|
|
U Y G A R L I K A Ş A M A
LA R I - M
A Ğ A R A U Y G A R L I
K Ç A Ğ I
*
THE LEAPS OF THE
CIVILISATION LES ETAPES DE
CIVILISATION
Dünyada maymundan insana
dönüşümü gösteren en eski ve
en ilkel insan iskelet
kalıntıları son yıllarda
kara Afrikasının
Kenyasında,Mısırdan
Mozambike kadar
6000 kilometre
boyunca uzanan, Rift
vadisinde
bulundu. Bu iskelet
üzerindeki ve bu vadideki
çalışmalar uzun zamandanberi
hala devam etmektedir. .
Hatta burada bir Türk
arkeoloğu da birlikte
çalışmaktadır. Karbon
çalışmaları ile hayvandan
insana dönüşüm özellıklerini
sergileyen bu ilk insanın
günümüzden 250.000 yıl önce
yaşadığı hesap edilmiştir.
Bilginlere göre ve
feylezoflara göre insan
demek sosyal hayvan demektir.
Araştırmalar
gösteriyorki:İlk insan
Afrikada doğmuştur ve
Afrikadan dünyanın diğer
kıtalarına yayılmıştır. Yine
bazı feylezoflara göre zekâ
demek:
( Birbirinden ayrı,
bağımsız gibi görünen
olaylar arasında bağlantı
kurabilme kabiliyetidir ).(
The intelligence is the
ability to be able to make
connection between th
eevents which seemingly
appears separated from each
other ).NEWTONa
gelinceye kadar milyonlarca
belkide milyarlarca insanın
başına elma düşmüştür. Amma
bunlardan hiçbiri elmanın
düşüşü ile yer çekimi
arasında bağlantı
kuramamıştır. taa ki:
Newtonnun kafasına
düşünceye kadar. Archimete
gelinceye kadar da,
kayıklar,insanlar sularda
yüzmüş ama hiç kimse yüzme
ile suyun kaldırma kuvveti
arasında bağlantı
kuramamıştır.taa ki:archimet
hamamda yıkanırken kurnadaki
suda hamam tasının yüzdüğünü
görüp buldum!!buldum!! diye
çıplak vaziyette hamamamdan
sokağa fırlamasına kadar.
Zekâyı geliştirmek
için okullarda, özellikle
ilk okullarda çeşitli
bilmeceler oluşturulur ve
çocuklara
sorulur.Bilmecelerde amaç
insanları nesneler,cisimler
ve olaylar arasında ilişki
kurmaya zorlamaktır.Bu
ilişkiyi kurmağa çalışan
insan beyni ve zekâsı
zorlanmadan gelişir.
Bu konuda Istanbul ilimizin Silivri ilçesi,Seymen köy
gurup okulunda çocuklara
sorulan iki güzel bilmeceyi
buraya almak isterim.Beş
buçuk yaşındaki küçük
torunum Hasan Ali
Sinangilin arkadaşı Kenan
Seymen köyünde oturmakta ve
bu bölgedeki okulun ikinci
sınıfında okumaktadır.Birgün
bize okulda öğrendiği iki
bilmece sordu.Birinci
bilmece ( kaftanı
siyah,mintanı sarı,yüzü
buruşuk kocakarı?).ikinci
bilmece ( 10 ay toprakta
yaşar,iki ay fenerini yakar,
etrafa bakar?).Biz büyükler
birbirimize baktık.Sonunda
cevapları da Kenan
söyledi.Üzerinde düşündükçe
çok beğendiğim bu iki
bilmeceyi ben arkadaşlarıma
sordum.Arkadaşlarım arasında
hakimler,doktorlar,emekli
valiler,albaylarve ordular
yetiştirmiş.ordulara kumanda
etmiş şanlı generaller de
vardı.Onlarda birbirlerine
baktılar.Oysaki:iki
bilmecede de
nesneler,cisimler vede
olaylar arasında gayet
güzel,gayet çarpıcı ilşkiler
vardı.Bu güzel bilmecelerle
çocuklarımızın zihinlerini
çalıştırıp zekâlarını
geliştirmeğe uğraşan
Seymenler köy gurup
öğretmenlerimizi yürekten
kutluyorum.Ne varsa genç
kuşaklarda,gelecek
kuşaklarda var.Umarım çok
yakında, Avrupa Birliği ve
dünya ile birleşip
bütünleşecek ülkemizin bu
topraklarında yakın
gelecekte yeni
Nevtonlar,yeni Archimetler
doğacaktır.Birinci
bilmecenin
cevabı:kestane;ikinci
bilmecenin cevabı da:ateş
böceği idi.
Bazı feylezoflar
demokrasiyi örgütlü halk
olarak tarif ederler. Ben
modern çağlarda ve günümüzde
şöyle tanımlıyorum
demokrasiyi ( Demokrasi ,
azınlığı çoğunluğa,
çoğunluğu azınlığa
ezdirmeden barış içinde
birarada mutlu yaşatma
sanatıdır. )Bu sanata, bu
beceriye sahip olmayanlar
katiyen ülke yönetmeğe talip
olmasınlar;ülke yönetimine
soyunmasınlar;Çünkü
kendileri felakete
sürüklendikleri gibi ülke
halklarını da felakete
sürüklerler. Tarih sanki
böyle felaketlerin moloz ve
mezarlığı gibidir. Bu moloz
ve mezarlıktan ders ve ibret
alsınlar.
Afrika vadi ve
çöllerinde evrimle oluşan
ilkel insan atalarımız,
onlarında ataları
maymunlarla birlikte uzun
yıllar, yüzyıllar. bin
yıllar afrika çöllerinde,
vadilerinde amaçsız
dolaştılar. Oradan diğer
kıtalara da yayıldılar
Vaktaaki: insan , yanında
dolaşanlardan farklı olarak
zekası olduğunu farketti ve
bunu kullanmak ihtiyacını
duydu işte o zaman
insanoğlunun uygarlık
serüvenleri başladı. . İlk
aşama:
1- MAĞARA UYGARLIK
ÇAĞI: Mağara
aşaması:civilisation of the
cave=civilisation de
caverne:Soğuktan korunmak
isteyen insanoğlu bunun için
en müsait yerin mağaralar
olduğunu buldu ve o
dönemlerde en ılımlı, en
mahfuz ve en emin olan
mağaralara yerleşti. Neslini
mağaralarda sürdürdü.
Gündüzleri mağaradan çıkıyor
doğanın kendiliğinden suduğu
gıdaları topluyor. karnını
doyuruyor. Bir kısmını da
mağarada büyüttüğü
çocuklarına getiriyor. Akşam
olunca da tıpkı bugün bizim
modern evlerimizde
yaptığımız gibi ailesi ile
birlikte mağaraya
çekiliyordu. İlkel insan
mağara döneminde taşları
yontarak bazı aletler de
geliştirdi. Bu ilkel aletler
ot ve etobur olan insanın
avlanmasına yönelik idi.
İnsanoğlu fiziksel
ihtiyaçlarını karşıladıktan
yıllar sonra gene mağarada
sanat faaliyetlerİne de
yöneldi.
UYGARLIK AŞAMALARI
yazımızı, yaklaşık 3-4 yıl
önce yazdık.2006 yılının
Ekim ayına
geldiğimizde,Profesör Alvin
Toffler ve eşi Heidi
Tofflerin ZENGİNLİK DEVRİMİ
adlı kitabı yayınlandı.Daha
evvel,profesör Alvin
Tofflerin(şok ve şoklar )
ile, ( üçüncü dalga )
kitapları ve gene eşi Heidi
Toffler ile birlikte
yazdıkları, ( Yirmibirinci
Yüzyılın Şafağında Savaş ve
Savaş Karşıtı Güçler )
kitaplarını okumuş,çok
yararlanmıştık.Zenginlik
Devrimi,bu üç kitabın çok
daha faydalı ve çok daha
zengin bir devamı
oluyor.Şimdiye kadar
bilmediğimiz,ama bu kitaptan
öğrendiğimiz bazı faydalı
bilgileri,buraya aktarmakta
büyük yarar görüyoruz.Mağara
uygarlık çağından evvel ve
mağara uygarlık
çağında,binlerce ,onbinlerce
yıl,insanlar,kuşaktan kuşağa
bilgi aktarmak için,son
derece sınırlı araçlara
sahipti.Ağızdan ağıza
aktarılan hikâyelerin
dışında,giderek
tutarsızlaşan bir
şekilde,çoğu bilgi,ölen
herşey ve kaybolan her
kuşakla birlikte yok olup
gitti.Tutarlı aktarımlar
bile,tekrar,tekrar ayni
hikâyeleri anlatıp duruyordu.
35.000 yıl önce
yani,atalarımız mağarada
yaşarken,İnsanlık
için,uygarlık için muazzam
bir buluş gerçekleşti.
İsimsiz bir dahi atamız,
belli bir olayı,kişiyi,ya da
nesneyi EZBERLEMEK için,ilk
PİKTOGRAFI veya
İDEOGRAFI,bir taşa,bir
duvara,çok
muhtemeldirki,mağara
duvarına kazıdı.Bu büyük
noktadan sonra,bilgiler
insan beyninin dışında
anılar,harici kaynaklara
kaydedilir oldu. Binlerce
yıl
sonra,kütüphanelerin,indekslemenin
ve matbaanın bulunması ile
DEVASA adımlar atıldı.
Mağara duvarlarına
şekiller, resimler çizdi.
İnsan uygarlığında mağara
dönemi en uzun dönemdir.
Antropoloğlar mağara
devrinin 40.000 yıl
sürdüğünü hesaplıyorlar. .
