biz
olsak ne yapardık be abi?
Biz olsak ne yapardık be
abla ? sorusunu,hemen her
arkadaşıma,vicdanına
güvendiğim hemen her
yurtdaşıma sordum.Şimdiye
kadar, kendilerine hiç
sorulmayan,sorulmayacağını
sandıkları içinde,hiç
düşünmedikleri bu
iteleyici,bu can alıcı soru
karşısında önce biraz
şaşırdılar.sonra
durakladılar.Biraz da
düşündükten sonra,(
Buruk olurduk.hiç te mutlu
olmazdık
).Dediler.
Mustafa Kemâl
Atatürk,Cumhuriyeti
kurarken,80 kûsur yıl
önce,ince,keskin vizyonu
ile,ileriye dönük gözleri
ile,Güney-Doğu
Anadolunun,Ağa-aşiret- kul
düzenini görmüştü.Buralarda
yaşıyan insanları,kul
düzeyinden,yurtdaş düzeyine
çıkarmak için kolları
sıvamış,girişimler
başlatmıştı.Ama ne
yazık,kısacık
ömrü,yetmemiş,vefa
etmemişti.Ondan sonra
gelenler,aşiret içinde
yaşayan insanları, bir eşya
gibi gören,ahırdaki bir
hayvan gibi görüp,icap
ettiğinde,gerektiğinde
satışa da çıkaran,bu feodal
düzen üzerine
gitmediler.Gidemediller.Aksine
oradaki düzenle
birleştiler.Aşiretlerin
içinde, çalışan halk,sefalet
içinde kıvranırken,aşiret
reislerinin,ağaların yaptığı
düğünlerde,geline ve damada
takılan kilolarca altın
takılar,yakalara
takılarak,toplanan
milyonlarca dolarlar,bugün
dahi,anlı şanlı basın ve
medyamızın sayfalarını
süslüyor.Kesilen koyunlar ve
pişirilen yemekler de
iştahları kabartıyor.Halk
cehalet içinde,sefalet
içinde sürünürken,aşiret
reislerinin
çocukları,ağaların çocukları,
Istanbulda,Avrupada çok
güzel eğitim,öğretim
görüyorlar.Hepsi de mevcut
devletle,mevcut
sistemle,bütünleşip
kaynaşıyorlar.
Aslen Diyarbakırlı bir Kürt
olan Ziya Gökalp,5 köyün
sahibi bir Kürt aşiret
reisinin,bir ağanın
oğludur.Büyük ozanlarımızdan
Cahit Sıtkı Tarancı
da,Diyarbakırlı bir kürt
aşiret reisinin,bir ağanın
oğludur.Millet vekili olan
Sedat Bucak,Siverekte,Bucak
aşiret şeyhinin, aşiret
ağasının oğludur.Şimdide
Bucak kürt aşiretinin
ağası,reisidir.İsmini
duymaya çok
alıştığımız,milletvekillerimzden,eski
dış işleri bakanlarımızdan
Kâmuran İnan ile,yine
milletvekillerimizden
kardeşi Saffet
Gaydalı,Bitliste birçok
kürt aşiretinin, reisi
ağasıdırlar.Tunceli den,
renkli kişiliği ve cebindeki
dolarları ile Avrupada
hesapsız paralar harcaması
ile dikkatleri çeken,
milletvekillerimizden Kamer
Genç te,bir kürt aşiret
reisinin,bir ağanın
oğludur.Asılları, aslen Kürt
olan,Ziya Gökalpte,yukarda
anlatılan saygın
kişilerde,Istanbulda,Avrupada
çok iyi bir eğitim,çok iyi
bir öğretim almakla
birlikte,herkesten de,
fazla rejimi savunurlar.
Güney-Doğu
Anadoluda,çatışmalar devam
ediyor.Orta-Doğu daki
savaşlarda kan gövdeyi
götürüyor. Ülkemizin hemen
bütün kalbur üstü
aydınları,2007 yılının Ocak
ayı ortasında,Ankarada üç
günlüğüne toplanıp
Güney-Doğu Anadoluda barışı
konuştular.Toplantıyı açan
büyük yazar Yaşar Kemâl,(
Dünya binlerce çiçekli bir
kültür bahçesidir.Her
çiçeğin bir rengi,bir kokusu
vardır.İnsanlık kültürlerin
üstüne titremelidir.Binlerce
kültür çiçeği.Bir çiçeği
koparırsanız,insanlık bir
kokudan,bir renkten yoksun
kalır. ) Diyerek,çok
kültürlülüğü çok güzel
anlattı.Çok güzel savundu.
Ama,aydınlar sonuç
bildirgelerinde,Güney-Doğu
Anadoluda,yüzlerce,binlerce
yıldır çöreklenmiş, İslâma
dayalı Ağa-Aşiret düzenine
tek kelime ile bile
değinmediler.Aydınlarımızın
en büyük noksanı,en büyük
yanılgısı da,sanırız, işte
burada yatıyor. İslâma
dayalı düzen,Güney-Doğu
Anadoluda Ağa-Aşiret düzeni
diye sürerken,geniş
Orta-Doğu coğrafyasında,yine
islâma dayalı Aşiret-Kabile
düzeni olarak devam edip
gidiyor. Bu iki düzen de
kırılıp,buralarda yaşayan
insanlar,kul olmaktan
kurtulup,YURTDAŞ düzeyine
ulaşmadıkça,bu bölgelerde,ne
şiddet eksik olur.Ne terör.
Ne kan.Nede gözyaşı.Bu
eşyanın tabiatına aykırı
olduğu gibi,insan tabiatına
da ters düşer. Ayni
coğrafyada,ayni
iklimde,üstelikte daha çorak
bölgede İsrail,bu çok önemli
sorunu,sosyalizmden,kominizmden
alarak adapte ettiği KİBUTZ
sistemi ile çözdü.Yahudiden
neden örnek,neden ders
alınmaz ki? Biz bu önemli
konuyu,aklımızın
elverdiği,bilgimizin yettiği
ölçüde sitemizin ZALİM
SİYASET ana bölümünde,GÜNEY-DOĞU
ANADOLUNUN HAZİN SERÜVENİ
yazımızda incelemeğe
çalıştık.Arzu edenler,o
yazımızı tıklasınlar lütfen.
İlave: 17.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Güney-Doğu
Anadoludan.Orta-Doğudan
Çine dönelim
tekrar.Basiretli Çin
yöneticileri,öyle
özendirici,teşvik edici bir
sistem yarattılar ki:Bütün
dünyadan Çine yabancı
sermaye ve teknoloji
aktı.2003 yılında Çin,53.5
Milyar dolar yabancı sermaye
ile,dünyanın en büyük
yabancı sermaye alıcısı
oldu.Ve,Amerika Birleşik
Devletlerini bile geride
bıraktı.2005 yılında bu
rakamın, 70 Milyar dolara
ulaştığı tahmin ediliyor.
1990 lı yıllarda Çin,bir
miyar iki yüz milyonu aşan
nufusu ile,ülkesini ( Pazar-
sosyalizmine),daha doğru bir
ifadeyle (
sosyal-kapitalizme)
açarak,yeniden yapılanmağa
başladı.Yabancı
tesislerin,yabancı
semayenin,ürünlerin ve
paranın serbestçe içeri
girip çıkabilmesi için,o
güne kadar kapalı olan
kapılarını, ardına kadar
açtı.
Çinin öncülüğünü çektiği,
bu atılım ile,sadece Çin de
değil,dünyanın diğer
ülkelerinde de, Senden daha
kapitalist olma yarışması
başladı.Sayılır.Bununla
ilgili olarak,dünyada,birde
Uzamsal Mesafe kavramı
oluştu.O günlere
kadar,uzamsal mesafeye
sadece devasa küresel
şirketler ulaşırken,internet
bağlantısı olan küçük
firmalar,ve hatta,ücra
köşelerdeki minicik köy
girişimleri bile,uzamsal
mesafeye,dolayısı
ile,küresel ekonomiye
ulaşmağa başladı. Bugün
insanlar, Dünyanın 510
milyon metrekarelik
yüzeyinde,ulaşılmamış tek
bir yer bile kalmaması
hayalini kuruyorlar.
İlave: 19.01.2006
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Amerikanın Californiada
kurduğu ileri teknoloji
merkezi
Silicon Vadisi,Çin
politikacılarının akıllı ve
becerikli girişimleri ve
basit sayılabilecek
özendirici,teşvik yöntemleri
ile,kısa sürede Çinin en
geri bölgeleri Guandong ve
Dalian da da
oluştu.Guangdong,Dalian ve
İnci nehri deltası,Hong
Kong,Singapur ve Macao ile
birlikte,dünyanın en güçlü
üretim merkezleri haline
geldi.Çin Gelişim
Enstitüsü,Guangdong ve
Daliana bilgi
teknolojisi,yeni
malzemeler,yeni enerji
teknolojisi ve lazer
makineları,elektronik
entegrasyonlu sistem üretimi
gibi ileri teknoloji
alanlarının da eklendiğini
gözlemledi.
1993 yılında,Meksika,Amerika
Birleşik Devletleri ve
Kanada
Kuzey-Atlantik Serbest
Ticaret Anlaşması,North
Atlantik Free Trade
Association=(NAFTA)
yı kurdu.Meksika ve Birleşik
Amerika sınırı boyunca
çeşitli iş sahaları
açıldı.1,4 milyon yeni iş
alanı yaratıldı.Meksikanın
her yerinden buraya ucuz
işçiler aktı.
Ama,1990 lı yılların
sonlarına
doğru,Guandong,Dalian ve
Çinin tamamı ucuz işçi
yarışına katılınca,Meksikalı
işçilerin 250.000-300.000
kadarı okyanusun diğer
tarafına Çine kaydı.Amerika
ve Meksikanın Bustamento ve
Platronics
şirketleri,işçilerine sosyal
yardımlar dahil saat başına
2.20 dolar ödüyordu.Bu
şirketler işçilerine,saat
başına sadece 60 cent ödiyen
Çin ile rekabet etmek
zorundaydılar. Görünüş öyle
idi ki:şirketler,sermaye ve
fabrikalar,işçi
maliyetlerinin en düşük
olduğu yerlere kayıyordu.Bu
haberler Afrikayı çok
sevindirdi.Ama,durum öyle
değildi.Eğer düşünülen tek
şey,işçi maliyetleri
olsaydı,Çindeki
fabrikaların hepsinin
Afrikaya kayması
gerekirdi.Çünkü dünyada en
düşük maliyetli iş
gücü,fakirlikten ve açlıktan
kırılan Afrikada vardı.Buna
rağmen bu olmadı.Ve
olmayacak gibi de
görünüyor.Çünkü:Afrikadaki
bitmek ,tükenmek bilmeyen
savaşlar,yetersiz alt
yapı,inanılmaz seviyelere
ulaşmış ahlâksızlık,AİDS
salgını ve utanç verici
rejimler,maaş seviyesi ve
işçi ücretleri ne kadar
düşük olursa olsun
yatırımcıları
caydırıyor.Sermaye bir yere
akmadan evvel,gideceği
yerde,stabilite diye
isimlendirdiği,istikrar
arıyor.Güvenlik
arıyor.Serbesti
arıyor.Akıllı ve basiretli
politikacıları sayesinde,Çin
de,bütün bunlar fazlası ile
sağlanmıştı.
İlave: 21.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------
Kenichi Olmac, The Next
Global Stage adlı kitabında,
Sosyalist Çinde,
DALİAN da bir bölge
devlet haline geldi. Diyor.
|

|
10 Yıl Önce |
10 Yıl Sonra
DALIAN |
|
Teoride Çinin bir
parçası olmasına
rağmen, Pekin ile
ilişkileri ve
bağlantıları dünya
çapındaki iş
merkezleri ile olan
bağlantılarından
daha zayıftır. Çin
Gelişme enstitüsünün
yazdığına göre,
Quandong ve Dalian
gelişen yeni
teknoloji ile
birlikte,bilgi
teknolojisi,yeni
malzemeler,yeni
enerji,
|
biyo-teknoloji,
lazer makineleri, elektronik
entegrasyonlu sistem üretimi
gibi alanları da bölgesinde
geliştirmeyi başarmış
bulunuyor. Unutulmasın ki:10
yıl önce bu bölgeler,yaban
öküzleriyle çeltik
tarlalarında saban sürülen
yerlerdi. Şimdi ekin
tarlalarının yerinde,
bilgisayar
çipi,radyo,oyuncak ve giysi
üreten
fabrikalar var.
Procter&Gamble, Nestlé,
Coca-Cola, Mitshubishi gibi
dünyanın dev şirketleri
burada yatırım
yapıyorlar.General-Electiric,
Toyota ve diğerleri gibi
dünya devleri
araştırma-geliştirme
merkezlerini buralarda
kuruyor. Case
Western-Reserve de yapılan
araştırmaya göre ,buralarda
yapılan yeniliklerin
bazıları,Örneğin Cleveland
ta ve Amerikanın teknolojik
diğer yerlerinde bile
yok.Totaliter çin,karar
verme mekanizmalarını,akıllı
bir yaklaşımla,tıpkı bir
şirket gibi,kendi kendini
yöneten,otonomik bölge
merkezlerine aktarıyor.Bu
yüzden de,bu bölgeler
dünyanın yeni ilgi odağı
haline geliyor.Dünyaca
yaratılan bu rekabet
sayesinde,dünyanın IQ su en
yüksek insanları,ya bu
yörelerde yerleşiyor.Yada
geçici olarak buralara gelip
gidiyor.
Yer
yüzünde havayı en çok
kirleten,dünyayı en çok
ısıtan ülke Çin
dir.Çünkü:Çin,
endüstrisinin,enerjisinin ve
ekonomisinin çok büyük bir
bölümünü Kömür yakmak
üzerine kurmuştur.Kömür
ise,atmosfere en çok karbon
dioksit salan,havayı en çok
kirleten,dolayısı ile
küresel ısınmaya en çok
sebep olan yakıt türüdür.Her
nimetin bir külfeti,her
kazancın da bir bedeli
vardır.Doğa kendisine
yapılan haksızlığı asla
affetmez.Öcünü
alır.İşte,küresel ısınmanın
getirdiği felâketlerin en
büyüğü KURAKLIK ve KUM
FIRTINALARI, bugün her
ülkeden daha çok,Çini
vuruyor.Çinin özellikle
kuzey ve Kuzey-Batı
bölümleri amansız kum
fırtınaları ile
boğuşuyor.Çin de 30 milyonu
aşkın insan kuraklıktan
içecek su bulamıyor.
Son gelen
haberlere
bakılırsa,yukarıdaki
satırlarda devasa
gelişmesini
anlattığımız,Çinin
Güney-Doğu bölgesi Quandon
ve Dalian eyaletlerinde 2007
yılının ortalarında,tarımda
kullanılan su,endüstride
kullanılan su ve içme suyu
KARNEYE BAĞLANACAK.
Küresel
Isınma konusunu
biz,www.demokrasidedevrim.com
sitemizin,Bilim ve Tababet
ana bölümünde,
BİLL CLİNTON VE KÜRESEL
ISINMA bölümünde yazdık
lütfen tıklayınız.
