32btf

 
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

 

U Y G A R L I K   A Ş A M A LA R I - M A Ğ A R A   U Y G A R L I K   Ç A Ğ I  *

THE LEAPS OF THE CIVILISATION LES ETAPES DE CIVILISATION

 

        Dünyada maymundan insana dönüşümü gösteren en eski ve en ilkel insan iskelet kalıntıları son yıllarda kara Afrika’sının Kenya’sında,Mısır’dan Mozambik’e kadar 6000 kilometre boyunca uzanan, Rift vadisinde bulundu. Bu iskelet üzerindeki ve bu vadideki çalışmalar uzun zamandanberi hala devam etmektedir. . Hatta burada bir Türk arkeoloğ’u da birlikte çalışmaktadır. Karbon çalışmaları ile hayvandan insana dönüşüm özellıklerini sergileyen bu ilk insanın günümüzden 250.000 yıl önce yaşadığı hesap edilmiştir. Bilginlere göre ve feylezoflara göre insan demek sosyal hayvan demektir. Araştırmalar gösteriyorki:İlk insan Afrikada doğmuştur ve Afrika’dan dünyanın diğer kıtalarına yayılmıştır. Yine bazı feylezoflara göre zekâ demek: 

       ( Birbirinden ayrı, bağımsız gibi görünen olaylar arasında bağlantı kurabilme kabiliyetidir ).( The intelligence is the ability to be able to make connection between th eevents which seemingly appears separated from each other ).NEWTON’a gelinceye kadar  milyonlarca belkide milyarlarca insanın başına elma düşmüştür. Amma bunlardan hiçbiri elmanın düşüşü ile yer çekimi arasında bağlantı kuramamıştır.  taa ki: Newton’nun kafasına düşünceye  kadar. Archimet’e gelinceye kadar da, kayıklar,insanlar sularda yüzmüş ama hiç kimse yüzme ile suyun kaldırma kuvveti arasında bağlantı kuramamıştır.taa ki:archimet hamamda yıkanırken kurnadaki suda hamam tasının yüzdüğünü görüp buldum!!buldum!! diye çıplak vaziyette hamamamdan sokağa fırlamasına kadar. 

         Zekâyı geliştirmek için okullarda, özellikle ilk okullarda çeşitli bilmeceler oluşturulur ve çocuklara sorulur.Bilmecelerde amaç insanları nesneler,cisimler ve olaylar arasında ilişki kurmaya zorlamaktır.Bu ilişkiyi kurmağa çalışan insan beyni ve zekâsı zorlanmadan gelişir. 

         Bu konuda Istanbul ilimizin Silivri ilçesi,Seymen köy gurup okulunda çocuklara sorulan iki güzel bilmeceyi buraya almak isterim.Beş buçuk yaşındaki küçük torunum Hasan Ali Sinangil’in arkadaşı Kenan Seymen köyünde oturmakta ve bu bölgedeki okulun ikinci sınıfında okumaktadır.Birgün bize okulda öğrendiği iki bilmece sordu.Birinci bilmece ( kaftanı siyah,mintanı sarı,yüzü buruşuk kocakarı?).ikinci bilmece ( 10 ay toprakta yaşar,iki ay fenerini yakar, etrafa bakar?).Biz büyükler birbirimize baktık.Sonunda cevapları da Kenan söyledi.Üzerinde düşündükçe çok beğendiğim bu iki bilmeceyi ben arkadaşlarıma  sordum.Arkadaşlarım arasında hakimler,doktorlar,emekli valiler,albaylarve ordular yetiştirmiş.ordulara kumanda etmiş şanlı generaller de vardı.Onlarda birbirlerine baktılar.Oysaki:iki bilmecede de nesneler,cisimler vede olaylar arasında gayet güzel,gayet çarpıcı ilşkiler vardı.Bu güzel bilmecelerle çocuklarımızın zihinlerini çalıştırıp zekâlarını geliştirmeğe uğraşan Seymenler köy gurup öğretmenlerimizi yürekten kutluyorum.Ne varsa genç kuşaklarda,gelecek kuşaklarda var.Umarım çok yakında, Avrupa Birliği ve dünya ile birleşip bütünleşecek ülkemizin bu topraklarında yakın gelecekte yeni Nevtonlar,yeni Archimet’ler doğacaktır.Birinci bilmecenin cevabı:kestane;ikinci bilmecenin cevabı da:ateş böceği idi. 

       Bazı feylezoflar demokrasiyi örgütlü halk olarak tarif ederler. Ben modern çağlarda ve günümüzde şöyle tanımlıyorum demokrasiyi ( Demokrasi , azınlığı çoğunluğa, çoğunluğu azınlığa ezdirmeden barış içinde birarada mutlu yaşatma sanatıdır. )Bu sanata, bu beceriye sahip olmayanlar katiyen ülke yönetmeğe talip  olmasınlar;ülke yönetimine soyunmasınlar;Çünkü kendileri felakete sürüklendikleri gibi ülke halklarını da felakete sürüklerler. Tarih sanki böyle felaketlerin moloz ve mezarlığı gibidir. Bu moloz ve mezarlıktan ders ve ibret alsınlar.  

       Afrika vadi ve çöllerinde evrimle oluşan ilkel insan atalarımız,  onlarında ataları maymunlarla birlikte uzun yıllar, yüzyıllar. bin yıllar afrika çöllerinde, vadilerinde amaçsız dolaştılar. Oradan diğer kıtalara da yayıldılar Vaktaaki: insan , yanında dolaşanlardan  farklı olarak zekası olduğunu farketti ve bunu kullanmak ihtiyacını duydu işte o zaman insanoğlunun uygarlık  serüvenleri başladı. . İlk aşama: 

       1- MAĞARA UYGARLIK ÇAĞI: Mağara aşaması:civilisation of the cave=civilisation de caverne:Soğuktan korunmak isteyen insanoğlu bunun için en müsait yerin mağaralar olduğunu buldu ve o dönemlerde en ılımlı, en mahfuz ve en emin olan mağaralara yerleşti. Neslini mağaralarda sürdürdü. Gündüzleri mağaradan çıkıyor doğanın kendiliğinden suduğu gıdaları topluyor. karnını doyuruyor. Bir kısmını da mağarada büyüttüğü çocuklarına getiriyor. Akşam olunca da tıpkı bugün bizim modern evlerimizde yaptığımız gibi ailesi ile birlikte mağaraya  çekiliyordu. İlkel insan mağara döneminde taşları yontarak bazı aletler de geliştirdi. Bu ilkel aletler ot ve etobur olan insanın avlanmasına yönelik idi. İnsanoğlu fiziksel ihtiyaçlarını karşıladıktan yıllar sonra gene mağarada sanat faaliyetlerİne de yöneldi.

       UYGARLIK AŞAMALARI yazımızı, yaklaşık 3-4 yıl önce yazdık.2006 yılının Ekim ayına geldiğimizde,Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler’in ZENGİNLİK DEVRİMİ adlı kitabı yayınlandı.Daha evvel,profesör Alvin Toffler’in(şok ve şoklar ) ile, ( üçüncü dalga ) kitapları ve gene eşi Heidi Toffler ile birlikte yazdıkları, ( Yirmibirinci Yüzyılın Şafağında Savaş ve Savaş Karşıtı Güçler ) kitaplarını okumuş,çok yararlanmıştık.Zenginlik Devrimi,bu üç kitabın çok daha faydalı ve çok daha zengin bir devamı oluyor.Şimdiye kadar bilmediğimiz,ama bu kitaptan öğrendiğimiz bazı faydalı bilgileri,buraya aktarmakta büyük yarar görüyoruz.Mağara uygarlık çağından evvel ve mağara uygarlık çağında,binlerce ,onbinlerce yıl,insanlar,kuşaktan kuşağa bilgi aktarmak için,son derece sınırlı araçlara sahipti.Ağızdan ağıza aktarılan hikâyelerin dışında,giderek tutarsızlaşan bir şekilde,çoğu bilgi,ölen herşey ve kaybolan her kuşakla birlikte yok olup gitti.Tutarlı aktarımlar bile,tekrar,tekrar ayni hikâyeleri anlatıp duruyordu.

       35.000 yıl önce yani,atalarımız mağarada yaşarken,İnsanlık için,uygarlık için muazzam bir buluş gerçekleşti. İsimsiz bir dahi atamız, belli bir olayı,kişiyi,ya da nesneyi EZBERLEMEK için,ilk PİKTOGRAFI veya İDEOGRAFI,bir taşa,bir duvara,çok muhtemeldirki,mağara duvarına kazıdı.Bu büyük noktadan sonra,bilgiler insan beyninin dışında anılar,harici kaynaklara kaydedilir oldu. Binlerce yıl sonra,kütüphanelerin,indekslemenin ve matbaanın bulunması ile DEVASA adımlar atıldı.