1970 li yılların
başlarında dünyayı araştıran
Amerikalı gezginler,
Filipinler de binlerce
vahşi ada içinde sarp vadi
ve yarlarla çevrili bir
adaya girmeyi
başardıklarında gördükleri
kendilerini çok şaşırttı.
İnsanlık yaratıldığındanberi
bu adaya hiç kimse
gelememişti ilk gelenler
kendileri idi ve orada
yaşayan insanlar çırıl
çıplak 10. 000 - 20. 000 yıl
evvelki mağara devrini
yaşıyorlardı. Birbirleri ile
birkaç kelimeden oluşan bir
dille, daha çok işaretle
anlaşıyorlardı O adaya bir
helikopter inince
helikopteri gören bir yerli
görmeyen bir yerliye
helikopterin üst pervanesin
elini havaya kaldırıp füüf
diyerek ve eliyle havada
daireler çizerek anlatıyordu.
Kendisinin fotoğrafı
çekildiğinde sol elini
açarak sol gözünün üzerinde
fotoğraf makinesinin ve sağ
eli ile de tit tak, klik
sesi çıkartarak fotoğraf
çekme işlemini taklit
ediyordu. Araştırmacılar alt
taraflarında birşeyleri
sarkarak, sallanarak,
çırılçıplak mağarada hep
beraber, birlikte yaşayan,
atalarımıza ait bu ilkel
aile ve kabileyi derhal
koruma altına alıp
geçmişimizi araştırmaya
koyuldular. Bu adalı
insanlara da bir ad koydular.
TASADAYler dediler.
TASADAY'lere ondan sonra hiç
insan yanaşamıyacak
TASADAYler oldukları gibi
bozulmadan muhafaza edilip,
koruma altında olacaklardı.
mevcut yaşam sitillerini ve
beslenme alışkanlıklarını
muhafaza ederek geçmişimize
ışık tutacaklardı. Umarım
TASADAY'ler modern insanın
saldırılarına uğramadan
hayatlarını muhafaza
ediyorlar ve geçmişimiz
hakkında bize bilgiler
sağlıyorlar. Herhalde bu
bilgiler internetin
TASADAYlerle ilgili
sitelerinde segileniyorlar.
Benim henüz bu sitelere
girip araştırma fırsatım
olmadı. Fırsatı olanlar
girsin araştırsınlar.

İşte Filipinler de, kimsenin
giremediği, balta girmemiş,
yağmur ormanları ile kaplı
Mindanao
adasında, halâ
aynı şekilde yaşayan, MAĞARA
ATALARIMIZ..

2- TARIM UYGARLIK
ÇAĞI: Profesör Alvin
Toffler ve Heidi Tofflerden
öğrendiğimize göre:İnsanoğlu
Mağara Uygarlık çağını
yaşarken,Einstein adı
verilen,akıllı bir
insan,muhtemelen bir kadın
atamız, ilk tohumu toprağa
verdiğinde,ilk gerçek
zenginlik sistemi ve
UYGARLIK DOĞDU. İlk tohumun
toprağa verildiği
yerin,coğrafi
olarak,bugün,Türkiye
Cumhuriyeti sınırları
içinde, KARACADAĞ
yakınlarında olduğu
sanılıyor.
Tarım aşaması:The leap of
the agriculture=Le etape de
agriculture: 40. 000 yılını
mağarada geçiren insanoğlu
mağara dışındaki topraklarda
bitkiler yetiştirip üretmeyi
öğrenince tarım devrimi
doğdu. Artık insanlar
toprağın kendiliğinden
sunduğu ürünlerle yetinmeyip
toprağı işliyerek kendi
ihtiyaçlarını kendileri
yetiştiriyorlardı. Böylece
de toprak , en önemli ve o
dönemde , yegane üretim
aracı oldu. Toprağa sahip
olmak üretim araçlarına ve
dolayısı ile zenginliğe
sahip olmak demekti. Toprağa
sahip olmak istek ve hırsı
da mülkiyet hakkını doğurdu.
o mülkiyet hakkı ki gelecek
günlerde, uğruna bireysel
kavgalar ve savaşlar
doğuracaktı. İnsanın tarımı
öğrenmesi ile birlikte
insanlar göçerlikten
yerleşik düzene geçmeğe
başladılar. Göçerlik
döneminde insanlar
konuçlanıp çöreklendikleri
yerlerdeki bitkileri
bitirince pılı pırtılarını
toplayıp başka topraklara
göçediyorlardı taa
ki:orasını da tüketene kadar
sonra ha babam başka
topraklara. Tarımı
öğrenenler karınlarını
doyurmak için artık başka
topraklara gitmiyorlar.
İhtiyaçlarını bulundukları
toprakları ekip biçerek
sağlıyorlardı. İnsanoğlunun
tarım aşaması dediğimiz
FEODALİTE döneminde yegane
üretim aracı olan
toprakların mülkiyet
ilişkilerini düzenleyen
şehir devletleri,
derebeylikler ve
derebeyliklerin
birleşmesinden doğan
imparatorluklar doğdu.
Göçerlikten yerleşik düzene
geçmek herzaman kolay olmadı.
Bazı göçerler hallerinden
memnundular. Yerleşmek
çalışmak toprakla uğraşmak
istemiyorlardı. Orta Asya
göçer Türklerin atası
sayılanTuğrul bey şöyle
seslenıyordu göçerlerine (daim
göç edeler, oturak olmayalar).
Oturak göçer türklerin
yerleşik Türkler için
kullandıkları hakaret anlamı
taşıyan aşağılatıcı bir
sözdü. Yerleşik düzene
geçmiş ve özellikle de
Abbasilerin Horasan valisi
KUTEYBE tarafından kılıç
zoru ile İslam olmağa
zorlanmış Türkler ise
ataları olan Şaaman göçer
türklere de ıyi gözle
bakmıyorlardı hernekadar
KUTEYBE tarafından kılıçla
islama zorlanmış olsalarda
Tarihler
KUTEYBEden Türk kasabı
olarak bahsederler. İlk
müslüman olanlar
KARAHANLILARdı.
Kaşgarlı Mahmut çok ünlü
divanı lügatı Türk
kitabında ataları olan
şaaman Türklerden şöyle
bahseder. ( Allah tanımaz
kahrolası kafirler: nerede
bir ulu ağaç görseler ona
Tanrı derler;nerede büyük
bir dağ görseler ona da
Tanrı derler). Uygarlığın
tarımsal aşaması uzun sürdü
10. 000 yıl sürdü. Bu
dönemin devlet şekilleri
şehir devletleri
derebeylikler ve
derebeyliklerin
birleşmesinden oluşan
imparatorluklardı.
Derebeylerin gücü yıkılmaz
sanılan kale ve şato
duvarlarından gelirdi.
Barutun icadı ile yıkılmaz
sanılan derebeylikler ve
kırallıklarda yıkıldı.
3- ENDÜSTRİ
UYGARLIK ÇAĞI: Sanayi
devrimi:The revulution of
endustrie=La revulution
endustrielleBarutun ve
özellikle buharın bulunması
tarım devrimini sona erdirip
sanayi devrimini
başlattıSanayi çağında
zenginlik kaynağı toprak
yerine burjuvanın sahip olup
çaliştırdığı fabrikalardı.
Sanayi döneminde ve
özellikle 1789 Fransız
devrimi ile dünyaya ulusal
devlet modelleri hakim
olmağa başladı. Özellikle
ondokuzuncu yüzyıl ulusal
devletler çağı olmuştur. Bu
dönemde hakim ve öncü sınıf
zenginliği yaratan fabrika
ve sermayeyi elinde tutan
burjuva sınıfıdır. Yirminci
yüzyıla halk ve sınıf
devletleri damgasını
vurmuştur. Halk ve sınıf
devletlerinin kuruluşunda
emek ve işçi sınıfı önder
olmuştur. sanayi, endüstri
çağı dört yüzyıl sürdü.
4- BİLGİ UYGARLIK
ÇAĞI:
Yirminci yüzyılın ikinci
yarısında,1956
yılında,Amerika Birleşik
Devletlerinde ve dünyada ilk
defa,beyaz yakalı
çalışanların,beyaz yakalı
emekçilerin,yani büro
çalışanlarının,tabir
caizse,fikir işçilerinin
adedi,mavi yakalı
çalışanları, kol
emekçilerini,yani kol emeği
ile çalışan işçileri
geçince,ilk defa Amerika
Birleşik Devletlerinde ve
sonra da,dünyada BİLGİ
UYGARLIK ÇAĞI başladı.
Bilgi uygarlık çağı kendisi
ile birlikte,devasa
teknolojik yenilikler,yeni
üretim araçları ve yeni
üretim biçimleri getirdi.
1956 yılında, Amerika
Birleşik Devletlerinde,Beyaz
yakalı çalışanların mavi
yakalı çalışanları bir
geçtiği zaman dünyada
başlayan Bilgi Uygarlık
çağı,çok kısa sürede
meyvelerini de vermeğe
başladı.Bu meyvelerin en
verimli ve beklide en
bereketlisi,hızla gelişen
bilgisayarları çok sıklıkla
kullanan beyaz
yakalıların,yine dünyada ilk
defa tüketirken üretici
durumuna geçmeleri oldu.Bu
becerikli kişilere ÜRETEN
TÜKETİCİLER denildi.Böylece
beyaz yakalılar küresel
ekonomiye Amerikalıların
free meal dedikleri bedava
yemek pastası sundular.