Bu
sebeple,teknolojik dünyada,(
Kişisel Uzamsallığın Ötesine
geçiş ) kavramı da
gelişti.Dünya nüfusunun
yüzde sekizi,yani yarım
milyar insan,her yıl yurt
dışı seyahatler yapıyor.Bu
rakam,1650 yılında,endüstri
çağının
şafağındayken,dünyada
yaşayan tüm insan sayısına
eşit.Biz insanlar,hangi
amaçla olursa olsun,hareket
halinde yaratıklarız.
Harekert halinde
olanlar,sadece insanlar ve
ürünler değil.Dünyadaki,
para da kişisel ve ülkesel
uzamsallığın ötesine
geçiyor.Bir ivme,hızlı bir
hareket kazanıyor.Dolar
dünya ülkeleri arasında
dolaşıyor.Adeta fink
atıyor.Ülkemiz de
dahil,dünyada birçok ülke
birikimlerini kendi para
birimleri üzerinde değil
dolar üzerinden
yapıyorlar.Bugünkü dünyanın
en güçlü ekonomisi olan
Amerika Birleşik
Devletlerinin para birimi
dolar,sadece Amerikanın
parası değil.Amerika
dışında,yabancıların elinde
dolaşan dolar miktarı,kimi
ekonomistlere
göre,Amerikalıların elinde
olandan daha da fazla.Hızla
dolaşan bu dolarların büyük
bir kısmı Çine aktı.Çin
teknolojisini ve Çin
ekonomisini yarattı.Çin
ekonomisi ve Çin teknolojisi
o kadar gelişti ki:Yirmi
birinci yüzyılın başlarında
yapılan ekonomik tahmin ve
hesaplara göre,Çinden tüm
dünyaya yapılan ihracat 2009
yılına varmadan,halihazırda
dünya ihracat şampiyonları
olan,Almanya ve Amerika
Birleşik Devletlerini de
geçecek.Yani çok kısa bir
süre sonra 2009 yılına
varmadan Çin,Dünya ihracat
şampiyonu olacak.Çinin
önemli ihracat
ürünleri,binlerce yıllık
geleneksel Çin endüstrisi
TEXTİL ürünleri
yanında,büyük
ölçüde,elektronik
malzeme,beyaz eşya ve
Bilgisayar yazılımlarından
oluşuyor..Çin ihracatının
büyük bölümü
özellikle,elektronik,beyaz
eşya ve yazılımlardaki
ihracat, yüzde 60 oranında
yabancı sermayeden
sağlanıyor.Görüldüğü gibi
Çin,akıllı teşvik, ve
sağladığı kolaylıklar
sayesinde çektiği yabancı
sermayeyi kullanarak,hem
üretimini arttırıyor.Hem de
yeni teknolojiler
kazanıyor.Parasını
kullandığı,teknolojisini
aldığı gelişmiş batı
ülkelerine de sonradan
devasa mal
gönderiyor.İhracat yapıyor.
Halihazırda dünya ihracat
şampiyonluğunu elinde tutan
Almanya,2006 yılında,2005
yılına göre,ihracatını yüzde
13 arttırdı.2006 yılında
dünyaya 893 küsûr milyar
euro değerinde rekor bir
ihracat yaptı.Ama öyle
görünüyor ki: 2009
yılında,belki de
2009 a
varmadan gelecek yıl,Almanya,
dünya ihracat şampiyonluğunu
Çine kaptıracak.Bugün bile
Çin,dünyada mevcut tüm
elektro-mekanik ihracatının
dörtte birini,yüzde 25 ini
sağlıyor.Çin, ihracatının
çok büyük bir
bölümünü,akıllı bir şekilde
kullandığı yabancı sermaye
ile sağlıyor.
Çinin binlerce yıllık
geleneksel endüstrisi TEXTİL
de,tarihsel seyir içinde
dikkatle izlenirse,aşağı
yukarı buna benzer bir
serüvenle
karşılaşılır.Dünyada
endüstrinin ilk
başlangıcı,Fransızcada
fuseau,İngilizcede Spindle,
denen İĞ in icat
edilmesinden sonra
oldu..Yani bildiğimiz,
analarımızın yün eğirdiği İĞ
in icadından sonra.Dünyada
ilk endüstri
TEXTİL,textilin,dolayısı ile
endüstrinin ilk aleti de İĞ
dir.Dünyada en eski iğ
kalıntısı,Van vilayetimiz
hudutları içindeki kazılarda
tesadüfen bulundu.Yapılan
karbon yaşı analiz ve
araştırmaları,dünyanın en
eski endüstri aleti olan bu
iğ in 10.000-11.000 yaşında
olduğunu gösterdi.Demek ki:
40.000 yılını mağarada
geçiren insanoğlu,Anadolu
mağaralarında
yaşarken,mağaradan çıkıp
dışarıda da yaşamağa karar
verince,atalarımız,daha
doğru bir deyimle ANA-ATALARIMIZ,çocukları,evlâtları
üşümesin diye,hayvan
yünlerini eğirip esvap
yapmak ve evlâtlarını örtmek
istediler.Ve bu amaçla, İĞİ
icat ettiler.Bu konudaki
biraz daha detaylı
bilgiler,demokrasidedevrim.com
adlı internet
sitemizin,bilim ve tababet
ana bölümünde,ENDÜSTRİNİN
İLK ALETİ İĞ başlığı
altında vardır.Arzu
edenler,lütfen o bölümü
tıklasınlar.Nasıl olmuşa
olmuş,Anadoluda icat edilen
İĞ,sonradan Çin de de
öğrenilmiş.Antik , çalışkan
ve akıllı Çinliler,birkaç
iği bir araya getirerek,en
ilkel dokuma çıkrıklarını
yaptılar.Ülkelerinde çok bol
olan ipeği de bu çıkrıklarda
işleyerek kumaş haline
getirdiler.Bu ilkel
çıkrıkları
geliştirdiler.ipek
tezgâhları yaptılar.İşte bu
ipek tezgâhlarında
dokudukları parıltılı,göz
alıcı ipek kumaşları
binlerce yıl,meşhur tarihsel
İPEK YOLU nu kullanarak,deve
kervanları ile hemen
dünyanın her yerine
sattılar.Bu kervanlar
Avrupaya ve dünyanın başka
yerlerine giderken hep
Anadoludan geçerler.Sonra
tekrar Çine dönerken de yine
Anadolu yolunu
kullanırlar.Nasıl,antik Çin
Anadoluda icad edilen iği
alıp,Anadoluyu ve dünyayı
kumaşa boğmuş,
doyurmuşsa,yeni Çin de
atalarının yolunu
izleyerek.Gelişmiş Batı
dünyasının,özellikle de
Amerika Birleşik
Devletlerinin sermayesini ve
teknolojisini alarak dünyayı
modern ürünleri ile
sarıyor.Sermayesini ve
teknolojisini aldığı
gelişmiş
ülkelere,modern,kaliteli
ama,ucuz ürünler ihraç
ediyor.
1990 lı yıllarda,Çindeki bu
hudutsuz gelişmelere bakan
hemen her ülke ÇİN MUCİZESİ
nden söz ederken,,arı gibi
çalışkan,karınca gibi
birbirinin ayağına
basmadan,tertipli,nizamlı-
intizamlı ve devamlı çalışan
bir milyar iki yüz milyonluk
Çin insanı ile rekabet
edemeyen ülkeler ve
şirketler,yirmi birinci
yüzyılın başlangıcında ÇİN
İŞKENCESİ nden bahsetmeğe
başladılar.Kendi
devletlerinden ve dünyadan
Çin ihracatına karşı
kısıtlama,kendi sanayileri
için de koruma istiyorlar.Ne
kadar da haksız
istekler.Bunda Çin insanının
bir kusuru yok
ki:Zenginlerin ve batının
yaratıp empoze
ettiği,rekabeti ve serbest
piyasa ekonomisini
kullanıyorlar.İşte serbest
piyasa ekonomisi,işte
rekabet,işte de ÇİN.
Özellikle,Quandong ve Dalian
bölgesi olmak üzere,koskoca
Çin,çektiği dolarlar ve
yarattığı rekabet
sayesinde,küreselleşmenin en
yoğun yaşandığı yerler oldu.
Ama,devrimci zenginlik
sistemi ile gelişen
küreselleşmede,yine
rekabetten ötürü, kalıcı
olabilecek pek az şey
vardır.Devamlı gelişmeyi
başarabilen,kalır.Başaramayan
ise,yerini rakiplerine
bırakır.
Ekonomik sözcükte,en yanlış
anlaşılan,en yanlış
kullanılan,en yanlış
fikirler oluşturan kavram
küreselleşme oldu.Harriet
Rabitt,( kötü
alışkanlıklarımız,erdemlerimizden
daha çabuk küreselleşiyor )
Diyor.Uyuşturucu gibi,sex
ticareti gibi.Belki de, bu
yüzden
dünyada,küreselleşme-karşıtı
akımlar da
güçleniyor.Newsweek
dergisi,1991 yılında,40
büyük gazete ve dergide
yaptığı araştırmada,bütün
dünyada,sadece 158
küreselleşme ve
küreselleşme-karşıtı makale
buldu.Bu rakam 2000 yılında
17638 e çıktı.( Küreselleşme
taraftarı ve
küreselleşme-karşıtı
yazıların ileride bizi
boğacağını söyleyebiliriz. )
Diyor. Birleşmiş Milletlerin
yaptığı araştırmalara
göre,dünyadaki uyuşturucu
gibi yasa dışı maddelerin
yıllık ticareti 400 Milyar
doları buluyor. Ve bu
rakam,dünya ekonomisinin
yüzde sekizini
oluşturuyor.En son
teknolojileri kullanan
narkotik endüstrisi,birçok
ülkede resmi ekonomiyi
gölgede bırakıyor.Dünyanın
bir ucundan diğerine
uzanıyor.
Uyuşturucu ve narkotiklerin
yanı sıra,Sex ticareti de
korkunç boyutlara uzanmış
görünüyor.
UNİCEF in yaptığı
araştırmalara
göre,dünyada,her yıl çoğu
kız olan bir milyon yoksul
genç sex ticaretinin kurbanı
oluyor.Foreign Policy
editörü Moises Naim şöyle
diyor. (
Uyuşturucu,silâh,fikir
eserleri,para ve çoğu kadın
ve çocuklar olmak üzere
insanlar,uluslar arası ağlar
kullanılarak dev kârlar elde
etmek için yasadışı
yollardan alınıp satılan
yegâne şeyler değil.İnsan
organları,soyu tükenmek
üzere olan canlılar,çalıntı
eserler ve hatta zehirli
atıklar bile alınıp
satılıyor.Küreselleşme ile
birlikte,giderek artan bu
utanç verici kazanç
yolları,küresel karşıtı
akımları doğurdu.Amerika
Birleşik Devletlerinde peş
peşe gelen
hükümetler,özellilkle 8
yıllık Bill Clinton
hükümetleri ve hatta şimdiki
George W.Bush
hükümetleri,küreselleşme
konusunda dünyaya bir Mantra
sundular.Küreselleşme ve
küreselleşme ile
birlikte,özelleştirme
ağırlıklı
liberalleşmeyi,serbest
ticareti,dünyadaki herkese
yarayacak,yoksulluğu ortadan
kaldıracak,demokrasileri
güçlendirecek,bir sistem,bir
alet olarak sundular.Bu
mantra gerçek te
olabilir.Yutturmaca
da.Ayırdına varmak ise,diğer
yerlerde,özellikle Orta-Doğu
da yaşayan akıllı kafalara ,
akıllı beyinlere
düşer.Küreselleşme
taraftarları ve küreselleşme
karşıtları küreselleşme ile
liberalleşmeyi bir
tuttular.Yanlış bir
anlayışla, adeta eş anlamlı
sandılar.
Birde,küreselleşmenin
yaratacağı
faydaların,zenginler ve
yoksullar
arasında,zenginlerin
yararına,yoksulların
zararına paylaşılacağı
gerçeği dünyaya
yayılınca,dünyadaki
küreselleşme karşıtı akımlar
kuvvetlendi.Amerikan
düşmanlığı arttı.
Küreselleşme karşıtı
hareket,Politik
literatüre,ANTİ-Globall =KÜRESELLEŞME-karşıtı
ve ZIT-Globall=KÜRESELLEŞME
zıddı terimlerini de
getirdi.Anti-globaller,küreselleşmeye
tamamiyle karşı
çıkarken,zıt-globaller,küreselleşmenin
geliştirdiği kurumlar
olan,Birleşmiş Milletleri ve
diğer bazı uluslararası
kuruluşları şiddetle
destekliyorlar.
Anti-global=Küresel
karşıtları,hayvan hakları
fanatikleri,feministler,neo-feministler,faşistler,neo-faşistler,çevreciler
ve diğer protestocu
gurupları
oluşturuyor.Şüphesiz ki:En
önemli ve en etkili
küreselleşme karşıtları
savaş ve terörizmdir.Bu
arada bilim de,radikal
çevrecilerin saldırısına
maruz kalıyor.Bugün bilime
karşı açılmış bir gerillâ
savaşı ile karşı
karşıyayız..Bu savaşın aptal
amacı,bilim adamlarına,neyin
araştırılıp,neyin
araştırılamayacağını
söylemek. Amerika Birleşik
Devletlerinde, yakın
zamanlarda,tıp
araştırmacıları olarak
tanınan doktorlar,bir sabah
posta kutularını
açtıklarında,zarf
kapaklarının içlerine
bantlaşarak tutturulmuş
JİLETLER buldular.Bu
jiletler,araştırmacı bilim
adamlarının hayvanlar
üzerinde yaptıkları
deneyleri durdurmak isteyen
hayvan hakları savunucusu
cemiyetlerin korkunç bir
uyarısı idi.Eğer deneyler
durdurulmaz ize daha büyük
tehditlerin geleceği
bildiriliyordu. Hayvanlar
üzerindeki deneyleri
yasaklama yanında,bitkiler
üzerinde yapılan genetik
araştırmaları engellemek
için de,girişimler
gelişti.Zimbabwe,de ve daha
birçok Afrika
ülkesinde,milyonlarca
insan,Birleşmiş Milletlerin
yaptığı hesaplara göre,tüm
Afrika kıtasında 29 milyon
insan açlıktan bugün ölmek
tehlikesi ile karşı
karşıyadır.Bu tehlike
karşısında,insanoğlu nasıl
davranacağını şaşırmış
durumdadır.Her zaman olduğu
gibi bilim bu kıtlığa,bu
hastalığa çareler üretmek
için paçaları sıvamış gibi
görünüyor.Genetik alandaki
yeni bilgileri uygulayarak
bilim,bitkilerin genetik
yapısında değişiklikler
yaparak,daha verimli,daha
bol,daha besleyici ürünler
yapabilme çabasına
girdi.GENETİK
MUTASYON da denilen bu
araştırmaların öncülüğünü
MONSANTO gibi bazı büyük
şirketler üstlenmiş
durumdadır.Gelin görün
ki:Anti-globaller=Küreselleşme
karşıtları buna da karşı
çıkıyorlar.Daha iyi,daha
dayanıklı,daha verimli
organizmalar,bitkiler ve
ürünler geliştirmeyi
amaçlayan bu çalışmalara G M
O ( = GENETİK MODİFİED
ORGANİSM=genetik bakımdan
değişime uğratılmış
organizma ) adı
veriliyor.Anti-Globaller,küreselleşme
karşıtları,Monsanto ve bunun
gibi şirketlerin
duvarlarına,Katil Monsanto,G
M O lara hayır diye
yazıp,tehditler
savuruyorlar.Bu kervana
Prince Charles ta
katılıp,bilimi,
anlayışlarımız ve
inançlarımız üzerinde
diktatörlük kurmakla
suçluyor.Anti-Global küresel
karşıtları nasıl,hayvanlar
ve bitkiler üzerindeki
çalışmalara savaş
açmışsa,Hiristiyan
kiliselerinin ve hukuk
sistemlerinin de,Embryo-kök
hücre çalışmalarına ve insan
kopyalama konusuna bakış
açıları
da,küresel-karşıtlarınınkinden
pek farklı
değil.Onlarda,embryo-kök
hücre araştırmalarını ve
özellikle insan kopyalamayı
yasaklıyorlar.Belki de:
dünyada ilk defa,bilim
karşıtı bir sivil toplum
hareketi,hukuk sistemi ve
Kilise görüşü ile
örtüşüyor.Birleşiyor.
