32btf

 
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET
   

Dr.Hasan Horto Biyografi

 
 
 

 

U Y G A R L I K   A Ş A M A LA R I - M A Ğ A R A   U Y G A R L I K   Ç A Ğ I  *

THE LEAPS OF THE CIVILISATION LES ETAPES DE CIVILISATION

 

        Dünyada maymundan insana dönüşümü gösteren en eski ve en ilkel insan iskelet kalıntıları son yıllarda kara Afrika’sının Kenya’sında,Mısır’dan Mozambik’e kadar 6000 kilometre boyunca uzanan, Rift vadisinde bulundu. Bu iskelet üzerindeki ve bu vadideki çalışmalar uzun zamandanberi hala devam etmektedir. . Hatta burada bir Türk arkeoloğ’u da birlikte çalışmaktadır. Karbon çalışmaları ile hayvandan insana dönüşüm özellıklerini sergileyen bu ilk insanın günümüzden 250.000 yıl önce yaşadığı hesap edilmiştir. Bilginlere göre ve feylezoflara göre insan demek sosyal hayvan demektir. Araştırmalar gösteriyorki:İlk insan Afrikada doğmuştur ve Afrika’dan dünyanın diğer kıtalarına yayılmıştır. Yine bazı feylezoflara göre zekâ demek: 

       ( Birbirinden ayrı, bağımsız gibi görünen olaylar arasında bağlantı kurabilme kabiliyetidir ).( The intelligence is the ability to be able to make connection between th eevents which seemingly appears separated from each other ).NEWTON’a gelinceye kadar  milyonlarca belkide milyarlarca insanın başına elma düşmüştür. Amma bunlardan hiçbiri elmanın düşüşü ile yer çekimi arasında bağlantı kuramamıştır.  taa ki: Newton’nun kafasına düşünceye  kadar. Archimet’e gelinceye kadar da, kayıklar,insanlar sularda yüzmüş ama hiç kimse yüzme ile suyun kaldırma kuvveti arasında bağlantı kuramamıştır.taa ki:archimet hamamda yıkanırken kurnadaki suda hamam tasının yüzdüğünü görüp buldum!!buldum!! diye çıplak vaziyette hamamamdan sokağa fırlamasına kadar. 

         Zekâyı geliştirmek için okullarda, özellikle ilk okullarda çeşitli bilmeceler oluşturulur ve çocuklara sorulur.Bilmecelerde amaç insanları nesneler,cisimler ve olaylar arasında ilişki kurmaya zorlamaktır.Bu ilişkiyi kurmağa çalışan insan beyni ve zekâsı zorlanmadan gelişir. 

         Bu konuda Istanbul ilimizin Silivri ilçesi,Seymen köy gurup okulunda çocuklara sorulan iki güzel bilmeceyi buraya almak isterim.Beş buçuk yaşındaki küçük torunum Hasan Ali Sinangil’in arkadaşı Kenan Seymen köyünde oturmakta ve bu bölgedeki okulun ikinci sınıfında okumaktadır.Birgün bize okulda öğrendiği iki bilmece sordu.Birinci bilmece ( kaftanı siyah,mintanı sarı,yüzü buruşuk kocakarı?).ikinci bilmece ( 10 ay toprakta yaşar,iki ay fenerini yakar, etrafa bakar?).Biz büyükler birbirimize baktık.Sonunda cevapları da Kenan söyledi.Üzerinde düşündükçe çok beğendiğim bu iki bilmeceyi ben arkadaşlarıma  sordum.Arkadaşlarım arasında hakimler,doktorlar,emekli valiler,albaylarve ordular yetiştirmiş.ordulara kumanda etmiş şanlı generaller de vardı.Onlarda birbirlerine baktılar.Oysaki:iki bilmecede de nesneler,cisimler vede olaylar arasında gayet güzel,gayet çarpıcı ilşkiler vardı.Bu güzel bilmecelerle çocuklarımızın zihinlerini çalıştırıp zekâlarını geliştirmeğe uğraşan Seymenler köy gurup öğretmenlerimizi yürekten kutluyorum.Ne varsa genç kuşaklarda,gelecek kuşaklarda var.Umarım çok yakında, Avrupa Birliği ve dünya ile birleşip bütünleşecek ülkemizin bu topraklarında yakın gelecekte yeni Nevtonlar,yeni Archimet’ler doğacaktır.Birinci bilmecenin cevabı:kestane;ikinci bilmecenin cevabı da:ateş böceği idi. 

       Bazı feylezoflar demokrasiyi örgütlü halk olarak tarif ederler. Ben modern çağlarda ve günümüzde şöyle tanımlıyorum demokrasiyi ( Demokrasi , azınlığı çoğunluğa, çoğunluğu azınlığa ezdirmeden barış içinde birarada mutlu yaşatma sanatıdır. )Bu sanata, bu beceriye sahip olmayanlar katiyen ülke yönetmeğe talip  olmasınlar;ülke yönetimine soyunmasınlar;Çünkü kendileri felakete sürüklendikleri gibi ülke halklarını da felakete sürüklerler. Tarih sanki böyle felaketlerin moloz ve mezarlığı gibidir. Bu moloz ve mezarlıktan ders ve ibret alsınlar.  

       Afrika vadi ve çöllerinde evrimle oluşan ilkel insan atalarımız,  onlarında ataları maymunlarla birlikte uzun yıllar, yüzyıllar. bin yıllar afrika çöllerinde, vadilerinde amaçsız dolaştılar. Oradan diğer kıtalara da yayıldılar Vaktaaki: insan , yanında dolaşanlardan  farklı olarak zekası olduğunu farketti ve bunu kullanmak ihtiyacını duydu işte o zaman insanoğlunun uygarlık  serüvenleri başladı. . İlk aşama: 

       1- MAĞARA UYGARLIK ÇAĞI: Mağara aşaması:civilisation of the cave=civilisation de caverne:Soğuktan korunmak isteyen insanoğlu bunun için en müsait yerin mağaralar olduğunu buldu ve o dönemlerde en ılımlı, en mahfuz ve en emin olan mağaralara yerleşti. Neslini mağaralarda sürdürdü. Gündüzleri mağaradan çıkıyor doğanın kendiliğinden suduğu gıdaları topluyor. karnını doyuruyor. Bir kısmını da mağarada büyüttüğü çocuklarına getiriyor. Akşam olunca da tıpkı bugün bizim modern evlerimizde yaptığımız gibi ailesi ile birlikte mağaraya  çekiliyordu. İlkel insan mağara döneminde taşları yontarak bazı aletler de geliştirdi. Bu ilkel aletler ot ve etobur olan insanın avlanmasına yönelik idi. İnsanoğlu fiziksel ihtiyaçlarını karşıladıktan yıllar sonra gene mağarada sanat faaliyetlerİne de yöneldi.

       UYGARLIK AŞAMALARI yazımızı, yaklaşık 3-4 yıl önce yazdık.2006 yılının Ekim ayına geldiğimizde,Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler’in ZENGİNLİK DEVRİMİ adlı kitabı yayınlandı.Daha evvel,profesör Alvin Toffler’in(şok ve şoklar ) ile, ( üçüncü dalga ) kitapları ve gene eşi Heidi Toffler ile birlikte yazdıkları, ( Yirmibirinci Yüzyılın Şafağında Savaş ve Savaş Karşıtı Güçler ) kitaplarını okumuş,çok yararlanmıştık.Zenginlik Devrimi,bu üç kitabın çok daha faydalı ve çok daha zengin bir devamı oluyor.Şimdiye kadar bilmediğimiz,ama bu kitaptan öğrendiğimiz bazı faydalı bilgileri,buraya aktarmakta büyük yarar görüyoruz.Mağara uygarlık çağından evvel ve mağara uygarlık çağında,binlerce ,onbinlerce yıl,insanlar,kuşaktan kuşağa bilgi aktarmak için,son derece sınırlı araçlara sahipti.Ağızdan ağıza aktarılan hikâyelerin dışında,giderek tutarsızlaşan bir şekilde,çoğu bilgi,ölen herşey ve kaybolan her kuşakla birlikte yok olup gitti.Tutarlı aktarımlar bile,tekrar,tekrar ayni hikâyeleri anlatıp duruyordu.

       35.000 yıl önce yani,atalarımız mağarada yaşarken,İnsanlık için,uygarlık için muazzam bir buluş gerçekleşti. İsimsiz bir dahi atamız, belli bir olayı,kişiyi,ya da nesneyi EZBERLEMEK için,ilk PİKTOGRAFI veya İDEOGRAFI,bir taşa,bir duvara,çok muhtemeldirki,mağara duvarına kazıdı.Bu büyük noktadan sonra,bilgiler insan beyninin dışında anılar,harici kaynaklara kaydedilir oldu. Binlerce yıl sonra,kütüphanelerin,indekslemenin ve matbaanın bulunması ile DEVASA adımlar atıldı.

       Mağara duvarlarına şekiller,  resimler çizdi. İnsan uygarlığında mağara dönemi en uzun dönemdir. Antropoloğlar mağara devrinin 40.000 yıl sürdüğünü hesaplıyorlar. .  

       1970 li yılların başlarında dünyayı araştıran Amerikalı gezginler,  Filipinler de binlerce vahşi ada içinde sarp vadi ve yarlarla çevrili bir adaya girmeyi başardıklarında gördükleri kendilerini çok şaşırttı. İnsanlık yaratıldığındanberi bu adaya hiç kimse gelememişti ilk gelenler kendileri idi ve orada yaşayan insanlar çırıl çıplak 10. 000 - 20. 000 yıl evvelki mağara devrini yaşıyorlardı. Birbirleri ile birkaç kelimeden oluşan bir dille,  daha çok işaretle anlaşıyorlardı O adaya bir helikopter inince helikopteri gören bir yerli görmeyen bir yerliye helikopterin üst pervanesin elini havaya kaldırıp füüf diyerek ve eliyle havada daireler çizerek anlatıyordu. Kendisinin fotoğrafı çekildiğinde sol elini açarak sol gözünün üzerinde fotoğraf makinesinin ve sağ eli ile de tit tak, klik sesi çıkartarak fotoğraf çekme işlemini taklit ediyordu. Araştırmacılar alt taraflarında birşeyleri sarkarak, sallanarak, çırılçıplak mağarada hep beraber, birlikte yaşayan,  atalarımıza ait bu ilkel aile ve kabileyi derhal koruma altına alıp geçmişimizi araştırmaya koyuldular. Bu adalı insanlara da bir ad koydular. TASADAY’ler dediler. TASADAY'lere ondan sonra hiç insan yanaşamıyacak TASADAY’ler oldukları gibi bozulmadan muhafaza edilip, koruma altında olacaklardı.  mevcut yaşam sitillerini ve beslenme alışkanlıklarını muhafaza ederek geçmişimize ışık tutacaklardı. Umarım TASADAY'ler modern insanın saldırılarına uğramadan hayatlarını muhafaza ediyorlar ve geçmişimiz hakkında bize bilgiler sağlıyorlar. Herhalde bu bilgiler  internetin TASADAY’lerle ilgili sitelerinde segileniyorlar. Benim henüz bu sitelere girip araştırma fırsatım olmadı. Fırsatı olanlar girsin araştırsınlar.

 

      

     İşte Filipinler de, kimsenin giremediği, balta girmemiş, yağmur ormanları ile kaplı Mindanao adasında, halâ aynı şekilde yaşayan, MAĞARA ATALARIMIZ..

 

 

2- TARIM UYGARLIK ÇAĞI: Profesör Alvin Toffler ve Heidi Toffler’den öğrendiğimize göre:İnsanoğlu Mağara Uygarlık çağını yaşarken,Einstein adı verilen,akıllı bir insan,muhtemelen bir kadın atamız, ilk tohumu toprağa verdiğinde,ilk gerçek zenginlik sistemi ve UYGARLIK DOĞDU. İlk tohumun toprağa verildiği yerin,coğrafi olarak,bugün,Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, KARACADAĞ yakınlarında olduğu sanılıyor.


Tarım aşaması:The leap of the agriculture=Le etape de agriculture: 40. 000 yılını mağarada geçiren insanoğlu mağara dışındaki topraklarda bitkiler yetiştirip üretmeyi öğrenince tarım devrimi doğdu. Artık insanlar toprağın kendiliğinden sunduğu ürünlerle yetinmeyip toprağı işliyerek kendi ihtiyaçlarını kendileri yetiştiriyorlardı. Böylece de toprak , en önemli ve o dönemde , yegane üretim aracı oldu. Toprağa sahip olmak üretim araçlarına ve dolayısı ile zenginliğe sahip olmak demekti. Toprağa sahip olmak istek ve hırsı da mülkiyet hakkını doğurdu. o mülkiyet hakkı ki gelecek günlerde,  uğruna bireysel kavgalar ve savaşlar doğuracaktı. İnsanın tarımı öğrenmesi ile birlikte insanlar göçerlikten yerleşik düzene geçmeğe başladılar. Göçerlik döneminde insanlar konuçlanıp çöreklendikleri yerlerdeki bitkileri bitirince pılı pırtılarını toplayıp başka topraklara göçediyorlardı taa ki:orasını da tüketene kadar sonra ha babam başka topraklara. Tarımı öğrenenler karınlarını doyurmak için artık başka topraklara gitmiyorlar.  İhtiyaçlarını bulundukları toprakları ekip biçerek sağlıyorlardı. İnsanoğlu’nun tarım aşaması dediğimiz FEODALİTE döneminde yegane üretim aracı olan toprakların mülkiyet ilişkilerini düzenleyen şehir devletleri, derebeylikler ve derebeyliklerin birleşmesinden doğan imparatorluklar doğdu.  Göçerlikten yerleşik düzene geçmek herzaman kolay olmadı. Bazı göçerler hallerinden memnundular. Yerleşmek çalışmak toprakla uğraşmak istemiyorlardı. Orta Asya göçer Türklerin atası sayılanTuğrul bey şöyle seslenıyordu göçerlerine (daim göç edeler, oturak olmayalar). Oturak göçer türklerin yerleşik Türkler için kullandıkları hakaret anlamı taşıyan aşağılatıcı bir sözdü. Yerleşik düzene geçmiş ve özellikle de Abbasilerin Horasan valisi KUTEYBE tarafından kılıç zoru ile İslam olmağa zorlanmış Türkler ise ataları olan Şaaman göçer türklere de ıyi gözle bakmıyorlardı hernekadar KUTEYBE tarafından kılıçla islama zorlanmış olsalarda…Tarihler KUTEYBE’den Türk kasabı olarak bahsederler. İlk müslüman olanlar KARAHANLILAR’dı. Kaşgarlı Mahmut çok ünlü divanı lügatı Türk kitabında ataları olan şaaman Türkler’den şöyle bahseder. ( Allah tanımaz kahrolası kafirler: nerede bir ulu ağaç görseler ona Tanrı derler;nerede büyük bir dağ görseler ona da Tanrı derler). Uygarlığın tarımsal aşaması uzun sürdü 10. 000 yıl sürdü. Bu dönemin devlet şekilleri şehir devletleri derebeylikler ve derebeyliklerin birleşmesinden oluşan  imparatorluklardı. Derebeylerin gücü yıkılmaz sanılan kale ve şato duvarlarından gelirdi. Barutun icadı ile yıkılmaz sanılan derebeylikler ve kırallıklarda yıkıldı.  

 

       3- ENDÜSTRİ UYGARLIK ÇAĞI: Sanayi devrimi:The revulution of endustrie=La revulution endustrielleBarutun ve özellikle buharın bulunması tarım devrimini sona erdirip sanayi devrimini başlattıSanayi çağında zenginlik kaynağı toprak yerine burjuvanın sahip olup çaliştırdığı fabrikalardı. Sanayi döneminde ve özellikle 1789 Fransız devrimi ile dünyaya ulusal devlet modelleri hakim olmağa başladı. Özellikle ondokuzuncu yüzyıl ulusal devletler çağı olmuştur. Bu dönemde hakim ve öncü sınıf zenginliği yaratan fabrika ve sermayeyi elinde tutan burjuva sınıfıdır. Yirminci yüzyıla halk ve sınıf devletleri damgasını vurmuştur. Halk ve sınıf devletlerinin kuruluşunda emek ve işçi sınıfı önder olmuştur. sanayi, endüstri çağı dört yüzyıl sürdü.  

       4- BİLGİ UYGARLIK ÇAĞI: Yirminci yüzyılın ikinci yarısında,1956 yılında,Amerika Birleşik Devletlerinde ve dünyada ilk defa,beyaz yakalı çalışanların,beyaz yakalı emekçilerin,yani büro çalışanlarının,tabir caizse,fikir işçilerinin adedi,mavi yakalı çalışanları, kol emekçilerini,yani kol emeği ile çalışan işçileri geçince,ilk defa Amerika Birleşik Devletlerinde ve sonra da,dünyada BİLGİ UYGARLIK ÇAĞI başladı.
Bilgi uygarlık çağı kendisi ile birlikte,devasa teknolojik yenilikler,yeni üretim araçları ve yeni üretim biçimleri getirdi.

1956 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde,Beyaz yakalı çalışanların mavi yakalı çalışanları bir geçtiği zaman dünyada başlayan Bilgi Uygarlık çağı,çok kısa sürede meyvelerini de vermeğe başladı.Bu meyvelerin en verimli ve beklide en bereketlisi,hızla gelişen bilgisayarları çok sıklıkla kullanan beyaz yakalıların,yine dünyada ilk defa tüketirken üretici durumuna geçmeleri oldu.Bu becerikli kişilere ÜRETEN TÜKETİCİLER denildi.Böylece beyaz yakalılar küresel ekonomiye Amerikalıların free meal dedikleri bedava yemek pastası sundular. Bedava yemek, free meal küresel ekonomiye hiçte küçümsenemiyecek bir katkı sağladı.Bu yolla küresel ekonomi tüketildikçe azalmadı.Aksine tüketildikçe büyüdü.

      Ekonominin ilk bakışta paradoks ve çelişki gibi görünen bu iniltisi, Profesör Heidi ve profesör Alvin Toffler lerin son kitapları ZENGİNLİK DEVRİMİNDE çok güzel anlatılmıştır.


Bilgi uygarlık çağından yaklaşık yüzyıl önce,19 uncu yüzyılın ortalarında,Karl Marx,endüstri uygarlık çağının doğuşu nedeni ile,şöyle diyordu. ( eğer,mülkiyet ilişkileri,ticaret ilişkileri,sosyal-kültürel kurumlar,yeni gelişen teknolojiye ayak uyduramazsa,yeni gelişen teknoloji,yeni üretim araşları,yeni üretim biçimleri,eskiyen mülkiyet ilişkilerini de,eski sosyal-kültürel kurumları da,kırar.Paramparça eder.Bir kenara atar. )
Karl Marx’ın yüzyıl önce bulduğu bu sav,nasıl Endüstri Uygarlık çağında geçerli ise,yüzyıl sonra bugün ,Bilgi Uygarlık Çağı içinde de geçerlidir.Eğer günümüzde ,dünyada gelişen olaylara yakından bakacak olursak,bu bariz değişiklikleri açıkça görürüz.Bakınız profesör Alvin Toffler ve Heidi Toffler bu olanları,zenginlik devrimi adlı son kitaplarında nasıl özetliyorlar.

01 –Elektronik posta mesajları,e-mail ler, bizi bombardımana tutuyor.
02 –Elektronik ticaret hepimizi satıcı haline getiriyor.
03 –Şirket Megaskandalları gazete başlıklarını işgal ediyor.
04 – İlâçların çok tehlikeli olduğu sözleri dünyaya yayılıyor.
05 –Roketler Mars’a gidiyor.Tam inmesi gereken yere iniyor.
06 –Bilgisayarlar,yazılımlar,cep telefonları,internet bağlantıları sürekli hata veriyor.
07 –Küresel Isınma hızlanıyor.
08 –Genler ve kök hücreleri başımıza olmadık sorunlar açıyor. ( Bize göre ise başımıza sorun açmıyor.Tam tersine,insanoğluna yeni ufuklar getiriyor.Yeni imkânlar sağlıyor. )
09 –NANO kavramı teknolojinin yeni kutsal kâsesi haline gelmiş durumda. ( Gene bize göre,kutsal kâse olmak yerine,NANO teknolojiler geleceğimizi dahi geliştirecek yenilikler getiriyor. )
10 –Los-Angeles’in sokak çeteleri Orta Amerika da kol geziyor.
11 –on üç yaşındaki teröristler,Fransa’dan Orta-Doğu’ya akın ediyor.
12 –Londra’da Prens Hanrry bir nazi subayı gibi giyiniyor.
13 – Semitizm karşıtlığı çirkin başını yeniden gösteriyor.
14 –AİDS Afrika’da,bütün bir ulusu ortadan kaldırıyor.
15 - Asya’dan,kuş giribi gibi bilinmeyen hastalıklar dünyaya yayılma tehlikesi gösteriyor.
Geçen Milenyumda,yaklaşık yüzyıl önce,yani Endüstri uygarlık çağının doruğunda, endüstri uygarlık çağının en büyük düşünürü Karl Marx,Tarım uygarlık çağının sembolü BALTA yı, TARİHİN UYGARLIK MÜZESİNE atmıştı.Yüzyıl sonra,1956 yılında,Amerika’da,beyaz yakalı çalışanlar,mavi yakalı çalışanları geçtiği zaman başlayan Bilgi uygarlık çağı da,Endüstri uygarlık çağının sembolü olan,devasa diyebileceğimiz büyüklükteki çelik yapılı koca fabrikaları tarihin müzesine attı.