Bedava yemek, free meal
küresel ekonomiye hiçte
küçümsenemiyecek bir katkı
sağladı.Bu yolla küresel
ekonomi tüketildikçe
azalmadı.Aksine tüketildikçe
büyüdü.
Ekonominin ilk bakışta
paradoks ve çelişki gibi
görünen bu iniltisi,
Profesör Heidi ve profesör
Alvin Toffler lerin son
kitapları ZENGİNLİK
DEVRİMİNDE çok güzel
anlatılmıştır.
Bilgi uygarlık çağından
yaklaşık yüzyıl önce,19 uncu
yüzyılın ortalarında,Karl
Marx,endüstri uygarlık
çağının doğuşu nedeni
ile,şöyle diyordu. (
eğer,mülkiyet
ilişkileri,ticaret
ilişkileri,sosyal-kültürel
kurumlar,yeni gelişen
teknolojiye ayak
uyduramazsa,yeni gelişen
teknoloji,yeni üretim
araşları,yeni üretim
biçimleri,eskiyen mülkiyet
ilişkilerini de,eski
sosyal-kültürel kurumları
da,kırar.Paramparça eder.Bir
kenara atar. )
Karl Marxın yüzyıl önce
bulduğu bu sav,nasıl
Endüstri Uygarlık çağında
geçerli ise,yüzyıl sonra
bugün ,Bilgi Uygarlık Çağı
içinde de geçerlidir.Eğer
günümüzde ,dünyada gelişen
olaylara yakından bakacak
olursak,bu bariz
değişiklikleri açıkça
görürüz.Bakınız profesör
Alvin Toffler ve Heidi
Toffler bu
olanları,zenginlik devrimi
adlı son kitaplarında nasıl
özetliyorlar.
01 Elektronik posta
mesajları,e-mail ler, bizi
bombardımana tutuyor.
02 Elektronik ticaret
hepimizi satıcı haline
getiriyor.
03 Şirket Megaskandalları
gazete başlıklarını işgal
ediyor.
04 İlâçların çok tehlikeli
olduğu sözleri dünyaya
yayılıyor.
05 Roketler Marsa
gidiyor.Tam inmesi gereken
yere iniyor.
06
Bilgisayarlar,yazılımlar,cep
telefonları,internet
bağlantıları sürekli hata
veriyor.
07 Küresel Isınma
hızlanıyor.
08 Genler ve kök hücreleri
başımıza olmadık sorunlar
açıyor. ( Bize göre ise
başımıza sorun açmıyor.Tam
tersine,insanoğluna yeni
ufuklar getiriyor.Yeni
imkânlar sağlıyor. )
09 NANO kavramı
teknolojinin yeni kutsal
kâsesi haline gelmiş
durumda. ( Gene bize
göre,kutsal kâse olmak
yerine,NANO teknolojiler
geleceğimizi dahi
geliştirecek yenilikler
getiriyor. )
10 Los-Angelesin sokak
çeteleri Orta Amerika da kol
geziyor.
11 on üç yaşındaki
teröristler,Fransadan
Orta-Doğuya akın ediyor.
12 Londrada Prens Hanrry
bir nazi subayı gibi
giyiniyor.
13 Semitizm karşıtlığı
çirkin başını yeniden
gösteriyor.
14 AİDS Afrikada,bütün bir
ulusu ortadan kaldırıyor.
15 - Asyadan,kuş giribi
gibi bilinmeyen hastalıklar
dünyaya yayılma tehlikesi
gösteriyor.
Geçen Milenyumda,yaklaşık
yüzyıl önce,yani Endüstri
uygarlık çağının doruğunda,
endüstri uygarlık çağının en
büyük düşünürü Karl
Marx,Tarım uygarlık çağının
sembolü BALTA yı, TARİHİN
UYGARLIK MÜZESİNE
atmıştı.Yüzyıl sonra,1956
yılında,Amerikada,beyaz
yakalı çalışanlar,mavi
yakalı çalışanları geçtiği
zaman başlayan Bilgi
uygarlık çağı da,Endüstri
uygarlık çağının sembolü
olan,devasa diyebileceğimiz
büyüklükteki çelik yapılı
koca fabrikaları tarihin
müzesine attı.
Endüstri Uygarlık
çağında,Amerika Birleşik
Devletlerinden sonra,her
açıdan dünyanın en büyük
ikinci süper gücü olan
Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği,
haklı olarak,dünyanın en
büyük fabrikalarına sahip
olmakla,Uzay
teknolojisinde,Amerika
Birleşik Devletlerini dahi
geçmekle öğünüyordu.
Gelin görün ki: Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği,Amerikada 1956
yılında başlayan bilgi
uygarlık çağına ayak
uydurmakta,gereği kadar
hızlı
davranamadı.İçerisinde,uyum
sıkıntıları,sürtüşmeler,homurdanmalar
yaşamağa başladı.Zamanın en
büyük
politikacılarından,Başkan
Michael Gorbaçov,durumu
zamanında
görerek,sezerek,usta ve
akıllı manevralarla,bir
kişinin bile burnu
kanamadan,koskocaman bir dev
olan Sovyetler
Birliğini,müstakil ve
bağımsız Cumhuriyetlere
dönüştürmeyi başardı
Bilgi uygarlık çağının
dağıttığı endüstri devi
Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliğinden
doğan,Rusya,Ukrayna,Kazakistan,Gürjistan,Azerbaycan
gibi daha birçok
ülkedeki,dev çelik
fabrikalar sökülüp,hurda
demir olarak satışa
sunuldular.Ülkemizden, Ömer
Peşli arkadaşım gibi birçok
hurda demir tüccarı,Hürra
deyip,bu yeni doğan
Cumhuriyetlere
gittiler.Hurda demir olarak
satılan bu fabrika
parçalarını satın
alıp,ülkemize
getirdiler.Tatlı kârlar
sağladılar.Bu fabrika
parçaları da,HADDANELERE
yani hurda demir fırınlarına
atılıp,kalın veya ince
çubuklar halinde inşaat
demiri haline
sokuldu.Ülkemizde bum diye
patlayan inşaat sektöründe
kullanıldı.
Yukarıda 15 madde ile
özetlenen değişiklikler
yanında,Bilgi uygarlık
çağı,Üretim araçları,üretim
alanları,Sosyo-ekonomik
alanlarda da, getirdiği
yeniliklere uygun
olarak,köklü değişiklikler
yarattı.Birkaçını sayarsak,
I Çoğu ve ağırlığı
fabrikalar da olan,üretim
alanları,ofislere,evlere
kaymağa başladı.
II Endüstri çağının sembolü
olan,karı-koca ve iki
çocuktan ibaret olan,dörtlü
çekirdek aile yapısı
küçüldü.Bir çocuk ve daha da
yaygın olarak çocuksuz aile
sistemine geçildi.
III- Birçok insan,evlilik
yerine,evlenmeden bir arada
yaşamağa başladı.
IV- Kadın-erkek yerine,bazı
insanlar,erkek-erkeğe,veya
kadın-kadına yaşamayı
yeğlediler.
V- Birçok ülkede,kadın,kadın
ile,erkek,erkek ile evlenmek
için mücadele
başlatıldı..Bazı ülkelerde
de,bu mücadele başarıya
ulaştı. Amerikada,Gender
PAC cemiyetinin
lideri,erkekten dönme bir
kadın olan,Riki Ann Willeins
bakınız ne ilginç iddialarda
bulunuyor. ( insanları,
kimlik kartlarında,nufus
kayıtlarında,erkek, ya da
kadın olarak
tanımlamak,baskı anlamına
gelir.İnsan haklarına
aykırıdır. ).
VI- Endüstri devrinin klâsik
okul sistemi değişikliğe
uğradı. Zenginlik devrimi
yazarları
Tofflerler.Sosyo-ekonomik
kurumlarda,bilgi çağının
getirdiği değişiklikleri
uyum hızlarına göre,çok
geniş bir oto-yolda,değişik
şeritlerde giden
otomobillere benzetiyor.
a-
En hızlı şeritte,saatte
160 km.hız
ile giden şirketler ve iş
dünyası.
b -İkinci şeritte,140 km.
hızla giden,sivil-toplum
örgütleri.
c- Üçüncü şeritte,100 km.
hızla giden aile yapısı.
d-Dördüncü şeritte,50
km.hızla giden işçi
sendikaları.
e-Beşinci şeritte,40
km.hızla giden bürokrasi ve
düzenleme kurumları.
f-Altıncı sırada,15 km.
hızla giden,okul sistemi.
g-Yedinci şeritte,10
km.hızla giden,BM( Birleşmiş
Milletler),IMF (
İnternational Monatery
Fond)WTA ( World Trade
Organisation=Dünya Ticaret
Örgütü ve Evrensel Posta
Birliği.
h-Sekizinci şeritte,5 Km.
hızla giden,politik
kurumlar.Kongre,Beyaz
Saray,siyasi partiler.
i- Dokuzuncu şeritte,1 Km.
hızla giden Adalet sistemi.
Öğünerek söyliyebiliriz
ki:Tofflerlerin en yavaş
şeritte gösterdiği Adalet
sistemini bizde,sitemizin
AKSAK ADALET ana bölümünde,MANDADAN
AĞIR GİDEN ADALETİMİZ
olarak yazdık.Ve çok
eleştirdik.100 yıl süren
davalarımız olduğunu
söyledik.Demek
ki:Adalet,yalnız bizde
değil, her ülkede,devrimleri
ve yenilikleri en arkadan
izler.Ama Bizde,biraz daha
arkadan ve
yavaştan gider.