       Mağara duvarlarına şekiller,  resimler çizdi. İnsan uygarlığında mağara dönemi en uzun dönemdir. Antropoloğlar mağara devrinin 40.000 yıl sürdüğünü hesaplıyorlar. .  

       1970 li yılların başlarında dünyayı araştıran Amerikalı gezginler,  Filipinler de binlerce vahşi ada içinde sarp vadi ve yarlarla çevrili bir adaya girmeyi başardıklarında gördükleri kendilerini çok şaşırttı. İnsanlık yaratıldığındanberi bu adaya hiç kimse gelememişti ilk gelenler kendileri idi ve orada yaşayan insanlar çırıl çıplak 10. 000 - 20. 000 yıl evvelki mağara devrini yaşıyorlardı. Birbirleri ile birkaç kelimeden oluşan bir dille,  daha çok işaretle anlaşıyorlardı O adaya bir helikopter inince helikopteri gören bir yerli görmeyen bir yerliye helikopterin üst pervanesin elini havaya kaldırıp füüf diyerek ve eliyle havada daireler çizerek anlatıyordu. Kendisinin fotoğrafı çekildiğinde sol elini açarak sol gözünün üzerinde fotoğraf makinesinin ve sağ eli ile de tit tak, klik sesi çıkartarak fotoğraf çekme işlemini taklit ediyordu. Araştırmacılar alt taraflarında birşeyleri sarkarak, sallanarak, çırılçıplak mağarada hep beraber, birlikte yaşayan,  atalarımıza ait bu ilkel aile ve kabileyi derhal koruma altına alıp geçmişimizi araştırmaya koyuldular. Bu adalı insanlara da bir ad koydular. TASADAY’ler dediler. TASADAY'lere ondan sonra hiç insan yanaşamıyacak TASADAY’ler oldukları gibi bozulmadan muhafaza edilip, koruma altında olacaklardı.  mevcut yaşam sitillerini ve beslenme alışkanlıklarını muhafaza ederek geçmişimize ışık tutacaklardı. Umarım TASADAY'ler modern insanın saldırılarına uğramadan hayatlarını muhafaza ediyorlar ve geçmişimiz hakkında bize bilgiler sağlıyorlar. Herhalde bu bilgiler  internetin TASADAY’lerle ilgili sitelerinde segileniyorlar. Benim henüz bu sitelere girip araştırma fırsatım olmadı. Fırsatı olanlar girsin araştırsınlar.

 

      

     İşte Filipinler de, kimsenin giremediği, balta girmemiş, yağmur ormanları ile kaplı Mindanao adasında, halâ aynı şekilde yaşayan, MAĞARA ATALARIMIZ..

 

 

2- TARIM UYGARLIK ÇAĞI: Profesör Alvin Toffler ve Heidi Toffler’den öğrendiğimize göre:İnsanoğlu Mağara Uygarlık çağını yaşarken,Einstein adı verilen,akıllı bir insan,muhtemelen bir kadın atamız, ilk tohumu toprağa verdiğinde,ilk gerçek zenginlik sistemi ve UYGARLIK DOĞDU. İlk tohumun toprağa verildiği yerin,coğrafi olarak,bugün,Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, KARACADAĞ yakınlarında olduğu sanılıyor.


Tarım aşaması:The leap of the agriculture=Le etape de agriculture: 40. 000 yılını mağarada geçiren insanoğlu mağara dışındaki topraklarda bitkiler yetiştirip üretmeyi öğrenince tarım devrimi doğdu. Artık insanlar toprağın kendiliğinden sunduğu ürünlerle yetinmeyip toprağı işliyerek kendi ihtiyaçlarını kendileri yetiştiriyorlardı. Böylece de toprak , en önemli ve o dönemde , yegane üretim aracı oldu. Toprağa sahip olmak üretim araçlarına ve dolayısı ile zenginliğe sahip olmak demekti. Toprağa sahip olmak istek ve hırsı da mülkiyet hakkını doğurdu. o mülkiyet hakkı ki gelecek günlerde,  uğruna bireysel kavgalar ve savaşlar doğuracaktı. İnsanın tarımı öğrenmesi ile birlikte insanlar göçerlikten yerleşik düzene geçmeğe başladılar. Göçerlik döneminde insanlar konuçlanıp çöreklendikleri yerlerdeki bitkileri bitirince pılı pırtılarını toplayıp başka topraklara göçediyorlardı taa ki:orasını da tüketene kadar sonra ha babam başka topraklara. Tarımı öğrenenler karınlarını doyurmak için artık başka topraklara gitmiyorlar.  İhtiyaçlarını bulundukları toprakları ekip biçerek sağlıyorlardı. İnsanoğlu’nun tarım aşaması dediğimiz FEODALİTE döneminde yegane üretim aracı olan toprakların mülkiyet ilişkilerini düzenleyen şehir devletleri, derebeylikler ve derebeyliklerin birleşmesinden doğan imparatorluklar doğdu.  Göçerlikten yerleşik düzene geçmek herzaman kolay olmadı. Bazı göçerler hallerinden memnundular. Yerleşmek çalışmak toprakla uğraşmak istemiyorlardı. Orta Asya göçer Türklerin atası sayılanTuğrul bey şöyle seslenıyordu göçerlerine (daim göç edeler, oturak olmayalar). Oturak göçer türklerin yerleşik Türkler için kullandıkları hakaret anlamı taşıyan aşağılatıcı bir sözdü. Yerleşik düzene geçmiş ve özellikle de Abbasilerin Horasan valisi KUTEYBE tarafından kılıç zoru ile İslam olmağa zorlanmış Türkler ise ataları olan Şaaman göçer türklere de ıyi gözle bakmıyorlardı hernekadar KUTEYBE tarafından kılıçla islama zorlanmış olsalarda…Tarihler KUTEYBE’den Türk kasabı olarak bahsederler. İlk müslüman olanlar KARAHANLILAR’dı. Kaşgarlı Mahmut çok ünlü divanı lügatı Türk kitabında ataları olan şaaman Türkler’den şöyle bahseder. ( Allah tanımaz kahrolası kafirler: nerede bir ulu ağaç görseler ona Tanrı derler;nerede büyük bir dağ görseler ona da Tanrı derler). Uygarlığın tarımsal aşaması uzun sürdü 10. 000 yıl sürdü. Bu dönemin devlet şekilleri şehir devletleri derebeylikler ve derebeyliklerin birleşmesinden oluşan  imparatorluklardı. Derebeylerin gücü yıkılmaz sanılan kale ve şato duvarlarından gelirdi. Barutun icadı ile yıkılmaz sanılan derebeylikler ve kırallıklarda yıkıldı.  

 

       3- ENDÜSTRİ UYGARLIK ÇAĞI: Sanayi devrimi:The revulution of endustrie=La revulution endustrielleBarutun ve özellikle buharın bulunması tarım devrimini sona erdirip sanayi devrimini başlattıSanayi çağında zenginlik kaynağı toprak yerine burjuvanın sahip olup çaliştırdığı fabrikalardı. Sanayi döneminde ve özellikle 1789 Fransız devrimi ile dünyaya ulusal devlet modelleri hakim olmağa başladı. Özellikle ondokuzuncu yüzyıl ulusal devletler çağı olmuştur. Bu dönemde hakim ve öncü sınıf zenginliği yaratan fabrika ve sermayeyi elinde tutan burjuva sınıfıdır. Yirminci yüzyıla halk ve sınıf devletleri damgasını vurmuştur. Halk ve sınıf devletlerinin kuruluşunda emek ve işçi sınıfı önder olmuştur. sanayi, endüstri çağı dört yüzyıl sürdü.  

       4- BİLGİ UYGARLIK ÇAĞI: Yirminci yüzyılın ikinci yarısında,1956 yılında,Amerika Birleşik Devletlerinde ve dünyada ilk defa,beyaz yakalı çalışanların,beyaz yakalı emekçilerin,yani büro çalışanlarının,tabir caizse,fikir işçilerinin adedi,mavi yakalı çalışanları, kol emekçilerini,yani kol emeği ile çalışan işçileri geçince,ilk defa Amerika Birleşik Devletlerinde ve sonra da,dünyada BİLGİ UYGARLIK ÇAĞI başladı.
Bilgi uygarlık çağı kendisi ile birlikte,devasa teknolojik yenilikler,yeni üretim araçları ve yeni üretim biçimleri getirdi.

1956 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde,Beyaz yakalı çalışanların mavi yakalı çalışanları bir geçtiği zaman dünyada başlayan Bilgi Uygarlık çağı,çok kısa sürede meyvelerini de vermeğe başladı.Bu meyvelerin en verimli ve beklide en bereketlisi,hızla gelişen bilgisayarları çok sıklıkla kullanan beyaz yakalıların,yine dünyada ilk defa tüketirken üretici durumuna geçmeleri oldu.Bu becerikli kişilere ÜRETEN TÜKETİCİLER denildi.Böylece beyaz yakalılar küresel ekonomiye Amerikalıların free meal dedikleri bedava yemek pastası sundular. Bedava yemek, free meal küresel ekonomiye hiçte küçümsenemiyecek bir katkı sağladı.Bu yolla küresel ekonomi tüketildikçe azalmadı.Aksine tüketildikçe büyüdü.