Endüstri Uygarlık çağında,Amerika Birleşik Devletlerinden sonra,her açıdan dünyanın en büyük ikinci süper gücü olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, haklı olarak,dünyanın en büyük fabrikalarına sahip olmakla,Uzay teknolojisinde,Amerika Birleşik Devletlerini dahi geçmekle öğünüyordu.

Gelin görün ki: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği,Amerika’da 1956 yılında başlayan bilgi uygarlık çağına ayak uydurmakta,gereği kadar hızlı davranamadı.İçerisinde,uyum sıkıntıları,sürtüşmeler,homurdanmalar yaşamağa başladı.Zamanın en büyük politikacılarından,Başkan Michael Gorbaçov,durumu zamanında görerek,sezerek,usta ve akıllı manevralarla,bir kişinin bile burnu kanamadan,koskocaman bir dev olan Sovyetler Birliğini,müstakil ve bağımsız Cumhuriyetlere dönüştürmeyi başardı

Bilgi uygarlık çağının dağıttığı endüstri devi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinden doğan,Rusya,Ukrayna,Kazakistan,Gürjistan,Azerbaycan gibi daha birçok ülkedeki,dev çelik fabrikalar sökülüp,hurda demir olarak satışa sunuldular.Ülkemizden, Ömer Peşli arkadaşım gibi birçok hurda demir tüccarı,Hürra deyip,bu yeni doğan Cumhuriyetlere gittiler.Hurda demir olarak satılan bu fabrika parçalarını satın alıp,ülkemize getirdiler.Tatlı kârlar sağladılar.Bu fabrika parçaları da,HADDANELERE yani hurda demir fırınlarına atılıp,kalın veya ince çubuklar halinde inşaat demiri haline sokuldu.Ülkemizde bum diye patlayan inşaat sektöründe kullanıldı.

Yukarıda 15 madde ile özetlenen değişiklikler yanında,Bilgi uygarlık çağı,Üretim araçları,üretim alanları,Sosyo-ekonomik alanlarda da, getirdiği yeniliklere uygun olarak,köklü değişiklikler yarattı.Birkaçını sayarsak, 

I –Çoğu ve ağırlığı fabrikalar da olan,üretim alanları,ofislere,evlere kaymağa başladı.

II –Endüstri çağının sembolü olan,karı-koca ve iki çocuktan ibaret olan,dörtlü çekirdek aile yapısı küçüldü.Bir çocuk ve daha da yaygın olarak çocuksuz aile sistemine geçildi.

III- Birçok insan,evlilik yerine,evlenmeden bir arada yaşamağa başladı.

IV- Kadın-erkek yerine,bazı insanlar,erkek-erkeğe,veya kadın-kadına yaşamayı yeğlediler.

V- Birçok ülkede,kadın,kadın ile,erkek,erkek ile evlenmek için mücadele başlatıldı..Bazı ülkelerde de,bu mücadele başarıya ulaştı. Amerika’da,Gender PAC cemiyetinin lideri,erkekten dönme bir kadın olan,Riki Ann Willeins bakınız ne ilginç iddialarda bulunuyor. ( insanları, kimlik kartlarında,nufus kayıtlarında,erkek, ya da kadın olarak tanımlamak,baskı anlamına gelir.İnsan haklarına aykırıdır. ).

VI- Endüstri devrinin klâsik okul sistemi değişikliğe uğradı. Zenginlik devrimi yazarları Toffler’ler.Sosyo-ekonomik kurumlarda,bilgi çağının getirdiği değişiklikleri uyum hızlarına göre,çok geniş bir oto-yolda,değişik şeritlerde giden otomobillere benzetiyor.

a- En hızlı şeritte,saatte 160 km.hız ile giden şirketler ve iş dünyası.

b -İkinci şeritte,140 km. hızla giden,sivil-toplum örgütleri.

c- Üçüncü şeritte,100 km. hızla giden aile yapısı.

d-Dördüncü şeritte,50 km.hızla giden işçi sendikaları.

e-Beşinci şeritte,40 km.hızla giden bürokrasi ve düzenleme kurumları.

f-Altıncı sırada,15 km. hızla giden,okul sistemi.

g-Yedinci şeritte,10 km.hızla giden,BM( Birleşmiş Milletler),IMF ( İnternational Monatery Fond)WTA ( World Trade Organisation=Dünya Ticaret Örgütü ve Evrensel Posta Birliği.

h-Sekizinci şeritte,5 Km. hızla giden,politik kurumlar.Kongre,Beyaz Saray,siyasi partiler.

i- Dokuzuncu şeritte,1 Km. hızla giden Adalet sistemi. Öğünerek söyliyebiliriz ki:Toffler’lerin en yavaş şeritte gösterdiği Adalet sistemini bizde,sitemizin AKSAK ADALET ana bölümünde,MANDADAN AĞIR GİDEN ADALETİMİZ olarak yazdık.Ve çok eleştirdik.100 yıl süren davalarımız olduğunu söyledik.Demek ki:Adalet,yalnız bizde değil, her ülkede,devrimleri ve yenilikleri en arkadan izler.Ama Bizde,biraz daha arkadan ve yavaştan gider.

1956 yılında başlayıp hızla gelişen Bilgi uygarlık çağına uymakta yavaş davranan,bu yüzden de,dağılan,endüstri uygarlık çağının devi,Sovyetler birliği yanında,Amerika Birleşik Devletler’inde de, bazı şehirler,en ağır endüstriyi kurmuş olmalarına rağmen,yeni bilgi çağında geri kaldılar. Bunların en göze çarpanı,endüstri uygarlık çağının en önemli şehirlerinin başında olan,Cleveland gelir.Bugün Cleveland,Amerika’nın en kötü büyük şehri olarak anılıyor.Binaları ve mağazaları, yıllarca biriken duman ve kötü havayı taşıyor. Amerika’nın diğer bölgeleri,Üçüncü dalgada,Bilgi uygarlık çağının getirdiği,değişiklik ve yenilikleri yaşarken,Endüstri uygarlık çağının en verimli ve en büyük fabrikalarını bağrında barındıran Cleveland,yeni çağa uyamamanın kurbanı oldu.

Yirminci yüzyılın son yarısında ise BİLGİ ÇAĞI doğmuştur.

Profesör Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler’in son kitabı ZENGİNLİK DEVRİM inden,çok sayıda yeni gelişmeler öğrendik.Bu zenginlik,yenilik ve gelişmelerden,biz de,yeni bir soru ürettik.Bu soruyu,bir anketle,güncelliğimizi ve zihinsel düzeyimizi ölçmekte kullanabileceğimizi düşündük.
Son zamanlarda,çeşitli kuruluşlarda,değişik konularda,anket düzenlemek, adeta moda olmuştu. Bizde,bu modaya uyalım,ve,çoğu kez karanlıkta kalan bir tarafımıza ışık tutalım istedik.Ürettiğimiz soru aynen şu idi. ( Tüketildikçe çoğalan ve çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? ).
Soruyu kısıtlı olan çevreme sormağa başladım.Benim çevremde,çoğu emekli subaylar,emekli Albaylar,emekli kurmay albaylar,emekli generaller,emekli denizciler,emekli valiler,doktorlar,avukatlar,iş adamları,emekli mühendisler,emekli öğretmenler vardı.İlk soruyu,hepimizin ağabey diye hürmet ettiğimiz,92 yaşındaki,bilge kişi,emekli Albay ağabeyime sordum.Soruyu,birkaç kez de tekrarlayıp,acele etmemesini,birkaç gün düşünmesini,her türlü kaynağa başvurmanın,herkesten fikir almanın serbest olduğunu söyledim.Birkaç gün sonra,cevap var mı? Diye sorduğumda,yorgun olduğunu,soruyu bile hatırlamadığını söyledi.Ben de soruyu,tekrar,tekrar,tekrarladım.Ve hatta,ufak bir kâğıda da da yazarak kendisine verdim.Artık,bilge ağabeğimin,soruyu unuttum diye bir mazereti kalmamıştı.
Ayni soruyu,çevremdeki,emekli generallare,kurmay albay emeklisi,albay emeklisi arkadaşlarıma,emekli vali,emekli kaymakam arkadaşlarıma,doktor arkadaşlarıma,mühendis arkadaşlarıma,öğretmen arkadaşlarıma,avukat arkadaşlarıma ve sabahları birlikte yürüyüş yaptığımız,Maliye meslek okulu ve Yüksek ticaret fakültesi mezunu,yalnız bizim zenginlik ölçülerimize göre değil,çok gelişmiş ülkelerin zenginlik ölçülerine göre bile, oldukça varlıklı bir işadamı olan komşuma sordum.Hepsine de düşünmek için,yeterli zamanları olduğunu ve her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini söyledim.Çevrede,bazı kendini beğenmişler,soruyu,deli saçması,saçma-sapan,diye nitelediler.İleriki satırlarda,cevabı açıklanınca,umarız,kendilerine gelecekler.  Çevremdeki yakın arkadaşım,emekli Kurmay Deniz Albay,Komadore,Tahsin Kayran kardeşime de ayni soruyu tekrarladım.Tahsin Kayran arkadaşım,ertesi gün,yanıma geldi.Sen bana,dün bir soru sormuştun.Ben, bunu dün gece düşündüm.Cevabını da buldum.İşte cevabı,şudur,şudur,budur,diye başladı düşündüklerini söylemeğe.Baktım ki:doğru cevaba çok yaklaşmış,adeta yakalamış.Kendisine dedim ki:doğru cevaba çok yaklaştın,tam cevap olmasa da söylediklerini doğru cevap olarak kabul ediyorum.Ama,senden bir ricam var.Ne olur bunu şimdilik çevremizde, kimseye söyleme.Herkese ayni soru soruldu.Onlara zaman tanıyalım.Cevaplarını aldıktan sonra,bunları birlikte yayınlarız.


10 Aralık,2006 Pazar günü,dünürüm Ali Doğan Sinangil’in Kadıköy deki evinde,8 yaşındaki ortanca torunum Hasan Ali Sinangil’in doğum gününü kutluyorduk.Çocuklarımız,damatlarımız ve torunlarımız hep bir arada idik.Biz büyükler bir geniş odada oturup sohbet ederken,Büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu ile,ortanca torunum Hasan Ali Sinangil,odanın bizden biraz uzaktaki bir bölümünde,yere serilmişler,dikkatle ve sabırla,Hasan Ali Sinangil’in doğum günü hediyesi,çok büyük bir yelkenli gemiyi küçücük parçalarını,her parçayı uygun yere yerleştirerek monte etmeğe çalışıyorlardı.Geminin ufak bir bölümü de,ortaya çıkmış gibi görünüyordu.Onlar orada dikkatle gemi yaparken,ben herkesin duyacağı şekilde,yüksek sesle,soruyu sordum.Odadan,iki ayrı yerden,doğru cevap anında geldi.Bizimle birlikte oturan dünürüm İlköz Sinangil hanım ve büyük torunum 10 yaşındaki Kerem Arpacıoğlu doğru cevabı yüksek sesle hemen söylediler.Büyük kızım Seher,oğlu Kerem’e takıldı.Sen dedi:Cevabı İlköz teyzenden duydun.Ondan sonra söyledin.Yani kopye çektin.Kerem de itiraz etti.Hayır ben duymadan kendiliğimden söyledim. Benim yakın çevrem,Yalnız, Istanbul’un değil,tüm ülkenin en kültürlü,en zengin mahalle ve semtlerinden,Yeni Levent teki,OYAK, Ordu yardımlaşma civarı,ORBİR yapı kooperatifi ve Yeni Levent Güzelleştirme ve Kültür Derneğinin ortak lokalinden oluşur.Burada birlikte olduğumuz,hemen her arkadaşıma ayni soru sorulmuştur.Lokalimize bitişik gibi duran,birde,Yeni Levent camimiz vardır.Lokalimizde,oldukça kalabalık bir de cami cemaatimiz vardır.Cami cemaatimize de,ayni soru sorulmuştur.Onlarında ilgisi artsın diye,soru biraz daha açılmış,ana soruyu cevaplamayı kolaylaştıracak,bir ikinci küçük soru da katılmıştır. ( 1- Tüketildikçe çoğalan,çoğaldıkça da, hızla değişen şey nedir? 2-Genelde,büyükler,yani ebeveynler çocuklara öğretir.Ama,bir konu vardır ki:Çocuklar,büyüklerinin,ebeveynlerinin öğretmeni olurlar.Bu konu nedir?.Amerikada,2006 yılı son baharında yayınlanan bir kitaba göre: Kur’anı Kerimde,bu meale uygun ayetler vardır. ).Cami cemaati muhterem arkadaşlarımız,soru ile yakından ilgilendiler.Bunu,cami hocamız,Hasan hoca bulur,dediler.Soruyu ona ilettiler.
Soruyu cevaplamağa çalışan,komşum ve yürüyüş arkadaşım,ayni zamanda,Mason biraderi olup,Bilge locasında,30 dereceye gelmiş,Üstadı Muhterem mertebesine yaklaşmış kültürlü bir kişidir.Soru ile çok ilgilendi.Her gün yürürken,değişik cevaplar getiriyor,ama,doğruya bir türlü yaklaşamıyordu.Civarında rastladığı hemen her tanıdık kişiye soruyordu.Ki:Bunlar,daha çok emekli öğretmenler,iş adamları oluyordu.Aldığı yanıtların hiç biri cevaba yaklaşamıyordu.Komşum,yürüyüş arkadaşım,doğru cevabı bulamamakla sıkıntılı anlar yaşıyordu.Ben, acele etmemesini,soruyu isterse Mason locasına getirip,biraderlere de sorabileceğini,her türlü kaynaktan yararlanabileceğini söyledim.Biraderlere sorup sormadığını bilmiyorum.Aradan 15 gün geçti.Bir sabah,ben senin sorunun cevabını buldum.Dedi.Ve doğru cevabı söyledi.Kendisini içtenlikle,yürekten kutladım.Cevabı nasıl bulduğunu sorduğumda,falan isimli kitabın ön sözünü okurken buldum.Dedi.Gerçekten de bu kitapta doğru cevap vardı.
Aile toplantımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,emekli mühendis arkadaşım,1999 yılında Nar locasından,Üstadı-Muhterem beraatini almış avukat arkadaşıma da ayni soruyu sordum.Onlara da,her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini,diledikleri kişilere danışabileceklerini ve hatta Mason birader localarında konuşabileceklerini söyledim. Her arkadaşa düşünmek için bol zamanı olduğunu,cevabı bulabileceğini tekrarladım.Dedim ki:sonra cevap söylenince,ben bunu neden bilemedim,diye,üzülebilirsiniz Aradan bir ay geçti.Sadece,Kıdemli Deniz Albay,Commadore,Tahsin Kayran arkadaşım cevabı getirdi.( Buz dolabı,beyaz eşya,televizyon,bilgisayar ) Dedi.Bilgisayar diyebilen,bilgiyi de söyler.Çünkü doğru cevap BİLGİ idi.

Amerika Birleşik devletlerinde,Cleveland şehri ,ve dünyada da,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği,yeni gelişen Bilgi ekonomisine uymakta ağır davrandılar ve geciktiler.Bu gecikmenin ve uyumsuzluğun bedelini de çok ağır ödediler.Ekonomi ANTROPOLOĞ’uWillem Wolters,yeni ekonomideki gelişmeleri şöyle tanımlıyor.Her ekonomi,fark edilmeyen ritimlerle titreşir.Ekonomik faaliyet ve harcamalara göre,bankalar,pazarlar ve yaşamlar arasında ritimler oluşur.Doğum anında,kıçımıza vurulan bir şaplakla,her birimiz, bu devam eden muziğin bir parçası haline geliriz.Ekonomik muzik asla susmaz.Bu bir kaos ortamı değil,tam tersine bir düzen ortamıdır.
1970 li yılların sonları ile 1980 li yılların başlarında,ekonomideki bu ritim ve accordu en iyi yakalayan ülke Japonya oldu.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Soğuk savaş döneminde,Amerika Birleşik Devletleri,devamlı büyüyüp,gelişen Sovyet-Sosyalist Devletler Birliğinin dev ekonomik gelişmelerini dengelemek üzere Japonya ile karşılıklı ticaret andlaşması imzaladı.O dönemde,Japonya’nın Amerika da satacak hiçbir malı yoktu.Hatta,hatta Japon gübresi gibi terimler de,günün alay konusu oluyordu.Ekonomist Joseph P.Juran ve Edward Derning’e göre,Japonya bu sorunu,kendi ülkesine yaydığı Amerikan patentli istatistiki kalite kontrol yöntemi ile çözdü.Bu yöntem sayesinde,dünyadan Japonya’ya büyük bir sermaye akımı başladı.Dev yapılı Japon firmaları oluştu.Dünyaya çok kaliteli Japon malları ihracatı başladı.
Bu dev şirketlerin başında,TOYOTA,HONDA,NİSSAN gelmektedir.Yeni milenyumda,yirmibirinci yüzyılda,bugün dahi,Bu dev yapılı Japon şirketlerinin ürettiği otomobiller,Amerika da ve Avrupa da üretilen otomobillere çok açık fark atıyor. 2007 yılının ilk günü TOYOTA,dünyada ilk defa uygulanacak bir teknolojik gelişme haberini veriyor.Ürettiği otomobillere küçük bir analiz cihazı yerleştirecek.Bu cihaz otomobil sürücüsünün ellerinden çıkan terden,kandaki alkol seviyesini ölçebilecek.Bir başka algılama sistemi de,sürücünün göz hareketlerini ve reflekslerini ölçecek.Alkol seviyesi,göz hareketleri ve rerlekslerdeki yavaşlama kiritik seviyelere ulaştığında,direksiyon otomatiğe geçerek arabayı güvenli bir yerde durdurup,park ettirebilecek.TOYOTA bu cihazlarla donanımlı otomobilleri 2009 yılı içinde dünya piyasalarına süreceğini açıklıyor.
 

İlave: 09.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

İnnnovations in manegement: The Japanesse Corparations kitabının yayınlanması ile birlikte,KANBAN terimi ortaya çıktı.Biraz zaman geçtikten sonra,batıda buna, JİT sistemi denildi.Japonya’da kullanılan KANBAN ve batıda kullanılan JİT eş anlamlı olup,müşterilerin değişken,değişen gereksinmelerine,ihtiyaçlarına göre,anında üreten, üretim sistemi anlamına geliyor.Böylece ekonomide,esnek zamanlama ve senkronizasyon yaygınlaşmağa başladı. Senkronizasyon o kadar yaygınlaştı ki:David J anderson ve Sanford üniversitesinden profesör Hais Lee,senkronizasyon ne kadar artarsa,değer o kadar artar dediler.Dünyada çok yaygın,UPS =United Postal Service =( Uluslar arası posta dağıtım Sistemi ) kamyonlarının üzerinde,reklâm olsun diye,( Ticaret dünyasını Senkronize ediyoruz ) diye yazıyordu.Ekonomide SENKRONİZASYON da, anında,eşzamanlı ve eşgüdümlü üretim ve dağıtım demektir.


1956 yılında,mühendis Joseph F.Engelberger ve girişimci George C.Devol,bir akşam, kafa çekmek için bir araya geldiler.İssaac Asimov’un bilim kurgu romanı (Ben.Robot) üzerinde tartıştılar.Bir gün sonra da,evrensel otomasyon anlamına gelen UNİMATİON şirketini kurdular. 5 yıl sonra da,dünyada çalışan ilk robotu yaptılar.Bu başlangıçtan sonra da,bilgisayarlarla çalışan digital teknoloji,bütün Amerika’da ve Japonya’da yayıldı.Japonlar,robotta,daha hevesli ve daha atik davrandılar.Dev TOYOTO şirketi,bu konuda öncülüğü üstlendi.İnsanın yaptığı her işe yakın görevler yapabilen MASSİMO robotları, Japonyada üretildi.