Kiliseler,embryo-kök
hücre
araştırmalarını ve
özellikle insan
kopyalamayı (
Tanrının işine
karışmak olmaz
Günahtır. )
gerekçesi ile
yasaklıyorlar.Tıpkı
geçmişte ve
tarihte,dünyanın
döndüğünü ispatlayan
Galileo Galileiyi
yasaklayıp,ölüm
cezasına
çarptırdıkları
gibi.Ama,ceza ne
kadar ağır olursa
olsun,bilim yasak
dinlemez.Eskiden
dinlemedi.Şimdi de
dinlemiyor.Gelecekte
de
dinlemeyecek.Nitekim,bugün,halkı
sefalet içinde
yüzen,bazı Orta-Doğu
Arap ülkelerindeki,
Karundan da
zengin,bol paralı
Arap
şeyhleri,kendilerinin
kopyalanmasına merak
sardılar.
Zahmetsizce
petrolden
sağladıkları
dolarları bastılar.
İtalyadaki,araştırmacı
hekim, Dr.Severino
Antinori'de, onları
kopyaladı.
|

Yasalara
eleştiri. Kili- seye
başkaldırı. İşte
Dr.Severino
Antoniori ve kopya
bebek |
3 yıl evvel ve daha
sonra doğan kopya
bebekler,şimdi
çocukluk dönemlerini
yaşıyorlar.Biraz
büyüdüklerinde,onlar
hakkındaki bilgiler,
dünyaya yayılacak
sanırız.
Aslında,kopyalama
yolu ile erkeklerden
üretilen
bebekler,öz-annesi
olmayan
bebeklerdir.Yine
kopyalama yolu ile
kadınlardan üretilen
bebekler öz-babası
olmayan
bebeklerdir.Öz-annesi
olmayan
bebekle,Öz-babası
olmayan bebek
deyimlerini,yeni
teknolojinin
getirdiği metodlarla
üretilen bebekleri
tanımlamak
üzere,Türkçemizde
ilk defa biz ürettik.
Erkeklerden
kopyalanan
bebekler,öz-annesi
hiç olmamış ve
öz_annesi hiç
olmayacak
Oğlanlar,kadınlardan
kopyalanan bebekler
ise öz-babası hiç
olmamış ve öz-babası
hiç olmayacak
kızlardır. Bugün
dünyada kaçak
sürdürülmek zorunda
bırakılan İNSAN
KOPYALAMA ve Embriyo
hücreleri
kullanılarak
yürütülen DOKU
ÜRETME ile ORGAN
TAMİRİ ve ORGAN
NAKLİ çalışmaları
|
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uzun bir suskunluktan
sonra nihayet Dr. Severino
Antoniori meslektaşımızdan
ses geldi. Buna çok sevindik
ve aynen yayınlıyoruz.
Bundan sonra da bilgilerin
geleceğini umutla
bekliyoruz. Bilgiler
geldikçe bu sayfalarda ve bu
satırlarda sizlere gene
aktaracağız.
Dr. Hasan
Horto, 8 Mart,2009
 |

Klon bebekler dokuz yaşında
İtalyan
doktor Severino Antinori, 2000 yılında
klonladığı ikisi erkek biri kız 3 bebeğin Doğu
Avrupada bir şehirde aileleriyle birlikte
yaşadıklarını açıkladı |

Klonlanmış
bebekler var ve şimdi dokuz yaşındal
İnsanın genetik
kopyalanması yöntemiyle ilk uğraşan İtalyan
doktor Severino Antinori klonlama yönetimyle üç
bebeği dünyaya getirdiklerini, bunların dokuz
yaşında olduğunu ve Doğu Avrupada yaşadıklarını
söyledi |
 |

Üç kolon
insan var ve Doğu Avrupa'da yaşıyorlar
İnsan
klonlamaya yasak getirilmişti. Ama tüp bebek
uzmanı ünlü doktor şok bir açıklama yaptı.
Doktor, klonlama (genetik kopyalama) yöntemiyle
3 bebeği dünyaya getirdiklerini, bunların 9
yaşında olduklarını ve Doğu Avrupa'da
yaşadıklarını söyledi.
Dünyada kopya insan yöntemiyle uğraşan ilk
doktor olarak tanınan İtalyan Severino Antinori,
klonlama (genetik kopyalama) yöntemiyle 3 bebeği
dünyaya getirdiklerini, bunların 9 yaşında
olduğunu ve Doğu Avrupa'da yaşadıklarını
söyledi.
Antinori, İtalya'da yayımlanan Oggi dergisinin
yarın yayımlanacak sayısındaki demecinde, İnsan
klonlama tekniğiyle 3 çocuğun doğmasına yardımcı
oldum. İkisi erkek, biri kız ve bugün 9
yaşındalar. Sağlıklı doğdular ve şu anki sağlık
durumları da çok iyi ifadesini
kullandı
|
|
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
Hiç şüphemiz
olmasın,yasaları da
kiliseleri de
zorlayacaklar,ve
dünyada
yaygınlaşacaklardır.
Teknoloji ve bilimin
bu kaçınılmaz
zaferi,kısa sürede
ülkemize de
gelecektir.İşte o
zaman, bizim bugün
internet sitemizde
ürettiğimiz
ÖZ-ANNESİ HİÇ
OLMAMIŞ OĞLAN
ÇOCUKLARI ile
ÖZ-BABASI HİÇ
OLMAMIŞ KIZ
ÇOCUKLARI
deyimlerimiz Bilim
ve Teknoloji diline
girecektir.
|
 |
Umudumuz
ve dileğimiz odur ki:
Bu ileri teknolojik
ve bilimsel
çalışmalara BİZİM
BİLİM İNSANLARIMIZ
ÖNCÜLÜK ETSİN.İnsan
kopyalama ve
özellikle embryo-kök
hücre araştırmaları,
yalnız Dr.Severino
Antinori ile sınırlı
kalmadı. Dünyanın
çeşitli yerlerinde,
kaçak olarak devam
edip gidiyor. Çünkü:
Yasaklar onlara
başka yol tanımıyor.
Oysa ki: özellikle
embryo-kök hücre
çalışmaları ile elde
edilen,üretilen yeni
dokular ile,insan
hayatını tehdit
eden,tedavisi
imkânsız gibi
görünen birçok
amansız hastalıklar
tedavi edilebiliyor.
Düzeltilebiliyor.
Bizde, bilimin
önündeki bu amansız
ve manasız engelin
önlenmesi
için,karınca
kararınca yardımcı
olmak istedik.
web sitemizin, Aksak
Adalet ana bölümünde
(İnsan
Hakları Mahkemesi
yüksek Katına)
başlıklı yazımızda
hem neden dolayı
insan kopyalama
tekniğinin bazı
özürlü insanlar için
tek üreme yolu
olduğunu yazdık.
Hem,ayni
zamanda,İnsan
kopyalanma hakkının
insan hakları
kapsamına alınması
için,
İnsan Hakları
Mahkemesi
ne dava açtık.
Aradan 2 yıl geçmiş
olmasına rağmen
henüz yüksek
mahkemeden olumlu
ya'da olumsuz bir
yanıt almış değiliz.
Alınca gene bu
satırlarda
yayınlayacağız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Kuruluşun
dan beri 10.000 yıldır
karışıp,harmanlanan,alaşımlaşan
Anadolu kültürünü öne
çıkararak,ANADOLU KÜLTÜR
BİRLİĞİ ve ANADOLU KÜLTÜR
KARDEŞLİĞİ yaratma
çabasındaki
demokrasidedevrim.com
sitemizde,zaman zaman kültür
ile ilgili,kültür jimnastiği
yaptıran anket soruları
düzenlenir.Ve her kesimden
insana sorulur.İlk üretilen
soru BİLGİ üzerine idi.Bu
anketten alınan sonuçları
sitemizin Bilim ve Tababet
ana bölümünde,uygarlık
aşamaları yazımız ile
Politika ve Askerlik
yazımızda yayınlamış
bulunuyoruz.
İkinci
olarak hazırlanan anket
sorusu aynen şöyledir. (
Bilimsel-Biyolojik açıdan
siz,hiç öz-anası olmamış ve
öz-anası hiç olmayacak
çocuklar gördünüz mü ?
Duydunuz
mu ? Düşünebiliyor musunuz ?
Anket
sorusunu yakın çevreme ve
her gün devamlı gittiğim
Levent Güzelleştirme derneği
lokalindeki arkadaşlarıma
sordum.Benim yakın
çevremde,çoğu emekli
doktorlar,mühendisler,avukatlar,emekli
generaller,emekli
albaylar,emekli
valiler,kaymakamlar,emekli
öğretmenler,iş adamları
vardır.Soruyu birkaç kez
tekrar ederek,düşünmek için
yeterli zamanları
olduğunu,acele etmemelerini
her türlü kaynaktan
yararlanabileceklerini
söyledim.Aradan uzunca bir
zaman geçmiş olmasına rağmen
olumlu ve doğru yanıt
verilemedi.
11
Mart,2007 günü eşim Nergis
hanım ile çok yakın kıymetli
arkadaşım elektirik
mühendisi Kadrettin Ayyıldızın
doğum yıldönümü idi.Eşi Işın
hanım bizleri evinde
topladı.Ayni soruyu
arkadaşım Kadrettin
Ayyıldıza da tekrarladım. (
Bilimsel-Biyolojik
açıdan,Siz hiç,öz-annesi
olmamış ve öz-annesi
olmayacak bebekler gördünüz
mü ?.
Duydunuz
mu? Düşünebiliyormusunuz ?).Arkadaşım
Kadrettin Klonlama,kopyalama
ile ilgili
olmasın.Dedi.Elektirik
mühendisliği Biyoloji
sorusunu hemen
yakalayabilmişti.Az sonra
arkadaşımın oğlu Cüneyt
Remzi Kitabevinden
aldığı,içinde iki kitap
sarılı bir paket ile
babasının doğum gününü
kutlamağa geldi.Kitaplara
bakılır dedik. Ve hemen
açtık.Kitaplardan biri büyük
bir atlas niteliğinde
idi.İçinde,yazılardan daha
çok makine çizim ve
resimleri vardı.Bu,beni pek
sarmaz. Dedim.Cüneyt babam
mühendis olduğu için
özellikle
seçtim.Dedi.Yüzyıllar önce
Leonardo de Vinci çizmiş ve
yazmıştı kitabı.İçinde uçak
resmi bile var.Dediler.
İkinci
kitap,ilgimi çok çekti ve
beni
heyecanlandırdı.İletişim
yayınları Orhan Pamuğun,10
Aralık,2006 günü Nobel
ödülleri dağıtılırken
yaptığı enfes konuşmayı
kitap haline getirip
basmıştı.Ben hemen söze
karışıp,bu konuşmayı
başından sonuna kadar büyük
bir haz ve büyük bir zevkle
dinledim.Çeşitli
kaynaklardan da
okudum.Dedim.30 Mayıs,2006
günü,yani Orhan Pamuk
Nobele aday olmadan 6 ay
önce yazdığım,Zalim Siyaset
Ana bölümümüzdeki
ORHAN PAMUK ve NOBEL
başlıklı yazımıza da bu
veciz konuşma hakkında
övgüler koydum.Aslında ORHAN
PAMUK ve NOBEL yazımızda
ben,Orhan Pamuğun Nobele
seçilişinden 6 ay önce,
( Orhan
pamuk, sırf Kara Kitabındaki
Şehzade Celâleddin efendinin
Hikâyesi adlı yazısı ile
bile NOBELi hak etmiştir. )
Diye yazmıştım. 10
Aralık,2006 günü,Orhan Pamuk
ve Nobel yazısına koyduğum
övgüyü aynen buraya alıyorum.
( 1453
tenberi, ilk defa, bir
İstanbul,bir Anadolu
çocuğu,Anadolunun 10.000
yılda
harmanlanıp,alaşımlaşan
kültürünü,bir senfoni
orkestrası gibi,uyumlu bir
accord içinde,dünya kültürü
ile birlikte
titretti.Birlikte
dinletti.Ve dinleyen
herkesin gözlerini yaşarttı.
).
İşte gene
açıkça görüldüğü gibi,bu
topraklarda nereye el
atsan,nereyi
karıştırsan,nereyi eşelesen
10.000 yıla uzanan ANADOLU
KÜLTÜRÜ fışkırıyor.Anadolu
kültürü bu topraklardan
gelip geçen,bu topraklarda
yaşamış ve bu topraklarda
yaşayan kültürlerin
toplamı,kültürlerin
harmanıdır.Ve de,Anadolu
kültürü, bu topraklarda
yaşamış,bu topraklarda
yaşayan insanların ortak
malıdır.
İyi bir
sanayici ve tüccar olan
komşum Muharrem Cömert ile
ben,hemen her sabah,Etiler
Huzur evinin geniş ve temiz
bahçesinde birlikte yürüyüş
yaparız.Komşum Muharrem
Cömert değişik sosyal
ilişkileri ve zevkleri olan
olgun bir kişidir.Ayni
zamanda İstanbul Mason
Localarında Üstadı muhterem
seviyesine yükselmiş bir
Mason üstadıdır.
Birkaç
gün önce,bir sabah vakti
ayni anket sorusunu ona da
yönelttim.
(
Bilimsel-Biyolojik açıdan
siz,hiç öz-anası olmamış ve
hiç öz-anası olmayacak
çocuklar gördünüz mü ?
Duydunuz mu ?
Düşünebiliyormusunuz ?