      Ekonominin ilk bakışta paradoks ve çelişki gibi görünen bu iniltisi, Profesör Heidi ve profesör Alvin Toffler lerin son kitapları ZENGİNLİK DEVRİMİNDE çok güzel anlatılmıştır.


Bilgi uygarlık çağından yaklaşık yüzyıl önce,19 uncu yüzyılın ortalarında,Karl Marx,endüstri uygarlık çağının doğuşu nedeni ile,şöyle diyordu. ( eğer,mülkiyet ilişkileri,ticaret ilişkileri,sosyal-kültürel kurumlar,yeni gelişen teknolojiye ayak uyduramazsa,yeni gelişen teknoloji,yeni üretim araşları,yeni üretim biçimleri,eskiyen mülkiyet ilişkilerini de,eski sosyal-kültürel kurumları da,kırar.Paramparça eder.Bir kenara atar. )
Karl Marx’ın yüzyıl önce bulduğu bu sav,nasıl Endüstri Uygarlık çağında geçerli ise,yüzyıl sonra bugün ,Bilgi Uygarlık Çağı içinde de geçerlidir.Eğer günümüzde ,dünyada gelişen olaylara yakından bakacak olursak,bu bariz değişiklikleri açıkça görürüz.Bakınız profesör Alvin Toffler ve Heidi Toffler bu olanları,zenginlik devrimi adlı son kitaplarında nasıl özetliyorlar.

01 –Elektronik posta mesajları,e-mail ler, bizi bombardımana tutuyor.
02 –Elektronik ticaret hepimizi satıcı haline getiriyor.
03 –Şirket Megaskandalları gazete başlıklarını işgal ediyor.
04 – İlâçların çok tehlikeli olduğu sözleri dünyaya yayılıyor.
05 –Roketler Mars’a gidiyor.Tam inmesi gereken yere iniyor.
06 –Bilgisayarlar,yazılımlar,cep telefonları,internet bağlantıları sürekli hata veriyor.
07 –Küresel Isınma hızlanıyor.
08 –Genler ve kök hücreleri başımıza olmadık sorunlar açıyor. ( Bize göre ise başımıza sorun açmıyor.Tam tersine,insanoğluna yeni ufuklar getiriyor.Yeni imkânlar sağlıyor. )
09 –NANO kavramı teknolojinin yeni kutsal kâsesi haline gelmiş durumda. ( Gene bize göre,kutsal kâse olmak yerine,NANO teknolojiler geleceğimizi dahi geliştirecek yenilikler getiriyor. )
10 –Los-Angeles’in sokak çeteleri Orta Amerika da kol geziyor.
11 –on üç yaşındaki teröristler,Fransa’dan Orta-Doğu’ya akın ediyor.
12 –Londra’da Prens Hanrry bir nazi subayı gibi giyiniyor.
13 – Semitizm karşıtlığı çirkin başını yeniden gösteriyor.
14 –AİDS Afrika’da,bütün bir ulusu ortadan kaldırıyor.
15 - Asya’dan,kuş giribi gibi bilinmeyen hastalıklar dünyaya yayılma tehlikesi gösteriyor.
Geçen Milenyumda,yaklaşık yüzyıl önce,yani Endüstri uygarlık çağının doruğunda, endüstri uygarlık çağının en büyük düşünürü Karl Marx,Tarım uygarlık çağının sembolü BALTA yı, TARİHİN UYGARLIK MÜZESİNE atmıştı.Yüzyıl sonra,1956 yılında,Amerika’da,beyaz yakalı çalışanlar,mavi yakalı çalışanları geçtiği zaman başlayan Bilgi uygarlık çağı da,Endüstri uygarlık çağının sembolü olan,devasa diyebileceğimiz büyüklükteki çelik yapılı koca fabrikaları tarihin müzesine attı.

Endüstri Uygarlık çağında,Amerika Birleşik Devletlerinden sonra,her açıdan dünyanın en büyük ikinci süper gücü olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, haklı olarak,dünyanın en büyük fabrikalarına sahip olmakla,Uzay teknolojisinde,Amerika Birleşik Devletlerini dahi geçmekle öğünüyordu.

Gelin görün ki: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği,Amerika’da 1956 yılında başlayan bilgi uygarlık çağına ayak uydurmakta,gereği kadar hızlı davranamadı.İçerisinde,uyum sıkıntıları,sürtüşmeler,homurdanmalar yaşamağa başladı.Zamanın en büyük politikacılarından,Başkan Michael Gorbaçov,durumu zamanında görerek,sezerek,usta ve akıllı manevralarla,bir kişinin bile burnu kanamadan,koskocaman bir dev olan Sovyetler Birliğini,müstakil ve bağımsız Cumhuriyetlere dönüştürmeyi başardı

Bilgi uygarlık çağının dağıttığı endüstri devi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinden doğan,Rusya,Ukrayna,Kazakistan,Gürjistan,Azerbaycan gibi daha birçok ülkedeki,dev çelik fabrikalar sökülüp,hurda demir olarak satışa sunuldular.Ülkemizden, Ömer Peşli arkadaşım gibi birçok hurda demir tüccarı,Hürra deyip,bu yeni doğan Cumhuriyetlere gittiler.Hurda demir olarak satılan bu fabrika parçalarını satın alıp,ülkemize getirdiler.Tatlı kârlar sağladılar.Bu fabrika parçaları da,HADDANELERE yani hurda demir fırınlarına atılıp,kalın veya ince çubuklar halinde inşaat demiri haline sokuldu.Ülkemizde bum diye patlayan inşaat sektöründe kullanıldı.

Yukarıda 15 madde ile özetlenen değişiklikler yanında,Bilgi uygarlık çağı,Üretim araçları,üretim alanları,Sosyo-ekonomik alanlarda da, getirdiği yeniliklere uygun olarak,köklü değişiklikler yarattı.Birkaçını sayarsak, 

I –Çoğu ve ağırlığı fabrikalar da olan,üretim alanları,ofislere,evlere kaymağa başladı.

II –Endüstri çağının sembolü olan,karı-koca ve iki çocuktan ibaret olan,dörtlü çekirdek aile yapısı küçüldü.Bir çocuk ve daha da yaygın olarak çocuksuz aile sistemine geçildi.

III- Birçok insan,evlilik yerine,evlenmeden bir arada yaşamağa başladı.

IV- Kadın-erkek yerine,bazı insanlar,erkek-erkeğe,veya kadın-kadına yaşamayı yeğlediler.

V- Birçok ülkede,kadın,kadın ile,erkek,erkek ile evlenmek için mücadele başlatıldı..Bazı ülkelerde de,bu mücadele başarıya ulaştı. Amerika’da,Gender PAC cemiyetinin lideri,erkekten dönme bir kadın olan,Riki Ann Willeins bakınız ne ilginç iddialarda bulunuyor. ( insanları, kimlik kartlarında,nufus kayıtlarında,erkek, ya da kadın olarak tanımlamak,baskı anlamına gelir.İnsan haklarına aykırıdır. ).

VI- Endüstri devrinin klâsik okul sistemi değişikliğe uğradı. Zenginlik devrimi yazarları Toffler’ler.Sosyo-ekonomik kurumlarda,bilgi çağının getirdiği değişiklikleri uyum hızlarına göre,çok geniş bir oto-yolda,değişik şeritlerde giden otomobillere benzetiyor.

a- En hızlı şeritte,saatte 160 km.hız ile giden şirketler ve iş dünyası.

b -İkinci şeritte,140 km. hızla giden,sivil-toplum örgütleri.

c- Üçüncü şeritte,100 km. hızla giden aile yapısı.

d-Dördüncü şeritte,50 km.hızla giden işçi sendikaları.

e-Beşinci şeritte,40 km.hızla giden bürokrasi ve düzenleme kurumları.

f-Altıncı sırada,15 km. hızla giden,okul sistemi.

g-Yedinci şeritte,10 km.hızla giden,BM( Birleşmiş Milletler),IMF ( İnternational Monatery Fond)WTA ( World Trade Organisation=Dünya Ticaret Örgütü ve Evrensel Posta Birliği.

h-Sekizinci şeritte,5 Km. hızla giden,politik kurumlar.Kongre,Beyaz Saray,siyasi partiler.

i- Dokuzuncu şeritte,1 Km. hızla giden Adalet sistemi. Öğünerek söyliyebiliriz ki:Toffler’lerin en yavaş şeritte gösterdiği Adalet sistemini bizde,sitemizin AKSAK ADALET ana bölümünde,MANDADAN AĞIR GİDEN ADALETİMİZ olarak yazdık.Ve çok eleştirdik.100 yıl süren davalarımız olduğunu söyledik.Demek ki:Adalet,yalnız bizde değil, her ülkede,devrimleri ve yenilikleri en arkadan izler.Ama Bizde,biraz daha arkadan ve yavaştan gider.