1992 yılına gelindiğinde,dünyada üretilen robotların yüzde 69 unu Japonlar üretiyorlardı.İkinci sıradaki,Amerika Birleşik Devletleri ise, dünya robot üretiminin ancak yüzde 12 sini sağlıyabiliyordu.Japon başarısının ilk sırrı,öğrenmek,öğrenmek,öğrenmekti.ikinci sırrı:Yeni bilginin yaratıcı ticari uygulamalarını geliştirmek.Üçüncü sırrı ise:HIZ dı.HIZ. İşte bu yüzden Japonya’ya çok fazla yabancı para,yabancı sermaye aktı. Japonya’da üretilenler,benzerlerine göre üstün kalite taşıyordu.Bu gün bile,TOYOTO,HONDA,NİSSAN gibi dev Japon şirketleri,Ürünleri ile,Amerika’da ve Avrupa’da üretilenlere göre,kalite açısından büyük fark atıyorlar. Robot dünyasındaki,MASSİMO lardaki dev gelişmelere göz atarken,Mısır piramidlerinde, bir mini robotun marifetlerini sayalım.Aşağı yukarı bir aydır, basında,KEOPS piramidindeki,gizli ve gizemli bir oda hakkında haberler çıkıyor. KEOPS piramidi,M.Ö.2500-3000,günümüzden ise,5500-6000 yıl önce 164 metre boyunda inşa edilmiş.( 164 rakamı,bir milyar ile çarpıldığında,dünya ile güneş arasındaki mesafeyi verirmiş . ). Arkeoloğlar.dünyanın en yüksek piramidi olan KEOPS’un tabanında bir gizli oda keşfettiler. Piramid Rover Mikro Robotu,dışarı görüntü veren bir kamera ile donatılarak,rimut kontrol sistemi ile içeri salındı.Piramid Rover Mikro Robotu,küçük bir delik açarak,içeri sarktı.64 metre ilerledikten sonra,daha gizemli ve bronzla kaplı bir başka kapıya ulaştı.Mısır Antik Eserler Kurulu başkanı Zahi Havass’a göre bu kapı,adına piramid yapılan büyük firavun,KEOPS tarafından özel olarak yapılmış bir gizli odaya açılıyor.Piramidin yapılış plânları ve o dönemde,o bölgede yaşayan papirus belgeleri,o gizli odada saklanıyormuş.Mısır hükümeti kapının zarar görmemesi için uzmanlar görevlendirmiş.Şimdi,bu uzmanlar,farklı bir yoldan bu gizemli odaya girmenin yollarını arıyorlarmış.Bu konuda elimize bilgiler ulaştıkça ,bu satırlarda okuyucu ve izleyicilere ulaştırmağa çalışacağız.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Robotların marifetleri dünya ile sınırlı kalmıyor.Robotlar,uzayda da büyük görevler yapıyorlar.Gezegenler etrafında dolaşırken,dünyaya faydalı bilgiler yolluyorlar.Bir tanesi varki:Kaç senedir Mars’ta dolaşıyor.NASA nın özel bir roketle,yumuşak iniş yaptırarak Mars’a indirdiği MARS ROVER adı verilen, akıllı,tekerlekli ve hareketli robot,Mars’ın yüzeyinde,yavaş,yavaş dolaşırken,fiziksel özellikleri,ölçüm ve analiz sonuçlarını bizlere ulaştırıyor.Kendisine verilen gönderici ve verici bir kamera ile de Mars’taki görüntüleri dünyaya aktarıyor.

Bilgi çağının en zengin adamı Bill Gates,American Scientific dergisinin Aralık,2006 sayısında yazdığı,( Her Eve Bir Robot ) başlıklı yazıda çok ilginç şeyler söylüyor.( 30 yıl önce,Paul Allen ile evimizin garajında,bilgisayar programları yazarken,tüm şartlar ilkeldi.bilgisayarlar nerede ise,oda büyüklüğünde,ağır ve pahalı cihazlardı.İşletmeci yoktu.Bir megahertzlik işlem gücünün maliyeti ,neredeyse 7000 doları buluyordu.Günümüzde bu fiyat bir sente kadar düştü.Ortak yazılım dili yoktu.Ama bir HAYALİMİZ vardı.Her eve bir bilgisayar sokacaktık.HAYALİMİZ,bugün gerçekleşti.Gelecekte de ROBOTLAR,TIPLI BİLGİSAYARLAR GİBİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKLER. Her evde bir robot olacak.Robot sektörünün bugünkü durumu,30 yıl önceki şartlarla ayni.Bu,bir devin doğum sancıları olarak adlandırılabilir.Microsoft robot stüdyosunu kurduk.Robotlar için yazılım hazırlıyoruz. ).

Bundan iki yıl evvel,Sitemizin AKSAK ADALET ana bölümünde,BİYOLOJİK MOLEKÜLER-UYGARLIK ÇAĞINDA CUMHURİYETİMİZ adlı yazımızda,sınıf arkadaşım,meslektaşım,Profesör Dr. Erdoğan Gökay kardeşime şöyle yazmıştım: ( Erdoğan Gökay kardeşim:geleceğin sosyolojisine dair,iki söz de,ben söylemek isterim.2035 yılında veya daha sonra,eğer bir dünya savaşı çıkacaksa,Massimo’lar ile insanlar arasında çıkacaktır.Barışı sağlama çabaları da,Massimo’lar ile insanlar arasında olacaktır.Eğer sen,dişini sıkarsan,barışı sağlayan kişi sen olursun.Çünkü,o zaman,dünyanın en yaşlı insanı sen olacaksın. ).

21 Aralık,2006 günü,İngiltere Bilim işleri komitesi,bakın robotlar hakkında nasıl bir rapor yayınlıyor.

( 2056 yılında,1- robotlarda,insanlar gibi özlük hakları alacaklar.2- Robotlara vatandaşlık hakları da verilecek.Robotlar vergi verecek.oy kullanacak.Askere gidecek. 3- Nasıl,yolun ortasındaki bir köpeğe tekme atılamıyorsa,onunla çok benzer özelliklere sahip,robota da tekme atılamıyacak. 4- Robotlar,ayni zamanda,hükümetin sosyal politikalarından da yararlanacak.Ev yardımı,robotik sağlık hizmeti alacak.

İlave : 08.01.2007

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Robotların gelişimi ile ilgili yazdıklarımıza burada ara veriyoruz.İleride Robotlar ve robotların marifetleri konusunda yeni gelişmeler geldiğinde,gene yazmağa devam edeceğiz.Şimdi Asya’nın diğer ülkelerinde özellikle,şimdiden 1 milyar 200 milyonluk nufusu ile dünya nufusunun beşte birinden fazlasını oluşturan Çin’de durum nedir?.Çin’de neler oluyor?. Onlara bakalım.

1949 yılındaki sosyalist devrimi ile,Mao The Çung’un liderliğinde Çin,sıkı ve disiplinli bir çalışma ile endüstri devrimini yakaladı ve tamamladı.Katı bir merkezî yönetim ile ,bir endüstri devi olmayı da başardı.1980 li yıllara gelindiğinde,yönetimde tam bir merkeziyetçilik uygulanırken,sosyalist sistemin,yarattığı alt birimlerde çalışarak,pişerek,her kademede başarılarını kanıtlıyarak ve adeta süzülerek,yavaş yavaş tepelere tırmanan üst yöneticiler,dünyada olanları yakından izlediler.Özellikle Amerika Birleşik devletlerinde ve Japonyadaki teknolojik gelişmelerden ders almasını bildiler.Ülkenin güney doğusunda,henüz endüstri devriminin giremediği,fakir Guangdong bölgesinde,feodal sistemle ve yaban öküzleri ile çeltik tarlalarını sürüyorlardı.Guangdong bölgesinde ve Dalian da,tarla süren çocukların önüne bilgisayarları attılar.Dünyanın her yerinde çocuklar, ellerine bir oyuncak geçirmesinler.O oyuncaklarla ne oyunlar yaratırlar.Çin çocukları da, aynen öyle yaptılar.Kısa sürede bilgisayarların kullanımını öğrendiler.Oyunlar yarattılar. Sosyalist Çin’in,tepe yönetimlere çıkmış akıllı ve becerikli yöneticileri,bu fakir bölgelere,pek te koministçe olmayan,bölgesel ve şirketsel yönetim biçimi uyguladılar.Karar mekanizmasını merkezden alıp,bölgesel ve şirketsel yönetime bıraktılar.Bu bölgelerde tam bir rekabet sistemi yarattıkları gibi,yabancı sermayeyi ve yeni teknolojiyi davet eden,her türlü kolaylykları sağladılar.İşte o anda,Çin mucisesi de başladı.

İlave : 14.01.2007

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çin mucisesini incelerken,mucizenin yaratılmansa yol açarak,yardımcı olan sosyalist Çin yöneticilerinin yetişmelerine de,kısaca bir göz atalım.

Kapitalist sistemden farklı olarak Sosyalist sistemlerde,politikacılar,en küçük üretim birimlerinde çalışırken,özendirici katılım yöntemleri ile küçük yaşlarda,en küçük üretim birimlerinin sevk ve idaresi ile politikayla tanışırlar.Tabandan tavana doğru her kademede,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,yavaş yavaş sivrilirler ve yükselirler.
Bu sistemin yaratıcısı, bir Tatar çocuğu,sonradan bir tatar delikanlısı olan Viladimir İlyuşin Lenin’in çarlık Rusya’sındaki,gelişip serpilmesi de aşağı yukarı ayni çizgiyi izler.Tataristan diye adlandırılan bölgenin küçük bir köyünde doğan Lenin,kendini kanıtlıyarak,buralardan Moskova’ya ulaştığında,başına gelenler,pişmiş tavuğun başına gelmedi.Hapisler,eziyetler,işkenceler,Sibirya sürgünleri.Sonunda,dünyanın en büyük devrimcisi ve dünyanın en büyük politikacısı unvanını kazanarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini kurdu.1917 yılında,sosyo-politik ve ekonomik gelişim açısından,çağdaşı ve komşusu, Osmanlı İmparatorluğu ile ayni seviyede,tarım uygarlık çağını yaşarken,kısa sürede Endüstri devrimini tamamladı.

1990 lı yıllara gelindiğinde,Endüstri uygarlık çağından,Gelişen Bilgi uygarlık çağına atlamada zorlandığından, ülkesinde, hoşnutsuzluklar,sürtüşmeler başladı.

O dönemin Sovyet-Sosyalist Devletler-Birliği Başkanı Michael Gorbaçov da,Gürcistan’dan başlayan hayat serüveninde,en alt birimlerden,en üst birimlere,çalışarak,yarışarak,tartışarak,sürtüşerek,sivrilerek,yükselerek geldiğnden,ülkesindeki durumu zamanında ve yerinde sezdi.Çatışmalar bile başlamadan,nufusu 250 milyonu aşan koskoca endüstri devi Sovyetler Birliğini,bir kişinin bile burnu kanamadan,ait oldukları cumhuriyetlere ayırmayı başardı.Amerikan Cumhurbaşkanı George W.Bush’un, bugün,Irak’ta yarattığı duruma bakanlar,liderlerin yetişmesi açısından,iki sistem arasındaki gelişme ve politik rekabet arasındaki farkı kolayca anlarlar.

Tıpkı Gorbaçov gibi,Nikita Kruchev’de,Ukraynada,en küçük birimlerde,çalışarak,kendini kanıtlıyarak Moskova’ya gelmişti. Çekirdekten yetişerek,çekirdekten çekişerek,sivrilip yükselen politikacılar ile,meyvadan ve pastadan oluşan politikacıların farkını,Viyana’da,Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı genç,dinamik ve akıllı John F. Kenedy ile,SUBMİT diye adlandırılan, Dünya zirvesinde buluştuğu zaman sergilemişti.( Sizi Amerikan Cumhurbaşkanı seçtiren benim.) Diyerek,genç Kenedy’yi oldukça kuvvetli sarsmıştı.President Kenedy’yide,dünyayı da şaşırtan bu gerçekçi açıklamanın detay ve ayrıntılarını Sitemizin BİLİM VE TABABET ana bölümünün, UYGARLIK DEMOKRASİ VE AVRUPA BİRLİĞİ adlı yazımızda bulacaksınız. "Lütfen hemen tıklayınız."

İlave: 16.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Mao devrimi ile kurulan sosyalist Çinde de,politikacıların ve liderlerin sivrilip yükselmesi,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğindeki ayni çizgiyi izler.Çin’in iyi yetişmiş,tecrübeli,basiretli ve akıllı liderleri,Çin’in güney doğusundaki Guangdong ve Dalian bölgesinde,alt yapı oluşturup,yabancı sermayeyi davet ve teşvik edince,Guangdong ve Daliann’a dünyanın her yerinden yabancı sermaye akmağa başladı.Yabancı sermaye ile birlikte,yeni teknolojileri de çekerek,kısa sürede,Guandong ve Dalian,dünyanın bilgi merkezlerinden biri haline geldi.Merkezci yönetim yerine,bölgesel yönetim,özerklik ve şirket yönetimleri yerleşti.Öyle ki:Çin’in bir bölgesi olup,Pekin’ bağlı olan, Guangdong ve Dalian’ın,Pekin ile ilişkileri,Teknolojik merkezlerle,bilgi merkezleri ile,iş merkezleri ile ilişkilerinden çok daha zayıf kaldı.Batı yarım küresinde,Texas,Güney Californiya ve Kuzey Meksika’nın bazı bölgeleri iki uluslu bölgeler oluşturuyorlardı.Bunlara Kanada daki iş merkezleri de eklendi. Üç uluslu bölgeler oldular.İşte bunlarla sıkı ilişkilere giren,Dalian ve Guangdon Atlantik ile Pasifik bölgeleri arasında bir köprü oluşturdu.Bu devasa ilişkiler sonucunda,Buralara giren yabancı sermaye ve teknoloji ile ilgili bilgi ve rakamları,Toffler’lerin 2006 yılı ekiminde yayınladıkları Zenginlik devrimi adlı kitaplarından alıp aktarıyoruz.Guangdong ve Dalian’a milyonlarca insan aktı.Milyonlarca iş yaratıldı.Bu bölgelerde kişi başına düşen milli gelir,kısa sürede dörde katlandı.Bu başarının sağlanmasında en büyük yardım Amerika Birleşik Devletlerinden geldi.2003 yılında, Amerikalılar,çin’e yatırım için 44 milyar dolar akıttılar.Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri çin ürünleri için,devasa bir Pazar sağladı.Amerikalılar,Çin’den,2003 yılı içinde 150 milyar doları aşkın ürün ithal ettiler.O sıralarda,Çin’in dünya çapındaki ihracatı 436,1 milyar doları bulmuştu.O yıl Çin’in gayri safi hasılatı da,6,5 trilyon dolara ulaşmıştı.
Dünyada, küreselleşmenin en yaygın olduğu ülke çin oldu.2001 yılında çin küreselleşmeyi kullanarak 270 milyon insanını sefaletin pençesinden kurtardı. Çin son 25 yılda 570 milyar dolar yabancı sermayeyi ülkesine çekmeyi başardı.

Dünyanın en katı merkeziyet sistemini uygulayan Kominist Çin’in,en fakir,en geri kalmış bölgelerinden Guandong ve Dalian da,tam liberal sistem uygulanıp,bu devasa ekonomik ve teknolojik başarılar sağlanırken,Yirminci yüzyılın son çeyreği ile,yirmibirinci yüzyılın başlarında,Güney-Doğu Anadolu’muz ile geniş Orta-Doğu bölgesinde neler oluyor onlara bakalım:
 

Bu yazımızda sorduğumuz( Biz olsak ne yapardık be abi? Biz olsak ne yapardık be abla ? sorusunu,hemen her arkadaşıma,vicdanına güvendiğim hemen her yurtdaşıma sordum.Şimdiye kadar, kendilerine hiç sorulmayan,sorulmayacağını sandıkları içinde,hiç düşünmedikleri bu iteleyici,bu can alıcı soru karşısında önce biraz şaşırdılar.sonra durakladılar.Biraz da düşündükten sonra,( Buruk olurduk.hiç te mutlu olmazdık ).Dediler.

Mustafa Kemâl Atatürk,Cumhuriyeti kurarken,80 kûsur yıl önce,ince,keskin vizyonu ile,ileriye dönük gözleri ile,Güney-Doğu Anadolu’nun,Ağa-aşiret- kul düzenini görmüştü.Buralarda yaşıyan insanları,kul düzeyinden,yurtdaş düzeyine çıkarmak için kolları sıvamış,girişimler başlatmıştı.Ama ne yazık,kısacık ömrü,yetmemiş,vefa etmemişti.Ondan sonra gelenler,aşiret içinde yaşayan insanları, bir eşya gibi gören,ahırdaki bir hayvan gibi görüp,icap ettiğinde,gerektiğinde satışa da çıkaran,bu feodal düzen üzerine gitmediler.Gidemediller.Aksine oradaki düzenle birleştiler.Aşiretlerin içinde, çalışan halk,sefalet içinde kıvranırken,aşiret reislerinin,ağaların yaptığı düğünlerde,geline ve damada takılan kilolarca altın takılar,yakalara takılarak,toplanan milyonlarca dolarlar,bugün dahi,anlı şanlı basın ve medyamızın sayfalarını süslüyor.Kesilen koyunlar ve pişirilen yemekler de iştahları kabartıyor.Halk cehalet içinde,sefalet içinde sürünürken,aşiret reislerinin çocukları,ağaların çocukları, Istanbul’da,Avrupa’da çok güzel eğitim,öğretim görüyorlar.Hepsi de mevcut devletle,mevcut sistemle,bütünleşip kaynaşıyorlar.

Aslen Diyarbakır’lı bir Kürt olan Ziya Gökalp,5 köyün sahibi bir Kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Büyük ozanlarımızdan Cahit Sıtkı Tarancı da,Diyarbakır’lı bir kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Millet vekili olan Sedat Bucak,Siverek’te,Bucak aşiret şeyhinin, aşiret ağasının oğludur.Şimdide Bucak kürt aşiretinin ağası,reisidir.İsmini duymaya çok alıştığımız,milletvekillerimzden,eski dış işleri bakanlarımızdan Kâmuran İnan ile,yine milletvekillerimizden kardeşi Saffet Gaydalı,Bitlis’te birçok kürt aşiretinin, reisi ağasıdırlar.Tunceli den, renkli kişiliği ve cebindeki dolarları ile Avrupa’da hesapsız paralar harcaması ile dikkatleri çeken, milletvekillerimizden Kamer Genç te,bir kürt aşiret reisinin,bir ağanın oğludur.Asılları, aslen Kürt olan,Ziya Gökalp’te,yukarda anlatılan saygın kişilerde,Istanbul’da,Avrupa’da çok iyi bir eğitim,çok iyi bir öğretim almakla birlikte,herkesten de, fazla rejimi savunurlar.

Güney-Doğu Anadolu’da,çatışmalar devam ediyor.Orta-Doğu daki savaşlarda kan gövdeyi götürüyor. Ülkemizin hemen bütün kalbur üstü aydınları,2007 yılının Ocak ayı ortasında,Ankara’da üç günlüğüne toplanıp Güney-Doğu Anadolu’da barışı konuştular.Toplantıyı açan büyük yazar Yaşar Kemâl,( Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.Her çiçeğin bir rengi,bir kokusu vardır.İnsanlık kültürlerin üstüne titremelidir.Binlerce kültür çiçeği.Bir çiçeği koparırsanız,insanlık bir kokudan,bir renkten yoksun kalır. ) Diyerek,çok kültürlülüğü çok güzel anlattı.Çok güzel savundu. Ama,aydınlar sonuç bildirgelerinde,Güney-Doğu Anadolu’da,yüzlerce,binlerce yıldır çöreklenmiş, İslâma dayalı Ağa-Aşiret düzenine tek kelime ile bile değinmediler.Aydınlarımızın en büyük noksanı,en büyük yanılgısı da,sanırız, işte burada yatıyor. İslâma dayalı düzen,Güney-Doğu Anadolu’da Ağa-Aşiret düzeni diye sürerken,geniş Orta-Doğu coğrafyasında,yine islâma dayalı Aşiret-Kabile düzeni olarak devam edip gidiyor. Bu iki düzen de kırılıp,buralarda yaşayan insanlar,kul olmaktan kurtulup,YURTDAŞ düzeyine ulaşmadıkça,bu bölgelerde,ne şiddet eksik olur.Ne terör. Ne kan.Nede gözyaşı.Bu eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi,insan tabiatına da ters düşer. Ayni coğrafyada,ayni iklimde,üstelikte daha çorak bölgede İsrail,bu çok önemli sorunu,sosyalizmden,kominizmden alarak adapte ettiği KİBUTZ sistemi ile çözdü.Yahudi’den neden örnek,neden ders alınmaz ki? Biz bu önemli konuyu,aklımızın elverdiği,bilgimizin yettiği ölçüde sitemizin ZALİM SİYASET ana bölümünde,GÜNEY-DOĞU ANADOLU’NUN HAZİN SERÜVENİ yazımızda incelemeğe çalıştık.Arzu edenler,o yazımızı tıklasınlar lütfen.