1956 yılında başlayıp hızla
gelişen Bilgi uygarlık
çağına uymakta yavaş
davranan,bu yüzden
de,dağılan,endüstri uygarlık
çağının devi,Sovyetler
birliği yanında,Amerika
Birleşik Devletlerinde de,
bazı şehirler,en ağır
endüstriyi kurmuş olmalarına
rağmen,yeni bilgi çağında
geri kaldılar. Bunların en
göze çarpanı,endüstri
uygarlık çağının en önemli
şehirlerinin başında
olan,Cleveland gelir.Bugün
Cleveland,Amerikanın en
kötü büyük şehri olarak
anılıyor.Binaları ve
mağazaları, yıllarca biriken
duman ve kötü havayı
taşıyor. Amerikanın diğer
bölgeleri,Üçüncü
dalgada,Bilgi uygarlık
çağının getirdiği,değişiklik
ve yenilikleri
yaşarken,Endüstri uygarlık
çağının en verimli ve en
büyük fabrikalarını bağrında
barındıran Cleveland,yeni
çağa uyamamanın kurbanı
oldu.
Yirminci yüzyılın son
yarısında ise BİLGİ ÇAĞI
doğmuştur.
Profesör Alvin Toffler ve
eşi Heidi Tofflerin son
kitabı ZENGİNLİK DEVRİM
inden,çok sayıda yeni
gelişmeler öğrendik.Bu
zenginlik,yenilik ve
gelişmelerden,biz de,yeni
bir soru ürettik.Bu
soruyu,bir
anketle,güncelliğimizi ve
zihinsel düzeyimizi ölçmekte
kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli
kuruluşlarda,değişik
konularda,anket düzenlemek,
adeta moda olmuştu. Bizde,bu
modaya uyalım,ve,çoğu kez
karanlıkta kalan bir
tarafımıza ışık tutalım
istedik.Ürettiğimiz soru
aynen şu idi. ( Tüketildikçe
çoğalan ve çoğaldıkça da,
hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme
sormağa başladım.Benim
çevremde,çoğu emekli
subaylar,emekli
Albaylar,emekli kurmay
albaylar,emekli
generaller,emekli
denizciler,emekli
valiler,doktorlar,avukatlar,iş
adamları,emekli
mühendisler,emekli
öğretmenler vardı.İlk
soruyu,hepimizin ağabey diye
hürmet ettiğimiz,92
yaşındaki,bilge kişi,emekli
Albay ağabeyime
sordum.Soruyu,birkaç kez de
tekrarlayıp,acele
etmemesini,birkaç gün
düşünmesini,her türlü
kaynağa
başvurmanın,herkesten fikir
almanın serbest olduğunu
söyledim.Birkaç gün
sonra,cevap var mı? Diye
sorduğumda,yorgun
olduğunu,soruyu bile
hatırlamadığını söyledi.Ben
de
soruyu,tekrar,tekrar,tekrarladım.Ve
hatta,ufak bir kâğıda da da
yazarak kendisine
verdim.Artık,bilge
ağabeğimin,soruyu unuttum
diye bir mazereti kalmamıştı.
Ayni
soruyu,çevremdeki,emekli
generallare,kurmay albay
emeklisi,albay emeklisi
arkadaşlarıma,emekli
vali,emekli kaymakam
arkadaşlarıma,doktor
arkadaşlarıma,mühendis
arkadaşlarıma,öğretmen
arkadaşlarıma,avukat
arkadaşlarıma ve sabahları
birlikte yürüyüş
yaptığımız,Maliye meslek
okulu ve Yüksek ticaret
fakültesi mezunu,yalnız
bizim zenginlik ölçülerimize
göre değil,çok gelişmiş
ülkelerin zenginlik
ölçülerine göre bile,
oldukça varlıklı bir işadamı
olan komşuma sordum.Hepsine
de düşünmek için,yeterli
zamanları olduğunu ve her
türlü kaynaktan
yararlanabileceklerini,diledikleri
kişilere danışabileceklerini
söyledim.Çevrede,bazı
kendini
beğenmişler,soruyu,deli
saçması,saçma-sapan,diye
nitelediler.İleriki
satırlarda,cevabı
açıklanınca,umarız,kendilerine
gelecekler. Çevremdeki
yakın arkadaşım,emekli
Kurmay Deniz
Albay,Komadore,Tahsin Kayran
kardeşime de ayni soruyu
tekrarladım.Tahsin Kayran
arkadaşım,ertesi gün,yanıma
geldi.Sen bana,dün bir soru
sormuştun.Ben, bunu dün gece
düşündüm.Cevabını da
buldum.İşte
cevabı,şudur,şudur,budur,diye
başladı düşündüklerini
söylemeğe.Baktım ki:doğru
cevaba çok yaklaşmış,adeta
yakalamış.Kendisine dedim
ki:doğru cevaba çok
yaklaştın,tam cevap olmasa
da söylediklerini doğru
cevap olarak kabul
ediyorum.Ama,senden bir
ricam var.Ne olur bunu
şimdilik çevremizde, kimseye
söyleme.Herkese ayni soru
soruldu.Onlara zaman
tanıyalım.Cevaplarını
aldıktan sonra,bunları
birlikte yayınlarız.
10 Aralık,2006 Pazar
günü,dünürüm Ali Doğan
Sinangilin Kadıköy deki
evinde,8 yaşındaki ortanca
torunum Hasan Ali
Sinangilin doğum gününü
kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız
ve torunlarımız hep bir
arada idik.Biz büyükler bir
geniş odada oturup sohbet
ederken,Büyük torunum 10
yaşındaki Kerem Arpacıoğlu
ile,ortanca torunum Hasan
Ali Sinangil,odanın bizden
biraz uzaktaki bir
bölümünde,yere
serilmişler,dikkatle ve
sabırla,Hasan Ali
Sinangilin doğum günü
hediyesi,çok büyük bir
yelkenli gemiyi küçücük
parçalarını,her parçayı
uygun yere yerleştirerek
monte etmeğe
çalışıyorlardı.Geminin ufak
bir bölümü de,ortaya çıkmış
gibi görünüyordu.Onlar orada
dikkatle gemi yaparken,ben
herkesin duyacağı
şekilde,yüksek sesle,soruyu
sordum.Odadan,iki ayrı
yerden,doğru cevap anında
geldi.Bizimle birlikte
oturan dünürüm İlköz
Sinangil hanım ve büyük
torunum 10 yaşındaki Kerem
Arpacıoğlu doğru cevabı
yüksek sesle hemen
söylediler.Büyük kızım
Seher,oğlu Kereme
takıldı.Sen dedi:Cevabı
İlköz teyzenden duydun.Ondan
sonra söyledin.Yani kopye
çektin.Kerem de itiraz
etti.Hayır ben duymadan
kendiliğimden söyledim.
Benim yakın çevrem,Yalnız,
Istanbulun değil,tüm
ülkenin en kültürlü,en
zengin mahalle ve
semtlerinden,Yeni Levent
teki,OYAK, Ordu yardımlaşma
civarı,ORBİR yapı
kooperatifi ve Yeni Levent
Güzelleştirme ve Kültür
Derneğinin ortak lokalinden
oluşur.Burada birlikte
olduğumuz,hemen her
arkadaşıma ayni soru
sorulmuştur.Lokalimize
bitişik gibi
duran,birde,Yeni Levent
camimiz
vardır.Lokalimizde,oldukça
kalabalık bir de cami
cemaatimiz vardır.Cami
cemaatimize de,ayni soru
sorulmuştur.Onlarında ilgisi
artsın diye,soru biraz daha
açılmış,ana soruyu
cevaplamayı
kolaylaştıracak,bir ikinci
küçük soru da katılmıştır. (
1- Tüketildikçe
çoğalan,çoğaldıkça da, hızla
değişen şey nedir?
2-Genelde,büyükler,yani
ebeveynler çocuklara
öğretir.Ama,bir konu vardır
ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin
öğretmeni olurlar.Bu konu
nedir?.Amerikada,2006 yılı
son baharında yayınlanan bir
kitaba göre: Kuranı
Kerimde,bu meale uygun
ayetler vardır. ).Cami
cemaati muhterem
arkadaşlarımız,soru ile
yakından
ilgilendiler.Bunu,cami
hocamız,Hasan hoca
bulur,dediler.Soruyu ona
ilettiler.
Soruyu cevaplamağa
çalışan,komşum ve yürüyüş
arkadaşım,ayni zamanda,Mason
biraderi olup,Bilge
locasında,30 dereceye
gelmiş,Üstadı Muhterem
mertebesine yaklaşmış
kültürlü bir kişidir.Soru
ile çok ilgilendi.Her gün
yürürken,değişik cevaplar
getiriyor,ama,doğruya bir
türlü
yaklaşamıyordu.Civarında
rastladığı hemen her tanıdık
kişiye
soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok
emekli öğretmenler,iş
adamları oluyordu.Aldığı
yanıtların hiç biri cevaba
yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş
arkadaşım,doğru cevabı
bulamamakla sıkıntılı anlar
yaşıyordu.Ben, acele
etmemesini,soruyu isterse
Mason locasına
getirip,biraderlere de
sorabileceğini,her türlü
kaynaktan
yararlanabileceğini
söyledim.Biraderlere sorup
sormadığını
bilmiyorum.Aradan 15 gün
geçti.Bir sabah,ben senin
sorunun cevabını
buldum.Dedi.Ve doğru cevabı
söyledi.Kendisini
içtenlikle,yürekten
kutladım.Cevabı nasıl
bulduğunu sorduğumda,falan
isimli kitabın ön sözünü
okurken
buldum.Dedi.Gerçekten de bu
kitapta doğru cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf
arkadaşım,meslektaşım,emekli
mühendis arkadaşım,1999
yılında Nar
locasından,Üstadı-Muhterem
beraatini almış avukat
arkadaşıma da ayni soruyu
sordum.Onlara da,her türlü
kaynaktan
yararlanabileceklerini,diledikleri
kişilere danışabileceklerini
ve hatta Mason birader
localarında
konuşabileceklerini söyledim.