1956 yılında başlayıp hızla gelişen Bilgi uygarlık çağına uymakta yavaş davranan,bu yüzden de,dağılan,endüstri uygarlık çağının devi,Sovyetler birliği yanında,Amerika Birleşik Devletler’inde de, bazı şehirler,en ağır endüstriyi kurmuş olmalarına rağmen,yeni bilgi çağında geri kaldılar. Bunların en göze çarpanı,endüstri uygarlık çağının en önemli şehirlerinin başında olan,Cleveland gelir.Bugün Cleveland,Amerika’nın en kötü büyük şehri olarak anılıyor.Binaları ve mağazaları, yıllarca biriken duman ve kötü havayı taşıyor. Amerika’nın diğer bölgeleri,Üçüncü dalgada,Bilgi uygarlık çağının getirdiği,değişiklik ve yenilikleri yaşarken,Endüstri uygarlık çağının en verimli ve en büyük fabrikalarını bağrında barındıran Cleveland,yeni çağa uyamamanın kurbanı oldu.

Yirminci yüzyılın son yarısında ise BİLGİ ÇAĞI doğmuştur.

Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler’in son kitabı ZENGİNLİK DEVRİM inden,çok sayıda yeni gelişmeler öğrendik.Bu zenginlik,yenilik ve gelişmelerden,biz de,yeni bir soru ürettik.Bu soruyu,bir anketle,güncelliğimizi ve zihinsel düzeyimizi ölçmekte kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli kuruluşlarda,değişik konularda,anket düzenlemek, adeta moda olmuştu. Bizde,bu modaya uyalım,ve,çoğu kez karanlıkta kalan bir tarafımıza ışık tutalım istedik.Ürettiğimiz soru aynen şu idi. ( Tüketildikçe çoğalan ve çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme sormağa başladım.Benim çevremde,çoğu emekli subaylar,emekli Albaylar,emekli kurmay albaylar,emekli generaller,emekli denizciler,emekli valiler,doktorlar,avukatlar,iş adamları,emekli mühendisler,emekli öğretmenler vardı.İlk soruyu,hepimizin ağabey diye hürmet ettiğimiz,92 yaşındaki,bilge kişi,emekli Albay ağabeyime sordum.Soruyu,birkaç kez de tekrarlayıp,acele etmemesini,birkaç gün düşünmesini,her türlü kaynağa başvurmanın,herkesten fikir almanın serbest olduğunu söyledim.Birkaç gün sonra,cevap var mı? Diye sorduğumda,yorgun olduğunu,soruyu bile hatırlamadığını söyledi.Ben de soruyu,tekrar,tekrar,tekrarladım.Ve hatta,ufak bir kâğıda da da yazarak kendisine verdim.Artık,bilge ağabeğimin,soruyu unuttum diye bir mazereti kalmamıştı.
Ayni soruyu,çevremdeki,emekli generallare,kurmay albay emeklisi,albay emeklisi arkadaşlarıma,emekli vali,emekli kaymakam arkadaşlarıma,doktor arkadaşlarıma,mühendis arkadaşlarıma,öğretmen arkadaşlarıma,avukat arkadaşlarıma ve sabahları birlikte yürüyüş yaptığımız,Maliye meslek okulu ve Yüksek ticaret fakültesi mezunu,yalnız bizim zenginlik ölçülerimize göre değil,çok gelişmiş ülkelerin zenginlik ölçülerine göre bile, oldukça varlıklı bir işadamı olan komşuma sordum.Hepsine de düşünmek için,yeterli zamanları olduğunu ve her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini söyledim.Çevrede,bazı kendini beğenmişler,soruyu,deli saçması,saçma-sapan,diye nitelediler.İleriki satırlarda,cevabı açıklanınca,umarız,kendilerine gelecekler.  Çevremdeki yakın arkadaşım,emekli Kurmay Deniz Albay,Komadore,Tahsin Kayran kardeşime de ayni soruyu tekrarladım.Tahsin Kayran arkadaşım,ertesi gün,yanıma geldi.Sen bana,dün bir soru sormuştun.Ben, bunu dün gece düşündüm.Cevabını da buldum.İşte cevabı,şudur,şudur,budur,diye başladı düşündüklerini söylemeğe.Baktım ki:doğru cevaba çok yaklaşmış,adeta yakalamış.Kendisine dedim ki:doğru cevaba çok yaklaştın,tam cevap olmasa da söylediklerini doğru cevap olarak kabul ediyorum.Ama,senden bir ricam var.Ne olur bunu şimdilik çevremizde, kimseye söyleme.Herkese ayni soru soruldu.Onlara zaman tanıyalım.Cevaplarını aldıktan sonra,bunları birlikte yayınlarız.


10 Aralık,2006 Pazar günü,dünürüm Ali Doğan Sinangil’in Kadıköy deki evinde,8 yaşındaki ortanca torunum Hasan Ali Sinangil’in doğum gününü kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız ve torunlarımız hep bir arada idik.Biz büyükler bir geniş odada oturup sohbet ederken,Büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu ile,ortanca torunum Hasan Ali Sinangil,odanın bizden biraz uzaktaki bir bölümünde,yere serilmişler,dikkatle ve sabırla,Hasan Ali Sinangil’in doğum günü hediyesi,çok büyük bir yelkenli gemiyi küçücük parçalarını,her parçayı uygun yere yerleştirerek monte etmeğe çalışıyorlardı.Geminin ufak bir bölümü de,ortaya çıkmış gibi görünüyordu.Onlar orada dikkatle gemi yaparken,ben herkesin duyacağı şekilde,yüksek sesle,soruyu sordum.Odadan,iki ayrı yerden,doğru cevap anında geldi.Bizimle birlikte oturan dünürüm İlköz Sinangil hanım ve büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu doğru cevabı yüksek sesle hemen söylediler.Büyük kızım Seher,oğlu Kerem’e takıldı.Sen dedi:Cevabı İlköz teyzenden duydun.Ondan sonra söyledin.Yani kopye çektin.Kerem de itiraz etti.Hayır ben duymadan kendiliğimden söyledim. Benim yakın çevrem,Yalnız, Istanbul’un değil,tüm ülkenin en kültürlü,en zengin mahalle ve semtlerinden,Yeni Levent teki,OYAK, Ordu yardımlaşma civarı,ORBİR yapı kooperatifi ve Yeni Levent Güzelleştirme ve Kültür Derneğinin ortak lokalinden oluşur.Burada birlikte olduğumuz,hemen her arkadaşıma ayni soru sorulmuştur.Lokalimize bitişik gibi duran,birde,Yeni Levent camimiz vardır.Lokalimizde,oldukça kalabalık bir de cami cemaatimiz vardır.Cami cemaatimize de,ayni soru sorulmuştur.Onlarında ilgisi artsın diye,soru biraz daha açılmış,ana soruyu cevaplamayı kolaylaştıracak,bir ikinci küçük soru da katılmıştır. ( 1- Tüketildikçe çoğalan,çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? 2-Genelde,büyükler,yani ebeveynler çocuklara öğretir.Ama,bir konu vardır ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin öğretmeni olurlar.Bu konu nedir?.Amerikada,2006 yılı son baharında yayınlanan bir kitaba göre: Kur’anı Kerimde,bu meale uygun ayetler vardır. ).Cami cemaati muhterem arkadaşlarımız,soru ile yakından ilgilendiler.Bunu,cami hocamız,Hasan hoca bulur,dediler.Soruyu ona ilettiler.
Soruyu cevaplamağa çalışan,komşum ve yürüyüş arkadaşım,ayni zamanda,Mason biraderi olup,Bilge locasında,30 dereceye gelmiş,Üstadı Muhterem mertebesine yaklaşmış kültürlü bir kişidir.Soru ile çok ilgilendi.Her gün yürürken,değişik cevaplar getiriyor,ama,doğruya bir türlü yaklaşamıyordu.Civarında rastladığı hemen her tanıdık kişiye soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok emekli öğretmenler,iş adamları oluyordu.Aldığı yanıtların hiç biri cevaba yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş arkadaşım,doğru cevabı bulamamakla sıkıntılı anlar yaşıyordu.Ben, acele etmemesini,soruyu isterse Mason locasına getirip,biraderlere de sorabileceğini,her türlü kaynaktan yararlanabileceğini söyledim.Biraderlere sorup sormadığını bilmiyorum.Aradan 15 gün geçti.Bir sabah,ben senin sorunun cevabını buldum.Dedi.Ve doğru cevabı söyledi.Kendisini içtenlikle,yürekten kutladım.Cevabı nasıl bulduğunu sorduğumda,falan isimli kitabın ön sözünü okurken buldum.Dedi.Gerçekten de bu kitapta doğru cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,emekli mühendis arkadaşım,1999 yılında Nar locasından,Üstadı-Muhterem beraatini almış avukat arkadaşıma da ayni soruyu sordum.Onlara da,her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini ve hatta Mason birader localarında konuşabileceklerini söyledim. Her arkadaşa düşünmek için bol zamanı olduğunu,cevabı bulabileceğini tekrarladım.Dedim ki:sonra cevap söylenince,ben bunu neden bilemedim,diye,üzülebilirsiniz Aradan bir ay geçti.Sadece,Kıdemli Deniz Albay,Commadore,Tahsin Kayran arkadaşım cevabı getirdi.( Buz dolabı,beyaz eşya,televizyon,bilgisayar ) Dedi.Bilgisayar diyebilen,bilgiyi de söyler.Çünkü doğru cevap BİLGİ idi.