İlave: 17.01.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Güney-Doğu Anadolu’dan.Orta-Doğu’dan Çin’e dönelim tekrar.Basiretli Çin yöneticileri,öyle özendirici,teşvik edici bir sistem yarattılar ki:Bütün dünyadan Çin’e yabancı sermaye ve teknoloji aktı.2003 yılında Çin,53.5 Milyar dolar yabancı sermaye ile,dünyanın en büyük yabancı sermaye alıcısı oldu.Ve,Amerika Birleşik Devletlerini bile geride bıraktı.2005 yılında bu rakamın, 70 Milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.
1990 lı yıllarda Çin,bir miyar iki yüz milyonu aşan nufusu ile,ülkesini ( Pazar- sosyalizmine),daha doğru bir ifadeyle ( sosyal-kapitalizme) açarak,yeniden yapılanmağa başladı.Yabancı tesislerin,yabancı semayenin,ürünlerin ve paranın serbestçe içeri girip çıkabilmesi için,o güne kadar kapalı olan kapılarını, ardına kadar açtı.
Çin’in öncülüğünü çektiği, bu atılım ile,sadece Çin de değil,dünyanın diğer ülkelerinde de, Senden daha kapitalist olma yarışması başladı.Sayılır.Bununla ilgili olarak,dünyada,birde Uzamsal Mesafe kavramı oluştu.O günlere kadar,uzamsal mesafeye sadece devasa küresel şirketler ulaşırken,internet bağlantısı olan küçük firmalar,ve hatta,ücra köşelerdeki minicik köy girişimleri bile,uzamsal mesafeye,dolayısı ile,küresel ekonomiye ulaşmağa başladı. Bugün insanlar, Dünyanın 510 milyon metrekarelik yüzeyinde,ulaşılmamış tek bir yer bile kalmaması hayalini kuruyorlar.

İlave: 19.01.2006

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Amerika’nın California’da kurduğu ileri teknoloji merkezi Silicon Vadisi,Çin politikacılarının akıllı ve becerikli girişimleri ve basit sayılabilecek özendirici,teşvik yöntemleri ile,kısa sürede Çin’in en geri bölgeleri Guandong ve Dalian da da oluştu.Guangdong,Dalian ve İnci nehri deltası,Hong Kong,Singapur ve Macao ile birlikte,dünyanın en güçlü üretim merkezleri haline geldi.Çin Gelişim Enstitüsü,Guangdong ve Dalian’a bilgi teknolojisi,yeni malzemeler,yeni enerji teknolojisi ve lazer makineları,elektronik entegrasyonlu sistem üretimi gibi ileri teknoloji alanlarının da eklendiğini gözlemledi.
1993 yılında,Meksika,Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada Kuzey-Atlantik Serbest Ticaret Anlaşması,North Atlantik Free Trade Association=(NAFTA) yı kurdu.Meksika ve Birleşik Amerika sınırı boyunca çeşitli iş sahaları açıldı.1,4 milyon yeni iş alanı yaratıldı.Meksika’nın her yerinden buraya ucuz işçiler aktı.
Ama,1990 lı yılların sonlarına doğru,Guandong,Dalian ve Çin’in tamamı ucuz işçi yarışına katılınca,Meksikalı işçilerin 250.000-300.000 kadarı okyanusun diğer tarafına Çin’e kaydı.Amerika ve Meksika’nın Bustamento ve Platronics şirketleri,işçilerine sosyal yardımlar dahil saat başına 2.20 dolar ödüyordu.Bu şirketler işçilerine,saat başına sadece 60 cent ödiyen Çin ile rekabet etmek zorundaydılar. Görünüş öyle idi ki:şirketler,sermaye ve fabrikalar,işçi maliyetlerinin en düşük olduğu yerlere kayıyordu.Bu haberler Afrika’yı çok sevindirdi.Ama,durum öyle değildi.Eğer düşünülen tek şey,işçi maliyetleri olsaydı,Çin’deki fabrikaların hepsinin Afrika’ya kayması gerekirdi.Çünkü dünyada en düşük maliyetli iş gücü,fakirlikten ve açlıktan kırılan Afrika’da vardı.Buna rağmen bu olmadı.Ve olmayacak gibi de görünüyor.Çünkü:Afrika’daki bitmek ,tükenmek bilmeyen savaşlar,yetersiz alt yapı,inanılmaz seviyelere ulaşmış ahlâksızlık,AİDS salgını ve utanç verici rejimler,maaş seviyesi ve işçi ücretleri ne kadar düşük olursa olsun yatırımcıları caydırıyor.Sermaye bir yere akmadan evvel,gideceği yerde,stabilite diye isimlendirdiği,istikrar arıyor.Güvenlik arıyor.Serbesti arıyor.Akıllı ve basiretli politikacıları sayesinde,Çin de,bütün bunlar fazlası ile sağlanmıştı.
 

İlave: 21.01.2007

 ----------------------------------------------------------------------------------------------

Kenichi Olmac, The Next Global Stage adlı kitabında, Sosyalist Çin’de, DALİAN da bir bölge devlet haline geldi. Diyor.

 

10 Yıl Önce

10 Yıl Sonra DALIAN

Teoride Çin’in bir parçası olmasına rağmen, Pekin ile ilişkileri ve bağlantıları dünya çapındaki iş merkezleri ile olan bağlantılarından daha zayıftır. Çin Gelişme enstitüsünün yazdığına göre, Quandong ve Dalian gelişen yeni teknoloji ile birlikte,bilgi teknolojisi,yeni malzemeler,yeni enerji,

biyo-teknoloji, lazer makineleri, elektronik entegrasyonlu sistem üretimi gibi alanları da bölgesinde geliştirmeyi başarmış bulunuyor. Unutulmasın ki:10 yıl önce bu bölgeler,yaban öküzleriyle çeltik tarlalarında saban sürülen yerlerdi. Şimdi ekin tarlalarının  yerinde, bilgisayar çipi,radyo,oyuncak ve giysi üreten fabrikalar var. Procter&Gamble, Nestlé, Coca-Cola, Mitshubishi gibi dünyanın dev şirketleri burada yatırım yapıyorlar.General-Electiric, Toyota ve diğerleri gibi dünya devleri araştırma-geliştirme merkezlerini buralarda kuruyor. Case Western-Reserve de yapılan araştırmaya göre ,buralarda yapılan yeniliklerin bazıları,Örneğin Cleveland ta ve Amerikanın teknolojik diğer yerlerinde bile yok.Totaliter çin,karar verme mekanizmalarını,akıllı bir yaklaşımla,tıpkı bir şirket gibi,kendi kendini yöneten,otonomik bölge merkezlerine aktarıyor.Bu yüzden de,bu bölgeler dünyanın yeni ilgi odağı haline geliyor.Dünyaca yaratılan bu rekabet sayesinde,dünyanın IQ su en yüksek insanları,ya bu yörelerde yerleşiyor.Yada geçici olarak buralara gelip gidiyor.

Yer yüzünde havayı en çok kirleten,dünyayı en çok ısıtan ülke Çin dir.Çünkü:Çin, endüstrisinin,enerjisinin ve ekonomisinin çok büyük bir bölümünü Kömür yakmak üzerine kurmuştur.Kömür ise,atmosfere en çok karbon dioksit salan,havayı en çok kirleten,dolayısı ile küresel ısınmaya en çok sebep olan yakıt türüdür.Her nimetin bir külfeti,her kazancın da bir bedeli vardır.Doğa kendisine yapılan haksızlığı asla affetmez.Öcünü alır.İşte,küresel ısınmanın getirdiği felâketlerin en büyüğü KURAKLIK ve KUM FIRTINALARI, bugün her ülkeden daha çok,Çin’i vuruyor.Çin’in özellikle kuzey ve Kuzey-Batı bölümleri amansız kum fırtınaları ile boğuşuyor.Çin de 30 milyonu aşkın insan kuraklıktan içecek su bulamıyor.

Son gelen haberlere bakılırsa,yukarıdaki satırlarda devasa gelişmesini anlattığımız,Çin’in Güney-Doğu bölgesi Quandon ve Dalian eyaletlerinde 2007 yılının ortalarında,tarımda kullanılan su,endüstride kullanılan su ve içme suyu KARNEYE BAĞLANACAK.

Küresel Isınma konusunu biz,www.demokrasidedevrim.com sitemizin,Bilim ve Tababet ana bölümünde, BİLL CLİNTON VE KÜRESEL ISINMA bölümünde yazdık lütfen tıklayınız.

Bu sebeple,teknolojik dünyada,( Kişisel Uzamsallığın Ötesine geçiş ) kavramı da gelişti.Dünya nüfusunun yüzde sekizi,yani yarım milyar insan,her yıl yurt dışı seyahatler yapıyor.Bu rakam,1650 yılında,endüstri çağının şafağındayken,dünyada yaşayan tüm insan sayısına eşit.Biz insanlar,hangi amaçla olursa olsun,hareket halinde yaratıklarız.
Harekert halinde olanlar,sadece insanlar ve ürünler değil.Dünyadaki, para da kişisel ve ülkesel uzamsallığın ötesine geçiyor.Bir ivme,hızlı bir hareket kazanıyor.Dolar dünya ülkeleri arasında dolaşıyor.Adeta fink atıyor.Ülkemiz de dahil,dünyada birçok ülke birikimlerini kendi para birimleri üzerinde değil dolar üzerinden yapıyorlar.Bugünkü dünyanın en güçlü ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletlerinin para birimi dolar,sadece Amerika’nın parası değil.Amerika dışında,yabancıların elinde dolaşan dolar miktarı,kimi ekonomistlere göre,Amerikalıların elinde olandan daha da fazla.Hızla dolaşan bu dolarların büyük bir kısmı Çin’e aktı.Çin teknolojisini ve Çin ekonomisini yarattı.Çin ekonomisi ve Çin teknolojisi o kadar gelişti ki:Yirmi birinci yüzyılın başlarında yapılan ekonomik tahmin ve hesaplara göre,Çin’den tüm dünyaya yapılan ihracat 2009 yılına varmadan,halihazırda dünya ihracat şampiyonları olan,Almanya ve Amerika Birleşik Devletlerini de geçecek.Yani çok kısa bir süre sonra 2009 yılına varmadan Çin,Dünya ihracat şampiyonu olacak.Çin’in önemli ihracat ürünleri,binlerce yıllık geleneksel Çin endüstrisi TEXTİL ürünleri yanında,büyük ölçüde,elektronik malzeme,beyaz eşya ve Bilgisayar yazılımlarından oluşuyor..Çin ihracatının büyük bölümü özellikle,elektronik,beyaz eşya ve yazılımlardaki ihracat, yüzde 60 oranında yabancı sermayeden sağlanıyor.Görüldüğü gibi Çin,akıllı teşvik, ve sağladığı kolaylıklar sayesinde çektiği yabancı sermayeyi kullanarak,hem üretimini arttırıyor.Hem de yeni teknolojiler kazanıyor.Parasını kullandığı,teknolojisini aldığı gelişmiş batı ülkelerine de sonradan devasa mal gönderiyor.İhracat yapıyor.
Halihazırda dünya ihracat şampiyonluğunu elinde tutan Almanya,2006 yılında,2005 yılına göre,ihracatını yüzde 13 arttırdı.2006 yılında dünyaya 893 küsûr milyar euro değerinde rekor bir ihracat yaptı.Ama öyle görünüyor ki: 2009 yılında,belki de 2009 a varmadan gelecek yıl,Almanya, dünya ihracat şampiyonluğunu Çin’e kaptıracak.Bugün bile Çin,dünyada mevcut tüm elektro-mekanik ihracatının dörtte birini,yüzde 25 ini sağlıyor.Çin, ihracatının çok büyük bir bölümünü,akıllı bir şekilde kullandığı yabancı sermaye ile sağlıyor.
Çin’in binlerce yıllık geleneksel endüstrisi TEXTİL de,tarihsel seyir içinde dikkatle izlenirse,aşağı yukarı buna benzer bir serüvenle karşılaşılır.Dünyada endüstrinin ilk başlangıcı,Fransızcada fuseau,İngilizcede Spindle, denen İĞ in icat edilmesinden sonra oldu..Yani bildiğimiz, analarımızın yün eğirdiği İĞ in icadından sonra.Dünyada ilk endüstri TEXTİL,textilin,dolayısı ile endüstrinin ilk aleti de İĞ dir.Dünyada en eski iğ kalıntısı,Van vilayetimiz hudutları içindeki kazılarda tesadüfen bulundu.Yapılan karbon yaşı analiz ve araştırmaları,dünyanın en eski endüstri aleti olan bu iğ in 10.000-11.000 yaşında olduğunu gösterdi.Demek ki: 40.000 yılını mağarada geçiren insanoğlu,Anadolu mağaralarında yaşarken,mağaradan çıkıp dışarıda da yaşamağa karar verince,atalarımız,daha doğru bir deyimle ANA-ATALARIMIZ,çocukları,evlâtları üşümesin diye,hayvan yünlerini eğirip esvap yapmak ve evlâtlarını örtmek istediler.Ve bu amaçla, İĞİ icat ettiler.Bu konudaki biraz daha detaylı bilgiler,demokrasidedevrim.com adlı internet sitemizin,bilim ve tababet ana bölümünde,ENDÜSTRİNİN İLK ALETİ İĞ başlığı altında vardır.Arzu edenler,lütfen o bölümü tıklasınlar.Nasıl olmuşa olmuş,Anadolu’da icat edilen İĞ,sonradan Çin de de öğrenilmiş.Antik , çalışkan ve akıllı Çinliler,birkaç iği bir araya getirerek,en ilkel dokuma çıkrıklarını yaptılar.Ülkelerinde çok bol olan ipeği de bu çıkrıklarda işleyerek kumaş haline getirdiler.Bu ilkel çıkrıkları geliştirdiler.ipek tezgâhları yaptılar.İşte bu ipek tezgâhlarında dokudukları parıltılı,göz alıcı ipek kumaşları binlerce yıl,meşhur tarihsel İPEK YOLU nu kullanarak,deve kervanları ile hemen dünyanın her yerine sattılar.Bu kervanlar Avrupa’ya ve dünyanın başka yerlerine giderken hep Anadolu’dan geçerler.Sonra tekrar Çine dönerken de yine Anadolu yolunu kullanırlar.Nasıl,antik Çin Anadolu’da icad edilen iği alıp,Anadolu’yu ve dünyayı kumaşa boğmuş, doyurmuşsa,yeni Çin de atalarının yolunu izleyerek.Gelişmiş Batı dünyasının,özellikle de Amerika Birleşik Devletlerinin sermayesini ve teknolojisini alarak dünyayı modern ürünleri ile sarıyor.Sermayesini ve teknolojisini aldığı gelişmiş ülkelere,modern,kaliteli ama,ucuz ürünler ihraç ediyor.
1990 lı yıllarda,Çin’deki bu hudutsuz gelişmelere bakan hemen her ülke ÇİN MUCİZESİ nden söz ederken,,arı gibi çalışkan,karınca gibi birbirinin ayağına basmadan,tertipli,nizamlı- intizamlı ve devamlı çalışan bir milyar iki yüz milyonluk Çin insanı ile rekabet edemeyen ülkeler ve şirketler,yirmi birinci yüzyılın başlangıcında ÇİN İŞKENCESİ nden bahsetmeğe başladılar.Kendi devletlerinden ve dünyadan Çin ihracatına karşı kısıtlama,kendi sanayileri için de koruma istiyorlar.Ne kadar da haksız istekler.Bunda Çin insanının bir kusuru yok ki:Zenginlerin ve batının yaratıp empoze ettiği,rekabeti ve serbest piyasa ekonomisini kullanıyorlar.İşte serbest piyasa ekonomisi,işte rekabet,işte de ÇİN.
Özellikle,Quandong ve Dalian bölgesi olmak üzere,koskoca Çin,çektiği dolarlar ve yarattığı rekabet sayesinde,küreselleşmenin en yoğun yaşandığı yerler oldu.
Ama,devrimci zenginlik sistemi ile gelişen küreselleşmede,yine rekabetten ötürü, kalıcı olabilecek pek az şey vardır.Devamlı gelişmeyi başarabilen,kalır.Başaramayan ise,yerini rakiplerine bırakır.

Ekonomik sözcükte,en yanlış anlaşılan,en yanlış kullanılan,en yanlış fikirler oluşturan kavram küreselleşme oldu.Harriet Rabitt,( kötü alışkanlıklarımız,erdemlerimizden daha çabuk küreselleşiyor ) Diyor.Uyuşturucu gibi,sex ticareti gibi.Belki de, bu yüzden dünyada,küreselleşme-karşıtı akımlar da güçleniyor.Newsweek dergisi,1991 yılında,40 büyük gazete ve dergide yaptığı araştırmada,bütün dünyada,sadece 158 küreselleşme ve küreselleşme-karşıtı makale buldu.Bu rakam 2000 yılında 17638 e çıktı.( Küreselleşme taraftarı ve küreselleşme-karşıtı yazıların ileride bizi boğacağını söyleyebiliriz. ) Diyor. Birleşmiş Milletlerin yaptığı araştırmalara göre,dünyadaki uyuşturucu gibi yasa dışı maddelerin yıllık ticareti 400 Milyar doları buluyor. Ve bu rakam,dünya ekonomisinin yüzde sekizini oluşturuyor.En son teknolojileri kullanan narkotik endüstrisi,birçok ülkede resmi ekonomiyi gölgede bırakıyor.Dünyanın bir ucundan diğerine uzanıyor.
Uyuşturucu ve narkotiklerin yanı sıra,Sex ticareti de korkunç boyutlara uzanmış görünüyor. UNİCEF in yaptığı araştırmalara göre,dünyada,her yıl çoğu kız olan bir milyon yoksul genç sex ticaretinin kurbanı oluyor.Foreign Policy editörü Moises Naim şöyle diyor. ( Uyuşturucu,silâh,fikir eserleri,para ve çoğu kadın ve çocuklar olmak üzere insanlar,uluslar arası ağlar kullanılarak dev kârlar elde etmek için yasadışı yollardan alınıp satılan yegâne şeyler değil.İnsan organları,soyu tükenmek üzere olan canlılar,çalıntı eserler ve hatta zehirli atıklar bile alınıp satılıyor.Küreselleşme ile birlikte,giderek artan bu utanç verici kazanç yolları,küresel karşıtı akımları doğurdu.Amerika Birleşik Devletlerinde peş peşe gelen hükümetler,özellilkle 8 yıllık Bill Clinton hükümetleri ve hatta şimdiki George W.Bush hükümetleri,küreselleşme konusunda dünyaya bir Mantra sundular.Küreselleşme ve küreselleşme ile birlikte,özelleştirme ağırlıklı liberalleşmeyi,serbest ticareti,dünyadaki herkese yarayacak,yoksulluğu ortadan kaldıracak,demokrasileri güçlendirecek,bir sistem,bir alet olarak sundular.Bu mantra gerçek te olabilir.Yutturmaca da.Ayırdına varmak ise,diğer yerlerde,özellikle Orta-Doğu da yaşayan akıllı kafalara , akıllı beyinlere düşer.Küreselleşme taraftarları ve küreselleşme karşıtları küreselleşme ile liberalleşmeyi bir tuttular.Yanlış bir anlayışla, adeta eş anlamlı sandılar.
Birde,küreselleşmenin yaratacağı faydaların,zenginler ve yoksullar arasında,zenginlerin yararına,yoksulların zararına paylaşılacağı gerçeği dünyaya yayılınca,dünyadaki küreselleşme karşıtı akımlar kuvvetlendi.Amerikan düşmanlığı arttı.
Küreselleşme karşıtı hareket,Politik literatüre,ANTİ-Globall =KÜRESELLEŞME-karşıtı ve ZIT-Globall=KÜRESELLEŞME zıddı terimlerini de getirdi.Anti-globaller,küreselleşmeye tamamiyle karşı çıkarken,zıt-globaller,küreselleşmenin geliştirdiği kurumlar olan,Birleşmiş Milletleri ve diğer bazı uluslararası kuruluşları şiddetle destekliyorlar.
Anti-global=Küresel karşıtları,hayvan hakları fanatikleri,feministler,neo-feministler,faşistler,neo-faşistler,çevreciler ve diğer protestocu gurupları oluşturuyor.Şüphesiz ki:En önemli ve en etkili küreselleşme karşıtları savaş ve terörizmdir.Bu arada bilim de,radikal çevrecilerin saldırısına maruz kalıyor.Bugün bilime karşı açılmış bir gerillâ savaşı ile karşı karşıyayız..Bu savaşın aptal amacı,bilim adamlarına,neyin araştırılıp,neyin araştırılamayacağını söylemek. Amerika Birleşik Devletlerinde, yakın zamanlarda,tıp araştırmacıları olarak tanınan doktorlar,bir sabah posta kutularını açtıklarında,zarf kapaklarının içlerine bantlaşarak tutturulmuş JİLETLER buldular.Bu jiletler,araştırmacı bilim adamlarının hayvanlar üzerinde yaptıkları deneyleri durdurmak isteyen hayvan hakları savunucusu cemiyetlerin korkunç bir uyarısı idi.Eğer deneyler durdurulmaz ize daha büyük tehditlerin geleceği bildiriliyordu. Hayvanlar üzerindeki deneyleri yasaklama yanında,bitkiler üzerinde yapılan genetik araştırmaları engellemek için de,girişimler gelişti.Zimbabwe,de ve daha birçok Afrika ülkesinde,milyonlarca insan,Birleşmiş Milletlerin yaptığı hesaplara göre,tüm Afrika kıtasında 29 milyon insan açlıktan bugün ölmek tehlikesi ile karşı karşıyadır.Bu tehlike karşısında,insanoğlu nasıl davranacağını şaşırmış durumdadır.Her zaman olduğu gibi bilim bu kıtlığa,bu hastalığa çareler üretmek için paçaları sıvamış gibi görünüyor.Genetik alandaki yeni bilgileri uygulayarak bilim,bitkilerin genetik yapısında değişiklikler yaparak,daha verimli,daha bol,daha besleyici ürünler yapabilme çabasına girdi.GENETİK MUTASYON da denilen bu araştırmaların öncülüğünü MONSANTO gibi bazı büyük şirketler üstlenmiş durumdadır.Gelin görün ki:Anti-globaller=Küreselleşme karşıtları buna da karşı çıkıyorlar.Daha iyi,daha dayanıklı,daha verimli organizmalar,bitkiler ve ürünler geliştirmeyi amaçlayan bu çalışmalara G M O ( = GENETİK MODİFİED ORGANİSM=genetik bakımdan değişime uğratılmış organizma ) adı veriliyor.Anti-Globaller,küreselleşme karşıtları,Monsanto ve bunun gibi şirketlerin duvarlarına,Katil Monsanto,G M O lara hayır diye yazıp,tehditler savuruyorlar.Bu kervana Prince Charles ta katılıp,bilimi, anlayışlarımız ve inançlarımız üzerinde diktatörlük kurmakla suçluyor.Anti-Global küresel karşıtları nasıl,hayvanlar ve bitkiler üzerindeki çalışmalara savaş açmışsa,Hiristiyan kiliselerinin ve hukuk sistemlerinin de,Embryo-kök hücre çalışmalarına ve insan kopyalama konusuna bakış açıları da,küresel-karşıtlarınınkinden pek farklı değil.Onlarda,embryo-kök hücre araştırmalarını ve özellikle insan kopyalamayı yasaklıyorlar.Belki de: dünyada ilk defa,bilim karşıtı bir sivil toplum hareketi,hukuk sistemi ve Kilise görüşü ile örtüşüyor.Birleşiyor.
Kiliseler,embryo-kök hücre araştırmalarını ve özellikle insan kopyalamayı ( Tanrının işine karışmak olmaz Günahtır. ) gerekçesi ile yasaklıyorlar.Tıpkı geçmişte ve tarihte,dünyanın döndüğünü ispatlayan Galileo Galilei’yi yasaklayıp,ölüm cezasına çarptırdıkları gibi.Ama,ceza ne kadar ağır olursa olsun,bilim yasak dinlemez.Eskiden dinlemedi.Şimdi de dinlemiyor.Gelecekte de dinlemeyecek.Nitekim,bugün,halkı sefalet içinde yüzen,bazı Orta-Doğu Arap ülkelerindeki, Karun’dan da zengin,bol paralı Arap şeyhleri,kendilerinin kopyalanmasına merak sardılar. Zahmetsizce petrolden sağladıkları dolarları bastılar. İtalya’daki,araştırmacı hekim, Dr.Severino Antinori'de, onları kopyaladı.