Soruyu
komşum düşünürken,elinde
faraj ve süpürgesi ile
ağaçlardan düşen yaprakları
toplayan Etiler Huzur evinin
temizlik işçisi Mehmet Dal,
kulak misafiri oldu ve
soruyu duydu.Komşum soruyu
düşünedursun,Mehmet Dal,
hemen cevabı yapıştırdı.
KOPYA BEBEKLER .
Mehmet
Dala, evde
bilgisayar,internet var mı?
Diye sordum.
Var dedi.
( Ekmeksiz,yemeksiz ederim
ama,onlarsız edemem ).Diye
ilâve etti,Etiler Huzur Evi
temizlik işçisi Mehmet Dal.
 |
10.000 yıllık Anadolu Kültürünün
bir parçası GaziAntepin
Kilis ilçesinden,Etiler
huzur Evi Temizlik işçisi
Mehmet Dal |
( 10.000
yıllık Anadolu Kültürünün
bir parçası GaziAntepin
Kilis ilçesinden,Etiler
huzur Evi Temizlik işçisi
Mehmet Dal )
Okul
durumunu sorduğumda,( Ben
okur yazarım ) Dedi Mehmet
Dal.Aslen 1959 doğumlu
ama,babası yatılı okula
aldırsın diye 1957 doğumlu
yazdırmış nüfus kâğıdına.Ana
anası çocuğu evden
uzaklaştırmak için mi yatılı
okula yazdırıyorsunuz diye
sual edince,okul durumu
yatmış. Ve hiç okula
gitmemiş.
İlave:
12.03.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Bilimin önündeki bu dinsel
ve yasal engeller
ile,feministler,bilinçsiz
bazı hayvan severler,
faşistler,neo-faşistlerden
oluşan fanatik anti-globallerin=Küreselleşme
karşıtlarının, özellikle,
hayvan deneylerine ve
bitkilerdeki genetik
araştırmalara karşı
açtıkları savaş,bir
paralellik,bir örtüşme,bir
benzerlik gösteriyor.Burada
da,dünyadaki birçok insan
açlıktan kırılırken,bitkiler
ve gıdalar üzerindeki verim
arttırma,daha çok gıda ve
daha çok ürün elde etme
çabaları baltalanmak
engellenmek isteniyor. Tüm
insanlığın sorunu olan, bu
çok önemli iki konuyu daha
iyi irdeliyebil- mek, daha
iyi anlayabilmek
için,uygarlığı yaratan BİLGİ
nin tarihsel gelişimini
incelemek,BİLGİ yi bir
masaya yatırarak,bir hekim
titizliği ile bilginin
anatomisini,Fizyolojisini
araştırmak gerekir
kanaatindeyiz.ANA konumuz
olan UYGARLIK çok
zahmetli,çok büyük
Aşamalardan,merhalelerden
geçerek bugüne ulaşmıştır.
1-
Günümüzden 35.000 yıl
önce,bir ATAMIZ,belli bir
olayı,kişiyi,yada nesneyi
ezberlemek için ilk
PİKNOGRAFI veya İDEOGRAFI
bir taşa, muhtemelen mağara
duvarına kazımıştır.
2- Günümüzden 11.000-12.000
yıl önce,bir ANA-ATAMIZ,
Anadolunun Diyarbakır ili,
KARACADAĞ yöresinde, ilk
tohumu toprağa atarak TARIM
ı başlatmıştır.
3 Yine günümüzden
11.000-12.000 yıl önce,yine
bir ANA_ATAMIZ
çocukları,evlâtları üşümesin
diye,yün eğirmek için,
ENDÜSTRİNİN İLK ALETİ İĞ i
icat etmiştir.Bu üç, çok
önemli olay UGARLIĞIN, en
büyük aşamaları,en büyük
merhaleleri, UYGARLIK
tarihinin en parlak KÖŞE
TAŞLARIDIR.
Her ne kadar,yazılı bir
kayıt olmasa da,35.000 yıl
önceki PİKNOGRAFIN,
İDEOGRAFIN bir taşa
yazılması,çok muhtemeldir ki:
gene, mağaralardan çok
zengin olan ANADOLUMUZDA
gerçekleşmiştir. On binlerce
yıldır birbirimiz ile
karışıp,kaynaşan,harmanlaşıp,alaşımlaşan
(Amalgamation)
biz, Anadolu halkı
geçmişimizle ne kadar
öğünsek hakkımızdır. 35.000
yıldan beri, piknograf,
ideograf ile başlayıp, kayıt
altına alınan,saklanan BİLGİ
nin tarih içindeki
serüvenini, yine geleceğin
sosyoloğları, Prof.Alvin
Toffler ile Heidi
Tofflerin,2006 yılının Ekim
ayında yayınladıkları son
kitapları Zenginlik
Devriminden öğrenerek,
derleyerek buraya yazıyoruz.
Aktarıyoruz.
İlave:
10.02.2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bilgiye, çıplak gözle, şöyle
uzaktan, dikkatlice
baktığımızda, bilginin, en
önemli ,en çarpıcı yanını,
şeklini, tıp dilinde,
morfolojisini görüyoruz.
Tükettiğimiz, kullandığımız
her nesnenin aksine, bilgi
tükettikçe, kullandıkça,
azalmıyor. Tam tersine
çoğaldıkça, çoğalıyor.
Çoğaldıkça da hızla
değişiyor. Sitemizin önceki
sayfalarında, bilginin bu
yanını bizde, bir soru
haline getirip önümüze
gelene sormuştuk. Pek az da,
doğru yanıt almıştık.
Bilginin bu özelliği bize
ünlü bir ozanımızın, şu ünlü
dizelerini hatırlattı. (Umut
fakirin ekmeği / Ye memet,Ye
/ . ). Bilgi'de beynin
yemeği . / Ye Memet.Ye /
Korkma / Hiç hitiremezsin .)
Bilginin morfolojisini, yani
şeklini, yani görünüşünü,
yanı yapısını daha çarpıcı,
daha güzel anlatabilmek için
bilgiyi petrol ile kıyas
edelim. Karşılaştıralım:
1 Petrol tüketildikçe,
kullanıldıkça azalır. Bilgi
ise tam tersine,
tüketildikçe, kullanıldıkça,
yeni teknolojiler
yarattığından AZALMAZ.
Bilâkis ÇOĞALIR.
2 Petrolü stoklamak,
muhafaza etmek, saklamak
için, büyük, çok büyük
tankerler gerekir.Bilgiyi
stoklamak, muhafaza etmek,
saklamak için ise, özellikle
günümüzde, gittikçe
küçülen,küçüldükçe küçülen,
küçücük bilgisayarlar yeter.
Batı dillerinde ortak bir
kelime olan COMPUTER, ne
güzel'de, oturtulup Türkçeye
uyarlandı. BİLGİSAYAR, adı
üstünde, bilgiyi hem sayar.
Hem de saklar. Tercümesi
aslından, çok daha anlamlı.
Aslından, çok daha güzel.
İnsan, içinden, ister
istemez, Türkçemiz,bu kadar
zengin mi? Diyor. Öğünesi
geliyor.
Biz insanoğulları, bugün
küçülttükçe, küçülttüğümüz
bilgisayarlara, uzun
tarihimizde, ne kolay
gelebildik. Ne de çabuk.
35.000 yıl önce, bir taşa,
bir mağara taşına, belli bir
olayı, belli bir kişiyi,
yada belli bir nesneyi
ezberlemek, öğretmek,
nakletmek, saklamak için ilk
PİKNOGRAFI, ilk İDEOGRAFI
kazıdık. O güne kadar,
beynimizde sakladığımız
bilgiyi ilk defa,beynimizin
dışına da yazdık. Ama,
otuzbinlerce, yirmibinlerce,
onbinlerce yıl sonra, ancak
MATBAA yı bularak, yaratarak,
indekslemeyi,
kütüphaneciliği öğrendik. 4
yüz yıl da, matbaa da,
sayfalarda kaldık. Ancak
yarım yüzyıl önce, Bilgi
uygarlık çağına ulaştık. Ve
bilgisayara kavuştuk.
Bilgisayarın bulunuşu da,
uygarlık tarihimizde, BAŞKA
BİR AŞAMA, BAŞKA BİR MERHALE,
BAŞKA BİR KÖŞE TAŞI dır.
O gündenberi, beyin dışı
bilgi birikimimiz, inanılmaz
bir hızla artıyor. İnanılmaz
bir hızla çoğalıyor. 2002
yılına geldiğimizde, California Berkeley üniversitesi, bilgi yönetim
fakültesindeki
araştırmacılar, bakınız bu
hızı nasıl anlatıyorlar. (Sadece
bir yıl içinde yaratılarak,
kâğıt, film, manyetik veya
optik formlarda saklanan
bilgi,veri ve enformasyon
miktarını saklamak için,
Amerika Birleşik
Devletlerindeki en büyük
kütüphane olan, kongre
kütüphanesi büyüklüğünde
yarım milyon yeni kütüphane
gerekir.).Berkeley
üniversitesi
araştırmacılarının dediğine
göre, sadece bir yılda
üretilen bu birikim,
zamanımızın başlangıcından
bu yana yaşamış tüm
insanların ağızlarından
çıkan tüm kelimelere eşit
miktarda bir bilgi
birikimidir. Bugün, bu hız,
daha da artacak gibi
görünüyor. Bu patlayıcı
harici bilgi deposundaki
bilgileri, 6 milyar dünya
insanımızın beyinlerindeki
bilgilerimize eklediğimiz
zaman, kendi türümüzün
toplam bilgi birikimine
ulaşabiliriz. Buna TOPLAM
BİLGİ MİKTARI, ya da, kısaca
ASK diyebiliriz. Bu,
devrimci zenginliğin
yaratabileceği sonsuz kaynak
demektir. Bu kaynakla sadece
TOPLAM BİLGİ BİRİKİMİMİZ i,
ASK ı genişletmekle
kalmıyoruz. Ayni zamanda
düzenleme, ulaşım, dağıtım
şekillerini de
değiştiriyoruz. Bu harika
sistemler, yakında
alternatif
EPİSTEMOLOJİLER le,ve
düşünce düzenlemelerinin
çeşitli yöntemleriyle daha
da zenginleşecek.
GELİŞEN KÜRESEL BEYNİ ölçmek
için,Amerika Birleşik
Devletleri ulusal bilim
vakfından bilgisayar
bilimcisi Michael E.LESK
farklı yöntem
geliştiriyor.Bilgiyi alma ve unutma hızlarına
dayanarak, bugün dünyada
yaşayan 6 Milyardan fazla
insan beynindeki toplam
bilginin 1200 PETABAYT
eşdeğerde olduğunu
söylüyor.Bir PETABAYT,
1,125,899,906,842,624 BAYTA
eşit olduğundan 1200
PETABAYT çok büyük bir rakam
oluyor.Şu da,bir gerçek ki:
Bugünkü teknolojik
imkânlarımız ile,herkesin
hatırladığı her şeyi
elektronik ortamda
saklamamız mümkün.
Tek kişinin hatırladıkları
için ise,bu çok kolay bir iş
oluyor.70 yıllık bir ömür
boyunca,6 GİGABAYT ASCH ye
maruz kalıyoruz.Evimizde
kullandığımız bir
bilgisayarımız için 400
gigabaytlık bir hard disk
alabildiğimiz
düşünülürse,bunun ne kadar
kolay olduğu açıkça
anlaşılır.
İlave: 23.02.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------
Halihazırda dünyada yaşayan
6,5 milyar insanın
beynindeki tüm
bilgileri,insan beyni
dışında haricî kaynaklarda
saklanan tüm bilgilere
eklediğimizde,dünyada 12.000
petabayt değerinde gilgiye
ulaşıyoruz.Bunun manası
şudur. Bir insan
hafızasındaki her bayt
bilgiye
karşılık,gezegenimizin henüz
bebek durumundaki beyninde
yaklaşık 10 baytlık bilgi
saklı demektir.
Nöroloji,Pisikiatri ve
bilgisayar uzmanları,ortak
bir görüşle, ilerisi için şu
öngörüde
bulunuyorlar.İleride bilgi
için içsel hafızaya gerek
kalmayacak.Bu bilimsel
deyimi daha pratik
söylemekte mümkün.Yani insan,
en kıymetli organı ve
varlığı beyninin önemli bir
bölümünü bellek dediğimiz
hafıza için kullanmak
zorunda kalmayacak.
Belleğinde, hafızasında
sakladığı bilgileri,beyni
yerine,bilgisayarlarda
saklayacak.Gerektiğinde,buradan
çıkarıp kullanacak.En
kıymetli organı beynini
ise,daha yararlı,daha
yaratıcı işlerde
kullanacak.Verimini
arttıracak.Daha argo bir
deyiş
kullanırsak,diyebiliriz ki:
insan,gelecekte kendi
beynine bilgi hamallığı
yaptırmayacak.Bilgi
hamallığını bilgisayara
yaptıracak. Bu devasa
teknolojik gelişmeyi.yirmi
birinci yüzyılın amansız
hastalığı, gittikçe artan
bir sıklıkta
görülen,Alzheimer
hastalığının tedavisine
uygulayabiliriz.
Eğer,bilgisayarlardaki bilgi
kullanımını çok basite
indirgeyebilirsek,Alzheimer
hastalarının yanlarına bir
bilgisayar katarak,gerek
duydukları bilgileri
zamanında
kullandırarak,kaybettikleri
bellek hafızalarını telâfi
edebiliriz.Bugün için
perişan görünüp,mutlaka
başkalarının bakım ve
ihtimamına muhtaç olan bu
zavallı insanları kendi
kendilerine yeter hale
getirebiliriz. Bilgi ile
enformasyon eş anlamlı
değildir.Berkeley
Üniversitesinde Lesk,bilgiyi
olabildiğince
inceliyor.Bilgiyi digital
parçalara ayırıyor.Ama
ölçülen şeyin ne olduğunu,ne
kadar olduğunu söyleyemiyor.