Amerika Birleşik devletlerinde,Cleveland şehri ,ve dünyada da,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği,yeni gelişen Bilgi ekonomisine uymakta ağır davrandılar ve geciktiler.Bu gecikmenin ve uyumsuzluğun bedelini de çok ağır ödediler.Ekonomi ANTROPOLOĞ’uWillem Wolters,yeni ekonomideki gelişmeleri şöyle tanımlıyor.Her ekonomi,fark edilmeyen ritimlerle titreşir.Ekonomik faaliyet ve harcamalara göre,bankalar,pazarlar ve yaşamlar arasında ritimler oluşur.Doğum anında,kıçımıza vurulan bir şaplakla,her birimiz, bu devam eden muziğin bir parçası haline geliriz.Ekonomik muzik asla susmaz.Bu bir kaos ortamı değil,tam tersine bir düzen ortamıdır.
1970 li yılların sonları ile 1980 li yılların başlarında,ekonomideki bu ritim ve accordu en iyi yakalayan ülke Japonya oldu.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Soğuk savaş döneminde,Amerika Birleşik Devletleri,devamlı büyüyüp,gelişen Sovyet-Sosyalist Devletler Birliğinin dev ekonomik gelişmelerini dengelemek üzere Japonya ile karşılıklı ticaret andlaşması imzaladı.O dönemde,Japonya’nın Amerika da satacak hiçbir malı yoktu.Hatta,hatta Japon gübresi gibi terimler de,günün alay konusu oluyordu.Ekonomist Joseph P.Juran ve Edward Derning’e göre,Japonya bu sorunu,kendi ülkesine yaydığı Amerikan patentli istatistiki kalite kontrol yöntemi ile çözdü.Bu yöntem sayesinde,dünyadan Japonya’ya büyük bir sermaye akımı başladı.Dev yapılı Japon firmaları oluştu.Dünyaya çok kaliteli Japon malları ihracatı başladı.
Bu dev şirketlerin başında,TOYOTA,HONDA,NİSSAN gelmektedir.Yeni milenyumda,yirmibirinci yüzyılda,bugün dahi,Bu dev yapılı Japon şirketlerinin ürettiği otomobiller,Amerika da ve Avrupa da üretilen otomobillere çok açık fark atıyor. 2007 yılının ilk günü TOYOTA,dünyada ilk defa uygulanacak bir teknolojik gelişme haberini veriyor.Ürettiği otomobillere küçük bir analiz cihazı yerleştirecek.Bu cihaz otomobil sürücüsünün ellerinden çıkan terden,kandaki alkol seviyesini ölçebilecek.Bir başka algılama sistemi de,sürücünün göz hareketlerini ve reflekslerini ölçecek.Alkol seviyesi,göz hareketleri ve rerlekslerdeki yavaşlama kiritik seviyelere ulaştığında,direksiyon otomatiğe geçerek arabayı güvenli bir yerde durdurup,park ettirebilecek.TOYOTA bu cihazlarla donanımlı otomobilleri 2009 yılı içinde dünya piyasalarına süreceğini açıklıyor.
 

İlave: 09.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

İnnnovations in manegement: The Japanesse Corparations kitabının yayınlanması ile birlikte,KANBAN terimi ortaya çıktı.Biraz zaman geçtikten sonra,batıda buna, JİT sistemi denildi.Japonya’da kullanılan KANBAN ve batıda kullanılan JİT eş anlamlı olup,müşterilerin değişken,değişen gereksinmelerine,ihtiyaçlarına göre,anında üreten, üretim sistemi anlamına geliyor.Böylece ekonomide,esnek zamanlama ve senkronizasyon yaygınlaşmağa başladı. Senkronizasyon o kadar yaygınlaştı ki:David J anderson ve Sanford üniversitesinden profesör Hais Lee,senkronizasyon ne kadar artarsa,değer o kadar artar dediler.Dünyada çok yaygın,UPS =United Postal Service =( Uluslar arası posta dağıtım Sistemi ) kamyonlarının üzerinde,reklâm olsun diye,( Ticaret dünyasını Senkronize ediyoruz ) diye yazıyordu.Ekonomide SENKRONİZASYON da, anında,eşzamanlı ve eşgüdümlü üretim ve dağıtım demektir.


1956 yılında,mühendis Joseph F.Engelberger ve girişimci George C.Devol,bir akşam, kafa çekmek için bir araya geldiler.İssaac Asimov’un bilim kurgu romanı (Ben.Robot) üzerinde tartıştılar.Bir gün sonra da,evrensel otomasyon anlamına gelen UNİMATİON şirketini kurdular. 5 yıl sonra da,dünyada çalışan ilk robotu yaptılar.Bu başlangıçtan sonra da,bilgisayarlarla çalışan digital teknoloji,bütün Amerika’da ve Japonya’da yayıldı.Japonlar,robotta,daha hevesli ve daha atik davrandılar.Dev TOYOTO şirketi,bu konuda öncülüğü üstlendi.İnsanın yaptığı her işe yakın görevler yapabilen MASSİMO robotları, Japonyada üretildi.

1992 yılına gelindiğinde,dünyada üretilen robotların yüzde 69 unu Japonlar üretiyorlardı.İkinci sıradaki,Amerika Birleşik Devletleri ise, dünya robot üretiminin ancak yüzde 12 sini sağlıyabiliyordu.Japon başarısının ilk sırrı,öğrenmek,öğrenmek,öğrenmekti.ikinci sırrı:Yeni bilginin yaratıcı ticari uygulamalarını geliştirmek.Üçüncü sırrı ise:HIZ dı.HIZ. İşte bu yüzden Japonya’ya çok fazla yabancı para,yabancı sermaye aktı. Japonya’da üretilenler,benzerlerine göre üstün kalite taşıyordu.Bu gün bile,TOYOTO,HONDA,NİSSAN gibi dev Japon şirketleri,Ürünleri ile,Amerika’da ve Avrupa’da üretilenlere göre,kalite açısından büyük fark atıyorlar. Robot dünyasındaki,MASSİMO lardaki dev gelişmelere göz atarken,Mısır piramidlerinde, bir mini robotun marifetlerini sayalım.Aşağı yukarı bir aydır, basında,KEOPS piramidindeki,gizli ve gizemli bir oda hakkında haberler çıkıyor. KEOPS piramidi,M.Ö.2500-3000,günümüzden ise,5500-6000 yıl önce 164 metre boyunda inşa edilmiş.( 164 rakamı,bir milyar ile çarpıldığında,dünya ile güneş arasındaki mesafeyi verirmiş . ). Arkeoloğlar.dünyanın en yüksek piramidi olan KEOPS’un tabanında bir gizli oda keşfettiler. Piramid Rover Mikro Robotu,dışarı görüntü veren bir kamera ile donatılarak,rimut kontrol sistemi ile içeri salındı.Piramid Rover Mikro Robotu,küçük bir delik açarak,içeri sarktı.64 metre ilerledikten sonra,daha gizemli ve bronzla kaplı bir başka kapıya ulaştı.Mısır Antik Eserler Kurulu başkanı Zahi Havass’a göre bu kapı,adına piramid yapılan büyük firavun,KEOPS tarafından özel olarak yapılmış bir gizli odaya açılıyor.Piramidin yapılış plânları ve o dönemde,o bölgede yaşayan papirus belgeleri,o gizli odada saklanıyormuş.Mısır hükümeti kapının zarar görmemesi için uzmanlar görevlendirmiş.Şimdi,bu uzmanlar,farklı bir yoldan bu gizemli odaya girmenin yollarını arıyorlarmış.Bu konuda elimize bilgiler ulaştıkça ,bu satırlarda okuyucu ve izleyicilere ulaştırmağa çalışacağız.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Robotların marifetleri dünya ile sınırlı kalmıyor.Robotlar,uzayda da büyük görevler yapıyorlar.Gezegenler etrafında dolaşırken,dünyaya faydalı bilgiler yolluyorlar.Bir tanesi varki:Kaç senedir Mars’ta dolaşıyor.NASA nın özel bir roketle,yumuşak iniş yaptırarak Mars’a indirdiği MARS ROVER adı verilen, akıllı,tekerlekli ve hareketli robot,Mars’ın yüzeyinde,yavaş,yavaş dolaşırken,fiziksel özellikleri,ölçüm ve analiz sonuçlarını bizlere ulaştırıyor.Kendisine verilen gönderici ve verici bir kamera ile de Mars’taki görüntüleri dünyaya aktarıyor.