Her arkadaşa düşünmek için
bol zamanı olduğunu,cevabı
bulabileceğini
tekrarladım.Dedim ki:sonra
cevap söylenince,ben bunu
neden
bilemedim,diye,üzülebilirsiniz
Aradan bir ay
geçti.Sadece,Kıdemli Deniz
Albay,Commadore,Tahsin
Kayran arkadaşım cevabı
getirdi.( Buz dolabı,beyaz
eşya,televizyon,bilgisayar )
Dedi.Bilgisayar
diyebilen,bilgiyi de
söyler.Çünkü doğru cevap
BİLGİ idi.
Amerika Birleşik
devletlerinde,Cleveland
şehri ,ve dünyada da,Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği,yeni gelişen Bilgi
ekonomisine uymakta ağır
davrandılar ve geciktiler.Bu
gecikmenin ve uyumsuzluğun
bedelini de çok ağır
ödediler.Ekonomi
ANTROPOLOĞuWillem
Wolters,yeni ekonomideki
gelişmeleri şöyle
tanımlıyor.Her ekonomi,fark
edilmeyen ritimlerle
titreşir.Ekonomik faaliyet
ve harcamalara
göre,bankalar,pazarlar ve
yaşamlar arasında ritimler
oluşur.Doğum anında,kıçımıza
vurulan bir şaplakla,her
birimiz, bu devam eden
muziğin bir parçası haline
geliriz.Ekonomik muzik asla
susmaz.Bu bir kaos ortamı
değil,tam tersine bir düzen
ortamıdır.
1970 li yılların sonları ile
1980 li yılların
başlarında,ekonomideki bu
ritim ve accordu en iyi
yakalayan ülke Japonya oldu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Soğuk savaş
döneminde,Amerika Birleşik
Devletleri,devamlı
büyüyüp,gelişen
Sovyet-Sosyalist Devletler
Birliğinin dev ekonomik
gelişmelerini dengelemek
üzere Japonya ile karşılıklı
ticaret andlaşması
imzaladı.O
dönemde,Japonyanın Amerika
da satacak hiçbir malı
yoktu.Hatta,hatta Japon
gübresi gibi terimler
de,günün alay konusu
oluyordu.Ekonomist Joseph
P.Juran ve Edward Derninge
göre,Japonya bu sorunu,kendi
ülkesine yaydığı Amerikan
patentli istatistiki kalite
kontrol yöntemi ile çözdü.Bu
yöntem sayesinde,dünyadan
Japonyaya büyük bir sermaye
akımı başladı.Dev yapılı
Japon firmaları
oluştu.Dünyaya çok kaliteli
Japon malları ihracatı
başladı.
Bu dev şirketlerin
başında,TOYOTA,HONDA,NİSSAN
gelmektedir.Yeni
milenyumda,yirmibirinci
yüzyılda,bugün dahi,Bu dev
yapılı Japon şirketlerinin
ürettiği otomobiller,Amerika
da ve Avrupa da üretilen
otomobillere çok açık fark
atıyor. 2007 yılının ilk
günü TOYOTA,dünyada ilk defa
uygulanacak bir teknolojik
gelişme haberini
veriyor.Ürettiği
otomobillere küçük bir
analiz cihazı
yerleştirecek.Bu cihaz
otomobil sürücüsünün
ellerinden çıkan
terden,kandaki alkol
seviyesini ölçebilecek.Bir
başka algılama sistemi
de,sürücünün göz
hareketlerini ve
reflekslerini ölçecek.Alkol
seviyesi,göz hareketleri ve
rerlekslerdeki yavaşlama
kiritik seviyelere
ulaştığında,direksiyon
otomatiğe geçerek arabayı
güvenli bir yerde
durdurup,park
ettirebilecek.TOYOTA bu
cihazlarla donanımlı
otomobilleri 2009 yılı
içinde dünya piyasalarına
süreceğini açıklıyor.
İlave: 09.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
İnnnovations in manegement:
The Japanesse Corparations
kitabının yayınlanması ile
birlikte,KANBAN terimi
ortaya çıktı.Biraz zaman
geçtikten sonra,batıda buna,
JİT sistemi
denildi.Japonyada
kullanılan KANBAN ve batıda
kullanılan JİT eş anlamlı
olup,müşterilerin
değişken,değişen
gereksinmelerine,ihtiyaçlarına
göre,anında üreten, üretim
sistemi anlamına
geliyor.Böylece
ekonomide,esnek zamanlama ve
senkronizasyon yaygınlaşmağa
başladı. Senkronizasyon o
kadar yaygınlaştı ki:David J
anderson ve Sanford
üniversitesinden profesör
Hais Lee,senkronizasyon ne
kadar artarsa,değer o kadar
artar dediler.Dünyada çok
yaygın,UPS =United Postal
Service =( Uluslar arası
posta dağıtım Sistemi )
kamyonlarının
üzerinde,reklâm olsun diye,(
Ticaret dünyasını Senkronize
ediyoruz ) diye
yazıyordu.Ekonomide
SENKRONİZASYON da,
anında,eşzamanlı ve
eşgüdümlü üretim ve dağıtım
demektir.
1956 yılında,mühendis Joseph
F.Engelberger ve girişimci
George C.Devol,bir akşam,
kafa çekmek için bir araya
geldiler.İssaac Asimovun
bilim kurgu romanı (Ben.Robot)
üzerinde tartıştılar.Bir gün
sonra da,evrensel otomasyon
anlamına gelen UNİMATİON
şirketini kurdular. 5 yıl
sonra da,dünyada çalışan ilk
robotu yaptılar.Bu
başlangıçtan sonra
da,bilgisayarlarla çalışan
digital teknoloji,bütün
Amerikada ve Japonyada
yayıldı.Japonlar,robotta,daha
hevesli ve daha atik
davrandılar.Dev TOYOTO
şirketi,bu konuda öncülüğü
üstlendi.İnsanın yaptığı her
işe yakın görevler yapabilen
MASSİMO robotları, Japonyada
üretildi.
1992 yılına
gelindiğinde,dünyada
üretilen robotların yüzde 69
unu Japonlar
üretiyorlardı.İkinci
sıradaki,Amerika Birleşik
Devletleri ise, dünya robot
üretiminin ancak yüzde 12
sini sağlıyabiliyordu.Japon
başarısının ilk
sırrı,öğrenmek,öğrenmek,öğrenmekti.ikinci
sırrı:Yeni bilginin yaratıcı
ticari uygulamalarını
geliştirmek.Üçüncü sırrı
ise:HIZ dı.HIZ. İşte bu
yüzden Japonyaya çok fazla
yabancı para,yabancı sermaye
aktı. Japonyada
üretilenler,benzerlerine
göre üstün kalite
taşıyordu.Bu gün
bile,TOYOTO,HONDA,NİSSAN
gibi dev Japon
şirketleri,Ürünleri
ile,Amerikada ve Avrupada
üretilenlere göre,kalite
açısından büyük fark
atıyorlar. Robot
dünyasındaki,MASSİMO lardaki
dev gelişmelere göz
atarken,Mısır piramidlerinde,
bir mini robotun
marifetlerini sayalım.Aşağı
yukarı bir aydır,
basında,KEOPS
piramidindeki,gizli ve
gizemli bir oda hakkında
haberler çıkıyor. KEOPS
piramidi,M.Ö.2500-3000,günümüzden
ise,5500-6000 yıl önce 164 metre boyunda inşa
edilmiş.( 164 rakamı,bir
milyar ile
çarpıldığında,dünya ile
güneş arasındaki mesafeyi
verirmiş . ).
Arkeoloğlar.dünyanın en
yüksek piramidi olan
KEOPSun tabanında bir gizli
oda keşfettiler. Piramid
Rover Mikro Robotu,dışarı
görüntü veren bir kamera ile
donatılarak,rimut kontrol
sistemi ile içeri
salındı.Piramid Rover Mikro
Robotu,küçük bir delik
açarak,içeri sarktı.64 metre
ilerledikten sonra,daha
gizemli ve bronzla kaplı bir
başka kapıya ulaştı.Mısır
Antik Eserler Kurulu başkanı
Zahi Havassa göre bu
kapı,adına piramid yapılan
büyük firavun,KEOPS
tarafından özel olarak
yapılmış bir gizli odaya
açılıyor.Piramidin yapılış
plânları ve o dönemde,o
bölgede yaşayan papirus
belgeleri,o gizli odada
saklanıyormuş.Mısır hükümeti
kapının zarar görmemesi için
uzmanlar
görevlendirmiş.Şimdi,bu
uzmanlar,farklı bir yoldan
bu gizemli odaya girmenin
yollarını arıyorlarmış.Bu
konuda elimize bilgiler
ulaştıkça ,bu satırlarda
okuyucu ve izleyicilere
ulaştırmağa çalışacağız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Robotların marifetleri dünya
ile sınırlı
kalmıyor.Robotlar,uzayda da
büyük görevler
yapıyorlar.Gezegenler
etrafında dolaşırken,dünyaya
faydalı bilgiler
yolluyorlar.Bir tanesi
varki:Kaç senedir Marsta
dolaşıyor.NASA nın özel bir
roketle,yumuşak iniş
yaptırarak Marsa indirdiği
MARS ROVER adı verilen,
akıllı,tekerlekli ve
hareketli robot,Marsın
yüzeyinde,yavaş,yavaş
dolaşırken,fiziksel
özellikleri,ölçüm ve analiz
sonuçlarını bizlere
ulaştırıyor.Kendisine
verilen gönderici ve verici
bir kamera ile de Marstaki
görüntüleri dünyaya
aktarıyor.