Yakın zamanlarda Chambritge
üniversitesinden Darwin
Reaserche üyesi Adrian
WOOLFSON,Life Without Genes
adlı kitabında bu soruyu
cevaplamaya çalıştı.Ve şöyle
dedi. ( Bu ve diğer herhangi
bir dünyada var
olmuş,olabilecek veya olacak
her şey,ilgili gerçeklerin
ve karşılık gelen mantıksal
bağlantıların bir toplamı
olarak tanımlanabilir. ) .Bu
karmaşık izah ve anlatım
karşısında bazı insanlarda,
( Hadi yaa? Bunun
İngilizcesi ne ? ) Diye
sormaktan kendilerini
alıkoyamıyorlar.Görüşleri ne
kadar baş döndürücü olsa
da,sonunda Woolfson da beyaz
bayrağı çekiyor. Eski
bilgiler her zaman,durmadan
yenileniyor.1892 yılına
kadar Jupiter'in dört uydusu
olduğu yaygın bir
bilgiydi.Galileo
zamanındanberi de bilimsel
olarak kabul ediliyordu.Ama
o yıl, 9 Eylülde,Lick
gözlemevinden astronom E.E
Bernard Jupiter'in beşinci
uydusunu,beşinci ayını
gözlemlediğinde bu bilgi
değişti.2003 yılında da
astronomlar Jupiter'in
altıncı uydusunu,altıncı
ayını buldular. Yine
yüzyıllar boyunca,bilim
adamları güneş sistemimizde
sadece 9 gezegen bulunduğunu
varsayıyorlardı.Ama 2005
yılında California teknoloji
enstitüsünden bir astronom
XENA adını verdiği bir nesne
keşfetti.Kendisi ve diğer
bilim adamları bunun güneş
sistemimizin 10 uncu
gezegeni olabildiğine
inanıyorlar. Sonuçta,depoda
ne kadar bilgi olduğunu,ne
kadarının işe yarar
olduğunu,hangi bilginin
değerli olduğunu
söyleyememiş olsalar da,bu
büyük girişimci ve bilim
insanlarının hepsi,bilgi
alanında çok devrimci
değişimlerin hızla
gerçekleştiği görüşümüzü
destekliyorlar.Hatta,öyle
hızlı bir değişim ki:DEVRİM
kelimesi bile,bu hızlı
gelişimi anlatmakta yetersiz
kalıyor.Diyorlar. Bilimin bu
devrimci değişimine paralel
olarak,tüm dünyada,bilim
adamlarının ve mühendislerin
sayısı artıyor.ARGE diye
adlandırılan bilimsel
araştırma geliştirme
harcamaları da öyle.2003
yılında sadece Amerika
Birleşik Devletlerindeki
bilimsel araştırma
geliştirme ARGE harcamaları
284 Milyar dolardan
fazlaydı.Bu ARGE bütçesinin
büyük bir bölümü dünyanın
dört bir yanından Birleşik
Devletler bilim ortamına
akın eden yabancı
araştırmacılara ve
göçmenlere gitti.Birleşik
Devletler,ayni zamanda şimdi
dünyanın çeşitli yerlerinde
( Çin ve Hindistandan
Orta-Doğu ve Meksika'ya
kadar ) çalışan bir bilim
adamı yetiştirmek açısından
eğitim sahası haline de
geldi. Bu alanda sadece IBM
2004 yılında ARGE için 5
milyar dolar harcadı.Paul
Horn'un liderlik ettiği
araştırmacılar gurubu,toplam
3,248 buluş gerçekleştirdi
ve her birinin patentini
aldı.Bu,ortalama olarak 24
saatten 365 günlük
çalışmanın her 2,6 saniyede
bir buluş gerçekleştiği
anlamına geliyor.O yıl
IBM,ikinci sırada gelen
Matsushita'ya oranla yüzde
68 daha fazla Birleşik
Devletler patenti aldı. Bu
buluşlar sadece IBM'in
fiziksel üretimini
arttırmakla kalmadı.Ayni
zamanda o yıl şirkete1,2
Milyar dolar telif hakkı
geliri kazandırdı.Fikir
eserlerinin üretimi ve
satımından dolayı bu
rakam,şirketin 2004
gelirinin yüzde 15 i idi.
Bir Ulusal Bilim Vakfı
raporuna göre, son yıllarda
diğer uluslar da ,ARGE
yatırımlarını arttırıyor.Bu
yatırımlar fiziksel bilimler
ve mühendislik gibi alanlara
odaklanıyor ve bu alanlar
Birleşik Devletlere göre
daha düşük bütçe kalıyor.
Yeni bilgiler,öyle bir
hızla,evrene ve dünyaya
yayılıyor ki: Dün
öğrendiklerimiz bugün
geçersiz kalıyor.Kitaplar
matbaaya verilip basılıncaya
kadar,haberler ajanslarda
yayınlanıncaya kadar eskiyor.
Bilginin dünyaya ve evrene
baş döndürücü bir hızla
yayılışı,Bilim karşıtı ve
küreselleşme karşıtı
hareketleri de
hızlandırdı.Dünyanın birçok
yoksul ülkesinde,insanlar
açlıktan kırılırken,bitkisel
ve hayvansal verim
arttırmayı amaçlayan GMO=Genetik
modified organism=Genetik
mutasyona,genetik değişime
uğratılmış organizma
çalışmalarına karşı geniş
bir savaş açıldı.Dünyanın
her yerinde, FRANKEN FOOD=Tehlikeli
gıdalar terimi yayılarak
insanlar korkutulmağa
çalışılıyor.Birçok feminist
guruplar da,küreselleşmenin
çoğunlukla erkeklere
yaradığını iddia
ediyorlar.Küreselleşmeyi
Ataerkil olmakla
suçluyorlar.Bu mücadale ve
davalar uğruna,aklı başında
veya sapık cinayet işlemeye
hazır bazı kişiler de
yetişti.Aslında bu insanlar
bilim adamlarına,neyin
araştırılıp,neyin
araştırılamıyacağını empoze
etmeğe çalışıyorlar.Bu
konuda izin ve emir vermek
istiyorlar.Sanki,iş o kadar
kolaydı.Sanki dünyada yağma
vardı. Tedhiş ve teröre
varan bu şiddet olayları
yanında,Gerçek bilime
karşı,gerçek dışı birtakım
PARANORMAL akımlar ve
hareketler de
yaygınlaştı.Batı
dünyasında,WEİRD THEORİS=Tuhaf
teoriler diye adlandırılan
KOMPLO teorileri üretilmeğe
başlandı.Örneğin tıp
bilimine karşılık Alternatif
tıp şarlatanlıkları.Uzaydan
gelen küçük yeşil insanların
dünyada yaratacağı
tehlike.Crossing over
yani,ölen sevdiklerinizle
iletişim kurmanızı vaad eden
programlar.PETPSYCHİC (
=Size iquanızla iletişim
kurmamıza yardımcı olalım
şovları.Kentucky Fried
Chiken'ın altı bacaklı
tavuklar ürettiği
söylentileri,Elvis
Priestley'in hayatta olduğu
iddiaları.ve,daha birçokları
gibi. Dünyada üretilen bütün
bu bilgilerin,ve, bu
bilgilere dayalı fikirlerin
hangisi doğru, hangisi
yanlış ve saçma ?.Bize
söylenenlerin ne kadarı
gerçek ?.Ne kadarı saçma
veya kurgu ?.Bunları nasıl
bileceğiz ?.Nasıl karar
vercceyiz?.İşte bu sorulara
ışık tutmak için de,
dünyada,bilgi ve fikirleri
filtreden
geçirmek,filtrelemek akla
geldi.Bu bapta da altı
Filtre oluşturuldu.Bu
filtrelerden ilki 1 - Fikir
Birliği oldu. Fikir birliği
geleneksel
bilgeliktir.Herkes X in
doğru olduğunu biliyor,doğru
olduğuna inanıyorsa doğru
olmalıdır.Çoğunluğa uymak
düşünmeyi gerektirmez.Daha
iyi bir anlatımla bu tür
doğrular çatışmasızdır. Eğer
yanlış olduğu anlaşılırsa
aptal durumuna
düşmezsiniz.Çünkü herkes
ayni şekilde düşünmüş,ayni
şekilde inanmıştır. Bu
düşünce tarzı ise,harcıalem
düşünce yaratma
kolaycılığından başka bir
şey değildir.Harcıalem
düşünürler,ne insanlığa,ne
uygarlığa yeni bir şey
katarlar,ne de yeni bir
yenilik yaratırlar. Ne
keşif,ne de icad
yapabilirler.Çünkü:Harcıalem
düşünce,adı
üstünde,kalıplaşmış,sınırlı
düşünce demektir.Belirlenmiş
sınırları aşamaz.Yaratıcılık
ise hiçbir zaman sınır
tanımayan özgür düşünce
ister. 2 - Tutarlılık : Bir
kriter, bir olgu ,doğru
olarak kabul edilen diğer olgulara uyarsa doğru
olmalıdır. 3 - Otorite :
İster dünyevî olsun,ister
ilâhi bir hüküm,bir veri,bir
doğru, büyük ölçüde
otoriteye dayanır.Yıllar
boyunca Amerika Birleşik
Devletlerinde ünlü yatırımcı
Warren Buffett'in Wall
Street hakkında söylediği en
küçük söz doğru olarak kabul
edildi.Milyarlarca kişi
için,İncil veya Kuranı
Kerimde yazan her şey
mutlaka doğrudur.Otorite
testtir. Diğer
yandan,otorite bir Müslüman
imamına veya Ayetullah'a da
yakıştırılabilir.Iraklı şii
lideri Büyük Ayetullah Ali
El-Sistani'nin sözleriyle, (
Uzman lideriniz ne yapmanız
gerektiğini söylüyorsa,onu
yaparsınız.Ve uzman görüşü
bir şeyden uzak durmanızı
söylüyorsa,uzak durun.Kendi
başınıza araştırma yapmayın.
). Otorite Vatikan'a da
aktarılabilir. 1870 lere
kadar Papa hata yapmayan
kişi olarak görülüyordu.
Bazıları için,The New York
Times,Le Monde veya CBS News
gibi önde gelen haber
kuruluşu bildiriyorsa,haber
mutkaka doğrudur. 4-
Aydınlanma :Gerçek,mistik
aydınlanma olarak
tanımlanabilecek şeylere
dayanır.Sorgulanamaz.Sadece
öyledir.5 - Uzun
ömürlülük:Doğruluk testi
dayanıklılığa ve yaşa
dayanır.Bir gerçek,
eğer zamana dayanabilmişse doğru kabul edilir. 6 -
Bilim:Diğer doğruluk
testleri içinde,en tutarlısı
bilimdir.Çünkü:Bilim
deneylere dayanır. Bilginin
anatomisini, fizyolojisini,
parçalarını, saklanışını ve
doğruluk kriterlerini
gösteren filtreleri
inceledik.Şimdi de, Bilgi
ekonomisinin TÜKETEN-ÜRETİCİ
yanına
bakalım.Profesör.Alvin
Toffler ve Heidi
Toffler,1980 de
yayınladıkları ( Üçüncü
Dalga ) adlı
kitaplarında,belki
de,ekonomi ve sosyolojide
ilk defa TÜKETEN-ÜRETİCİ
deyimini
kullandılar.İnsanlar para
ekonomisinde
ürünlerini,hizmetlerini veya
deneyimlerini satılığa
çıkardıklarında,onlara
üretici ve bu sürece de
üretim derler.Ama çoğunlukla
izlenmeyen,ölçülmeyen ve
ödenmeyen ekonomik
faaliyetlerin gerçekleştiği
muazzam bir ekonomi de
vardır.Kendi ifadelerine
göre,paraya dayanmayan bu
ekonomik faaliyetleri
tanımlamak için,uygun
terimler yoktur. En az,
İngilizce de yoktur.İşte
Toffler'ler,bu tür
üretimleri tanımlamak
için,TÜKETEN-ÜRETİM deyimini
getiriyorlar.Aslında
diyorlar,parasal ekonomi
içinde,bu adsız ekonominin
payı sanıldığından çok,çok
daha fazladır.Özellikle
tarım uygarlık
çağında,insanların bir kısmı
kendilerinin ve ailelerinin
kullanması,tüketmesi için
üretim yapıyorlardı.Bu
bireysel kullanıma dayanan
üretimde amaç,üretilen
malları para veya takas
karşılığı pazara sunmak
değil,Kendilerine ve aile
fertlerine bedava olarak
sunmaktır. Endüstri uygarlık
çağında,özellikle bilgi
uygarlık
çağında,ekonomistler,tarım
ekonomisinin bu mütevazi
üretim sistemini dahiyane,
ama daha çok kurnazca bir
yöntemle,Pazar ağırlıklı
ekonomiye
kattılar.Üreticilere,bedava
emek ve kazanç
sağladılar.Örneğin bazı
fabrikalar,Pazar satışları
yerine,fabrika çıkış
satışları yaptılar.Fabrikada
üretilen malı çıplak bir
şekilde satışa
sundular.Böylece de, üretim
maliyetinin bir bölümünü
oluşturan ambalaj ve nakliye
işlerini,müşteriye,tüketiciye
yüklediler.Bu basit yolla
dahi,müşteriler,tüketiciler,belki
de farkında olmadan ÜRETEN
TÜKETİCİ
oldular.Restorantların
lokantaların bir kısmı self-servis
yolu ile,garsonluk
hizmetlerini,müşteriye,tüketiciye
yaptırıyorlar.Japonya'da,Dohton
Bori restoran
zinciri,self-servis yolu ile
sadece garsonluk
hizmetlerini
değil,ahçılık,pişirme
hizmetlerini de
müşterilerine
yaptırıyor.Masalara monte
ettikleri portatif ocaklarla
yemekleri müşterilere
pişirtiyorlar.Avrupa'da
özellikle bizim ülkemizde
yaygın olan Kendin
Pişir-Kendin Ye lokantaları
da müşteriyi üretime ortak
etmenin en basit yollarıdır.
Basit gibi görünen
tüketen-üretici sistemini
bankalarda inceleyecek
olursak,çok şaşırtıcı
sonuçlar görürüz.Örneğin
Amerika Birleşik
Devletlerinde 2002 yılında
banka müşterileri yaklaşık
14 milyar ATM işlemi
gerçekleştirdi.Bu rakam tüm
dünyada,ayni yılda
gerçekleştirilen ATM işlem
sayısının üçte biri idi.Tüm
dünyada müşteriler ATM
kartlarını seviyorlar çünkü
kuyruklarda beklemek
istemiyorlar.Çünkü aceleci
bir ekonomide her dakika
önemlidir. Yapılan hesaplara
göre,bir müşterinin bir
banka kontuarında bir
memurla yüz yüze yaptığı bir
işlem ortalama 2 dakika
alıyor.Demek ki:
Müşteriler,14 milyar ATM
işlemini banka konturunda
memurla yapsalar,28 milyar
dakikalık bir zaman
harcanacaktı.Müşteriler AKM
işlemi ile bedava olarak
bankaya 28 milyar dakika
sundular.Bankanın sağladığı
kâra bakın.Eğer,banka bu
hizmeti memuru ile sunsa
idi,200.000 memuru daha işe
alması gerekecekti.Bu
200.000 memura ödenecek
ücreti düşünürsek,bankanın
sağladığı kârı daha iyi
anlarız.Gerek banka,gerekse
de restoran örneğinde
tüketenin,yani müşterinin
emeği ile sağlanan
kâr,dahice ve kurnazca bir
yöntemle tüketiciye
değil,banka ve restoran
sahiplerinin cebine iniyor.