  

Yasalara eleştiri. Kili- seye başkaldırı. İşte Dr.Severino Antoniori ve kopya bebek

3 yıl evvel ve daha sonra doğan kopya bebekler,şimdi çocukluk dönemlerini yaşıyorlar.Biraz büyüdüklerinde,onlar hakkındaki bilgiler, dünyaya yayılacak sanırız.

Aslında,kopyalama yolu ile erkeklerden üretilen bebekler,öz-annesi olmayan bebeklerdir.Yine kopyalama yolu ile kadınlardan üretilen bebekler öz-babası olmayan bebeklerdir.Öz-annesi olmayan bebekle,Öz-babası olmayan bebek deyimlerini,yeni teknolojinin getirdiği metodlarla üretilen bebekleri tanımlamak üzere,Türkçemizde ilk defa biz ürettik.

Erkeklerden kopyalanan bebekler,öz-annesi hiç olmamış ve öz_annesi hiç olmayacak Oğlanlar,kadınlardan kopyalanan bebekler ise öz-babası hiç olmamış ve öz-babası hiç olmayacak kızlardır. Bugün dünyada kaçak sürdürülmek zorunda bırakılan İNSAN KOPYALAMA ve Embriyo hücreleri kullanılarak yürütülen DOKU ÜRETME ile ORGAN TAMİRİ ve ORGAN NAKLİ çalışmaları

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

      Uzun bir suskunluktan sonra nihayet Dr. Severino Antoniori meslektaşımızdan ses geldi. Buna çok sevindik ve aynen yayınlıyoruz. Bundan sonra da bilgilerin geleceğini umutla bekliyoruz. Bilgiler geldikçe bu sayfalarda ve bu satırlarda sizlere gene aktaracağız.

Dr. Hasan Horto, 8 Mart,2009

 

‘Klon bebekler dokuz yaşında’

İtalyan doktor Severino Antinori, 2000 yılında klonladığı ikisi erkek biri kız 3 bebeğin Doğu Avrupa’da bir şehirde aileleriyle birlikte yaşadıklarını açıkladı

Klonlanmış bebekler var ve şimdi dokuz yaşındal

İnsanın genetik kopyalanması yöntemiyle ilk uğraşan İtalyan doktor Severino Antinori klonlama yönetimyle üç bebeği dünyaya getirdiklerini, bunların dokuz yaşında olduğunu ve Doğu Avrupa’da yaşadıklarını söyledi

 

Üç kolon insan var ve Doğu Avrupa'da yaşıyorlar

İnsan klonlamaya yasak getirilmişti. Ama tüp bebek uzmanı ünlü doktor şok bir açıklama yaptı. Doktor, klonlama (genetik kopyalama) yöntemiyle 3 bebeği dünyaya getirdiklerini, bunların 9 yaşında olduklarını ve Doğu Avrupa'da yaşadıklarını söyledi.


Dünyada kopya insan yöntemiyle uğraşan ilk doktor olarak tanınan İtalyan Severino Antinori, klonlama (genetik kopyalama) yöntemiyle 3 bebeği dünyaya getirdiklerini, bunların 9 yaşında olduğunu ve Doğu Avrupa'da yaşadıklarını söyledi.


Antinori, İtalya'da yayımlanan Oggi dergisinin yarın yayımlanacak sayısındaki demecinde, “İnsan klonlama tekniğiyle 3 çocuğun doğmasına yardımcı oldum. İkisi erkek, biri kız ve bugün 9 yaşındalar. Sağlıklı doğdular ve şu anki sağlık durumları da çok iyi” ifadesini kullandı

 

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

     

 Hiç şüphemiz olmasın,yasaları da kiliseleri de zorlayacaklar,ve dünyada yaygınlaşacaklardır. Teknoloji ve bilimin bu kaçınılmaz zaferi,kısa sürede ülkemize de gelecektir.İşte o zaman, bizim bugün internet sitemizde ürettiğimiz ÖZ-ANNESİ HİÇ OLMAMIŞ OĞLAN ÇOCUKLARI ile ÖZ-BABASI HİÇ OLMAMIŞ KIZ ÇOCUKLARI deyimlerimiz Bilim ve Teknoloji diline girecektir.

Umudumuz ve dileğimiz odur ki: Bu ileri teknolojik ve bilimsel çalışmalara BİZİM BİLİM İNSANLARIMIZ ÖNCÜLÜK ETSİN.İnsan kopyalama ve özellikle embryo-kök hücre araştırmaları, yalnız Dr.Severino Antinori ile sınırlı kalmadı. Dünyanın çeşitli yerlerinde, kaçak olarak devam edip gidiyor. Çünkü: Yasaklar onlara başka yol tanımıyor. Oysa ki: özellikle embryo-kök hücre çalışmaları ile elde edilen,üretilen yeni dokular ile,insan hayatını tehdit eden,tedavisi imkânsız gibi görünen birçok amansız hastalıklar tedavi edilebiliyor. Düzeltilebiliyor. Bizde, bilimin önündeki bu amansız ve manasız engelin önlenmesi için,karınca kararınca yardımcı olmak  istedik. web sitemizin, Aksak Adalet ana bölümünde (İnsan Hakları Mahkemesi yüksek Katına) başlıklı yazımızda hem neden dolayı insan kopyalama tekniğinin bazı özürlü insanlar için tek üreme yolu olduğunu yazdık. Hem,ayni zamanda,İnsan kopyalanma hakkının insan hakları kapsamına alınması için, İnsan Hakları Mahkemesi ne dava açtık. Aradan 2 yıl geçmiş olmasına rağmen henüz yüksek mahkemeden olumlu ya'da olumsuz bir yanıt almış değiliz. Alınca gene bu satırlarda yayınlayacağız.

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Kuruluşun dan beri 10.000 yıldır karışıp,harmanlanan,alaşımlaşan Anadolu kültürünü öne çıkararak,ANADOLU KÜLTÜR BİRLİĞİ ve ANADOLU KÜLTÜR KARDEŞLİĞİ yaratma çabasındaki demokrasidedevrim.com sitemizde,zaman zaman kültür ile ilgili,kültür jimnastiği yaptıran anket soruları düzenlenir.Ve her kesimden insana sorulur.İlk üretilen soru BİLGİ üzerine idi.Bu anketten alınan sonuçları sitemizin Bilim ve Tababet ana bölümünde,uygarlık aşamaları yazımız ile Politika ve Askerlik yazımızda yayınlamış bulunuyoruz.

İkinci olarak hazırlanan anket sorusu aynen şöyledir. ( Bilimsel-Biyolojik açıdan siz,hiç öz-anası olmamış ve öz-anası hiç olmayacak çocuklar gördünüz mü ?

Duydunuz mu ? Düşünebiliyor musunuz ?

Anket sorusunu yakın çevreme ve her gün devamlı gittiğim Levent Güzelleştirme derneği lokalindeki arkadaşlarıma sordum.Benim yakın çevremde,çoğu emekli doktorlar,mühendisler,avukatlar,emekli generaller,emekli albaylar,emekli valiler,kaymakamlar,emekli öğretmenler,iş adamları vardır.Soruyu birkaç kez tekrar ederek,düşünmek için yeterli zamanları olduğunu,acele etmemelerini her türlü kaynaktan yararlanabileceklerini söyledim.Aradan uzunca bir zaman geçmiş olmasına rağmen olumlu ve doğru yanıt verilemedi.

11 Mart,2007 günü eşim Nergis hanım ile çok yakın kıymetli arkadaşım elektirik mühendisi Kadrettin Ayyıldız’ın doğum yıldönümü idi.Eşi Işın hanım bizleri evinde topladı.Ayni soruyu arkadaşım Kadrettin Ayyıldıza da tekrarladım. ( Bilimsel-Biyolojik açıdan,Siz hiç,öz-annesi olmamış ve öz-annesi olmayacak bebekler gördünüz mü ?.

Duydunuz mu? Düşünebiliyormusunuz ?).Arkadaşım Kadrettin Klonlama,kopyalama ile ilgili olmasın.Dedi.Elektirik mühendisliği Biyoloji sorusunu hemen yakalayabilmişti.Az sonra arkadaşımın oğlu Cüneyt Remzi Kitabevinden aldığı,içinde iki kitap sarılı bir paket ile babasının doğum gününü kutlamağa geldi.Kitaplara bakılır dedik. Ve hemen açtık.Kitaplardan biri büyük bir atlas niteliğinde idi.İçinde,yazılardan daha çok makine çizim ve resimleri vardı.Bu,beni pek sarmaz. Dedim.Cüneyt babam mühendis olduğu için özellikle seçtim.Dedi.Yüzyıllar önce Leonardo de Vinci çizmiş ve yazmıştı kitabı.İçinde uçak resmi bile var.Dediler.

İkinci kitap,ilgimi çok çekti ve beni heyecanlandırdı.İletişim yayınları Orhan Pamuğ’un,10 Aralık,2006 günü Nobel ödülleri dağıtılırken yaptığı enfes konuşmayı kitap haline getirip basmıştı.Ben hemen söze karışıp,bu konuşmayı başından sonuna kadar büyük bir haz ve büyük bir zevkle dinledim.Çeşitli kaynaklardan da okudum.Dedim.30 Mayıs,2006 günü,yani Orhan Pamuk Nobel’e aday olmadan 6 ay önce yazdığım,Zalim Siyaset Ana bölümümüzdeki ORHAN PAMUK ve NOBEL başlıklı yazımıza da bu veciz konuşma hakkında övgüler koydum.Aslında ORHAN PAMUK ve NOBEL yazımızda ben,Orhan Pamuğ’un Nobel’e seçilişinden 6 ay önce,

( Orhan pamuk, sırf Kara Kitabındaki Şehzade Celâleddin efendinin Hikâyesi adlı yazısı ile bile NOBEL’i hak etmiştir. ) Diye yazmıştım. 10 Aralık,2006 günü,Orhan Pamuk ve Nobel yazısına koyduğum övgüyü aynen buraya alıyorum.

( 1453 tenberi, ilk defa, bir İstanbul,bir Anadolu çocuğu,Anadolu’nun 10.000 yılda harmanlanıp,alaşımlaşan kültürünü,bir senfoni orkestrası gibi,uyumlu bir accord içinde,dünya kültürü ile birlikte titretti.Birlikte dinletti.Ve dinleyen herkesin gözlerini yaşarttı. ).

İşte gene açıkça görüldüğü gibi,bu topraklarda nereye el atsan,nereyi karıştırsan,nereyi eşelesen 10.000 yıla uzanan ANADOLU KÜLTÜRÜ fışkırıyor.Anadolu kültürü bu topraklardan gelip geçen,bu topraklarda yaşamış ve bu topraklarda yaşayan kültürlerin toplamı,kültürlerin harmanıdır.Ve de,Anadolu kültürü, bu topraklarda yaşamış,bu topraklarda yaşayan insanların ortak malıdır.

İyi bir sanayici ve tüccar olan komşum Muharrem Cömert ile ben,hemen her sabah,Etiler Huzur evinin geniş ve temiz bahçesinde birlikte yürüyüş yaparız.Komşum Muharrem Cömert değişik sosyal ilişkileri ve zevkleri olan olgun bir kişidir.Ayni zamanda İstanbul Mason Localarında Üstadı muhterem seviyesine yükselmiş bir Mason üstadıdır.

Birkaç gün önce,bir sabah vakti ayni anket sorusunu ona da yönelttim.

( Bilimsel-Biyolojik açıdan siz,hiç öz-anası olmamış ve hiç öz-anası olmayacak çocuklar gördünüz mü ? Duydunuz mu ? Düşünebiliyormusunuz ?

Soruyu komşum düşünürken,elinde faraj ve süpürgesi ile ağaçlardan düşen yaprakları toplayan Etiler Huzur evinin temizlik işçisi Mehmet Dal, kulak misafiri oldu ve soruyu duydu.Komşum soruyu düşünedursun,Mehmet Dal, hemen cevabı yapıştırdı. KOPYA BEBEKLER .

Mehmet Dal’a, evde bilgisayar,internet var mı? Diye sordum.

Var dedi. ( Ekmeksiz,yemeksiz ederim ama,onlarsız edemem ).Diye ilâve etti,Etiler Huzur Evi temizlik işçisi Mehmet Dal.

 

 

 

10.000 yıllık Anadolu Kültürünün bir parçası GaziAntep’in Kilis ilçesinden,Etiler huzur Evi Temizlik işçisi Mehmet Dal

( 10.000 yıllık Anadolu Kültürünün bir parçası GaziAntep’in Kilis ilçesinden,Etiler huzur Evi Temizlik işçisi Mehmet Dal )

Okul durumunu sorduğumda,( Ben okur yazarım ) Dedi Mehmet Dal.Aslen 1959 doğumlu ama,babası yatılı okula aldırsın diye 1957 doğumlu yazdırmış nüfus kâğıdına.Ana anası çocuğu evden uzaklaştırmak için mi yatılı okula yazdırıyorsunuz diye sual edince,okul durumu yatmış. Ve hiç okula gitmemiş.

 

İlave: 12.03.2007

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Bilimin önündeki bu dinsel ve yasal engeller ile,feministler,bilinçsiz bazı hayvan  severler, faşistler,neo-faşistlerden oluşan fanatik anti-globallerin=Küreselleşme karşıtlarının, özellikle, hayvan deneylerine ve bitkilerdeki genetik araştırmalara karşı açtıkları savaş,bir paralellik,bir örtüşme,bir benzerlik gösteriyor.Burada da,dünyadaki birçok insan açlıktan kırılırken,bitkiler ve gıdalar üzerindeki verim arttırma,daha çok gıda ve daha çok ürün elde etme çabaları baltalanmak engellenmek isteniyor. Tüm insanlığın sorunu olan, bu çok önemli iki konuyu daha iyi irdeliyebil- mek, daha iyi anlayabilmek için,uygarlığı yaratan BİLGİ nin tarihsel gelişimini incelemek,BİLGİ yi bir masaya yatırarak,bir hekim titizliği ile bilginin anatomisini,Fizyolojisini araştırmak gerekir kanaatindeyiz.ANA konumuz olan UYGARLIK çok zahmetli,çok büyük Aşamalardan,merhalelerden geçerek bugüne ulaşmıştır.

 1- Günümüzden 35.000 yıl önce,bir ATAMIZ,belli bir olayı,kişiyi,yada nesneyi ezberlemek için ilk PİKNOGRAFI veya İDEOGRAFI bir taşa, muhtemelen mağara duvarına kazımıştır.

2- Günümüzden 11.000-12.000 yıl önce,bir ANA-ATAMIZ, Anadolu’nun Diyarbakır ili, KARACADAĞ yöresinde, ilk tohumu toprağa atarak TARIM ı başlatmıştır.

3– Yine günümüzden 11.000-12.000 yıl önce,yine bir ANA_ATAMIZ çocukları,evlâtları üşümesin diye,yün eğirmek için, ENDÜSTRİNİN İLK ALETİ İĞ i icat etmiştir.Bu üç, çok önemli olay UGARLIĞIN, en büyük aşamaları,en büyük merhaleleri, UYGARLIK tarihinin en parlak KÖŞE TAŞLARIDIR.
Her ne kadar,yazılı bir kayıt olmasa da,35.000 yıl önceki PİKNOGRAFIN, İDEOGRAFIN bir taşa yazılması,çok muhtemeldir ki: gene, mağaralardan çok zengin olan ANADOLUMUZDA gerçekleşmiştir. On binlerce yıldır birbirimiz ile karışıp,kaynaşan,harmanlaşıp,alaşımlaşan
(Amalgamation)
biz, Anadolu halkı geçmişimizle ne kadar öğünsek hakkımızdır. 35.000 yıldan beri, piknograf, ideograf ile başlayıp, kayıt altına alınan,saklanan BİLGİ nin tarih içindeki serüvenini, yine geleceğin sosyoloğları, Prof.Alvin Toffler ile Heidi Toffler’in,2006 yılının Ekim ayında yayınladıkları son kitapları Zenginlik Devriminden öğrenerek, derleyerek buraya yazıyoruz. Aktarıyoruz.

 İlave: 10.02.2007

 --------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bilgiye, çıplak gözle, şöyle uzaktan, dikkatlice baktığımızda, bilginin, en önemli ,en çarpıcı yanını, şeklini, tıp dilinde, morfolojisini görüyoruz. Tükettiğimiz, kullandığımız her nesnenin aksine, bilgi tükettikçe, kullandıkça, azalmıyor. Tam tersine çoğaldıkça, çoğalıyor. Çoğaldıkça da hızla değişiyor. Sitemizin önceki sayfalarında, bilginin bu yanını bizde, bir soru haline getirip önümüze gelene sormuştuk. Pek az da, doğru yanıt almıştık. Bilginin bu özelliği bize ünlü bir ozanımızın, şu ünlü dizelerini hatırlattı. (Umut fakirin ekmeği / Ye memet,Ye / . ). Bilgi'de beynin yemeği . / Ye Memet.Ye / Korkma / Hiç hitiremezsin .)

Bilginin morfolojisini, yani şeklini, yani görünüşünü, yanı yapısını daha çarpıcı, daha güzel anlatabilmek için bilgiyi petrol ile kıyas edelim. Karşılaştıralım:

1 – Petrol tüketildikçe, kullanıldıkça azalır. Bilgi ise tam tersine, tüketildikçe, kullanıldıkça, yeni teknolojiler yarattığından AZALMAZ. Bilâkis ÇOĞALIR.

2 – Petrolü stoklamak, muhafaza etmek, saklamak için, büyük, çok büyük tankerler gerekir.Bilgiyi stoklamak, muhafaza etmek, saklamak için ise, özellikle günümüzde, gittikçe küçülen,küçüldükçe küçülen, küçücük bilgisayarlar yeter.

Batı dillerinde ortak bir kelime olan COMPUTER, ne güzel'de, oturtulup Türkçeye uyarlandı. BİLGİSAYAR, adı üstünde, bilgiyi hem sayar. Hem de saklar. Tercümesi aslından, çok daha anlamlı. Aslından, çok daha güzel. İnsan, içinden, ister istemez, Türkçemiz,bu kadar zengin mi? Diyor. Öğünesi geliyor.

Biz insanoğulları, bugün küçülttükçe, küçülttüğümüz bilgisayarlara, uzun tarihimizde, ne kolay gelebildik. Ne de çabuk.