Bilgi çağının en zengin
adamı
Bill Gates,American
Scientific dergisinin
Aralık,2006 sayısında
yazdığı,( Her Eve Bir Robot
) başlıklı yazıda çok ilginç
şeyler söylüyor.( 30 yıl
önce,Paul Allen ile evimizin
garajında,bilgisayar
programları yazarken,tüm
şartlar
ilkeldi.bilgisayarlar nerede
ise,oda büyüklüğünde,ağır ve
pahalı cihazlardı.İşletmeci
yoktu.Bir megahertzlik işlem
gücünün maliyeti ,neredeyse
7000 doları
buluyordu.Günümüzde bu fiyat
bir sente kadar düştü.Ortak
yazılım dili yoktu.Ama bir
HAYALİMİZ vardı.Her eve bir
bilgisayar
sokacaktık.HAYALİMİZ,bugün
gerçekleşti.Gelecekte de
ROBOTLAR,TIPLI BİLGİSAYARLAR
GİBİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKLER.
Her evde bir robot
olacak.Robot sektörünün
bugünkü durumu,30 yıl önceki
şartlarla ayni.Bu,bir devin
doğum sancıları olarak
adlandırılabilir.Microsoft
robot stüdyosunu
kurduk.Robotlar için yazılım
hazırlıyoruz. ).
Bundan iki yıl
evvel,Sitemizin AKSAK ADALET
ana bölümünde,BİYOLOJİK
MOLEKÜLER-UYGARLIK ÇAĞINDA
CUMHURİYETİMİZ adlı
yazımızda,sınıf
arkadaşım,meslektaşım,Profesör
Dr. Erdoğan Gökay kardeşime
şöyle yazmıştım: ( Erdoğan
Gökay kardeşim:geleceğin
sosyolojisine dair,iki söz
de,ben söylemek isterim.2035
yılında veya daha sonra,eğer
bir dünya savaşı
çıkacaksa,Massimolar ile
insanlar arasında
çıkacaktır.Barışı sağlama
çabaları da,Massimolar ile
insanlar arasında
olacaktır.Eğer sen,dişini
sıkarsan,barışı sağlayan
kişi sen olursun.Çünkü,o
zaman,dünyanın en yaşlı
insanı sen olacaksın. ).
21 Aralık,2006
günü,İngiltere Bilim işleri
komitesi,bakın robotlar
hakkında nasıl bir rapor
yayınlıyor.
( 2056 yılında,1-
robotlarda,insanlar gibi
özlük hakları alacaklar.2-
Robotlara vatandaşlık
hakları da
verilecek.Robotlar vergi
verecek.oy kullanacak.Askere
gidecek. 3- Nasıl,yolun
ortasındaki bir köpeğe tekme
atılamıyorsa,onunla çok
benzer özelliklere
sahip,robota da tekme
atılamıyacak. 4-
Robotlar,ayni
zamanda,hükümetin sosyal
politikalarından da
yararlanacak.Ev
yardımı,robotik sağlık
hizmeti alacak.
İlave : 08.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Robotların gelişimi ile
ilgili yazdıklarımıza burada
ara veriyoruz.İleride
Robotlar ve robotların
marifetleri konusunda yeni
gelişmeler geldiğinde,gene
yazmağa devam edeceğiz.Şimdi
Asyanın diğer ülkelerinde
özellikle,şimdiden 1 milyar
200 milyonluk nufusu ile
dünya nufusunun beşte
birinden fazlasını oluşturan
Çinde durum nedir?.Çinde
neler oluyor?. Onlara
bakalım.
1949 yılındaki sosyalist
devrimi ile,Mao The Çungun
liderliğinde Çin,sıkı ve
disiplinli bir çalışma ile
endüstri devrimini
yakaladı ve tamamladı.Katı
bir merkezî yönetim ile ,bir
endüstri devi olmayı da
başardı.1980 li yıllara
gelindiğinde,yönetimde tam
bir merkeziyetçilik
uygulanırken,sosyalist
sistemin,yarattığı alt
birimlerde
çalışarak,pişerek,her
kademede başarılarını
kanıtlıyarak ve adeta
süzülerek,yavaş yavaş
tepelere tırmanan üst
yöneticiler,dünyada olanları
yakından izlediler.Özellikle
Amerika Birleşik
devletlerinde ve Japonyadaki
teknolojik gelişmelerden
ders almasını
bildiler.Ülkenin güney
doğusunda,henüz endüstri
devriminin giremediği,fakir
Guangdong bölgesinde,feodal
sistemle ve yaban öküzleri
ile çeltik tarlalarını
sürüyorlardı.Guangdong
bölgesinde ve Dalian
da,tarla süren çocukların
önüne bilgisayarları
attılar.Dünyanın her yerinde
çocuklar, ellerine bir
oyuncak geçirmesinler.O
oyuncaklarla ne oyunlar
yaratırlar.Çin çocukları da,
aynen öyle yaptılar.Kısa
sürede bilgisayarların
kullanımını
öğrendiler.Oyunlar
yarattılar. Sosyalist
Çinin,tepe yönetimlere
çıkmış akıllı ve becerikli
yöneticileri,bu fakir
bölgelere,pek te koministçe
olmayan,bölgesel ve
şirketsel yönetim biçimi
uyguladılar.Karar
mekanizmasını merkezden
alıp,bölgesel ve şirketsel
yönetime bıraktılar.Bu
bölgelerde tam bir rekabet
sistemi yarattıkları
gibi,yabancı sermayeyi ve
yeni teknolojiyi davet
eden,her türlü kolaylykları
sağladılar.İşte o anda,Çin
mucisesi de başladı.
İlave : 14.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çin mucisesini
incelerken,mucizenin
yaratılmansa yol
açarak,yardımcı olan
sosyalist Çin
yöneticilerinin
yetişmelerine de,kısaca bir
göz atalım.
Kapitalist sistemden farklı
olarak Sosyalist
sistemlerde,politikacılar,en
küçük üretim birimlerinde
çalışırken,özendirici
katılım yöntemleri ile küçük
yaşlarda,en küçük üretim
birimlerinin sevk ve idaresi
ile politikayla
tanışırlar.Tabandan tavana
doğru her
kademede,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,yavaş
yavaş sivrilirler ve
yükselirler.
Bu sistemin yaratıcısı, bir
Tatar çocuğu,sonradan bir
tatar delikanlısı olan
Viladimir İlyuşin Leninin
çarlık Rusyasındaki,gelişip
serpilmesi de aşağı yukarı
ayni çizgiyi
izler.Tataristan diye
adlandırılan bölgenin küçük
bir köyünde doğan
Lenin,kendini
kanıtlıyarak,buralardan
Moskovaya
ulaştığında,başına
gelenler,pişmiş tavuğun
başına
gelmedi.Hapisler,eziyetler,işkenceler,Sibirya
sürgünleri.Sonunda,dünyanın
en büyük devrimcisi ve
dünyanın en büyük
politikacısı unvanını
kazanarak Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliğini
kurdu.1917
yılında,sosyo-politik ve
ekonomik gelişim
açısından,çağdaşı ve komşusu,
Osmanlı İmparatorluğu ile
ayni seviyede,tarım uygarlık
çağını yaşarken,kısa sürede
Endüstri devrimini tamamladı.
1990 lı yıllara
gelindiğinde,Endüstri
uygarlık çağından,Gelişen
Bilgi uygarlık çağına
atlamada zorlandığından,
ülkesinde,
hoşnutsuzluklar,sürtüşmeler
başladı.
O dönemin Sovyet-Sosyalist
Devletler-Birliği Başkanı
Michael Gorbaçov
da,Gürcistandan başlayan
hayat serüveninde,en alt
birimlerden,en üst
birimlere,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,sivrilerek,yükselerek
geldiğnden,ülkesindeki
durumu zamanında ve yerinde
sezdi.Çatışmalar bile
başlamadan,nufusu 250
milyonu aşan koskoca
endüstri devi Sovyetler
Birliğini,bir kişinin bile
burnu kanamadan,ait
oldukları cumhuriyetlere
ayırmayı başardı.Amerikan
Cumhurbaşkanı George
W.Bushun, bugün,Irakta
yarattığı duruma
bakanlar,liderlerin
yetişmesi açısından,iki
sistem arasındaki gelişme ve
politik rekabet arasındaki
farkı kolayca anlarlar.
Tıpkı Gorbaçov gibi,Nikita
Kruchevde,Ukraynada,en
küçük
birimlerde,çalışarak,kendini
kanıtlıyarak Moskovaya
gelmişti. Çekirdekten
yetişerek,çekirdekten
çekişerek,sivrilip yükselen
politikacılar ile,meyvadan
ve pastadan oluşan
politikacıların
farkını,Viyanada,Amerika
Birleşik Devletleri
Cumhurbaşkanı genç,dinamik
ve akıllı John F. Kenedy
ile,SUBMİT diye adlandırılan,
Dünya zirvesinde buluştuğu
zaman sergilemişti.( Sizi
Amerikan Cumhurbaşkanı
seçtiren benim.)