Bu çalışmaların
çoğu,tüketen-üreticinin
omuzlarına yükleniyor.Yine
Amerika Birleşik
Devletlerinde 2002 yılında
17 milyon evde insanlar
internet üzerinden borsa
hesaplarına girip işlem
yaptı. 40 milyon müşteri de
yolculuklarını internet
aracılığı ile organize
etti.Yine Amerika Birleşik
Devletlerinde 360 milyon
online sipariş verildi.Bu
işlemlerin her birinde
tüketen-üreticiler kendi
kendilerinin
borsa-brokerı,kendi
kendilerinin seyahat
acentesi ve tezgâhtarı
oldular. Diğer ev aletleri
üretici şirketleri
gibi,General Elektrikte GE
aletleriyle ilgili bilgi
isteyen müşterilerin telefon
bombardımanına maruz
kalıyordu.Bir telefon
aramasına cevap vermek
şirkete yaklaşık 5 dolara
mal oluyordu.General
Elektrik,bu bilgi verme
işlemini bilgisayarla
internete bağlanarak vermeğe
başladı.Bu bilgisayar
internet masrafı da 20 sent
tuttuğundan,şirket 96 milyon
dolar tasarruf geliri
sağlamış oldu.Bu arada
birçok insan da işini
kaybetti.Peki bu işler
nereye gitti?. Cevap çok
basitti.Banka memurlarının
ve restoran garsonlarının
işlerinin gittiği
yere.Açıkça ve kısaca :
Ödemeli
üreticilerden,ödemesiz
tüketici üreticilere.
Profesör Alvin Toffler ve
Heidi Toffler son
çıkardıkları kitapları (
Zenginlik Devriminde ) buna
da bir ad buldular.Bu dahice
buluşa,tüketici-üreticilerin
şirket sahiplerine sunduğu
FREE FOOD,FREE MEAL= (
BEDAVA GIDA,BEDAVA YEMEK )
Diyorlar. Bilgi ekonomisinde
iş gücünden tasarruf
konusunda tüketen-üretime
dayanma eğilimi öylesine
güçlü ki: Dilbert dergisinde
çıkan bir karikatürde,bir
şirket yöneticisi şöyle
öğünüyor. ( Zaman
içinde,şansımız da yaver
giderse,müşterilerimizi
üretimimizi ve dağıtımımızı
yapmak konusunda
eğitebiliriz. ).
Tüketen-üretici
sistemi,birçok sivil toplum
örgütlerine,yardım
servislerine de girmiş
durumda.Amerika'da ve modern
dünyada volunter= gönüllü
dediğimiz
sevisler,okullarda,fabrikalarda,kreşlerde,özellikle
hastanelerde,çok büyük,çok
faydalı hizmetleri bedava
sunuyorlar.Amerika Birleşik
Devletlerinde,Volunter=Gönüllü
hizmeti inanılmaz boyutlara
ulaştı.Amerika'da yaklaşık
110 milyon insan,yani
Amerikan nufusunun yaklaşık
yarısı,haftada en az birkaç
saatlerini ücretsiz gönüllü
çalışmalarda harcıyorlar.Kâr
amacı gütmeyen,çalışmalarını
bağışlarla sürdüren bir
şirket olan Independent
Sector'un 2001 tarihli
raporuna göre son bir yıl
boyunca Amerikalıların
gönüllü çalışmaları 15,5
milyar saat oldu.Bedava
sunulan bu hizmetin parasal
değeri de 239 milyar doları
buldu. Bütün bu volunter=gönüllü
çalışmalara,dünyanın dört
bir tarafındaki itfaiye
gönüllülerini ve Tsunami
felâketlerinde harcanan
gönüllü hizmetleri
eklersek,Volunter=gönüllü
sektörünün devasa boyutlar
ortaya çıkar. Tıp
sektörü,sağlık sektörü
de,hastaları eğiterek çoktan
üreten-tüketici durumuna
sokmuştur.Bunun en belirgin
örneği,diyabet hastalarına
sağladıkları
bilgiler,aletler ve tıbbi
kitler ile gerekli
laboratuar analizlerini
yaptırıyorlar.Tedavide
gerekli ilâçlarının
dozlarını hesaplatıyorlar.Bu
laboratuar analizlerini daha
da ilerleterek,sağladıkları
kitler ile her diş
fırçalamasından sızan kanda
intizamlı kan şekeri
tayinleri yapmak veya
tuvaletin münasip bir yerine
yerleştirilecek özel bir kit
ile her tuvalet çekişinde
periyodik olarak idrar
tahlili yaptırmakta olanak
dahiline giriyor.
Tüketen-üreticiler,dünyada
gittikçe artan bir oranda
üreten ekonomiye katkıda
bulunuyorlar. 2005 yılı
itibariyle Home-Depot
şirketinin,Amerika Birleşik
Devletleri,Kanada ve
Meksika'da bin sekizyüzden
fazla mağazası vardı.Sadece
Birleşik Amerika'da 73
milyar dolarlık cirosu
vardı.Mağazalarında 40.000
civarında ürünleri var. Ve
bunların çoğunluğunu
Tüketen-üretici usulü (
kendin yap ) tarzı ürünler
oluşturuyor.Genel olarak
Birleşik
Amerika'da,tüketen-üretici=
kendin yap pazarının ( D-I-Y
) yıllık 200 milyar dolar
ciro çevirdiği tahmin
ediliyor.Evleri çok az
mobilya ile döşeli olan
Japonya'da tahmini olarak bu
ciro 30 milyar doları
geçiyor.Almanya'da başını
Obi,Praktiker,Bauhaus'un
çektiği D-I-Y yani kendin-yap
şirketlerinin toplam cirosu
33 milyar doları buluyor.Tüm
Avrupa'da 2003 yılında ev
gelişimi kendin-yap pazarı
100 milyar dolar ciroya
erişiyor.Bütün bu
satışlara,evlerde tarif ve
yönlendirme ile oluşturulan
oto-tamir atölyelerini,Beyaz
eşya tamir
atölyelerini,bahçıvanlık
aletleri kurma ve tamir etme
atölyelerini de
eklersek,Tüketen-üretici=(
Kendin-yap ) ekonomisinin
nasıl ve ne hızla
geliştiğini anlarız.Ünlü
ekonomist ve sosyoloğlar
tüketen-üreticilere,gelecekteki
ekonominin gerçek
kahramanları diyorlar.
Bilginin tüketildikçe
çoğalma ve çoğaldıkça da
hızla değişen yanı özellikle
güçlü bilgisayarların
geliştirilmesi ile önem
kazandı.Tüketen
üreticiler,bu sayede
hobilerini geliştirdiler.ve
hobilerini işe de çevirerek
yeni bir endüstrinin
kurulmasına da zemin
hazırladılar.25 yıl
önce,sofistike bilgisayar
oyunları ve
simülasyonlar,büyük ölçüde
ordu tarafından yaratılıyor
ve kullanılıyordu.Bunun için
program yazarları güçlü
bilgisayarlarda özel olarak
pahalı programlar
yapıyorlardı.1990 lı
yıllarda,bilgisayar oyunları
Ziploc torbalarda satılan
disketler şeklindeydi.Sivil
oyun meraklıları,ordunun
büyük bilgisayarları yerine
ellerine küçük bilgisayarlar
aldılar.Ve çok geçmeden
online toplulukları
oluşturmayı başardılar.Bu
online toplulukları ticari
oyunları birlikte
değiştirmeye,uyarlamaya ve
geliştirmeye
başladılar.Bunlar birçok
askeri konuları da
içeriyordu.Kısa zamanda
ticari bilgisayar oyun
endüstrisi ordunun fazlası
ile önüne geçti.Bugün 20
milyar dolarlık bilgisayar
oyun endüstrisi,Hollywood'un
film endüstrisini bile
geride bırakıyor. Çok
çarpıcı bir gelişme ,kolektif
tüketen-üretim alanı olarak
ta yazılımlarda gerçekleşti.
21 yaşında Helsinki
Üniversitesinin bir
öğrenicisi iken LİNUS
TURWALDS dev bilgisayarlarda
kullanılan bir işletim
sistemi UNİX in bir alt
versiyonu olan MİNİX sistemi
ile çalışıyordu.Turwalds
Minix disteminin
çalışmasından memnun
değildi.PC ler için yeni bir
versiyonu oluşturmağa karar
verdi.Üç yıl boyunca
herhangibir ödeme almadan
1994 yılında LİNUX
sisteminin çekirdeğini
oluşturdu.LİNUX,Microsoft'un
kişiye özel mülk
niteliğindeki ürünlerinin
aksine,temelde halka açık ve
bedava bir kaynak kod
kullandığından ( Bedava
paylaşımcı yazılım ) olarak
anıldı.Kaynak kodun açık
kalması,başkalarının Linux'u
kendi ihtiyaçlarına göre
yapılandırılmasını veya
başka ticari ürünleri ona
dayandırmasını mümkün kıldı.
Bugün Linux işletim sistemi
,birçok bilgisayar üreticisi
tarafından
destekleniyor.Dünya çapında
milyonlarca kişi tarafından
kullanılıyor.The New York
Times'a göre Amerikan
şirketlerinin yüzde 40'ında
Linux kullanılıyor.2005
yılında dünyanın dört bir
yanında tasarruf etmeye ve
kendi yazılım endüstrilerini
geliştirmeye hevesli
devletler,Linux kullanımını
başlattılar.Çin'de,devlet
posta ofisinde,Dış Ticaret
Bakanlığı'nda ve Çin Merkezi
Televizyonunda Linux işletim
sistemi kullanılıyor.Çin
hükümeti,kamu ofisi
çalışanlarını her yerde ve
seviyede bu sistemi
kullanmaya teşvik
ediyor.Brezilya
hükümeti.birimlerini Linux
veya diğer açık kaynaklı
yazılım kullanmaya yöneltti.
United Pres International'e
göre dünya çapında devletler
Linux'a 2 milyar dolardan
fazla yatırım yaptı.Tüm
dünyada 160 dan fazla devlet
Linux programları kullanıyor.
Linux hareketi bireysel
ulusların ve şirketlerin
ötesine geçerek,bölgesel
seviyelere
ulaştı.Çin,Japonya ve Güney
Kore'deki devlet yetkilileri
yakın zamanda bir araya
gelerek,Linux'u ortak bir
bilgi teknolojisi
politikasında kullanma
konusunu tartıştılar. Linux
konusundaki heyecan burada
da sona ermiyor.Bilgi
Teknolojisi Bölümleri
konusunda yapılam bir
Birleşmiş Milletler
konferansında,büyük
ülkeler,delegelerinden açık
kaynaklı yazılımları digital
bölünmeyi azaltmak için bir
anahtar olarak kullanmayı
onaylamalarını istedi.
Dolayısıyla ,Torwalds'ın ve
Linux programcılarının
yaptıkları,para ekonomisinde
çok güçlü etkiler
yarattı.Linux bazı
taraftarlarının savunduğu
gibi kapitalizmin sona
ermesi anlamına gelmiyor.Ama
bir kez daha,tüketen-üretici
faaliyetlerinin para
ekonomisi üzerinde
yapabileceği etkiyi çarpıcı
bir şekilde gösteriyor.
Üstelik Linux bile daha
büyük bir hikayenin sadece
küçük bir parçası. BİLGİNİN
DEVASA HIZI Bilgisayarın
Bulunuşu ve kullanılması ile
birlikte Bilgi, evrene ve
dünyaya akıl almaz bir hızla
yayılmaya başladı.Bilgi
kullanıldıkça,tüketildikçe
azalmıyor,tam tersine hızla
artıyor. Ve,arttıkça da
hızla değişiyor.Hızla
değiştikçe de,yerleşik
kurumları,yerleşik
sistemleri değişik hızlarla
değişime zorluyor.Kurumların
ve sistemlerin değişim
hızları da birbirinden çok
farklı oluyor. Toffler'ler
Ekim,2006 da yayınladıkları
( zenginlik devrimi ) adlı
kitaplarında dahiyane bir
benzetişle kurumları, 9
şeritli çok geniş bir
oto-yolda,farklı hızlarla
ilerleyen otomobillere
benzetiyor.Jet hızıyla
ilerleyen bir ekonomi ve
şirketler,buna karşı
kaplumbağa hızıyla ilerleyen
bir kamu sektörü.Biri gaz
pedalına basarken,biri frene
basıyor.Gelişme hızını
yavaşlatıyor.De-
sinkronizasyon yaratıyor.Biz
buna Türkçemizde güzel bir
ad bulduk.HANTAL DEVLET.
Oto-yolun en yavaş şeridin
de,saatte sadece
1 Km.
hızla,ağır-aksak
ilerleyebilen,kendi içinde
bile tutarsız kararlar veren
adalet sistemi.Biz,adalete
de Türkçede iki güzel tanım
ürettik.
1 -
ANAMIZI AĞLATAN ADALETİMİZ.
2 -
MANDADAN AĞIR GİDEN
ADALETİMİZ.
Her ikisini de sitemizin, "AKSAK
ADALET" ana bölümünde yazdık.
(Lütfen tıklayınız)
Ama,Adaletten çok daha ağır
ilerleyen,çok önemli başka
bir kurum daha var.Dinler ve
inançlar.Tofflerler,Bunları
hiçbir şeride
koymadılar.Acaba bunların
hiç değişmediğini mi
sandılar? Belki de,aşırı
sevgi ve saygılarından ötürü
dinlere ve inançlara dil
uzatmak,el sürmek,dokunmak
istemediler.Oysa ki: Her
toplumda dinler ve inançlar
en önemli kurumlar.Bu
kurumlar da geçen zaman
içinde,çok yavaş ta olsa
değişiyor.İlerliyorlar.Sormak
gerekir: En büyük TİTAN
Giritli KRONOS,onu tahtından
indirip yerine geçen,sonunda
da kendisini TANRILARIN
TANRISI ilân
eden,ZEUS,Apollo,eski PAGAN
Tanrıları nerelerdeler şimdi?
Acaba,evrenin
uçsuz,bucaksız,sonsuz
derinliklerine mi uçtular?
Yoksa bize daha yakınlarda
başka bir gezegende mi
kaldılar? Şu bir gerçek ki:
Binlerce yıl bizim
gezegenimizde hüküm
sürdükten sonra yeryüzünden
yok oldular. Biz bu konuları
sitemizin, Zalim Siyaset ana
bölümünde,
Bir Girit,bir Ayvalık Öyküsü
Biz Kimiz? Kim değiliz?
Yazımızda ve Bilim ve
Tababet ana bölümümüzde,ZEUS
SEX EFSANESİ adı altında
yazdık.Arzu edenler, lütfen
o bölümleri tıklasınlar.
Adalet, yalnız anamızı
ağlatmakla, mandadan ağır
gitmekle kalmıyor. Kiliseler
ile fikir birliği, eylem
birliği yaparak,doğanın en
temel kanunu olan,bilimsel
değişmeyi,bilimsel gelişmeyi
de engelliyor.Bilimin önünü
tıkıyor.Bilime çelme takıyor.
Bilimin önündeki engelleri
kaldırmak için,bilim in
önünü açmak için
biz,Demokraside
devrimciler,30 Mart,2005
tarihinde Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine dava
açtık. Dava dilekçemizi ve
dayandığımız gerekçleri, yine
internet sitemizin Aksak
Adalet ana bölümünde ( Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine ) adlı bölümde
yazdık. Lütfen o sayfamızı da
açınız. Evrene ve dünyaya
inanılmaz bir hızla yayılan
bilgi ve bilginin yarattığı
yeni teknolojiler
sosyal,politik ve kültürel
değişiklikleri de birlikte
getirirler.