Bilgi çağının en zengin adamı Bill Gates,American Scientific dergisinin Aralık,2006 sayısında yazdığı,( Her Eve Bir Robot ) başlıklı yazıda çok ilginç şeyler söylüyor.( 30 yıl önce,Paul Allen ile evimizin garajında,bilgisayar programları yazarken,tüm şartlar ilkeldi.bilgisayarlar nerede ise,oda büyüklüğünde,ağır ve pahalı cihazlardı.İşletmeci yoktu.Bir megahertzlik işlem gücünün maliyeti ,neredeyse 7000 doları buluyordu.Günümüzde bu fiyat bir sente kadar düştü.Ortak yazılım dili yoktu.Ama bir HAYALİMİZ vardı.Her eve bir bilgisayar sokacaktık.HAYALİMİZ,bugün gerçekleşti.Gelecekte de ROBOTLAR,TIPLI BİLGİSAYARLAR GİBİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKLER. Her evde bir robot olacak.Robot sektörünün bugünkü durumu,30 yıl önceki şartlarla ayni.Bu,bir devin doğum sancıları olarak adlandırılabilir.Microsoft robot stüdyosunu kurduk.Robotlar için yazılım hazırlıyoruz. ).

Bundan iki yıl evvel,Sitemizin AKSAK ADALET ana bölümünde,BİYOLOJİK MOLEKÜLER-UYGARLIK ÇAĞINDA CUMHURİYETİMİZ adlı yazımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,Profesör Dr. Erdoğan Gökay kardeşime şöyle yazmıştım: ( Erdoğan Gökay kardeşim:geleceğin sosyolojisine dair,iki söz de,ben söylemek isterim.2035 yılında veya daha sonra,eğer bir dünya savaşı çıkacaksa,Massimo’lar ile insanlar arasında çıkacaktır.Barışı sağlama çabaları da,Massimo’lar ile insanlar arasında olacaktır.Eğer sen,dişini sıkarsan,barışı sağlayan kişi sen olursun.Çünkü,o zaman,dünyanın en yaşlı insanı sen olacaksın. ).

21 Aralık,2006 günü,İngiltere Bilim işleri komitesi,bakın robotlar hakkında nasıl bir rapor yayınlıyor.

( 2056 yılında,1- robotlarda,insanlar gibi özlük hakları alacaklar.2- Robotlara vatandaşlık hakları da verilecek.Robotlar vergi verecek.oy kullanacak.Askere gidecek. 3- Nasıl,yolun ortasındaki bir köpeğe tekme atılamıyorsa,onunla çok benzer özelliklere sahip,robota da tekme atılamıyacak. 4- Robotlar,ayni zamanda,hükümetin sosyal politikalarından da yararlanacak.Ev yardımı,robotik sağlık hizmeti alacak.

İlave : 08.01.2007

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Robotların gelişimi ile ilgili yazdıklarımıza burada ara veriyoruz.İleride Robotlar ve robotların marifetleri konusunda yeni gelişmeler geldiğinde,gene yazmağa devam edeceğiz.Şimdi Asya’nın diğer ülkelerinde özellikle,şimdiden 1 milyar 200 milyonluk nufusu ile dünya nufusunun beşte birinden fazlasını oluşturan Çin’de durum nedir?.Çin’de neler oluyor?. Onlara bakalım.

1949 yılındaki sosyalist devrimi ile,Mao The Çung’un liderliğinde Çin,sıkı ve disiplinli bir çalışma ile endüstri devrimini yakaladı ve tamamladı.Katı bir merkezî yönetim ile ,bir endüstri devi olmayı da başardı.1980 li yıllara gelindiğinde,yönetimde tam bir merkeziyetçilik uygulanırken,sosyalist sistemin,yarattığı alt birimlerde çalışarak,pişerek,her kademede başarılarını kanıtlıyarak ve adeta süzülerek,yavaş yavaş tepelere tırmanan üst yöneticiler,dünyada olanları yakından izlediler.Özellikle Amerika Birleşik devletlerinde ve Japonyadaki teknolojik gelişmelerden ders almasını bildiler.Ülkenin güney doğusunda,henüz endüstri devriminin giremediği,fakir Guangdong bölgesinde,feodal sistemle ve yaban öküzleri ile çeltik tarlalarını sürüyorlardı.Guangdong bölgesinde ve Dalian da,tarla süren çocukların önüne bilgisayarları attılar.Dünyanın her yerinde çocuklar, ellerine bir oyuncak geçirmesinler.O oyuncaklarla ne oyunlar yaratırlar.Çin çocukları da, aynen öyle yaptılar.Kısa sürede bilgisayarların kullanımını öğrendiler.Oyunlar yarattılar. Sosyalist Çin’in,tepe yönetimlere çıkmış akıllı ve becerikli yöneticileri,bu fakir bölgelere,pek te koministçe olmayan,bölgesel ve şirketsel yönetim biçimi uyguladılar.Karar mekanizmasını merkezden alıp,bölgesel ve şirketsel yönetime bıraktılar.Bu bölgelerde tam bir rekabet sistemi yarattıkları gibi,yabancı sermayeyi ve yeni teknolojiyi davet eden,her türlü kolaylykları sağladılar.İşte o anda,Çin mucisesi de başladı.

İlave : 14.01.2007

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çin mucisesini incelerken,mucizenin yaratılmansa yol açarak,yardımcı olan sosyalist Çin yöneticilerinin yetişmelerine de,kısaca bir göz atalım.

Kapitalist sistemden farklı olarak Sosyalist sistemlerde,politikacılar,en küçük üretim birimlerinde çalışırken,özendirici katılım yöntemleri ile küçük yaşlarda,en küçük üretim birimlerinin sevk ve idaresi ile politikayla tanışırlar.Tabandan tavana doğru her kademede,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,yavaş yavaş sivrilirler ve yükselirler.
Bu sistemin yaratıcısı, bir Tatar çocuğu,sonradan bir tatar delikanlısı olan Viladimir İlyuşin Lenin’in çarlık Rusya’sındaki,gelişip serpilmesi de aşağı yukarı ayni çizgiyi izler.Tataristan diye adlandırılan bölgenin küçük bir köyünde doğan Lenin,kendini kanıtlıyarak,buralardan Moskova’ya ulaştığında,başına gelenler,pişmiş tavuğun başına gelmedi.Hapisler,eziyetler,işkenceler,Sibirya sürgünleri.Sonunda,dünyanın en büyük devrimcisi ve dünyanın en büyük politikacısı unvanını kazanarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini kurdu.1917 yılında,sosyo-politik ve ekonomik gelişim açısından,çağdaşı ve komşusu, Osmanlı İmparatorluğu ile ayni seviyede,tarım uygarlık çağını yaşarken,kısa sürede Endüstri devrimini tamamladı.

1990 lı yıllara gelindiğinde,Endüstri uygarlık çağından,Gelişen Bilgi uygarlık çağına atlamada zorlandığından, ülkesinde, hoşnutsuzluklar,sürtüşmeler başladı.

O dönemin Sovyet-Sosyalist Devletler-Birliği Başkanı Michael Gorbaçov da,Gürcistan’dan başlayan hayat serüveninde,en alt birimlerden,en üst birimlere,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,sivrilerek,yükselerek geldiğnden,ülkesindeki durumu zamanında ve yerinde sezdi.Çatışmalar bile başlamadan,nufusu 250 milyonu aşan koskoca endüstri devi Sovyetler Birliğini,bir kişinin bile burnu kanamadan,ait oldukları cumhuriyetlere ayırmayı başardı.Amerikan Cumhurbaşkanı George W.Bush’un, bugün,Irak’ta yarattığı duruma bakanlar,liderlerin yetişmesi açısından,iki sistem arasındaki gelişme ve politik rekabet arasındaki farkı kolayca anlarlar.

Tıpkı Gorbaçov gibi,Nikita Kruchev’de,Ukraynada,en küçük birimlerde,çalışarak,kendini kanıtlıyarak Moskova’ya gelmişti. Çekirdekten yetişerek,çekirdekten çekişerek,sivrilip yükselen politikacılar ile,meyvadan ve pastadan oluşan politikacıların farkını,Viyana’da,Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı genç,dinamik ve akıllı John F. Kenedy ile,SUBMİT diye adlandırılan, Dünya zirvesinde buluştuğu zaman sergilemişti.( Sizi Amerikan Cumhurbaşkanı seçtiren benim.) Diyerek,genç Kenedy’yi oldukça kuvvetli sarsmıştı.President Kenedy’yide,dünyayı da şaşırtan bu gerçekçi açıklamanın detay ve ayrıntılarını Sitemizin BİLİM VE TABABET ana bölümünün, UYGARLIK DEMOKRASİ VE AVRUPA BİRLİĞİ adlı yazımızda bulacaksınız. "Lütfen hemen tıklayınız."