Diyerek,genç Kenedyyi
oldukça kuvvetli
sarsmıştı.President
Kenedyyide,dünyayı da
şaşırtan bu gerçekçi
açıklamanın detay ve
ayrıntılarını Sitemizin
BİLİM VE TABABET ana
bölümünün,
UYGARLIK DEMOKRASİ VE AVRUPA
BİRLİĞİ adlı yazımızda
bulacaksınız. "Lütfen hemen
tıklayınız."
İlave: 16.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Mao devrimi ile kurulan
sosyalist Çinde
de,politikacıların ve
liderlerin sivrilip
yükselmesi,Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler birliğindeki
ayni çizgiyi izler.Çinin
iyi
yetişmiş,tecrübeli,basiretli
ve akıllı liderleri,Çinin
güney doğusundaki Guangdong
ve Dalian bölgesinde,alt
yapı oluşturup,yabancı
sermayeyi davet ve teşvik
edince,Guangdong ve
Dalianna dünyanın her
yerinden yabancı sermaye
akmağa başladı.Yabancı
sermaye ile birlikte,yeni
teknolojileri de
çekerek,kısa sürede,Guandong
ve Dalian,dünyanın bilgi
merkezlerinden biri haline
geldi.Merkezci yönetim
yerine,bölgesel
yönetim,özerklik ve şirket
yönetimleri yerleşti.Öyle
ki:Çinin bir bölgesi
olup,Pekin bağlı olan,
Guangdong ve Dalianın,Pekin
ile ilişkileri,Teknolojik
merkezlerle,bilgi merkezleri
ile,iş merkezleri ile
ilişkilerinden çok daha
zayıf kaldı.Batı yarım
küresinde,Texas,Güney
Californiya ve Kuzey
Meksikanın bazı bölgeleri
iki uluslu bölgeler
oluşturuyorlardı.Bunlara
Kanada daki iş merkezleri de
eklendi. Üç uluslu bölgeler
oldular.İşte bunlarla sıkı
ilişkilere giren,Dalian ve
Guangdon Atlantik ile
Pasifik bölgeleri arasında
bir köprü oluşturdu.Bu
devasa ilişkiler
sonucunda,Buralara giren
yabancı sermaye ve teknoloji
ile ilgili bilgi ve
rakamları,Tofflerlerin 2006
yılı ekiminde yayınladıkları
Zenginlik devrimi adlı
kitaplarından alıp
aktarıyoruz.Guangdong ve
Daliana milyonlarca insan
aktı.Milyonlarca iş
yaratıldı.Bu bölgelerde kişi
başına düşen milli
gelir,kısa sürede dörde
katlandı.Bu başarının
sağlanmasında en büyük
yardım Amerika Birleşik
Devletlerinden geldi.2003
yılında, Amerikalılar,çine
yatırım için 44 milyar dolar
akıttılar.Ayrıca Amerika
Birleşik Devletleri çin
ürünleri için,devasa bir
Pazar
sağladı.Amerikalılar,Çinden,2003
yılı içinde 150 milyar
doları aşkın ürün ithal
ettiler.O sıralarda,Çinin
dünya çapındaki ihracatı
436,1 milyar doları
bulmuştu.O yıl Çinin gayri
safi hasılatı da,6,5 trilyon
dolara ulaşmıştı.
Dünyada, küreselleşmenin en
yaygın olduğu ülke çin
oldu.2001 yılında çin
küreselleşmeyi kullanarak
270 milyon insanını
sefaletin pençesinden
kurtardı. Çin son 25 yılda
570 milyar dolar yabancı
sermayeyi ülkesine çekmeyi
başardı.
Dünyanın en katı merkeziyet
sistemini uygulayan Kominist
Çinin,en fakir,en geri
kalmış bölgelerinden
Guandong ve Dalian da,tam
liberal sistem uygulanıp,bu
devasa ekonomik ve
teknolojik başarılar
sağlanırken,Yirminci
yüzyılın son çeyreği
ile,yirmibirinci yüzyılın
başlarında,Güney-Doğu
Anadolumuz ile geniş
Orta-Doğu bölgesinde neler
oluyor onlara bakalım:
Bu yazımızda sorduğumuz( Biz
olsak ne yapardık be abi?
Biz olsak ne yapardık be
abla ? sorusunu,hemen her
arkadaşıma,vicdanına
güvendiğim hemen her
yurtdaşıma sordum.Şimdiye
kadar, kendilerine hiç
sorulmayan,sorulmayacağını
sandıkları içinde,hiç
düşünmedikleri bu
iteleyici,bu can alıcı soru
karşısında önce biraz
şaşırdılar.sonra
durakladılar.Biraz da
düşündükten sonra,(
Buruk olurduk.hiç te mutlu
olmazdık
).Dediler.
Mustafa Kemâl
Atatürk,Cumhuriyeti
kurarken,80 kûsur yıl
önce,ince,keskin vizyonu
ile,ileriye dönük gözleri
ile,Güney-Doğu
Anadolunun,Ağa-aşiret- kul
düzenini görmüştü.Buralarda
yaşıyan insanları,kul
düzeyinden,yurtdaş düzeyine
çıkarmak için kolları
sıvamış,girişimler
başlatmıştı.Ama ne
yazık,kısacık
ömrü,yetmemiş,vefa
etmemişti.Ondan sonra
gelenler,aşiret içinde
yaşayan insanları, bir eşya
gibi gören,ahırdaki bir
hayvan gibi görüp,icap
ettiğinde,gerektiğinde
satışa da çıkaran,bu feodal
düzen üzerine
gitmediler.Gidemediller.Aksine
oradaki düzenle
birleştiler.Aşiretlerin
içinde, çalışan halk,sefalet
içinde kıvranırken,aşiret
reislerinin,ağaların yaptığı
düğünlerde,geline ve damada
takılan kilolarca altın
takılar,yakalara
takılarak,toplanan
milyonlarca dolarlar,bugün
dahi,anlı şanlı basın ve
medyamızın sayfalarını
süslüyor.Kesilen koyunlar ve
pişirilen yemekler de
iştahları kabartıyor.Halk
cehalet içinde,sefalet
içinde sürünürken,aşiret
reislerinin
çocukları,ağaların çocukları,
Istanbulda,Avrupada çok
güzel eğitim,öğretim
görüyorlar.Hepsi de mevcut
devletle,mevcut
sistemle,bütünleşip
kaynaşıyorlar.
Aslen Diyarbakırlı bir Kürt
olan Ziya Gökalp,5 köyün
sahibi bir Kürt aşiret
reisinin,bir ağanın
oğludur.Büyük ozanlarımızdan
Cahit Sıtkı Tarancı
da,Diyarbakırlı bir kürt
aşiret reisinin,bir ağanın
oğludur.Millet vekili olan
Sedat Bucak,Siverekte,Bucak
aşiret şeyhinin, aşiret
ağasının oğludur.Şimdide
Bucak kürt aşiretinin
ağası,reisidir.İsmini
duymaya çok
alıştığımız,milletvekillerimzden,eski
dış işleri bakanlarımızdan
Kâmuran İnan ile,yine
milletvekillerimizden
kardeşi Saffet
Gaydalı,Bitliste birçok
kürt aşiretinin, reisi
ağasıdırlar.Tunceli den,
renkli kişiliği ve cebindeki
dolarları ile Avrupada
hesapsız paralar harcaması
ile dikkatleri çeken,
milletvekillerimizden Kamer
Genç te,bir kürt aşiret
reisinin,bir ağanın
oğludur.Asılları, aslen Kürt
olan,Ziya Gökalpte,yukarda
anlatılan saygın
kişilerde,Istanbulda,Avrupada
çok iyi bir eğitim,çok iyi
bir öğretim almakla
birlikte,herkesten de,
fazla rejimi savunurlar.
Güney-Doğu
Anadoluda,çatışmalar devam
ediyor.Orta-Doğu daki
savaşlarda kan gövdeyi
götürüyor. Ülkemizin hemen
bütün kalbur üstü
aydınları,2007 yılının Ocak
ayı ortasında,Ankarada üç
günlüğüne toplanıp
Güney-Doğu Anadoluda barışı
konuştular.Toplantıyı açan
büyük yazar Yaşar Kemâl,(
Dünya binlerce çiçekli bir
kültür bahçesidir.Her
çiçeğin bir rengi,bir kokusu
vardır.İnsanlık kültürlerin
üstüne titremelidir.Binlerce
kültür çiçeği.Bir çiçeği
koparırsanız,insanlık bir
kokudan,bir renkten yoksun
kalır. ) Diyerek,çok
kültürlülüğü çok güzel
anlattı.Çok güzel savundu.
Ama,aydınlar sonuç
bildirgelerinde,Güney-Doğu
Anadoluda,yüzlerce,binlerce
yıldır çöreklenmiş, İslâma
dayalı Ağa-Aşiret düzenine
tek kelime ile bile
değinmediler.Aydınlarımızın
en büyük noksanı,en büyük
yanılgısı da,sanırız, işte
burada yatıyor. İslâma
dayalı düzen,Güney-Doğu
Anadoluda Ağa-Aşiret düzeni
diye sürerken,geniş
Orta-Doğu coğrafyasında,yine
islâma dayalı Aşiret-Kabile
düzeni olarak devam edip
gidiyor. Bu iki düzen de
kırılıp,buralarda yaşayan
insanlar,kul olmaktan
kurtulup,YURTDAŞ düzeyine
ulaşmadıkça,bu bölgelerde,ne
şiddet eksik olur.Ne terör.