Toplumları,kurumları ve
hatta ahlâk anlayışlarını
hızla değişime
zorlarlar.Kurumların
bazıları da bu değişime çok
yavaş ayak uydurur.Veya
muhafazakâr statükocu bir
dirençle,değişime karşı
koyarlar.Buna örnek iki
önemli kurumu yukarıdaki
satırlarda yazdık.Tarihte de
hep böyle olmuştur. Eski
Fransız kıralı XV inci
Louıs'in ünlü metresi Madame
Pampadour'un resmi doktoru
Francois Quensay,Sokrates ve
Konfiçyüs ile
karşılaştırılabilecek
batının ünlü bir Penseur=Thinker=Penthir=
düşünürü idi.Fizyokratlar
diye bilinen bir düşünce
gurubunu etrafında toplamayı
başarmıştı.
Quensay e göre sadece kırsal
ekonomi önemli idi.Quensay
çok akıllı idi ama,kırsal
ekonomi yanında hızla
yaklaşan endüstri devrimini
hayal bile edememiş,ayağının
altından kaçırmıştı. Birçok
ekonomist ve sosyoloğ, bugün
bile Quensay den
farksızdır.Hızla ilerleyen
yeni zenginlik devrimi ile
birlikte gelen
sosyal,politik ve kültürel
etkileri hesaba katamıyorlar.
Tüm felsefecilerin en
devrimcisi olan HERAKLİTUS
ise yüzlerce yıl önce,tüm
evrende ve dünyada mevcut
devamlı değişimi bakınız ne
güzel sözlerle anlatıyor. (
Bir nehre iki kez adım
atamazsınız.Çünkü ikinci
adımınızda nehir çoktan
değişmiş olur. ).Nehirde
olduğu gibi,evrende ve
dünyada her şey devamlı
akar,her şey devamlı
değişir.Bilginin gittikçe
artan hızının yarattığı yeni
teknolojiler ile eş zamanlı
olarak,sosyal
kurumlar,politik kurumlar ve
kültürlerde devamlı
değişiyor.Yalnız bununla
kalmıyor.Evren,kâinat ve
dünyada durmadan değişiyor.
Şu çok açık ve yalın bir
gerçek k:
Değişim,babalarımıza göre
bizde
hızlıydı.Çocuklarımızda
bizden hızlı,torunlarımızda
ise,çocuklarımızdan da, daha
hızlı olacak.
İlave : 25.02.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Bilgi çağında üretim ve
zenginliğin kaynağı ne
toprak, ne fabrikalar ne de
sermayedir. Bilgi çağında
zenginliğin kaynağı sadece
ve sadece bilgidir. Bilgi
çağında şirketlerin
zenginliği ne sahip
oldukları toprak , ne
çalıştırdıkları fabrikalar,
nede ellerinde tuttukları
sermaye ile ölçülür;Bu çağda
şirketlerin zenginliği
bünyelerinde çalışan
insanların kafalarında çakan
bilgi kıvılcımları ile
ölçülür. Bilgi çağı ortak
çıkar ve dayanışmaya dayalı
federe ve konfedere
devletler çağıdır. Bu çağda
ulusal devlet modelinde
ısrar etmek tarihsel ve
teknolojik gelişmeye karşı
çıkmak, diretmek, ayak
koymak anlamını taşır. Bu
çaba ise ırmağı yokuş yukarı
dağa doğru akıtmağa benzer.
Irmaklar dağa doğru yokuş
yukarı değil, dağdan yokuş
aşağı ovalara akar. Aslına
bakılırsa bizim devletimiz
Türkiye Cumhuriyeti ulusal
devletlerin yok olmağa
başladığı yirminci yüzyılda
ulusal devlet modeli olarak
kurulurken bile out of date=demode=çağdışı
kalmış demektir. Yeni
milenyumda yirmibirinci
yüzyılda haala ulusal devlet
modelinde ısrar etmek
toplumu Atatürkün deyimi
ile muasır medeniyete
bugünkü deyimi ile çağdaş
uygarlığa ülaşmaktan
alıkoymak demektir. Bu da
Kemalizm ve
Atatürkçülüğün temeline
tamamen ters bir davranıştır.
Bilgi çağında ve
günümüzde,sosyo-ekonomik
açıdan,globalisation,yani
küreselleşme olgusu
doğmuştur.Bilgi uygarlık
çağı,yeni teknolojisi ile
birlikte,Globalleşme yani
Küreselleşmeyi de beraber
getirdi.Birçok insan
küreselleşmeye kuşku ile
bakıyor.Günümüzde
küreselleşmenin anlamı ve
küreselleşmenin tarifi çok
önem taşıyor.Nedir
küreselleşme? sorusuna cevap
bulmamız gerekiyor.1000 kg.
ı,yani bir tonu,zar,zor bir
dolar edebilen kumun 250
gramını alarak, Frenklerin
PDA diye adlandırdıkları
avuç içi bilgisayarı haline
dönüştürerek, 1500 dolarlık
katma değer yaratan dev
teknolojik
gelişmenin,bünyesinde
getirdiği sosyo-ekonomik
sistemin,sosyo-ekonomik
düzenin adıdır
küreselleşme.Bu ise,hiç bir
kişinin,hiç bir şirketin,hiç
bir ülkenin,emrinde ve
tekelinde değil,sadece
bilginin emir ve
tekelindedir.Bu
bakımdan,bilgiye
ulaşabilmek,bilgiye sahip
olabilmek,bilgiyi
kullanabilmek,bu günkü
dünyamızda çok önem
taşıyor.Ulaşabilen
kişiler,ulaşabilen
şirketler,ulaşabilen ülkeler
zengin oluyor.Ulaşamıyanlar
ise fakir kalıyor.
İlerici yazarların
belirttiği gibi çağımızda
insan hakları ve hukukun
üstünlüğü ulusal egemenliğin
önüne geçmiştir.
Yirmibirinci yüzyılda,bilgi
çağında
bile,ülkemizde,Güney-Doğu
Anadolu da,vede,geniş
Orta-Doğu coğrafyasında
aşiret düzeyinde,ağa
düzeninde yaşayan çok
büyük,çok geniş
topluluklar,toplumlar vardır.
Aşiret düzeyine,ağa
düzeninde,kul kalmış,teba
kalmış,vatandaş
olamamış,yurtdaş olamamış
toplumlarda,ne şiddet eksik
olur,ne terör,ne de
cinayet.Kan gövdeyi götürür.
İşte,bugün,Güney-Doğu
Anadolu da da,Orta-Doğu da
da yaşananlar aynen budur
Tarih sayfaları
ilerici gerici kavgaları ile
doludur. Bernard Showa göre
30 yaşını idrak etmiş bir
insan mevcut düzene
başkaldırıp haala devrimci
olamamışsa pısırık biri
demektir. Devrimciler
olmayınca da dünya
hımbıllarla dolar uygarlık
oluşmazdı. İğne ile kuyu
kazarak;Kerem olup dağ
devirerek oluşur uygarlıklar.
Bu deyimi bir kitabında
Fakir Baykurt zeytin ağacı
yetiştirmek için kullandı;
kendisinden izin almadan bu
güzel sözü ben alıp
uygarlığa uyarladım. Zira
Fakir Baykurt bu yazı
yazılmadan çok önce vefat
etmişti. Muhafazakarlık
demek mevcut olanı korumak
demektir. Daima iyiyi arayan
ilerici ve devrimci insan
asla buna razı olmaz. Ben 18
yaşıma girdiğimde mevcut
düzene başkaldırmağa
başladım. 1947 yılında
Istanbul Üniversitesine
yazılmağa gittiğimde
herkesten olduğu gibi benden
de 50 lira kayıt parası
istediler. Çalışma ve para
kazanma imkanlarım
olmadığından bu para bende
yoktu. Babamda , varlıktan
değil yokluktan bana para
veremiyordu. Üniversite
sekreterine çıkıp ne yani
parası olmayanlar
üniversiteye gelmesin mi
deniliyor? Diye yakındım. O
da bana dediki; sen daha
üniversiteye girmeden
üniversiteyi tenkit etmeğe
başladın. Tabii borç aldık
harç aldık, bulduk
buluşturduk böylece de
Atatürkün
üniversitelerinden birine
adımımı attım. 6 yıl
sürecek tıp tahsilinde ne
yiyeceksin?nerede
kalacaksın?nasıl kitap
alacaksın sorunlarını da
sırtımda taşıyarak. Amma
işte başardım Amerikalılar
(where is a will, there is a
way=azmin önüne hiçbirşey
geçemez , azmin olduğu yerde
mutlaka bir çıkış yolu
vardır. ) derler. Önümüzdeki
günlerde önümüzdeki yıllarda
ilerici - gerici kavgaları
mutlaka devam edecektir.
Umarım önümüze çıkacak bu
kavgalarda eskiden olduğu
gibi ben gene ileri
saflarda yerimi alabilirim.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
2006 yılının son günü, 31
Aralık,2006 da, uygarlık
tarihinde Ilk defa,dünya
kentlerinde yaşayanların
sayısı köylerde yaşayanları
geçti. Bu sonuç, 1956
yılında , Amerika Birleşik
Devletlerinde, beyaz yakalı
çalışanların,mavi yakalıları
geçmesi ile dünyada ilk defa
başlayan BİLGİ UYGARLIK
ÇAĞININ, 50 yıl gecikmeyle
de olsa ,tüm dünya kent ve
köylerine açık bir
yansımasıydı. Dünya, artık
kentli olmuştu. Yani, başka
bir anlatımla, DÜŞÜN
EMEKÇİLERİ, KOL EMEKÇİLERİNİ
geçmişti.
Dünyada, nüfusu 10 milyonu aşan, 20
MEGAKENT, 20 milyonu
Aşan ise, tek bir METAKENT
bulunuyor. TOKYO. Tüm dünya
kent meydanlarında, 1 Mayıs,
DÜŞÜN EMEKÇİLERİ ile KOL
EMEKÇİLERİ arasında bir
ayırım yapmadan, İŞÇİ VE
EMEKÇİ BAYRAMI olarak
kutlanır. Dünyadaki 20
megakent ten biri olan
İstanbul, TAKSİM MEYDANINDA
acaba ne olur ?.
1977 yılı 1 Mayısında,27
emekçi hunharca öldürülür.
2008 yılı 1 Mayısında,
İstanbul sokakları ve Taksim
Meydanı BİBER GAZINA bulanır.
Tüm dünya, el-ele,
omuz-omuza, gönül-gönüle bu
mutlu günü, neşe içinde,
büyük bir coşku ile
kutlarken, Acaba bizde neden
böyle olur ? Tüm muhalefet
ve iktidar siyasetçileri,
tüm yöneticiler ve tüm
sendikacıların bunda noksanı,
kusuru yok mudur acaba ? Hep
biz,bize benzemek zorunda
mıyız ?
Dr.Hasan Horto,2
Mayıs,2008)
-----------------------------------------------------------------------------------------------
5- BİYOLOJİK-MOLEKÜLER
UYGARLIK ÇAĞI: Biyolojik
Moleküler çağ: Günümüzde
bilgi çağının pobuçları da
dama atılmış gibidir.
Biyolojik moleküler çağ
çoktan başladı bile. Hücre -
gen ve moleküller ile
moleküllerin kombinasyonu=birleşmesi
ile ilgili çalışmalar
önümüzdeki günlerde bize çok
büyük sürprizler sunacak.
Şimdiden meyvelerini vermeğe
başladı bile. Kısaca
bunlardan birkaçını yazalım.
İnsan beyninde tıp dilinde
neuron diye adlandırdığımız
yüz milyar beyin, sinir
hücresi sayıldı. Herbir
beyin hücresi axon dediğimiz
uzantıları ile yüzer defa
diğer beyin hücreleri ile
birleşebiliyor, bağlantı
kurabiliyor. Eskiden
sanılırdıki:Beyin hücreleri
yaşlanınca, ölünce bir daha
gençleşmez, geri gelmez. Son
zamanlarda uygun
stimulation - uyarılar ile
gençleşebildikleri hatta
yeniden doğabildikleri
bulundu. Dünyanın en
ünlü beyin cerrahlarından
Profesör.Dr.Gazi Yaşargil'in
2005 yılı içindeki
açıklamalarına göre de,beyin
hücrelerinin adedi,uygun
STİMULATION,yani UYARILAR
ile 100 milyardan,bir
trilyona kadar çıkabiliyor.
Bu buluş insanın uzun ve
sağlıklı yaşaması için çok
umut vericidir. Eskiden ince
hastalık ta denilen verem
insanların korkulu rüyası
idi. Kurbanlarını sapır
sapır döker kırar geçerdi.
Yeni mileniumda ,
yirmibirinci yüzyılda
Eizheimer verem gibi korkulu
bir hastalık olmağa başladı.
Bu hastalığa bunaklık denip
geçilirken bugün bunun
sebebinin yukarıda
bahsettiğimiz Neuron=beyin
hücrelerinin yaşlanmasına=degenere
olmasına =dumura uğramasına=harabolmasına;
sayılarının azalmasına bağlı
olduğu bulundu. Modern
teşhis araçları ile bu
hastalarda beyin doku ve
kitlesinin çok azaldığı
görüntülebiliyor. Bu
hastalığa yakalanan zavallı
insanlar söyledikleri
sözleri unuttuklarından,
ayni şeyleri devamlı olarak
söylemeğe devam ederler. Bu
devrede bile bu hastalarla
sohbet imkanı da kalmaz.
Daha ileri safhalarda en
yakınlarını örneğin eşlerini
ve çoluk çocuklarını bile
fizikman tanıyamaz duruma
gelirler. Evlerinden kazaen
10 - 15 metre uzaklaşıp yan bir
sokağa düşenler imkansız
evlerinin yolunu bulamazlar.
Kim olduklarını ve
kimliklereni de
söyliyemediklerinden tam
anlamı ile kaybolurlar.
Başkaları da onları
tanımazsa evlerini ve
ailelerini bulmak
imkansızlaşır. Tüm aile
üyeleri seferber olur
kaybolan kişiyi ararlar.
Birkaç günlere varan böyle
kayıp olaylarının örnekleri
çoktur. Hastalığın çok ileri
safhalarında nadir görülen.
yaşanmış acıklı bir olayı
burada zikretmekte fayda
vardır sanırım. Uzun yıllar
evvel emekli olmuş bir albay
arkadaşımın hanımı bu
amansız hastalığa
yakalanmıştı. Birkaç defa
evden kaybolma olaylarından
sonra hastalık daha da
ilerlediğinde albay
arkadaşım hasta hanımını
evde katiyen yalnız
bırakamaz duruma düşmüştü.
Bir zamanlar kapıyı
kilitliyerek evden birkaç
dakika uzaklaşıp zaruri
ihtiyaçları için bakkala
kadar gidiyordu. Bir
defasında gördüki: hasta
hanımı bilmeden hava gazı
düğmelerini açmış, ama
kapatmayı unutmuştu , bu
yüzden zehirlenmeden zor
kurtarılmıştı. Albay
arkadaşım da yatağa özel bir
bağ sistemi yaptırarak
çareyi bulmuştu. Sokağa
çıkmağa çok mecbur kaldığı
zamanlarda hanımını yatağa
yatırıyor iyice bağladıktan
sonra dişarı çıkıp işini
görebiliyordu. Bunları
anlattım. Çünkü hastalığın
ileri safhalarındaki vehamet
iyice anlaşılsın istedim.