İlave: 16.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Mao devrimi ile kurulan sosyalist Çinde de,politikacıların ve liderlerin sivrilip yükselmesi,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğindeki ayni çizgiyi izler.Çin’in iyi yetişmiş,tecrübeli,basiretli ve akıllı liderleri,Çin’in güney doğusundaki Guangdong ve Dalian bölgesinde,alt yapı oluşturup,yabancı sermayeyi davet ve teşvik edince,Guangdong ve Daliann’a dünyanın her yerinden yabancı sermaye akmağa başladı.Yabancı sermaye ile birlikte,yeni teknolojileri de çekerek,kısa sürede,Guandong ve Dalian,dünyanın bilgi merkezlerinden biri haline geldi.Merkezci yönetim yerine,bölgesel yönetim,özerklik ve şirket yönetimleri yerleşti.Öyle ki:Çin’in bir bölgesi olup,Pekin’ bağlı olan, Guangdong ve Dalian’ın,Pekin ile ilişkileri,Teknolojik merkezlerle,bilgi merkezleri ile,iş merkezleri ile ilişkilerinden çok daha zayıf kaldı.Batı yarım küresinde,Texas,Güney Californiya ve Kuzey Meksika’nın bazı bölgeleri iki uluslu bölgeler oluşturuyorlardı.Bunlara Kanada daki iş merkezleri de eklendi. Üç uluslu bölgeler oldular.İşte bunlarla sıkı ilişkilere giren,Dalian ve Guangdon Atlantik ile Pasifik bölgeleri arasında bir köprü oluşturdu.Bu devasa ilişkiler sonucunda,Buralara giren yabancı sermaye ve teknoloji ile ilgili bilgi ve rakamları,Toffler’lerin 2006 yılı ekiminde yayınladıkları Zenginlik devrimi adlı kitaplarından alıp aktarıyoruz.Guangdong ve Dalian’a milyonlarca insan aktı.Milyonlarca iş yaratıldı.Bu bölgelerde kişi başına düşen milli gelir,kısa sürede dörde katlandı.Bu başarının sağlanmasında en büyük yardım Amerika Birleşik Devletlerinden geldi.2003 yılında, Amerikalılar,çin’e yatırım için 44 milyar dolar akıttılar.Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri çin ürünleri için,devasa bir Pazar sağladı.Amerikalılar,Çin’den,2003 yılı içinde 150 milyar doları aşkın ürün ithal ettiler.O sıralarda,Çin’in dünya çapındaki ihracatı 436,1 milyar doları bulmuştu.O yıl Çin’in gayri safi hasılatı da,6,5 trilyon dolara ulaşmıştı.
Dünyada, küreselleşmenin en yaygın olduğu ülke çin oldu.2001 yılında çin küreselleşmeyi kullanarak 270 milyon insanını sefaletin pençesinden kurtardı. Çin son 25 yılda 570 milyar dolar yabancı sermayeyi ülkesine çekmeyi başardı.

Dünyanın en katı merkeziyet sistemini uygulayan Kominist Çin’in,en fakir,en geri kalmış bölgelerinden Guandong ve Dalian da,tam liberal sistem uygulanıp,bu devasa ekonomik ve teknolojik başarılar sağlanırken,Yirminci yüzyılın son çeyreği ile,yirmibirinci yüzyılın başlarında,Güney-Doğu Anadolu’muz ile geniş Orta-Doğu bölgesinde neler oluyor onlara bakalım:
 

Bu yazımızda sorduğumuz( Biz olsak ne yapardık be abi? Biz olsak ne yapardık be abla ? sorusunu,hemen her arkadaşıma,vicdanına güvendiğim hemen her yurtdaşıma sordum.Şimdiye kadar, kendilerine hiç sorulmayan,sorulmayacağını sandıkları içinde,hiç düşünmedikleri bu iteleyici,bu can alıcı soru karşısında önce biraz şaşırdılar.sonra durakladılar.Biraz da düşündükten sonra,( Buruk olurduk.hiç te mutlu olmazdık ).Dediler.

Mustafa Kemâl Atatürk,Cumhuriyeti kurarken,80 kûsur yıl önce,ince,keskin vizyonu ile,ileriye dönük gözleri ile,Güney-Doğu Anadolu’nun,Ağa-aşiret- kul düzenini görmüştü.Buralarda yaşıyan insanları,kul düzeyinden,yurtdaş düzeyine çıkarmak için kolları sıvamış,girişimler başlatmıştı.Ama ne yazık,kısacık ömrü,yetmemiş,vefa etmemişti.Ondan sonra gelenler,aşiret içinde yaşayan insanları, bir eşya gibi gören,ahırdaki bir hayvan gibi görüp,icap ettiğinde,gerektiğinde satışa da çıkaran,bu feodal düzen üzerine gitmediler.Gidemediller.Aksine oradaki düzenle birleştiler.Aşiretlerin içinde, çalışan halk,sefalet içinde kıvranırken,aşiret reislerinin,ağaların yaptığı düğünlerde,geline ve damada takılan kilolarca altın takılar,yakalara takılarak,toplanan milyonlarca dolarlar,bugün dahi,anlı şanlı basın ve medyamızın sayfalarını süslüyor.Kesilen koyunlar ve pişirilen yemekler de iştahları kabartıyor.Halk cehalet içinde,sefalet içinde sürünürken,aşiret reislerinin çocukları,ağaların çocukları, Istanbul’da,Avrupa’da çok güzel eğitim,öğretim görüyorlar.Hepsi de mevcut devletle,mevcut sistemle,bütünleşip kaynaşıyorlar.

Aslen Diyarbakır’lı bir Kürt olan Ziya Gökalp,5 köyün sahibi bir Kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Büyük ozanlarımızdan Cahit Sıtkı Tarancı da,Diyarbakır’lı bir kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Millet vekili olan Sedat Bucak,Siverek’te,Bucak aşiret şeyhinin, aşiret ağasının oğludur.Şimdide Bucak kürt aşiretinin ağası,reisidir.İsmini duymaya çok alıştığımız,milletvekillerimzden,eski dış işleri bakanlarımızdan Kâmuran İnan ile,yine milletvekillerimizden kardeşi Saffet Gaydalı,Bitlis’te birçok kürt aşiretinin, reisi ağasıdırlar.Tunceli den, renkli kişiliği ve cebindeki dolarları ile Avrupa’da hesapsız paralar harcaması ile dikkatleri çeken, milletvekillerimizden Kamer Genç te,bir kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Asılları, aslen Kürt olan,Ziya Gökalp’te,yukarda anlatılan saygın kişilerde,Istanbul’da,Avrupa’da çok iyi bir eğitim,çok iyi bir öğretim almakla birlikte,herkesten de, fazla rejimi savunurlar.

Güney-Doğu Anadolu’da,çatışmalar devam ediyor.Orta-Doğu daki savaşlarda kan gövdeyi götürüyor. Ülkemizin hemen bütün kalbur üstü aydınları,2007 yılının Ocak ayı ortasında,Ankara’da üç günlüğüne toplanıp Güney-Doğu Anadolu’da barışı konuştular.Toplantıyı açan büyük yazar Yaşar Kemâl,( Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.Her çiçeğin bir rengi,bir kokusu vardır.İnsanlık kültürlerin üstüne titremelidir.Binlerce kültür çiçeği.Bir çiçeği koparırsanız,insanlık bir kokudan,bir renkten yoksun kalır. ) Diyerek,çok kültürlülüğü çok güzel anlattı.Çok güzel savundu. Ama,aydınlar sonuç bildirgelerinde,Güney-Doğu Anadolu’da,yüzlerce,binlerce yıldır çöreklenmiş, İslâma dayalı Ağa-Aşiret düzenine tek kelime ile bile değinmediler.Aydınlarımızın en büyük noksanı,en büyük yanılgısı da,sanırız, işte burada yatıyor. İslâma dayalı düzen,Güney-Doğu Anadolu’da Ağa-Aşiret düzeni diye sürerken,geniş Orta-Doğu coğrafyasında,yine islâma dayalı Aşiret-Kabile düzeni olarak devam edip gidiyor. Bu iki düzen de kırılıp,buralarda yaşayan insanlar,kul olmaktan kurtulup,YURTDAŞ düzeyine ulaşmadıkça,bu bölgelerde,ne şiddet eksik olur.Ne terör. Ne kan.Nede gözyaşı.Bu eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi,insan tabiatına da ters düşer. Ayni coğrafyada,ayni iklimde,üstelikte daha çorak bölgede İsrail,bu çok önemli sorunu,sosyalizmden,kominizmden alarak adapte ettiği KİBUTZ sistemi ile çözdü.Yahudi’den neden örnek,neden ders alınmaz ki? Biz bu önemli konuyu,aklımızın elverdiği,bilgimizin yettiği ölçüde sitemizin ZALİM SİYASET ana bölümünde,GÜNEY-DOĞU ANADOLU’NUN HAZİN SERÜVENİ yazımızda incelemeğe çalıştık.Arzu edenler,o yazımızı tıklasınlar lütfen.