Ne kan.Nede gözyaşı.Bu
eşyanın tabiatına aykırı
olduğu gibi,insan tabiatına
da ters düşer. Ayni
coğrafyada,ayni
iklimde,üstelikte daha çorak
bölgede İsrail,bu çok önemli
sorunu,sosyalizmden,kominizmden
alarak adapte ettiği KİBUTZ
sistemi ile çözdü.Yahudiden
neden örnek,neden ders
alınmaz ki? Biz bu önemli
konuyu,aklımızın
elverdiği,bilgimizin yettiği
ölçüde sitemizin ZALİM
SİYASET ana bölümünde,GÜNEY-DOĞU
ANADOLUNUN HAZİN SERÜVENİ
yazımızda incelemeğe
çalıştık.Arzu edenler,o
yazımızı tıklasınlar lütfen.
İlave: 17.01.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Güney-Doğu
Anadoludan.Orta-Doğudan
Çine dönelim
tekrar.Basiretli Çin
yöneticileri,öyle
özendirici,teşvik edici bir
sistem yarattılar ki:Bütün
dünyadan Çine yabancı
sermaye ve teknoloji
aktı.2003 yılında Çin,53.5
Milyar dolar yabancı sermaye
ile,dünyanın en büyük
yabancı sermaye alıcısı
oldu.Ve,Amerika Birleşik
Devletlerini bile geride
bıraktı.2005 yılında bu
rakamın, 70 Milyar dolara
ulaştığı tahmin ediliyor.
1990 lı yıllarda Çin,bir
miyar iki yüz milyonu aşan
nufusu ile,ülkesini ( Pazar-
sosyalizmine),daha doğru bir
ifadeyle (
sosyal-kapitalizme)
açarak,yeniden yapılanmağa
başladı.Yabancı
tesislerin,yabancı
semayenin,ürünlerin ve
paranın serbestçe içeri
girip çıkabilmesi için,o
güne kadar kapalı olan
kapılarını, ardına kadar
açtı.
Çinin öncülüğünü çektiği,
bu atılım ile,sadece Çin de
değil,dünyanın diğer
ülkelerinde de, Senden daha
kapitalist olma yarışması
başladı.Sayılır.Bununla
ilgili olarak,dünyada,birde
Uzamsal Mesafe kavramı
oluştu.O günlere
kadar,uzamsal mesafeye
sadece devasa küresel
şirketler ulaşırken,internet
bağlantısı olan küçük
firmalar,ve hatta,ücra
köşelerdeki minicik köy
girişimleri bile,uzamsal
mesafeye,dolayısı
ile,küresel ekonomiye
ulaşmağa başladı. Bugün
insanlar, Dünyanın 510
milyon metrekarelik
yüzeyinde,ulaşılmamış tek
bir yer bile kalmaması
hayalini kuruyorlar.
İlave: 19.01.2006
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Amerikanın Californiada
kurduğu ileri teknoloji
merkezi
Silicon Vadisi,Çin
politikacılarının akıllı ve
becerikli girişimleri ve
basit sayılabilecek
özendirici,teşvik yöntemleri
ile,kısa sürede Çinin en
geri bölgeleri Guandong ve
Dalian da da
oluştu.Guangdong,Dalian ve
İnci nehri deltası,Hong
Kong,Singapur ve Macao ile
birlikte,dünyanın en güçlü
üretim merkezleri haline
geldi.Çin Gelişim
Enstitüsü,Guangdong ve
Daliana bilgi
teknolojisi,yeni
malzemeler,yeni enerji
teknolojisi ve lazer
makineları,elektronik
entegrasyonlu sistem üretimi
gibi ileri teknoloji
alanlarının da eklendiğini
gözlemledi.
1993 yılında,Meksika,Amerika
Birleşik Devletleri ve
Kanada
Kuzey-Atlantik Serbest
Ticaret Anlaşması,North
Atlantik Free Trade
Association=(NAFTA)
yı kurdu.Meksika ve Birleşik
Amerika sınırı boyunca
çeşitli iş sahaları
açıldı.1,4 milyon yeni iş
alanı yaratıldı.Meksikanın
her yerinden buraya ucuz
işçiler aktı.
Ama,1990 lı yılların
sonlarına
doğru,Guandong,Dalian ve
Çinin tamamı ucuz işçi
yarışına katılınca,Meksikalı
işçilerin 250.000-300.000
kadarı okyanusun diğer
tarafına Çine kaydı.Amerika
ve Meksikanın Bustamento ve
Platronics
şirketleri,işçilerine sosyal
yardımlar dahil saat başına
2.20 dolar ödüyordu.Bu
şirketler işçilerine,saat
başına sadece 60 cent ödiyen
Çin ile rekabet etmek
zorundaydılar. Görünüş öyle
idi ki:şirketler,sermaye ve
fabrikalar,işçi
maliyetlerinin en düşük
olduğu yerlere kayıyordu.Bu
haberler Afrikayı çok
sevindirdi.Ama,durum öyle
değildi.Eğer düşünülen tek
şey,işçi maliyetleri
olsaydı,Çindeki
fabrikaların hepsinin
Afrikaya kayması
gerekirdi.Çünkü dünyada en
düşük maliyetli iş
gücü,fakirlikten ve açlıktan
kırılan Afrikada vardı.Buna
rağmen bu olmadı.Ve
olmayacak gibi de
görünüyor.Çünkü:Afrikadaki
bitmek ,tükenmek bilmeyen
savaşlar,yetersiz alt
yapı,inanılmaz seviyelere
ulaşmış ahlâksızlık,AİDS
salgını ve utanç verici
rejimler,maaş seviyesi ve
işçi ücretleri ne kadar
düşük olursa olsun
yatırımcıları
caydırıyor.Sermaye bir yere
akmadan evvel,gideceği
yerde,stabilite diye
isimlendirdiği,istikrar
arıyor.Güvenlik
arıyor.Serbesti
arıyor.Akıllı ve basiretli
politikacıları sayesinde,Çin
de,bütün bunlar fazlası ile
sağlanmıştı.
İlave: 21.01.2007
----------------------------------------------------------------------------------------------
Kenichi Olmac, The Next
Global Stage adlı kitabında,
Sosyalist Çinde,
DALİAN da bir bölge
devlet haline geldi. Diyor.
|

|
10 Yıl Önce |
10 Yıl Sonra
DALIAN |
|
Teoride Çinin bir
parçası olmasına
rağmen, Pekin ile
ilişkileri ve
bağlantıları dünya
çapındaki iş
merkezleri ile olan
bağlantılarından
daha zayıftır. Çin
Gelişme enstitüsünün
yazdığına göre,
Quandong ve Dalian
gelişen yeni
teknoloji ile
birlikte,bilgi
teknolojisi,yeni
malzemeler,yeni
enerji,
|
biyo-teknoloji,
lazer makineleri, elektronik
entegrasyonlu sistem üretimi
gibi alanları da bölgesinde
geliştirmeyi başarmış
bulunuyor. Unutulmasın ki:10
yıl önce bu bölgeler,yaban
öküzleriyle çeltik
tarlalarında saban sürülen
yerlerdi. Şimdi ekin
tarlalarının yerinde,
bilgisayar
çipi,radyo,oyuncak ve giysi
üreten
fabrikalar var.
Procter&Gamble, Nestlé,
Coca-Cola, Mitshubishi gibi
dünyanın dev şirketleri
burada yatırım
yapıyorlar.General-Electiric,
Toyota ve diğerleri gibi
dünya devleri
araştırma-geliştirme
merkezlerini buralarda
kuruyor. Case
Western-Reserve de yapılan
araştırmaya göre ,buralarda
yapılan yeniliklerin
bazıları,Örneğin Cleveland
ta ve Amerikanın teknolojik
diğer yerlerinde bile
yok.Totaliter çin,karar
verme mekanizmalarını,akıllı
bir yaklaşımla,tıpkı bir
şirket gibi,kendi kendini
yöneten,otonomik bölge
merkezlerine aktarıyor.Bu
yüzden de,bu bölgeler
dünyanın yeni ilgi odağı
haline geliyor.Dünyaca
yaratılan bu rekabet
sayesinde,dünyanın IQ su en
yüksek insanları,ya bu
yörelerde yerleşiyor.Yada
geçici olarak buralara gelip
gidiyor.
Yer
yüzünde havayı en çok
kirleten,dünyayı en çok
ısıtan ülke Çin
dir.Çünkü:Çin,
endüstrisinin,enerjisinin ve
ekonomisinin çok büyük bir
bölümünü Kömür yakmak
üzerine kurmuştur.Kömür
ise,atmosfere en çok karbon
dioksit salan,havayı en çok
kirleten,dolayısı ile
küresel ısınmaya en çok
sebep olan yakıt türüdür.Her
nimetin bir külfeti,her
kazancın da bir bedeli
vardır.Doğa kendisine
yapılan haksızlığı asla
affetmez.Öcünü
alır.İşte,küresel ısınmanın
getirdiği felâketlerin en
büyüğü KURAKLIK ve KUM
FIRTINALARI, bugün her
ülkeden daha çok,Çini
vuruyor.Çinin özellikle
kuzey ve Kuzey-Batı
bölümleri amansız kum
fırtınaları ile
boğuşuyor.Çin de 30 milyonu
aşkın insan kuraklıktan
içecek su bulamıyor.
Son gelen
haberlere
bakılırsa,yukarıdaki
satırlarda devasa
gelişmesini
anlattığımız,Çinin
Güney-Doğu bölgesi Quandon
ve Dalian eyaletlerinde 2007
yılının ortalarında,tarımda
kullanılan su,endüstride
kullanılan su ve içme suyu
KARNEYE BAĞLANACAK.
Küresel
Isınma konusunu
biz,www.demokrasidedevrim.com |