35.000 yıl önce, bir taşa, bir mağara taşına, belli bir olayı, belli bir kişiyi, yada belli bir nesneyi ezberlemek, öğretmek, nakletmek, saklamak için ilk PİKNOGRAFI, ilk İDEOGRAFI kazıdık. O güne kadar, beynimizde sakladığımız bilgiyi ilk defa,beynimizin dışına da yazdık. Ama, otuzbinlerce, yirmibinlerce, onbinlerce yıl sonra, ancak MATBAA yı bularak, yaratarak, indekslemeyi, kütüphaneciliği öğrendik. 4 yüz yıl da, matbaa da, sayfalarda kaldık. Ancak yarım yüzyıl önce, Bilgi uygarlık çağına ulaştık. Ve bilgisayara kavuştuk. Bilgisayarın bulunuşu da, uygarlık tarihimizde, BAŞKA BİR AŞAMA, BAŞKA BİR MERHALE, BAŞKA BİR KÖŞE TAŞI dır.

O gündenberi, beyin dışı bilgi birikimimiz, inanılmaz bir hızla artıyor. İnanılmaz bir hızla çoğalıyor. 2002 yılına geldiğimizde, California Berkeley üniversitesi, bilgi yönetim fakültesindeki araştırmacılar, bakınız bu hızı nasıl anlatıyorlar. (Sadece bir yıl içinde yaratılarak, kâğıt, film, manyetik veya optik formlarda saklanan bilgi,veri ve enformasyon miktarını saklamak için, Amerika Birleşik Devletlerindeki en büyük kütüphane olan, kongre kütüphanesi büyüklüğünde yarım milyon yeni kütüphane gerekir.).Berkeley üniversitesi araştırmacılarının dediğine göre, sadece bir yılda üretilen bu birikim, zamanımızın başlangıcından bu yana yaşamış tüm insanların ağızlarından çıkan tüm kelimelere eşit miktarda bir bilgi birikimidir. Bugün, bu hız, daha da artacak gibi görünüyor. Bu patlayıcı harici bilgi deposundaki bilgileri, 6 milyar dünya insanımızın beyinlerindeki bilgilerimize eklediğimiz zaman, kendi türümüzün toplam bilgi birikimine ulaşabiliriz. Buna TOPLAM BİLGİ MİKTARI, ya da, kısaca ASK diyebiliriz. Bu, devrimci zenginliğin yaratabileceği sonsuz kaynak demektir. Bu kaynakla sadece TOPLAM BİLGİ BİRİKİMİMİZ i, ASK ı genişletmekle kalmıyoruz. Ayni zamanda düzenleme, ulaşım, dağıtım şekillerini de değiştiriyoruz. Bu harika sistemler, yakında alternatif EPİSTEMOLOJİLER le,ve düşünce düzenlemelerinin çeşitli yöntemleriyle daha da zenginleşecek.

GELİŞEN KÜRESEL BEYNİ ölçmek için,Amerika Birleşik Devletleri ulusal bilim vakfından bilgisayar bilimcisi Michael E.LESK farklı yöntem geliştiriyor.Bilgiyi alma ve unutma hızlarına dayanarak, bugün dünyada yaşayan 6 Milyardan fazla insan beynindeki toplam bilginin 1200 PETABAYT eşdeğerde olduğunu söylüyor.Bir PETABAYT,

1,125,899,906,842,624 BAYTA eşit olduğundan 1200 PETABAYT çok büyük bir rakam oluyor.Şu da,bir gerçek ki: Bugünkü teknolojik imkânlarımız ile,herkesin hatırladığı her şeyi elektronik ortamda saklamamız mümkün.

Tek kişinin hatırladıkları için ise,bu çok kolay bir iş oluyor.70 yıllık bir ömür boyunca,6 GİGABAYT ASCH ye maruz kalıyoruz.Evimizde kullandığımız bir bilgisayarımız için 400 gigabaytlık bir hard disk alabildiğimiz düşünülürse,bunun ne kadar kolay olduğu açıkça anlaşılır.

İlave: 23.02.2007

----------------------------------------------------------------------------------------------

Halihazırda dünyada yaşayan 6,5 milyar insanın beynindeki tüm bilgileri,insan beyni dışında haricî kaynaklarda saklanan tüm bilgilere eklediğimizde,dünyada 12.000 petabayt değerinde gilgiye ulaşıyoruz.Bunun manası şudur. Bir insan hafızasındaki her bayt bilgiye karşılık,gezegenimizin henüz bebek durumundaki beyninde yaklaşık 10 baytlık bilgi saklı demektir. Nöroloji,Pisikiatri ve bilgisayar uzmanları,ortak bir görüşle, ilerisi için şu öngörüde bulunuyorlar.İleride bilgi için içsel hafızaya gerek kalmayacak.Bu bilimsel deyimi daha pratik söylemekte mümkün.Yani insan, en kıymetli organı ve varlığı beyninin önemli bir bölümünü bellek dediğimiz hafıza için kullanmak zorunda kalmayacak. Belleğinde, hafızasında sakladığı bilgileri,beyni yerine,bilgisayarlarda saklayacak.Gerektiğinde,buradan çıkarıp kullanacak.En kıymetli organı beynini ise,daha yararlı,daha yaratıcı işlerde kullanacak.Verimini arttıracak.Daha argo bir deyiş kullanırsak,diyebiliriz ki: insan,gelecekte kendi beynine bilgi hamallığı yaptırmayacak.Bilgi hamallığını bilgisayara yaptıracak. Bu devasa teknolojik gelişmeyi.yirmi birinci yüzyılın amansız hastalığı, gittikçe artan bir sıklıkta görülen,Alzheimer hastalığının tedavisine uygulayabiliriz. Eğer,bilgisayarlardaki bilgi kullanımını çok basite indirgeyebilirsek,Alzheimer hastalarının yanlarına bir bilgisayar katarak,gerek duydukları bilgileri zamanında kullandırarak,kaybettikleri bellek hafızalarını telâfi edebiliriz.Bugün için perişan görünüp,mutlaka başkalarının bakım ve ihtimamına muhtaç olan bu zavallı insanları kendi kendilerine yeter hale getirebiliriz. Bilgi ile enformasyon eş anlamlı değildir.Berkeley Üniversitesinde Lesk,bilgiyi olabildiğince inceliyor.Bilgiyi digital parçalara ayırıyor.Ama ölçülen şeyin ne olduğunu,ne kadar olduğunu söyleyemiyor. Yakın zamanlarda Chambritge üniversitesinden Darwin Reaserche üyesi Adrian WOOLFSON,Life Without Genes adlı kitabında bu soruyu cevaplamaya çalıştı.Ve şöyle dedi. ( Bu ve diğer herhangi bir dünyada var olmuş,olabilecek veya olacak her şey,ilgili gerçeklerin ve karşılık gelen mantıksal bağlantıların bir toplamı olarak tanımlanabilir. ) .Bu karmaşık izah ve anlatım karşısında bazı insanlarda, ( Hadi yaa? Bunun İngilizcesi ne ? ) Diye sormaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.Görüşleri ne kadar baş döndürücü olsa da,sonunda Woolfson da beyaz bayrağı çekiyor. Eski bilgiler her zaman,durmadan yenileniyor.1892 yılına kadar Jupiter'in dört uydusu olduğu yaygın bir bilgiydi.Galileo zamanındanberi de bilimsel olarak kabul ediliyordu.Ama o yıl, 9 Eylülde,Lick gözlemevinden astronom E.E Bernard Jupiter'in beşinci uydusunu,beşinci ayını gözlemlediğinde bu bilgi değişti.2003 yılında da astronomlar Jupiter'in altıncı uydusunu,altıncı ayını buldular. Yine yüzyıllar boyunca,bilim adamları güneş sistemimizde sadece 9 gezegen bulunduğunu varsayıyorlardı.Ama 2005 yılında California teknoloji enstitüsünden bir astronom XENA adını verdiği bir nesne keşfetti.Kendisi ve diğer bilim adamları bunun güneş sistemimizin 10 uncu gezegeni olabildiğine inanıyorlar. Sonuçta,depoda ne kadar bilgi olduğunu,ne kadarının işe yarar olduğunu,hangi bilginin değerli olduğunu söyleyememiş olsalar da,bu büyük girişimci ve bilim insanlarının hepsi,bilgi alanında çok devrimci değişimlerin hızla gerçekleştiği görüşümüzü destekliyorlar.Hatta,öyle hızlı bir değişim ki:DEVRİM kelimesi bile,bu hızlı gelişimi anlatmakta yetersiz kalıyor.Diyorlar. Bilimin bu devrimci değişimine paralel olarak,tüm dünyada,bilim adamlarının ve mühendislerin sayısı artıyor.ARGE diye adlandırılan bilimsel araştırma geliştirme harcamaları da öyle.2003 yılında sadece Amerika Birleşik Devletlerindeki bilimsel araştırma geliştirme ARGE harcamaları 284 Milyar dolardan fazlaydı.Bu ARGE bütçesinin büyük bir bölümü dünyanın dört bir yanından Birleşik Devletler bilim ortamına akın eden yabancı araştırmacılara ve göçmenlere gitti.Birleşik Devletler,ayni zamanda şimdi dünyanın çeşitli yerlerinde ( Çin ve Hindistandan Orta-Doğu ve Meksika'ya kadar ) çalışan bir bilim adamı yetiştirmek açısından eğitim sahası haline de geldi. Bu alanda sadece IBM 2004 yılında ARGE için 5 milyar dolar harcadı.Paul Horn'un liderlik ettiği araştırmacılar gurubu,toplam 3,248 buluş gerçekleştirdi ve her birinin patentini aldı.Bu,ortalama olarak 24 saatten 365 günlük çalışmanın her 2,6 saniyede bir buluş gerçekleştiği anlamına geliyor.O yıl IBM,ikinci sırada gelen Matsushita'ya oranla yüzde 68 daha fazla Birleşik Devletler patenti aldı. Bu buluşlar sadece IBM'in fiziksel üretimini arttırmakla kalmadı.Ayni zamanda o yıl şirkete1,2 Milyar dolar telif hakkı geliri kazandırdı.Fikir eserlerinin üretimi ve satımından dolayı bu rakam,şirketin 2004 gelirinin yüzde 15 i idi. Bir Ulusal Bilim Vakfı raporuna göre, son yıllarda diğer uluslar da ,ARGE yatırımlarını arttırıyor.Bu yatırımlar fiziksel bilimler ve mühendislik gibi alanlara odaklanıyor ve bu alanlar Birleşik Devletlere göre daha düşük bütçe kalıyor. Yeni bilgiler,öyle bir hızla,evrene ve dünyaya yayılıyor ki: Dün öğrendiklerimiz bugün geçersiz kalıyor.Kitaplar matbaaya verilip basılıncaya kadar,haberler ajanslarda yayınlanıncaya kadar eskiyor. Bilginin dünyaya ve evrene baş döndürücü bir hızla yayılışı,Bilim karşıtı ve küreselleşme karşıtı hareketleri de hızlandırdı.Dünyanın birçok yoksul ülkesinde,insanlar açlıktan kırılırken,bitkisel ve hayvansal verim arttırmayı amaçlayan GMO=Genetik modified organism=Genetik mutasyona,genetik değişime uğratılmış organizma çalışmalarına karşı geniş bir savaş açıldı.Dünyanın her yerinde, FRANKEN FOOD=Tehlikeli gıdalar terimi yayılarak insanlar korkutulmağa çalışılıyor.Birçok feminist guruplar da,küreselleşmenin çoğunlukla erkeklere yaradığını iddia ediyorlar.Küreselleşmeyi Ataerkil olmakla suçluyorlar.Bu mücadale ve davalar uğruna,aklı başında veya sapık cinayet işlemeye hazır bazı kişiler de yetişti.Aslında bu insanlar bilim adamlarına,neyin araştırılıp,neyin araştırılamıyacağını empoze etmeğe çalışıyorlar.Bu konuda izin ve emir vermek istiyorlar.Sanki,iş o kadar kolaydı.Sanki dünyada yağma vardı. Tedhiş ve teröre varan bu şiddet olayları yanında,Gerçek bilime karşı,gerçek dışı birtakım PARANORMAL akımlar ve hareketler de yaygınlaştı.Batı dünyasında,WEİRD THEORİS=Tuhaf teoriler diye adlandırılan KOMPLO teorileri üretilmeğe başlandı.Örneğin tıp bilimine karşılık Alternatif tıp şarlatanlıkları.Uzaydan gelen küçük yeşil insanların dünyada yaratacağı tehlike.Crossing over yani,ölen sevdiklerinizle iletişim kurmanızı vaad eden programlar.PETPSYCHİC ( =Size iquanızla iletişim kurmamıza yardımcı olalım şovları.Kentucky Fried Chiken'ın altı bacaklı tavuklar ürettiği söylentileri,Elvis Priestley'in hayatta olduğu iddiaları.ve,daha birçokları gibi. Dünyada üretilen bütün bu bilgilerin,ve, bu bilgilere dayalı fikirlerin hangisi doğru, hangisi yanlış ve saçma ?.Bize söylenenlerin ne kadarı gerçek ?.Ne kadarı saçma veya kurgu ?.Bunları nasıl bileceğiz ?.Nasıl karar vercceyiz?.İşte bu sorulara ışık tutmak için de, dünyada,bilgi ve fikirleri filtreden geçirmek,filtrelemek akla geldi.Bu bapta da altı Filtre oluşturuldu.Bu filtrelerden ilki 1 - Fikir Birliği oldu. Fikir birliği geleneksel bilgeliktir.Herkes X in doğru olduğunu biliyor,doğru olduğuna inanıyorsa doğru olmalıdır.Çoğunluğa uymak düşünmeyi gerektirmez.Daha iyi bir anlatımla bu tür doğrular çatışmasızdır. Eğer yanlış olduğu anlaşılırsa aptal durumuna düşmezsiniz.Çünkü herkes ayni şekilde düşünmüş,ayni şekilde inanmıştır. Bu düşünce tarzı ise,harcıalem düşünce yaratma kolaycılığından başka bir şey değildir.Harcıalem düşünürler,ne insanlığa,ne uygarlığa yeni bir şey katarlar,ne de yeni bir yenilik yaratırlar. Ne keşif,ne de icad yapabilirler.Çünkü:Harcıalem düşünce,adı üstünde,kalıplaşmış,sınırlı düşünce demektir.Belirlenmiş sınırları aşamaz.Yaratıcılık ise hiçbir zaman sınır tanımayan özgür düşünce ister. 2 - Tutarlılık : Bir kriter, bir olgu ,doğru olarak kabul edilen diğer olgulara uyarsa doğru olmalıdır. 3 - Otorite : İster dünyevî olsun,ister ilâhi bir hüküm,bir veri,bir doğru, büyük ölçüde otoriteye dayanır.Yıllar boyunca Amerika Birleşik Devletlerinde ünlü yatırımcı Warren Buffett'in Wall Street hakkında söylediği en küçük söz doğru olarak kabul edildi.Milyarlarca kişi için,İncil veya Kuranı Kerimde yazan her şey mutlaka doğrudur.Otorite testtir. Diğer yandan,otorite bir Müslüman imamına veya Ayetullah'a da yakıştırılabilir.Iraklı şii lideri Büyük Ayetullah Ali El-Sistani'nin sözleriyle, ( Uzman lideriniz ne yapmanız gerektiğini söylüyorsa,onu yaparsınız.Ve uzman görüşü bir şeyden uzak durmanızı söylüyorsa,uzak durun.Kendi başınıza araştırma yapmayın. ). Otorite Vatikan'a da aktarılabilir. 1870 lere kadar Papa hata yapmayan kişi olarak görülüyordu. Bazıları için,The New York Times,Le Monde veya CBS News gibi önde gelen haber kuruluşu bildiriyorsa,haber mutkaka doğrudur. 4- Aydınlanma :Gerçek,mistik aydınlanma olarak tanımlanabilecek şeylere dayanır.Sorgulanamaz.Sadece öyledir.5 - Uzun ömürlülük:Doğruluk testi dayanıklılığa ve yaşa dayanır.Bir gerçek, eğer zamana dayanabilmişse doğru kabul edilir. 6 - Bilim:Diğer doğruluk testleri içinde,en tutarlısı bilimdir.Çünkü:Bilim deneylere dayanır. Bilginin anatomisini, fizyolojisini, parçalarını, saklanışını ve doğruluk kriterlerini gösteren filtreleri inceledik.Şimdi de, Bilgi ekonomisinin TÜKETEN-ÜRETİCİ yanına bakalım.Profesör.Alvin Toffler ve Heidi Toffler,1980 de yayınladıkları ( Üçüncü Dalga ) adlı kitaplarında,belki de,ekonomi ve sosyolojide ilk defa TÜKETEN-ÜRETİCİ deyimini kullandılar.İnsanlar para ekonomisinde ürünlerini,hizmetlerini veya deneyimlerini satılığa çıkardıklarında,onlara üretici ve bu sürece de üretim derler.Ama çoğunlukla izlenmeyen,ölçülmeyen ve ödenmeyen ekonomik faaliyetlerin gerçekleştiği muazzam bir ekonomi de vardır.Kendi ifadelerine göre,paraya dayanmayan bu ekonomik faaliyetleri tanımlamak için,uygun terimler yoktur. En az, İngilizce de yoktur.İşte Toffler'ler,bu tür üretimleri tanımlamak için,TÜKETEN-ÜRETİM deyimini getiriyorlar.Aslında diyorlar,parasal ekonomi içinde,bu adsız ekonominin payı sanıldığından çok,çok daha fazladır.Özellikle tarım uygarlık çağında,insanların bir kısmı kendilerinin ve ailelerinin kullanması,tüketmesi için üretim yapıyorlardı.Bu bireysel kullanıma dayanan üretimde amaç,üretilen malları para veya takas karşılığı pazara sunmak değil,Kendilerine ve aile fertlerine bedava olarak sunmaktır. Endüstri uygarlık çağında,özellikle bilgi uygarlık çağında,ekonomistler,tarım ekonomisinin bu mütevazi üretim sistemini dahiyane, ama daha çok kurnazca bir yöntemle,Pazar ağırlıklı ekonomiye kattılar.Üreticilere,bedava emek ve kazanç sağladılar.Örneğin bazı fabrikalar,Pazar satışları yerine,fabrika çıkış satışları yaptılar.Fabrikada üretilen malı çıplak bir şekilde satışa sundular.Böylece de, üretim maliyetinin bir bölümünü oluşturan ambalaj ve nakliye işlerini,müşteriye,tüketiciye yüklediler.Bu basit yolla dahi,müşteriler,tüketiciler,belki de farkında olmadan ÜRETEN TÜKETİCİ oldular.Restorantların lokantaların bir kısmı self-servis yolu ile,garsonluk hizmetlerini,müşteriye,tüketiciye yaptırıyorlar.Japonya'da,Dohton Bori restoran zinciri,self-servis yolu ile sadece garsonluk hizmetlerini değil,ahçılık,pişirme hizmetlerini de müşterilerine yaptırıyor.Masalara monte ettikleri portatif ocaklarla yemekleri müşterilere pişirtiyorlar.Avrupa'da özellikle bizim ülkemizde yaygın olan Kendin Pişir-Kendin Ye lokantaları da müşteriyi üretime ortak etmenin en basit yollarıdır. Basit gibi görünen tüketen-üretici sistemini bankalarda inceleyecek olursak,çok şaşırtıcı sonuçlar görürüz.Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde 2002 yılında banka müşterileri yaklaşık 14 milyar ATM işlemi gerçekleştirdi.Bu rakam tüm dünyada,ayni yılda gerçekleştirilen ATM işlem sayısının üçte biri idi.Tüm dünyada müşteriler ATM kartlarını seviyorlar çünkü kuyruklarda beklemek istemiyorlar.Çünkü aceleci bir ekonomide her dakika önemlidir. Yapılan hesaplara göre,bir müşterinin bir banka kontuarında bir memurla yüz yüze yaptığı bir işlem ortalama 2 dakika alıyor.Demek ki: Müşteriler,14 milyar ATM işlemini banka konturunda memurla yapsalar,28 milyar dakikalık bir zaman harcanacaktı.Müşteriler AKM işlemi ile bedava olarak bankaya 28 milyar dakika sundular.Bankanın sağladığı kâra bakın.Eğer,banka bu hizmeti memuru ile sunsa idi,200.000 memuru daha işe alması gerekecekti.Bu 200.000 memura ödenecek ücreti düşünürsek,bankanın sağladığı kârı daha iyi anlarız.Gerek banka,gerekse de restoran örneğinde tüketenin,yani müşterinin emeği ile sağlanan kâr,dahice ve kurnazca bir yöntemle tüketiciye değil,banka ve restoran sahiplerinin cebine iniyor. Bu çalışmaların çoğu,tüketen-üreticinin omuzlarına yükleniyor.Yine Amerika Birleşik Devletlerinde 2002 yılında 17 milyon evde insanlar internet üzerinden borsa hesaplarına girip işlem yaptı. 40 milyon müşteri de yolculuklarını internet aracılığı ile organize etti.Yine Amerika Birleşik Devletlerinde 360 milyon online sipariş verildi.Bu işlemlerin her birinde tüketen-üreticiler kendi kendilerinin borsa-brokerı,kendi kendilerinin seyahat acentesi ve tezgâhtarı oldular. Diğer ev aletleri üretici şirketleri gibi,General Elektrikte GE aletleriyle ilgili bilgi isteyen müşterilerin telefon bombardımanına maruz kalıyordu.Bir telefon aramasına cevap vermek şirkete yaklaşık 5 dolara mal oluyordu.General Elektrik,bu bilgi verme işlemini bilgisayarla internete bağlanarak vermeğe başladı.Bu bilgisayar internet masrafı da 20 sent tuttuğundan,şirket 96 milyon dolar tasarruf geliri sağlamış oldu.Bu arada birçok insan da işini kaybetti.Peki bu işler nereye gitti?. Cevap çok basitti.Banka memurlarının ve restoran garsonlarının işlerinin gittiği yere.Açıkça ve kısaca : Ödemeli üreticilerden,ödemesiz tüketici üreticilere. Profesör Alvin Toffler ve Heidi Toffler son çıkardıkları kitapları ( Zenginlik Devriminde ) buna da bir ad buldular.Bu dahice buluşa,tüketici-üreticilerin şirket sahiplerine sunduğu FREE FOOD,FREE MEAL= ( BEDAVA GIDA,BEDAVA YEMEK ) Diyorlar. Bilgi ekonomisinde iş gücünden tasarruf konusunda tüketen-üretime dayanma eğilimi öylesine güçlü ki: Dilbert dergisinde çıkan bir karikatürde,bir şirket yöneticisi şöyle öğünüyor. ( Zaman içinde,şansımız da yaver giderse,müşterilerimizi üretimimizi ve dağıtımımızı yapmak konusunda eğitebiliriz. ). Tüketen-üretici sistemi,birçok sivil toplum örgütlerine,yardım servislerine de girmiş durumda.Amerika'da ve modern dünyada volunter= gönüllü dediğimiz sevisler,okullarda,fabrikalarda,kreşlerde,özellikle hastanelerde,çok büyük,çok faydalı hizmetleri bedava sunuyorlar.Amerika Birleşik Devletlerinde,Volunter=Gönüllü hizmeti inanılmaz boyutlara ulaştı.Amerika'da yaklaşık 110 milyon insan,yani Amerikan nufusunun yaklaşık yarısı,haftada en az birkaç saatlerini ücretsiz gönüllü çalışmalarda harcıyorlar.Kâr amacı gütmeyen,çalışmalarını bağışlarla sürdüren bir şirket olan Independent Sector'un 2001 tarihli raporuna göre son bir yıl boyunca Amerikalıların gönüllü çalışmaları 15,5 milyar saat oldu.Bedava sunulan bu hizmetin parasal değeri de 239 milyar doları buldu. Bütün bu volunter=gönüllü çalışmalara,dünyanın dört bir tarafındaki itfaiye gönüllülerini ve Tsunami felâketlerinde harcanan gönüllü hizmetleri eklersek,Volunter=gönüllü sektörünün devasa boyutlar ortaya çıkar. Tıp sektörü,sağlık sektörü de,hastaları eğiterek çoktan üreten-tüketici durumuna sokmuştur.Bunun en belirgin örneği,diyabet hastalarına sağladıkları bilgiler,aletler ve tıbbi kitler ile gerekli laboratuar analizlerini yaptırıyorlar.Tedavide gerekli ilâçlarının dozlarını hesaplatıyorlar.Bu laboratuar analizlerini daha da ilerleterek,sağladıkları kitler ile her diş fırçalamasından sızan kanda intizamlı kan şekeri tayinleri yapmak veya tuvaletin münasip bir yerine yerleştirilecek özel bir kit ile her tuvalet çekişinde periyodik olarak idrar tahlili yaptırmakta olanak dahiline giriyor. Tüketen-üreticiler,dünyada gittikçe artan bir oranda üreten ekonomiye katkıda bulunuyorlar. 2005 yılı itibariyle Home-Depot şirketinin,Amerika Birleşik Devletleri,Kanada ve Meksika'da bin sekizyüzden fazla mağazası vardı.Sadece Birleşik Amerika'da 73 milyar dolarlık cirosu vardı.Mağazalarında 40.000 civarında ürünleri var. Ve bunların çoğunluğunu Tüketen-üretici usulü ( kendin yap ) tarzı ürünler oluşturuyor.Genel olarak Birleşik Amerika'da,tüketen-üretici= kendin yap pazarının ( D-I-Y ) yıllık 200 milyar dolar ciro çevirdiği tahmin ediliyor.Evleri çok az mobilya ile döşeli olan Japonya'da tahmini olarak bu ciro 30 milyar doları geçiyor.Almanya'da başını Obi,Praktiker,Bauhaus'un çektiği D-I-Y yani kendin-yap şirketlerinin toplam cirosu 33 milyar doları buluyor.Tüm Avrupa'da 2003 yılında ev gelişimi kendin-yap pazarı 100 milyar dolar ciroya erişiyor.Bütün bu satışlara,evlerde tarif ve yönlendirme ile oluşturulan oto-tamir atölyelerini,Beyaz eşya tamir atölyelerini,bahçıvanlık aletleri kurma ve tamir etme atölyelerini de eklersek,Tüketen-üretici=( Kendin-yap ) ekonomisinin nasıl ve ne hızla geliştiğini anlarız.Ünlü ekonomist ve sosyoloğlar tüketen-üreticilere,gelecekteki ekonominin gerçek kahramanları diyorlar. Bilginin tüketildikçe çoğalma ve çoğaldıkça da hızla değişen yanı özellikle güçlü bilgisayarların geliştirilmesi ile önem kazandı.Tüketen üreticiler,bu sayede hobilerini geliştirdiler.ve hobilerini işe de çevirerek yeni bir endüstrinin kurulmasına da zemin hazırladılar.25 yıl önce,sofistike bilgisayar oyunları ve simülasyonlar,büyük ölçüde ordu tarafından yaratılıyor ve kullanılıyordu.Bunun için program yazarları güçlü bilgisayarlarda özel olarak pahalı programlar yapıyorlardı.1990 lı yıllarda,bilgisayar oyunları Ziploc torbalarda satılan disketler şeklindeydi.Sivil oyun meraklıları,ordunun büyük bilgisayarları yerine ellerine küçük bilgisayarlar aldılar.Ve çok geçmeden online toplulukları oluşturmayı başardılar.Bu online toplulukları ticari oyunları birlikte değiştirmeye,uyarlamaya ve geliştirmeye başladılar.Bunlar birçok askeri konuları da içeriyordu.Kısa zamanda ticari bilgisayar oyun endüstrisi ordunun fazlası ile önüne geçti.Bugün 20 milyar dolarlık bilgisayar oyun endüstrisi,Hollywood'un film endüstrisini bile geride bırakıyor. Çok çarpıcı bir gelişme ,kolektif tüketen-üretim alanı olarak ta yazılımlarda gerçekleşti. 21 yaşında Helsinki Üniversitesinin bir öğrenicisi iken LİNUS TURWALDS dev bilgisayarlarda kullanılan bir işletim sistemi UNİX in bir alt versiyonu olan MİNİX sistemi ile çalışıyordu.Turwalds Minix disteminin çalışmasından memnun değildi.PC ler için yeni bir versiyonu oluşturmağa karar verdi.Üç yıl boyunca herhangibir ödeme almadan 1994 yılında LİNUX sisteminin çekirdeğini oluşturdu.LİNUX,Microsoft'un kişiye özel mülk niteliğindeki ürünlerinin aksine,temelde halka açık ve bedava bir kaynak kod kullandığından ( Bedava paylaşımcı yazılım ) olarak anıldı.Kaynak kodun açık kalması,başkalarının Linux'u kendi ihtiyaçlarına göre yapılandırılmasını veya başka ticari ürünleri ona dayandırmasını mümkün kıldı. Bugün Linux işletim sistemi ,birçok bilgisayar üreticisi tarafından destekleniyor.Dünya çapında milyonlarca kişi tarafından kullanılıyor.The New York Times'a göre Amerikan şirketlerinin yüzde 40'ında Linux kullanılıyor.2005 yılında dünyanın dört bir yanında tasarruf etmeye ve kendi yazılım endüstrilerini geliştirmeye hevesli devletler,Linux kullanımını başlattılar.Çin'de,devlet posta ofisinde,Dış Ticaret Bakanlığı'nda ve Çin Merkezi Televizyonunda Linux işletim sistemi kullanılıyor.Çin hükümeti,kamu ofisi çalışanlarını her yerde ve seviyede bu sistemi kullanmaya teşvik ediyor.Brezilya hükümeti.birimlerini Linux veya diğer açık kaynaklı yazılım kullanmaya yöneltti. United Pres International'e göre dünya çapında devletler Linux'a 2 milyar dolardan fazla yatırım yaptı.Tüm dünyada 160 dan fazla devlet Linux programları kullanıyor. Linux hareketi bireysel ulusların ve şirketlerin ötesine geçerek,bölgesel seviyelere ulaştı.Çin,Japonya ve Güney Kore'deki devlet yetkilileri yakın zamanda bir araya gelerek,Linux'u ortak bir bilgi teknolojisi politikasında kullanma konusunu tartıştılar. Linux konusundaki heyecan burada da sona ermiyor.Bilgi Teknolojisi Bölümleri konusunda yapılam bir Birleşmiş Milletler konferansında,büyük ülkeler,delegelerinden açık kaynaklı yazılımları digital bölünmeyi azaltmak için bir anahtar olarak kullanmayı onaylamalarını istedi. Dolayısıyla ,Torwalds'ın ve Linux programcılarının yaptıkları,para ekonomisinde çok güçlü etkiler yarattı.Linux bazı taraftarlarının savunduğu gibi kapitalizmin sona ermesi anlamına gelmiyor.Ama bir kez daha,tüketen-üretici faaliyetlerinin para ekonomisi üzerinde yapabileceği etkiyi çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Üstelik Linux bile daha büyük bir hikayenin sadece küçük bir parçası. BİLGİNİN DEVASA HIZI Bilgisayarın Bulunuşu ve kullanılması ile birlikte Bilgi, evrene ve dünyaya akıl almaz bir hızla yayılmaya başladı.Bilgi kullanıldıkça,tüketildikçe azalmıyor,tam tersine hızla artıyor. Ve,arttıkça da hızla değişiyor.Hızla değiştikçe de,yerleşik kurumları,yerleşik sistemleri değişik hızlarla değişime zorluyor.Kurumların ve sistemlerin değişim hızları da birbirinden çok farklı oluyor. Toffler'ler Ekim,2006 da yayınladıkları ( zenginlik devrimi ) adlı kitaplarında dahiyane bir benzetişle kurumları, 9 şeritli çok geniş bir oto-yolda,farklı hızlarla ilerleyen otomobillere benzetiyor.Jet hızıyla ilerleyen bir ekonomi ve şirketler,buna karşı kaplumbağa hızıyla ilerleyen bir kamu sektörü.Biri gaz pedalına basarken,biri frene basıyor.Gelişme hızını yavaşlatıyor.De- sinkronizasyon yaratıyor.Biz buna Türkçemizde güzel bir ad bulduk.HANTAL DEVLET. Oto-yolun en yavaş şeridin de,saatte sadece 1 Km. hızla,ağır-aksak ilerleyebilen,kendi içinde bile tutarsız kararlar veren adalet sistemi.Biz,adalete de Türkçede iki güzel tanım ürettik.