İlave: 17.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Güney-Doğu Anadolu’dan.Orta-Doğu’dan Çin’e dönelim tekrar.Basiretli Çin yöneticileri,öyle özendirici,teşvik edici bir sistem yarattılar ki:Bütün dünyadan Çin’e yabancı sermaye ve teknoloji aktı.2003 yılında Çin,53.5 Milyar dolar yabancı sermaye ile,dünyanın en büyük yabancı sermaye alıcısı oldu.Ve,Amerika Birleşik Devletlerini bile geride bıraktı.2005 yılında bu rakamın, 70 Milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.
1990 lı yıllarda Çin,bir miyar iki yüz milyonu aşan nufusu ile,ülkesini ( Pazar- sosyalizmine),daha doğru bir ifadeyle ( sosyal-kapitalizme) açarak,yeniden yapılanmağa başladı.Yabancı tesislerin,yabancı semayenin,ürünlerin ve paranın serbestçe içeri girip çıkabilmesi için,o güne kadar kapalı olan kapılarını, ardına kadar açtı.
Çin’in öncülüğünü çektiği, bu atılım ile,sadece Çin de değil,dünyanın diğer ülkelerinde de, Senden daha kapitalist olma yarışması başladı.Sayılır.Bununla ilgili olarak,dünyada,birde Uzamsal Mesafe kavramı oluştu.O günlere kadar,uzamsal mesafeye sadece devasa küresel şirketler ulaşırken,internet bağlantısı olan küçük firmalar,ve hatta,ücra köşelerdeki minicik köy girişimleri bile,uzamsal mesafeye,dolayısı ile,küresel ekonomiye ulaşmağa başladı. Bugün insanlar, Dünyanın 510 milyon metrekarelik yüzeyinde,ulaşılmamış tek bir yer bile kalmaması hayalini kuruyorlar.

İlave: 19.01.2006

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Amerika’nın California’da kurduğu ileri teknoloji merkezi Silicon Vadisi,Çin politikacılarının akıllı ve becerikli girişimleri ve basit sayılabilecek özendirici,teşvik yöntemleri ile,kısa sürede Çin’in en geri bölgeleri Guandong ve Dalian da da oluştu.Guangdong,Dalian ve İnci nehri deltası,Hong Kong,Singapur ve Macao ile birlikte,dünyanın en güçlü üretim merkezleri haline geldi.Çin Gelişim Enstitüsü,Guangdong ve Dalian’a bilgi teknolojisi,yeni malzemeler,yeni enerji teknolojisi ve lazer makineları,elektronik entegrasyonlu sistem üretimi gibi ileri teknoloji alanlarının da eklendiğini gözlemledi.
1993 yılında,Meksika,Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada Kuzey-Atlantik Serbest Ticaret Anlaşması,North Atlantik Free Trade Association=(NAFTA) yı kurdu.Meksika ve Birleşik Amerika sınırı boyunca çeşitli iş sahaları açıldı.1,4 milyon yeni iş alanı yaratıldı.Meksika’nın her yerinden buraya ucuz işçiler aktı.
Ama,1990 lı yılların sonlarına doğru,Guandong,Dalian ve Çin’in tamamı ucuz işçi yarışına katılınca,Meksikalı işçilerin 250.000-300.000 kadarı okyanusun diğer tarafına Çin’e kaydı.Amerika ve Meksika’nın Bustamento ve Platronics şirketleri,işçilerine sosyal yardımlar dahil saat başına 2.20 dolar ödüyordu.Bu şirketler işçilerine,saat başına sadece 60 cent ödiyen Çin ile rekabet etmek zorundaydılar. Görünüş öyle idi ki:şirketler,sermaye ve fabrikalar,işçi maliyetlerinin en düşük olduğu yerlere kayıyordu.Bu haberler Afrika’yı çok sevindirdi.Ama,durum öyle değildi.Eğer düşünülen tek şey,işçi maliyetleri olsaydı,Çin’deki fabrikaların hepsinin Afrika’ya kayması gerekirdi.Çünkü dünyada en düşük maliyetli iş gücü,fakirlikten ve açlıktan kırılan Afrika’da vardı.Buna rağmen bu olmadı.Ve olmayacak gibi de görünüyor.Çünkü:Afrika’daki bitmek ,tükenmek bilmeyen savaşlar,yetersiz alt yapı,inanılmaz seviyelere ulaşmış ahlâksızlık,AİDS salgını ve utanç verici rejimler,maaş seviyesi ve işçi ücretleri ne kadar düşük olursa olsun yatırımcıları caydırıyor.Sermaye bir yere akmadan evvel,gideceği yerde,stabilite diye isimlendirdiği,istikrar arıyor.Güvenlik arıyor.Serbesti arıyor.Akıllı ve basiretli politikacıları sayesinde,Çin de,bütün bunlar fazlası ile sağlanmıştı.
 

İlave: 21.01.2007

 ----------------------------------------------------------------------------------------------

Kenichi Olmac, The Next Global Stage adlı kitabında, Sosyalist Çin’de, DALİAN da bir bölge devlet haline geldi. Diyor.

 

10 Yıl Önce

10 Yıl Sonra DALIAN

Teoride Çin’in bir parçası olmasına rağmen, Pekin ile ilişkileri ve bağlantıları dünya çapındaki iş merkezleri ile olan bağlantılarından daha zayıftır. Çin Gelişme enstitüsünün yazdığına göre, Quandong ve Dalian gelişen yeni teknoloji ile birlikte,bilgi teknolojisi,yeni malzemeler,yeni enerji,

biyo-teknoloji, lazer makineleri, elektronik entegrasyonlu sistem üretimi gibi alanları da bölgesinde geliştirmeyi başarmış bulunuyor. Unutulmasın ki:10 yıl önce bu bölgeler,yaban öküzleriyle çeltik tarlalarında saban sürülen yerlerdi. Şimdi ekin tarlalarının  yerinde, bilgisayar çipi,radyo,oyuncak ve giysi üreten fabrikalar var. Procter&Gamble, Nestlé, Coca-Cola, Mitshubishi gibi dünyanın dev şirketleri burada yatırım yapıyorlar.General-Electiric, Toyota ve diğerleri gibi dünya devleri araştırma-geliştirme merkezlerini buralarda kuruyor. Case Western-Reserve de yapılan araştırmaya göre ,buralarda yapılan yeniliklerin bazıları,Örneğin Cleveland ta ve Amerikanın teknolojik diğer yerlerinde bile yok.Totaliter çin,karar verme mekanizmalarını,akıllı bir yaklaşımla,tıpkı bir şirket gibi,kendi kendini yöneten,otonomik bölge merkezlerine aktarıyor.Bu yüzden de,bu bölgeler dünyanın yeni ilgi odağı haline geliyor.Dünyaca yaratılan bu rekabet sayesinde,dünyanın IQ su en yüksek insanları,ya bu yörelerde yerleşiyor.Yada geçici olarak buralara gelip gidiyor.

Yer yüzünde havayı en çok kirleten,dünyayı en çok ısıtan ülke Çin dir.Çünkü:Çin, endüstrisinin,enerjisinin ve ekonomisinin çok büyük bir bölümünü Kömür yakmak üzerine kurmuştur.Kömür ise,atmosfere en çok karbon dioksit salan,havayı en çok kirleten,dolayısı ile küresel ısınmaya en çok sebep olan yakıt türüdür.Her nimetin bir külfeti,her kazancın da bir bedeli vardır.Doğa kendisine yapılan haksızlığı asla affetmez.Öcünü alır.İşte,küresel ısınmanın getirdiği felâketlerin en büyüğü KURAKLIK ve KUM FIRTINALARI, bugün her ülkeden daha çok,Çin’i vuruyor.Çin’in özellikle kuzey ve Kuzey-Batı bölümleri amansız kum fırtınaları ile boğuşuyor.Çin de 30 milyonu aşkın insan kuraklıktan içecek su bulamıyor.

Son gelen haberlere bakılırsa,yukarıdaki satırlarda devasa gelişmesini anlattığımız,Çin’in Güney-Doğu bölgesi Quandon ve Dalian eyaletlerinde 2007 yılının ortalarında,tarımda kullanılan su,endüstride kullanılan su ve içme suyu KARNEYE BAĞLANACAK.

Küresel Isınma konusunu biz,www.demokrasidedevrim.com