Hücre çalışmaları, genetik
ve moleküler çalışmalar bu
hastalara gelecekte ümit
vadediyor. Bu çağda
eczacılık motor rol oynayıp
tıp ve biyolojiyi de
ardından sürükleyecek gibi
görülüyor. Söz moleküler -
biyoljiden açılmışken bir
nebze de Anadoludaki
yeraltı ve yer üstü GENOM=geneolojik=gen
çalışma ve araştırmalarından
bahsedelim.1990 lı yılların
başlarında GEN ve genleri
oluşturan DNA üzerindeki
çalışmalar ilerleyince
biyologistler
antropoloğlarla işbirliği
yaparak Anadolu da bugün
yaşayan insanların ve
binlerce, onbinlerce yıl
evvel yaşamış,bugün Anadolu
topraklarının altında
çeşitli katmanlarda kalmış
kemiklerinin GEN ve DNA
yapılarını
araştırdılar;Çalışmalar
bittiğinde ortaya çok ilginç
ve heyecan verici neticeler
çıktı.Çalışmalar ortaya
çıkardı ki:Anadolu da bugün
yaşayanlarla,binlerce yıl
evvel yaşamış insanların GEN
ve DNA yapıları tamamen
birbirinin aynidir.Bu
topraklarda çeşitli
devirlerde yaşamış insanlar
tamamiyle birbirleri ile
karışmış,tamamiyle
birbirleri ile
kaynaşmışlardır.Bu konudaki
ayrıntıları üç bölüm halinde
basında yayınlamayı
tasarladığım ( Mustafa Kemal
ve Mustafa Kemal Atatürke
dair adlı yazı dizimin
üçüncü bölümü olan
Biyolojik-Moleküler Uygarlık
Çağında Cumhuriyetimiz )
kısmında yazıyorum. Daha
detaylı bilgi için lütfen
tıklayınız.
İzin verirseniz
Anadolu alaşımı bağlamında
ben de soyadımdan sözetmek
isterim. HORTO Kürt kökenli
Türkçe olup delikanlı -
çapkın kabadayı demektir.
Anadolu alaşımının bir
parçası olduğumdan işte
bende şimdi gurur duyuyor,
öğünüyorum.
Sitemde yayımladığım
kitabımda daima tartışmalı,
henüz karara bağlanmamış
konuları seçtim. . Çağımız
sunshine and trasparency=Aydınlık
ve şeffaflık çağıdır.
Herkesi siteme girmeğe,
fikirlerini söylemeye, karşı
fikir üretmeye beni
eleştirmeye davet ediyorum.
Böylece beyin cimnastiği
dediğimiz yolla yorulan,
yavaşlayan, yaşlanan beyin
hücrelerini yeniden
gençleştirip
kuvvetlendirirler, beyin
hücrelerinin yok olmasını
önlerler ve yüzyılın
hastalığı olmağa başlayan
EİZHEİLMERe yakalanmazlar.
Bundan da fazla, günümüzün
ve geleceğimizin oluşup
şekillenmesine büyük
katkılar sağlarlar.
6- UZAYDA DÜNYA
UYGARLIK ÇAĞI: Uzayda
dünya uygarlık çağı=civilisation
at the space=le epoque de
civilisation dans
espace:Uzayda, dünya
uygarlık çağı deyimini ilk
defa ortaya atıp,kullanan,
Demokrasidedevrim.com olarak
biziz.
Profesör Dr.Alvin
Toffler ve,Heidi
Tofflerin,2006 yılının Ekim
ayında, yayınladıkları
Zenginlik Devrimi adlı
kitaba
göre,atalarımız,40.000
yıldır mağarada
yaşarken,EİNSTEİN diye
adlandırılabilecek,akıllı
bir kişi,muhtemelen bir
kadın anamız,ilk defa,bir
tohumu toprağa attı.Çok
muhtemeldir ki: tohumun
toprağa ilk atıldığı yer,
coğrafî olarak bugün,Türkiye
Cumhuriyeti sınırları
içinde, KARACADAĞ
civarındadır.İşte o zaman
tarihte,Tarım Uygarlık Çağı
başladı.Tarım uygarlık
çağı,10.000 yıl
sürdü.Arkadan,400 yıl süren
Endüstri uygarlık çağı
geldi.Yine ayni kitaba
göre,1956 yılının
Mayısında,Amerika Birleşik
devletlerinde,Beyaz yakalı
çalışanların adedi,mavi
yakalı çalışanları geçince
de,yeryüzünde BİLGİ UYGARLIK
ÇAĞI başladı.
Mavi yakalı
çalışanlar,kol kuvveti ile
çalışan işçileri,beyaz
yakalı çalışanlar ise fikir
işçilerini temsil ederler.
Son elli yılda,Bilgi
uygarlık çağı
sürerken,BİYOLOJİK MOLEKÜLER
UYGARLIK ÇAĞI ve UZAYDA
DÜNYA UYGARLIK ÇAĞI da
başladı.Günümüzde,biri
devrini tamamlamadan,bu üç
uygarlık çağı birlikte
yaşıyorlar.Birbirlerine
destek
oluyorlar.Birbirlerini
tamamlıyorlar.
1789 Fransız devrimi
ile dünyaya gelip yerleşen
Nasyonalism,ulusçuluk,yani
milliyetçilik,yirminci
yüzyılda,Leninin sosyalist
devrimi ile
yerini,Enternasyonalisme
bıraktı.Yirmibirinci
yüzyılın,ilk yıllarında
doğan çocuklar
da,yirmibirinci yüzyılın
sonlarına
geldiklerinde,tarihte
eskiyen her nesne gibi,
enternasyonalismin
pabuçlarını dama atarak,Karl
Marksın bilimsel deyimi ile
enternasyonalismi de,balta
gibi müzeye
koyarak,UNİVERSALİSM,yani,EVRENSELLİK
şarkıları söyliyecekler.
UZAYDA UYGARLIK ÇAĞINI
da,UNİVERSALİSM=EVRENSELLİK
kavramını da ilk defa biz
ortaya attığımıza
göre,İntellectual property=
propriété
intellectuelle,yani fikir
mülkiyeti yasalarına
göre,bunların patent
hakkı=fikir
hakkı,demokrasidedevrimin
şimdiki ve gelecekteki
sahiplerinin ola.Ve
olmalıdır da.Bu,şimdiden
böyle biline.
Bugüne kadar hiç
kimsenin bu deyimi
kullandığını duymadım. 60
yıl önce dünyaca ünlü
şairiımiz Nazım Hikmet bir
şiirinde (Insan oğlunun
kafası ve kolu öyle çelik
yürekli aslanlar
yaratmışki:bir vuruşta,
toprağı yere serebilir;yılda
bir veren nar, bin
verebilir). Demişti.
Nazımdan yarım yüzyıl sonra
yine insanoğlunun kafası ve
kolu, çelikyürekli aslanlar
yanında, Dahi beyinli küçük,
NANO makineler de yarattı.
Ve insanoğlu dahi beyinli bu
küçük makineleri gene kafası
ve kolu ile geliştirdiği dev
roketler kullanarak uzaya
fırlattı. Dahi beyinli bu
makineler birbirinin yoluna
çıkmadan. birbirleri ile
çakışıp, çarpışmadan uzayda
tur atıp duruyorlar, habire
dolaşıyorlar. Ve dünyamıza
uzay, gezekenler ve
yıldızlar hakkında faydalı
bilgiler yolluyorlar.
Uygarlığın diğer dört
aşaması gibi içinde
yaşadığımız moleküler -
biyolojik çağda pek yakında
sona erecek ve uzayda, dünya
uygarlık çağı başlayacak.
Mars gezegeninin 60 milyon
yıldanberi dünyamıza en
yakın mesafeye sokulduğu 27
ağustos, 2003 ten çok
önceleri bile Amerika da
MARS HUMAİN SOCİETY=MARSA
İNSAN YERLEŞTİRME CEMİYETİ
kuruldu . Marsa insan
yerleştirme cemiyetı başkanı
MR. Zuber dir. Mr. Zuber
diyorki:Marsa insan
yerleştirme iki aşamada
gerçekleşecek.
1- robotic stage,
robotic period: Bu aşama
çoktan başladı bile. Birkaç
yıl önce uzay mekikleri ile
marsa gönderilen robotlar
Marsa yumuşak iniş yapmayı
başarıp mars yüzeyinde
dolaşıyorlar ve dünyamıza
mars hakkında faydalı
bilgiler gönderiyorlar.
Amerikadan birkaç ay önce
fırlatılan diğer iki uzay
mekiğinin de 2003 ylı aralık
ayının sonlarında marsa
ulaşması ve yüklerini
boşaltması bekleniyor. Bu
yüklerle gelecek daha
gelişmiş, daha akıllı
rabotların dünyamıza daha
faydalı bilgiler göndermesi
bekleniyor. Dünyaya en uzak
gezegen olan JÜPİTERI
araştırmak üzere 14 yıl önce.
1989 da GALİLLEO uzay aracı
gönderildi. 14 yıl boyunca
Galilleo dünyaya uzay ve
Jüpiter hakkında onbinlerce
faydalı bilgi aktardı.
Galilleo Jupiter etrafında
35 tur attı. Daha 11 tur
atıp dünyaya dönmesi
planlandığından NASAdan
fırlatılmadan önce sterlize
edilmemiş, yani mikroplardan
arındırılmamıştı.
Nevarki:jupiter etrafında
dönerken Galilleonun
yörüngesinde hafif bir sapma
olduğundan Jüpiterin uydusu
EUROPAya çarpma tehlikesi
belirdi. Europaya çok
önceden insan yerleştirme
planları yapan NASAnın
bilgin ve yöneticileri,
Galilleo Europaya çarpıpta
mikrop bulaştırmasın diye 22
Eylül, 2003 günü erken
saatlerde onu, saatte
173700 Km.
hızla Jüpiterin fırtınalı,
koyu atmosferine sokup
parçalattılar. Bu olay bile
insanoğlunun yalnız dünya
çevresini gözetip,
korumasına değil, fakat ayni
zamanda uzay çevresini de
korumağa olan
titizliğinin;VEDE kafası ve
kolu ile 10000 ylda
geliştirdiği dünya
uygarlığını uzayın
derinliklerine taşıma niyet,
karar ve azminin en belirgin
göstergesidir.
2- Marsta Humanic
stage=marsa insan
yerleştirme
aşaması:Yerleştirme cemiyeti
başkanı Mr. Zubere göre bu
aşama önümüzdeki 10 - 15 yıl
içerisinde gerçekleşecek.
şimdiden maaliyet hesapları
yaptılar. Marsa insan
yerleştirmek dünyadaki
insana 50 milyar dolara
malolacak. Bütün bu aşamalar
dünya tarihi yanında kısa
bir sürede gelişiyor. Bugün
uzayın derinliklerinde
dünyadan gönderilen uydu
araçlar dolaştığına göre
uzayda dünya uygarlık çağı
başladı bile diyebiliriz.
İnsanoğlu gözünü uzaya dikti
bir kere;Bugüne dek uzayda
canlı olup olmadığını,
uzayda bir uygarlık kurulup
kurulmadığını kesin olarak
bilemiyoruz.
Ey uzaylılar!!Biz
insanoğulları, 10. 000
yılda dünyada oluşturduğumuz
dünya uygarlığını uzayınıza
da taşıyıp, UZAYDA DÜNYA
UYGARLIĞINI kurmağa
geliyoruz. Eğer sizinde
uzayda oluşturduğunuz uzay
uygarlığınız varsa, geliniz
dünyamızda hala bakir kalmış,
Afrika çöllerinde, Asya
steplerinde ve kutup
buzullarında
DÜNYADA UZAY UYGARLIĞINI
geliştiriniz.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Bugün 4
Şubat,2008.Amerikan Uzay
dairesi NASA nın ve BEATELS
diye meşhur, İngiliz Şarkı
gurubunun 50 inci kuruluş
yıldönümleri.
Nasa ve
Beatelslar,müşterek olan,50
inci kuruluş yıldönümlerini
birlikte kutladılar.
BEATELSların ( Across the
Üniverse =( Kâinatın yani
evrenin içinden)=Kâinatın
yani evrenin ortasından )
adlı ünlü şarkılarını
saniyede 307.000 km .
hızla,Amerika saati ile
sabah 7 de bizim saatimizle
öğleden sonra 2 de, uzaya
gönderdiler.
Bu ünlü şarkı, bu güzel
nağmeler, dünyamızdan 431
ışık yılı uzaklıktaki kutup
yıldızına da ulaşacak.Uzayın
derinliklerinde yankılar
yapacak.
İlave: 04.Şubat.2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Yaradılışından bugüne
kadar insanoğlu her konuyu
incelemiş,her olasalığı
araştırmış ama kendi
varlığının temeli olan HAYAT
hakkında belirli,basit
kalıplar dışında kafa yormak
istememiştir.Hayat nedir?=que
est la vie?=what is the
life? Sorusuna derinlemesine
cevap aramamış;belki de
kolay olduğu için akıl
yoluna değil,nakil yoluna
itibar etmekle yetinmiştir.
( Havvanın Adem babanın
kaburgasından,Adem babanın
ise çamurdan yaratıldığı
!!! gibi..Oysa aşmakta
olduğumuz
Biyolojik-Moleküler uygarlık
çağı insandan en kıymetli
özvarlığı HAYAT konusunda
daha gerçekçi,daha bilimsel
sentez ve tanımlar
beklemektedir.
Ben bugüne kadar
edinebildiğim bilgilerimin
ışığında , HAYAT hakkında şu
materyalist tanımı ortaya
atıyorum.HAYAT cosmos ta
yani evrende
durduraksız,devamlı
süregelen ENERJİ
DEĞİŞ-TOKUŞUNUN en ılımlı ve
en olumlu aşamasıdır.=LA
VİE
est le plus modéré et le
plus affirmative etap de
léchange des energy ce que
toujours continûment existé
dans luniverse= the life is
most moderate and most
positif leap of exchange of
the energy which
contuniously exists at the
universe.
Tüm evrende
cansızlar,yaşamak ve üremek
sorunu olmayan
nesnelerdir.Cansızların
aksine bütün canlılar,
yaşama ve üreme kavgası
vermek zorundalar.
Gayet tabiidirki:bu
görüşe karşı başka
tezler,başka tanımlar ortaya
atılabilir ve bu çok önemli
konu her yönü ile sonuna
kadar tartışılabilr.Ancak bu
materyalist tanımın eğrisi
de,doğrusu da,sevabı da
günahı da bana aittir..
İlinti: *
Tarih ve Hukuk
Dr. Hasan HORTO
22 Temmuz, 2003, Ar-Tur,
Burhaniye
|