1 - ANAMIZI AĞLATAN ADALETİMİZ.

2 - MANDADAN AĞIR GİDEN ADALETİMİZ.

Her ikisini de sitemizin, "AKSAK ADALET" ana bölümünde yazdık. (Lütfen  tıklayınız)

Ama,Adaletten çok daha ağır ilerleyen,çok önemli başka bir kurum daha var.Dinler ve inançlar.Toffler’ler,Bunları hiçbir şeride koymadılar.Acaba bunların hiç değişmediğini mi sandılar? Belki de,aşırı sevgi ve saygılarından ötürü dinlere ve inançlara dil uzatmak,el sürmek,dokunmak istemediler.Oysa ki: Her toplumda dinler ve inançlar en önemli kurumlar.Bu kurumlar da geçen zaman içinde,çok yavaş ta olsa değişiyor.İlerliyorlar.Sormak gerekir: En büyük TİTAN Giritli KRONOS,onu tahtından indirip yerine geçen,sonunda da kendisini TANRILARIN TANRISI ilân eden,ZEUS,Apollo,eski PAGAN Tanrıları nerelerdeler şimdi? Acaba,evrenin uçsuz,bucaksız,sonsuz derinliklerine mi uçtular? Yoksa bize daha yakınlarda başka bir gezegende mi kaldılar? Şu bir gerçek ki: Binlerce yıl bizim gezegenimizde hüküm sürdükten sonra yeryüzünden yok oldular. Biz bu konuları sitemizin, Zalim Siyaset ana bölümünde, Bir Girit,bir Ayvalık Öyküsü Biz Kimiz? Kim değiliz? Yazımızda ve Bilim ve Tababet ana bölümümüzde,ZEUS SEX EFSANESİ adı altında yazdık.Arzu edenler, lütfen o bölümleri tıklasınlar.

Adalet, yalnız anamızı ağlatmakla, mandadan ağır gitmekle kalmıyor. Kiliseler ile fikir birliği, eylem birliği yaparak,doğanın en temel kanunu olan,bilimsel değişmeyi,bilimsel gelişmeyi de engelliyor.Bilimin önünü tıkıyor.Bilime çelme takıyor. Bilimin önündeki engelleri kaldırmak için,bilim in önünü açmak için biz,Demokraside devrimciler,30 Mart,2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açtık. Dava dilekçemizi ve dayandığımız gerekçleri, yine internet sitemizin Aksak Adalet ana bölümünde ( Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ) adlı bölümde yazdık. Lütfen o sayfamızı da açınız. Evrene ve dünyaya inanılmaz bir hızla yayılan bilgi ve bilginin yarattığı yeni teknolojiler sosyal,politik ve kültürel değişiklikleri de birlikte getirirler. Toplumları,kurumları ve hatta ahlâk anlayışlarını hızla değişime zorlarlar.Kurumların bazıları da bu değişime çok yavaş ayak uydurur.Veya muhafazakâr statükocu bir dirençle,değişime karşı koyarlar.Buna örnek iki önemli kurumu yukarıdaki satırlarda yazdık.Tarihte de hep böyle olmuştur. Eski Fransız kıralı XV inci Louıs'in ünlü metresi Madame Pampadour'un resmi doktoru Francois Quensay,Sokrates ve Konfiçyüs ile karşılaştırılabilecek batının ünlü bir Penseur=Thinker=Penthir= düşünürü idi.Fizyokratlar diye bilinen bir düşünce gurubunu etrafında toplamayı başarmıştı.

Quensay e göre sadece kırsal ekonomi önemli idi.Quensay çok akıllı idi ama,kırsal ekonomi yanında hızla yaklaşan endüstri devrimini hayal bile edememiş,ayağının altından kaçırmıştı. Birçok ekonomist ve sosyoloğ, bugün bile Quensay den farksızdır.Hızla ilerleyen yeni zenginlik devrimi ile birlikte gelen sosyal,politik ve kültürel etkileri hesaba katamıyorlar. Tüm felsefecilerin en devrimcisi olan HERAKLİTUS ise yüzlerce yıl önce,tüm evrende ve dünyada mevcut devamlı değişimi bakınız ne güzel sözlerle anlatıyor. ( Bir nehre iki kez adım atamazsınız.Çünkü ikinci adımınızda nehir çoktan değişmiş olur. ).Nehirde olduğu gibi,evrende ve dünyada her şey devamlı akar,her şey devamlı değişir.Bilginin gittikçe artan hızının yarattığı yeni teknolojiler ile eş zamanlı olarak,sosyal kurumlar,politik kurumlar ve kültürlerde devamlı değişiyor.Yalnız bununla kalmıyor.Evren,kâinat ve dünyada durmadan değişiyor. Şu çok açık ve yalın bir gerçek k: Değişim,babalarımıza göre bizde hızlıydı.Çocuklarımızda bizden hızlı,torunlarımızda ise,çocuklarımızdan da, daha hızlı olacak.


İlave : 25.02.2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------

Bilgi çağında üretim ve zenginliğin kaynağı ne toprak, ne fabrikalar ne de sermayedir. Bilgi çağında zenginliğin kaynağı sadece ve sadece bilgidir. Bilgi çağında şirketlerin zenginliği ne sahip oldukları toprak , ne çalıştırdıkları  fabrikalar, nede ellerinde tuttukları sermaye ile ölçülür;Bu çağda şirketlerin zenginliği bünyelerinde çalışan insanların kafalarında çakan bilgi kıvılcımları ile ölçülür. Bilgi çağı ortak çıkar ve dayanışmaya dayalı federe ve konfedere devletler çağıdır. Bu çağda ulusal devlet modelinde ısrar etmek tarihsel ve teknolojik gelişmeye karşı çıkmak, diretmek, ayak koymak anlamını taşır. Bu çaba ise ırmağı yokuş yukarı dağa doğru akıtmağa benzer. Irmaklar dağa doğru yokuş yukarı değil,  dağdan yokuş aşağı ovalara akar. Aslına bakılırsa bizim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti  ulusal devletlerin yok olmağa başladığı yirminci yüzyılda ulusal devlet modeli olarak kurulurken bile out of date=demode=çağdışı kalmış demektir. Yeni milenyumda yirmibirinci yüzyılda haala ulusal devlet modelinde ısrar etmek toplumu Atatürk’ün deyimi ile muasır medeniyete bugünkü deyimi ile çağdaş uygarlığa ülaşmaktan alıkoymak demektir. Bu da Kemalizm ve Atatürk’çülüğün temeline tamamen ters bir davranıştır.

Bilgi çağında ve günümüzde,sosyo-ekonomik açıdan,globalisation,yani küreselleşme olgusu doğmuştur.Bilgi uygarlık çağı,yeni teknolojisi ile birlikte,Globalleşme yani Küreselleşmeyi de beraber getirdi.Birçok insan küreselleşmeye kuşku ile bakıyor.Günümüzde küreselleşmenin anlamı ve küreselleşmenin tarifi çok önem taşıyor.Nedir küreselleşme? sorusuna cevap bulmamız gerekiyor.1000 kg. ı,yani bir tonu,zar,zor bir dolar edebilen kumun 250 gramını alarak, Frenklerin PDA diye adlandırdıkları avuç içi bilgisayarı haline dönüştürerek, 1500 dolarlık katma değer yaratan dev teknolojik gelişmenin,bünyesinde getirdiği sosyo-ekonomik sistemin,sosyo-ekonomik düzenin adıdır küreselleşme.Bu ise,hiç bir kişinin,hiç bir şirketin,hiç bir ülkenin,emrinde ve tekelinde değil,sadece bilginin emir ve tekelindedir.Bu bakımdan,bilgiye ulaşabilmek,bilgiye sahip olabilmek,bilgiyi kullanabilmek,bu günkü dünyamızda çok önem taşıyor.Ulaşabilen kişiler,ulaşabilen şirketler,ulaşabilen ülkeler zengin oluyor.Ulaşamıyanlar ise fakir kalıyor. İlerici yazarların belirttiği gibi çağımızda insan hakları ve hukukun üstünlüğü ulusal egemenliğin önüne geçmiştir.

       Yirmibirinci yüzyılda,bilgi çağında bile,ülkemizde,Güney-Doğu Anadolu da,vede,geniş Orta-Doğu coğrafyasında aşiret düzeyinde,ağa düzeninde yaşayan çok büyük,çok geniş topluluklar,toplumlar vardır.

       Aşiret düzeyine,ağa düzeninde,kul kalmış,teba kalmış,vatandaş olamamış,yurtdaş olamamış toplumlarda,ne şiddet eksik olur,ne terör,ne de cinayet.Kan gövdeyi götürür.

       İşte,bugün,Güney-Doğu Anadolu da da,Orta-Doğu da da yaşananlar aynen budur

       Tarih sayfaları ilerici gerici kavgaları ile doludur. Bernard Show’a göre 30 yaşını idrak etmiş bir insan mevcut düzene başkaldırıp haala devrimci olamamışsa pısırık biri demektir. Devrimciler olmayınca da dünya hımbıllarla dolar uygarlık oluşmazdı.  İğne ile kuyu kazarak;Kerem olup dağ devirerek oluşur uygarlıklar. Bu deyimi bir kitabında Fakir Baykurt zeytin ağacı yetiştirmek için kullandı; kendisinden izin almadan bu güzel sözü ben alıp uygarlığa uyarladım. Zira Fakir Baykurt bu yazı yazılmadan çok önce vefat etmişti. Muhafazakarlık demek mevcut olanı korumak demektir. Daima iyiyi arayan ilerici ve devrimci insan asla buna razı olmaz. Ben 18 yaşıma girdiğimde mevcut düzene başkaldırmağa başladım. 1947 yılında Istanbul Üniversitesine yazılmağa gittiğimde herkesten olduğu gibi benden de 50 lira kayıt parası istediler. Çalışma ve para kazanma imkanlarım olmadığından bu para bende yoktu. Babamda , varlıktan değil yokluktan bana para veremiyordu. Üniversite sekreterine çıkıp ne yani parası olmayanlar üniversiteye gelmesin mi deniliyor? Diye yakındım. O da bana dediki; sen daha üniversiteye girmeden üniversiteyi tenkit etmeğe başladın. Tabii borç aldık harç aldık, bulduk buluşturduk böylece de Atatürk’ün üniversitelerinden birine adımımı attım.  6 yıl sürecek tıp tahsilinde ne yiyeceksin?nerede kalacaksın?nasıl kitap alacaksın sorunlarını da sırtımda taşıyarak. Amma işte başardım Amerikalılar (where is a will, there is a way=azmin önüne hiçbirşey geçemez , azmin olduğu yerde mutlaka bir çıkış yolu vardır. ) derler. Önümüzdeki günlerde önümüzdeki yıllarda ilerici - gerici kavgaları mutlaka devam edecektir. Umarım önümüze çıkacak bu kavgalarda eskiden olduğu gibi  ben gene ileri saflarda yerimi alabilirim.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

       2006 yılının son günü, 31 Aralık,2006 da, uygarlık tarihinde Ilk defa,dünya kentlerinde yaşayanların sayısı köylerde yaşayanları geçti. Bu sonuç, 1956 yılında , Amerika Birleşik Devletlerinde, beyaz yakalı çalışanların,mavi yakalıları geçmesi ile dünyada ilk defa başlayan BİLGİ UYGARLIK ÇAĞININ, 50 yıl gecikmeyle de olsa ,tüm dünya kent ve köylerine açık bir yansımasıydı. Dünya, artık kentli olmuştu. Yani, başka bir anlatımla, DÜŞÜN EMEKÇİLERİ, KOL EMEKÇİLERİNİ geçmişti.

       Dünyada, nüfusu 10 milyonu aşan, 20 MEGAKENT, 20 milyonu
Aşan ise, tek bir METAKENT bulunuyor. TOKYO. Tüm dünya kent meydanlarında, 1 Mayıs, DÜŞÜN EMEKÇİLERİ ile KOL EMEKÇİLERİ arasında bir ayırım yapmadan, İŞÇİ VE EMEKÇİ BAYRAMI olarak kutlanır. Dünyadaki 20 megakent ten biri olan İstanbul, TAKSİM MEYDANINDA acaba ne olur ?.
1977 yılı 1 Mayısında,27 emekçi hunharca öldürülür. 2008 yılı 1 Mayısında, İstanbul sokakları ve Taksim Meydanı BİBER GAZINA bulanır.

       Tüm dünya, el-ele, omuz-omuza, gönül-gönüle bu mutlu günü, neşe içinde, büyük bir coşku ile kutlarken, Acaba bizde neden böyle olur ? Tüm muhalefet ve iktidar siyasetçileri, tüm yöneticiler ve tüm sendikacıların bunda noksanı, kusuru yok mudur acaba ? Hep biz,bize benzemek zorunda mıyız ?

Dr.Hasan Horto,2 Mayıs,2008)

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------

        5- BİYOLOJİK-MOLEKÜLER UYGARLIK ÇAĞI:  Biyolojik Moleküler çağ: Günümüzde bilgi çağının pobuçları da dama atılmış gibidir. Biyolojik –moleküler çağ çoktan başladı bile. Hücre - gen ve moleküller ile moleküllerin kombinasyonu=birleşmesi ile ilgili çalışmalar önümüzdeki günlerde bize çok büyük sürprizler sunacak. Şimdiden meyvelerini vermeğe başladı bile. Kısaca bunlardan birkaçını yazalım. İnsan beyninde tıp dilinde neuron diye adlandırdığımız yüz milyar beyin,  sinir hücresi sayıldı. Herbir beyin hücresi axon dediğimiz uzantıları ile  yüzer defa diğer beyin hücreleri ile birleşebiliyor, bağlantı kurabiliyor. Eskiden sanılırdıki:Beyin hücreleri yaşlanınca, ölünce bir daha gençleşmez, geri gelmez. Son zamanlarda uygun  stimulation - uyarılar ile gençleşebildikleri hatta yeniden doğabildikleri bulundu. Dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Profesör.Dr.Gazi Yaşargil'in 2005 yılı içindeki açıklamalarına göre de,beyin hücrelerinin adedi,uygun STİMULATION,yani UYARILAR ile 100 milyardan,bir trilyona kadar çıkabiliyor. Bu buluş insanın uzun ve sağlıklı yaşaması için çok umut vericidir. Eskiden ince hastalık ta denilen verem insanların korkulu rüyası idi. Kurbanlarını sapır sapır döker kırar geçerdi. Yeni mileniumda , yirmibirinci yüzyılda Eizheimer verem gibi korkulu bir hastalık olmağa başladı. Bu hastalığa bunaklık denip geçilirken bugün bunun sebebinin yukarıda bahsettiğimiz Neuron=beyin hücrelerinin yaşlanmasına=degenere olmasına =dumura uğramasına=harabolmasına; sayılarının azalmasına bağlı olduğu bulundu. Modern teşhis araçları ile bu hastalarda beyin doku ve kitlesinin çok azaldığı görüntülebiliyor. Bu hastalığa yakalanan zavallı insanlar söyledikleri sözleri unuttuklarından, ayni şeyleri devamlı olarak söylemeğe devam ederler. Bu devrede bile bu hastalarla sohbet imkanı da kalmaz. Daha ileri safhalarda en yakınlarını örneğin eşlerini ve çoluk çocuklarını bile fizikman tanıyamaz duruma gelirler. Evlerinden kazaen 10 - 15 metre uzaklaşıp yan bir sokağa düşenler imkansız evlerinin yolunu bulamazlar. Kim olduklarını ve kimliklereni de söyliyemediklerinden tam anlamı ile kaybolurlar.  Başkaları da onları tanımazsa evlerini ve ailelerini bulmak imkansızlaşır.  Tüm aile üyeleri seferber olur kaybolan kişiyi ararlar. Birkaç günlere varan böyle kayıp olaylarının örnekleri çoktur. Hastalığın çok ileri safhalarında nadir görülen. yaşanmış acıklı bir olayı burada zikretmekte fayda vardır sanırım.  Uzun yıllar evvel emekli olmuş bir albay arkadaşımın hanımı bu amansız hastalığa yakalanmıştı. Birkaç defa evden kaybolma olaylarından sonra hastalık daha da ilerlediğinde albay arkadaşım hasta hanımını evde katiyen yalnız bırakamaz duruma düşmüştü. Bir zamanlar kapıyı kilitliyerek evden birkaç dakika uzaklaşıp zaruri ihtiyaçları için bakkala kadar gidiyordu. Bir defasında gördüki: hasta hanımı bilmeden hava gazı düğmelerini açmış, ama kapatmayı unutmuştu , bu yüzden zehirlenmeden zor kurtarılmıştı. Albay arkadaşım da yatağa özel bir bağ sistemi yaptırarak çareyi bulmuştu. Sokağa çıkmağa çok mecbur kaldığı zamanlarda hanımını yatağa yatırıyor iyice bağladıktan sonra dişarı çıkıp işini görebiliyordu. Bunları anlattım. Çünkü hastalığın ileri safhalarındaki vehamet iyice anlaşılsın istedim. Hücre çalışmaları, genetik ve moleküler çalışmalar bu hastalara gelecekte ümit vadediyor. Bu çağda eczacılık motor rol oynayıp tıp ve biyolojiyi de ardından sürükleyecek gibi görülüyor. Söz moleküler - biyoljiden açılmışken bir nebze de Anadolu’daki yeraltı ve yer üstü GENOM=geneolojik=gen çalışma ve araştırmalarından bahsedelim.1990 lı yılların başlarında GEN ve genleri oluşturan DNA üzerindeki çalışmalar ilerleyince biyologistler antropoloğlarla işbirliği yaparak Anadolu da bugün yaşayan insanların ve binlerce, onbinlerce yıl evvel yaşamış,bugün Anadolu topraklarının altında çeşitli katmanlarda kalmış kemiklerinin GEN ve DNA yapılarını araştırdılar;Çalışmalar bittiğinde ortaya çok ilginç ve heyecan verici neticeler çıktı.Çalışmalar ortaya çıkardı ki:Anadolu da bugün yaşayanlarla,binlerce yıl evvel yaşamış insanların GEN ve DNA yapıları tamamen birbirinin aynidir.Bu topraklarda çeşitli devirlerde yaşamış insanlar tamamiyle birbirleri ile karışmış,tamamiyle birbirleri ile kaynaşmışlardır.Bu konudaki ayrıntıları üç bölüm halinde basında yayınlamayı tasarladığım ( Mustafa Kemal ve Mustafa Kemal Atatürk’e dair adlı yazı dizimin üçüncü bölümü olan Biyolojik-Moleküler Uygarlık Çağında Cumhuriyetimiz ) kısmında yazıyorum. Daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız. 

       İzin verirseniz  Anadolu alaşımı bağlamında ben de soyadımdan sözetmek isterim. HORTO Kürt kökenli Türkçe olup delikanlı - çapkın kabadayı demektir.  Anadolu alaşımının bir parçası olduğumdan işte bende şimdi  gurur duyuyor, öğünüyorum.   

       Sitemde yayımladığım kitabımda daima tartışmalı, henüz karara bağlanmamış konuları seçtim.  . Çağımız sunshine and trasparency=Aydınlık ve şeffaflık çağıdır. Herkesi siteme girmeğe, fikirlerini söylemeye, karşı fikir üretmeye beni eleştirmeye davet ediyorum. Böylece beyin cimnastiği dediğimiz yolla yorulan, yavaşlayan, yaşlanan beyin hücrelerini yeniden gençleştirip kuvvetlendirirler, beyin hücrelerinin yok olmasını önlerler ve yüzyılın hastalığı olmağa başlayan EİZHEİLMER’e yakalanmazlar. Bundan da fazla,  günümüzün ve geleceğimizin oluşup şekillenmesine büyük katkılar sağlarlar.  

       6- UZAYDA DÜNYA UYGARLIK ÇAĞI: Uzayda dünya uygarlık çağı=civilisation at the space=le epoque de civilisation dans espace:Uzayda,  dünya uygarlık çağı deyimini ilk defa ortaya atıp,kullanan, Demokrasidedevrim.com olarak biziz.

       Profesör Dr.Alvin Toffler ve,Heidi Toffler’in,2006 yılının Ekim ayında, yayınladıkları Zenginlik Devrimi adlı kitaba göre,atalarımız,40.000 yıldır mağarada yaşarken,EİNSTEİN diye adlandırılabilecek,akıllı bir kişi,muhtemelen bir kadın anamız,ilk defa,bir tohumu toprağa attı.Çok muhtemeldir ki: tohumun toprağa ilk atıldığı yer, coğrafî olarak bugün,Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, KARACADAĞ civarındadır.İşte o zaman tarihte,Tarım Uygarlık Çağı başladı.Tarım uygarlık çağı,10.000 yıl sürdü.Arkadan,400 yıl süren Endüstri uygarlık çağı geldi.Yine ayni kitaba göre,1956 yılının Mayısında,Amerika Birleşik devletlerinde,Beyaz yakalı çalışanların adedi,mavi yakalı çalışanları geçince de,yeryüzünde BİLGİ UYGARLIK ÇAĞI başladı.

       Mavi yakalı çalışanlar,kol kuvveti ile çalışan işçileri,beyaz yakalı çalışanlar ise fikir işçilerini temsil ederler. Son elli yılda,Bilgi uygarlık çağı sürerken,BİYOLOJİK MOLEKÜLER UYGARLIK ÇAĞI ve UZAYDA DÜNYA UYGARLIK ÇAĞI da başladı.Günümüzde,biri devrini tamamlamadan,bu üç uygarlık çağı birlikte yaşıyorlar.Birbirlerine destek oluyorlar.Birbirlerini tamamlıyorlar.

       1789 Fransız devrimi ile dünyaya gelip yerleşen Nasyonalism,ulusçuluk,yani milliyetçilik,yirminci yüzyılda,Lenin’in sosyalist devrimi ile yerini,Enternasyonalisme bıraktı.Yirmibirinci yüzyılın,ilk yıllarında doğan çocuklar da,yirmibirinci yüzyılın sonlarına geldiklerinde,tarihte eskiyen her nesne gibi, enternasyonalismin pabuçlarını dama atarak,Karl Marks’ın bilimsel deyimi ile enternasyonalismi de,balta gibi müzeye koyarak,UNİVERSALİSM,yani,EVRENSELLİK şarkıları söyliyecekler.

       UZAYDA UYGARLIK ÇAĞINI da,UNİVERSALİSM=EVRENSELLİK kavramını da ilk defa biz ortaya attığımıza göre,İntellectual property= propriété intellectuelle,yani fikir mülkiyeti yasalarına göre,bunların patent hakkı=fikir hakkı,demokrasidedevrimin şimdiki ve gelecekteki sahiplerinin ola.Ve olmalıdır da.Bu,şimdiden böyle biline.

       Bugüne kadar hiç kimsenin bu deyimi kullandığını duymadım. 60 yıl önce dünyaca ünlü şairiımiz Nazım Hikmet bir şiirinde (Insan oğlunun kafası ve kolu öyle çelik yürekli aslanlar yaratmışki:bir vuruşta,  toprağı yere serebilir;yılda bir veren nar,  bin verebilir). Demişti. Nazım’dan yarım yüzyıl sonra yine insanoğlunun kafası ve kolu, çelikyürekli aslanlar yanında,  Dahi beyinli küçük, NANO makineler de yarattı. Ve insanoğlu dahi beyinli bu küçük makineleri gene kafası ve kolu ile geliştirdiği dev roketler kullanarak uzaya fırlattı. Dahi beyinli bu makineler birbirinin yoluna çıkmadan. birbirleri ile çakışıp, çarpışmadan uzayda tur atıp duruyorlar, habire dolaşıyorlar. Ve dünyamıza uzay, gezekenler ve yıldızlar hakkında faydalı bilgiler yolluyorlar. Uygarlığın diğer dört aşaması gibi içinde yaşadığımız moleküler - biyolojik çağda pek yakında sona erecek ve uzayda, dünya uygarlık çağı başlayacak. Mars gezegeninin 60 milyon yıldanberi dünyamıza en yakın mesafeye sokulduğu 27 ağustos, 2003 ten çok önceleri bile Amerika da MARS HUMAİN SOCİETY=MARS’A İNSAN YERLEŞTİRME CEMİYETİ kuruldu . Marsa insan yerleştirme cemiyetı başkanı MR. Zuber dir. Mr. Zuber diyorki:Marsa insan yerleştirme iki aşamada gerçekleşecek.  

       1- robotic stage,  robotic period: Bu aşama çoktan başladı bile. Birkaç yıl önce uzay mekikleri ile marsa gönderilen robotlar Marsa yumuşak iniş yapmayı başarıp mars yüzeyinde dolaşıyorlar ve dünyamıza mars  hakkında faydalı bilgiler gönderiyorlar. Amerikadan birkaç ay önce fırlatılan diğer iki uzay mekiğinin de 2003 ylı aralık ayının sonlarında marsa ulaşması ve yüklerini boşaltması bekleniyor. Bu yüklerle gelecek daha gelişmiş, daha akıllı rabotların dünyamıza daha faydalı bilgiler göndermesi bekleniyor. Dünyaya en uzak gezegen olan JÜPİTER’I araştırmak üzere 14 yıl önce. 1989 da GALİLLEO uzay aracı gönderildi. 14 yıl boyunca Galilleo dünyaya uzay ve Jüpiter hakkında onbinlerce faydalı bilgi aktardı. Galilleo Jupiter etrafında 35 tur attı. Daha 11 tur atıp dünyaya dönmesi planlandığından NASA’dan fırlatılmadan önce sterlize edilmemiş, yani mikroplardan arındırılmamıştı. Nevarki:jupiter etrafında dönerken Galilleo’nun yörüngesinde hafif bir sapma olduğundan Jüpiter’in uydusu EUROPA’ya çarpma tehlikesi belirdi. Europa’ya çok önceden insan yerleştirme planları yapan NASA’nın bilgin ve yöneticileri, Galilleo Europa’ya çarpıpta mikrop bulaştırmasın diye 22 Eylül, 2003 günü erken saatlerde onu, saatte 173700 Km. hızla Jüpiter’in fırtınalı, koyu atmosferine sokup parçalattılar. Bu olay bile insanoğlunun yalnız dünya çevresini gözetip,  korumasına değil, fakat ayni zamanda uzay çevresini de korumağa olan titizliğinin;VEDE kafası ve kolu ile 10000 ylda geliştirdiği dünya uygarlığını uzayın derinliklerine taşıma niyet, karar ve azminin en belirgin göstergesidir.  

       2- Marsta Humanic stage=marsa insan yerleştirme aşaması:Yerleştirme cemiyeti başkanı Mr.  Zuber’e göre bu aşama önümüzdeki 10 - 15 yıl içerisinde gerçekleşecek. şimdiden maaliyet hesapları yaptılar.  Marsa insan yerleştirmek dünyadaki insana 50 milyar dolara malolacak. Bütün bu aşamalar dünya tarihi yanında kısa bir sürede gelişiyor. Bugün uzayın derinliklerinde dünyadan gönderilen uydu araçlar dolaştığına göre uzayda dünya uygarlık çağı başladı bile diyebiliriz. İnsanoğlu gözünü uzaya dikti bir kere;Bugüne dek uzayda canlı olup olmadığını, uzayda bir uygarlık kurulup kurulmadığını kesin olarak bilemiyoruz.  

       Ey uzaylılar!!Biz insanoğulları,  10. 000 yılda dünyada oluşturduğumuz dünya uygarlığını uzayınıza da taşıyıp, UZAYDA DÜNYA UYGARLIĞINI kurmağa geliyoruz. Eğer sizinde uzayda oluşturduğunuz uzay uygarlığınız varsa, geliniz dünyamızda hala bakir kalmış, Afrika çöllerinde, Asya steplerinde ve kutup buzullarında  

DÜNYADA UZAY UYGARLIĞINI geliştiriniz.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

       Bugün 4 Şubat,2008.Amerikan Uzay dairesi NASA nın ve BEATELS  diye meşhur, İngiliz  Şarkı gurubunun 50 inci kuruluş yıldönümleri.

       Nasa ve Beatels’lar,müşterek olan,50 inci kuruluş yıldönümlerini birlikte kutladılar. BEATELS’ların ( Across the Üniverse =( Kâinatın yani evrenin içinden)=Kâinatın yani evrenin ortasından ) adlı ünlü şarkılarını saniyede 307.000 km . hızla,Amerika saati ile sabah 7 de bizim saatimizle öğleden sonra 2 de, uzaya gönderdiler.

     Bu ünlü şarkı, bu güzel nağmeler, dünyamızdan 431 ışık yılı uzaklıktaki kutup yıldızına da ulaşacak.Uzayın derinliklerinde yankılar yapacak. 

İlave: 04.Şubat.2008

-----------------------------------------------------------------------------------------------

       Yaradılışından bugüne kadar insanoğlu her konuyu incelemiş,her olasalığı araştırmış ama kendi varlığının temeli olan HAYAT hakkında belirli,basit kalıplar dışında kafa yormak istememiştir.Hayat nedir?=que est la vie?=what is the life? Sorusuna derinlemesine cevap aramamış;belki de kolay olduğu için akıl yoluna değil,nakil yoluna itibar etmekle yetinmiştir. ( Havva’nın Adem babanın kaburgasından,Adem babanın ise çamurdan yaratıldığı !!!  gibi..Oysa aşmakta olduğumuz Biyolojik-Moleküler uygarlık çağı insandan en kıymetli özvarlığı HAYAT konusunda daha gerçekçi,daha bilimsel sentez ve tanımlar beklemektedir. 

      Ben bugüne kadar edinebildiğim bilgilerimin ışığında , HAYAT hakkında şu materyalist tanımı ortaya atıyorum.HAYAT cosmos ta yani evrende durduraksız,devamlı süregelen ENERJİ DEĞİŞ-TOKUŞUNUN en ılımlı ve en olumlu aşamasıdır.=LA VİE est le plus modéré et le plus affirmative etap de l’échange des energy ce que toujours continûment existé dans l’universe= the life is most moderate and most positif leap of exchange of the energy which contuniously exists at the universe. 

       Tüm evrende cansızlar,yaşamak ve üremek sorunu olmayan nesnelerdir.Cansızların aksine bütün canlılar, yaşama ve üreme kavgası vermek zorundalar.  

      Gayet tabiidirki:bu görüşe karşı başka tezler,başka tanımlar ortaya atılabilir ve bu çok önemli konu her yönü ile sonuna kadar tartışılabilr.Ancak bu materyalist tanımın eğrisi de,doğrusu da,sevabı da günahı da bana aittir.. 

 

       İlinti: * Tarih ve Hukuk

    

      Dr. Hasan HORTO

     22 Temmuz, 2003, Ar-Tur, Burhaniye   

                                                 

   

                   

  Bu bölüm ile ilgili görüş, eleştiri veya ilave edecekleriniz varsa
lütfen " info@demokrasidedevrim.com " adresine iletirseniz memnun olacağım.

 

 

SAYFA BAŞI

 
  AKSAK ADALET BİLİM ve TABABETZALIM SİYASET